Asansörde Yabancı Biri Varken Neden Elimiz Telefona Gidiyor?
Asansöre bindiğinizde tanımadığınız biri de içerideyse ne olur? Büyük ihtimalle elinizdeki telefona uzanır ya da gözünüzü kat göstergesine dikersiniz. Bu davranış tesadüf değil. Sosyolog Erving Goffman'ın 1960'larda tanımladığı 'medeni ilgisizlik' (civil inattention) kavramı, birbirimizin varlığını fark ettiğimizi gösterip aynı anda göz temasından kaçınarak kimseyi rahatsız etmediğimizi ima ettiğimizi anlatır. Asansör gibi dar, kapıları kapanana kadar kaçış imkânı olmayan alanlarda bu refleks daha da güçleniyor; çünkü aramızda normalde bıraktığımız kişisel mesafe burada fiziksel olarak ortadan kalkıyor. Beyin, tanımadığı biriyle uzun süre göz teması kurmayı bir tehdit sinyali gibi işliyor ve telefon, bu gerilimden kurtulmanın en kolay, en doğal görünen yolu haline geliyor.
Bilim İnsanları Buna 'Medeni İlgisizlik' Adını Verdi
Kanadalı sosyolog Erving Goffman, 1963'te yayımladığı 'Behavior in Public Places' kitabında bu davranışı 'medeni ilgisizlik' (civil inattention) olarak tanımladı. Kalabalık ya da kapalı bir alanda birbirimizin varlığını fark ederiz, kısa bir göz temasıyla ya da hafif bir baş hareketiyle bunu onaylarız, sonra bakışlarımızı çekeriz. Bu kabalık değil, tam tersine bir görgü kuralı: Karşımızdaki insanı süzmediğimizi, ona bir tehdit oluşturmadığımızı ima ediyoruz. Asansör, bu kuralın en sık işlediği yerlerden biri çünkü kaçınacak başka bir yön neredeyse yok.
Aramızdaki 'Güvenli Mesafe' Asansörde Fiziksel Olarak Yok Oluyor
Antropolog Edward Hall'ın 1960'larda tanımladığı 'kişisel mesafe' kuramına göre tanımadığımız insanlarla aramızda genelde 1-3,5 metrelik bir boşluk bırakmayı tercih ederiz. Asansör kabini bu mesafeyi ortadan kaldırıyor: Kapılar kapandığı anda yabancı biriyle santimlerce yakınlaşıyoruz. Beden bu yakınlığı fark ediyor ve tetikte kalıyor; gözleri başka yöne çevirmek, bu fiziksel yakınlığın yarattığı gerilimi azaltmanın en pratik yollarından biri haline geliyor.
Telefon, Elimizi ve Gözümüzü Aynı Anda 'Meşgul' Gösteriyor
Doğrudan yere ya da tavana bakmak garip kaçabilir, karşımızdaki kişiyle yeniden göz göze gelme ihtimalini de artırır. Telefon ise toplumsal olarak kabul görmüş, 'meşgulüm' mesajı veren, kimseyi rahatsız etmeyen bir sığınak sunuyor. Ekrana bakarken hem elimiz hem gözümüz dolu görünüyor, bu da sosyal olarak kapandığımızı değil, sadece başka bir şeyle ilgilendiğimizi anlatıyor.
Kapılar Kapanınca Beyin Bunu Bir 'Kaçış Yok' Sinyaline Çeviriyor
Asansörü diğer kapalı alanlardan ayıran şey, kapılar kapandığı andan kat değişene kadar oradan çıkma imkânımızın olmaması. Bu tarz kaçışsız kapalı ortamlarda beyin, tanımadığı biriyle uzun süreli göz temasını hafif bir tehdit sinyali gibi işleyebiliyor. Bakışları erkenden çekmek, bu tetikte kalma hissini azaltan küçük ama etkili bir kontrol mekanizması.
Bu Refleks Yeni Değil, Sadece Aracı Değişti
Goffman'ın gözlemlediği dönemde bu rolü gazete ya da kitap üstleniyordu; otobüste, trende, asansörde yanındaki yabancıyla göz göze gelmek istemeyen insanlar ellerindeki gazeteye gömülürdü. Telefon bugün aynı işlevi görüyor, üstelik her an cepte hazır bulunarak. Araştırmacılar bunu asansöre özgü bir tuhaflık değil, insanların kalabalık ama etkileşime girmek istemediği her ortamda (bekleme salonları, toplu taşıma, sıralar) tekrarlanan bir kişisel alan koruma stratejisi olarak tanımlıyor.
Keşfet ile ziyaret ettiğin tüm kategorileri tek akışta gör!





Yorum Yazın