Bu içerik Onedio üyesi kullanıcı tarafından üretilmiş, Onedio editör ekibi tarafından müdahale edilmemiştir. Siz de Onedio’da dilediğiniz şekilde içerik üretebilirsiniz.

1999 Gölcük Depreminde Annemle Birlikte Enkazın Altından Mucize Kurtuluşumuz ve O Dehşet Verici Gecede Yaşadıklarım

2.2bPAYLAŞIM

Geçtiğimiz günlerde yaşadığımız İzmir depreminin acısı henüz çok tazeyken ben de kendi yaşadıklarımı ve hikayemi anlatmak istedim...

Uyarı: Bu içerik Onedio editörleri tarafından formata uygun olarak düzenlenmiştir. 

İzmir depremi boğazımda bir yumru oldu kaldı... Günlerdir ne doğru düzgün yemek yiyebiliyorum ne de uyuyabiliyorum. Çocukluk travmam bir tarafa, enkazın altında kalan o insanlarla aramda anlaşılması güç bir bağ kuruyorum...

Seda, Elif, Ayda, Çınar, Sayra ve dahası... Hepsinin adlarını, hikayelerini ezbere biliyorum neredeyse... İzmir'de deprem olduğu günden beri televizyonun başından ayrılmıyorum. Sürekli sosyal medya hesabımı, haber sitelerini yenileyip duruyorum. Belki güzel bir haber alınır, belki bir mucize olur diye... Acıkıp ağzıma bir lokma bir şey koyacak olsam gözümün önüne Seda'nın gözleri geliyor, şu an ne hissediyor acaba diyorum; ne yapıyor? Benim gibi umutlu mu? Enkazı kazmaktan tırnakları mı acıdı? Yoksa sessiz sakin bekliyor mu kurtarılmayı? Bu düşünceler beynimi sarıyor ve elimdeki o çatalı bırakıyorum usulca. Dilimde bir sürü lanet, öfkeliyim herkese ve her şeye.

Tam toparlanıyor gibi oluyorum, kedim Çakıl geliyor yanıma mırıl mırıl. Bu kez yine içimi bir sıkıntı kaplıyor, enkaz altındaki onca hayvanı düşünüyorum... Enkazın altındakiler bir yana bir de kapıların ardında kilitli kalmış, aç susuz olanları da var...

O an gerçekten delirecek gibi oluyorum! Ağızları dilleri yok, küçücük daracık bir yerde; küçücük bedenleriyle ne yaparlar? Ne hissederler? Bir ağlama tutuyor bu sefer, başlıyorum hüngür hüngür ağlamaya. Bu kez de anneciğimin sesi kulağımda çınlıyor, "Her şeyi çok fazla içselleştiriyorsun. Canına yazık..." Haklısın annem yazık. Ama sadece bana değil, ülkemin güzel insanlarına yazık. O enkazın altında yitip giden insanlara, hayvanlara, yakınlarını kaybedenlere, bu acı ölüme mahkum edilen insanlara... Her şeyden de öte bunların sorumlularına hesap sorulmayacak olmasına yazık! Delirecek gibi olsam da Çakıl'ı yanıma alıp uyumakta buluyorum çareyi... Deprem çantam da hemen başucumda. Telefonum da daima yastığımın altında...

1999 depreminde ise bu kadar hazırlıklı değildim, hiçbirimiz değildik... Depremde hayatını kaybeden çoğu insan gibi yatağımda ve savunmasızdım...

Üstelik deniz subayı olan babam seferdeydi ve biz annemle bir başımızaydık... 9-10 yaşlarındaydım ancak o geceyi dün gibi, her saniyesiyle hatırlıyorum. Hatta üzerinden yıllar geçmesine rağmen gözlerimi her kapadığımda o anları canlı kanlı karşımda görüyorum... Her insanın rutin olarak yaptığı yatakta uzanma eylemi bile benim için bir kabus aslında... Yatakta uzanırken tavana her baktığımda belki bu gece o tavan başıma yıkılır da o evden sağ çıkamam diye korku ve kaygı içinde uykuya dalıyorum çoğu zaman...

Gelelim hayatımın en uzun 45 saniyesini yaşadığım o geceye... Belki bunu çokça kez duymuşsunuzdur ama o gece gerçekten de çok sıcak ve kasvetliydi. Sıcaktan evin içinde oturamayıp balkona çıktığımızı hatırlıyorum annemle. Bir kilim atıp üzerine oturmuştuk...

Hava o kadar kasvetliydi ki annemin "Bu ne sıcak böyle! Allah Allah..." diye söylenip durduğunu hatırlıyorum. Sonradan hayatta kalan ve konuştuğumuz eş dost, 'o gece bir gariplik olduğunun' farkında olduklarını söylemişti. Evet bir gariplik vardı havada, hepimiz farkındaydık... O geceye dair hatırladığım şeylerden biri de yıldızların parlaklığıydı. Yıldızlar sanki bize her zamankinden daha yakın ve daha parlak duruyordu... Havada garip bir kasvet ve anlaşılması güç bir uğultu vardı sanki. Gece olmuş, ortalık sessizdi ama bir o kadar da uğultuluydu sanki her yer...

Sonra yataklarımıza geçtik. Ben biraz hayaller kurduğumu hatırlıyorum o gece. Hava o kadar sıcaktı ki odamın camı açık olmasına rağmen tül bile kımıldamıyordu...

Yatağa yattım ama bir türlü uyuyamadım. Sıcaktan bir o yana bir bu yana dönüp durdum... Sonra sandalyemin üzerindeki kıyafetlerim sanki doğaüstü bir varlığın kafası gibi geldi bana ve ürktüm. Sağa döndüm, sola döndüm ama içimdeki o korkuyu atamadım bir türlü... Hepimiz biliriz çocukken arkadaşlarımızın anlattığı o korku dolu hikayelerin etkilerini. Usulca yorganımı yastığımı alıp annemin yanına gittim. Kıvrıldım köşeye ama nafile... Bir türlü uyuyamadım. Sonra en son tavanı izlediğimi hatırlıyorum, sonrası yok; uykuya dalmışım...

Sonrasında öğreneceğime göre saat 3 civarında inanılmaz bir uğultu ile uyandım. Kulağımda tarif etmesi zor bir uğultu, koskoca yatak sanki beşik gibi sallanmaya başladı. Yatağın altından öyle bir sarsıntı geldi ki annemle ikimizi de olduğumuz gibi yere fırlattı. Sanki deprem değil, kıyamet kopuyordu...

Sanki başımızın üzerinden bombalar yağıyor, her yerden çığlık sesleri duyuluyordu. O korku ve panikle yerden kalktım ve kaçmaya çalışırken annem beni belimden yakalayıp yatağın yanına sürükledi. Üzerime resmen katlanarak siper oldu... "Ellerini başının üzerine koy! Sakin ol!" dediğini hatırlıyorum. Ortalık toz duman olmuş, duvarlar bir bir üzerimize yıkılmaya başlamıştı. İnanılmaz bir toz bulutu ve ardından insanı delirtecek bir karanlık...

O an ne oluyordu, deprem neydi bunların hiçbiri hakkında bir fikrim yoktu... Hemen yanı başıma kapanmış olan annemin çığlıklarını duyabiliyordum sadece...

O kadar küçük bir alandaydık ki... Uyumadan önce son kez bakıp, uykuya daldığım o duvar şimdi tam kafamızın üzerindeydi. Kollarımızı kafamıza siper etmiştik ama o duvar bir yandan bizi sıkıştırıyordu. Etraf toz dumandı ve hiçbir şey göremiyorduk. Sonra birtakım ayak sesleri o sağır edici sessizliği böldü... Bir süre sonra yanımızda bir boşluk oluştuğunu fark ettik. Depremin o ilk şokunu atlatan annem beni hafifçe yana kaydırarak vücudumu kontrol etti. Bir şeyim olup olmadığını, canımın yanıp yanmadığını sordu. Vücudumda hiçbir şey yoktu sadece o kadar küçük bir alanda nefes almakta zorlanıyordum...

O anın sıcağıyla hiçbir şey hissetmiyordum. Ne ağlayabiliyordum ne de konuşabiliyordum... O panik halini, o can pazarını size tarif etmem gerçekten imkansız...

Depremin üzerinden ne kadar zaman geçmişti hatırlamıyorum... Sanki zaman durmuştu. Annem o çöküntünün arasından bir yandan bağırıyor, bir yandan da tırnaklarıyla kendini de beni de o boşluğa doğru sürüklemeye çalışıyordu. Annem bağırırken bir yandan da ayak sesleri geliyor, komşularımız bizim seslerimizi duyuyor, direnin kurtaracağız diye bağırıyorlardı. Ağlayanlar, bağıranlar, yardım dileyenler... Ne kadar uyanık kaldım bilmiyorum ama gözlerimi açtığımda komşumuz annemle birlikte beni o boşluktan dışarı doğru çekti. Cam kırıklarının ve enkazın üzerinden yürümeye başladık. Etrafta o kadar çok insanın cansız bedeni vardı ki sanki dün gibi gözümün önünde. Enkazın arasından insanların kolları ve bacakları sallanıyordu...

Gün ağarınca o manzaranın korkunçluğu daha da gün yüzüne çıkmıştı... Neredeyse etrafımızda bir tane bile bina kalmamıştı. Her yerde çığlıklar ve kargaşa hakimdi...

O ana dair hatırladığım en büyük şeyse şehri saran kokuydu. O kadar keskin ve kötü bir koku vardı ki, bunu size tarif etmem mümkün değil... Defalarca kez kustuğumu hatırlıyorum. O küçücük bedenimde yaşadığım o korkuyu size tarif etmem gerçekten mümkün değil. Susadığımı ve annemden sürekli su istediğimi hatırlıyorum. Sanki mahşer yeri gibi kimse kimseyi görmüyordu. İnsanlar panikle oradan oraya koşturuyor, birilerine yardım etmeye çalışıyor ya da yakınlarını yığıntıların arasından bulup çıkarmaya çalışıyordu. İnsanların eşyaları etrafa dağılmış, her yerde oyuncak bebekler, tabak çanak, onlarca eşya...

O ana dair unutamadığım bir şey de sabaha karşı gün ağardığında çalan o alarm sesleriydi... Sabah uyanmak için alarmını kuran insanların telefonları, derinlerden bir yerlerden çalıyordu...

Ama nafile... Her yer yerle bir olmuştu. Annem kadar, benim kadar ve komşularım kadar şanslı olmayan o kadar çok insan vardı ki o enkazın altında. Sabaha uyanmak umuduyla alarmlarını kuran, çocuğunu öpüp uyuyan ama sabaha çıkamayan... Ya da kendisi yaşayan ama en yakınlarını, sevdiklerini kaybeden o kadar çok insan vardı ki! Yüreğimiz yanıyor diyoruz ama nafile... O an insanların acısını paylaşıyorsunuz belki ama sonra gündelik hayatınıza dönüyorsunuz... Rutinlerinize, endişelerinize, kaygılarınıza dalıp o insanları, o insanların acısını unutuyorsunuz...

Kimseye kızmıyorum elbette, ateş düştüğü yeri yakıyor... Aslında yakalanmadığımız her depremde içten içe kendi halimizi yüceltiyoruz, hayatımıza şükrediyoruz... Ama ne yapabiliriz? Gelecek depremler için ne gibi önlemler alabiliriz diye düşünmüyoruz!

Öfkem elbette ki size değil, öfkem bu düzenin değişmesi için çaba sarf etmeyen, sorumluluk almayan, suçluları yargılamayanlara. Sırf ceplerini doldurmak için çürük binalar yapanlara... Ve insanların hayallerini, hayatlarını söndüren o katillere! Evet benim gözümde bir katilden hiçbir farkları yok, olamaz da!

İnsanlar zannediyor ki bizler o depremi yaşadık ve bitti, acıları silindi gitti... Maalesef gitmedi, ölsem de unutmam o günleri, yaşadıklarımızı...

O evden bize kalan tek şey benim et bebeğim oldu, bir de annemin kasetleri. Yuva bildiğimiz ev başımıza yıkılmış, her şeyimizi kaybetmiştik. Yine biz maddi yaralarımızı sarabilmiştik. Ya yakınlarını kaybedenler, ya yarınlarını, umutlarını kaybedenler... O kadar tarifsiz ki bu... Sözün bittiği yerdeyiz! Umarım İzmir depremi ders olur, umarım buna sebep olanlar adalet önünde yargılanıp hesap verir... Umarım canım İzmir bir an önce yaralarını sarar. Belki giden canlarımızı getiremeyiz ama umarım bu yaşanan son olur, bir daha hiç kimsenin canı yanmaz. Umarım dünya üzerindeki hiç kimse bir daha böyle bir acı ile sınanmaz...

Bu içerik Onedio üyesi kullanıcı tarafından üretilmiş, Onedio editör ekibi tarafından müdahale edilmemiştir. Siz de Onedio’da dilediğiniz şekilde içerik üretebilirsiniz.

BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
Helal olsun!
Hoş değil!
Yerim!
Çok acı...
Yok artık!
Çok iyi!
Kızgın!

ONEDİO ÜYELERİ NE DİYOR?

Yorum Yazın
psyhedelichead

O günü o geceyi unutmak ne mümkün.. 14 yaşındaydım gece geç saatlere kadar film izler, müzik dinleyip atari oynayan bi çocuktum, o gecede korku/gerilim filmi izliyordum hatta annem sıcaktan acayip sinir olmuş, bi yandan da film izlememe söylenip duruyordu yok uykuda rüyana girecek bilmem ne, neyse film de bitmişti saat iki buçuğu geçmişti, dedim uykum yok biraz atari oynayayım.. bir türlü oyun seçemiyorum, hangi oyunu oynasam kararsızlığı elimde kasetlerle dolanırken, birden arkamda ki kapı büyük bir sesle kapandı sonra da pencere açılıp kapanıyor aha dedim içeri bi şey girdi, bağırıyorum vallahi büyük bi şey girdi eve diyorum, odanın kapısı sıkıştı mı, bizimkiler kapıyı zorluyor.. bi yanda 1 yaşında kardeşim ağlaması durmuyor mu ben eve büyük bi şey girdi deyip duruyorum off ne geceydi ya!

psyhedelichead

O sallantıda yere uzandım sesi dinledim.. balkona çıkıp gökyüzünü izledim. Ben ağzım açık yıldızları izlerken balkonda.. biz kıyamet gibi gece yaşıyoruz. Her yer, yerle bir olacak bu da gökyüzünü yıldızları izleme derdinde dediğin hatırlıyorum. Yalnız İzmir depremin de gökyüzü bi tuhaftı İstanbul'da.. çılgınlar gibiydi, gök gürlüyor şimşek çakıyor hatta gözüme de çaktı bir anda her yer kıpkırmızı oldu, lan bi şey mi olacak derken olduğum yerde sallanmaya başladım sonrası felaket zaten..

hipergrafi

17 Ağustosla ilgili o günlerden kalma haber bültenlerini izlediğimde bir adamın enkazların ortasında saçını başını yol yola "Kaç saat geçti nerede bu devlet. Niye bir yetkili gelmiyor muhtar bile yok olurmu böyle rezalet" diye isyan ettiğini gördüm. Varmısın Yokmusun yarışmasında bu kız gibi ilk bir kaç saate enkazdan çıkarılan bir genç kız yaşadıklarını anlatmıştı söylediği bir şey çok içime dokunmuştu "Önce enkazlardan yardım çığlıkları geliyordu sonra yavaş yavaş çığlıklar susup yerini dayanılmaz bir ceset kokusuna bıraktı"

hipergrafi

Sonra babamın bir arkadaşı babama anlatmış. Tırıyla deprem bölgelerinden hangisi bilmem birine yardım paketlerini ulaştırma işi almış o dönem. Ama deprem bölgesine gittiğinde yardım getirdiğini hatırlaması iki gün sürmüş. Çünkü kamyondan iner inmez enkazdan birinin çıkarılmak üzere olduğu bir ana denk gelmiş yardıma çağırmışlar oraya koşmuş, sonra başkasına, sonra başkasına. Ölenler, ağlayanlar, koku adam olayın dehşetinden meşguliyetten ancak iki gü sonra evsiz kalan depremzedeler için gıda sıkıntısı başlayınca aklına gelebilmiş kamyonda yüklü yardım paketleri. Belki isabet oldu unutması, ara sıra gelen küçük yardımlar nasılsa yakında devlet yardım yollar diye hoyratça harcanıyormuş ama ne kadar çaresiz bir durumda olunduğunun fark edildiği bir anda hatırına gelmiş kendi getirdiği bir tır dolusu yardım

mehmety76193644

Bilen bilir... altüst oldu istanbul.....en az 250 bin kişi öldü o depremde.bakmayın 18 bin açıklandğına.eski tip evler mi dersin yatakta yakalanmakmı dersin.dehşet geceydi...

annaperenna

O geceyi çok iyi hatırlıyorum. O zamanlar 8-9 yaşındaydım. Gerçekten çok sıcaktı ve balkona çıkmıştım. Saat gece on iki ile bir arasıydı. O kadar çok yıldız vardı ki her yer yıldız doluydu, tek bir boşluk bile yoktu. Bir daha hiç o kadar yıldızlı bir gökyüzüne rastlamadım. Köpekler havlayıp duruyordu. Çok değişik bir enerji vardı, insanı huzursuz ediyordu. Yıldızları tek fark edenin bir tek kendim olduğumu sanırdım o çocuk aklımla. Sonradan sosyal medya yaygınlaştıkça gördüm, okudum birçok insanın o gökyüzünü fark ettiklerini. Bende travma olmuştur bu durum, ne zaman yoğun yıldızlı bir gece olsa huzursuz olur deprem olacak kaygısı taşırım. Yüce Rabbim bir daha yaşatmasın o günleri.

marine-offizier

Yaşadığınız acı tecrübe sizi ulvi bir insan yapmış.. geçmiş olsun..

Görüş Bildir