Bilim, Kahveyi Neden Sevdiğimizi Çözdü!
İlk yudumda yüzümüzü buruşturduğumuz o acı tat, zamanla vazgeçemediğimiz bir sabah ritüeline dönüşüyor. Peki dilimizin başta hiç sevmediği bir içeceğe nasıl bu kadar bağlanıyoruz? Evet, kahveden bahsediyoruz.
Kaliforniya Üniversitesi San Francisco'dan (UCSF) araştırmacıların hakemli bilim dergisi Nature'da yayımlanan çalışması, bu sorunun cevabının dilde değil, bağırsaktan beyne giden yavaş bir sinyalde saklı olabileceğini gösteriyor.
Fareler kalorisiz içeceği bile sevmeye başladı
Ekip, tat alma aşamasını tamamen devre dışı bırakmak için farelerin midesine doğrudan şekerli su ve milkshake benzeri bir sıvı verdi. Besinler bağırsağa ulaştığında, beynin bazolateral amigdala adlı bölgesinde uzun süren bir dopamin salınımı başladı. Yani beyin, yiyeceğin besin değerini dil üzerinden değil, sindirim sistemi üzerinden öğreniyordu.
Asıl çarpıcı kısım ise sonradan geldi: Araştırmacılar dopamin salgılayan bu sinir liflerini yapay yolla uyardığında, fareler tadına baktıkları kalorisiz seçeneği tercih etmeye başladı. Kısacası beyin, bir tadı 'iyi' olarak kodlamak için bağırsaktan gelen onayı bekliyor.
Beyin, kahvenin tadını kafeinin verdiği hisle eşleştiriyor
Araştırmacılara göre kahvede de benzer bir süreç işliyor. Beynin ventral tegmental alanındaki (VTA) dopamin nöronları, bir gıdanın tadını vücuda sonradan ulaşan etkisiyle ilişkilendiriyor ve tercihlerimizi zamanla güncelliyor.
Çalışmanın kıdemli yazarı Zachary Knight'ın SciNews'a yaptığı açıklamaya göre beyin, en sevdiğiniz kahvenin tadını kafeinin verdiği canlılık hissiyle eşleştirmeyi öğrendiğinde kahvenin tadı çok daha iyi gelmeye başlıyor. Yani ilk fincanda acı gelen kahve, tekrar tekrar içildikçe beynin gözünde bir ödüle dönüşüyor.
Ekip, bulguların ileride insanların besin tercihlerini değiştirmeye yönelik hedefli tedavilerin önünü açabileceğini de belirtiyor.
Keşfet ile ziyaret ettiğin tüm kategorileri tek akışta gör!





Yorum Yazın