Artık Eve Hapsoldular: Türkiye'de 10 Çocuktan 6'sı Sokakta Bir Saatten Fazla Oynayamıyor

 > -

Eğitim Reformu Girişimi Araştırmacısı Umay Aktaş Salman, hazırladığı yazı dizisinin son bölümünde çocukların bir gününü nasıl geçirdiğini anlattı. Salman'ın "Gri Kentin Oyuna Uzak Çocukları" isimli çalışmasına göre, Türkiye’de her 10 çocuktan 6’sı günde en fazla bir saat ya da daha az süre dışarıda oyun oynuyor. Bunun nedeni ise parkların yetersizliği, sokakların güvensizliği ve oynamak için kaldırımdan başka yer olmaması.

Türkiye’de her 10 çocuktan altısı günde bir saat ya da daha az süre dışarıda oyun oynuyor.

2016 yılında 10 ülkede 12 bin ebeveynle görüşülerek yapılan OMO Global Çocuk ve Oyun Araştırması’na göre Türkiye’de her 10 çocuktan altısı günde bir saat ya da daha az süre dışarıda oyun oynuyor. Tema Vakfı’nın 2013-2014 eğitim yılında “İstanbul’da Çocuk ve Doğa İlişkisi Araştırması” sonuçları da benzer. 3,7 ve 10.sınıfta okuyan 2 bin 486 çocukla yapılan araştırmada, çocukların yüzde 34,8’i bahçede ya da parkta hiç oynamadığını söylüyor.

Park ya da bahçede bir saatten az oynayan çocukların oranı yüzde 30,7.

Araştırma sonucuna göre, park ya da bahçelerde bir saatten az oynayanların oranı yüzde 30,7, 1-2 saat oynayanlar yüzde 19.6. Parkta ya da bahçede 2-4 saat oynayabilen çocukların oranı ise sadece yüzde 7,7.

Salman hazırladığı yazı dizisinde Bahçelievler, Gaziosmanpaşa, Çengelköy semtlerinde yaşayan çocuklarının bir günlerinin nasıl geçtiğini inceledi.

Çocukların ne kadar, nasıl ve nerede oyun oynadığının, zamanlarının çoğunun aileleri tarafından yapılandırılıp yapılandırılmadığının, teknolojiyle ilişkilerinin çocuktan çocuğa, ailenin şartlarına, yaşadığı yere ve ebeveynlik tutumlarına göre değiştiğini söyleyen Salman iki gerçeğin altını çiziyor:

"Bunlardan ilki, çocuklar eskiye oranla daha az dışarıda oynayabiliyor. Çocukların ve annelerin oyun tanımının farklılığından bile bunu anlamak mümkün. Anneler kendi yaşadıkları deneyimlerden yola çıkarak oyunu özgürlük, çocuklar ise oyunu eğlence olarak tanımlıyor. İkinci gerçek ise oyunun, eğlenceden çok daha öte olduğu."

'Sokağa insem kaykay ve bisiklet sürmek için alan yok'

Apartmanda yaşayan 11 yaşındaki Harun, sokağa çıkarsa bisiklet ve kaykay için alanı olmadığını ve çoğu zaman annesinin telefonuyla vakit geçirdiğini söylüyor:

"Kaykayımı çok seviyorum ama hiç kullanamıyorum. Anneannemin evine gittiğimizde evin önündeki sokakta futbol oynuyoruz. Çoğu zaman annemin telefonuyla ilgileniyorum. Telefonda oynadığım oyunlar beni mutlu ediyor. Aşağısı sıcak ama telefonla oynarken sıcak olmuyor. Hiç yormuyor. Dışarıya gidip arkadaşım olmayınca sıkıldım deyip geliyorum, ama telefonla oynarken arkadaşa da ihtiyaç yok. Gerçek oyun kadar eğlenceli oluyor. Parkı sevmiyorum, hem uzak hem de küçük çocuklara göre oyuncaklar. Çok da sıra oluyor."

Roza ise dışarı da en fazla bir iki saat oynayabiliyor.

Harun'un 9 yaşındaki kardeşi Roza ise dışarı da en fazla bir iki saat oynayabiliyor. Oynadığı alan ise apartmanın önündeki kaldırım. Evleri en üst katta olduğu için, annesi Semra Taymur, kızı dışarı çıktığında sürekli balkondan ona sesleniyor, ona bakıyor. Evdeyken ise çoğunlukla ağabeyi Harun ile birlikte salonda oyuncaklarıyla oynuyorlar. Evde olduklarında teknolojik oyunlar da devreye giriyor. Anneleri Semra Taymur, telefon için kavga ettiklerini ve telefondan oyun oynamak istediklerini anlatıyor. Roza ise dışarıda arkadaşlarıyla oynamanın daha zevkli olduğunu söylüyor.

Anne Taymur: 'Oyun bizim için her şeydi, şimdi öyle değil'

Harun ve Roza'nın annesi Taymur’a göre, güvenlik kaygıları, mekan kısıtlılığı nedeniyle, kendi deyişiyle çocukları eve hapsoluyor:

"Batman’ın Hasankeyf köyünde büyüdüm. Oyun bizim için her şeydi, özgürlüktü. Her şeyden oyun çıkarırdık. Patlıcandan, çamurdan oyuncak yapardık. Şimdi öyle değil. Çocuklarım aşağı indiklerinde apartman içlerine girmeyin diye bile tembihliyorum. Kimseyi tanımıyoruz ki. Yollar ayrı dert, okula bile giderken üçümüz aynı kaldırımda yürüyemiyoruz arabalardan, inşaatlardan. Sokağımızın başında fırın var. Oraya bile çok nadir yolluyorum. Oysa gidip bir şey alsalar, para hesabını öğrenseler…

"En çok duyduğum laf ‘anne sıkılıyorum"

Park sekiz sokak ötemizde, uzak kalıyor. Tek başlarına hayatta yollayamam. Akşam üzeri gidiyoruz bazen. Ancak parkta da ağaç yok, bir şey yok. Sıcak oluyor. Bir de çocuklar salıncak sırası beklemekten yoruluyor. Daha fazla yeşil alan olsa çok iyi olurdu. Bisikletleri aldık ama çürüdü valla. Bisiklete binmeleri için eğer açıksa yakındaki okulun bahçesine götürüyoruz. Ancak onun için de bizim müsait olmamız lazım. Eşim inşaatta çalışıyor. Çok yoğun ve çok yorgun geliyor. Ben de yetebildiğim kadar götürmeye çalışıyorum. Bazen de saklıyorum pateni bisikleti, görmesinler diye. Ne yapayım? En çok duyduğum laf ‘anne sıkılıyorum’. Anneanneye gidiyoruz, oradan da sıkıldık diyorlar. Gidecek başka yerimiz yok ki… İki ev arasında dönüp duruyoruz. Beton ve tuğla arasında yaşıyoruz."

'Bir çocuk oyun oynayamıyorsa kendisiyle bağlantısı da kopmuştur'

Salman yazısında Klinik Psikolog Güneş Özen Urcan’ın oyun ve çocuk ilişkisine dair görüşlerine de yer vermiş. Urcan oyunun çocuğun dili olduğunu ve onun rahatladığı yer olduğunu savunuyor ve şöyle devam ediyor:

"Oyun çocuğun dili, rahatladığı yer. Çocuğun kendi ile bağlantısıdır oyun. Bir çocuk oyun oynayamıyorsa kendisiyle bağlantısı da kopmuştur. Kendini de ifade etmekte zorlanır. Çocuk oyun oynarken birçok rol deneyimler. Bazen aktiftir, oyun kurar, bazen pasiftir birinin oyununa katılır. Oyunda bir çok duygu harekete geçer. Hayal kırıklığı, mücadele var. Tüm bunlar zorluklarla baş etme becerilerini de çok güçlendiriyor. Oyun, çocuğun iç dünyası ile dış dünya arasında geçiş alanı. Çocuk büyüdükçe dış dünyayı tanımaya başladıkça engellemelerle ve yetersizliklerle yüzleşir, oyun çocuğun hayalleriyle gerçeklerin dengesini kurduğu bir yer."

'Doğa çocuğun düş dünyasını ortaya çıkarmasına alan açıyor'

Çocuğu en mutlu eden iki şeyin doğada olmak ve akranlarıyla birlikte olmak olduğunu da anlatan Urcan, doğada olmanın çocuğa katkısını "Doğada çocuğun duyuları daha ön planda oluyor. Evde de duyularını tabii ki kullanabilir ama bunları ne kadar çok çeşitlendirirseniz, bilişsel ve duygusal bağlantıları o kadar gelişiyor” sözleriyle açıklıyor. Urcan şöyle devam ediyor: 

"Doğadaki sade ve basit materyaller sayesinde çocuk içsel kaynaklarını kullanabilir ve yaratıcılığını fark edebilir. Doğa çocuğun kendi düş dünyasını ortaya koymasına daha çok alan açıyor. Çocuğun kendisini ifade etmesine daha çok alan kalıyor. Aksi durumda çocuk oldukça pasif konumda kalarak dışarıdan uyaranlara maruz kalıyor."

'Oyun, performans haline dönüşmemeli'

Açık ya da kapalı alanda, unutulmaması gereken en önemli şey ise çocuğa serbest oyun hakkı tanımak. Ekonomik, politik, sosyolojik nedenlerle, şehirlerin veya yaşam alanlarının dönüşümü ile her şeyin değiştiği gibi oyunun da değiştiğini anlatan Urcan, nerede olursa olsun serbest oyunun önemine dikkat çekiyor:

"Yetişkinin rolü önemli. Ebeveyn kaygısı arttıkça oyuna müdahale artıyor. Güvenlik kaygısıyla çocuğu gözleme artıyor. Oyun, rahatlama alanı olmaktan çıkıp performans haline dönüşüyor çocuk için. Çocuğun oyununun ucunu açık bırakmalıyız ki kendini tanısın. Kendini tanırsa yeni şeyler de deneyebilir."

Eğitim Reformu Girişimi Araştırmacısı Umay Aktaş Salman, "Uzun Hikaye" yazı dizisinin "Gri Kentin Oyuna Uzak Çocukları" başlıklı son bölümünün tamamına buradan ulaşabilirsiniz.

BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
Helal olsun!
Hoş değil!
Yerim!
Çok acı...
Yok artık!
Çok iyi!
Kızgın!
YORUMLAR İÇİN TIKLAYINIZ

Başlıklar

2016Batmanİstanbulannefutboloyun
Görüş Bildir