THY 88 Seferini İptal Etti
Türk Hava Yolları (THY), İstanbul'da beklenen kar yağışı ve olumsuz hava koşulları nedeniyle, Atatürk Havalimanı ve Sabiha Gökçen Havalimanı'ndan yarın ve çarşamba günü yapılması planlanan 88 iç ve dış hat seferini iptal ettiğini duyurdu.THY'nin resmi internet sitesinden yapılan açıklamada, İstanbul'da beklenen meteorolojik hadise nedeniyle 17-18 Şubat tarihlerinde bazı seferlerin iptal edildiği belirtilerek, yolculardan seyahatleri öncesinde uçuşları ile ilgili son durumu internet sitesi ve çağrı merkezlerinden kontrol etmeleri istendi.THY'den yapılan açıklamaya göre, olumsuz hava koşulları nedeniyle, dış hatlarda Bişkek, Cenevre, Moskova, Amsterdam, Pisa Galileo, Barselona, Münih, Valencia, Viyana, Toulouse, Marsilya, Selanik, Üsküp, Bakü, Tunus, Bükreş, Budapeşte, Nürnberg, Köln, Brüksel, Doha, Hamburg ve Nice; iç hatlarda ise Ankara, Diyarbakır, Adana, Kayseri, İzmir, Konya, Sivas, Elazığ ve Malatya'ya yapılması planlanan bazı seferler iptal edildi.DHA
Kask Deneyi İçin Kafaya Ateş Eden Çılgın Rus
K6-3 titanyum kask Rus özel kuvvetleri tarafından kullanılıyormuş. Kurşun geçirmeme özelliğine sahip bu kaskı da arkadaşlar deney amaçlı kullanarak doğruluğunu kanıtlama derdine düşmüş.
Dünyadaki Açlık Seviyesine Dikkat Çekmek İçin Vücüdunu Dövme ile Kaplatan Ibrahimović
Dünya üzerinde açlık çeken 805 milyon insan olduğuna dikkat çekmek için vücuduna bu insanlardan 50'sinin ismini kazıyan Zlatan Ibrahimović Paris Saint-German formasıyla 14 Şubat günü sahaya çıkmış. World Food Programme(WFP)'nin çalışmasına katkı sağlayarak farkındalık yaratmak isteyen Ibrahimović'in anlamlı videosu.WFP dünyada açlık ile savaş kampanyasını yürüten en büyük kuruluş ve her yıl dünya üzerinde 80 milyon insana yardım elini uzatıyor....
Ankara'da Es Es Rüzgarı
Spor Toto Süper Lig'in 20. haftasında Eskişehirspor, Ankara'da konuk olduğu Gençlerbirliği karşısında 1-0 geriye düştüğü maçı 2-1 kazanrak önemli bir galibiyet elde etti.Geçtiğimiz hafta içi kupada Eskişehir’i 3-0’la geçerek adını çeyrek final'e yazdıran Gençlerbirliği, rakibini bu kezde ligde de yenerek 5 haftalık galibiyet hasretine son verdi.Karşılaşmaya daha etkili başlayan Kırmızı Siyahlı ekip maçın 7. dakikasında Rumen golcüsü Stancu ile 1-0 öne geçti. Bu golden 10 dakika sonra sağ kanattan gelişen Gençlerbirliği atağında El Kabir'in şutu direkten döndü. Karşılaşmanın 20. dakikasından sonra oyunun üstünlüğünü eline alan konuk ekip, üst üstte bulduğu pozisyonlarla Gençlerbirliği kalesinde gol arıyordu. İlk yarının sonra ermesine bir dakika kala köşe vuruşu kazanan Eskişehirspor, Nzuzi Toko'nun ceza sahası dışından vurduğu şık şutla golü buldu ve ilk yarı 1-1 eşitlikle sonuçlandı.Mücadelenin ikinci yarısı golle başladı. 48. dakikada sol kanattan Özgür Çek'in ortasına şık bir kafa vuruşu yapan Funes Mori, Eskişehirspor'u 2-1 öne geçiren golü attı. Golün ardından orta saha hakimiyetini rakibine kaptıran Gençlerbirliği'nde teknik direktör İrfan Buz, 53. dakikada Radosav Petrovic'in yerine Guido Koçer'i oyuna aldı. Oyuncu değişikliği sonrası oyunda dengeyi kuran ev sahibi ekip, karşılaşmanın 80. dakikasında Gosso ile gole çok yaklaştığı pozisyonda Eskişehir kalecesi Boffin gole izin vermedi. 91. dakikada Gosso sert müdehalesi sonrası ikinci sarı kart ve ardından da kırmızı kartla oyun dışında kaldı. Karşılaşmanın uzatma dakikalarında rakibine çok sert bir müdehalede bulunan Ahmet Çalık'ın hareketini hakem Mete Kalkavan kırmızı kartla cezalandırınca Gençlerbirliği maçı 9. kişi ile tamamladı. Karşılaşmanın geri kalan dakikalarında skor değişmedi ve Eskişehirspor zorlu Ankara deplasmanından 2-1 galibiyetle ayrıldı.Bu sonuçla Eskişehirspor puanını 20'ye yükseltti ve düşme hattından uzaklaştı. Gençlerbirliği ise 22 puanda kaldı.LİG TV
Murat Menteş: 'Yoksulu Tekmeleyenlere 'Bana Vurmayın' Demeyeceğim'
Yazar Murat Menteş, Soma katliamının ardından yaptığı konuşmanın AKP’ye yakınlığıyla bilinen medya organlarında kesilip b içilerek “Cumhurbaşkanı Erdoğan’a ağır hakaretler” şeklinde servis edilmesi üzerine “Yoksulu tekmeleyenlere ‘Bana vurmayın!’ demeyeceğim” yanıtını verdi.Murat Menteş, Afili Filintalar sitesinde yaptığı açıklamada geçen sene Kocaeli Kitap Fuarı’nda yaptığı konuşmanın sosyal medya ve hükümete yakın gazetelerde servis edilen halini izlediğinde kendisinin de şaşırdığını dile getirdi.Bu şaşkınlığını madde madde açıklayan Menteş şöyle devam etti:“1- Sözlerimin öncesi, sonrası kesilerek bir “klip” hazırlanmıştı. Soma faciasından, orada ölen 301 işçiden, yetim kalan çocuklardan bahsettiğim cümleler aradan çıkarılmıştı. Maun Suresi’ndeki “Yetimi itip kakarlar” ayeti kesilip atılmıştı. Nedensiz, mesnetsiz bir öfke tablosu vardı ortada.2- Halbuki o konuşma, Soma faciasının hemen ertesinde yapılmıştı. Madenden çıkarılan cesetler tazeydi. Hepimizin kalbi acıyla doluydu.3- Dönemin başbakanı bir maden işçisini tokatlamış, bir müşavir yine yoksul bir madenciyi tekmelemiştiSoma’da, sırf patronların maliyeti düşürme politikasından ötürü ölen 301 insan sizin için bir şey ifade etmiyorsa…Yaşları 2 ila 16 arasında 500 kadar çocuğun bir anda yetim kalması karşısında vicdanınız sızlamıyorsa…Orada yoksul madencilerin tokatlanması, tekmelenmesi umurunuzda değilse…Bunları unutup, görmeyip, sadece benim sözlerimden inciniyor, bana kızıyorsanız…Başbakan müşavirine “Tekmelerine sağlık” diye övgüler dizen yazarın gazetesindeki…Yer, zaman, bağlam belirtilmeden yapılan habere[?] dayanarak beni anladığınızı sanıyorsanız…Size söyleyecek sözüm yok.”Bu sözler üzerine kendisini ‘idama müstahak’ görmelerini bile umurunda olmadığını belirten Menteş, “Buyurun, ağzınıza geleni söyleyin madem. Türkiye’nin lüksü de bu olsun, ha?” ifadelerini kullandı.Murat Menteş’in konuşma yaptığı söz konusu videoda “Bu ülkeye, bu şerefsizlerin hepsine lanet olsun”, “Bugüne kadar ‘Allah’ diyerek hırsızlık yaptılar” ve “Sapıtma, aptal olma, bu bir erdem değil” ifadeleri yer alıyor ancak kime söylediği açık bir şekilde dile getirilmiyordu.Üsküdar Belediyesi imza gününü iptal ettiBu videonun yayılmasının ardından AKP’li Üsküdar Belediyesi, Murat Menteş’in Üsküdar Belediyesi Kitap Fuarı’ndaki imza gününü iptal etti.Diken
Reklam
Özgecan'ın Babası: ‘İdam Çözüm Değil’
Özgecan Aslan'ın bıçaklanıp yakılarak öldürülmesiyle yeniden gündeme gelen idam tartışmalarına Özgecan'ın babasından yorum geldi: İdam gelsin ama çözüm değil.Mersin'de vahşice katledilen 20 yaiındaki Özgecan Aslan'ın babası Mehmet Aslan, caydırıcı olması için idam cezasının gelmesini istediğini ancak bunun çözüm olmayacağını söyledi. Her kişinin peşine bir jandarma takılamayacağını da ifade eden Aslan şöyle konuştu:'Her insanın vicdanı kendi jandarması olacak. Kendini, nefsini birebir kontrol etmeyi bu insanların öğrenmesi gerekiyor. Bu insanlar, kimin kendilerine kötülük yaptırdığının farkında değil mi, bilmiyor mu? Kötülüğü insan yapmıyor, kötülüğü insanın içindeki o mahlûkat yaptırıyor. Güzel olanı seçelim, güzel olanı tercih edelim. Henüz barış varken güzel olana teslim olalım. Barışa teslim olursak çirkin olan hiçbir şey kalmaz.'Anne Songül Aslan ise, 'Allah devlet ve milletimizden razı olsun. Çok büyük desteklerini gördük. Allah hepinizden razı olsun. Çok üzgünüm, yavrum gitti benim. Başka anne ve babaların canları acımasın. Adalet yerini bulsun. Hak ettiği cezayı çeksin. Benim kızımın kanı yerde kalmasın. Gereken cezayı bulsun, bu katliamı yapanlar idam edilsin' dedi.'Erdoğan söz verdi'Baba Mehmet Aslan, taziye çadırında kendilerine başsağlığına gelen MHP Mersin milletvekilleri Mehmet Şandır ve Ali Öz ile Büyükşehir Belediye Başkanı MHP'li Burhanettin Kocamaz ile de görüştü. Mehmet Aslan, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan'ın kendisini arayarak adaletin yerini bulacağı sözünü verdiğini anlattı.'Bugün milletimizin bir olma zamanıdır. Bir olursak, iri, diri olursak bundan sonra hiç bir meleğin kanadı kırılmaz. Bugün bizim meleğimizin kanadı kırıldı, yarın başka meleklerin kanadı kırılacak. Artık kimse nefsinin hesabını yapmasın, kimse kimseye bir söz söylemesin. Kim ne söyleyecekse kendi nefsi için söylesin. Hiç kimse kimsede suçu aramasın. Herkes kendinde ne arayacaksa arasın. Bu kadar güzel insan bizim yükümüzü, acımızı paylaşmak için geldiler. Ben hepsine teşekkür ediyorum. Şükran ve minnet duygularımı onlarla paylaşıyorum. Sağ olun, eksik olmayın, Allah herkesten razı olsun. Allah devletimize, milletimize zeval vermesin.'Özgecan Aslan'ın ölümüyle hükümet kanadından 'idam gelmeli' ya da 'idam tartışılmalı' açıklamaları yapılmıştı. Son olarak, Adalet Komisyonu Başkanı İyimaya da, 'Kadına karşı şiddete ve vahşete dayalı öldürmelerde' idam cezasının tartışılması gerektiğini savunmuştu.DHA, Al Jazeera Turk
İranlı Cazcılar İstanbul'a Geliyor
Perküsyon, gitar ve vokalden oluşan trio Sehrang, 16 – 26 Şubat tarihleri arasında dört konser vermek üzere İstanbul’a geliyor. Ekip Viyana’da yaşıyor, aslen İranlılar ve folklorik İran müziğini caz disiplini ile harmanladıkları kendilerine has bir duruşları var.Vokalde Golnar Shahyar, gitarda Mahan Mirarab ve vurmalılarda Shayan Fathi’den oluşan grup 2013 yılında kurulmuş ve bir araya geldikten 4 ay sonra ilk albümleri “Dar Lahze”yi yayınlamış. Albümde yer alan “Mosafer” isimli şarkıları onları meşhur eden eser.
Reklam
'Siber Korsanlar 100 Bankadan 1 Milyar Dolar Çaldı'
2013’te Ukrayna’nın başkenti Kiev’de bir ATM’de görülen güvenlik açığını inceleyen uzmanlar, son yılların en büyük siber hırsızlığını deşifre etti.Rusya merkezli siber güvenlik şirketi Kaspersky Lab konuyla ilgili yaptığı soruşturmanın sonuçlarını açıkladı. Rapora göre, toplamda 100 bankadan para çalan bilgisayar korsanları, 1 milyar dolarlık bir zarara sebep oldu.30 farklı ülkede hizmet veren bankaları hedef alan siber hırsızlık çetesi, şirketlerin ağlarına girebilmek için bilgisayar virüsleri kullandı. Virüsler aracılığıyla  güvenlik kameralarına da girildi ve çalışanların ekranlarındaki her tür bilgiye erişim sağlandı. Bankamatikler de belirlenen bir zamanda kendiliğinden para dağıtımı yapabilecek şekilde ayarlandı.Dikkat çekmemek için her bankadan çaldıkları miktarı 10 milyon dolar ile sınırlayan siber korsanların saldırı düzenlediği bankaların çoğunluğunun Rusya, ABD, Ukrayna, Çin ve Almanya merkezli olduğu belirtilirken bankaların isimleri açıklanmadı.“MÜŞTERİLER HEDEF ALINMADI”Konuyla ilgili detaylı bir rapor yayınlayan Kaspersky Lab adına açıklamalardan bulunan şirket yetkilisi Vicente Diaz, söz konusu hack saldırında ilk defa müşteriler yerine bankaları hedef alındığı bilgisini paylaştı.TechnoLogic
iWork Beta Web'de Herkesin Kullanımına Açıldı
Apple'ın yeni servisi, artık herkese açık. Üstelik bir Apple cihazına da sahip olmanıza gerekmiyor.Apple, online ofis yazılımları olarak konumlandırdığı iWork for iCloud'un betasını, Apple ID'si olan herkes için ücretsiz olarak kullanıma açtı. Böylece kullanıcılar, iCloud'a login olarak, web üzerinden iWork uygulamalarını kullanabilecekler. Üstelik bunun için, herhangi bir Apple cihazına sahip olmak da gerekmiyor.Google'ın web tabanlı üretkenlik yazılımları ile benzeşen iWork for iCloud şu anda sorunsuz çalışıyor gibi görünüyor ve kullanıcıların tüm ofis yazılımı ihtiyaçlarını karşılıyor. Pakette, Pages for iCloud, Numbers for iCloud, Keynote for iCloud yazılımları yer alıyor. iWork for iCloud aynı zamanda Microsoft Office dosyaları ile uyumlu çalışıyor. Yani Word veya Excel formatındaki dosyalarınızı iWork for iCloud ile açabiliyor veya dosyaları MS Office formatlarına çevirebiliyorsunuz.Uygulamaya bu link üzerinden ulaşabilirsiniz.Chip
Reklam
Başbakan Davutoğlu: 'Kapsamlı Bir Eylem Planı Çıkartacağız'
Başbakan Ahmet Davutoğlu, kadına yönelik şiddete karşı yeni bir eylem planı çıkaracaklarını açıkladı; 'Bu hukukla çözülecek bir konu değil bir zihniyet meselesi' dedi.Bakanlar Kurulu, Başbakan Ahmet Davutoğlu başkanlığında toplandı.Toplantının ardından açıklamayı Hükümet Sözcüsü Bülent Arınç yerine Başbakan Ahmet Davutoğlu yaptı.Konuşmasına üniversite öğrencisi Özgecan Aslan'ın vahşi bir cinayete kurban gitmesine bir kez daha tepki gösteren Davutoğlu, cinayetle ortaya çıkan ortak bilincin bir çok kadının hayatını kurtaracağına işaret etti.Pakistan'a hareketi öncesi konuşan Davutoğlu'nun açıklamalarından öne çıkan başlıklar şöyle:'Bu olay çok yakın takip altına alındı. Failler yakalanarak adalete teslim edildi. O gün sadece Özgecan değil, insanlık katledildi. Bir ortak bilinç ortaya çıktı ve böylece bir çok kadına hayat bağışlamış oldu. Hükümetlerimiz kadına yönelik şiddet konusnuda çok ciddi önlemler aldı. Bir eylem planı geliştirildi. Bu hukuki mevzuatla çözülecek bir mesele değil, zihniyet meselesi. Özgecan hepimzin canıydı. Bu saldırganların en sert cezayı hakettiğine inanıyoruz. Yargının bu konuda grekeni yapacağına inancımız sonsuzdur.Burada, ağırlaştırılmış müebbet hapis, hiçbir iyi hal vesaire gibi indirime tabi olmayacak şekilde,hücre hapsi de dahil olmak üzere ciddi bir ceza söz konusu.Kamuoyunda değişik görüşler beyan edilebilir ancak bugünkü hukuki altyapıda, hukuki çerçevede en sert cezayı bu saldırganların hak ettiğine inanıyoruz. Kadına şiddetin sona erdirilmesi için geniş kapsamlı çalışmalar içerisine gireceğiz.BEDELLİ ASKERLİK203 bin 824 kişi faydalandı. Elde edilen gelir, savunma sanayiine devredilecek.İÇ GÜVENLİK PAKETİYarın İç Güvenlik Paketi görüşülmeye başlayacak. Bu toplumsal ihtiyaçtan kaynaklanmıştır. Bu yasada günlük hayatı kolaylaştıran bir çok düzenleme yer almaktadır. Nüfus işlerinde de geniş kapsamlı reformlar içeriyor. Muhalefete varsa öneriniz getirin, dedim bir ses çıkmadı. Hedef kaos yaratmaksa AK Parti buna izin vermeyecektir.ÇÖZÜM SÜRECİÇözüm süreci demokratik siyaseti önceleyen bir süreçtir. Bu süreçte şiddet, silah ve teröre yer yoktur. Çözüm isteyen şiddetin her türlüsünü reddetmelidir. Silah üzerinden bir şey elde edeceğini düşünenler bir yere varamaz. Bizim tutumumuz açıktır. Yeni bir anayasa için seçime gidiyoruz.Silahlı yöntemi bir yöntem olarak benimseyip, sürecin içine almaya çalışanlarla süreç yürüyemez. Bunun gereğini yapmak konusunda gerekli adımlar atılacaktır. 6-7 Ekim olaylarını kimsenin unutması beklenmesin. Öncelikle kamu düzeni... CHP molotofu savunuyor, neredeyse bonzaiyi savunuyor.İç Güvenlik Paketiyle polisimize tanınan yetkililer dünyanın her yerinde tanınan yetkilerdir.CHP ve MHP de yaptıkları çağrı ile takındıkları tutum arasındaki uçurumun hesabını versinler. Kamu düzeni çözüm sürecinin alternatifi değildir. Hem kamu düzenini sağlayacağız hem de çözüm sürecini devam ettireceğiz.MİT MÜSTEŞARI KİM OLACAK?Devlette süreklilik esastır. İsmail Hakkı Musa vekaleten görevi yürütmektedir. Yeni bir sim geldiğinde kamuoyuna duyurulur. Devlet işlerinde herhangi bir kesinti olmaz.'AA
Nihat Doğan Galatasaray'dan Parasını Geri İstedi
Mersin'in Tarsus İlçesinde evine gitmek için bindiği minibüste tecavüz edildikten sonra vahşice öldürülen Özgecan Aslan cinayetinden sonra attığı 'Siz de mini eteği giyip soyunup laik sistemin ahlaksızlaştırdığı sapıklar tarafından tacize uğrayınca da bas bas bağırmayacaksın' şeklindeki tweeti tepki çekti. Galatasaray kulübünden ihracı gündeme gelen Doğan, Galatasaray'ın taraftar grubu ultrAslan tarafından da darbe yedi. Ayrıca kendisini Galatasaray Kulübü Üyeliği'nden ihraç etmek için harekete geçenlere Twitter'dan cevap veren Doğan; 'İhraç edeceseniz üyelik için yatırdığım parayı iade edin de hiç olmazsa Filistin'deki mazlum kardeşlerime göndereyim' ifadesini kullandı.
Dolar 2,45'in Altına Geriledi
Dolar/TL, bankalararası piyasada 2,45 seviyesinin altına geriledi. Geçen hafta çarşamba günü 2,5132 ile tarihi zirvesini görmesinin ardından düşüşe geçen dolar/TL, yeni haftanın ilk işlem gününde de geriliyor.Analistler, Ukrayna'da sağlanan ateşkes ve ABD'de açıklanan makroekonomik verilerin beklentilerin altında kalmasının küresel piyasalarda iyimserliği artırdığını ve dolar/TL'nin düşüşe geçmesini sağladığını belirtiyor.Bugün bankalararası piyasada güne 2,4619'dan başlayan ve geçen haftanın ikinci yarısında başlayan düşüşünü bugün de sürdüren dolar/TL, 2,4458'e kadar geriledikten sonra şu dakikalarda 2,4470 seviyelerinden işlem görüyor.Güne 2,8105'ten başlayan avro/TL de avro/dolar paritesindeki yatay seyre karşın 2,7918 seviyesine kadar geriledikten sonra şu dakikalarda 2,7925'den alıcı buluyor. Gün içinde en düşük 1,1388'i gören avro/dolar paritesi ise 1,14'ün hemen üzerinde yatay bir seyir izliyor.Destek olacakAnalistler, dolar/TL'de teknik olarak 2.4460 seviyesinin destek olarak takip edileceğini, bu seviyenin altına gerilemesi durumunda 2,4220 seviyesinin gündeme gelebileceğini kaydediyor. Yunanistan ile ilgili haber ve açıklamaların özellikle avro/dolar paritesi üzerinde belirleyici olabileceğini ifade eden analistler, bugün ABD piyasalarının resmi tatil olması nedeniyle kapalı olduğunu, dolayısıyla döviz piyasasında pozitif görünümün korunabileceğini tahmin ediyor.Finansgündem
Reklam
Mars'taki Bulutlar Su mu İçeriyor?
Amatör astronomlar, Mars üzerinde iki bulut benzeri oluşum fark etti. Bu ilginç gözlem bulutların su ya da karbondioksit içerebileceği savıyla bir araştırmada değerlendirildi.İlk gözlem, 12 Mart 2012 tarihinde Mars'ta gece-gündüz sınırı üzerinde yapıldı. Bulutlardan biri yaklaşık 10 saat içerisinde gelişti ve 11 gün boyunca oluştuğu yerde kaldı. Bu zaman içerisinde sütuna kadar pek çok şekil değiştirdiği kaydedildi.Bulut benzeri oluşumların izleri yaklaşık 500-1000 kilometre uzunluğunda bir alanı kaplıyor ve 200-250 metre yükseklikte yer alıyordu.Mars'ta uzun süredir su ve volkanik aktivite izleri araştırılıyor. Bu ikisi teoride yaşam formlarının oluşumunu sağlayabilir.Geçmişte Mars üzerinde toz bulutları ve buz kristalleri keşfedilmişti. Ancak hiçbiri bu iki bulut benzeri oluşum kadar geniş değildi ve ayrıca 100 kilometrenin altında bir yükseklikte tespit edilmişlerdi.Basque Country Üniversitesi'nden Agustin Sanchez-Lavega önderliğindeki bir ekip tarafından yapılan ve Nature Geoscience adlı dergide yayınlanan araştırmada, bulutların su ya da karbondioksit içerebileceği belirtildi.Bir başka alternatif tez ise bunların, güneş ışınlarının Dünya'nın manyetik alanıyla çarpışması sonucu atmosferde oluşan Kuzey Işıkları benzeri bir ışık oyunu olabileceğini içeriyor.Deutsche Welle Türkçe
'Kadına Yönelik Şiddette Sorun Mevzuat Değil Uygulamada'
Özgecan Aslan'ın öldürülmesinin ardından, kadına yönelik şiddette yasaların caydırıcı olmadığı görüşü yine ağırlık kazandı. Ancak hukukçular mevzuata değil uygulamaya dikkat çekiyor.İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Adem Sözüer, 2005 yılında yürürlüğe giren Türk Ceza Hukuku reformunun altında imzası bulunan hukukçulardan biri. Prof. Sözüer’e göre, suçlu bulunmaları durumunda, Özgecan'ın katil zanlılarının ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası alması kaçınılmaz. Ağırlaştırılmış müebbet cezası şu an mevzuatta bu tip suçlarda verilen en ağır ceza. Bu da cezaevindeki infaz koşullarının ağırlaştırılarak uygulanması anlamına geliyor. Bu cezayı alan kişiler uzun bir süre hücrede tutuluyor ve diğer mahkûmlara göre daha ağır koşullar uygulanıyor.Ceza indirimleriMahkemelerin verdiği ve çoğu kez tepki çeken kararlardan biri ceza indirimleri. Ancak “Haksız tahrik” gibi çeşitli nedenler ile uygulanan bu indirimlerin bu olayda uygulanması zor. Sözüer bu durumu, “Suçun işleniş şekli göz önüne alındığında, TCK’daki indirimlerin uygulanmaması gerekiyor. İndirimler ile ilgili bazen yanlış uygulamalar oluyor. Fakat artık Yargıtay da daha titiz davranıyor, gerekçe göstermeksizin yapılan indirimleri uygun bulmuyor” diye anlatıyor.Bir diğer ceza hukukçusu Doç. Dr. Yılmaz Yazıcıoğlu da, “Bizim ceza kanunumuzda belirli suçların dereceleri var. Bu eylemlerin karşılığında da belirli cezalar verilmiştir. Sebepsiz yere ya da bir suçun delillerini ortadan kaldırmak için adam öldürme fiilleri TCK’daki en ağır cezayla cezalandırılmış, nitelikli ömür boyu hapis cezası yani ağırlaştırılmış müebbet hapis öngörülmüştür” diyor.Hakimin Özgecan Aslan cinayetinin toplumda yarattığı tepkiye, cinayeti işlerken kullanılan aletlere bakarak ceza artırımına gidebileceğini söyleyen Yazıcıoğlu, “Bahsettiğimiz suç adam öldürme suçu olduğu ve işleniş şekli itibarıyla delilleri ortadan kaldırma amacıyla tecavüz, yakma gibi olaylar da olduğu için bizim ceza kanunumuzdaki en ağır ceza verilecek. Daha sonra ceza kişiye tatbik edilirken bireyselleştirmesi gerekecek hakimin. O zaman da sanığın kişiliğine, sonraki haline bakıp takdir hakkını uygulayabilecektir” diyor.Özgecan Aslan’ın faillerini Türk Ceza Kanunu’ndaki en üst sınırdaki cezalar beklediğini, muhtemelen indirime gidilmeyeceğini belirten Yazıcıoğlu, faillerin ağırlaştırılmış müebbet almaları halinde 30 yıldan evvel hapisten çıkamayacaklarını, bunun ilk bir ya da iki yılını tek başına hücrede geçirmeleri gerektiğini belirtiyor:“Zaten verilecek ceza daha sonra Yargıtay denetiminden geçecektir. Bu olayda suçun gerek işlenişi, gerek öldürülenin kişiliği, gerekse suçun toplumda uyandırdığı infialden dolayı ben bu kişilerin en ağır ceza ile cezalandırılacağına inanıyorum.”Sorun uygulamadaHer iki hukukçu da mevcut kanunların değişmesinin değil, etkin bir biçimde uygulanmasının yeterli caydırıcılığı sağlayacağını belirtiyor. Sözüer, bu tür olayların bir an önce, hızlı bir şekilde aydınlatılması, yargılamanın adil bir şekilde yapılması ve infazın da etkin bir şekilde gerçekleştirilmesi gerektiğini, asıl caydırıcı olanın cezanın ağırlığından ziyade nasıl uygulandığı olduğunu ifade ediyor:“Suç işleyenler TCK’da hangi suçun ne ağırlıkta cezalandırıldığına bakmaz. Suç işleyeni caydıran yakalanma korkusudur. Siz suçları etkin bir şekilde aydınlatırsanız bu caydırıcı olur. Eğer yargılama sonucunda verilen cezayı etkin bir şekilde uyguluyorsanız ‘Yapanın yanına kar kalmıyor’ düşüncesini toplumda yerleştirirsiniz. Ancak bizde cumhuriyet kurulalı beri neredeyse her yıla bir af düşer. Bu da cezalandırmada caydırıcılığı ortadan kaldırıyor. Nasıl olsa bir afla kurtarırız mantığı devreye giriyor. Yapanın yanına kar kalabiliyor.”Doç. Dr. Yazıcıoğlu’na göre mesele hukuk sisteminin işleyip işlememesinden ziyade, hukukçuların hukuku nasıl işlettikleri:“Hukuk sisteminin caydırıcılık açısından yeterli olduğunu düşünüyorum. Mesele hukuk sisteminin caydırıcılığından ziyade hukuku uygulayacak hukukçuların olmasıdır. Mevzuatta bir problem yok, sistemin işleyişinde bir problem var.”İdam tartışması gereksizHukukçular, Özgecan Aslan’ın öldürülmesinin ardından bir kez daha gündeme gelen idam tartışmalarının ise fuzuli olduğunda hemfikir. Sözüer, üzücü olaylar neticesinde ölüm cezasını gündeme getirmenin anlamsız olduğunu, ölüm cezasının caydırıcı olmadığının bilimsel olarak kanıtlandığını söylüyor.Sözüer iddiasını, “Ölüm cezasıyla ilgili geçmişte Türkiye’de hem de dışarıda sık sık yanlışlıklar yapılmıştır, telafisi olmayan bir cezadır. İdam cezasının yürürlükte olduğu 1970’ten bu yana istatistiklere bakıldığında, siyasi cinayetler, namus ve töre cinayetlerine ve kan davası vakalarına baktığımızda 10 binlerce öldürme eylemi var. İdam bunların önünü almıyor” diye gerekçelendiriyor. Ona göre idam tartışmaları popülist bir söylem ve bunu yeniden hararetlendirmek yerine sosyolojik olarak suçların toplumsal arka planının araştırılması gerek. Sözüer şöyle devam ediyor:“Kadına yönelik şiddetle ilgili merkezler açılsın, bunlar kanunda var. Kanundaki tedbirler etkili olarak uygulansın. Bugün Türkiye’de kadına yönelik şiddetle ilgili önemli maddeler kaldırılmak isteniyor. Mesela kadına yönelik şiddete müdahale şikayete bağlı değil şu anda. Onu şikayete bağlı hale getirmeye çalışıyorlar. Bunu bir arabuluculuk meselesi haline getirmek istiyorlar. Kadınlar bugün mevcut kanunların değişmesini değil, altını çizerek söylüyorum, etkin bir biçimde uygulanmasını istiyor.”Doç. Yılmaz Yazıcıoğlu da idamın geri getirilmesinin tartışılmasına itiraz edip, bu cezanın caydırıcı olmadığını şöyle anlatıyor:“Çok tuhaf bir şekilde bugünlerde idam cezası tekrar gündeme getiriliyor. Sanırım bu toplumun öfkesini yansıtıyor. Bizim sistemimizde daha önceden de idam cezası vardı. İdam cezasının varlığı bir suçun işlenmesinde caydırıcı, engelleyici değildir. Bu türden suçlar sadece Türkiye’de değil, dünyadaki bütün toplumlarda işlenmektedir. Esas mesele cezanın orantılılığıdır.”Kaynak: Al Jazeera
Reklam
TFF Yeni Sistemin Detaylarını Açıkladı
Türkiye Futbol Federasyonu, Süper Lig'de futbolcuların uygunluğu ve yerli futbolcu teşvik sistemini karara bağladı. Alınan kararlar gelecek sezonun birinci transfer ve tescil döneminden itibaren başlayacak ve en az 4 sezon uygulanacak.TFF Yönetim Kurulu'nun aldığı karar gereği kulüpler istedikleri sayıda profesyonel futbolcu ile sözleşme imzalayıp, tescil ettirebilecek ancak A takım listesinde en fazla 28 futbolcu bulunacak.A Takım listesinde yer alacak en az 14 futbolcunun, Türkiye A Milli Futbol Takımı'nda oynama uygunluğuna sahip futbolcu olması gerekecek. Gelecek sezonun birinci transfer ve tescil döneminin başlangıcından önce başka ülke A milli futbol takımlarını tercih etmiş futbolcular açısından Türkiye A Milli Futbol Takımı'nda oynama uygunluğu şartı aranmayacak. Türk vatandaşlığına sonradan geçen yabancılar ise Türkiye A Milli Takımı'nın en az bir resmi müsabakasında oynadıktan sonra bu kapsamda listeye yazılabilecek.Söz konusu 14 futbolcudan en az 2'sinin (bu sayı 2016-2017 sezonunda 3, 2017-2018 sezonundan itibaren 4 olarak uygulanacak) 15'inci yaş gününe denk gelen sezon ile 21. yaş gününe denk gelen sezonlarda kesintili veya kesintisiz en az 3 sezon veya 36 ay kendi kulübünde tescilli olması zorunlu olacak.Bahsedilen 14 futbolcudan en az 4'ünün ayrıca 15. yaş gününe denk gelen sezon ile 21. yaş gününe denk gelen sezonlarda kesintili veya kesintisiz en az 3 sezon veya 36 ay TFF'ye tescilli kulüplerde tescilli olması zorunlu kılınacak.Kulüpler A takım listesinde en fazla 3 kaleci bulunduracak. Bu kalecilerden en az birinin Türkiye A Milli Takımı'nda oynama uygunluğu zorunluluğu bulunacak.Kulüplerin yukarıda belirlenen kriterlere uygun futbolcuları bildirmemesi durumunda, A Takım listesi bildirilmeyen futbolcu sayısı kadar eksik oluşturulacak ve kulüplere ilave disiplin yaptırımları uygulanacak.Türkiye A Milli Futbol Takımı'nda oynama uygunluğuna sahip futbolcuların, son listelerin TFF'ye ibrazından sonra bu uygunluğunu kaybetmesi halinde, takip eden ilk transfer ve tescil döneminin başında bu kapsamda oynama uygunluğunu kaybedecek. Transfer ve tescil dönemleri içerisinde Türkiye A Milli Futbol Takımı'nda oynama uygunluğunu kaybeden futbolcular ise listedeki Türkiye A Milli Futbol Takımı'nda oynama uygunluğuna sahip futbolcu statüsünden çıkarılacak.Genç futbolcular müsabaka isim listesiKulüpler belirlenen esaslar çerçevesinde resmi müsabakalara iştirak edecek profesyonel futbolcularının listesini federasyona ibraz etmek zorunda olacak.TFF'nin açıkladığı yeni sistemin 5. maddesine göre, takımlar 18 kişilik maç kadrosunda A Milli Takım'da oynamaya uygun en az 7 futbolcuya yer vermek zorunda. Bu 7 futbolcudan birisinin de kaleci olma zorunluluğu getirilirken, takımlar yerli kaleciyi kadroya almaması durumunda sahaya 17 kişilik kadroyla çıkacak.Süper Lig kulüplerinin 21 yaş altı takımında yerli statüsünde oynayan futbolcular, sezon başında 28 kişilik kadroda olmasına gerek kalmadan A takım maç kadrosuna alınabilecek. Bu futbolcuların, gelecek sezon için 1994 ve sonrası, 2016-2017 için 1995 ve sonrası, 2017-2018 sezonu içinse 1996 ve sonrası doğumlu olması gerekiyor.TFF, diğer kurul ve mahkemeler, FIFA ve UEFA'nın yargı kurulları, Uluslararası Spor Tahkim Mahkemesi (CAS) tarafından verilen kararlar dahil olmak üzere, vergi daireleriyle Sosyal Güvenlik Kurumu'na kesinleşmiş borçlarını ödememesi veya yapılandırmaması durumunda, kulüplere transfer yasağı getirilecek.Yerli futbolcu teşvik sistemiTFF, yeni uygulama içinde önemli bir yer tutan yerli futbolcu teşvik sisteminin ayrıntılarını da paylaştı.2015-2016 sezonu birinci transfer ve tescil döneminin başlangıcından itibaren Türkiye A Milli Futbol Takımı'nda oynama uygunluğu bulunmayan futbolcu transfer eden kulüplerden, Yerli Futbolcu Teşvik Fonu'nda biriktirilmek üzere ücretler alınacağı aktarılacak.15 ve üzeri futbolcu14 futbolcuya ödenen fon payına ilaveten her bir futbolcu başına 1.000.000 TL ödenir.Geçici transferlerde fon payının futbolcuyu geçici olarak tescil ettiren kulüp tarafından ödeneceği ve Türkiye A Milli Futbol Takımı'nda oynama uygunluğu bulunmayan kaleciler iki futbolcuymuş gibi sayılacağı vurgulanırken, şu ifadelere yer verildi:'İkinci transfer ve tescil döneminde, birinci transfer ve tescil dönemi sonundaki Türkiye A Milli Futbol Takımı'nda oynama uygunluğu olmayan futbolcu sayısının artması halinde, artan oyuncu sayısı dikkate alınmak suretiyle, yatırılması gereken fon bedelleri arasındaki farklar ikinci transfer ve tescil döneminin bitimini takip eden 5 gün içerisinde kulüp tarafından TFF'ye yatırılır.'Ayrıca, birinci transfer ve tescil dönemi sonunda Türkiye A Milli Futbol Takımı'nda oynama uygunluğu bulunmayan futbolcu sayısı artmayan kulüplerin ise kontenjan boşaltmak suretiyle yeni oyuncu transfer etseler dahi fon bedeli ödemeyecekleri kaydedildi.Teşvik sistemi dağıtım kriterleriTFF, yeni uygulamayla birlikte teşvik sisteminin dağıtım kriterlerini duyururken, tahsil edilen fonun yüzde 75'inin Spor Toto Süper Lig Geri Ödeme Payı, yüzde 5'inin Millilik Geri Ödeme Payı ve yüzde 20'sinin de TFF Gençlik Gelişim Programları Payı olarak paylaştırılacağını açıkladı.Süper Lig Geri Ödeme Payı'nın hesaplanmasıyla ilgili olarak, Süper Lig müsabakalarında Türkiye A Milli Futbol Takımı'nda oynama uygunluğu bulunan futbolcuları oynatan kulüplere verilecek puanların sistemi hakkında, şu maddeler paylaşıldı:'a- İlk onbirde başlayan her bir futbolcu için 10 puan,b- Sonradan oyuna giren her bir futbolcu için 4 puan,c- 18 kişilik müsabaka isim listesinde olup oyuna girmeyen her bir futbolcu için 2 puan verilir.d- a,b, c maddelerindeki puanlar, futbolcunun kaleci olması halinde 1,5, genç futbolcu olması halinde 2 ile çarpılır.e- Bir müsabakaya denk gelen puanı 75 ile 124 puan arasında ise bahsi geçen kulübe ekstra 75 puan, 125 ve üzeri ise bahsi geçen kulübe ekstra 100 puan verilir.f- Birinci transfer ve tescil dönemi sonunda toplanan fon gelirinin Süper Lig Geri Ödeme Payı'na ayrılan kısmının ikinci transfer ve tescil dönemi sonu itibariyle oynanan Spor Toto Süper Lig resmi müsabaka sayısı oranındaki bölümü ilk devre müsabakalarında, bakiyesi ikinci devre müsabakaları için bloke edilmek suretiyle kulüplere geri ödenecektir.g- İkinci transfer ve tescil dönemi sonunda toplanan fon geliri ile birinci transfer ve tescil döneminde toplanan fon gelirinin bloke edilen Süper Lig Geri Ödeme Payı'na ayrılan kısmı 2015-2016 sezonu ikinci devre müsabakaları dikkate alınmak suretiyle hesaplanarak kulüplere geri ödenir.h- Herhangi bir sebeple ertelenen veya yeniden oynanmasına karar verilen müsabakaların olması halinde, müsabakanın asıl oynanması gereken haftaya denk gelen hesaplama ve ödemeler söz konusu maçlar oynanıncaya kadar yapılmaz.'Toplanacak fonun 2015-2016 sezonu ilk yarısında ve ikinci yarısında oynanacak Spor Toto Süper Lig hafta sayısına bölünerek, bir haftada dağıtılacak teşvik miktarının belirleneceği, bu tutarın da tüm kulüplerin bir hafta içerisinde topladıkları puanlara bölünmek suretiyle, 1 puanın karşılığının hesaplanacağı kaydedilirken, 'Bir kulübün toplam puanı ile 1 puanın karşılığı çarpılmak suretiyle o müsabakaya ilişkin kulübün hak ettiği teşvik miktarı hesaplanır. Ödemeler her ayın sonunda yapılır' denildi.Yapılan puanlamadaki rakamların, FIFA Dünya Kupası final müsabakalarında 2'yle, UEFA Avrupa Şampiyonası final müsabakalarında ise 1,5 ile çarpılacağı aktarılırken, şöyle denildi:'Her iki transfer dönemi sonunda bu fonda toplanan tutar, sezon sonunda yukarıdaki kriterlere göre oluşan puanların toplamına bölünmek suretiyle 1 puana denk gelen tutar tespit edilir. Kulübün toplam puanı ile 1 puana denk gelen rakam çarpılmak suretiyle, ödenecek teşvik tutarı belirlenir. Kulüplerin yukarıdaki puanları hak edebilmesi için, futbolcunun milli takıma gittiği tarihlerde ilgili kulübün tescilli futbolcusu olması zorunludur. İki sezon arasında oynanan milli maçlar takip eden sezonda oynanmış kabul edilir.'AA
Sabahattin Ali'nin Kızı Filiz Ali: 'Devletin İşlediği Suçlar Unutulmaz'
Prof. Dr. Filiz Ali: Kararımı verdim, kendi yaşımdakilerle pek görüşmüyorum. Gençlerden ümidim var. Türkiye’nin önünde atması gereken bir adım var ve bunu ancak gençlerle atabilirPiyanist, müzikolog, müzik eleştirmeni ve yazar Prof. Dr. Filiz Ali, Çok Sesli Batı Müziğinin yaygınlaşmasına yönelik çalışmaları dolayısıyla İKSV’nin düzenlediği 43. İstanbul Müzik Festivali’nin ‘Onur Ödülü’ne layık görüldü. Prof. Ali, büyük yazar Sabahattin Ali’nin de kızı. Devlet tarafından babasız bırakılan çocuklardan biri olan Prof. Dr. Filiz Ali, 11 yaşındayken kaybettiği babasını, uzun bir zaman dilimi içinde, mektuplarını okuyarak tanıdığını anlatıyor… Son olarak YKY’den çıkan ‘Canım Aliye, Ruhum Filiz’ vesilesiyle Prof. Dr. Filiz Ali’yle, büyük yazarı da andık...Müzik Festivali ne ifade ediyor sizin için?Festivali kuruluşundan itibaren takip ediyorum. 2000’e gelene kadar, 20-25 sene, çeşitli gazetelerde festivalle ilgili yazılar yazmışımdır. İlk yıllarda bizim için çok çok önemliydi; sadece müzisyenler için değil aynı zamanda İstanbul’da belirli bir zevke ulaşmış müzik dinlemeyi seven insanlar için de; o zamana kadar ulaşamadığımız müzikleri, ayağımıza getirdi. İlk yıllarında hâlâ çeşitli ülkelerle kültür anlaşmalarımızın olması festival için bir şanstı. Anlaşmalar sayesinde, çok büyük bütçelere mâl olacak olan bazı konserlerin, o bütçelere mâl olmadan gelmesi mümkün oluyordu, biz kendi orkestramızı oraya gönderiyorduk, oradan bize geliyordu. 20. yüzyılın efsane müzisyenlerini dinleyebildik. İstanbul Müzik Festivali bir okuldur. Bunca sene yazdığım yazılar arasında çok eleştirdiğim programlar, konseptler de olmuştur. Eleştirilerim dikkate alındı mı diyeyim, yoksa aklın yolu birdir mi; arzu ettiğim yaratıcılık, kendi müzisyenlerimizin ön plana çıkması, eser ısmarlanması, genç müzisyenlerin önlerinin açılmasıydı, bunlar artık gerçekleşiyor.'EN MANTIKSIZ ADIM'Sanat eğitimini bir insan hakkı olarak ele alırsak, sizce müzik eğitimi konusunda Türkiye’de nasıl eksikler var?Türkiye’de insan haklarının durumu hakkında ne düşünüyorsun; müzikte de aynı… Müzik eğitiminin insan hakkı olduğunu düşünen yöneticilerimiz bu güne kadar yetişmedi. Cumhuriyet’in ilk yıllarıyla beraber, Atatürk’ün sayesinde müziğin ve sanatın bir insan hakkı olduğunu bu millet anladı. 1924’te Atatürk, İktisat Kongresi’nden önce bir müzik şurası düzenlemiştir. Müziğin insanın gelişmesindeki fiziksel ve beyinsel rolünü anlamamak mümkün değil. Cumhuriyetin ilk 40 yılı, müzik eğitimi konusunda çok önemli adımlar atıldı.Zaten eğitimimiz yazboz tahtasıyken, çareyi müziği ve diğer güzel sanatlarla ilgili dersleri seçmeli yapmakta buldu bizim eğitim sistemimiz. Bu, eğitimin en mantık dışı adımıdır. Çocuğun anaokuluna başladığı andan itibaren müzikle tanışması gerekir.'HAKARETAMİZ NUTUKLAR' Son dönemde, AKM’den tutun sansüre kadar pek çok meseleyi değerlendirdiğinizde, sanat neden politikanın hedefi olur?Toplumumuzun eğitimsizlikten gelen pek çok batıl inançları var. Çocuk diyelim ki müzikten çok hoşlanıyor ve yetenekli. Annesine babasına ‘Kaval, keman çalmak istiyorum’ diyor. Anne babanın ilk tepkisi ‘Ne o, çalgıcı mı olacaksın’ ise şayet, çalgıcılığın aşağılık bir meslek olduğunu düşünüyorsa eğer bir kültür, müziği önce aile dışlıyor…Meclis’teki bütçe konuşmalarının tutanaklarına bakacak olursanız, sayın milletvekillerimizin; DOB, Konservatuvar bütçesiyle ilgili ne kadar aşağılayıcı, hakaretamiz nutuklar attıklarını da görürsünüz. Bu belki 60 yıldır devam ediyor…Ayvalık Müzik Akademisi’ni de 17 yıl önce bu nedenlerle mi kurmuştunuz?İlk kuruluş aşamamız doğrudan yaylı çalgılar öğrencilerine yönelikti. Müzik öğrencilerinin dünyadaki akımlarla yeterince yakından ilişki kuramadıklarının farkındaydım. En iyi hocaları Türkiye’ye getirelim, o hocalarla öğrencilerimiz konsantre biçimde çalışsınlar, öğrencilerimizin gözleri ve kulakları dünyaya açılsın, diye düşündük ilk başlarda. Sonra büyüdükçe, kaliteli müziğin daha geniş çapta duyurulmasına gayret etmeye başladık ve konserlerimiz oldu. Sadece Ayvalık’tan değil çevreden sanatseverlere açık bu konserler.'GAZETE BUNU İSTEMİYOR...' Yıllarca müzik yazan biri olarak, bugün gazetelerdeki müzik yazarlığını nasıl değerlendiriyorsunuz?Şu andaki müzik yazarları ne yazıyorlar? Tanıtıcı yazılar yazıyorlar. Eskiden eleştirel yazılar vardı, şimdi yok, ama bu durum kimsenin de umurunda değil. Tüketim toplumu her şeyin tüketilmesine çalışıyor, sanatın da tüketilmesi için onun iyi tanıtılması lazım. Şimdi ben çıkıyorum mesela, çok iyi tanıtılmış bir konser için “Berbattı” diyorum. Bunu gazete istemiyor… Türkiye’de çağdaş müzik dışlanıyor mu?Müzik çağdaş sanatlar arasında en zor durumda olan. Çağdaş resmin, edebiyatın bir piyasası var, müziğin yok. Nasıl bir resim sergisi açıyorsunuz, sergiyi gezenler arasından bazıları satın alıyor eserlerinizi, sizin de eserinizi dinleyenlerden birileri satın almak zorunda… Senfoni orkestralarımızın arasında mutlaka bizim bestecilerimizin eserlerini çalanlar vardır ama yeterli değil. Müzisyenler arasında çağdaş müziğe yatkın olanların da az olduğunu söylemek lazım. Entelektüel kesimin de özellikle müzik konusunda yeterli bilgiye sahip olmadıkları kanısındayım. Her konuda ahkâm keserler, ama iş müziğe geldiği vakit Mozart’tan Beethoven’den öteye geçemezler. O yüzden çağdaş müziğin hep üvey evlat davranışıyla karşı karşıya kaldığını düşünüyorum. Bu Türkiye’nin entelektüel açıdan da geri kaldığını gösteriyor. Üç beş kişiyiz şunun şurasında ama ben o üç beş kişinin içinde bile iki kelime konuşacak insan bulamıyorum…'AHMAKLARA MÜSAMAHA YOK' Sert bir hoca mısınızdır?Çoook. (Gülüyor) Sert miyim bilmiyorum da İngilizce bir tabir vardır; “I don’t tolerate fools” (Ahmaklara müsamaha göstermem)… Sert olduğumu sanmıyorum ama belirli bir disiplinim var. Müziğin disiplinine inanıyorum. Disiplinli olmayan iyi bir müzisyen olamaz. Öyle yalapşap yapılmış işlerle olmaz. Ona çok katlanamam. Onun dışında, öğrencilerimle şakalaşırım ve mümkün olduğunca arkadaş olmaya çalışırım; ama belirli bir çizgiyi aşmamak koşuluyla.‘İki kelime konuşacak insan bulamıyorum…’ diyorsunuz. Zorlanıyor musunuz sosyalleşirken?Valla ben gençlerle beraberim. Kararımı verdim ve kendi yaşımdakilerle pek görüşmüyorum. Gençlerden ümidim var. Türkiye’nin önünde atması gereken bir adım var ve bunu ancak gençlerle atabilir. Bu bakımdan gençlerin önünü tıkamak çok büyük bir günah. Onların önünü açmak ve onları hata yapma payı konusunda serbest bırakmak lazım.'HÂLÂ NEDEN DİYORUM...' Son olarak YKY’den ‘Canım Aliye, Ruhum Filiz’ isimli bir kitapta yayınlandı babanızın mektupları… O mektuplardan hayata ilişkin ne öğreniyorsunuz?Babamın mektupları öldükten çok sonra, 15 – 20 sene sonra annemin sandığı açmasıyla ortaya çıktı. 1970’li yıllarda babamla ilgili bir kitap yazmaya kalkışınca, hâlâ hayatta olan bütün arkadaşlarına başvurup anılarını yazmalarını istediğimde, annem de o sandıktaki eski Türkçe belgeleri, çevirmeye başladı. Onları o zaman okuyabildim. Biz bu kitabı hazırladığımız vakit, annem babamın Ayşe Sıtkı adında bir hanıma yazdığı mektupları da çevirmişti. Onları da yayınladık. Basıldıktan sonra, babamın Yüksek Öğretmen Okulu’ndan arkadaşı, Pertev Boratav beni aradı ve “Ayşe Hanım’a sordunuz mu?” dedi. Ben de “Ben nerede olduğunu bilmiyorum ki” dedim. “Ama alınmış” dedi. Anneme sordum o da bilmiyormuş, hatta en son Ankara’da görmüş, “Sabahattin, sana da mektuplar yazdı. O mektuplar nerede?” diye sormuş, o da “Kayboldu” demiş. Sonra Ayşe Hanım o mektupları yayınladı. “İki Gözüm Ayşe” adıyla. Babamın ona yazdığı mektuplar, benim için çok önemli mektuplardı çünkü o mektuplarla, ben doğmadan önceki Sabahattin Ali’yi tanıdım. O mektuplar hapishaneden yazıldığı için çok iç döken, içinde ne var ne yoksa anlattığı mektuplardı… İçinde sizin olmadığınız mektuplar…Evet ama o mektuplarda babamın kendisi, içi var; her şeyiyle. Ben babamın hikâyesini mektuplardan öğrendim, doğrusunu isterseniz. Ayvalık’a nasıl gidilmiş, bunu bana kimse doğru düzgün anlatmadı. Ama o mektuplardan birinden öğrendim. Büyük babam öldüğü vakit amcam 17 yaşında ve gemilerde çalışmaya başlıyor. Neden gemilerde çalışmak zorunda kalmış, neden annesiyle gitmemiş, mektuplardan öğrendim; annesi küçük kızını almış ve sen başının çaresine bak demiş. Zor günlermiş onlar; ot yok ocak yok. Sonra bir de baktım, Portakal hikâyesi aslında amcamın hikâyesi. Bu bağlantıları kuruyorsun… Bu belgelerin yayınlanması edebiyat araştırmacıları için de çok önemli; çünkü hikâyeler ile Sabahattin Ali’nin hayatındaki yaşananın bir araya getirilmesi ilginç olur.'DEVLETİN SUÇLARI UNUTULMAZ' Sabahattin Ali’nin son yıllarda yazdığı mektuplarda, insan ilişkileriyle ilgili çekinik olduğu, dedikodudan uzak durmak istediğini, dost-düşman gibi ifadeler kullandığını görüyoruz. Siz bu havayı evde hissediyor muydunuz? Babamın en son yıllarının, hayatının son iki senesinin çok buhranlı geçtiğini hissetmemem mümkün değil. Çocuk da olsan, ne olduğunu bilmiyorsunuz ama hissediyorsunuz. Babamın ölümünden sonra kim yakın davrandı, kim o kadar yakın davranmadı biliyorsun. Babamın ‘dosta, düşmana’ dediği; babamın yaptıklarını eleştiren, başına gelen için “zaten başına gelecekti” diyenler… Babam öldükten sonra yakın dostlarımız çok ilgili davrandılar. Beni hayal kırıklığına uğratan dostumuz olmadı.2010’da Sabahattin Ali’nin üzerindeki eşyanın haczedilmesi gündeme gelmişti. Bir gelişme var mı?Yok; çünkü ben nereye başvuracağımı bile bilmiyorum. Önergelerin hepsi AKP oylarıyla reddedildi. Artık Lahey’e mi, nereye giderim bilemiyorum. (Gülüyor) Başlangıçta Toplumsal Bellek Platformu olarak umutluyduk. Meclis’te AKP milletvekilleriyle de Meclis Başkanı’yla da yaptığımız görüşme çok olumlu olmasına rağmen önergelerin hepsine ret oyu verilmesi moralleri bozuyor. Umudunuz kalmıyor. Ama şunu da söyleyeyim, devletin işlediği suçlar unutulmaz. Halledilene kadar, unutulmaz. Ben ölür giderim benden sonra başka biri peşine düşer. Bir gün açığa çıkar.'BİR ÖZRÜ ÇOK GÖRDÜLER'Ahmet Taner Kışlalı’nın öldürülmesinin ardından Can Dündar “1900'lerin aydınlatılmamış cinayetleri, 2000'lerin karanlığını hazırlıyor ve her şey sil baştan başlıyor” diye yazmıştı… Siz nasıl değerlendiriyorsunuz bu karanlığı?Gabriel Marquez’in kitabı ‘Yüzyıllık Yalnızlık’ gibi, zannediyorum bizim ülkenin üzerinde yüzyılık bir karanlık, bir lanet var. Bu karanlık ve lanet üzerimizden kalkmadıkça, şahıs olarak da toplum olarak da mutlu olamayacağız; bu karanlık bizi frenliyor. Bu kadar lanet, bu kadar günah, bu kadar kan, bu kadar ortaya çıkarılmamış cinayet… 2. Dünya Harbi oldu ve dünyanın bugüne kadar görmediği bir vahşet yaşandı ve ardından birileri çıkıp ‘Bu günahın müsebbibi biziz’ dediler. Özür dilediler. Bir özür dilemeyi bile esirgiyorlar bizden. Bu lanet üzerimizde büyük bir ağırlık, yük. Hiç alakası olamayan insanlara da yüklenmiş bir yük bu…İlk kez ‘neden’ diye sorduğunuz zamanı hatırlıyor musunuz?Ben hâlâ neden diyorum… Hâlâ neden diyorum… “Şu dünyada iki gerçek var; biri doğum, biri ölüm” demiş Mozart. Ortası da hikâye… Rüya mı, halüsinasyon mu; bilmeden yaşıyoruz. Yakınınız öldüğü vakit, hangi dinden ise duası okunuyor, defnediliyor. Siz de mezarlığa gidiyorsunuz üzülüyorsunuz, yasınızı tutuyorsunuz. Sizi teselli ediyorlar, mevlidi okunuyor. Doğdu, yaşadı, çok iyi insandı, çok severdik sözlerini duyuyorsunuz. Benim için bu yok ki… Onlarca binlerce, yüzbinlerce çocuk için belki… Kabul edemezsin… Anlatamıyorum bunu kimseye. Habire düşünüyorum: ‘Nerede acaba?’ Böyle bir merakı olamaz mı insanın? Zor kızım, zor…'MÜZİK ÖĞRENCİLERİ KAYGILI'“Şu anda profesyonel müzik eğitimi alan gençlerin gelecek kaygıları var… Kültür Bakanlığı’nın üzerinde çalıştığını öğrendiğimiz fakat hâlâ detaylarını tam olarak bilmediğimiz bir çeşit özelleştirme kanunu, özellikle müzik eğitimi alan gençlerin ümitlerini kırıyor. Çoğu yurt dışına gitmeye çalışıyor, çok yazık. Dünyanın her yerinde devletin ya da yerel yönetimlerin desteğiyle ayakta durur orkestra, opera veya bale. Özel opera diye bir şey yok.”Ömür Şahin / Birgün
Sarkisyan Türkiye - Ermenistan Arasındaki Protokolleri Geri Çekti
Ermenistan Cumhurbaşkanı Serj Sarkisyan, ülkesinin Türkiye ile 2009 yılında imzaladığı normalleşme öngören protokolleri meclisten geri çekti.Ermenistan Meclis Başkanı Galust Sahakyan'a protokolleri geri çektiği konusunda bir mektup yazan Sarkisyan, 'Protokollerin onaylanması sürecinde ilişkilerde kapsamlı bir normalleşmeye hazırdık. Ama bu onların hatası. Çünkü bizim saklayacak bir şeyimiz yok. Uluslararası toplumun gözünde de Avrupa'nın kapalı duran son sınırının açılmamasında kimin suçlu olduğu aşikâr' ifadelerini kullandı.Protokollerin imzalanmasının ardından geçen altı yıllık sürede, Ermenistan'ın uygulamada hep tutarlı bir pozisyonda kaldığını savunana Ermenistan lideri, 'Türk yetkililerde siyasi irade eksikliği olduğunu kabul etmek zorundayız. Buna paralel olarak Ermenistan Soykırımı'nın 100. yılında, inkar politikaları ve tarihin uyarlanması yeni bir boyut kazandı' yorumunu yaptı.Sınırların açılması öngörülüyorduErmenistan 23 Nisan 2010'da protokolleri dondurma kararı almıştı. 10 Ekim 2009'da imzalanan protokollerde Türkiye ile Ermenistan arasındaki sınırların uluslararası hukuka göre tanınması ve ortak sınırın açılması, karşılıklı diplomatik temsilciliklerin kurulması amaçlanıyordu.İsviçre’nin arabuluculuğunda 2007'de başlatılan süreç, 10 Ekim 2009'da “Diplomatik İlişkilerin Tesisi Protokolü” ile “İkili İlişkilerin Geliştirilmesi Protokolü”nün imzalanmasıyla yeni bir aşamaya girmişti.İkili ilişkilerin normalleştirilmesi için çerçeve sunan bu protokoller, iki ülkede de onaylanmaları için ilgili mercilere iletilmişti. Bu çerçevede, Türkiye, protokolleri TBMM’ye göndermişti. Ermenistan hükümeti de ilgili mevzuat uyarınca protokolleri önce anayasaya uygunluğunun denetimi için Anayasa Mahkemesi’ne iletmiş, protokoller daha sonra onaylanmaları için Ulusal Meclis’e sunulmuştu. Cumhurbaşkanı Sarkisyan, 22 Nisan 2010 tarihinde yaptığı açıklamada, protokollerin onay sürecinin dondurulduğunu açıklamıştı.'Ermenistan ve Türkiye Arasındaki İlişkilerin Geliştirilmesi Protokolü'nde, iki ülke arasında 'ortak sınırların açılması', 'iki ülkenin dışişleri bakanları başkanlığında, hükümetler arası komisyon ve alt komisyonlarının çalışma kurallarını hazırlamak üzere bir çalışma grubunun oluşturulması', 'hükümetler arası komisyon ve alt komisyonlarının çalışma kurallarının bakanlar düzeyinde onaylanması' ve 'hükümetler arası komisyonun ilk toplantılarının düzenlenmesi' kararlaştırılmıştı.Kaynak: Armenia News ve Anadolu Ajansı
Nazlıaka'dan Erdoğan'a 'Dans' Cevabı
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın isim vermeden Özgecan'ı anmak için 'dans etmekle' eleştirdiği CHP Ankara Milletvekili Aylin Nazlıaka, 'O dans Özgecan için değildi' yanıtını verdi.Nazlıaka, Hürriyet'e yaptığı açıklamada,'1 4 Şubat Cumartesi günü etkinlik Özgecan için düzenlenmiş değildi; orada dans edilmesinin nedeni Özgecan’a ilişkin bir anma değildi. Orada her yıl olduğu gibi bir etkinlik düzenlendi. Dünyada ve Türkiye’de her gün bir kadın katliamı olduğu için de 14 Şubat sembolik anlamıyla da evrensel bir gün olarak seçilmiştir. Ama dansa odaklanmak bu konuyu çarpıtmak, tartışmayı özünde uzaklaştırmak için seçilen yoldur. Ama bu oyun tutmaz' dedi.'UNUTURSAK KALBİMİZ KURUSUN...'Nazlıaka'nın açıklaması şöyle;'Recep Tayyip Erdoğan söylemleriyle bu ülkede kadına yönelik şiddetin artmasının en önemli nedenlerinden biridir. Kullandığı şiddet dili, toplumda etkisini de gösteriyor elbette. Her acıda toplumu ayrıştırıyor. Her acıdan bir siyasi rant elde etmeye çalışıyor. Bir kadın cinayeti sonrasında bile bir başka kadına saldırarak siyaset yapıyor. Bu bile tek başına Erdoğan’ın kadına bakış açısını göstermektedir. Kadın-erkek eşitliğine inanmıyorum diyerek 12 yılda kadına yönelik şiddetin yüzde 1400 artmasının sorumlusudur kendisi.Tabii bir de cehalet söz konusu.'One billion rising' etkinliği, her yıl dünyanın her yerinde 14 Şubatta kadınların; kadına ve kız çocuklarına yönelik şiddete, tecavüzlere, enseste, sünnete ve seks köleliğine dikkat çekmek için gerçekleştirdikleri bir isyandır. Bu isyanı görmezden gelenler elbette mevzunun dans kısmına takılacaklardır. Çünkü kötü niyetliler… Çünkü asıl dertleri kadınların maruz kaldıkları şiddet değil. Onların tek derdi var; kendi iktidarlarını kadın cinayetleri üzerinden yükseltmek. Kadınlar umurlarında bile değil.Tayyip Erdoğan ve AKP’liler her zamanki gibi acılardan siyasal fayda elde etmeye çalışmaktadırlar. 14 Şubat Cumartesi günü etkinlik Özgecan için düzenlenmiş değildi; orada dans edilmesinin nedeni Özgecan’a ilişkin bir anma değildi. Orada her yıl olduğu gibi bir etkinlik düzenlendi. Dünyada ve Türkiye’de her gün bir kadın katliamı olduğu için de 14 Şubat sembolik anlamıyla da evrensel bir gün olarak seçilmiştir. Ama dansa odaklanmak bu konuyu çarpıtmak, tartışmayı özünde uzaklaştırmak için seçilen yoldur. Ama bu oyun tutmaz…Dün Özgecan’ın ailesinin yanındaydım. Ben Özgecan’ın da her gün bir cinayete kurban giden kadınları da unutturmayacağım. Mücadelem bunun içindir. Unutursak kalbimiz kurusun! '
Reklam