Beşiktaş’ın İtaliano’su: Teknik Direktör Yetkisinde 12. Oyuncu
Beşiktaş’ın başında bir süredir dikkatimi çeken biri var ve hepimiz onu konuşuyoruz. Onun dilinde şarkılar açıp biz de onu tavlamaya çalışıyoruz.
Yerinde durmuyor. Oyuncusuyla birlikte koşuyor, pozisyona onunla giriyor, itiraz ediyor, seviniyor, ellerini kollarını kullanıyor ve bazen maçı futbolcular kadar yorulmuş tamamlıyor.
Adı da futbol için biraz fazla güzel: Vincenzo Italiano.
Kadıköy’de 1-0 geriye düşüp Fenerbahçe’yi 2-1 yenen, ardından Erzurumspor’u 3-0 geçen Beşiktaş’ta yavaş yavaş Italiano’nun parmak izlerini görmeye başladık. Marsilya maçında ise kaç kez “eski günlerdeki gibi” dedim, hatırlamıyorum.
Ben de merak ettim. Kim bu adam? Beşiktaş’a ne yaptı? Kısa sürede gözle görünen bu uyumu neye borçluyuz? Acaba neden sanki Beşiktaş’ın yıllardır tanıdığı biriymiş gibi kenarda duruyor?
Haydi yaklaşalım.
1. Öncelikle kendisi için de bir ilk yaşıyoruz: İtalya’dan ilk kez çıktı
Vincenzo Italiano 48 yaşında.
Teknik direktörlük kariyerini bugüne kadar tamamen İtalya’da geçirdi.
Trapani, Spezia, Fiorentina, Bologna ve şimdi İstanbul.
Bu yeni teknik direktör kariyerinde ilk kez ülkesinin dışına çıktı.
Yeni lig. Yeni dil. Yeni futbol kültürü ve futbolu biraz fazla seven birkaç milyon Beşiktaşlı.
Hoş geldiniz hocam.
2. Aslında büyük takımlardan başlamadı
Bugün Beşiktaş’ın kulübesinde gördüğümüz kişinin teknik direktörlük hikâyesinin başında dev bütçeler, yıldız oyuncular ve büyük statlar yok.
Alt ligler var.
Italiano basamakları gerçekten tek tek çıktı ve bence onu ilginç yapan özelliklerinden biri de bu. Çünkü bazı teknik direktörler büyük kulüplere gelir. Bazıları ise büyük kulüplere gelene kadar kendilerini defalarca yeniden inşa eder. Italiano ikinci grupta.
3. Spezia’ya tarihinde ilk kez Serie A’yı gösterdi
2019’da Spezia takımın başına geçti.
Bir sezon sonra kulüp tarihinde ilk kez Serie A’ya yükseldi. Bir düşünün. Bir kulübün yüz yılı aşkın tarihinde hiç yaşamadığı bir şeyi yaşatan teknik direktör oluyorsunuz. Sonra Serie A’daki ilk sezonunuzda takımı ligde tutuyorsunuz.
Artık telefonunuz biraz daha fazla çalmaya başlıyor tabii. Bir sonraki durak Fiorentina.
4. Fiorentina’da final oynamayı alışkanlık hâline getirdi ama bir sorun vardı: Kazanamıyordu
Italiano’nun hikâyesinde benim en sevdiğim bölüm burası olabilir.
Fiorentina ile iki kez üst üste UEFA Konferans Ligi finaline çıktı.
Bir de Coppa Italia finali oynadı.
Üç büyük final. Üç mağlubiyet.
Bazen başarı hikâyelerini anlatırken aradaki kayıpları hızlı geçiyoruz. Oysa belki de insanı asıl hazırlayan yer tam orası.
Italiano üç kez kapıya kadar geldi. Üçünde de kapı açılmadı. Sonra Bologna’ya gitti.
5. Dördüncü finalde kapı açıldı
14 Mayıs 2025, Coppa Italia finali. Rakip Milan.
Bologna 1-0 kazandı.
Kulüp 51 yıl sonra Coppa Italia’yı kaldırdı.
Italiano ise teknik direktörlük kariyerinin ilk büyük kupasını kazandı.
Üç final kaybettikten sonra, dördüncüde.
Burada küçük bir hayat parantezi açmadan geçemeyeceğim.
Bazen üç kere olmaması, dördüncüde de olmayacağı anlamına gelmiyor. Bazen ilk üç final sadece kupayı nasıl kaldıracağını öğretiyor. Düştükten sonra dünya başına yıkılmış gibi davranmak yerine kalkmayı çok iyi bilen bir duygusal kas hafızası da Beşiktaş’ın şansı olacak.
6. Sonra Beşiktaş aradı
Italiano, Fiorentina ve Bologna dönemlerinin kendisini Avrupa’da tanınır hâle getirdiğini ve bunun sonucunda Beşiktaş gibi büyük bir kulüpten teklif aldığını anlatıyor.
Haziran 2026’da Beşiktaş ile 2027-28 sezonunun sonuna kadar sözleşme imzaladı ve İstanbul macerası başladı.
Sanırım kendisi de karşılaşacağı şeyi tam olarak bilmiyordu.
7. Beşiktaş taraftarı Italiano’yu ilk günden yakaladı, Italiano da onları
Midtjylland maçından sonra söylediği cümleyi çok sevdim.
Atmosferden o kadar etkilenmiş ki maç öncesinde oyuncularına: “Keşke futbolcu olsaydım da bu maçta oynayabilseydim.” demiş.
İtalyan basınına da Beşiktaş atmosferini daha önce bu kadar sıcak görmediğini ve yaşamadığını anlatmış.
Bence Italiano-Beşiktaş uyumunun ilk ipucu burada. Çünkü bazı teknik direktörlerin takımla uyumu taktik tahtasında başlıyor. Bazılarınınki duyguda.
Beşiktaş biraz ikinci grupta bir kulüp. Italiano da galiba ikinci grupta bir teknik direktör.
8. Zaten kendisini teknik direktörden çok “12. oyuncu” olarak görüyor
Bence Italiano’yu izlerken neden bu kadar hareketli olduğunu açıklayan cümle bu.
Kendisi söylüyor:
Oyuncuların sahada göremediği bazı şeyleri dışarıdan gördüğünü, bunları onlara aktarmaya çalıştığını ve kendisini adeta onların 12. takım arkadaşı gibi hissettiğini anlatıyor.
Bu yüzden kenarda sakin sakin oturmasını beklemeyin. Kendisi maç sonunda bazı futbolcularından daha yorgun olabilir.
9. Peki Beşiktaş’a futbol olarak ne getirdi?
Italiano’nun kafasındaki Beşiktaş’ın üç kelimesi şimdiden belli:
Agresiflik. Üretkenlik. Denge.
Topa sahip olmak istiyor. Rakip kaleye gitmek istiyor. Çok pozisyon üretmek istiyor. Rakibe mümkün olduğunca az pozisyon vermek istiyor.
Ama bütün bunları anlatırken sürekli aynı kelimeye geri dönüyor: Denge.
Çünkü ona göre önde ne kadar iyiysen arkada da o kadar iyi olmak zorundasın.
Bir başka isteği daha var: Takımın daha “aç” olması.
Bir teknik direktörün oyuncularından sadece koşmalarını değil, istemelerini talep etmesi hoşuma gidiyor. Günü kurtarmak ile sistem kurmak arasındaki fark kendini tatlı tatlı göstermeye başlıyor…
10. … ve sonra ilk büyük Türk futbol sınavı: Kadıköy
Beşiktaş Fenerbahçe deplasmanında 1-0 geriye düştü.
Sonra beraberliği buldu.
1. dakikada Vlahovic’in golü geldi.
2-1.
Italiano Türkiye’deki ilk büyük derbisini kazandı.
Ama maçtan sonra benim dikkatimi skor değil söylediği kelime çekti: Karakter.
Geriye düştüklerinde oyundan kopmadıklarını, karakter gösterdiklerini söyledi. Mental olarak güçlü olmanın ayaklara yansıdığını anlattı.
İşte burada Italiano’nun Beşiktaş’la neden birbirini sevmiş olabileceğini biraz daha anlıyorum.
11. Çünkü Beşiktaş’ın da biraz böyle bir teknik direktöre ihtiyacı vardı belki
Henüz eylül ayındayız. Italiano’nun Beşiktaş hikâyesinin nasıl biteceğini bilmiyoruz.
Bir teknik direktörü birkaç maç üzerinden efsaneleştirmek de, birkaç kötü maç üzerinden silmek de futbolun en sevdiğimiz aceleciliklerinden biri.
Ama şu anda görünen bir şey var. Beşiktaş’ın enerjisi değişiyor. Beşiktaşılık yeniden moda oluyor.
Kenarda maçı futbolcusu kadar yaşayan biri var. Takımından agresiflik isteyen ama dengeyi unutmayan biri. Üç final kaybedip dördüncüde ilk kupasını kaldırmış biri. İtalya’nın dışına ilk kez çıkıp İstanbul’u seçmiş biri.
Daha birkaç ay önce “Bu takımın potansiyeli var” derken bugün o potansiyelin bazı parçalarını sahada görmeye başladığımız bir teknik direktör.
Belki Italiano ile Beşiktaş’ın birbirine bu kadar yakışmasının sebebi de tam olarak budur.
İkisinin de futbolunda biraz duygu var.
Biraz sabırsızlık.
Biraz delilik ki Önder Özen bizi bu konuda uyarmıştı.
Bolca mücadele ve en önemlisi kaybettikten sonra yeniden denemeye dair güçlü bir hafıza.
Bakalım İstanbul, Vincenzo Italiano’nun kaçıncı finali olacak?
Keşfet ile ziyaret ettiğin tüm kategorileri tek akışta gör!

