Bu içerik Onedio üyesi kullanıcı tarafından üretilmiş, Onedio editör ekibi tarafından müdahale edilmemiştir. Siz de Onedio’da dilediğiniz şekilde içerik üretebilirsiniz.

2015 Dünya Tiyatro Günü Bildirileri

-
5 dakikada okuyabilirsiniz

27 Mart safi tiyatrodan söz edebildiğimiz nadir günlerden biri, tüm dünyada o gün ortak dil olarak "tiyatroca" konuşuluyor. Tiyatro sandığımız gibi sadece memleketimizde değil birçok avrupa ülkesinde de durumu pek parlak gitmeyen bir sanat. Tabii bu genel geçer bir yargı, öyle işler de yapılıyor ki "İyi ki tiyatro var!" dedirtiyor seyirciye. 

Bu sene 27 Mart bildirisini Polonyalı Yönetmen Krzysztof Warlikowski ve Türk Oyun Yazarı Serhan Alben yazdı. Warlikowski'nin bildirisini Tiyed tarafından Refik Erduran çevirisi ile Alben'in bildirisini ise Kulis Tiyatro Dergisi Mart Sayısından elde ederek bir araya getirdim.

Genel çerçevede bakacak olursak, bu sene iki bildiri de tıpkı Çehov oyunları gibi umutsuzluğun içinden umut doğuruyor. Üstelik memleketi temsilen ilk defa genç bir sanatçının bu bildiriye imza atması da cabası. Yani ikisi de bize umut olduğunu hissettiriyor ve "Yaşa be tiyatro!" dememize sebep oluyor.

TİYATRO DUVARLARIN ÖTESİNE BAKMALI

Tiyatronun gerçek ustalarını bulmanın en kolay yolu onları sahnenin çok uzaklarında aramaktır. Genelde öyleleri tiyatronun gelenek kalıbı sürdüren ve klişe kopyalayan bir makine gibi kullanılmasıyla ilgilenmezler hiç. Onlar atan nabzın peşindedirler; gösteri salonlarının ve şu ya da bu dünyayı kopyalama derdindeki insan yığınlarının açığından geçmeye yatkın canlı akımları ararlar.

Biz seyircilerle tartışmaya ve yüzeyin altında kabaran duygulara odaklanmış dünyalar yaratacak yerde, mevcudu kopyalama yoluna gidiyoruz. Oysa gizli coşkuları tiyatro kadar başarıyla dışa vuran başka bir şey yoktur.

Benim en sık peşine düştüğüm kılavuz geçmişte yazılmış kimi metinlerdir. Onları kaleme alanlar neredeyse yüz yıl önce Avrupa tanrılarının yavaş yavaş çöküşünü kâhin gibi ama abartıya kaçmadan gözler önüne serdiler. Beni sabah akşam düşündüren o yazarların anlattığı, uygarlığımızı bugün hâlâ dağıtılamamış bir karanlığa gömen ışık kaybıdır. Aklımda Franz Kafka, Thomas Mann ve Marcel Proust adları var. Bugün o kâhinler grubuna John Maxwell Coetzee adını da ekleyebilirim.

Bu kişilerin ortaklaşa sezdikleri, dünyanın sona ermesinin kaçınılmazlığı idi – gezegenin değil, insan ilişkilerinin bugünkü modeli anlamındaki dünyanın. Dipten gelen kabarmalar toplum düzenini alt üst etmekte. O sezgi bütün acılığıyla bizim için bugün ve burada da geçerliğini koruyor. Dünya sona erdikten sonra da yaşamayı sürdüren bizler için. Her gün yeni yeni yerlerde suçlar ve çatışmalar patlak vermekte. Bu öyle hızlı oluyor ki her yerde hazır ve nazır günümüz medyası bile haberlerine yetişemiyor. Yangınlar çok geçmeden lginç olmaktan çıkıp basın bültenlerinden siliniyor, bir daha da göze görünmüyor. Biz aciz kalıyor, dehşete kapılıyor, kendimizi köşelere sıkışmış hissediyoruz. Artık kuleler dikmek gelmiyor elimizden. Duvar yapımını inatla sürdürüyoruz ama çektiğimiz duvarlar bizi hiçbir şeyden korumuyor artık. Tersine, bakım ve savunma gerektirdikleri için biz onları korumak zorunda kalıyoruz; yaşam enerjimizin büyük bir bölümü öylece heder oluyor. Kapının ötesinde, duvarın gerisinde ne bulunduğunu görmeye çalışacak gücümüz de kalmadı. Tiyatronun varlığını gerektiren ise tam bu işte. O kendi gücünü tam burada aramalı. Bakmanın yasak olduğu yerlerin iç taraflarını gözetlemeli.

“Efsane açıklanamayacak şeyi açıklama çabasında. Temeli gerçek olduğu için, sonunda açıklanamayacak bir yerlere ulaşmalı.” Kafka Prometheus efsanesindeki dönüşümden böyle söz ediyordu. Kesinlikle inanıyorum ki aynı sözler tiyatro için de geçerli olmalı. Onun emekçilerinin hesabına, yani sahnedekiler kadar seyirciler arasındaki emekçilerinin de adına, bir dileğim var. Öyle bir tiyatro olsun. Gerçekliğin temeline otursun ve hedefini uzanacağı açıklanamaz sonlarda bulsun. Bütün kalbimle diliyorum bunu.

Krzysztof Warlikowski

SANATI SANATÇILARDAN KURTARIN

“Merhaba” dedi Küçük Prens.

“Merhaba” dedi demiryolu makasçısı.

“Burada ne yapıyorsun?” diye sordu Küçük Prens.

“Yolcuları biner biner ayırıyorum.” dedi makasçı.

“Onları taşıyan trenleri bazen sağa bazen sola yönlendiriyorum.”

Tam o sırada, gök gürültüsü gibi gürleyerek geçen ışıl ışıl bir ekspres, makasçı kulübesini sarstı.

“Pek telaşlılar.” dedi Küçük Prens. “Neyin peşindeler?”

“O trenin makinisti bile bilmez bunu.” dedi makasçı.

Işıl ışıl ikinci bir ekspres, bu kez ters yöne doğru geçti gürleyerek.

“Hemencecik dönüyorlar mı?” diye sordu Küçük Prens.

“Bunlar o gidenler değil, karşıdan gelen tren bu.” dedi makasçı.

“Kimse olduğu yerden memnun değil mi, yani?”

“Kimse bulunduğu yerden memnun olmaz ki.” dedi makasçı.

O sırada ışıl ışıl gelen üçüncü bir ekspres sarstı ortalığı.

“İlk trendeki yolcuların mı peşindeler?” diye sordu Küçük Prens.

“Hiçbir şeyin peşinde değiller.” dedi makasçı. “Ya uyuyor ya da esniyorlardır şimdi. Yalnızca çocuklar, burunlarını cama yapıştırmış dışarıya bakıyorlardır.”

“Yalnızca çocuklar ne aradıklarını biliyorlar.” dedi Küçük Prens...

Konservatuvardayım, “Tiyatro nedir?” diye sordum ben, “İnsanı insana insanla insanca...” diye zırvaladı bir hocam. Tatmin olmadım, başka birine yeniden sordum. “Ayna” dedi biri, “Gerçek” dedi, “Mucize” dedi biri, “Hayatın ta kendisi!”. Yeniden sordum başkalarına “San ’at” dedi biri, “Din” dedi, “Aşk” dedi, alıntıladı hemen biri çıkıp “Dünya bir oyun sahnesi...” dur dedim, durun!

Bu, genç bir “tiyatrocu” tarafından yazılmış, Dünya Tiyatro Günü bildirisi. O genç adam diyor ki size; tiyatrocular tiyatronun ne olduğuna karar verene kadar gitmeyin tiyatroya!

Ne istediğimizi sadece çocukken bilebildiğimiz bir çağda, çocuklarınıza iki kalas arasına gerilmiş bir bez önünde “saçmalayan” tiyatrocuları boykot edin, gitmeyin tiyatroya. Bir çocuğu tiyatroyla eğitmek yerine tiyatrodan soğutan, büyüdüğünde de tiyatroya gitmediği için onu, yani eğitemediği kendi toplumunu suçlayan tiyatrocuların tiyatrolarına gitmeyin!

Kendini toplumundan soyutlayan, ulaşılmaz kılmaya çalışan, muhalif olmak adına, cahilce, bilinçsizce propagandist tavırlar ve oyunlarla trenleri sağa ve sola ayıran makasçıları boykot edin!

Wolfgang Amadeus Mozart ilk bestesini beş yaşında yaparken yahut Orhan Veli Kanık otuz altı senelik ömrüne bir akım sığdırabilirken, eleştirdikleri politikacılardan farksız davranan, koltuk sevdalısı, geri kafalı tiyatrocuların her genç fikre, her genç beyine karşı gelmesini, kibirli tutumlarını, “ben bilirimci” hallerini görmezden gelmeyin! Çocukların fikirlerini “çocukça” bularak geçiştiren, kaygılı tiyatrocuların, çocuklar için döktükleri gözyaşlarına kanmayın!

Memleketi ve toplumunu geliştirmek için birleşmeyen, daima yabancı ile övünen, bildiğini paylaşmayan, muntazaman birbirlerinin kuyusunu kazan tiyatroculara itibar etmeyin!

“Halk bunu istiyor.” yaftasıyla sizleri değersizleştiren, tiyatro salonlarını kına gecesi etkinliklerine, pilav günlerine kiralayan, karaktersiz salonların önlerinde eylem yapın!

“Tiyatrolar kapatılmasın” eyleminde, tiyatroya destek vermek için gelmiş seyirci, bir gazeteye röportaj verirken “Siz çekilin lütfen, basın bizim için burada!” diyerek, nutuk çeken, sizleri küstüren, öteleyen gösterişçi tiyatrocuları, saf kan olanlardan ayırt edin!

Eğer sizler bilinçlenip, gerekli duyarlılık ile tiyatroya yaklaşırsanız, tiyatrocuların yapamadığını yapabilirsiniz. Sizler isterseniz eğer kapanmaz tiyatro salonları, sizler isterseniz artar oyun kalitesi, sizler isterseniz elenir zayıf halkalar. Sizler ilgi gösterirseniz daha çok mesai yaparlar, sizler isterseniz memleketimizin tiyatrosu kimliğini bulur, yerli oyunlar yazılır, yerli oyun yazarları teşvik olur, sizler isterseniz, tiyatrocuların çabası size yetişmek olur, sizler isterseniz herkes bulunduğu yerden memnun olur!

Ne zaman ki seyirci tiyatroyu bir eğlence olarak görmez, ondan öğrenebileceği ve ona öğretebileceği bir şeyi olduğunu fark eder, gelişmek ister, gelişmek için eleştirir, fikir verir. Kendi yaş gününü kendisinin kutlamasına müsaade etmez de onun yanında olur, ona destek olur, işte o zaman Dünya Tiyatro Günü kutlu olur.

Şimdilik Dünya Tiyatro Günü tiyatrocuların beylik laflar ettikleri öylesine bir gün olarak, bir köşede dursun.

Serhan Alben

Bu içerik Onedio üyesi kullanıcı tarafından üretilmiş, Onedio editör ekibi tarafından müdahale edilmemiştir. Siz de Onedio’da dilediğiniz şekilde içerik üretebilirsiniz.

BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
Helal olsun!
Hoş değil!
Yerim!
Çok acı...
Yok artık!
Çok iyi!
Kızgın!
YORUMLAR İÇİN TIKLAYINIZ

Başlıklar

Tiyatroaşkoyun
Görüş Bildir