İnternetin İlk Yıllarında Ailelerimizin Göz Yumduğu Ama Aslında Tehlikeli Olan Şeyler
Modemin cızırtısıyla açılan, telefon hattını saatlerce meşgul eden o yılları hatırlıyor musunuz? Bilgisayar çoğu evde yeni bir eşyaydı ve anne babalarımız ekranın başında ne yaptığımızı pek sormuyordu. HuffPost'un internetin ilk yıllarını konu alan derlemesinden yola çıktık ve bugün hiçbir ebeveynin kolay kolay izin vermeyeceği o alışkanlıkları bu topraklarda büyüyen bir kuşağın hafızasından topladık.
Kaynak: HuffPost
Bağlanmak için telefon hattını saatlerce kilitliyorduk
Her şey modemden yükselen o tiz cızırtıyla başlıyordu. 2000'lerin başında evlerin çoğu internete telefon hattı üzerinden, çevirmeli bağlantıyla giriyordu; bağlı kaldığımız sürece eve kimse ulaşamıyordu. Akrabalar 'Telefonunuz neden hep meşgul?' diye sitem ederken biz tek bir şarkının inmesini dakikalarca bekliyorduk.
Bağlantı süresi doğrudan telefon faturasına yansıdığı için 'Az kaldı, kapatıyorum' cümlesi evlerde en sık duyulan bahanelerden biriydi. Bu ekran macerası da çoğu zaman herkes uyuduktan sonra, kimsenin bakmadığı saatlerde yaşanıyordu.
Bilgisayarın başında ne yaptığımızı soran pek olmuyordu
Kimsenin bakmamasının en büyük nedeni, anne babalarımızın bu yeni dünyayı bizden daha az tanımasıydı. Bilgisayar ya salonun bir köşesinde ya da çocuk odasındaydı ve 'Ödev yapıyorum' demek çoğu zaman yeterliydi. Filtre, ebeveyn denetimi ya da ekran süresi gibi kavramlar henüz hayatımıza girmemişti.
Şarkıları dosya paylaşım programlarından indirip evin bilgisayarını virüse boğmak da bu serbestliğin bedeli oldu. Bilgisayar bozulunca kızan aileler bile, o ekranda kimlerle konuştuğumuzu pek merak etmiyordu.
Okul çıkışı soluğu internet kafede alıyorduk
Evde bilgisayarı ya da bağlantısı olmayanların adresi ise belliydi: mahallenin internet kafesi. Sigara dumanının eksik olmadığı bu salonlarda saatlerce oyun oynanıyor, ilk e-posta adresleri açılıyor, sohbet odalarına buradan giriliyordu. Eve geç dönen çocukların klasik cevabı da hazırdı: 'Etüde kaldım.'
Kafelere dair kurallar zamanla sıkılaştı; 2007'de yayımlanan yönetmelikle işletmelere içerik filtresi kullanma zorunluluğu getirildi. Ama o güne kadar bu salonlar, çocukların ailelerinin gözünden en uzak kaldığı yerlerden biriydi.
Sohbet odalarında hiç tanımadığımız kişilerle konuşuyorduk
İnternet kafelerin en kalabalık ekranlarında genellikle mIRC açıktı. Şehir adlarıyla açılmış kanallara girip ilk mesajı 'yaş, cinsiyet, şehir?' diye atmak neredeyse bir gelenekti. Karşıdakinin gerçekten söylediği kişi olup olmadığını bilmenin hiçbir yolu yoktu; dikkat çekmek için takma adına kız ismi yazan erkekler de sohbet odalarının klasik figürüydü.
Bu sohbetlerin bir kısmı ekranın dışına da taşındı. 'İnternette tanıştık' cümlesi o yıllarda hem merak hem endişeyle karşılanıyordu; hiç görmediği biriyle buluşmaya giden gençlerin hikayeleri mahallede kulaktan kulağa dolaşırdı.
Telefon numaramızı ilk sohbette paylaşmak sıradandı
Sohbet odalarının yerini zamanla MSN aldı. Türkiye bu programı en çok kullanan ülkelerin başındaydı: Microsoft'un 2009'da paylaştığı verilere göre 29 milyon kullanıcıyla Brezilya'nın ardından dünyada ikinci sıradaydık. Listeye arkadaşın arkadaşını, hatta hiç görmediğimiz kişileri eklemek son derece sıradandı.
Ev telefonu, cep numarası, okulun adı... Bu bilgileri ilk birkaç sohbette paylaşmak kimseye tuhaf gelmiyordu. 'Çağrı atarım' diye numara isteyen birine 'Neden?' diye sormak aklımıza bile gelmezdi. MSN 15 Mart 2013'te kapandığında geride bir neslin bütün o pervasız sohbetleri kaldı.
Fotoğraflarımız herkese açık profillerde duruyordu
Sosyal medya hayatımıza Netlog gibi sitelerle girdi. 2008'de Türkiye'den 5 milyona yakın üyesi olan bu platformda profiller çoğunlukla herkese açıktı. Web kamerasıyla çekilmiş bulanık fotoğraflar, okulun adı, oturulan semt ve ziyaretçi defterine bırakılan mesajlar tek tıkla görülebiliyordu.
Bugün çocuğunun fotoğrafını paylaşmadan önce iki kez düşünen ebeveynler, o yıllarda bu profillerin varlığından çoğu zaman haberdar bile değildi. Gizlilik ayarı diye bir derdi olmayan gençler de profillerini olabildiğince kalabalık bir ziyaretçi listesine açmak için yarışıyordu.
Uzmana göre bu özgürlüğün olumlu bir tarafı da vardı
Bu kadar serbest bırakılmamızın ardında aslında tanıdık bir alışkanlık yatıyor. Akşam ezanı okunana kadar sokakta oynayan, mahallede kendi başına dolaşan çocuklar için ekran başında yalnız kalmak da ailelere olağan geliyordu. ABD'li klinik sosyal hizmet uzmanı Adria Hagg da HuffPost'a yaptığı değerlendirmede, 1970'ler ve 80'lerde çocukların sokakta oldukça bağımsız büyüdüğünü, internetteki denetimsiz saatlerin de bu alışkanlığın devamı olduğunu söylüyor.
Hagg'e göre küçük hatalar yapabileceği bir alan tanınan çocuklar, sağduyu geliştirmeyi de bu sayede öğreniyor. Uzman, özgürlüğü bir anda vermek ya da tamamen kısmak yerine, çocuk sorumluluk alabildiğini gösterdikçe adım adım genişletmenin daha doğru olduğunu vurguluyor.
Keşfet ile ziyaret ettiğin tüm kategorileri tek akışta gör!





Yorum Yazın