Düşük Frekanslı Sesler Neden Bizi Tedirgin Eder?
Hiç sebepsiz yere ensenizdeki tüylerin diken diken olduğu veya odaya bir 'tekinsizlik' çöktüğü oldu mu? Muhtemelen altıncı hissinizin devrede olduğunu düşündünüz ama asıl suçlu çok daha bilimsel olabilir: Duyamadığınız o devasa ses dalgaları! İşte sesin görünmez gücüyle tetiklenen o tekinsiz tedirginliğin perde arkası:
Evrimsel mirasımız tehlikeyi sezer.
Doğada düşük frekanslı ve güçlü sesler genellikle büyük bir kütlenin hareketini temsil eder. Heyelan, deprem, fırtına veya çok büyük bir yırtıcı hayvanın yaklaşması bu frekansta dalgalar yayar. Atalarımız bu sesleri 'hayatta kalma sinyali' olarak kodladığı için, modern dünyada bile bu frekansları duyduğumuzda veya hissettiğimizde ilkel beynimiz otomatik olarak kaç ya da savaş moduna girer.
İnfrases sınırı duyguları tetikler.
İnsan kulağı genel olarak 20 Hz altındaki sesleri işitsel olarak algılayamaz; ancak bu, sesin bizi etkilemediği anlamına gelmez. Bu dalgalar kulak zarını değil, doğrudan vücut dokularını titreştirir. Beynimiz, kulaklarımızdan gelen bir ses verisi olmamasına rağmen vücudun hissettiği bu sarsıntıyı anlamlandıramaz ve bu belirsizliği tekinsiz bir durum olarak yorumlar.
Vücudumuzdaki organlar titreşime girer.
İnsan vücudundaki her organın kendine has bir doğal rezonans frekansı vardır. Düşük frekanslı ses dalgaları, özellikle göğüs kafesi ve karın boşluğuyla etkileşime girdiğinde iç organların hafifçe yerinden oynamasına neden olabilir. Bu durum, kişide hiçbir dış sebep yokken ani bir mide bulantısı, nefes darlığı veya göğüs sıkışması gibi yoğun fiziksel huzursuzluklara yol açar.
Göz yuvarları frekanstan etkilenir.
Yapılan araştırmalar, yaklaşık 18.9 Hz seviyesindeki frekansların insan göz yuvarlağının doğal rezonansıyla örtüştüğünü göstermiştir. Bu frekansa maruz kalan birinin görüşü hafifçe bulanıklaşabilir ve kişi görüş alanının kenarlarında gri şekiller görebilir.
Amigdala bölgesi alarma geçer.
Beynimizin derinliklerinde bulunan ve duygusal tepkileri (özellikle korkuyu) kontrol eden amigdala, düşük frekanslı ses dalgaları tarafından doğrudan uyarılabilir. Bu uyarılma sonucunda vücut, hiçbir mantıklı sebep yokken adrenalin salgılamaya başlar. Kalp atışınızın hızlanması ve avuçlarınızın terlemesi, aslında sadece havada asılı duran görünmez ses dalgalarının bir sonucu.
Sinir sistemi üzerinden baskı kurar.
Düşük frekanslı sesler, yüksek perdeli sesler gibi hemen rahatsız etmese de uzun vadede sinir sistemi üzerinde yıkıcı bir baskı kurar. Bu sesler otonom sinir sistemini sürekli meşgul ederek vücudun dinlenme fazına geçmesini engeller. Sonuçta ortaya çıkan durum; kronik yorgunluk, açıklanamayan bir anksiyete hali ve bilişsel yeteneklerde geçici bir gerilemedir.
Modern şehir yaşamının görünmez yükü.
Günümüzde devasa havalandırma sistemleri, rüzgar türbinleri, ağır yük trenleri ve sanayi tipi kompresörler sürekli olarak düşük frekanslı uğultular yayar. Bu sesler duvarlardan kolayca geçebildiği için kaçacak yer bırakmaz. Şehirde yaşayan insanların yaşadığı o tarif edilemez 'üzerime duvarlar geliyor' hissinin altında, çevremizi saran bu görünmez ses kirliliği yatmaktadır.
Korku filmlerinin gizli silahıdır.
Ses mühendisleri, izleyicinin ruh halini manipüle etmek için 'infrasonic sound' teknolojisini kullanırlar. Bir korku filminde en gerilimli sahnelerin altına, duyma eşiğinin hemen altındaki bas tonlar yerleştirilir. İzleyici kulağıyla hiçbir şey duymasa bile vücudu tehlike algılar; bu da sahnenin etkisini on katına çıkararak izleyiciyi etkiler.
Keşfet ile ziyaret ettiğin tüm kategorileri tek akışta gör!


Yorum Yazın