Bu içerik Onedio üyesi kullanıcı tarafından üretilmiş, Onedio editör ekibi tarafından müdahale edilmemiştir. Siz de Onedio’da dilediğiniz şekilde içerik üretebilirsiniz.

Bade Türe Yazio: Tutunduğumuz Duygularımız Ne Kadar Gerçek ve Serbest Bırakmak Niye Bu Kadar Zor?

0PAYLAŞIM
Yazio Banner

Kendi kendimize yarattığımız düş kırıklığı, mutsuzluk ve yanlış anlamaların ana nedenlerinden biri de sınırlayıcı düşüncelere ve hislere tutunmaktır. Tutunmak kendi içinde, uygun olmayan bir şey değildir. Size hizmet etmeyen bir bakış açısına hiç tutunduğunuz oldu mu ya da bir duyguya hiçbir biçimde sizi tatmin etmeyeceğinizi ya da değiştiremeyeceğiniz durumların sizde yarattığı hislere gerginlik ya da kaygıya onu tetikleyen olay çoktan geçmiş olsa bile hala tutunduğunuz oldu mu?   

Tutunmanın karşıtı nedir? Tabi ki serbest bırakmak. Hem tutunmak hem de serbest bırakmak yaşamın doğal sürecinin bir parçasıdır. Aslında serbest bırakmayı zaten sık sık deneyimlediğinize eminim. Serbest bırakmak hepimizin doğuştan getirdiği bir yetenektir ama yetişkinliğe doğru onu kullanmamaya koşullandırılırız. Bir çoğumuz tutunmanın mı yoksa serbest bırakmanın mı daha uygun olacağını bilmediğimiz noktada sıkışıp kalırız. Tutunmanın ve serbest bırakmanın duygusal unsuru ve bedenimizin hislerimizden ne denli etkilendiği de ilginçtir. Kızdığımız zaman çoğu kez nefesimizi tutuğumuzu kaçımız fark ediyor? Çoğumuz kaslarımızda da fazladan gerginlik tutarız ve bu bizim tümüyle gevşememize hiç izin vermez. 

İnsanları gözlemlemeyi, onlardan farklı şekilde beslenmeyi seviyorum. Ne zaman çok dik duran omuzları nerdeyse boynu ile aynı hizaya yakın  birini görsem aklıma hemen hayatında ona hizmet etmeyen kaç duyguyu tutuyor acaba, neyi çözümlemediği halde tutmaktan vazgeçemiyor? Yakınsak birkaç soru ile onu rahatlatmaya çalışırım ama tanımıyorsam sadece gözlemimin bir parçası olarak kalır hafızamda.

Peki neden sıkışıp kalırız?

Ortaya çıktıkları anda hislerimizi tümüyle deneyimlemek için kendimize izin vermek yerine duygularımızı bastırdığımızda, onlar öylece orada kalırlar ve bizi rahatsız ederler. Bundan kaçındığımızda, duyularımızın bizden akmasını engelleriz. Onları ya başka kalıba sokarız ya da yok ederiz ve bu da kendimizi kötü hissetmemize neden olur. 

Biz serbest bırakma yetisine doğuştan sahibiz. Hiçbir çocuğun düştüğünü, sonra da üzülecek bir şey olup olmadığını görmek için çevresine bakındığını izlediniz mi? Çocuklar kimsenin onları izlemediğini düşündükleri an olayı serbest bırakır. Duygularımızı serbest bırakmanın bu doğal yeteceğini çoğumuz kaybetmişizdir çünkü çocukken bunu otomatik olarak bilinçli bir kontrol olmadan yaparken büyüme sürecimizde ana babamız, öğretmenlerimiz, arkadaşlarımız ve toplum bizi bunu yapmamak üzerine eğitmişlerdir. Bize her hayır dendiğinde ,doğru dürüst davranmamamız, uslu oturmamız söylendiğinde duygularımızı bastırmayı öğrendik. Yaşama karşı hissettiğimiz doğal taşkınlıkları ve başkaları tarafından kabul edilemez olduğuna inandırıldığımız tüm hislerimizi başarılı bir biçimde bastırdığımızda ancak yetişkin olarak kabul gördük. 

Benim anlatmak istediğim şey bastırmak derken anlatmak istediğimiz duygularımızın üzerini kapatmak, onları geriye itmek, reddetmek, uzaklaştırmak ve yokmuş gibi davranmak. Serbest bırakılmayan her duygu otomatik olarak bilinç altına depolanır. Çoğu kez duygularımızı bastırmanın yolu onlardan kaçmaktır. Biz duygularımızdan televizyon izleyerek, sinemaya giderek, kitap okuyarak, reçeteli ya da reçetesiz ilaç kullanarak, içerek, egzersiz yaparak vb eylemlerde bulunarak kaçarız. Burada yaptığımız şey dikkatimizi başka şeylere vererek asıl duygumuzu daha derinlere itme eylemini yaparız ve bazen de kaçış noktalarımıza tutunuruz. İçki içmek ya da uyuşturucu madde kullanmak bunların çoğunun altında yatan nedenler kaçtığımız duygularımızdır. 

Tam anlamı ile hissettiğimiz duyguların farkındalığını yaşamadan, onlardan kaçmaya çalışırken daha büyük ve çözülmesi daha zor bağımlıkların yarattığı duygulara esir düşeriz. Bir çoğumuzun bir ortam da ya da arkadaş sohbetlerinde içkiye ihtiyaç duymamızın sebebinin altında bile yüzleşmekten kaçtığımız, öz benliğimizi ortaya koymaktan duyulan korkularımız var. İtiraf etmeliyiz ki hepimiz duygularımızı ifade etmekten kaçıyoruz. Rahat olamamak bizim toplumsal sorunumuz. Çok doğal kendi gerçekliğini yaratan birini gördüğümüz an ona hayranlık duymamızda öz benliğimize olan özlemimiz. İçki ve benzeri şeyler o an sizi anda tutuğu için anda mutluluk vardır daha keyifli ve rahat oluruz.

Peki hiçbir şeye ihtiyaç duymadan nasıl duygularımızı serbest bırakırız? Serbest bırakma işlemine yaklaşmanın üç yolu vardır ve bunların tümü de aynı sonuca götürür.

İstenmeyen her duyguyu anında bırakabilmenizi sağlayan doğal yetinizi özgür kılmak ve böylelikle bilinçaltımızda bastırılmış olan bazı enerjilerin dağılmasına izin vermek. Birinci yol istenmeyen hissi bırakmayı seçmektir. İkinci yol o hisse kabul verip o duygunun olmasına izin vermektir. Üçüncü yol ise duygunun özüne inmek. 

Bunu size basit bir alıştırma katılmanızı isteyerek açıklayacağım. Elinize bir kalem alın, şimdi onu önünüzde tutun ve gerçekten sıkıca tutun bunu sizi sınırlayan hislerden biri olduğunu ve elinizin de cesaretiniz ya da bilinciniz olduğunu varsayın. Kalemi uzun süre tuttuğunuz zaman rahatsız olmaya başlayacaksınız ancak bu duygu size tandık geliyor di mi? Şimdi elinizi açın ve nesneyi avucunuzda çevirmeye başlayın; onu tutanın siz olduğunuzu fark edin o elinize yapışık değil. Aynı şey duygularınız içinde geçerli. Bu nesne elinize ne kadar yapışık değilse duygularınız da size o kadar yapışık değil.  

Biz çoğu zaman hislerimize tutunur ama onlara tutunduğumuzu unuturuz. Örneğin kızgın hissettiğimizde ne deriz? Kızgınım ya da mutlu hissettiğimiz de mutluyum hiç fark etmeyiz ama duygunun kendisi olduğumuza ilişkin yanlış bir tanımlama yaparız çoğu zaman, hissin bize tutunduğuna inanırız.  

Bu gerçek değildir. Kontrol eden her zaman bizizdir, sadece böyle olduğunu bilmeyiz. Şimdi kalemi bırakın ve o yere düştü. Bunu yapmak ne kadar zordu. Tabi ki hayır. Hâlâ kalemi bırakamayanlar varsa destek için birini önerebilirim :) Aynı şeyi herhangi bir duyguyla da yapabilirsiniz onu bırakmayı seçebilirsiniz. En keyiflisi benim de sık sık yaptığım duyguların içimden geçmesine izin vermek. Onları ve size hissettirdiklerine gözlemci olmak. 

Anlatıldığı gibi kolay değil diyenleriniz varsa bir duyguyu tanımlarken şu soruları sorun kendinize: 

Bu hissi bırakabilir miyim? Bu hissin burada olmasına izin verebilir miydim? Bu hissi kabul edebilir miydim? Cevapları için acele etmeyin çünkü sürekli üzerinde durup cevap aradığınız durumlar sizi daraltır. Bu sözü severim “sorular evreni genişletir, cevaplar daraltır” sizin vereceğiniz cevaptan ya daha iyisi ise sistemin size sunacakları… Emin olun akışta kalıp sorularınız sorup bırakabilirseniz hayatınızdaki mucizelere siz bile inanamayacaksınız. Tuttuğunuz ya da serbest bıraktığınız tüm duygular geçici. Hadi şimdi tutmaktan yorulduğun seni baskılayan tüm duygularının içinden geçip gitmesine izin ver .Bırakmayı gerçekleştirdikçe, kazançlarınız da yazmanızı öneriyorum. Bu kazançlar meydana geldikçe, kendinizi daha da çok keşfetmek isteyeceksiniz. 

Bununla ilgili kendinizi daha iyi gözlemleyebilmek için serbest bırakma ajandası edinebilirsiniz. Bu ajanda boyunca amacın en iyi biçimde davranmaktan, potansiyelinize tümüyle ulaşmaktan ve mutluluk, neşe ve iyilik dolu bir yaşam sürdürmekten sizi alıkoyan tepkileri ya da hisleri deneyimsel bir biçimde serbest bırakmayı öğrenmenize rehberlik etmeye yardımcı olacaktır. İlerlerken serbest bırakma işleminin tümüyle içsel bir olgu olduğunun lütfen farkında olun. Yani serbest bırakmak ,kendinizden başka hiçbir şeyle ya da hiç kimseyle ilgili değildir. O sadece yaşamınızdaki insanlara ve durumlara karşı içsel tepkilerinize ya da hislerinize ilişkindir. Siz serbest bırakmaya başladığınız an bu durumun o kadar basit ve keyiflendirici bir hale gelecektir ki kahkahalarla gülebilirsiniz bile.  

Serbest bırakmayı düzenli olarak yaşamınıza dahil ettiğinizde, çok geçmeden hislerinize karşı daha duyarlı olmaya başladığınızı göreceksiniz. Bu ilerlediğinizin bir göstergesidir. Siz hisleriniz değilsiniz. Duygular sadece duygudur. Şimdi içine dön, benimsediğin tüm duygularına dışardan bak. Mutluluk, kızgınlık, heyecan, hırs, sadece geçici duygular olduğunu kabul et ve kızdığın ya da mutlu olduğun an içinden bu bir duygu ve her duygu geçicidir. 

Direnç olmasaydı, hepimiz hızla özgürleşirdik. Hislerimiz ortaya çıktığı an çıkıp gitmesine izin verebilmek için direnci sürekli serbest bırakmaya devam etmek önemlidir. Burada en önemli şey akışta kalabilmek. Akışta kalabildiğiniz sürece içinizden huzurun geçtiğini hissedeceksiniz. O an değiştirmek istediğiniz isteğinizi de serbest bırakmalısınız bu da ancak o an sadece akışta kalmakla olur. Bu da otomatik olarak o anki duyguyu kabule geçmek. Kabule geçtiğin her duygu direnç göstermediğiniz sürece içinizden nasıl akıp geçtiğine şaşıracaksınız. Direnç gösterdiğin her duyguya farkında olmadan sahip oluyorsun. Unutma ki hislerimiz ve duygularımız biz değiliz.

Instagram

BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
Helal olsun!
Hoş değil!
Yerim!
Çok acı...
Yok artık!
Çok iyi!
Kızgın!

ONEDİO ÜYELERİ NE DİYOR?

Yorum Yazın
voyager26

Küçük Enişteyi Salıverin gitsin:))) Hiç zor değil gerçekten gazınız geldiği zaman hiç çekinmeyin ve rahat olun.Çünkü kendinizi bir tüy kadar hafiflemiş hissedeceksiniz benden söylemesi :)

Görüş Bildir