Dertlerin Kalkınca Şaha: Uzmanlarından Heyecan, Stres ve Sıkıntıyla Başa Çıkmanın Yolları

-

Hayatın akışı öyle gizemlidir ki iyi olduğunu düşündüğümüz birçok şey aslında kötünün işareti olabilir. Hakeza, yanlış gidişatın ibaresi olduğunu düşünerek hayıflandığımız çoğu şey belki de ufukta görünen iyiliği simgeliyordur. Kim bilir? Aslında hiçbirimiz bilemeyiz, bu sebeple de olayları ölçmeye, biçmeye ve sonuçları için endişelenmeye başlarız. Ve bazı olaylarda endişemiz olayın asıl hacmini bile geride bıraktığında bu sürece bir dur demek, hayatın akışına dönebilmek şarttır.

'Herkesin derdiyle benimki bir değil, benim derdim farklı' diyenler, sizi duymadık sanmayın.

Yaygın korkuların sınıflandıran James Gordon Gilkey 1934 yılında yazdığı kitabında 5 farklı endişe kategorisinden bahseder. Bu 5 kategorinin 4'ü hayal dünyamızdan çıkmaktayken 1 tanesi gerçek temeller üzerinde yükselir. Gerçek temelleri olan endişelerin tüm diğer endişelerimize oranı sizi şaşırtacaktır: Sadece 8%!

Ha 8%, ha %58 ne fark eder?

İnsanı ağına düşüren bu 8%'lik endişe yumağı üzerine düşünüldükçe ağırlaşmakta ve neredeyse insan zihninin tamamına hükmetmekte. Endişe küçüktür fakat işlevi (pek olumlu olmasa da) oldukça büyük.

Endişe, korku bunlar hikaye, her şey insanda bitiyor her şey.

Helenistik felsefenin önemli akımlarından Stoacılık tam da bunu söyler. Mutluluğu dış koşullara bağlamak hiç de mantıklı değildir çünkü insan evrenin en yetkin iradesine sahipken kendi fikir ve hislerini kendisi kontrol edebilmelidir.

Önemli Stoacı filozoflardan kabul edilen Roma İmparatoru Marcus Aurelius'a kulak verelim:

Eğer bir dış etken sizi üzerse, duyduğunuz acı o şeyin kendisinden değil, sizin ona verdiğiniz değerden geliyordur, onu da her an ortadan kaldırma gücünüz vardır.

Zihnimizin basit görünen problemlere bu denli takılıp kalması esasen günümüze has problemlerden değil.

Milattan önce yaşamış Romalı filozof Seneca'ya göre bizi endişelendiren şeyler bizi yenen şeylerden daha fazladır ve bizi yenilgilerimiz değil yenilgilere dair büyüttüğümüz korkularımız tüketir.

Dertler üzerine kafa patlatmadan önce Seneca'nın reçetesine kafa yormak anksiyeteyi yenmek için ilk adım olabilir.

Korkularınız bir gün gerçekleşecekse, beklenen sonuç ortaya çıkacaksa kendinizi buna şimdiden hazırlamanın faydası nedir? Belki beklenen gerçekleşmez fakat daha gerçekleşmeden çekilen endişe yükü bâki kalacaktır. Bırakın endişeniz gerçekleştiğinde acıyla ve mutsuzlukla tanışın, korkuyla yitirdiğiniz anları daha dolu yaşayın ki olumsuz anlarda size destek olsunlar.

Aslında korkularımıza bu denli endişeyle saplanmamız çok da garip değil. Descartes'a göre umutla korku birbirlerine o denli yakındır ki bu hislerin kişinin zihninde yarattığı etki dahi birbirine benzeyebilir. Bu etkiyi ayırt etmek ve anksiyeteyi hayatımızdan söküp atmak için ne yapmalı?

Tüm bu anskiyeteye, bu endişelere bu sıkıntılara egonuz mu sebep oluyor? Önünüze şapkanızı alıp düşünün. Eğer kendi kendinizi tüketiyorsanız egonuzu yenmenin zamanı geçmeden harekete geçmelisiniz. Dış etkenlerde sebep aramaktan önce bu aşamayı gerçekleştirmek aslında zor fakat etkisi en büyük olan çözümdür.

Aceleci olmayın, her sorunun üstüne gitmeyin, bırakın önce onlar üstünüze gelsin.

Kimi zaman her şeyin üstüne gitmek çözüm getirmeyebilir, çözümü ararken hatanın içine düşebilirsiniz. Öyle ki bir adım geri gidip her şeye uzaktan bakabilmek bazı anlarda ilerleyebilmenin tek yolu olabilir.

Endişelerin "anları" yok etmesine izin vermeyin. Akıp giden zamanın yaratacağı endişe bir gün tüm endişelerin yerine geçebilir.

Her duygunun ve olayın telafisi olabilir fakat zaman sessizce, fark ettirmeden akıp gider. Zamanın değerini anlarken aslında anksiyetenin etkisini de azaltabilmeyi öğreniriz. Endişenin bu algıyı yitirmeye sebep olması aslında zamanın verimsiz akışını sadece hızlandırır. Seneca'ya göre endişeli ve dalgın kişi hayatta istediği sonuca hiçbir zaman ulaşamaz, sadece kovalar.

"Endişelerinden kurtul, sil onları kafandan." önerisi anksiyetenin baskı yarattığı anda aslında hiçbir şey ifade etmiyor olabilir.

Endişeleri geride bırakmak, hayali bir kutuya saklayıp kilidini saklamak sadece senaryo icabı gerçekleşen durumlar gibi gelebilir. Daha realist çözümler de var. Örneğin sadece endişelerinize ayıracağınız zamanlar ayırın kendinize. Uyandığınız andan sonraki ilk 10 dakika ve yatmadan önce 10 dakika endişelerinizle aranıza hiçbir şeyin girmesine izin vermeyin. Kaçmayın, kendi derdinizi kendinize anlatıp dinlemeyi deneyin ve 'Endişe Mesaisi' olarak adlandırdığımız bu mesaiye riayet edip mesai dışına işinizi çıkarmamaya özen gösterin.

Yalnızlıktan umulan medet her zaman yerini bulmayabilir, endişe anlarında sessizliği seçmeyin.

Anksiyete sahibi kişilerde sosyal ilişkilerin kuvvet seviyesi anksiyeteyi aşabilme adına önemli bir etkiye sahip, endişe anında yalnız kalmakta ısrar edildiğindeyse etkinin olumsuz çizgiye kayma ihtimali daha yüksek.

Herhangi bir şeyin çözümünü ararken en basit yollar her zaman etkisizmiş gibi gelir ama üzerine biraz düşünüldüğünde en basit çözüm en etkilisi olabilir.

Rutinleri düzenlemek zihnimizi dize getirmekten daha kolaydır. En basitinden, uyku düzensizliği başlı başına bir anksiyete tetikleyicisidir, size uygun düzeni bulmak ve düzeninizi oturtun, kendinizi "engeller" listesinden çıkarın. Zamanın akışını lehinize çevirerek endişeleri zihninizden uzaklaştırmak için tüm bu basit ama etkili yöntemlerin faydalı olması dileğiyle!

BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
Helal olsun!
Hoş değil!
Yerim!
Çok acı...
Yok artık!
Çok iyi!
Kızgın!

ONEDİO ÜYELERİ NE DİYOR?

Yorum Yazın
nightowl53

Her birey ve beyninin işleyişi o kadar farklıdır ki senin için çözümü çok basit olan diğeri için imkansızdır. Ne kadar zor olsada herşey yine beynimizde bitiyor ve onu kontrol etmek yine bizim elimizde..

hastalik-hastasi

kolaydı sanki

hastalik-hastasi

yok fanta

ali-ahmet

O uzmanlar gelsin birgün İstanbul'da yaşasın.İkinci gün kendilerini ''ben bu insanlara ne boktan öneriler önermişim lan'' diyerek bakırköy ruh ve sinir hastalıkları hastanesinde bulunan düşünen adam heykelinin yanında bulurlar.

Görüş Bildir