Dünya Gittikçe Kötüleşiyor!
Picasso’nun Guernica adlı tablosu, savaşın yarattığı yıkımı ve sivillerin dehşetini temsil eden en bilinen eserlerdendir. Picasso Guernica’yı yaptığında dünyanın bütün savaşlarını aynı anda izleyemiyorduk. Bugün ise tek bir telefon ekranından şiddetten doğal afetlere kadar dünyanın farklı yerlerindeki acılara aynı gün içerisinde tanık olabiliyoruz.
Belki Picasso bugün yaşasaydı, insanlığın karanlık tarafını resmetmek için bir tuvale değil, telefon ekranına bakardı. Çünkü kötülük ortadan kalkmadı. Yalnızca artık onu görmemiz için bir müzeye gitmemiz gerekmiyor.
Artık Kötülük Bize Çok Hızlı Ulaşıyor!
Şiddet haberleri, çocuklara yönelik istismar vakaları, kadın cinayetleri, savaşlar, sokakta yaşanan saldırılar, hayvanlara yönelik şiddet ve yaptırımlara dair güvenilirliğin azalmasının yol açtığı belirsizlik her gün maruz kaldığımız olaylar… Sabah uyanıyoruz ve telefonu elimize aldığımız anda tetikte olma durumu ve umutsuzluk içinde buluyoruz kendimizi.
Peki gerçekten kötülük geçmişe göre arttı mı?
Bu sorunun tek bir cevabı yok. Ancak psikoloji bize başka bir şeyi anlamamızda yardımcı olabilir:
Belki de değişen yalnızca kötülüğün kendisi değil, bizim kötülüğe maruz kalma biçimimiz.
Geçmişte dünyanın başka bir ucunda yaşanan bir olaydan haberdar olmamız günler, hatta haftalar sürebilirdi. Bugün ise telefonumuzun ekranına birkaç saniye içerisinde düşebiliyor.
Haberdar Değil Tanık Oluyoruz!
Haberleri yalnızca okumuyoruz. Görüntüsünü izliyor, yorumları okuyor, farklı kişilerin tepkilerine maruz kalıyor ve aynı olayın farklı videolarını tekrar tekrar görüyoruz. İnsan zihni böyle bir bilgi akışına göre evrilmedi. Bir insanın aynı gün içerisinde dünyanın ya da ülkesinin farklı yerlerinde yaşanan onlarca travmatik olaya tanıklık etmesi, psikolojik olarak oldukça ağır bir deneyim olabilir.
Bu nedenle zaman zaman “Her yer tehlikeli”, “İnsanlara güvenilmiyor” veya “Dünya yaşanmaz hale geldi” gibi düşüncelere kapılmamız şaşırtıcı değil.
Zihnimiz İyiyi Değil, Tehlikeliyi Daha Hızlı Fark Ediyor!
Psikolojide “negatif yanlılığı” olarak bilinen bir eğilim var. Beynimiz, tehdit ve olumsuzluk taşıyan bilgileri fark etmeye daha yatkın. Bu aslında hayatta kalmamız için oldukça işlevsel bir mekanizma.
Bir insanın bizi sevdiğini gösteren on davranıştan çok, bize zarar verme ihtimali taşıyan davranışına dikkat etmemiz tarih boyunca daha önemli olmuş olabilir. Ancak günümüzde bu mekanizma farklı bir ortamda çalışıyor. Eskiden çevremizdeki birkaç kişinin davranışlarını değerlendirirken, bugün dünyanın tamamından gelen olumsuzlukları aynı anda görebiliyoruz. Sonuç olarak beynimiz sürekli olarak:
“Dikkat et. Tehlike var.” mesajıyla karşılaşabiliyor.
Kötülüğün Görünür Olmayan Tarafı
Burada önemli bir ayrımı yapmak gerekiyor. Sosyal medyada gördüğümüz dünya, dünyanın tamamı değil. Çünkü insanlar çoğunlukla sıradan, huzurlu ve problemsiz geçen günlerini haber olarak paylaşmıyor. Aslında burada da iki uç durum söz konusu. Ya mükemmel hayat imajı- bu konudan “Otoportreler: Bir Düşün İçinde Bir Düş mü Gördüğümüz ve Göründüğümüz?” adlı yazımda bahsetmiştik- ya da cinayet, saldırı, kavga, trajedi yani dikkati çekecek içerikler paylaşılıyor. Bu içeriklere tekrar tekrar maruz kalmak zihnimizin önüne çıkan örneklemi giderek değiştiriyor.
Sessizce devam eden milyonlarca güvenli an görünmez kalırken, korkutucu olaylar çok daha görünür hale geliyor. Bu da dünyayı olduğundan daha tehlikeli algılamamıza neden olabiliyor.
Sürekli Maruz Kalmak Bize Neler Yapıyor?
Bir başka mesele de “duygusal yük”.
Her gün başkalarının acılarına tanıklık etmek, doğrudan bizim başımıza gelmemiş olsa bile bizi etkileyebilir. Bir süre sonra bazı insanlar daha kaygılı, daha güvensiz veya daha öfkeli hissedebilir. Bazıları ise tam tersine hiçbir şey hissetmemeye başlayabilir. Bu noktada “duyarsızlaşma” kavramından söz edilebilir.
Çok fazla şiddet ve travmatik içerikle karşılaşmak, kişinin bu görüntülere verdiği duygusal tepkinin zaman içerisinde değişmesine yol açabilir. Bu, kişinin kötü ve duyarsız olduğu anlamına gelmez. Bazen zihnin kendini koruma biçimlerinden biri, maruz kaldığı yoğun duygusal uyarana verdiği tepkiyi azaltmaktır.
Çağımızın en büyük psikolojik yüklerinden biri yalnızca kötülüğün kendisi değil; kötülüğe sürekli tanıklık etmek…
Peki Kendimizi Nasıl Koruyabiliriz?
Dünyada olup bitenlerden tamamen kopmak elbette çözüm değil. Ancak zihnimizin bütün gün boyunca sınırsız miktarda travmatik içeriğe maruz kalmasına izin vermek de sağlıklı olmayabilir.
Haberleri belirli zamanlarda takip etmek, aynı görüntüleri tekrar tekrar izlememek, sosyal medya akışını düzenlemek ve gerçek hayatımızdaki ilişkilerimize, doğaya, üretmeye ve gündelik yaşamın güvenli alanlarına yeniden dönmek psikolojik olarak koruyucu olabilir. Ekranların ardındaki eylemsizlik bizi daha çaresiz ve belirsizliğe karşı savunmasız hissettiriyor. Davranışsal anlamda ne yapabilirim? sorusu ise bizi şimdiye getirerek, kontrolü ele almamıza yardım ediyor.
Bu makalede öne sürülen fikir ve yaklaşımlar tamamıyla yazarlarının özgün düşünceleridir ve Onedio'nun editöryal politikasını yansıtmayabilir. ©Onedio
Keşfet ile ziyaret ettiğin tüm kategorileri tek akışta gör!

