Çocuklarda Soyut Düşünce Nasıl Gelişir?
Hepimiz o günleri hatırlarız; hani çocuklar elimizdeki sıradan bir nesneye bakıp 'Bu ne?' diye sorar, her şeyi dokunarak, görerek anlamaya çalışırlar ya... İşte hayatın ilk yılları tam olarak böyle, yani alabildiğine somut geçiyor. Fakat zaman ilerledikçe o minik zihinlerde mucizevi bir değişim başlıyor; gözle görülmeyen sevgiyi, adaleti, zamanı ve arkadaşlığı anlamlandırmaya, hayatı bambaşka bir gözle görmeye başlıyorlar.
Biz de bu tatlı büyüme yolculuğunda çocukların dünyayı nasıl kucakladığını, somut kalıplardan çıkıp soyut düşünceye nasıl yumuşacık bir geçiş yaptığını anlatıyoruz.
Elinize bir kumanda alıp kulağınıza götürdüğünüzde ve çocuğunuz da size eşlik ettiğinde tebrikler, ilk soyutlama tohumu atılmış oldu!
Çocuklar için bir nesneyi bambaşka bir şeymiş gibi hayal etmek, zihinsel bir devrimdir. O tahta blok artık bir kamyon, o koltuk minderi ise aşılması gereken tehlikeli bir lav nehri. Bu hayali oyunlar, çocuğun fiziksel gerçekliğin dışına çıkıp kafasında yeni dünyalar kurabilmesinin ilk provasıdır.
Piaget amca haklıymış!
Çocuk psikolojisinin dâhisi Jean Piaget, bu süreci çok net bir takvime bağlamış. Yaklaşık 11-12 yaşlarına kadar çocuklar 'somut işlemler' dünyasında yaşarlar. Yani önlerinde bir elma varsa toplama yaparlar, yoksa kafalar karışır. Ancak ergenliğin kapısını çaldıkları o sihirli yaşlarda birden 'soyut işlemler' dönemi başlar. Artık 'Peki ya şöyle olsaydı ne olurdu?' gibi tamamen varsayımsal ve felsefi senaryolar üzerine mesai harcamaya hazırdırlar.
Dilin mecazları zihni zorlar.
Küçük bir çocuğa 'Müdür bey bugün okulda ateş püskürdü' derseniz, muhtemelen okulda bir ejderha olduğunu düşünüp korkacaktır. Çünkü zihin henüz kelimelerin altındaki gizli anlamları okuyamaz. Soyut düşünce geliştikçe, deyimler, atasözleri ve espriler yerli yerine oturur.
Matematik sembollerle anlam kazanır.
İlkokulda fasulyelerle yapılan toplama işlemleri, yerini x ve y gibi bilinmeyen harflere bırakır. Çocuk, sayıların sadece fiziksel varlıkları saymaya yaramadığını, kendi başına birer kavram olduğunu fark eder.
Sorular derin felsefi boyut kazanır.
Erken çocukluktaki o bitmek bilmeyen 'Bu ne?' soruları, yerini çok daha derin sorulara bırakır. Soyut düşüncesi parıldayan bir çocuk artık nesnelerin adıyla ilgilenmez; sistemlerin nasıl çalıştığını merak eder. 'İnsanlar neden savaşır?', 'Zaman neden geriye akmıyor?' ya da 'Mutluluk satın alınabilir mi?' gibi ucu bucağı olmayan sorularla karşınıza çıkarlar. Bu sorular, zihnin sınırlarını zorladığının en net kanıtıdır.
Sosyal süper güç empati doğar.
Empati yapmak, aslında tamamen soyut ve çok üst düzey bir zihinsel beceridir. Çünkü kendi bedeninden, kendi hislerinden tamamen sıyrılıp, bir başkasının görünmez dünyasına adım atmayı gerektirir. Soyut düşüncesi gelişen bir çocuk, arkadaşının neden ağladığını sadece 'canı acıdı' diye yorumlamaz; onun hayal kırıklığını, mahcubiyetini veya yalnızlığını hissedebilir.
Sanat en soyut duyguları şekillendirir.
Çocuğunuzun yaptığı resimler artık sadece 'ev, ağaç ve güneş' üçlüsünden çıkıp, karmaşık çizgilere veya anlamlandıramadığınız renk cümbüşlerine dönüştüyse sevinebilirsiniz. Sanat, en soyut duyguların somut forma dökülme halidir. Bir müzik parçasında hüznü hissetmek veya ucu açık felsefi hikayeler üzerine tartışmak, beynin sinapslarını havai fişek gibi patlatır ve düşünce ufkunu genişletir.
Peki biz ne yapacağız?
Onlara sürekli bilgi yüklemek, soyut düşünceyi geliştirmez. Yapılması gereken en havalı şey, hazır cevaplar vermek yerine onların kafasını tatlı tatlı karıştırmaktır. 'Sence dünyadaki tüm renkler silinseydi ne hissederdik?' veya 'Görünmez olsaydın ilk ne yapardın?' gibi ucu açık sorular sorun. Onları şaşırtın, düşünmeye zorlayın ve somut dünyanın sınırlarından çıkmalarına izin verin!
Keşfet ile ziyaret ettiğin tüm kategorileri tek akışta gör!


Yorum Yazın