Gördüğün İlk Şey Bilinçaltındaki En Büyük Korkunu Söylüyor!
İnsan zihni, ucu bucağı görünmeyen devasa bir okyanus gibidir. Günlük hayatta ne kadar güçlü, mantıklı ya da neşeli durursak duralım; bilinçaltımızın derinliklerinde bir yerlerde bizi yöneten, kararlarımızı etkileyen gizli korkular saklarız. Psikolojide Rorschach (mürekkep lekesi) testleri, tam da bu gizli odaların kapısını aralamak için kullanılır. Şimdi arkana yaslan, zihnini boşalt ve yukarıdaki soyut sanat eserine dikkatlice bak. Gözün ilk olarak hangi detaya çekildi? Cevabın, kendinden bile sakladığın o en büyük korkuyu fırlatıp yüzüne vuracak.
Hazırsan başlayalım!
Görsele ilk baktığında gözün en çok hangi detaya takıldı?
"Kontrolü Kaybetmek ve Belirsizlik!''
Gözün o dipsiz, karanlık girdaba çekildiyse, senin zihnin sürekli bir sonraki adımı planlamakla meşgul demektir. Hayatı, kariyerini, ilişkilerini ve geleceğini bir satranç oyuncusu gibi 5 hamle sonrasını düşünerek yaşamaya çalışıyorsun. İşte tam da bu yüzden bilinçaltındaki en büyük kabusun: Kontrolünün dışındaki olaylar yüzünden hayatının tepetaklak olması. Gelecek kaygısı senin adeta gölgen olmuş durumda. 'Ya işler istediğim gibi gitmezse?', 'Ya emeklerim boşa çıkarsa?' soruları geceleri seni uykusuz bırakabiliyor. Hayatındaki belirsizlikler seni inanılmaz strese sokuyor çünkü adımlarını net göremediğin her an, o merkezdeki karanlık boşluğa düşüyormuş gibi hissediyorsun. Hayattaki her şeyi, herkesi ve her ihtimali kontrol edemezsin. Bazen rüzgara karşı kürek çekmeyi bırakıp, akışın seni götürdüğü yerin de güzel olabileceğine inanman gerekiyor. Esnemeyi öğrenmek seni zayıflatmaz, aksine kırılmanı önler.
“Anlaşılamamak ve Ruhsal Yalnızlık!''
Senin gözün o karmaşanın içindeki tek umut ışığına, yani sağ alttaki parıldayan yeşil detaya takıldı. Bu durum, senin aslında çok derin, duygusal ve sezgisel bir iç dünyaya sahip olduğunu gösteriyor. Ancak bu kadar derin olmanın getirdiği çok ağır bir yük var. Senin bilinçaltındaki en büyük korkun: Etrafın insanlarla dolu olsa bile kalben yapayalnız kalmak ve kimse tarafından gerçekten anlaşılamamak.Sen geçmişe, yaşanmışlıklara ve saf duygulara büyük bir özlem duyuyorsun. Modern dünyanın o yüzeysel, hızlı ve çıkarcı ilişkileri seni ruhen çok yoruyor. İçindeki o parlak ışığı (yani gerçek seni) birilerine açtığında, onların bunu basitleştirmesinden veya incitmesinden korkuyorsun. Bu yüzden çoğu zaman kendini geri çekiyor, maskeler takıyor ve kendi içine sığınıyorsun. Herkesin seninle aynı derinlikte hissetmesini beklemek seni sadece hayal kırıklığına uğratır. İnsanların seni tamamen çözmesini beklemeden de onlarla bağ kurabilirsin. Duvarlarını biraz indirmekten korkma; içindeki o güzel yeşil ışığı dünyaya göstermelisin.
“Güvenini Kaybetmek ve Sırtından Vurulmak!''
Sol taraftaki o keskin, agresif ve dikenli kırmızı hatlar senin ilk dikkatini çeken şey olduysa, zihnin şu anda en üst düzey savunma mekanizması modunda çalışıyor demektir. Kırmızı renk tehlikeyi, tutkuyu ve öfkeyi temsil eder; o keskin hatlar ise sınırları. Senin bilinçaltındaki en büyük korkun: Çok değer verdiğin, güvendiğin biri tarafından hayal kırıklığına uğratılmak ve incitilmek.Geçmişinde (belki ikili ilişkilerinde, belki de aile/arkadaşlık bağlarında) aldığın ve tam olarak iyileşmeyen bazı yaraların var. İçinde birikmiş, bastırdığın bir kırgınlık veya öfke söz konusu. 'Eğer birine çok güvenirsem canımı yakarlar' inancıyla etrafına görünmez ama aşılması imkansız dikenli teller örmüşsün. İnsanları sürekli testten geçiriyor, en ufak bir şüphede arkana bakmadan uzaklaşıyorsun. Kendini koruma içgüdün çok anlaşılır, ancak herkesi potansiyel bir düşman gibi görmek seni sürekli tetikte tutar ve çok yorar. Geçmişte canını yakan insanların faturasını bugün hayatına giren yeni ve temiz insanlara kesmemelisin. Güvenmek bir risk evet, ama hayatı yaşanır kılan tek risk de bu.
“Sıradanlaşmak ve Hayatta Hiçbir İz Bırakamadan Silinip Gitmek!''
Eğer gözün o kaotik renklerin ve keskin hatların uzağındaki derin, karanlık ve yıldızlı kozmik boşluğa çekildiyse; senin ruhun bu dünyanın küçük, günlük ve vizyonsuz dertleriyle tatmin olamayacak kadar yukarılarda uçuyor demektir. Sıradan bir hayat yaşamak, sabah 9 akşam 5 bir döngünün içinde kaybolmak sana göre bir kabus. Senin bilinçaltındaki o en büyük, en köklü korkun: Fark yaratamadan, potansiyelini gerçekleştiremeden ve bu dünyada görünmez bir gölge gibi yaşayıp gitmek. Sen içten içe özel olduğuna, bu dünyaya büyük bir amaca hizmet etmek veya iz bırakmak için geldiğine inanıyorsun. İşte bu yüzden seni en çok korkutan şey başarısız olmak değil; 'herkes gibi' olmak. Sıradanlaşmak, fikirlerinin önemsenmemesi ve potansiyelinin fark edilmemesi düşüncesi içini kemiriyor. Zamanın akıp gitmesi ve senin hâlâ o 'büyük sıçramayı' yapamamış olman hissi sende gizli bir panik yaratıyor. Bu yüzden bazen kendini aşırı dahi ama dünyayı beğenmeyen bir münzevi gibi yalnızlaştırıyorsun.Dünyayı değiştirmek veya iz bırakmak her zaman devasa, tarihi adımlarla olmak zorunda değil. Bazen bir insanın hayatına dokunmak, bazen sadece ürettiğin küçük bir şeyi samimiyetle dünyaya sunmak da en büyük izdir. Büyük resme o kadar çok odaklanıyorsun ki, şu an yürüdün yolun ve anın güzelliğini kaçırıyorsun. Unutma; evren zaten yıldızlarla dolu, senin ekstra parlamak için kendini bu kadar hırpalamana gerek yok. Zaten varsın ve zaten özelisin.
Keşfet ile ziyaret ettiğin tüm kategorileri tek akışta gör!





Yorum Yazın