Kalıplara Sığmayan Yönetmen! Jean-Luc Godard Sinemasından Mutlaka İzlemeniz Gereken Filmler

-

Jean-Luc Godard, birçok sinemaseverin bildiği gibi, yazar, senarist, eleştirmen ve film yapımcısı olarak Fransız Yeni Dalga hareketin etkili isimlerinden biri.

Film anlatısı ve formu üzerine deneyler yapmayı ve hem sinemanın hem de kendi stilini oluştururken kullandığı bileşenlerin sınırlarını zorlamayı seven bir yönetmen olduğunu söyleyebiliriz.

Aslında fazla söze gerek yok, sinemasını en güzel kendisi açıklıyor;  "Kimi insanlar sokakta yürürken etrafı bakıp gözlemler, kimileri ise önüne bakar ve başını kaldırdığında birdenbire mühim bir şeyler görüverir; bunu sinemaya uyarlarsak, ben ikinci türden bir yönetmenim."

1. Serseri Aşıklar (1960) A Bout de Souffle

IMDb: 7.9

Fransız Yeni Dalga hareketinin en popüler oyuncularından biri olan Jean-Paul Belmondo ve filmin yayınlanmasından sonra saç kesimi ikonik hale gelen Jean Seberg’in baş rollerinde oynadığı "Breathless", Godard'ın en bilinen filmlerinden biri. 

Bir gangster filmi olarak başlayıp süreç geliştikçe romantik bir film haline gelen "Breathless", farklı amaçlar ve dünya görüşleri tarafından parçalanmış aşıkları konu ediniyor.

Trufault’nun bir gazete haberinden yola çıkarak geliştirdiği fikrini, Godard o güne dek dünyada örneği görülmemiş serbest bir stille ve sempatik dille ortaya koyuyor.

2. Vivre Sa Vie (1962)

IMDb: 8.0

Godard’ın ikinci filmi olan "Vivre Sa Vie", eşi Anna Karina’nın da oynadığı bir film.

Film, yönetmenin görsel stilinin simge haline gelecek 12 karaktere bölünmüş, dünya hakkındaki hoş görülmeyen gerçekleri öğrenen fahişe haline gelen genç bir kızın öyküsünü anlatıyor.

3. Nefret (1963) Le Mépris

IMDb: 7.7

Brigitte Bardot’un "femme fatale" olarak baş rolünde arzı endam ettiği film; sanat ve iş arasındaki çatışmayı konu alıyor. 

Filmin konusu ise şöyle gelişiyor; Paul Javal Yunan tragedyası Ulysses'in yeni ve daha ticari bir versiyonunu yazması için kiralanan bir senaristtir. Yönetmen Fritz Lang yapımcı ise Jeremy Prokosch olacaktır ama Javal, karısı Camille'in yapımcı Prokosch tarafından baştan çıkartılmasına seyirci kalır. Camille kocasının kendisini kullandığını anlar ama bu oyunu da gittiği yere kadar sürdürür. Artık, bu bir aşk, kıskançlık ve güç oyunudur...

4. Çete (1964) Bande à Part

IMDb: 7.8

"Bande a Part", Godard’ın 1960’lardan kalma en ikonik filmlerinden biri. Özellikle Bernardo Bertolucci’nin "Dreamers"ı (2003) filminden sonra daha da dikkat çekti. 

Filmde, Franz (Sami Frey) ve Arthur (Claude Brasseur) rutinden kurtulmak için soygun yapmak isterler ve bu soyguna Odile’i (Karina) de davet ederler. Odile, sinemaya gitmeyi çok seven yalnız bir kızdır ve geç saatlere kadar fiili bir soygunda olmak yerine bir filmde gördüğü şeyler içerisinde kaybolmayı tercih eder.

5. Alphaville (1965)

IMDb: 7.2

Duyguların yasaklandığı farklı bir gezegende bulunan bir toplum hakkındaki distopik bilim kurgu olan filmde, Godard, dilin işlevleri konusunda ustaca bir eleştiri yapıyor. 

Film, yasayı çiğneyen ve gezegenini araştırmak için Amerikalı bir dedektife aşık olan Alphaville’den genç bir kadının öyküsünü anlatıyor. "Alphaville", "film noir" estetiği, kaçınılmaz "femme fatale" (Anna Karina) ve soğuk görünüşe sahip bir dedektif (Eddie Constantine) karakteri ile Godard’ın sanatla ilgili denemelerinden birini sunuyor bizlere.

6. Çılgın Pierrot (1965) Pierrot le Fou

IMDb: 7.7

"Alphaville"in karanlık estetiğinden sonra, "Pierrot le Fou" sizde bir renk patlaması yaşatabilir.

Filmde bir gangsteri canlandıran Jean-Paul Belmondo, çılgınca seven bir erkeği oynuyor. Ancak bu sefer gangster kız (Anna Karina) onunla kaçmayı reddeder. "Breathless" ile pek çok benzerliği olan "Pierrot le Fou", hem figüratif hem de edebi anlamda renkli ve patlamış bir şekilde kendi kendini yıkıma götüren kahramanlarını izlerken tüm anlatı beklentilerini kırıyor.

7. Masculin Feminin (1966)

IMDb: 7.6

"Masculin Feminin", Godard’ın filmografisine siyasi bir yön veren ilk film. "Le Petit Soldat" filminde bu yönde bir ipucu vermişti ancak daha net siyasi mesajlar içeren filmlerini izlememiştik. 

Filmde, Paul’un (Leaud) zorunlu askerlik görevini tamamlamasının ardından çevresindeki insanlarla, özellikle de pop şarkıcısı olan kız arkadaşıyla olan etkileşimi işleniyor.

Yine, Godard'ın birçok filminde olduğu gibi bu filminde de Fransa’nın gençlik kültürü hakkında gözlem ve eleştirilere rastlamak mümkün.

8. La Chinoise (1967)

IMDb: 7.2

Baş rollerinde Jean-Pierre Leaud ile Godard’ın yeni eşi ve kahramanı olan Anne Wiazemsky’nin oynadığı "La Chinoise", Godard’ın ilk radikal politik filmlerinden biri. Film, temelinde salt siyasi teori barındırdığı için önceki filmlere göre daha açık olduğu söylenebilir. 

Filmin konusu ise, Mao’yu okuyan bir grup Fransız öğrencinin, teröre dayalı dünyayı, teorilerine göre değiştirmenin yollarını aramaları ve gelişen olaylardır.

9. Week-end (1967)

IMDb: 7.3

"La Chinoise" ile aynı yıl vizyona giren "Weekend", Fransız burjuvazisi ile ilgili siyasi bir hiciv niteliğinde. Anlatı yapısı, "La Chinoise"den oldukça farklı olan film, bir öykü yerine bir dizi kısa allegorik deneme gibi de değerlendirilebilir.

Film bir grubun kırsal yolculuğu ekseninde gelişiyor. Trafik sıkışıklığı, yamyamlık ve işlenen cinayetler, zamanın Fransız toplumu için metafor olarak seçilirken, bu durumdan tüketici davranışları sorumlu tutuluyor.

10. Prénom Carmen (1983)

IMDb: 6.6

Godard, "Prenom Carmen" ile üzerinde durduğu cümlesine tekrar geri dönüş yapıyor; “İyi bir film için ihtiyacınız olan tek şey bir kadın ve bir silahtır."

"Pierrot le Fou"yu karakter kalıpları açısından anımsatan film, Godard’ın 1960’lı yıllardan sonraki dönemiyle daha yeni, daha radikal filmleri arasında bağlantı kurarak Fransız Yeni Dalga filmleri arasındaki boşluğu dolduruyor. Filmde, polis memuruna (Jacques Bonnaffé) aşık olan terörist bir çete üyesi Carmen’i (Maruschka Detmers) izliyoruz.

BONUS: İmgeler ve Sözcükler (2018) Le Livre D'image

IMDb: 6.7

Godard’ın bu son filmi yine kışkırtıcı, yine zorlayıcı, elbette politik ve zihin açıcı. Godard’ın kendi sesiyle "Savaş geldi" diyerek başlattığı, bazılarına göre "gözlere ve kulaklara hitap eden bir şiir" bazılarına göreyse "bir korku filmi kadar güncel ve dehşet verici" olan İmgeler ve Sözcükler, bilge aktivist Godard’ın gözünden dünyanın hâlini anlatıyor. 

Farklı formatların, görüntü kaynaklarının, ses parçalarının kolajlandığı İmgeler ve Sözcükler, sinemada artık hiçbir şeye özgün denilemeyeceğini iddia eden bir zihin egzersizi, oryantalizmden sinema ahlakına kadar birçok konuya değinen görsel bir bombardıman, yine heyecan verici bir başyapıt.

BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
Helal olsun!
Hoş değil!
Yerim!
Çok acı...
Yok artık!
Çok iyi!
Kızgın!

ONEDİO ÜYELERİ NE DİYOR?

Yorum Yazın
nomadsoul

Üniversite'de okuyan hanım kızımız, Jean-Luc Godard'ı keşfetmiş bir de Allah bilir Nouvelle Vague, Morrissey gibi sanatçıları da hayatına kısa zamanda sokmuştur. Fabrikasyon bir hayat yaşıyoruz.

kenyan

5-6 tane filmini izlemiş biri olarak normal izleyicilere önermediğim yönetmendir. Aşırı derecede sıkılabilir " Ne anlatıyor lan bu adam ? " diyebilirsiniz. Konu seyrinde akarken kendisinin de ikinci bir tip yönetmen olduğunu söylediği gibi birden bire çok alakasız spontane bir şekilde farklı sahnelere geçip sizleri yorabilir. O yüzden tavsiyem burada görüp de hemen izlemeye kalkmayın.

Başlıklar

Amerika Birleşik DevletleriBilimFransaPolisSavaşSinemaTercihYunanistananneaşkdizi
Görüş Bildir