Gerçeklikten Kopup Kafanızın İçindeki Seslere Teslim Olacağınız Mistik Overthink Mekanları
Bazen hayatın o boğucu gürültüsü o kadar dayanılmaz bir hal alır ki, her şeyi bir kenara bırakıp sadece kendi zihnimizin yankılarıyla baş başa kalmak isteriz. İşte tam da böyle anlarda, dış dünyayla tüm bağlantıyı kesip geçmişi, geleceği ve o hiç atılmamış mesajları acımasızca sorgulayabileceğimiz sığınaklara ihtiyaç duyarız.
İşte uzun uzun overthinkleyebileceğiniz mistik mekanlar...
Listemizin başında tabii ki çocuk parkları yer alıyor...
Hava tam kararmaya başlarken, o turuncu ışıkta sallanan çocukları izlemek, masumiyetin tam ortasında kendi yetişkinlik dertlerinle baş başa kalmanın verdiği o garip kontrast insanı gerçekten olduğu yere çiviler. Onların dertlerinin sadece 'salıncağa kim binecek' olduğu gerçeğiyle, kendi hayatındaki kaosun çarpışmasını izlersin...
En az 10 saatlik bi' yolculuk yapacaksınız, şehirlerarası otobüslerin arka koltuğu da sizi düşünceler daldırabilir.
Türkiye'de overthink kültürünün resmi kurumu burasıdır. Gece saat 03:00 suları, Afyon tesislerinden yeni çıkılmış, otobüsün içi loş ve herkes uyuyor. Kulaklıkta çalan Sagopa Kajmer'in Galiba'sı veya Sezen Aksu'nun Vazgeçtim'i eşliğinde camdan dışarıdaki süzülen sokak lambalarını izlerken 'Ben o mesajı neden attım?', 'Hayatım nereye gidiyor?' soruları adeta içinizi kemirir.
Deniz kokusunun anısı vardır, bilen bilir. Haliyle vapur arkası 'overthink'lerini de atlamamak lazım.
Deniz kıyısında yaşayanların vazgeçilmez kaçış noktası. Vapurun bıraktığı o beyaz köpüklere bakarken, sanki bütün dertlerin o köpüklerle beraber geride kalıyormuş gibi hissedersin ama aslında hepsi seninle geliyordur.
Sahil sadece yaz mevsiminde yok biliyorsunuz ki. Kışın adeta bizi içine çeken soğuk dalgalı sahilleri de unutmayalım.
Yazın cıvıl cıvıl olan o sahillerin kışın büründüğü ıssızlık, tam bir melankoli yuvasıdır. Dalgaların kayalara çarpma sesi, kafanın içindeki düşüncelerin çarpışma sesini yansıtır. Bankta oturup sadece gri denize ve gökyüzüne bakmak, insana kendi küçüklüğünü hatırlatır.
Daha önce herhangi bir çay bahçesinin arkla masasında hayallere daldınız mı?
Kırmızı plastik sandalyeler, masada yarısı içilmiş soğumuş bir çay ve fonda çok kısık sesle çalan eski bir radyo... Kalabalığın içinde yalnız kalmayı en iyi hissettiren yerlerden biridir. İnsanlar gülüp eğlenirken, senin o köşede kendi hayatının fragmanını yüzüncü kez baştan sarman muazzam bir trajedidir.
Malum havalar ısınıyor... Haliyle kendimizi artık evimizin balkonlarına atıyoruz.
Türkiye'de hiçbir terapi, gece yarısı sessizliğe bürünen bir balkonda uzaklara dalmanın yerini tutamaz. Mahallede sadece uzaktan gelen bir köpek havlaması veya nadiren geçen bir arabanın sesi vardır. Karşı apartmanların karanlık camlarına bakıp 'Şu an herkes uyuyor, bir ben mi bu hayatın içinden çıkamıyorum?' hissiyle baş başa kalırsın.
Arkadaşların yanında sosyal pilimizi tükettikten sonra evlerimize dönüyoruz ama... Bölüm sonu canavarı var!
O son metrobüs ya da otobüs seferi... Araç neredeyse boştur ve o çiğ, beyaz florasan ışığı camdaki yansımanda yüzündeki tüm yorgunluğu acımasızca yüzüne vurur. Metroysa kapkaranlık tünelden geçen kablolara, metrobüs ise akıp giden boş yola bakarak hayatındaki tüm yanlış kararların üzerinden geçersin.
Gecenin bir vakti seyir tepesine gittiniz mi?
Her şehrin, bütün ışıkların ayaklar altında olduğu bir tepesi vardır. Arabayı çekip, kontağı ve farları kapattığın o an, binlerce ışıklı pencereye bakarsın. Milyonlarca hayat akıp giderken senin kendi döngünde sıkışıp kaldığın aydınlanması tam burada yaşanır.
Artık eski lisemiz bizim için nostaljik anıtlarda dolu bir depo görevi görmeye başlar.
Eskiden devasa hayaller kurarak yürüdüğün o kaldırımda, şimdi yorgun bir yetişkin olarak adımlarsın. Geçmişteki heyecanlı versiyonunun, şimdiki sana bakıp hayal kırıklığına uğradığı o acımasız kurgu zihnini ele geçirir.
Çok niş ama inanılmaz sarsıcı bir mekan... Araba yıkama tüneli!
Arabanın içindesin, devasa fırçalar camlara şiddetle çarpıyor, her yer köpük, dışarıyı göremiyorsun ve su sesinden başka hiçbir şey duyulmuyor. Dışarıda sanki dünyanın sonu geliyormuş da sen küçücük bir kapsülün içinde güvendeymişsin hissi... O kaosun ortasındaki izolasyon, kafanın içindeki sesleri en yüksek desibele çıkarır.
Keşfet ile ziyaret ettiğin tüm kategorileri tek akışta gör!





Yorum Yazın