onedio
Türkiye'nin En Uzun Demiryolu Tünelinin 250 Metresi Açıldı
10 bin 400 metre ile Türkiye'nin en uzun demiryolu çift tüp tünelinin 250 metresi açıldı. Osmaniye'nin Bahçe ile Gaziantep'in Nurdağ ilçelerini birbirine bağlayacak, 10 bin 400 metre ile Türkiye'nin 'en uzun' demiryolu çift tüp tünelinin 250 metresi açıldı. Adana-Gaziantep-Malatya konvansiyonel hattı üzerinde bulunan Bahçe-Nurdağı ilçeleri arasında inşa edilen çift tüp geçit için toplam 20 bin 800 metre tünel kazılacak.193 BİN 253 BİN LİRAYA MAL OLACAK11 menfez, 5 alt geçit, BOTAŞ ve NATO petrol boru hatları koruma yapılarından oluşacak tünel, 193 milyon 253 bin liraya mal olacak. Yüklenici firmanın tünel grup koordinatörü Barış Duman, eylülde Nurdağ ilçesi Gökçedere mevkisindeki çıkış noktasından tüneli açmaya başladıklarını, iki tünelde 250 metre ilerleme sağlandığını söyledi. Tünelin 2017'de bitirilmesinin planlandığını, mevcut demiryolu hattını 17 kilometre kısaltacağını belirten Duman, 'Projede 23'ü teknik personel 170 kişi çalışıyor. Bu sayı ileride 300'e ulaşacak' dedi.MAYIS'A KADAR ÖN ÇALIŞMAYI TAMAMLANACAKTünel kazma çalışmasında dünyada en çok kullanılan TBM (Tunnal Boring Machine) sisteminin kullanılacağını ifade eden Duman, 'TMB sistemi bin metre uzunluğa ulaştıktan sonra kullanılabiliyor. Mayıs ayına kadar ön çalışmayı tamamlayıp TBM'yi devreye sokmayı planlıyoruz' diye konuştu.CİDDİ BİR PLANLAMA GEREKTİRİYORTünel ve inşa edilecek demiryolu hattının coğrafi ve jeolojik açıdan Türkiye'nin en zorlu kesimlerinden olduğuna işaret eden Duman, şu bilgileri verdi:'Çukurova ile Güneydoğu Anadolu Bölgesini birbirine bağlayan Bahçe ile Nurdağı ilçeleri arasındaki boğazdan, demiryolu, karayolu, otoyol ve petrol boru hatları geçiyor. Ayrıca yerleşim ve sanayi tesisleri iç içe bulunuyor. Doğu Anadolu fay zonu da buradan geçiyor. Bu şartları gözönüne aldığımızda güzergahın ne kadar zor olduğunu, ciddi bir mühendislik ve planlama gerektirdiğini görüyoruz.'AA
'Diziden Örgüt Çıkarmak Türkiye'ye Özgü Bir Durum'
Türkiye Kamu-Sen Genel Başkanı İsmail Koncuk, bir diziden örgüt çıkarma maharetin ancak Türkiye'ye özgü bir durum olduğunu söyledi. Türkiye Kamu-Sen Genel Başkanı Koncuk, Antalya'nın Manavgat ilçesinde Türk Eğitim Sen Şubesi'ni ziyaret öncesi basın mensuplarına ülke gündemiyle ilgili açıklamada bulundu. Akıllı insanların bu tür suçlamalardan bir suç çıkmayacağını iyi bildiğini belirten Koncuk, 14 Aralık'ın opererasyonunun Türkiye'yi dünyada ileri demokrasi, gelişmiş ve evrensel hukuk normlarını benimsemiş nezdinde ayıplı ülke haline getirdiğinin altını çizdi. Koncuk, 'Bir televizyon dizisinden bir örgüt çıkarmak Türkiye'ye özgü bir durum olsa gerek. Bir diziden örgüt çıkarma maharetini gösterenleri, nasıl başardınız kutlamak lazım!. 14 Aralık'ta Zaman Gazetesi ve Samanyolu Televizyonu'na yapılan operasyon ülkemizi hukuk ve kişi hak ve hürriyetleri bakımından ayıplı ülke konumuna getirdi. Basın mensuplarına yapılan bu uygulamayı kınıyorum. Eğer siz bir diziden terör örgütü çıkarsanız yarın hayali roman yazacak, dizi çekecek ve sinema eseri ortaya koyacak herkesi tutuklamak zorunda kalırsınız. Senaristler düşüncelerini ortaya koymuş bir dizi çekmiş, diziden örgüt çıkarmak, ülkemize özgü bir durum olsa gerek.' diye konuştu.Siyasi iktidarın ülkede insanları paralel, dikey ve yatay söylemleriyle kategorilere ayırarak kutuplaştırdığını belirten Koncuk, bir yılı aşkındır, iktidarın, başta hukuk anlamında çoğunluk bende diyerek çıkardığı yasalarla ülkeyi evrensel hukuk açısından ayıplı ülke konumuna getirdiğini dile getirdi.İktidarın, 17-25 Aralık'ta ortaya çıkan yolsuzluk ve rüşvet çarkını örtbas etmek için 90 yıldır mücadelesi verilen cumhuriyetin tüm kazanımlarına karşı topyekun mücadele girişimi başlattığını vurgulayan Koncuk, bunların, ortaya saçılan hırsızlık ve yolsuzluğu örtbas etme ile birilerinin istikbali koruma adına feda edilmesinin ülkenin geleceği adına üzüntü verici olduğunu kaydetti. Koncuk, şunları söyledi: '14 Aralık'ta özgür basını susturmaya yönelik uygulamayla ülkemiz dünyaya madara edilmiştir. Bir ülkede insanlar, hukuk karşısında temel haklar konusunda mahrum kalıyorsa, o ülke insanlarının yarınlara umutla ve mutlu bakma konusunda korkusu vardır. 'CİHAN
Gol Yağmurunda Kazanan Yok
Süper Lig'de 14'üncü hafta mücadelesinde Bursaspor ile Trabzonspor sahadan 3-3'lük beraberlikle ayrıldı. Karşılaşma yoğun yağış altında oynandı.Bursa Atatürk Stadı'nda oynanan mücadelenin ilk yarısı da 2-2'lik eşitlikle sona erdi.Ev sahibi takımın gollerini 24'te penaltıdan Fernandao, 29'da Ozan Tufan ve 53'te Volkan Şen attı. Trabzonspor'un golleri ise 15'te Özer Hurmacı, 45'te Yusuf Erdoğan ve 80'de Mustafa Akbaş'tan geldi.Tempolu ve zevkli geçen mücadelede iki takım da çok sayıda gol pozisyonuna girdi.Bu beraberliğin ardından Bursaspor'un puanı 20, Trabzonspor'un da 22 oldu.Bursaspor Teknik Direktörü Şenol Güneş, sakat ve cezalı futbolcuların fazlalığı nedeniyle kadroda değişikliğe gitmek zorunda kaldı.Sakatlığı bulunan Serdar Aziz'in yerine savunmada Şamil Çinaz'a forma veren Güneş, kart cezalısı Josue'nin yerine de Bekir Yılmaz'ı ilk 11'de sahaya sürdü.Ersun Yanal, ikinci yarıda Waris, İshak Doğan ve Oscar Cardozu'yu oyuna sürdü. Bu hamleler, takımına beraberlik golünü getirdi.Bursaspor ile Trabzonspor arasında oynanan müsabaka öncesi tribünlerde iki takımın taraftarları birbirlerine centilmence tezahüratta bulundu.Maç öncesi Trabzonspor taraftarların 'Bursaspor' tezahüratına, Yeşil beyazlı tribünlerden alkışlarla karşılık verildi.Hem Yeşil beyazlı hem de bordo-mavili taraftarlar daha sonra 'Bursa-Trabzon, tertemiz şampiyon', 'Yeter, Yıldırım Demirören yeter', 'Şikeye karşı omuz omuza' tezahüratları yaptı.Al Jazeera ve AA
Uludağ'da Yeterince Kar Yok, Günübirlikçiler Düşe Kalka Kayak Yaptı
Türkiye’nin en önemli kayak merkezlerinden Uludağ’da, sezon başlamasına kayak pistlerinde otlar görünüyor. İşletmeciler, bir an önce kar yağmasını bekliyor. Günübirlikçiler ise karın azlığına aldırmadan kayak yapmaya çalışıyor. Toprak zeminlere çarparak sık sık düşen kayak severler büyük tehlike atlatıyor.Uzun süredir kar yağışı görülmeyen Uludağ’da kayak pistlerinde yer yer otlar ve toprak görünüyor. Oteller ise rezervasyon almaya devam ediyor. Bir çok otel, yılbaşı öncesi yüzde 100 doluluk oranına ulaştı. Ancak otel işletmeleri kar endişesi taşıyor.Büyük Otel Genel Müdürü Altuğ Çiloğlu, geçen seneye oranla bu yıl daha iyi kar olduğunu ancak yeterli olmadığını söyledi. Bu sezon iyi bir kar beklediklerini belirten Çiloğlu, “Ekim ayından beri bekliyoruz. Doluluklarımızın gayet iyi. Bir endişemiz yok. Kar yağacaktır. Hatta biz, kar garantisi veriyoruz. Yani buraya gelip kar bulamazlarsa, uygun bir zaman için erteliyoruz ya da paralarını iade ediyoruz.” diye konuştu.Ağaoğlu Otel Genel Müdürü Murat Pınarcı ise 18 Aralık’ta oteli açtıklarını ve hafta sonunu dolu olarak geçirdiklerini belirterek, şunları söyledi: 'Yılbaşı geliyor. Satışlarımız bitti, otelimiz doldu. Yılbaşı sonrasına satış yapıyoruz şuan. Yeterince kar yok endişeleniyoruz ama bu akşam yoğun bir kar yağışı bekliyoruz.'TEHLİKEYE RAĞMEN PİSTLERDE KAYDILARKarın azlığına aldırmayan günübirlikçiler ise pistleri doldurdu. Her yaştan kadın ve erkekler, pistlerde kızaklarla kaydı, toprak zemine aldırmadan kayak yaptı. Toprak zeminlere çarpan kayakçılar sık sık düşmesi yürekleri ağza getirdi. Vatandaşlar, karın az olmasına rağmen eğlenmek için yeterli olduğunu belirttiler.GECE KAR YAĞACAKMeteoroloji yetkililerinden alınan bilgiye göre, bu gece zirveye kar yağacak. Gece saatlerinde havanın eksi 7 dereceye kadar gerilemesi bekleniyor. Karın yarın akşama kadar yağacağı ifade edildi.CİHAN
Güneş'te Dev Patlama Yaşandı
NASA, günler süren güçlü fırtınaların ardından Güneş'te dev bir patlama gözlemledi. Patlamanın Dünya'nın bazı bölgelerin radyo dalgalarını bloke ettiği belirtildi.NASA, Güneş Dinamikleri Gözlemevi (SDO) uzay aracı tarafından Cuma günü gözlemlenen dev patlamanın fotoğrafını yayımladı. Şiddeti X1.8 sınıfı olarak açıklanan patlama, Cuma'yı Cumartesiye bağlayan gece dünyanın bazı bölgelerinde geçici olarak radyo dalgalarını bloke etti.Dev patlamanın, yıldızın üzerindeki Aktif Bölge 2242 olarak adlandırılan Güneş lekesinde meydana geldiği belirtildi. NASA, aktif bölgede daha fazla Güneş fırtınası yaşanabileceği bilgisini verdi. ABD Uzay Hava Tahmini Merkezi (SWPC) tarafından yapılan açıklamada, 'aktif bölgenin büyük ve belirsiz olduğu, orta dereceli radyo kesintileri yaşanabileceği ve büyük bir patlama daha görülebileceği' belirtildi.2014'ü patlamalarla kapatıyorGüneş, X1.8 patlamasının öncesinde birçok şiddetli patlamaya daha tanık oldu. Aktif Bölge 2241'de hafta içinde yaşanan iki patlamanın şiddetleri sırasıyla M8.7 ve M6.9 olarak ölçüldü.Güneş lekeleri, çok güçlü manyetik alan faaliyetlerinin yaşandığı bölgeler olarak biliniyor. X-sınıfı patlamalar, bu bölgelerde yaşanan en şiddetli Güneş olayı olarak tanımlanıyor. Taç kütle atımı olarak da bilinen patlamalar, uzaya büyük miktarda yüklü parçacık saçıyor. Aktif bölgelerin konumuna göre, patlamalar Dünya'yı da etkileyebiliyor.Space.com'un verdiği bilgiye göre, Cuma gecesi yaşanan patlama özellikle Avustralya ve Pasifik'in güneyinde etkili oldu. Her 11 yılda tamamlanan döngü sonucunda Güneş'in üzerindeki lekelerin sayısında değişim görülüyor. Güneş, şu an 24'üncü döngü içinde yer alıyor.Kaynak: Space.com ve Al Jazeera
Reklam
Frankfurt Okulu'nun Tarihini Anlatan 'Diyalektik İmgelem' Kitabı Yeniden Raflarda
“Diyalektik İmgelem”, 1923-1950 yılları arasındaki gelişmeleri, kaygıları ve yazarların tüm insani duruş ve yönelimlerini içerdiği için Türkiye okuru için bir eksiği kapattığı kanısındayım. Dili ve anlatımı kendi kategorisinde bir kitap için oldukça anlaşılır. İsteyenler için ileri okuma açısından geniş bir kaynakçaya da sahip. Velhasıl, elimizdeki kitap; marksistler açısından önemli isimleri ve dönemi içerdiğinden de okunup üzerinde tartışılmaya değer bir kitap.Ayrıntı Yayınları’ndan çıkan “Diyalektik İmgelem” kitabı Türk okuyucusu ile daha önce Ünsal Oskay’ın çevrisiyle, buluşmuştu. Kitapta tüm marksist kuramsal dünyayı eleştiren ve etkileyen Frankfurt Okulu konu edilmiş. Martin Jay, kitabında tüm tarihsel süreçleri ve kişileri ayrıntılı bir çalışmayla ele almış. Öncelikle metodolojik olarak kitaba hakkını teslim etmemiz gerekli, gerçekten iyi hazırlanmış.Kitabın giriş kısmından itibaren kitabın niyeti, sınırları ve amaçları belirtilmiş. Yazar, günümüzde hâlâ güncelliğini koruyan birçok tartışmanın çıkış noktası olan Frankfurt Okulu'nun tarihsel konumunu ele almakla başlamış. Frankfurt Okulu bir düşünce kulübünden ziyade bir düşünme metodu çevresine toplanmış dönemin ruhu aslında. 'Aktivist entelektüel' ifadesi kitabın giriş kısmında eleştirilerek entelektüel; “zaten düşüncesini dışsallaştıran kişi” olarak tanımlanıyor. Kitaptan bir alıntıyla ifade edersek: 'Radikal entelektüel, fildişi kulesini terk etmesi için değişimin popüler gücüyle çok yakından özdeşleştiğinde mükemmel olanı başarmayı da tehlikeye atıyor.'Kitabın yazarı Martin Jay, Frankfurt Okulu’nun 1923-1950 yıllarını aktarırken; Horkheimer, Adorno, Erich Fromm, Löwenthal gibi yazarların hayatlarını ve dünyaya karşı bireysel tutumlarını da ele alıyor. Bu yazarların 1933’te göç etmek zorunda kalmaları onların yazılarını da derinden etkiliyor, bu da dış dünya ile ilişkilerinde 'sürgün'de bir bakış açısı oluşturmalarına yol açıyor. Yaşadıkları dönem; hem faşizmden kaçma ve hayatta kalma hem de yaşanan Sovyetler Birliği deneyimine sahip çıkma ve onu reddetme arasında gidip geldikleri bir dönem. Bir geriye dönüş taramasıyla tüm filozofları tekrar okuyorlar. Söz konusu yıllar hem Sovyet deneyiminin hem de Avrupa'nın faşizm gölgesinde kaldığı yıllar olduğu için eleştirel teorinin yanı sıra o fikrin uygunabirliğine dair bir metot izliyor. Antropolojiden, psikanalize, fenomenolojiye, estetiğe, sosyal psikolojiye felsefenin birçok alanına eleştirel bir bakış sergiliyorlar. Tam da bu noktada “bilimsel sosyalizm”, “diyalektik materyalizm” gibi kavramlara enstitünün soğuk bakması; Sovyet deneyime ve örgütlülüğe mesafeli duruşları politik çıkmazları olarak ortaya çıkıyor. Bu duruş, Marksistler arasında - sonraki yıllarda daha fazla belirginleşen- Sovyetler Birliği’nin reddine kadar uzanan bir politik duruş ayrılığına yol açıyor. Liberal sol denilen akımın beslenme damarlarını oluşturuyor.Martin Jay, bir Amerikalı olarak anlattığı dönemi oldukça geniş kaynaklardan ve özellikle de kişisel yazışmalardan derlemiş. Frankfurt Okulu’nun eleştiri teorisi başlığında dünyaya yeni bir bakış açısı getirmek üzere nasıl oluştuğunun cevabını aramış. Birbirleriyle tanışmalarına, hatta bireysel bunalımlarına da yer vermiş. Özellikle cesurca altını çizdiği gibi; Frankfurt Okulu'nun çoğunluğunun Yahudi kimliğine sahip olması dünyayı yorumlamalarında etkili olmuş. Bir Yahudi olarak nazizmin yükselişine tanıklık etmek onları daha pesimist olmaya itmiş. Bu da gayet insani kuşkusuz. Eleştiri okulundakilerin parti ile ilişkileri, örgütlülüğe bakışları ve tüm marksist teori kavramlarıyla yeniden ilişkilenmeleri kitapta ayrıntılı şekilde yer almış. Diyalektik materyalizm, sınıf, bilinç, üretim ilişkileri gibi oldukça tanıdık olan kavramlarla mesafelerine de dikkatlice değinilmiş.Kitapta özellikle vurgulanan nokta aslında mutlak gerçek konusunda oldukça tereddüt içinde olmaları. Bu Sovyetler’e bakışlarına da yansıyor. Bilimsel sosyalizmden ne anlaşılması gerektiği ya da sosyal bilimler enstitüsünün “ne anladığı” aktarılmış kitapta. Adorno'nun Kraucer’le tanışması ve bu tanışıklığın etkilerinden tutun, Adorno'nun neden müzik teorisine ilgi duyduğuna kadar birçok konuda okuyucuyu tatmin edecek geniş bir bilgi çerçevesi sunmuş.Grünberg'den sonra psikanalizin enstitüye hızlı bir şekilde girmesiyle beraber Marcuse'un döneminin başlaması gibi tarihsel detayları içeren kitap; tüm teorisyenleri, yaşamlarından kesitlerle okuyucuya aktarıyor. Kendi düşünceleri ve çekişmelerini görme fırsatı buluyoruz bu sayede. Horkheimer'in Nietzsche okuması ve Kant üzerine yeniden okumaları ve yazdığı makaleleri kitapta referans vermesi başka kaynaklara yönlendirmesi açısından okuyucu için oldukça büyük bir fırsat oluşturuyor.“Diyalektik İmgelem”, 1923-1950 yılları arasındaki gelişmeleri, kaygıları ve yazarların tüm insani duruş ve yönelimlerini içerdiği için Türkiye okuru için bir eksiği kapattığı kanısındayım. Ayrıca 'kültür endüstrisi' başta olmaz üzere; 'sınıf bilinci' gibi aşina olduğumuz kavramlara ve hakkındaki diğer tartışmalara ışık tutarken, aynı zamanda Frankfurt Okulu'na mensup olmasa da onu dışarıdan etkileyen ve katkı sağlayan Lukacs, Gramsci, Sartre, Bloch ve Benjamin gibi düşünürlere de değinilmiş. Dili ve anlatımı kendi kategorisinde bir kitap için oldukça anlaşılır. İsteyenler için ileri okuma açısından geniş bir kaynakçaya da sahip. Velhasıl kitap, marksistler açısından önemli isimleri ve dönemi içerdiğinden de okunup üzerinde tartışılmaya değer bir kitap.Turgay Seçkin Serpil/İleri Haber
Snacks, Yeni Girişimcilerin ve Girişimci Adaylarının Mobil Bilgi Bankası Olmayı Hedefliyor
Yeni girişimcilerin belki de en çok zorlandığı konuların başında, girişimlerin çok farklı alanlardaki ihtiyaçlarına yönelik bilgilerin hepsine sahip olmak zorunda olmaları, ya da bununla ilgili profesyonel bir destek almak zorunda olmalarını gösteriyor.Çoğu girişimcinin karşılaştığı en büyük problemlerin başında şirket açmak, muhasebe tutmaya başlamak ve hukuksal işlemler geliyor. Girişimlerin belki de en çok dış destek aldığı konular bunlar. Elbette iş bununla da sınırlı değil, bir girişimcinin pazarlamadan kullanıcı deneyimine, satıştan teknik geliştirmeye her konuda 360 derece bir bilgi birikimine sahip olması çok kritik.Snacks adlı mobil uygulama, tasarım, geliştirme, girişim hukuku, pazarlama gibi konular hakkında hap bilgileri tek bir uygulama altında toplama görevini üstlenen bir mobil uygulama. Kısacası bir girişimin sahip olmak isteyebileceği pek çok konu hakkında bilgileri bir mobil uygulamada bir araya getiriyor.Honolulu’da düzenlenen Startup Weekend‘de ortaya çıkan bir girişim olan Snacks’in ilk olarak sadece iOS versiyonu piyasaya çıkacak. Ortaya çıktığı ortam gereği fikir aşamasından hızlıca hayata geçen Snacks, girişimlerin nasıl çalıştığıyla ilgili olarak kullanıcılarına bilgi veriyor. Yani aslında hem yeni girişimcilerin hem de girişim yapmak isteyen herkesin mutlaka göz atmasında fayda olan bir bilgi birikimi hazinesi niteliğini taşıyor.Elbette gerek muhasebe, gerekse hukuk konularında diğer ülkelerden farklı kurallarımız var. Ancak uygulamada sunulan, tasarım, kullanıcı deneyimi ve geliştirme gibi konular Türk girişimcilerin de işine fazlasıyla yarayabilir. Bununla birlikte yurtdışına, ABD’ye açılma hayali olan girişimlerin de Snacks’e bakmasında büyük fayda olabilir. Eğer girişimci adayıysanız, Snacks’in iOS versiyonu için beta listesine kayıt olabilirsiniz.Webrazzi
Reklam
Hüseyin Gülerce'ye Göre 20 Maddede Cemaatin Yanlışları
Geçtiğimiz günlerde Twitter fenomeni Fuat Avni'nin iddiaları üzerine 'Hayati bir tehdit altındayım. ‘Paralel Yapı’ her türlü provokasyonu yapabilir' diyen Hüseyin Gülerce, Gülen cemaatinin bazı konularda yanlışlar yaptığını dile getirerek bunları 20 maddede sıraladı. Gülerce, hakkında yakalama kararı çıkarılan Fethullah Gülen için 'Gülen üslubunu kaybedince sempatisini ve dostlarını da kaybetti' diye konuştu.Beyaz TV'de Ortak Akıl programında gündemi yorumlayan Gülerce, Zaman Gazetesi ve cemaatin yaptığını öne sürdüğü 20 yanlışı tek tek sıraladı.Gülen cemaatinin önde gelen isimlerinden biriyken 17-25 Aralık operasyonlarının ardından cemaatle bağlarını koparan eski Zaman Başyazarı Gülerce, 14 Aralık operasyonu kapsamında ifade vermiş ve gözaltına alınan Zaman Genel Yayın Yönetmeni Ekrem Dumanlı'yı 'şov yapmak'la suçlamıştı.Gülerce'ye göre 20 maddede cemaatin yanlışları şöyle:1- Hizmet hareketi üslubunu kaybetti. 2- Hizmet hareketi meşruiyetini ve güvenirliğini kaybetti. 3-İnandırıcılığını kaybetti.4- Saygısını kaybetti.5 Gülen de üslubunu kaybetti. 6 -Sempatisini kaybetti.7-Dostlarını kaybetti. 8- Gücünü kaybetti. 9- Siyasi duruşunu kaybetti Gücünü ve etkinliğini kaybetti. 10- Hükümete seçilmiş iktidara savaş açtılar. 11 - Tevazu ve kucaklama terk edildi. Kibir, gurur, ötekileştirme, şımarıklık şov ve diklenme hizmetin yeni karakteri oldu.12 - Hoşgörü herkesin konumuna saygı ve kucaklama terk edildi. Kin ve nefret söylemi şuanda hizmet hareketinin tabanına şu an hakim oldu. 13 - Her zaman haklı olunduğu sütten çıkmış ak kaşık olunduğu hiç hata yapılmadığı ve yapılamayacağı söylendi.14 - Yüzleşme ve eleştiriye asla itibar edilmedi bundan sürekli kaçıldı. 15 - Ergenekon ve Balyoz davalarında taraf olan objektifliğini terk edenler şimdi adliye önünde adalet istiyorlar.16 - Hizmet medyasında iddialar karşısında objektif ve makul bir duruş sergilenmedi.17 - Bu hareket tehlikeliymiş meğerse. Tehlikeli bir zihniyet algısı oluştu. Ve devleti ele geçirmeye çalışan gizli bir örgüt ile karşı karşıyayız algısı oluştu. Bu hareketin hiç böyle bir imajı varmıydı? 18 - Yerli ve milli bir duruş sergilemek yerine Gezi olaylarından itibaren ABD ve Avrupa ile işbirliği yapan bir Paralel Yapı algısı oluştu.19 - Bütün bunlardan sonra hizmet hareketi özgüvenini kaybetti. Kendisine olan özgüvenini kaybetti.20 - Sadece paralel yapıyla tabanın farklı olmadığı. Bütün yaptıkları sadece paralel yapı ile tabanı farklı değildir. İkisi aynı şeydir paralel yapı adı altında hizmet hedefe konmuştur. Ben de diyorum tam tersine paralel yapı adı altında 300-500 kişilik hukuk ve meşruiyet dışına çıkmış bir yapı sorgulanıyor. Tabandaki insanlar tertemiz ve bu ülkenin bana göre en fedakar en dürüst ve Allah razısı için şimdiye kadar en çok çalışmış insanlarıdır.T24
'Dik ve İzzetli Bir Hükümet Gelmiştir'
Başbakan Yardımcısı Arınç, '30 yıldır IMF'nin parasıyla çark döndürmeye çalışan o aciz hükümetler gitmiş, yerine dik ve izzetli bir hükümet gelmiştir' dedi.Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, 'Allah öyle bir izzet verdi ki 30 yıldır IMF'nin parasıyla çark döndürmeye çalışan o aciz hükumetler gitmiş, yerine başı göklere varacak kadar açık, dik ve izzetli bir hükümet gelmiştir. 'Al sana IMF, ne zaman istersen sana 5 milyar dolar kredi açıyorum. Sana borç veriyorum' noktasına geldik' dedi.Arınç, Zonguldak’ın Devrek ilçesindeki Hamidiye Anadolu Lisesi Spor Salonu’nda düzenlenen AK Parti Devrek İlçe Başkanlığı 5. Olağan Kongresi’nde, ilçede bulunmaktan duyduğu memnuniyeti dile getirerek, ilçe şivesiyle atasözü ve deyimlerden örnekler verdi.Devrek sakinlerinin AK Parti'ye kurulduğundan itibaren çok önemli destekler verdiğini belirten Arınç, ilçedeki oy oranının her seçimde biraz daha arttığını anlattı.Arınç, cumhurbaşkanlığı seçiminin ülke tarihinde önemli dönüm noktası olduğunu vurgulayarak, şunları kaydetti:'İlk defa halkın doğrudan oylarıyla cumhurbaşkanı seçildi. Bundan önceki 11 cumhurbaşkanı seçimi parlamentoda yapıldı. En son 2007'de parlamento, cumhurbaşkanı seçemedi çünkü CHP, sürekli itraz etti, seçimleri Anayasa Mahkemesine götürdü. Anayasa Mahkemesi, ısmarlama karar verdi. 'Artık parlamentoda cumhurbaşkanı seçilemeyecek' diye bir karar ortaya çıktı. Millete gittik. 'Artık cumhurbaşkanını halk seçecek' dedik. 7 yıl sabırla bekledik, sonunda da hamdolsun sandığa gittik, 12 yıl başbakanlığımızı yapan çok değerli arkadaşımız, evladımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ı yüzde 52'ye varan birinci turdaki oy sonucuyla cumhurbaşkanı seçtik.'AK Parti'nin iktidarının 13. yılında olduğuna işaret eden Arınç, 'AK Parti, iktidara geldiğinde 9 yaşında olan bir çocuk şimdi 22 yaşında. Bu 13 yıl içinde AK Parti'yi gördü. Ondan öncesini bilmez. 'AK Parti, gelmeden önce hastaneler nasıldı' diye sorsanız, yavrumuz bunu hatırlamaz. Anne ve babaları bilir. 20 yaşındaki çocuğumuz eski hastanelerle AK Parti'nin sağlıktaki dönüşüm ve reform programını yan yana getiremez' diye konuştu.Arınç, bölünmüş yol çalışmalarına da değinerek, Anadolu'da 'bal dök, kaymak gibi yala' sözünü hatırlatan yollardan gelindiğini dile getirdi.Adalet binalarından yüksek hızlı trene, havalimanı ve bölünmüş yollara kadar yatırımları AK Parti iktidarının yaptığını vurgulayan Arınç, şöyle devam etti:'40 yıllık siyasetçiyim, bütün hükümetler dönemini bilirim. Çok şeyler yapmadılar, yapamadılar. Yapamazlar da niyetleri de paraları da yoktu, siyasi çekişmelerden başlarını kaldırıp millete hizmet etmek isteyen düşünceleri de yoktu. Üç, dört ve beş partili koalisyonlarda birinin sağa götürdüğünü öbürü sola çeker, birisi de oturduğu yerde kırmızı plaka hesabı yapardı, bütçe açık verirdi, kredi bulamazlardı, yatırım şöyle dursun, maaş ödemek için dışarıdan borç para alırlar. Borç paranın faizini de faizle ödemeye kalkarlardı. Unuttuk mu bunları?'KÖYDES projeleriArınç, cumhuriyet tarihinin en büyük projesinin KÖYDES olduğunu belirterek, 'Türkiye'de yolu ve suyu olmayan köy kalmadı. Eskiden merkeze bağlı köylerin bile merkezle irtibatı yoktu. KÖYDES için ülke genelinde 5 katrilyona yakın para verdik, 2004'ten sonra Türkiye'de yolsuz, suyu olmayan köy kalmadı. Şehirden ve ilçeden köye dönüşler başladı' ifadesini kullandı.Köylerin eskiden mahrumiyet bölgesi olduğunu anlatan Arınç, daha önceki iktidarların köylere hizmet taleplerini 'paramız yok' diyerek yerine getiremediklerini savunarak, 'Para yolsuzluğa, israfa, gazoz sanayisine giderdi. Ülkede insanlarımızın hayati ihtiyaçlarını bir araya getirecek şeyler yapılmazdı' şeklinde konuştu.'IMF'nin borcu da bitti'Başbakan Yardımcısı Arınç, kendilerinden önce 58 hükümet kurulduğuna işaret ederek, bunu cumhuriyet tarihine böldüklerinde her hükümetin ömrünün 1 yıl 2 ay civarında olduğunu belirtti.Bazen 2 aylık, bazen 1,5 yıllık hükumetler kurulduğunu anımsatan Arınç, sözlerini şöyle sürdürdü:'Nasıl gelip geçtiği bile belli olmamıştır. Herkes birbirinin dosyasını hazırlamış. Yüce divanlara götürmüş, oralardan kararlar çıkmış. Herkes birbirine çamur atmış, 'sen yedin, sen daha fazla yedin...' Ülke gerilemiş. Sonunda bu ülkenin başbakanı, bakanı, Avrupa'ya kredi dilenmek için gitmişler. Kapı önünde 3 gün tek ayak üzerinde bekletilmişler. Randevu bile vermemişler, sonunda 'başımızdan defolup gitsin' diye şuna '1 milyon kredi versek de kurtulsak' diye düşünmüşler. Bu acınacak halleri biz yaşadık ama Allah bize öyle büyük bir izzet verdi ki 13 yıldan beri dışarıdan bir kuruş paraya ihtiyacımız yok, 4 yıl oldu neredeyse IMF'nın borcu da bitti, 'son kuruşunu da al, bu ülkeden git' dedik.'Arınç, yıllarca hükümetlerin IMF'yle borç anlaşmaları imzaladığını hatırlatarak, 'Biz geldiğimizde borcu hazır bulduk. 23,5 katrilyon IMF'ye borç vardı. Biz yeni para almadan borçlarımızı ödeyerek bunu bitirdik. Sonunda Allah öyle bir izzet verdi ki 30 yıldır IMF'nin parasıyla çark döndürmeye çalışan o aciz hükümetler gitmiş, yerine başı göklere varacak kadar açık, dik ve izzetli bir hükümet gelmiştir. 'Al sana IMF, ne zaman istersen sana 5 milyar dolar kredi açıyorum. Sana borç veriyorum' noktasına geldik' diye konuştu.Yeni bütçe475 katrilyonluk bütçe ortaya koyulduğunu anlatan Arınç, şu değerlendirmede bulundu:'Yeni yatırımlar yapacağız, hizmetler getireceğiz. Hizmette sınır yok AK Parti iktidarında. Vatandaşımız ne istiyorsa, haklı ve makul olduğu sürece onların hepsini yaptık, yapacağız. Türkiyemizi insanların huzurla, mutlulukla yaşayacağı vatan toprağı haline getirmek vazifemizdir. Bütçemiz yarın bitiyor, inşallah kabul edilecek ve Türkiye'de yeni bir dönem açılacak. Bundan sonraki bütçelerimizin daha güçlü olacağını rahatlıkla düşünebiliriz.'Bülent Arınç, büyük şehirlere kampüs hastaneler yaptıklarını, hastaların tedavisinin buralarda gerçekleştirilmesini istediklerini dile getirdi.Yaklaşık 20 bin kilometreye yakın bölünmüş yol olduğunu aktaran Arınç, bazı şehirleri birleştirecek büyük otoyollar da yaptıklarını, İzmir ve İstanbul arasını 3 saat 15 dakikaya indirecek otoyol projeleri bulunduğunu aktardı.Arınç, karanın bittiği yerlerde asma köprüler ya da denizin 60 metre altına girerek Marmaray yapıp kıtaları birleştirdiklerini ifade ederek, 'Kimsenin aklı almaz. Bu kadar parayı nereden buluyor bunlar? Bunları nasıl yapıyor, nasıl düşünüyor bunlar?' dedi.Arınç, geçmişteki siyasi partilerin kısır dünya görüşleri olduğunu söyledi.O dönemlerde olaylara adeta at gözlülüğüyle bakıldığına işaret eden Arınç, 'Pazarı geçirsek de barajı açıp parlamentoya bir girsek.' Pazartesi ne olacak, bir fikirleri yok. AK Parti bırakın pazarı ve pazartesiyi düşünmeyi, 2011'de seçimlere gidiyoruz, herkes pazartesi iktidar olursa ne yapacağını söylüyor, bizim AK Parti, pek akıllıların işi değil, delilerin işi gibi adam 2023'ü düşünüyor' diye konuştu.Arınç, ekonomik göstergelerde en yüksek başarının partileri döneminde yaşandığını, 500 milyar dolarlık ihracatı da 2 trilyon dolarlık gayrisafi milli hasılayı da yakalayacaklarını dile getirdi.Başbakan Yardımcısı Arınç, hizmete endeksli siyaset yaptıklarını, günlük kavgalarla bugünlere gelmediklerini vurgulayarak, şunları söyledi:'Millet hizmet bekliyor. Yıllarca buna susamış. İktidarımız döneminde tam 7 milyon kişiye yeni istihdam sağladık. Sadece geçtiğimiz yıldan bu yana 1,5 milyonu buldu. Hamdolsun, bu istihdamların bir kısmı kamuda bir kısmı da özel sektördedir. Öğretmenlerimiz içinde atanamayanlar vardır ama cumhuriyet döneminden itibaren en çok atama yapan AK Parti iktidarı olmuştur. Faal görevde 857 bin öğretmenimiz var, bunun 460 bininin bizim iktidarımız döneminde ataması yapıldı. Halen de yapılacak. Ocakta 15 bin, daha sonra yıl içinde bu sayıyı daha da arttıracağız. Gençlerimizin bugün en iyi eğitimi alması için her ile üniversite yaptık.'Madenlerdeki iş kazalarıMadencilik konusunda çok büyük acılar yaşandığını hatırlatan Arınç, 'Özellikle bu yıl içinde. Yüksek sayıda olması nedeniyle eskiden Zonguldak'ta da 200'den fazla hayatını kaybetmiş maden işçimiz vardı, bu sefer 300'ü aşan maden işçimiz Soma'da hayatını kaybetti' şeklinde konuştu.Arınç, Ermenek'te 18 madencinin de hayatını kaybettiğini anımsatarak, şöyle devam etti:'Bunlar büyük acılardır. Rabbim, benzerini göstermesin, beterinden saklasın. Bu olaylar sebebiyle tekrar her şeyi gözden geçirdik. İş güvenliği ve iş sağlığı konusunda yeni düzenlemeler yaptık, özellikle maden iş kolunda ücretlerin arttırılması, çalışma saatlerinin düşürülmesi, iş güvenliğine yönelik tedbirler alınması maksadıyla yeni kanunlar çıkarttık, bir kısmı da bütçe çıktıktan sonra ilk işimiz onları çıkartmak olacak. Biz alın teriyle ve çok zor şartlarda bu sektörde çalışan insanımızın, kalbinin pırıl pırıl olduğuna, memleket sevgisiyle bütün dünyaya örnek olduğuna inanıyoruz.'Madencilerin ücretlerini yükselttiklerini ancak bu sefer de özel maden işletmelerinin masrafları arttığı gerekçesiyle iş alanlarını kapatma ihtiyacı duyduğunu belirten Arınç, 'Bir kısmı kötü niyetli olabilir, bir kısmı ise imkanlar dahilinde buna devam edemez hale gelmiş olabilir. O yüzden biz işçi kardeşlerimizi ne kadar düşünüyorsak, onları işsiz hale getirecek bir düzenlemenin de zararlı olduğunu biliriz, o yüzden işverenlere de yeni sözleşmeler ve anlaşmalar yapma fırsatı tanıyacağız. İşverenin bazı taleplerini de görmezden gelemeyiz' ifadesini kullandı.Arınç, vicdanlı bir hükümet olduklarını vurgulayarak, 'İsteriz ki işçimiz çalışsın, işveren çalıştırsın, Türkiye kazansın. Tek taraflı olaya bakmayacağız. Özel maden işletmelerinde dengeyi kurmaya mecburuz. Yeter ki iş alanları kapanmasın, işsizlik olmasın ama insanlar da ölüm tehlikesiyle karşı karşıya kalmasın. Masrafı ne olursa olsun iş güvenliğiyle ilgili bütün tedbirleri alıyoruz, alacağız. Bu, hükümet olarak vazifemizdir' değerlendirmesinde bulundu.Partilerinin 13 yıldır iktidarda olduğunu, halk desteği olmayan uyduruk partiler kurulduğunu, bunların genel başkanını bile kimsenin tanımadığını savunan Arınç, 'Biz onlar gibi parti değiliz. Onlar 'marti', biz partiyiz' dedi.Bülent Arınç, hiçbir seçimin sonucundan endişe duymadıklarına dikkati çekerek, şunları kaydetti:'Özellikle cesur olacağız' dedik. Bizden önce de iktidarlar geldi ama 'höt' denildiğinde istifayı seçtiler. Elleri titredi, kaçtılar, saklanacak yer aradılar. Halbuki milli irade sizsiniz, siz bize oy veriyorsunuz. Bizim o emanete sahip çıkmamız lazım. 'Asker istemedi, yüksek yargı parti kapattı' diye korkup kaçacak değiliz. Milletten aldığımız emaneti sokakta bırakmayız. Ölümüne bu emanete sahip çıkarız. İlk seçimde iktidar olduk. Eski darbeci anlayış bizi hazmedemedi, eski cuntacılar 'bunlar çok fazla oldu' dediler. Toplantılar yaptılar, bazı eylem kararları aldılar. Duyduk, korkmadık ve çekinmedik. İkinci defa iktidar olduk, partimizi kapatmak istediler. Partinin içine oynadılar, bazı insanları partiden koparttılar. Erkan Mumcu, Abdüllatif Şener ve arkadaşlarını kastediyorum. Karşımıza çıktılar, yel üfürdü, sel götürdü, bir seçime bile katılamadan tabelalarını kaldırdılar.'AK Parti iktidarına engel olunmaya çalışıldığını dile getiren Arınç, 27 Nisan bildirisinin paçavra gibi atıldığını, o süreçte hükumetin cesaretiyle cumhurbaşkanını 4 ay sonra seçtiklerini anlattı.Cumhurbaşkanlığı seçimiBaşbakan Yardımcısı Arınç, CHP ve MHP'nin seçim dönemindeki oy beklentilerine değinerek, yüzde 30 ve 20 oy oranını bulamayan partilerin iktidara gelmesinin mümkün bulunmadığını vurguladı.CHP ve MHP'nin iktidar arzusu, ümidi ve hevesi olmadığını öne süren Arınç, 'Barajlar kalktı' dersek Saadet Partisi herhalde yüzde 1'den 2'ye çıkabilir. Yüzde 1 ile 2 arasında muhteşem fark var, yüzde 100 ama ne getirecek, milletvekili çıkarabilecek mi? Çıkaramayacak. BBP, yüzde 1'e yakın oyu var. Yüzde 2 olsa ne olacak? Adı sanı duyulanlardan 14 parti, 'Ekmek için Ekmeleddin' diye piyasaya çıkmadılar mı, sonunda ne oldu? Ekmeği aldık, başımızın üzerine koyduk ama Ekmeleddin'e 'dur' dedi millet. Bu ülkede 12 yıl başbakanlık yapmış, ülkeyi uçurmuş, insanların duasını almış, ülkeyi kalkındırmış, tek kuruş borç bırakmamış pırıl pırıl bir devlet adamı varken, senin arkanda 14 değil, 14 bin parti olsa ne olur' ifadesini kullandı.2015 seçimleriArınç, dışarıda da 'Türkiye çok oluyor' diye kıskananlar olduğunu, ülkenin büyüme hızıyla AB'yi bile kıskandırdığını kaydetti.Son ankette AK Parti'nin yüzde 50 bandında, CHP yüzde 25'lerde, MHP'nin yüzde 13 gibi göründüğünü aktaran Arınç, 'Onlar nal topluyor, biz tek başımıza yine iktidara geliyoruz' dedi.Arınç, seçimlerin büyük bir imtihan olduğunu belirterek, sözlerini şöyle tamamladı:'Dördüncü dönem ve Recep Tayyip Erdoğan'sız bir dönem olacak. Çok iyi geçiş yaptık. Onu cumhurbaşkanı seçtik hep beraber, yerine oy birliğiyle Sayın Ahmet Davutoğlu'nu genel başkan ve başbakan yaptık. Şimdi birileri ellerini ovuşturuyor, 'Tayyip gitti ya bizim önümüz açılabilir' diye, bizde Tayyipler bitmez, bu inanmış kadrolardan kim olursa olsun bayrağı yere düşürmez, alır eline en yükseklere onu dikmek için çalışır. Biz böyle bir partiyiz. 2015 seçimlerinde AK Parti'yi tökezletmek için birileri bir şey düşünüyorlar. Onun için uyanık olacağız. 'Ezan okunduğu sırada konuşmasına ara veren Arınç, ayakta duran bir partiliyi de koltuğuna oturttu. Arınç'a, dünyaca ünlü Devrek bastonu hediye edildi.Kongreye AK Parti Bursa Milletvekili Hüseyin Şahin, AK Parti Zonguldak Milletvekili Özcan Ulupınar, belediye başkanları ve partililer katıldı.AA
16 Fotoğrafla Geleceğin Konutlarına Bir Örnek "Nagakin Kapsül Kulesi"
Hemen herkesin aklında, insanlığın geleceğiyle alakalı farklı fikirler ya da hayaller vardır. Birçoğunun da aşağıdaki gibi bir yaşamı resmetmediğine eminiz. Ancak giderek artan dünya nüfusu, yaşam alanlarının iç içe geçmesi ve doğal kaynakların azalması gibi sorunlar yüzünden, geleceğimizin tıpkı örneğini aşağıda göreceğiniz klostrofobik bir kabusa dönüşmesi de muhtemeldir.  İşte Japonya’dan yayılmaya başlayan kapsül ev merakı…
Reklam
YGS Başvuruları Öncesi ÖSYM'den Uyarı
ÖSYM 5 Ocak'ta başlayacak YGS başvuruları öncesi hazırladığı kamu spotuyla adayları uyardı.Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezi (ÖSYM), 5 Ocak'ta başlayacak Yükseköğretime Geçiş Sınavı (YGS) başvuruları öncesi hazırladığı kamu spotuyla yaklaşık 2 milyon üniversite adayını başvurularını tamamlamaları konusunda uyardı.ÖSYM bu yıl YGS ve sınavsız geçiş için başvuruların alınmasına yönelik kamuoyunu bilgilendirme amacıyla aday el rehberi, sınav takvimi posteri ve bir kamu spotu hazırladı.Kamu spotunda özellikle adayların, başvuru işlemlerini tamamlamaları ve bu yüzden mağduriyet yaşamamaları için çeşitli uyarılarda bulunuldu.İki adayın, ÖSYM sınav koordinatörlüğüne giderken çekilen görüntüleriyle başlayan kamu spotunda, sınav takvimi posterine yer verilerek başvuru tarihlerini hatırlatıldı.Adayların başvurularını yaparken çekilen görüntülerin bulunduğu spot filimde, alt yazı şeklinde başvuru ücretinin yatırılabileceği anlaşmalı bankaların isimlerine yer verildi.Yaklaşık 45 saniye süren kamu spotunda ÖSYM adaylara şu uyarılarda bulundu:'Adaylar, 2015 ÖSYS katılabilmek için 5-19 Ocak 2015 tarihleri arasında ÖSYM'nin başvuru merkezleri, sınav koordinatörlükleri veya bireysel olarak internet üzerinden başvurularını yapabileceklerdir. Başvurunuzda alacağınız kişisel şifre ve T.C. kimlik numaranızla tüm işlemlerinizi ÖSYM'nin internet sayfasından takip edebilirsiniz. Başvuru işleminizin tamamlanabilmesi için ÖSYS başvuru ücretini 5-20 Ocak 2015 tarihleri arasında anlaşmalı bankalar aracılığıyla ya da www.osym.gov.tr adresindenki ödemeler sekmesinden yatırmanız gerekmektedir. Üniversiteye giden yolun her adımda ÖSYM yanı başınızda.'ÖSYM ayrıca üzerinde ' ÖSYM başarılar diler' ve 'Emeğiniz Emanetimizdir' yazılı bir sınav takvimi posteri hazırladı. ÜzerindeYGS ve LYS'nin yapılacağı tarihlerinin yer aldığı sınav takvimi tüm okullara ve ilgili kurumlara gönderilecek.Üniversite adayları YGS sonrası, ikinci dönem 13-14 ve 20- 21 Haziran'da Lisans Yerleştirme Sınavlarına (LYS) girecek. Yıldız Aktaş, AA
'Yerli Yalan Makinesi' Üretilecek
Üsküdar Üniversitesi kurucu rektörü Prof. Dr. Tarhan, 'Türk kültürüne uygun yalan makinesi geliştireceklerini' belirtti.Üsküdar Üniversitesi'nde, beyindeki sinyallerin bilgisayarlara aktarılması yoluyla elde edilen verilerin değerlendirildiği proje kapsamında yalan makineleri, Türk kültürüne uygun şekilde üretilecek.Üniversitenin kurucu rektörü Prof. Dr. Nevzat Tarhan, üzerinde çalıştıkları 'yerli yalan makinesi' projesini AA muhabirine anlattı.Yalanın bir insanın inanmadığı şeyleri söylemesi olduğunu dile getiren Tarhan, 'Bir kimsenin inandığı veya inanmadığı bir şeyi söylediği zaman beyninde oluşan tepkiler farklı oluyor. Beyindeki sinir iletisi, oksijen ve glikoz tüketimi de farklı oluyor. Bu özelliklerle bir insanın beyninin yalanla tepkisini ölçebiliyoruz' diye konuştu.Tarhan, beyin sinyalleri, cilt ısısı, cilt direnci, kalp atışı, solunum sıklığını ve kas gerginliğindeki değişiklikleri sensörlerle yalan makinesine bağlı bilgisayarlara aktardıklarını belirtti.Kişinin doğru söyleyip söylemediğine ilişkin ölçülebilir bilgilere bu yolla ulaştıklarına dikkati çeken Tarhan, şöyle devam etti:'Geçtiğimiz dönemde bir yasa çıktı. Türkiye'de yalan makinesiyle ilgili istihbarat yapısı içinde ve güvenlik güçleri çerçevesinde kullanma kararı alındı. Bu büyük ithalat gerektiren bir durum. Her il ya da ilçedeki yerlerde sorgulama esnasında yalan makinesi kullandıracaksınız. Bu da önemli miktarda ithalat ve döviz kaybını gerektiriyor. Biz üniversite olarak bunu yapabilecek öğretim üyesi kadrosuna sahibiz. Gerekli fiziki ve teknolojik altyapımız var. Biz bunu bir proje haline getirirsek üretimini yapabiliriz. Yaptığımız çalışma zaten maliyeti ciddi bir şekilde azaltacaktır.'Tarhan, projenin hayata geçirilmesi için Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu (TÜBİTAK) ile kalkınma ajanslarından destek beklediklerini dile getirdi. Projenin kabul görmesi halinde 1 sene içinde üretime geçebileceklerini kaydeden Tarhan, makinenin kültürel boyutlara uygun olmasına dikkat edeceklerini vurguladı.Prof. Tarhan, proje hakkında şu bilgileri verdi:'Biz Türk kültürüne uygun yalan makinesi geliştireceğiz. Çünkü onların ölçeğine göre yalan denilen şeyler bizim için doğal olabilir. Kişinin bunu yalan olarak algılaması çok önemli. Mesela eşinin kıskançlığıyla ilgili bir soru sorduğun zaman bir Amerikalı bunu normal kabul edebilir. Beyinde onunla ilgili yalan tepkisi vermeyebilir. Ama bizde kıskançlıkla ilgili bir soru sorduğunuzda, Türk toplumunda, kültürel yapımıza göre beyin daha duyarlı tepki verir. Biz yazılımda bunu da geliştireceğiz. Kültürel özellikli bir yalan makinesi üreteceğiz. Yazılımda Türk insanının özelliklerini de göz önüne alacağız. Bu nedenle yalan makinesinde hata ihtimali daha az olacak. Mesela bir Karadenizli'nin silah gördüğü zaman beynindeki tepkiyle bir Egeli'nin tepkisi aynı olmaz. Bir Avrupalı'nın aynı olmaz.'Tarhan, yerli yalan makinesinin yaygınlaşması halinde yurt dışına ihraç edilebileceğini söyledi.Üsküdar Üniversitesi Ar-Ge Koordinatörü Yrd. Doç. Dr. Cumhur Taş da yalan makinesinin işleyişi hakkında bilgi verdi.Taş, ilk aşamada kişinin kafasına elektrotlar bağlandığını ifade ederek, 'Tıpkı kalp filmini çeker gibi beyninizin de filmini çekebiliyoruz. Çünkü her ikisi de elektriksel sinyallerle çalışıyor. Elektrotları bağladıktan sonra ekranda sinyallere bakıyoruz. Sonrasında bu sinyalleri birtakım matematiksel işlemlerden geçirip kişinin o anki kararına ve düşüncesine yönelik birtakım öngörülerde bulunuyoruz' diye konuştu.İnsanların beyin izleri varOlay yerindeki parmak izine benzer izlerin insan beyninde de yer aldığını dile getiren Taş, buna bakılarak bazı suçların ortaya çıkartılabileceğini belirtti.Taş, yalan makinesinin çalışma prensiplerini şöyle anlattı:'Örneğin buradaki arkadaşımız sanal bir suç işlemiş olsun. Bu suçla ilgili suç aletleri de var. Arkadaşımıza önce bilgisayar aracılığıyla suç aletlerini görüp görmediğini soruyoruz. Kendisi olayı inkar ediyor ve yalan söylüyor. Öncelikle olayla ilişkisiz kelimeleri, sonrasında da olayla ilişkili esas suç aletini ve diğer aletleri gösteriyoruz. Ekranda bir sopa, sonrasında bir silah ve bıçak var. Rastgele bir dizinde 20-30 kez bunları gösteriyoruz. Bu sırada bizim karşımızdakinden beklediğimiz bir yanıt vermemesi, sadece ekrana bakması. Çünkü biz ondan yanıt istemiyoruz. Beyin dalgalarını istiyoruz.'Cumhur Taş, daha sonra bıçakla suçu inkar eden kişinin beyin dalgalarını detaylı şekilde incelediklerini söyledi. İlk dalganın nötral kelimelere ilişkin şekillendiğini anlatan Taş, '300. milisaniyede hepimizin beyninde bir kelime duyduğumuzda yukarı doğru artan ve sonrasında inen bir dalga oluşur. Size gösterilenler daha önce hiç görmediğiniz bir şeyin resmi ise burada yeşil renkli, bir öncekinden daha düşük genişlikte başka bir dalga oluşur. Eğer siz daha önce bu uyarını gördüyseniz ancak görmediğinizi de beyan ediyorsanız, (mavi renkli) bu dalga gösterir ki siz o uyaranla daha önce kesinlikle karşılaşmışsınız' diye konuştu.Taş, bu şekilde şüphelinin suç işlediği aleti daha önce görüp görmediğini rahatlıkla ortaya koyabileceklerini dile getirdi.İzzet Taşkıran, AA
Bild: "Türk Güvenlik Güçleri Rüşvete Meyilli ya da IŞİD Sempatizanı"
Almanya’nın en çok satan gazetesi Bild, Avrupa’dan IŞİD’e katılan genç kızlar konusunda yaptığı haberde, tartışma yaratacak sözlere yer verdi.Bild’de “IŞİD genç kızları böyle kandırıyor” başlığıyla verilen haberde, başta İngiltere olmak üzere kandırılan genç kızların Almanya ve Türkiye üzerinden Suriye ve Irak’a ulaştıkları belirtilirken, “Türk sınırları nispeten geçirgen olarak kabul ediliyor. Sınır muhafızları rüşvete eğilimli, hatta bazıları da terör örgütü militanlarına sempati ile yaklaşıyor” ifadelerine yer verdi.IŞİD’in petrol satışı ve fidye paraları ile genç kızların gözünü boyadığını aktran gazete, yayınladığı grafiklerle IŞİD petrolünün Türkiye’ye satıldığı iddialarını yeniden gündeme taşıdı. Buradan kazanılan paralarla Avrupa’da Facebook, Twitter gibi sosyal medya ve internet üzerinden ulaşılan ve aralarında15 yaşlarındaki çocukların da bulunduğu genç kızların kandırıldığını aktaran gazete, bölgeye giden çocuk yaştaki kızların IŞİD militanlarıyla evlendirildiğini aktardı.Gazete, bölgeye bu yolla kandırılarak giden kızlara örnek olarak Viyana’dan giden Sabina Selimovic (16) ve Samra Kesinovic (17), Bristol’den Jusra Hussein (15) ve Stockwell‘den Samia Dirie‘yi (17) örnek gösterdi. DHA
Reklam
Kendini İmha Eden Telefon
Akıllı telefon üreticisi BlackBerry ve Boeing kendini imha eden bir telefon üretme konusunda işbirliğine gidiyor.Uçuş ve güvenlik teknolojileri firması Boeing'in yaklaşık bir yıldır Black ismini verdiği akıllı bir telefon üzerinde çalıştığı biliniyordu. Telefonla ilgili olarak ortaya çıkan yeni bilgiler ise kendi kendini yok edebilme özelliğine sahip olacağı yönünde.BlackBerry adına açıklama yapan CEO John Chen, 'BES 12 servisini kullanarak Android işletim sistemli telefonun güvenlik özelliklerini geliştirmek için Boeing ile işbirliği yapacaklarını' ifade etti. Daha fazla açıklama yapmayan Chen işbirliğinden memnun olduklarını da dile getirdi.Firmanın donanımsal olarak şifreleme teknolojisine sahip olacak Black isimli telefonun kapağı açılmaya ya da kırılmaya çalışıldığında içindeki verileri siliyor. Özellikle devlet kurumları, gizli servis ve benzeri konumlarda çalışanlar için tasarlanan telefonda çift SIM kart, biyometrik tanıma, uydu bağlantı modülü gibi özellikler bulunacak. Yeni telefonun piyasaya çıkış tarihi, son kullanıcıya satılıp satılmayacağı gibi bilgiler ise açıklanmadı.Kaynak: BlackBerry
Yunanistan'da Osmanlıca Dersleri Veriliyor
Osmanlıcanın Türkiye'deki okullarda okutulmasıyla ilgili tartışmalar sürerken, Atina'da Bilimsel Araştırmalar Enstitüsü'nde verilen Osmanlıca derslerine 65 Yunan devam ediyorTürkiye'de Osmanlıca derslerine yönelik tartışmalar gündemdeyken Yunanistan'da tarihçisinden ressamına, mimardan modacı ve jimnastikçiye kadar birçok meslek grubundan insanlar Osmanlıca öğreniyor.Sabah yazarı Stelyo Berberakis Türkiye'deki tartışmalar ışığında Yunanistan'daki Osmanlıca dersleri verildiğini bugünkü köşesinde duyurdu. İşte Berberakis'in Yunanistan'daki Osmanlıca derslerine ilişkin düştüğü notlar:Türkiye'deki Osmanlıca tartışmaları tam gaz devam ederken Atina'da tanıştığım bir maliye müfettişinin Osmanlıca dersleri aldığını öğrendiğimde çok şaşırdım. Atina'da Bilimsel Araştırmalar Enstitüsü'nde verilen Osmanlıca dersleri için tam 90 Yunan vatandaşı başvurmuş; bunlardan 65'i kabul edilmiş. Aralarında, doktor, mimar, arkeolog, ressam, öğrenci, rehber, İslam tarihçisi, modacı, sanat tarihi uzmanı, devlet memuru, maliye müfettişi, hatta bir de jimnastik öğretmeni var... Hepsi de başka başka nedenlerle Osmanlıca öğrenmeye merak salmış...Üç yıl süren Osmanlıca dersleri, önümüzdeki yıl ilk mezunlarını verecek... Osmanlıca öğretmeni Dimitris Lupis, aslen Gümülcüneli bir Yunan... Çocukluk yıllarında Gümülcüne sokaklarında azınlık Türk çocuklarıyla arkadaşlık ederek Türkçeyi sökmüş. Daha sonra Türkçesini geliştirmek için kurslara gitmiş. Nitekim 2004-2007 yılları arasında İstanbul'da Bilkent Üniversitesi'nde Osmanlı tarihi ve dili üzerine dersler almış. Sonrasında da ABD'deki Harvard Üniversitesi'nde Osmanlı dönemindeki Ortadoğu tarihi üzerine incelemeler yapmış.İki yıl önce Atina'ya geri döndüğünde, artık iyice hakim olduğuna inandığı Osmanlıca'yı başkalarına öğretmek için yaptığı başvuru kabul edilince Bilimsel Araştırma Enstitüsü'nde ders vermeye başlayan Lupis, Osmanlıcayı 'zor ama güzel' olarak tanımlıyor. Ona göre Osmanlı dilini ve yazısını öğrenmeye gelenlerin değişik hedefleri var. Lupis burada verdiği Osmanlıca derslerinin konuşmaya değil; yazıtların okunabilmesine ve anlamlarının öğrenilmesine yaradığını söylüyor. Ona göre Farsça, Arapça ve Türkçe'nin oluşturduğu Osmanlıca 'ölü bir dil'. Bunun sebebi artık kullanılmaması. Bu nedenle Osmanlıca Türkiye'de, İran'da ve Arap dünyasında anlaşılabilir bir dil olmaktan çıkmış durumda. Lupis'in 2. sınıf öğrencilerine verdiği derslerde; Osmanlıca yazıların okunuşu, elif, be ve güzel he harfleriyle Besmele çeşitleri, Osmanlı alfabesi, Fatiha'dan alınmış beyitler, Osmanlıcanın Kuran'daki yeri ve 1923 Harf Devrimi'ne kadar Türkiye'deki yaygınlığı anlatılıyor.Osmanlıca dersi alan ve önümüzdeki yıl mezun olmaya hazırlanan öğrenciler çok farklı nedenlerle bu dili öğrendiklerini söylüyor. Osmanlıca ders alan Yunan öğrenciler, 'Osmanlı yazılarını anlamak için Osmanlıca dersindeyiz. Türkçe, Farsça ve Arapça kelimeleri de öğreniyoruz. Yazı şekilleri ise adeta birer sanat eseri. Osmanlı yazısını sökmek bulmaca çözmeye benziyor ve bundan da zevk alıyoruz' diyor. Örneğin mimarlar İslam mimarisini; ressamlar Osmanlı sanatını; tarihçiler İslam ve Osmanlı tarihini, rehberler Yunanistan'daki Osmanlı eserlerini merak ettikleri için ders aldıklarını söylüyorlar.En son haber
Reklam
Doğubeyazıt'ta ‘Tarihi Geçmiş’ Gaz Bombası 4 Kişiyi Hastanelik Etti
Ağrı’nın Doğubayazıt İlçesi’nde kaçak eşya, sigara ve çay satan esnafa yönelik yapılan operasyonda, polis son kullanma tarihi geçmiş gaz bombası kullandı. Esnafın olay yerinden topladığı belirtilen kapsüllerde son kulanma tarihinin Mart 2014 yazdığı görüldü.Doğubayazıt’ta geçen cuma günü Meryemana Caddesi’ndeki eski toptancı sebze halinde kaçak eşya, sigara ve çay satan işyerlerine şafak operasyonu düzenleyen polis, kaçak olduğu belirlenen ürünlere el koydu. Polis, operasyona tepki gösteren ve barikat kurarak direnen esnafa, tazyikli su ve gaz bombası ile müdahale etti. Olayda 2 kişi gözaltına alınırken, polisin tarihi geçmiş gazı bombası kullandığı ortaya çıktı.Olay yerinde bulunduğu belirtilen gaz bombası kapsüllerinin üzerinde Brezilya’da üretildiği ve son kullanma tarihinin Mart 2014 olduğu ibareleri yer aldı. Kapsüllerde, ‘Dikkat son kullanma tarihinden sonra kullanmak tehlikelidir’ yazısı dikkat çekti.Son kullanma tarihi geçen gaz bombalarından etkilendiği belirtilen ve gözleri şişen 4 kişinin Doğubayazıt Devlet Hastanesi’nde tedavisi sürüyor. Olayda kullandığını söylediği gaz bombalarından birini gösteren esnaf Enver Basut, şunları söyledi:“Polisin yaptığı operasyonda esnafı dağıtmak için kullandıkları gaz bombalarından bir çoğunu bugün fark ettik, son kullanma tarihleri geçmiş. Bu yüzden bir arkadaşımız gözünden ameliyata alınacak. Bizim merak ettiğimiz, neden polisin son kullanma tarihi geçmiş biber gazlarını bize karşı kullandığı.” DHA
"Türkiye'nin Umurunda Olmaz"
AB Bakanı ve Başmüzakereci Bozkır, 'Şayet AB Türkiye'yi üye yapmama gibi yanlış bir karar alırsa Türkiye'nin çok fazla umurunda olmaz' dedi.Avrupa Birliği Bakanı ve Başmüzakereci Volkan Bozkır, 'Şayet AB Türkiye gibi bir ülkeyi üye yapmama lüksüne sahip olmaksızın, üye yapmama gibi yanlış bir karar alırsa Türkiye'nin çok fazla umurunda olmaz' dedi.Bakan Bozkır, Antalya Valiliğinin yeni hizmet binasında düzenlenen, AB Bakanlığı ve Dışişleri Bakanlığı Antalya temsilciliklerinin açılış töreninde yaptığı konuşmada, AB temsilciliğinin açılışının basit bir karar olmadığını ifade ederek, İstanbul'dan sonraki ikinci temsilciliklerini açtıklarını söyledi.Bozkır, sivil toplumun, Türkiye'nin ve demokrasinin çok önemli bir unsuru olduğunu belirterek, Türkiye'de bugün bulunan 104 bin sivil toplum örgütü ile Cumhuriyet tarihinin en üst noktasına erişilmiş olduğunu bildirdi.Demokrasinin en iyi göstergesinin sivil toplum olduğunun altını çizen Bozkır, 'Antalya'da açtığımız bu ofisle birlikte öncelikle sivil toplumla birlikte çalışarak ve bu enerjiyi sağlayarak daha ileri adımlar atabilme imkanına kavuşmaya ihtiyaç duyuyoruz. Sivil toplumla ilgili AB Projelerimiz var. Önümüzdeki yıl 11 milyon avro ve 2020 yılına kadar 180 milyon avroyu sivil toplumumuzun gelişmesi ve AB sürecinde daha etkin yer alması için projelendirmeyi planlıyoruz' diye konuştu.Bozkır, proje yapmanın çok önemli olduğunun dile getirerek, sadece Türkiye'nin AB'den 4,7 milyar avro alabilecek bir imkanı olduğunu hatırlattı. Proje yapmanın ayrı bir modelitesi olduğunu vurgulayan Bozkır, proje yapmayı, eğiterek öğretmeleri gerektiğini aktardı.Bozkır, bu projeler yapıldıktan sonra parayı sivil toplumun faydasına sunabilmeleri gerektiğini ifade ederek, temsilciliğin öncelikle bu proje eğitimlerini gerçekleştirecek bir birim olacağını söyledi.Modelitelerini birlikte saptamamız lazımAB'ye üyeliğin, günlük yaşamın her anında etkileyen ve insanların hayat standartlarını yükselten, geleceğe umutla bakmasına imkan sağlayan bir standartlar silsilesi olduğunu savunan Bozkır, şöyle konuştu:'Türkiye, bütün gücüyle bu standartlara erişmek, insanını çok daha mutlu yarınlara götürmek ve bu geleceğe güvenle bakarken de ülkenin her alandaki seviyesini yükseltmek amacını taşımaktadır. Bu sürecin devam etmesi her zaman Türkiye'nin lehine olmuştur. Bundan sonra da bu sürecin devamıyla birlikte Türkiye'nin önemli kazanımları olacak. AB sürecinin çok uzun süredir devam ettiğini söyleyenler, geçtiğimiz bir kaç yıldır fasılların açılmadığını ifade edenler ve AB'den gelen tenkitlerin acımasız olduğunu söyleyenler olabilir. Ama Türkiye gerçekten bu müzakere sürecini kendi modeliteleri ile yürütme ve sonuçlandırma kararlılığındadır. AB, İlerleme Raporu hazırladığı zaman, bu kağıt AB'nin kağıdı değildir, ortak kağıdımızdır. Böyle Brüksel'de hazırlanıp da 'Alın bunu uygulayın' denilen hiçbir kağıt Türkiye için geçerli değildir. Bütün Türkiye ile ilgili alınacak kararların, birlikte alınması, konuşulması, tartışılması, ondan sonra yürürlüğe konması çok önemlidir.'Bozkır, son zamanlarda, özellikle son haftada AB'de çeşitli çevrelerde Türkiye'de basın özgürlüğünün olmadığı, bazı eksikliklerin olduğuna dair çeşitli açıklamalar yapıldığını hatırlatarak, bu açıklamaların, konunun ne olduğu tam anlaşılmadan, çeşitli noktalardan gelen açıklamalar olduğunu aktardıBöyle bir durumu kabul etmelerinin mümkün olmadığının altını çizen Bozkır, şöyle devam etti:'Eğer AB ile bu ilişkiyi birlikte yürüteceksek, bunun modelitelerini birlikte saptamamız lazım. AB'de modelitenin birinci esası, önce birbirimize saygı duyacağız. Bu bir amir-memur, öğretmen-öğrenci ilişkisi değildir. Türkiye hiçbir zaman böyle bir ilişkiyi kabul etmemiştir. Bundan sonra da kabul etmeyecektir. Bir karar alınacaksa öncelikle bunu tartışacağız. Açıklama yapılacaksa, önce bu açıklamanın konusunu gelip bizimle tartışacaklar, öğrenecekler. Bunun sonucunda yine aynı kanaattelerse yine bu açıklamayı yapmalarında beis yok. Ama gerçekten böyle bir ilişkinin sürmesi için böyle bir modelite şarttır.''Eğer buna riayet edilmezse ne olur?' diye soran Bozkır, Türkiye'nin 2006'nın Aralık ayından bu yana bazı fasılların askıya alınmasıyla birlikte, bu süreci kendi zamanlamasıyla, kendi iradesiyle, kendi yöntemleriyle yürüttüğünü, bundan sonra da bu şekilde yürütmeye devam edeceğini belirtti.Bozkır, şöyle devam etti:'AB, fasıl açsın açmasın Türkiye bütün fasılları açmıştır. İki sene içerisinde açtığı fasılların tamamını kapatacaktır. AB'nin Türkiye'nin bütün fasıllarını kapatmış olduğu noktada, bu faslı mı açayım, o faslı mı açayım kendi içindeki kaynaşması içinde olursa, bu bizim sorunumuz değildir. Bugün itibariyle açılmamış bütün fasılları numaralandırıp, bir torbaya koysalar, o tombala çeker gibi bir numara çekseler, o numaranın karşısındaki faslı Türkiye iki ay içerisinde açmaya muktedirdir, hazırdır. Fasıl açmak bizim sorunumuz olmaktan çıkmıştır. AB'nin bir sorunudur. Açarlarsa memnun oluruz. Açmazlarsa biz zaten 8 senedir sürdürdüğümüz bu çabayı, halkımızın yararına olduğu için devam ettiriyoruz.'10 yılda 2 bin reform yasasıBozkır, son üç senedir fasıl açılmamasına karşın, Türkiye'nin 167 reform yasasını meclisten geçirdiğini, son 10 senede ise bu rakamın 2 bin olduğunu vurgulayarak, Türkiye'nin bunu kendi inancına, geleceğine uygun olduğu için yürüttüğünü belirtti.Bozkır, şayet bu modeliteye uyulmazsa, Türkiye'ye danışılmadan kağıtlar üretilirse, Türkiye'ye danışılmadan basın açıklamaları yapılmaya devam edilirse, bunun, yollarından ayrılmaları için bir neden teşkil etmeyeceğini vurgulayarak, şunları kaydetti:'Biz yine yolumuzda devam ederiz. Buradaki ince nokta AB, bu sürecin devamında, bizimle beraber olacak mı olmayacak mı? Biz yine bu süreci yürütmeye kararlıyız. Bildiğimiz şekilde de yürüteceğiz. Son noktaya kadar da götüreceğiz. Şayet AB Türkiye gibi bir ülkeyi üye yapmama lüksüne sahip olmaksızın, üye yapmama gibi yanlış bir karar alırsa, Türkiye'nin çok fazla umurunda olmaz'Vizyoner bir dış politika izliyoruzDışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu da 'Aktif, çok boyutlu ve vizyoner bir dış politika izliyoruz' dedi.Çavuşoğlu, Avrupa Birliği Bakanı ve Başmüzakereci Volkan Bozkır'la, Antalya Valiliğinin yeni hizmet binasında düzenlenen AB Bakanlığı ve Dışişleri Bakanlığı Antalya temsilciliklerinin açılış törenine katıldı.Burada yaptığı konuşmada, Dışişleri Bakanlığının 4. temsilciliğinin Antalya'da açıldığını belirten Çavuşoğlu, geleneksel faaliyet alanı yurt dışı olmasına karşın yurt içinde de temsilcilik açılması ihtiyacının önceki Dışişleri Bakanı ve şimdiki Başbakan Ahmet Davutoğlu tarafından fark edildiğini söyledi.Çavuşoğlu, Başbakan Davutoğlu'nun yurt içinde 3 temsilcilik açtığını hatırlatarak, bunun nedeninin diplomasideki yapısal değişiklik sonucu, kapalı kapılar arkasından çıkarak, sivil toplum örgütlerine kadar yayılması olduğunu belirtti.Diplomasinin çok dinamik bir yapı kazandığının altını çizen Çavuşoğlu, şöyle konuştu:'Aktif, çok boyutlu ve vizyoner bir dış politika izliyoruz. Bu çok boyutlu politikanın sadece Dışişleri Bakanlığımız tarafından yürütülemeyeceğinin de farkındayız. O nedenle bütün şehirlerimizi ve şehrin dinamiklerini de öncelikle Antalya gibi Türkiye'nin dünyaya ve Avrupa'ya açılan bir penceresi olan şehrin diplomasiye katılımını ve katkısını artırmak istiyoruz. Bu aktif dış politikamızın nasıl yurt dışında etkinliğini görüyorsak, uluslararası örgütlerin, farklı ülkelerin de ilgisinin arttığını her birlikte görüyoruz. 2002 yılında ülkemizdeki toplam büyükelçilikler, başkonsolosluklar ve uluslararası örgütlerin temsilcilik sayısı 166 idi. Bugün bu rakamın 254'e yükseldiğini görüyoruz. Antalyamız da bundan nasibini almaktadır.'Çavuşoğlu, İstanbul'un New York'tan sonra dünyada en fazla başkonsolosluk açılan 2. şehir olduğunu dile getirerek, Antalya'nın da sunduğu hizmetler, doğal güzelliği ve sivil toplum örgütleriyle Türkiye'nin önemli bir şehri olduğunu vurguladı.Önümüzdeki yıl Antalya'yı diplomasinin merkezi yapacaklarını ifade eden Çavuşoğlu, NATO Dışişleri Bakanları Toplantısı ve G20 zirvesinin Antalya'da olacağını belirtti.Çavuşoğlu, günümüzdeki turizmin niteliğinin değiştiğinin altını çizerek, Antalya'ya kış aylarında 100 bin turistin golf oynamak için geldiğini, geçen yıl bin 500 futbol takımının da Antalya'da kamp yaptığını hatırlattı.Antalya'daki misafirperverlikten memnun kalan birçok yabancının Antalya'ya yerleştiğini ve hemşehrileri olduğunu belirten Çavuşoğlu, 'Böylesine insanların ilgisini çeken bir ilde temsilcilik açılması doğaldır' diye konuştu.Konuşmaların ardından, Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ve AB Bakanı ve Başmüzakereci Bozkır tarafından temsilciliklerin açılışı yapıldı.Muhabir: Sinan Özmüş | AA
8 Gollü Maçta Kazanan Balıkesir
Türkiye Süper Ligi'nde günün ilk maçını Balıkesirspor kazandı. Kasımpaşa'yı evinde 5-3 yenen kırmızı beyazlılar bu sezonki ikinci galibiyetini aldı.Kasımpaşa'yı yenen Balıkesirspor, Galatasaray galibiyetinden sonra ikinci kez bu mutluluğu yaşadı. Puanını sekize çıkardı fakat son sıradan kurtulamadı.Karşılaşmada öne geçen de Kasımpaşa oldu. Henüz yedinci dakikada Scarione ile İstanbul temsilcisi skoru 1-0'a getirdi. İlk yarı bu skorla sona erdi.İkinci yarıda ise Gökhan Ünal ve Burak Çalık'ın golleriyle Balıkesir 2-1 öne geçti. Tunay Torun skoru 2-2'ye getirdi. Sercan Yıldırım ve Ali Öztürk'ün golleriyle ev sahibi ekip yine iki farklı öne geçti. 80'de ise Ryan Donkfarkı bire indirdi. Uzatma dakikalarında ise Balıkesir bir gol daha buldu. Maç 5-3 sona erdi.Balıkesir ligdeki ikinci galibiyetini aldı.Al Jazeera
Üniversitede Kadın Akademisyenlere Mini Etek Yasağı!
Aydın Üniversitesi Rektörü İzmirli, akademik ve idari birimlere gönderdiği yazıda kadınlar için mini etek, kolsuz ve çok açık yakalı gömlek, erkekler için kravat uyarısında bulundu.İstanbul Aydın Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Yadigar İzmirli, yazdığı yazıda üniversitede kadınlar için mini etek ve kolsuz, çok açık yakalı gömlek, erkekler için de kravat uyarısı yaptı. Prof. Dr. İzmirli'nin tüm akademik ve idari personel dağıtılması talimatını verdiği yazıda kamu görevlileri için geçerli kılık kıyafet yönetmeliği de hatırlatıldı.Serbay Mansuroğlu’nun Birgün’de yer alan haberine göre, yazıda 'Üniversitede görevli akademik, ve idari personelin kılık kıyafetinin, yapmakta olduğu görevin gereklerine uygun olması büyük önem taşımaktadır. İdari ve akademik personelin sözkonusu yönetmelik hükümlerine uygun davranmaları konusunda takip ve uygulama mükellefiyeti birim amirlerine ait olup , gereğini önemle rica ederim' ifadeleri kullanıldı.'Totaliter arayış'Çukurova Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Adnan Gümüş ise sözkonusu yazı ile ilgili olarak amacın disiplin yoluyla totaliter bir baskı kurmak olduğunu söyledi. Gümüş, 'İnsanın disipline edilmesi hem Türkiye'de hem dünyada cinsiyet, tuvalet ve kılık kıyafet terbiyesi üzerinden yapılıyor. Bu erk sahiplerinin kontrol ve otorite arayışı anlamına geliyor' dedi.'Kıyafete yasak gelirse zihinsel özgürlük gelişmez''İnsanı ortalamaya, genele uydurma çabası siyasal sistemlerde bizi totaliter yönetimlere kadar götürüyor. Dini gruplar türban üzerinden insanı kontrol ederken diğer bir grup tayt ya da başka bir formda sınırlayarak bunu yapıyor' diyen Prof. Dr. Gümüş, esas amacın insan ve toplumun kontrol edilmesi olduğunu söyledi. Sadece üniversitede değil her alanda insanın kendi özgür iradesi ile hareket etmesini sağlamak gerektiğini belirten Gümüş, 'Bilimsel özgürlük dediğimiz şey aynı zamanda giyim-kuşam ile yaşam özgürlüğünü kapsar. Üniversite buna karışırsa orada bilim olmaz, zihinsel özgürlük gelişmez' değelendirmesinde bulundu.CNN Türk
Reklam