article/comments
article/share
Haberler
Dünyanın “Muhteşem”, Tarihin “Kanuni” Dediği Hükümdar

etiket Dünyanın “Muhteşem”, Tarihin “Kanuni” Dediği Hükümdar

google-g-white cross-white onedio-o-white
Onedio’yu Google’da tercih edilen kaynak olarak ekleyin plus-blue

Bir hükümdarın üç şehri: İstanbul’da ihtişam, Viyana’da sınır, Zigetvar’da sessizlik

Bir hükümdarın üç şehri: İstanbul’da ihtişam, Viyana’da sınır, Zigetvar’da sessizlik

1 Mayıs 1566 sabahı…

İstanbul büyük bir uğurlamaya hazırlanıyordu.

Kanuni Sultan Süleyman, Eyüp Sultan Türbesi’nde dua ettikten sonra atına bindi. Yetmişini aşmıştı. Yıllardır nikris hastalığının acısını çekiyor, artık eskisi gibi rahat yürüyemiyor, uzun süre at üzerinde kalmakta zorlanıyordu.

Ama yine de ordusunun başındaydı.

Geride kırk altı yıllık bir saltanat, kendi adını taşıyan Süleymaniye, kaybettiği oğulları, çok sevdiği Hürrem Sultan’ın mezarı ve bir daha göremeyeceği İstanbul vardı.

Önünde ise Zigetvar…

Bu, onun on üçüncü ve son büyük seferiydi.

Henüz kimse bilmiyordu ama Osmanlı tarihinin en uzun süre tahtta kalan hükümdarı, başkentine artık yalnızca tabutu içinde dönecekti.

Kanuni Sultan Süleyman’ın hayatını yalnızca fetihlerle anlatmak kolaydır:

Belgrad, Rodos, Mohaç, Budin, Bağdat…

Fakat bir insanı sadece kazandığı savaşlarla anlayabilir miyiz?

Bir hükümdarı büyük yapan fethettiği toprakların genişliği midir? Kurduğu düzen mi? Geride bıraktığı şehirler mi? Yoksa iktidarının zirvesindeyken aldığı ve hayatının sonuna kadar taşımak zorunda kaldığı kararlar mı?

Kanuni’nin hikâyesi bana göre üç şehir üzerinden okunabilir:

İstanbul onun kurduğu düzeni ve ihtişamı…

Viyana gücünün ulaştığı sınırı…

Zigetvar ise en güçlü hükümdarın bile sonunda dönüştüğü sessizliği anlatır.

İçeriğin Devamı Aşağıda chevron-right-grey
Reklam

Bir Hükümdarın İki Adı

Bir Hükümdarın İki Adı

Avrupa’daki çağdaşları onu “Muhteşem Süleyman” ve bazen de “Büyük Türk” olarak tanıyordu.

Osmanlı tarihindeki en güçlü adı ise bugün “Kanuni’dir.

Fakat burada ilginç bir ayrıntı var: Yaşadığı dönemde resmî ve yaygın biçimde kullanılan adı “Kanuni Sultan Süleyman” değildi. TDV İslâm Ansiklopedisi’ne göre “Kanuni” unvanı XVIII. yüzyılda görülmeye, XIX. yüzyıl Osmanlı tarihçileri tarafından benimsenerek yaygınlaşmaya başladı.

Yani Avrupa onu yaşarken ihtişamıyla, Osmanlı hafızası ise sonraki yüzyıllarda kurduğu düzenle tanımladı.

Süleyman, babası Yavuz Sultan Selim’in ölümünün ardından 1520’de, henüz 26 yaşındayken tahta çıktı.

Önceki sekiz yılda Osmanlı toprakları büyük ölçüde genişlemişti. Genç hükümdar güçlü bir ordu, zengin bir hazine ve iddialı bir imparatorluk devralmıştı. Fakat büyük bir miras, aynı zamanda ağır bir beklenti demekti.

Tahta çıktıktan kısa süre sonra Belgrad’ı aldı. Ardından Rodos geldi. 1526’da Mohaç’ta Macar ordusunu ağır bir yenilgiye uğrattı. Osmanlılar Orta Avrupa’nın içine doğru ilerlerken Akdeniz’de Barbaros Hayreddin Paşa’nın donanması güç kazanıyor, doğuda Bağdat Osmanlı hâkimiyetine giriyordu.

Kanuni döneminde Osmanlı İmparatorluğu askerî ve siyasî gücünün zirvelerinden birine ulaştı. Fakat onun gerçek mirası yalnızca harita üzerinde büyüyen sınırlar değildi.

Kanuni, fethettiği dünyayı yönetilebilir, kayıtlı ve kalıcı bir düzene dönüştürmeye çalıştı.

İşte “Kanuni” adı burada anlam kazanır.

İstanbul: İktidarın Taşa Dönüştüğü Şehir

İstanbul: İktidarın Taşa Dönüştüğü Şehir

Bir hükümdar, bir şehri yalnızca saraylar ve anıtlarla mı değiştirir?

Kanuni’nin İstanbul’una baktığımızda farklı bir cevap görürüz.

Süleymaniye yalnızca büyük bir cami değildir. Medreseleri, imareti, hastanesi, hamamı, kervansarayı, dükkânları ve aşeviyle şehir içinde yaşayan büyük bir sosyal sistemdir.

Orada yalnızca ibadet edilmezdi.

Öğrenciler eğitim görür, hastalar tedavi edilir, yolcular barınır, ihtiyaç sahiplerine yemek dağıtılırdı. Külliyenin devamlılığı çevresindeki ticari yapılardan ve vakıflardan sağlanırdı.

Bu yaklaşım, mimarlığı yalnızca ihtişam üretmek için değil, gündelik hayatı düzenlemek ve kolaylaştırmak için kullanıyordu.

Mimar Sinan tarafından 1550–1557 arasında inşa edilen Süleymaniye, bugün UNESCO tarafından İstanbul’un tarihî siluetini oluşturan başyapıtlardan biri kabul ediliyor.

Fakat Süleymaniye’nin büyüklüğü yalnızca kubbesinde veya minarelerinde değildir.

Onun büyüklüğü, mimariyi sosyal hayatla birleştirmesindedir.

Kanuni döneminde Kırkçeşme su yolları geliştirildi; şehrin su ihtiyacına yönelik büyük yatırımlar yapıldı. Köprüler, hamamlar, medreseler, imaretler ve yeni külliyeler inşa edildi.

İktidar, şehrin yalnızca gökyüzüne değil, suyuna, eğitimine, ulaşımına ve gündelik hayatına da dokundu.

Otuz beş yılı aşan otelcilik ve turizm hayatım boyunca tarihî yapıların yeniden işlevlendirilmesi üzerine düşündüm. Her defasında aynı sonuca vardım:

Kalıcı mimari, yalnızca güzel görünen değil, insan hayatına gerçek bir değer katan mimaridir.

Süleymaniye’nin bugün hâlâ İstanbul’un hafızasında yaşamasının nedeni yalnızca görkemli olması değildir. Bir şehri bütün olarak düşünmesidir.

Sarayın İçindeki Şair: Muhibbî

Sarayın İçindeki Şair: Muhibbî

Dünyanın en güçlü hükümdarlarından birinin, geceleri bir masanın başına geçip aşk, yalnızlık, sağlık ve ölüm üzerine şiirler yazdığını düşünün.

Kanuni, şiirlerinde “Muhibbî” mahlasını kullanıyordu.

Yaklaşık üç bin şiir yazdığı kabul edilir. Bu yönüyle en çok şiir yazan Osmanlı padişahları arasında yer alır. Şiirlerinde bazen cihanın hükümdarıdır; bazen de sevdiğinin karşısında çaresiz bir âşık.

En çok bilinen beyti, sanki bütün hayatının özetidir:

Halk içinde muteber bir nesne yok devlet gibi,

Olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi.

Buradaki “devlet” kelimesi hem iktidarı hem talihi ve saadeti çağrıştırır.

Dünyanın en büyük devletlerinden birini yöneten hükümdar, sonunda bir nefes sağlığın bütün iktidarlardan daha değerli olduğunu söylüyordu.

Bu sözler genç ve güçlü bir padişahtan çok, hayatının son yıllarını hastalık, evlat acısı ve kayıplarla geçiren bir insanın iç sesi gibidir.

Hürrem Sultan’la ilişkisi de Kanuni’nin yalnızca özel hayatını değil, Osmanlı sarayının geleneklerini değiştirdi.

Bir cariyeyken padişahın nikâhlı eşi haline gelen Hürrem Sultan, sarayda güçlü bir siyasî aktör oldu. Sefer yollarında birbirlerine yazdıkları mektuplar, aralarındaki bağın yalnızca bir saray ilişkisi olmadığını gösterir.

Ancak Hürrem’i Osmanlı tarihindeki bütün saray çatışmalarının tek sorumlusu gibi göstermek kolaycı olur.

Çünkü sarayda son karar hükümdara aitti.

Ve Kanuni’nin hayatındaki en ağır karar da kendi oğluyla ilgiliydi.

Bir Babanın En Karanlık Kararı

Bir Babanın En Karanlık Kararı

Şehzade Mustafa, halk ve asker arasında sevilen, tecrübeli ve güçlü bir şehzadeydi.

Fakat Osmanlı hanedanında tahtın kesin bir varisi yoktu. Her şehzade potansiyel hükümdar, her kardeş ise muhtemel bir rakipti.

Mustafa’nın çevresinde büyüyen destek, onun babası hayattayken tahta geçebileceği yönündeki söylentiler ve saraydaki iktidar mücadelesi Kanuni’nin şüphelerini artırdı.

1553 yılında, İran seferi sırasında Şehzade Mustafa babasının otağına çağrıldı.

İçeri girdiğinde karşısında cellatları buldu.

Mustafa’nın öldürülmesi, Kanuni’nin hükümdarlığındaki en tartışmalı olaylardan biri oldu. Orduda ve halk arasında büyük bir tepki doğdu. Şair Taşlıcalı Yahya yazdığı mersiyeyle bu kararı açıkça eleştirdi.

Hürrem Sultan ve Rüstem Paşa’nın olayların gelişmesinde önemli rol oynadığı düşünülse de emri veren kişi Kanuni’ydi.

Bu nedenle tarihsel sorumluluğu yalnızca saray entrikalarına yükleyemeyiz.

Kanuni belki devletin geleceğini koruduğuna inanıyordu. Fakat devlet adına verdiği bu kararın bedelini bir baba olarak hayatının sonuna kadar taşıdığına dair güçlü anlatılar vardır.

Mustafa’nın ardından çok sevdiği oğlu Cihangir’i de kaybetti. Daha sonra oğulları Selim ile Bayezid arasında başlayan taht mücadelesi, Bayezid’in ve oğullarının öldürülmesiyle sona erdi.

Dünyanın en güçlü hükümdarlarından biri, hayatının son dönemine geldiğinde ailesinin büyük bölümünü kaybetmişti.

İktidar büyüdükçe yalnızlığı da büyümüştü.

Viyana: Bir Fetih mi, Bir Sınır mı?

Viyana: Bir Fetih mi, Bir Sınır mı?

Ben bugün Viyana’da yaşarken, Kanuni’nin şehirde bıraktığı tarihsel gölgenin hâlâ ne kadar güçlü olduğunu görüyorum.

1529’daki kuşatma, Avrupa hafızasında Osmanlı ilerleyişinin en çarpıcı simgelerinden biridir.

Fakat tarih, sonradan anlatıldığı kadar basit değildir.

Kanuni’nin seferinin başlangıçtaki temel amacı doğrudan Viyana’yı fethetmekten çok, Macaristan’daki hâkimiyeti yeniden kurmak ve Habsburg baskısını kırmaktı. Osmanlı ordusu 27 Eylül 1529’da Viyana önlerine ulaştı ve şehir on yedi gün boyunca kuşatıldı.

Sefer boyunca yağan yoğun yağmur yolları çamura çevirmiş, ağır topların bir bölümü geride bırakılmış, erzak ve lojistik sorunları büyümüştü. Mevsim ilerliyor, ordu yıpranıyordu.

Kuşatma kaldırıldı.

Viyana alınamadı.

Ama Viyana’nın alınamaması Kanuni’nin Avrupa üzerindeki etkisini ortadan kaldırmadı. Tam tersine, Osmanlı gücünün Avrupa’nın kalbine kadar ulaşabileceğini gösterdi ve yüzyıllar boyunca yaşayacak büyük bir tarihsel korku yarattı.

Bu nedenle Viyana’yı yalnızca “yenilgi” kelimesiyle anlatmak eksik kalır.

Viyana, Kanuni için dünyanın bir sınırı olduğunu gösteren şehirdi.

Her büyük hükümdarın, her imparatorluğun ve her insanın bir sınırı vardır.

Büyüklük belki de o sınıra hiç ulaşmamak değil, ulaştığında geride ne bıraktığınla ilgilidir.

İçeriğin Devamı Aşağıda chevron-right-grey
Reklam

Zigetvar: Hükümdarın Öldüğü, Devletin Susturulduğu Gece

Zigetvar: Hükümdarın Öldüğü, Devletin Susturulduğu Gece

1566 yılına gelindiğinde Kanuni artık yaşlı ve ağır hastaydı.

Yine de yeni bir sefere çıkma kararı aldı. Malta’daki başarısızlığın ardından Osmanlı gücünün zayıfladığı yönündeki algıyı değiştirmek, Habsburg sınırındaki sorunlara müdahale etmek ve iktidarın hâlâ kendi elinde olduğunu göstermek istiyordu.

Seferin hedeflerinden biri Zigetvar Kalesi’ydi.

Osmanlı ordusu kaleyi kuşatırken Kanuni’nin otağı, savaş alanını gören bir tepeye kuruldu. Hastalığı ağırlaşmasına rağmen kuşatmayı takip etmeye devam etti.

Fakat kalenin düştüğünü göremedi.

6–7 Eylül 1566 gecesi hayatını kaybetti.

Bir insan ölmüştü.

Ama o insan aynı zamanda on binlerce askerin ortasında bulunan bir imparatorluğun hükümdarıydı.

Ölüm haberi hemen açıklanırsa ordunun düzeni bozulabilir, yeniçeriler arasında karışıklık çıkabilir ve düşman bundan yararlanabilirdi. Sadrazam Sokullu Mehmed Paşa bu nedenle padişahın ölümünü gizledi.

Kanuni’nin iç organları çıkarıldı, bedeni kokularla korundu ve tabutu geçici olarak otağındaki tahtın altına yerleştirildi.

Zigetvar düştükten sonra ordu dönüşe geçti.

Yol boyunca padişah hayattaymış gibi davranıldı. Emirler onun adına verildi, çadırının önünde tören düzeni sürdürüldü.

Hükümdar ölmüştü ama devlet yürümeye devam ediyordu.

Ölüm haberi, oğlu II. Selim Belgrad’a ulaştıktan sonra resmen açıklandı.

Cenazesi 23 Kasım 1566’da İstanbul’a getirildi. Şeyhülislam Ebüssuûd Efendi’nin kıldırdığı namazın ardından, kendi adını taşıyan Süleymaniye’nin yanındaki türbesine defnedildi.

Böylece hikâye başladığı yere döndü.

Kanuni İstanbul’dan bir hükümdar olarak ayrılmış, şehre kendi kurduğu büyük düzenin sessiz bir parçası olarak geri dönmüştü.

Bir İnsandan Geriye Ne Kalır?

Bir İnsandan Geriye Ne Kalır?

Kanuni Sultan Süleyman kırk altı yıl tahtta kaldı.

On üç büyük sefere çıktı. Osmanlı İmparatorluğu onun döneminde Avrupa, Asya ve Afrika’da büyük bir siyasî güç haline geldi. Sanat, mimarlık, şiir, hukuk ve devlet kurumları önemli bir dönüşüm yaşadı. Metropolitan Museum of Art da bu dönemi Osmanlı askerî ve siyasî gücünün zirvesiyle birlikte büyük bir kültürel hareketlilik çağı olarak tanımlıyor.

Fakat hiçbir dönem yalnızca zaferlerden oluşmaz.

Uzun savaşların ekonomik bedelleri, toplumsal gerilimler, saray mücadeleleri ve öldürülen şehzadeler de bu büyük hikâyenin parçalarıdır.

Kanuni’yi anlamak için onu ne kusursuz bir kahramana ne de yalnızca acımasız bir hükümdara dönüştürmeliyiz.

O; fetheden, kanun koyan, şehirler kuran, şiir yazan, seven, şüphelenen, oğullarını kaybeden, ağır kararlar veren ve sonunda sağlığın bütün iktidarlardan değerli olduğunu söyleyen bir insandı.

İstanbul ona ihtişamın yalnızca taştan değil, kurulan düzenden doğduğunu gösterdi.

Viyana, hiçbir gücün sınırsız olmadığını hatırlattı.

Zigetvar ise en güçlü hükümdarın bile sonunda sessiz bir yolcuya dönüştüğünü…

Bugün Süleymaniye’nin avlusundan İstanbul’a baktığımızda yalnızca büyük bir mimari eser görmüyoruz.

Bir hükümdarın iktidar anlayışını, inancını, hayallerini, kayıplarını ve faniliğini de görüyoruz.

Belki de Kanuni’nin hayatından kalan en önemli soru şudur:

Bir insanın gerçek büyüklüğü, hükmettiği topraklarla mı; yoksa kendisi gittikten sonra yaşamaya devam eden düzen, kültür ve şehirlerle mi ölçülür?

Kanuni Sultan Süleyman’ın fethettiği toprakların sınırları yüzyıllar içinde değişti.

Fakat İstanbul’un siluetindeki Süleymaniye hâlâ yerinde.

Şiirleri hâlâ okunuyor.

Viyana’daki izi hâlâ hatırlanıyor.

Zigetvar’daki son gecesi hâlâ anlatılıyor.

Çünkü bazı hükümdarlar yalnızca bir dönemi yönetir.

Bazıları ise bütün bir çağın hafızasına dönüşür.

Yazar Hakkında:

Dr. Cem Kinay, uluslararası alanda tanınan bir turizm girişimcisi ve vizyonerdir.

Magic Life Hotels ile “Her Şey Dahil” konseptinin yaratıcısı olarak global turizm endüstrisinde çığır açmış, milyonlarca misafirin seyahat deneyimini yeniden tanımlamıştır.

1997 yılında Avusturya’da “Yılın Adamı” seçilmiş, 2006 yılından bu yana Avusturya Devleti tarafından verilen Devlet Nişanı ile onurlandırılmıştır.

CK Legacy Hotels’in kurucusu olarak bugün; deneyim ekonomisi, kültürel miras, gastronomi ve longevity odaklı yeni nesil otel konseptleri geliştirmekte ve turizmin geleceğine yön vermektedir.

Twitter

Instagram

YouTube

Facebook

Linkedln

Bu makalede öne sürülen fikir ve yaklaşımlar tamamıyla yazarlarının özgün düşünceleridir ve Onedio'nun editöryal politikasını yansıtmayabilir. ©Onedio

Yorumlar ve Emojiler Aşağıda chevron-right-grey
Reklam

Keşfet ile ziyaret ettiğin tüm kategorileri tek akışta gör!

category/test-white Test
category/gundem-white Gündem
category/magazin-white Magazin
category/video-white Video
category/eglence BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
0
0
0
0
0
0
0
Yorumlar Aşağıda chevron-right-grey
Reklam