onedio
Bilim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Tevfik Özlü'den Kovid-19 Uyarısı:
İSTANBUL (AA) - HATİCE ŞENSES - Sağlık Bakanlığı Koronavirüs Bilim Kurulu Üyesi ve Karadeniz Teknik Üniversitesi (KTÜ) Farabi Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Tevfik Özlü, 'Kötüyü geride bırakmış değiliz, daha kötü günlere gidebiliriz. Salgının seyrine bakılırsa hiçbir duraklama yok, yani baştan beri giderek artıyor. Dolayısıyla yani henüz daha salgını durdurmuş, yavaşlatmış değiliz. Salgın devam ediyor, hem bulaşıyor hem hastalandırıyor hem öldürüyor.' dedi. Son dönemde yeni tip koronavirüs (Kovid-19) vakalarında yaşanan artışın nedenlerine ilişkin AA muhabirinin sorularını yanıtlayan Prof. Dr. Özlü, vakaların sadece İstanbul'da artmadığını, genel olarak bakıldığında Türkiye'nin her yerinde bir artışın görüldüğünü aktardı. Prof. Dr. Özlü, ancak bunun Türkiye ile de sınırlı olmadığını, dünya genelinde de bir artışın söz konusu olduğuna işaret ederek, 'Dünyada son zamanlarda, salgının başladığından bu yana en büyük vaka sayıları yeni görülmeye başlandı.' diye konuştu. Amerika'da, Güney Amerika'da, Afrika'da, Avrupa'da vaka sayılarının arttığını dile getiren Özlü, günlük vaka sayılarını 200-300'e düşüren Avrupa ülkelerinde bile 25-30 bin vaka bulunduğunu söyledi. Özlü, 'Bu artış sadece İstanbul'a mahsus değil. Onu söyleyeyim. Peki neden artıyor? Çünkü yaz bitti, insanlar yazın açık havada, tatilde, yazlıkta, deniz kenarında, daha doğada, daha izole vakit geçiriyorlardı. Bu virüs açık havada daha az bulaşıyor. Şimdi tekrar döndüler ve kapalı yerlerde vakit geçirmeye başladılar. İnsanlar ofislerde, iş yerlerinde, fabrikalarda, kapalı mekanlarda, toplu taşımada bir araya geliyorlar, bir kalabalıklaşma var. Virüs kapalı ortamlarda, iyi havalandırılmayan ortamlarda ve kalabalıklarda daha çok bulaşıyor. Birinci etken asıl bence bu.' şeklinde konuştu. Toplu, kapalı bulunulan alanda havalar soğudu için pencerelerin daha az açıldığını, içerinin havasının daha da kirlendiğini ve virüs yükünün arttığını vurgulayan Özlü, şunları kaydetti:'Havalar soğudukça bulaşma riski artacak muhtemelen öyle gözüküyor ama bir de tabii şöyle değerlendirmek lazım, insanların dikkatli olması, tedbirli olması bunu önleyecektir. İnsanlar tedbir almadığı için de vakalar artıyor. Bu konuda maalesef istediğimiz kadar herkes duyarlı olmadı. Bunun da etkisi var. Özellikle yeme-içme alanlarında, restoran ve kafelerde insanlar maskelerini de çıkardıkları için oralarda mesafeye de dikkat edilmiyor ve kalabalıklaşma oluyor ve bulaşma çok kolay oluyor. Bütün Avrupa'da da restoran ve kafelerle ilgili riskin çok yüksek olduğu ortaya çıktı. Genel olarak bence olay buna bağlı.' Herkes risk altında Prof. Dr. Tevfik Özlü, 'Virüsün erken teşhis edilmesi ve erken tedaviye başlanması ölüm oranlarını azalttı dünyada ama hala çok sayıda insan ölüyor.' diyerek, konuşmasını şöyle sürdürdü:'Bakın Türkiye'de günde 70'in üzerinde insan ölüyor. Bu virüs hala öldürüyor. Yani her gün 70 eve ateş düşüyor. En sevdiğimiz insanları kaybediyoruz. Bu ölümler başkası için diye düşünmeyelim, bunlar bizim çevremizde, bildiğimiz, tanıdığımız insanlar. Artık tehdit yakından geliyor. Herkes bence risk altında. Elbette çoğu zaman tedaviyle iyi sonuçlar alıyoruz ama bazen de olmayabiliyor. Genç de olsa ağrı seyredebiliyor, ölümle sonuçlanabiliyor. Hepimizin çok daha fazla dikkatli ve tedbirli olmamız lazım. Çok basit yani herkesin yapabileceği kadar basit. Bu dönemde olabildiğince kalabalıklara girmeyelim. Kapalı alanlarda çok vakit geçirmeyelim, maskemizi usulüne uygun takalım. Bir de insanlarla mesafemizi koruyalım. Bunlara dikkat edersek yüzde 100'e yakın korunuyoruz. Yani önlemler başarılı, işe yarıyor. Bunlar çok güçlü, etkili tedbirler. Şu anda en güçlü tedbirler bunlar. Maskeni tak, mesafeni koru, bir de kalabalıklara girme, yüzde 100'e yakın korunursunuz.' Bazen kırılma noktalarının bulunduğunu, bu noktada aile içi temasların çok önemli olduğunu dile getiren Özlü, 'Eş, dost, hısım, akraba, komşular bir araya geliyor. İnsanlar, eskisi gibi ev oturmaları, davetler, birlikte yeme, içmeler, sohbetler oluyor. Bunlar şu anda tehlikeli. Çünkü o karşısındaki birlikte oturup yemek yediğiniz, sohbet ettiğiniz dostlarınızın, akrabalarınızın içinden birinin kovid pozitif olmadığını bilemezsiniz. Sizin de kovid pozitif olup, olmadığınızı bilemezsiniz. Dolayısıyla aile içi bulaşmalar da çok yüksek. Onun için bu dönemde ev içi toplanmalar, mevlit, nişan, söz, sünnet, günler, pasta kesmeler çok mahsurlu. Zorunlu görüşmeler ise kısa, maskeli ve mesafeyi koruyarak yapılmalı.' şeklinde konuştu. Toplu taşıma kullanan herkesin uyması gereken kural: maske Prof. Dr. Özlü, toplu taşımaların en önemli kırılma noktalarından biri olduğuna dikkati çekerek, 'Toplu taşımada mesafeyi korumak mümkün değil, çünkü en büyük korucu unsur mesafedir. Mesafe gidiyor. Sadece maske kalıyor. Toplu taşımada aracın içerisinde bir kişi maskesizse o tehdittir. Yani buna asla müsamaha edilmemeli. Toplu taşımada herkes maskesini takacak, bunun kaçarı yok. Toplu taşımaya binen herkesin maskesini usulüne uygun, yani burnunu ve ağzını kapatacak şekilde kapatması lazım. Maske tüm seyahat boyunca açılmamalı, bir şey yiyip, içilmemeli.' ifadelerini kullandı. Toplu taşımalarda havalandırmanın da çok önemli olduğunu, mutlaka dış atmosfer havasıyla iç ortam havasının değişiminin sağlanması gerektiğini vurgulayan Özlü, eğer kapı, pencere açılabiliyorsa kapı pencere, havalandırma sistemi varsa da iç havayı dış havayla değiştirecek şekilde klima çalıştırılması gerektiğini aktardı. Özlü, ayrıca toplu taşımada el hijyeninin de önem kazandığını belirterek, konuşmasını şöyle sürdürdü:'Kötüyü geride bırakmış değiliz, daha kötü günlere gidebiliriz. Salgının seyrine bakılırsa hiçbir duraklama yok, yani baştan beri giderek artıyor. Dolayısıyla yani henüz daha salgını durdurmuş, yavaşlatmış değiliz. Salgın devam ediyor, hem bulaşıyor hem hastalandırıyor hem öldürüyor. 'Kötüyü geride bıraktık, biz bunu atlattık' zannetmeyelim. Önümüzde daha ne olduğu belli değil. Mutlaka ve mutlaka kış ve güz döneminde kapalı ortamlarda kalabalıklaşma nedeniyle bulaşma riski daha yüksek. Tedbirlere daha çok uymamız lazım.' İş yerlerinde de çay, kahve servisi, malzeme servisi yapanlarla, ürünü getirip, götüren personelin yayma açısından olasılığı yüksek grupta yer aldığını ifade eden Özlü, bu kişilerin maske kullanmasının, olabildiğince servis sırasında mesafeyi korumasının da çok önemli olduğunu vurguladı.
"Turizmin Başkenti"Ndeki Sertifikalı Oteller "Güven" Verdi
ANTALYA (AA) - HATİCE ÖZDEMİR TOSUN - Yaklaşık 3 ayda 3 milyondan fazla yabancı turisti ağırlayan Antalya, yeni tip koronavirüs (Kovid-19) sürecinde misafirlerine güvenli ve sağlıklı hizmet sundu. Denizi, güneşi, sahilleri, tarihi ve doğasıyla yerli ve yabancı turistlerin adresi olan Antalya, bu yıl Kovid-19 nedeniyle turizm sezonuna geç başladı. Ağustosta uçak seferlerinin başlamasıyla Rusya, Ukrayna, Almanya, İngiltere başta olmak üzere yaklaşık 160 ülkeden turist çeken kent, 'Güvenli Turizm Sertifikası' alan otellerle turizme hizmet verdi. Antalya Valisi Ersin Yazıcı, AA muhabirine, otellerde belirlenen kriterler doğrultusunda güvenli hizmet verildiğini söyledi. Salgın sürecinde kente gelen turist sayısının 3 milyonu geçtiğini, bunun da önemli bir rakam olduğunu belirten Yazıcı, 'İnsanlara güven veriyoruz ki gelmeye devam ediyorlar. Turizmcilerle yaptığımız görüşmede ekim sonuna kadar dolu gözüküyoruz, rezervasyonlar tamam.' dedi. Kasım rezervasyonlarına ilişkin ise net bilginin olmadığına değinen Yazıcı, salgın sürecinde insanların uzun süreli değil, birkaç haftalık tatil kararı alabildiklerini dile getirdi. Antalya'nın sağlıklı tatil konusunda güven verdiğini anlatan Yazıcı, 'Ekimi iyi kapatacağız. Eylül ve ekim kadar yoğun olmamakla birlikte kasımda da hareketliliğin devam edeceği ümidini taşıyoruz. Şu ana kadar 3 milyondan fazla misafiri ağırladık. İşimizi iyi yaptığımızı değerlendiriyorum, bu açıdan otelcilerimizi, sektördeki tüm çalışanlarımızı kutluyorum.' diye konuştu. 'Süreci iyi yönettiğimizi değerlendiriyorum'Kültür ve Turizm Bakanlığının öncülüğünde başlatılan Güvenli Turizm Sertifika Programı'nın da turizme önemli katkı sağladığına dikkati çeken Yazıcı, sertifika almayan otelin açılmadığını hatırlattı. Dünyada tanınan bir kent olan Antalya'daki çoğu otelin sertifikayla hizmet verdiğini dile getiren Yazıcı, 'Güvenli Turizm Sertifikası'na sahip birçok otelimizde bugüne kadar şükürler olsun ki hiçbir olumsuzluğa rastlanmadı. Birçok otelde denetim yaptık. Hem çalışanlar olarak hem misafirlerimiz olarak süreci iyi yönettiğimizi değerlendiriyorum.' ifadelerini kullandı. Yazıcı, şehrin ve diğer sektörlerdeki esnafın da turizm konusunda salgına karşı tedbirlere uygun hareket ettiklerini belirtti. Ruslar ilk gelmeye başladığında zaman zaman salgına ilişkin çeşitli eleştirilerin ortaya atıldığını anımsatan Yazıcı, 'Rus misafirlerimizin sayısı 1 milyon 700 bini buldu. Bunlarla ilgili de korkulacak hiçbir şey olmadı.' dedi. Kentte sezonun uzadığına değinen Yazıcı, geçen yıl kadar olmasa da kasımda da turist ağırlamaya devam edeceklerini dile getirdi. Turizm gelirinin üçte biri Antalya'danAntalya'nın Türk turizmine ve ekonomisine büyük katkı sağladığına işaret eden Yazıcı, 'Türkiye'nin turizm gelirlerinin yaklaşık üçte biri bu şehirden sağlanıyor.' şeklinde konuştu. Kovid-19 nedeniyle dünya genelinde rakamlarda düşüş olduğuna dikkati çeken Yazıcı, bu durumdan Antalya'nın da etkilendiğini kaydetti. Kentin kış aylarında da turizme hizmete devam edeceğini anlatan Yazıcı, kongre turizmiyle ilgili beklemede olduklarını söyledi.Kongre turizminin özellikle ocak, şubat, martta yoğun şekilde yapıldığını belirten Yazıcı, salgın süreci nedeniyle kongrelerin önceden planlamasının yapılamadığını, bu nedenle birçok organizasyonun gerçekleştirilemeyeceğini sözlerine ekledi.
"Örümcek Ormanları" Güz Renkleriyle Büyülüyor
GÜMÜŞHANE (AA) - VEYSEL KARA - Gümüşhane'de yüksek köknarlar, uzun ladin ağaçları ve sık bitki örtüsüyle öne çıkan ve kesin korunacak hassas alan ilan edilen 'Örümcek Ormanları'nda sonbahar, adeta görsel şölen sunuyor.Kürtün ilçesinin Yeşilköy sınırlarında bulunan ve 1998 yılında 'Örümcek Ormanı Tabiatı Koruma Alanı' ilan edilen 2 bin 630 dekarlık alanda, tabiat anıtı olarak tescillenmiş 400'lü yaşlarda olduğu belirlenen 70 metre yüksekliğinde 4'er adet ladin ve köknar ağacı bulunuyor.Güvende ve Kazıkbeli, Çıkrıkdüzü gibi birçok meşhur yaylanın da yol güzergahında bulunan orman, ekim ve kasım aylarında sarı, kırmızı ve kızıl renklere bürünüyor.Güz renklerinin hakim olduğu orman, Gümüşhane merkeze 60, Kürtün ilçe merkezine ise 11 kilometre uzaklıkta bulunuyor.Sık bitki örtüsü dolayısıyla 'Örümcek Ormanları' ismi verilen orman, aynı zamanda şelaleleri ve eşsiz ihtişamıyla fotoğraf ve bakir coğrafyaları keşfetmek isteyen doğa tutkunlarına farklı deneyimler sunuyor.'Doğaseverleri buraya özellikle sonbaharda davet ediyoruz'Renk cümbüşüne dönüşen ormanda gezintiye çıkan Kürtün Kaymakamı Mustafa Ayvat, AA muhabirine, Örümcek Ormanları'nın eşsiz güzelliğiyle dikkat çektiğini söyledi.Ormanların konumu itibariyle Giresun, Trabzon ve Gümüşhane üçgeninin orta noktasında yer aldığını belirten Ayvat, alanın 5 Ekim 2020 tarihinde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın imzası ile yayımlanan kararname doğrultusunda, 'kesin korunacak hassas alan' ilan edildiği bilgisini paylaştı.Ayvat, alanın kesin korunacak hassas alan ilan edilmesinde flora ve fauna açısından zenginliğinin yanı sıra yapısal özelliklerinin de etkili olduğunu vurgulayarak, 'Burası Avrupa'nın ve Kafkasların en uzun ve en geniş çapa sahip köknar ve ladin ağaçlarının bulunduğu bir orman ve bu anlamda ülkemizde tek. Diğer taraftan flora ve fauna ağıyla oldukça zengin bir kaynağa sahip.' dedi.Alanın, endemik türler açısından da çok zengin olduğuna işaret eden Ayvat, 'Alan, Çağlayandibi Şelalesi ile başlayıp orta kısımda Örümcek Ormanları ve en tepede ise Karadeniz'in eşsiz güzelliklerini yansıtan Çıkrıkdüzü ve Kazıkbeli gibi yaylaları barındırıyor.' diye konuştu.Örümcek Ormanları'nda özellikle sonbaharda renk cümbüşü yaşandığına dikkati çeken Ayvat, alanın tüm renklerle birlikte adeta kartpostalı andırdığını dile getirdi.Ayvat, alanın ciddi manada tanıtıma ihtiyacı olduğunun altını çizerek, şu değerlendirmede bulundu:'Örümcek Ormanları, sonbahar ile birlikte renk cümbüşünün yaşandığı ladin ve göknar ağaçlarıyla göğe kadar uzanan, kartpostalı andıran bir yer. Doğaseverleri buraya özellikle sonbaharda davet ediyoruz. Akademisyenlerimize ve ziyaretçilerimize yöremizi ve güzelliklerimizi tanıtmak istiyoruz. An itibarıyla en güzel görüntülerin, kartpostallık fotoğrafların çekilebileceği bir zaman dilimindeyiz. Bütün vatandaşlarımızı burayı görmeye, yürüyüş yaparak doğal güzelliklerimizi keşfetmeye davet ediyoruz.'
Saray Kumaşı "Kutnu" El Tezgahlarında Geleceğe Taşınıyor
GAZİANTEP (AA) - FIRAT ÖZDEMİR - Geçmişte birçok medeniyet ve kültüre ev sahipliği yapan Gaziantep'te, yörenin coğrafi işaretli ürünü olan 'kutnu' kumaşının geleceğe taşınması amacıyla yüzyıllar öncesindeki gibi el tezgahlarında üretim yapılıyor.Görkemin, zarafetin ve estetiğin simgesi olarak görülen ve padişah kaftanlarında kullanıldığı için 'saray kumaşı' şeklinde adlandırılan kutnu kumaşının kentte yaşatılması için çalışmalar yürütülüyor.'Anadolu mirası' kuntu dokumacılığının sürdürülebilmesi hedefiyle girişimlerde bulunan Nurel Enver Taner Olgunlaşma Enstitüsü, kumaşın ilk üretildiği dönemin tezgahlarını aslına uygun şekilde üreterek usta öğreticilerle üretime başladı.Enstitüde dokunan kutnu, ev tekstilinden takıya, ayakkabıdan bijuteriye kadar yaşamın her alanında kullanılarak müşterilerin beğenisine sunuluyor.Nurel Enver Taner Olgunlaşma Enstitüsü Müdürü Hatice Kutsal, AA muhabirine, kutnu kumaşı dokumacılığının enstitünün olmazsa olmazlarından olduğunu söyledi.Enstitünün geçmişi bugüne taşımak gibi bir misyonu bulunduğuna dikkati çeken Kutsal, 'Türkiye'de ve kentte kutnuyu sadece el dokuması yapan tek kurumuz çünkü bizim amacımız motorlu tezgahla seri üretim yapıp pazara sunmak değil. Biz kutnunun çıkışından bu yana var olan bir tezgah çalışması yapıyoruz.' dedi.'Ustalarımızın zanaatını bugüne taşıma hevesindeyiz'Kutsal, kutnu kumaşını özel siparişlerle müşterilerin beğenisine sunduklarını, bu kumaşı gençlerin üzerinde görmek istediklerini dile getirdi.Kutnu için çalışmalar yaptıklarına işaret eden Kutsal, şunları kaydetti:'Kutnu dokumanın modül çalışmasını enstitümüz yapmıştır ve Bakanlığımızca yayınlanmıştır. Türkiye'nin her yerinde insanlar artık o modülü indirerek bu dokuma tezgahımızın aynısını yapıp dokuma işlemini bilen birisiyle atölye kurup dokuma yapabilecek. Her şeyin makineleştiği ve teknolojinin ilerlediği bu süreçte, biz geçmişteki büyüklerimizin, ustalarımızın zanaatını bugüne taşıma hevesindeyiz. Gaziantep kutnusunun aslını bozmadan, özüne bağlı kalarak, modada ev tekstilinde takılarda kullanmaya devam edeceğiz.'Günde 3-4 metre dokunuyorEnstitünün tekstil teknolojisi öğretmeni Mahmut Can Memiş ise atölyede el emeği ve göz nuruyla üretimin yapıldığını ifade etti.Memiş, 4 usta öğreticiyle çalıştıklarını ifade ederek şöyle konuştu:'Bizim kutnu konusunda teknolojiyle üreten atölyelerle bir yarışımız veya kıyaslamamız mümkün değil. Motorlu tezgahlarda günde 40 metre civarında kumaş yapılıyorken, biz burada alın teriyle 3-4 metre dokuyoruz. Böyle yaparak bu işin geçmişini yaşatıyoruz. Eskiden ustalar bu işi nasıl yapıyorsa biz de o şekilde yapıyoruz, aslına uygun şekilde üretiyoruz.' Usta öğretici Feray Terlemez de kutnuyu modernize ederek günümüzde kullanılacak şekle uyarladıklarına değinerek, 'Kutnuyu her alanda kullanacak hale getiriyoruz. Modern renklerle gelenekseli unutmadan ama günümüzde de kullanabileceğimiz desenlerle tasarlayıp dokuyoruz.' diye konuştu.
Akvaryum Dalgıçları Ekmek Parasını Köpek Balıklarını Besleyerek Kazanıyor
ANTALYA (AA) - BEKİR BEKTAŞ - Antalya Akvaryum'da dalgıç olarak çalışan Mert Peker ve Ramazan Tufan, düzenli aralıklarla dalış yaptıkları 5 milyon litre su kapasiteli akvaryumda köpek balıklarını besliyor.Antalya'nın Konyaaltı ilçesinde onlarca türden deniz canlısını barındıran Antalya Akvaryum, su altı yaşamının tehlikeli gibi görünen türlerine de ev sahipliği yapıyor. Aralarında sand tiger cinsi köpek balıklarının da yer aldığı akvaryumdaki canlıların önemli bir bölümü dalgıçlar tarafından besleniyor.Antalya Akvaryum dalgıçları Mert Peker ve Ramazan Tufan, her gün dalış yaptıkları akvaryumda kimi zaman besleme, kimi zaman bakım ve denetim çalışması gerçekleştiriyor.Ziyaretçilerin korku dolu bakışları arasında akvaryumda yüzen, bazen etrafları köpek balıklarınca çevrilen dalgıçlar, işleri sırasında gerekli güvenlik önlemlerini almayı da ihmal etmiyor. 'Suya her gün aynı heyecanı taşıyarak giriyorum'Dalgıçlardan Mert Peker, su ürünleri mühendisi olduğunu, üniversite döneminde dalgıçlık eğitimi alarak mesleğe başladığını söyledi. Bir süre balık çiftliklerinde ve dalış okullarında çalıştığını belirten Peker, akvaryumda çalışmaya başlayana kadar su altında köpek balıklarıyla bu kadar yakın bir temasının olmadığını dile getirdi. Peker, Antalya Akvaryum'da 2013'te çalışmaya başladığını ifade ederek, şöyle konuştu:'Bana köpek balıklarının bulunduğu havuza dalacağım söylendiğinde 'Ciddi misiniz?' dedim. Çok heyecanlanmıştım. Nasıl besleneceklerine, nasıl bir yol izleneceğine dair ilk denemeleri biz yaptık. Bu süreçte heyecanlı ve biraz da korku dolu bir dönem geçirdim. Başlangıçta çevremdekiler ve ailem de endişe etti ancak zamanla benim gibi onlar da alıştı. Dalış kurallarına uyuyoruz. Akvaryuma her gün ayrı bir heyecanla geliyorum. Suya her gün aynı heyecanı taşıyarak giriyorum. Köpek balıkları filmlerde seyredildiği gibi algılanıyor ancak öyle bir durum yok. Köpek balıklarıyla yüzülebiliyor, yem de verilebiliyor. Köpek balıklarının kötü bir şöhretleri var ama bunu hak etmiyorlar.''Tutku ve sevgi gerektiren bir iş'Ramazan Tufan da çocukluktan gelen deniz tutkusundan dolayı 16 yıldır dalgıçlık yaptığını söyledi.Antalya Akvaryum'da 6 yıldır görev yaptığını belirten Tufan, şunları kaydetti:'Sabahları erken saatlerde hem akvaryumun hem de canlıların genel kontrolleriyle güne başlıyoruz. Gerektikçe de dalış yapıyoruz. İnsanlar bize 'Kafesle mi dalıyorsunuz?', 'Köpek balıklarının dişlerini mi söktünüz?' gibi sorular yöneltiyor. Akvaryumda köpek balığı gibi insanlarca tehlikeli görülen canlıların bulunması heyecan verici. Bizim için bu iş rutin hale geldi. Yaptığımız iş, tutku ve sevgi gerektiren bir iş. Dışarıdan bakıldığında işimiz macera gibi görünüyor ama herkesin yapamayacağını düşünüyorum.'Akvaryumda beslenme sırasında ziyaretçilerle de kimi zaman iletişim kurduklarını anlatan Tufan, bazı ziyaretçilerin işaretlerle 'Arkandan geliyor' diyerek kendilerine şaka yaptıklarını söyledi.Antalya Akvaryum Genel Müdürü İsmail Arık da işletmeleri bünyesinde 26 kişilik yaşam destek ekibinin yer aldığını, dalgıçların da bu ekip bünyesinde görevli olduğunu belirtti.Dalgıçların temizlik, balık beslenmesi gibi hayati öneme sahip görevlerinin olduğunu dile getiren Arık, 'Yaptıkları iş hayati olduğu kadar tehlikeli de bir iş ancak ekibimiz profesyonel bir yaklaşımla üstesinden geliyor. Her türlü önlemi alarak çok iyi bir iş ortaya çıkarıyorlar.' dedi.
Narkotiğin Hassas Burnu "Çayra" Emekli Oldu
AYDIN (AA) - FERDİ UZUN - Aydın'da 12 yıldır polis ekipleriyle uyuşturucu operasyonlarına katılan 14 yaşındaki narkotik köpeği 'Çayra', görevini genç köpek Tina'ya devretti. Yaşıtları 10 yaşına geldiğinde emekli olmasına rağmen 14 yaşına kadar İl Emniyet Müdürlüğü bünyesinde hizmet veren Çayra, vücut fonksiyonlarının zayıflaması üzerine emekliye ayrıldı.Belçika Malinois cinsi köpeğin emekliye ayrılmasından dolayı Narkotik Suçlarla Şube Müdürlüğü, Çayra'yı deniz kenarına götürdü.Dilek Yarımadası Büyük Menderes Deltası Milli Parkı'ndaki koyda denize giren Çayra, kendisi için hazırlanan şemsiyenin altında şezlonga uzanıp güneşlendi. Renkli görüntülerin oluştuğu emeklilik kutlamasında Çayra'nın polis yeleği de masanın üzerine bırakıldı.'Ödülü hak etti'Köpeğin eğitmeni Abdullah Kurt, AA muhabirine Çayra ile 7 yıldır çalıştığını, onunla iş arkadaşlığından öte 'baba-evlat' gibi olduğunu belirterek, emekli olacağı için çok üzüldüğünü söyledi.Çayra'nın yaklaşık bin operasyona katıldığını, 2018 yılında Didim'de 1,5 ton uyuşturucunun yakalandığı operasyonda da kilit görev üstlendiğini ifade eden Kurt, çok hassas bir burnu olan köpeğin yıllarca narkotik ekiplerine güven verdiğini dile getirdi.Kurt, Çayra'nın üstlendiği kritik görevi, bir süredir birlikte görev yaptıkları 2 yaşındaki Tina'nın devralacağını kaydederek, '2 yıldan beri emekli olacaktı ama performansından bir şey kaybetmeyince devam etmişti. En büyük özelliği zula tabir edilen yerlerdeki maddeleri kolayca bulabilmesidir. Yangın tüpü, hoparlör gibi yerlere saklanan uyuşturucuları çok rahat buluyordu.' dedi.Çayra'nın bundan sonraki bakımlarını kendisinin üstleneceğini belirten Kurt, şunları kaydetti:'Haliyle duygusal bir bağ oluştu. Aileme ayırdığım zaman kadar ona da zaman ayırdım. Çünkü o aile bireyi gibiydi benim için. İş için ayrılmak zor olacak ama ben normal hayatımda da ona bakmaya devam edeceğim. Ölünceye kadar Çayra'ya bakmayı düşünüyorum. Her ne kadar duygusal olarak zorluk yaşasak da bir yerde bırakmamız gerekiyordu. Bugün de Çayra'yı denize getirdik. Çünkü o ödülü çoktan hak etti.'
Reklam
Grafikli - Cumhuriyet Tarihinin İlk Toplu Konut Projesi Yenilenen Yüzüyle Başkentin Gözdesi Olacak
ANKARA (AA) - ZEHRA AYDIN TURAPOĞLU - Çevre ve Şehircilik Bakanlığının hayata geçireceği projeyle yenilenecek Saraçoğlu Mahallesi, ulaşım kolaylığı, doğayla iç içe konaklama imkanları ve etkinlik alanlarıyla yerli ve yabancı turistlerin ilgisini çekecek.Cumhuriyet tarihinin ilk toplu konut projesi olan Saraçoğlu Mahallesi, Alman mimar Paul Bonatz tarafından projelendirildikten sonra Emlak Bankası tarafından 1940'larda hayata geçirildi. Dönemin üst düzey bürokratlarına lojman olarak hizmet veren 434 konutluk yerleşim biriminin yapımı 1946 yılında tamamlandı. 80 bin 594 metrekare yüz ölçüme sahip alan içerisinde 2 ticari ünite ile 1 okul olmak üzere 45 tescilli blokta 437 bağımsız bölüm bulunan ve dönemin Başbakanı Şükrü Saraçoğlu'nun 1944'te temelini attığı binalar, İkinci Ulusal Mimarlık Akımı'nın özelliklerini taşıyor. Geleneksel Türk konut mimarlığının önemli ögelerinden çıkmaların, geniş saçakların ve kafes biçimli balkonların kullanıldığı az katlı yapıların yer aldığı, bahçe-kent anlayışıyla inşa edilen ve büyük kısmı yeşil alandan oluşan mahalle, çınar ve kestane ağaçlarıyla farklı bir iklim ve doğal özelliğe bürünüyor.Yeni projede yeşil alan ve anıt ağaçlar korunacakÇevre ve Şehircilik Bakanlığınca hayata geçirilecek Saraçoğlu Mahallesi Koruma Yenileme ve Yaşatma Projesi'nde, alanda bulunan 210 tescilli ağaç ve anıt ağacın da korunması amaçlanıyor.Çevresine kıyasla yeşil alan ve ağaçlandırmaların çok fazla olduğu mahallede hayata geçirilecek projede, var olan yeşil alan kurgusu devam ettirilerek ağaçların zarar görmesi önlenecek.Alanda bulunan 45 tescilli yapı, yeni projede korunacak. Cepheleri yıpranan ve içleri atıl kalan yapılar, yeni projede restore edilecek. İç bölümleri düzenlendikten sonra yapılara yeni kimlikleri kazandırılacak.Eski projede yer alan ve Paul Bonatz'ın tasarımını yaptığı eski dere yatağı, yeni projeyle canlandırılacak ve biyolojik gölet olarak kent halkının kullanımına sunulacak.Proje alanındaki mevcut yollar korunarak iyileştirilecek ve yürüyüş alanları oluşturulacak. Yollar tek şeritli olarak düzenlenerek yaya kullanımı güçlendirilecek. Yol kenarındaki parapet duvarları korunarak yapılarla yol arasında bahçeler tasarlanacak.Yeni projede etaplar, karakteristik ve mimari özelliklerine göre belirlendiSaraçoğlu Mahallesi'nde bulunan tarihi doku ve kent belleğine sahip alanda hayata geçirilecek yeni proje karakteristik ve mimari özelliklerine göre belirlenen üç ana etaptan oluşacak. Etapların her birinin rekreasyon alanları fonksiyonlarına uygun olarak düzenlenecek.Birinci etaptaki otel-ofis bölgesinin bulunan 15 blok, 166 konut ve 2 ticaret yapısı yerine yeni projede 15 blok, 16 dükkan, 124 ofis ve oteller yapılacak.Geniş yeşil açık alanlarla entegre şekilde tasarlanan birinci etapta insanların doğayla iç içe konaklama imkanı bulması sağlanacak. Konforlu ve tarihi otel tasarımı da şehir merkezlerindeki 'kent oteli' kimliğine özgün bir yorum getirecek. Yeni projede, alandaki tescilli yapıları korumak için otel girişi, yapının geri kalanına entegre bir cam kütle şeklinde tasarlandı.İkinci etabın gözdesi 'biyolojik gölet' olacakOtel-ticaret bölgesinde 12 blok, 70 dükkan ve 88 ofis yer alacak.İkinci etapta, biyolojik gölet çevresinde rekreasyon, yeme-içme ve etkinlik alanları ile şehrin merkezine gece-gündüz aktif bir yaşam alanı ile canlılık kazandırılacak.Otel, ofis ve ticaret bölgesinde zemin katlarda kurgulanan ticaret ve yeme içme alanları kafelerden oluşacak. Ticari alanlar, gölete ve sokağa yönelenler olarak ikiye ayrılacak.Üçüncü etap, sessiz ve huzurlu bir konut yaşamı sunuyorÜçüncü etaptaki konut bölgesinde bulunan 18 blok, 160 konut yerine yeni projede 12 blok, 120 konut ve 6 dükkan yapılacak.Proje, alanda yaşayacak kişilere geniş rekreasyon alanları ile tarihi doku içerisinde yeşil sakin ve huzurlu bir yaşam alanı sunacak ve Ankara'ya şehrin merkezinde sessiz ve huzurlu bir konut yaşamı kazandıracak.Mevcut halinde 45 blok, 434 konut, 2 ticarethane ve 1 okul olmak üzere 437 bağımsız birimden oluşan mahalleye, yeni projeyle 45 blok ile 120 konut, 92 ticarethane, 212 ofis ve oteller olmak üzere 429 bağımsız birim kazandırılacak.İhalesi tamamlanan Saraçoğlu Mahallesi Koruma Yenileme ve Yaşatma Projesi ile yüksek teknoloji, enerji verimli, yalıtımlı, sıfır atık uyumlu akıllı bina özellikleriyle aslına uygun şekilde restore edilen binaların, 2023 yılına kadar tamamlanması hedefleniyor.
Reklam
Edirne'de Aşçı Yahya Baba Ritüeline Turistler De Katıldı
EDİRNE (AA) - Edirne'de, Sultan II. Bayezid Külliyesi Sağlık Müzesi'nde, Osmanlı döneminde yemeklerin kalanıyla Tunca Nehri'ndeki balıkları besleyen Aşçı Yahya Baba'nın ritüeline müzeyi ziyaret eden turistler de katıldı.İstanbul, Bursa, Balıkesir, Kocaeli, Sakarya, İzmit ve Çanakkale'den gelen çok sayıda ziyaretçi, koronavirüs tedbirlerini de alarak Sağlık Müzesi'ni ziyaret etti. Müze ziyaretinin ardından 'Aşçı Yahya Baba' kabrini ziyaret eden vatandaşlar, Sultan II. Bayezid Külliyesi Sağlık Müzesi Müdürü Ruhi Pehlivancık'tan bilgi aldı.Dua okunmasının ardında Tunca Nehri'ndeki balıklara pirinç pilavı atıldı.Balıkesir'den gelen Murat Girgin, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Aşçı Yahya Baba'dan çok etkilendiğini söyledi.Ritüele katıldığı için mutlu olduğunu belirten Girgin, 'Çok güzel mesajlar verildi. Hayatta hiçbir şeyin zayi olmaması gerektiği, herkesin bu işten hakkı olduğunu burada da öğrenmiş olduk.' dedi.Bursa'dan gelen Gizem Melek Uzun ise müzeyi ilk kez ziyaret ettiğini belirterek, 'Çok beğendim, tarihi canlandırmak bağlamında çok güzel, o hissiyatı iliklerine kadar yaşıyorsun. Ritüelin, canlandırmanın sonuna doğru gözlerim doldu. Çok beğendim. Çok değerli ve kıymetli şeyler. Tarihimize sahip çıkmamız gerekiyor ki ilerleyebilelim.' diye konuştu.Müze Müdürü Pehlivancık, 532 yıllık külliyede aşevi, imaret geleneğini hayata geçirdiklerini anlattı.Bugün Aşçı Yahya Baba'yı bir kez daha andıklarını, şehir dışından gelen misafirlere ve müzenin bulunduğu mahalledeki ihtiyaç sahiplerine lokma dağıttıklarını vurgulayan Pehlivancık, 'Ritüeli her hafta gerçekleştiriyoruz. Rektörümüz Prof. Dr. Erhan Tabakoğlu'nun himayeleri ve desteğiyle ihtiyaç sahiplerine sosyal yardımlaşmayı ve dayanışmayı daha sık şekilde organize etmek ve kurumsal şekilde hizmet sunmak istiyoruz.' ifadelerini kullandı.Öte yandan, müzenin bulunduğu Yeniimaret Mahallesi'nin kadınları da ritüel kapsamında yaptıkları lokmaları ziyaretçilere ikram etti.Ritüele Edirne Cumhuriyet Başsavcısı Fatih Karabacak, Edirne Vakıflar Bölge Müdürü Osman Güneren, Trakya Üniversitesi Genel Sekreter Yardımcısı Öğr. Gör. Burak İşçimen ve çok sayıda ziyaretçi katıldı.
Irak'ın Kuzeyinde 3 PKK'lı Terörist Etkisiz Hale Getirildi
ANKARA (AA) - Milli Savunma Bakanlığınca (MSB), Irak'ın kuzeyindeki Gara bölgesinde eylem hazırlığındaki 3 PKK'lı teröristin, hava harekatıyla etkisiz hale getirildiği bildirildi.Bakanlıktan yapılan açıklamada, 'Irak'ın kuzeyindeki Gara bölgesinde keşif ve gözetleme vasıtalarıyla tespit edilen ve eylem hazırlığında olduğu belirlenen 3 PKK'lı terörist, düzenlenen hava harekatıyla etkisiz hale getirildi. En son terörist etkisiz hale getirilinceye kadar operasyonlarımız devam edecek.' ifadesine yer verildi.
Ankara Üniversitesinden Azerbaycanlı Öğrencilere Uzaktan Eğitim İmkanı
ANKARA (AA) - Ankara Üniversitesi, uzaktan eğitimle öğrencilerine verdiği derslerden Azerbaycan'daki üniversite öğrencilerinin de yararlanması kararı aldı.Üniversiteden yapılan yazılı açıklamaya göre, Ankara Üniversitesi ile Azerbaycan Tıp Üniversitesi, Azerbaycan Devlet İktisat Üniversitesi ve Azerbaycan Teknik Üniversitesi heyetleri arasında akademik iş birliğini geliştirmek için uzaktan erişimle toplantı düzenlendi.Toplantıya, yakasında Azerbaycan Dostluk Nişanı ile katılan Ankara Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Necdet Ünüvar, konuşmasına 'Türkiye'nin sevinci Azerbaycan'ın sevinci, Azerbaycan'ın sevinci Türkiye'nin sevinci, kederleri de aynı şekilde. İnşallah Karabağ Üniversitesi adıyla bir Azerbaycan üniversitesi ile de ortak toplantı yapmak nasip olur.' temennisiyle başladı.'Siyasal ve iktisat dersleri ile başlayalım'Dost ve kardeş ülke Azerbaycan'ın üniversite yöneticilerine seslenerek Türkiye ve Azerbaycan arasındaki eğitim iş birliklerinin gelişmesinin önemine işaret eden Ünüvar, 'Biz burada Ankara Üniversitesi ve Azerbaycanlı üniversiteler olarak birlikte çalışmalarımızı ne kadar artırırsak ülkelerimizi o kadar güçlendiririz. İlim orduları olarak üzerimize düşeni yapacağız.' ifadelerini kullandı.Rektör Ünüvar, Türkiye ve Azerbaycan'ın kültür yakınlaşmasını güçlendirmesi gerektiğini belirterek, şunları kaydetti:'Öğretim üyelerinin gidip gelmesi faydalı olacaktır. Ortak geçmişimizi içselleştirmeliyiz. Azerbaycanlı öğrencilerin Ankara Üniversitesindeki dersleri uzaktan takip etmesine olanak sağlayalım. Bunu uyumlaştıralım. Öncelikle siyasal ve iktisat dersleri ile hemen başlayalım. Aynı zamanda erişime açık olan dijital kütüphanemiz ve açık ders malzemelerimiz için de Azerbaycanlı kardeşlerimizde farkındalık oluşturalım. Azerbaycan'ın uluslararası eğitim arenasında değer kazanmasından gurur duyarız.''Çift diploma konusu ele alındı'Azerbaycan'ın Ankara Büyükelçiliği Eğitim Müşaviri Doç. Dr. Necibe Nesibova, Azerbaycan Tıp Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Geray Geraybeyli, Azerbaycan Devlet İktisat Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Adalat Muradov ve Azerbaycan Teknik Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Vilayet Veliyev ile yöneticilerin katıldığı toplantıda, çift diploma konusu ele alındı.Ayrıca Ankara Üniversitesinde görevli öğretim elemanlarının Azerbaycan'daki üniversitelerde Türkiye Türkçesi ile ders anlatmaları konusunun da gündeme geldiği toplantıda, gelecek ay tekrar bir araya gelinmesi kararlaştırıldı.
Reklam
Piyasada Araç Bulunurluğu Sorunu Devam Ediyor
İSTANBUL (AA) - ABDULSELAM DURDAK - Otomotiv Yetkili Satıcıları Derneği (OYDER) Başkanı Murat Şahsuvaroğlu, özellikle yüzde 50 ÖTV dilimine giren otomobillere yoğun talep olduğu için bulunurluk sıkıntısı yaşandığını belirterek, 'Avrupa'daki üreticiler, önce kendi pazarını beslemenin derdine düştü. Bundan ötürü de bir miktar yine bulunurluk sıkıntısı yaşıyoruz.' dedi.Şahsuvaroğlu, otomotiv sektöründe yaşanan son gelişmeler ve piyasadaki araç bulunurluğu konusunda yaşanan sorunlara ilişkin AA muhabirinin sorularını yanıtladı.Özellikle yüzde 50 ÖTV dilimine giren otomobillere yoğun talep olduğu için bulunurluk sıkıntısı yaşandığına dikkati çeken Şahsuvaroğlu, 'Bunun da sebebi sektör, ÖTV'de bir değişiklik beklemediği için yüzde 60 ÖTV dilimindeki arabalara yoğunluk vermişti. Siparişler o şekildeydi. Yüzde 60 ÖTV dilimi de yüzde 80'e çıktığı için tüketici, şu anda yüzde 50 ÖTV dilimine giren araçlara ilgi gösteriyor.' diye konuştu.'Avrupa'daki toparlanmadan dolayı bize araç daha nazlı geliyor'Avrupa'da otomotiv sektörünün toparlanma sinyalleri verdiğini ifade eden Şahsuvaroğlu, şunları kaydetti: 'Avrupa'da üretimler artıyor ve otomotiv endüstrisi pandemideki kayıplarını bu çeyrekte toparlamaya doğru adım adım gidiyor. Dolayısıyla Avrupa'daki hareketlilikten ötürü iç piyasaya araç biraz daha nazlı geliyor açıkçası. Oradaki üreticiler, önce kendi pazarını beslemenin derdine düştü. Bundan ötürü de bir miktar yine bulunurluk sıkıntısı yaşıyoruz.''Araç bulunurluğunda gelecek yılın ilk çeyreğinde bir rahatlama olacağını öngörüyoruz'Murat Şahsuvaroğlu, firmaların ÖTV güncellemesi öncesi hazırlığını genelde yüzde 60 ÖTV'ye göre yaptığını belirterek, yeni siparişleri yüzde 50'ye döndürme şansı bulunmadığını, sene sonu olduğu için de yüzde 50 ÖTV'de tüketicilerin istediği araçlarda hala sıkıntılar yaşanabildiğini ancak yüzde 80 ÖTV'ye giren araçlarda bulunurluk sıkıntısının şu an için olmadığını söyledi. Araç bulunurluğunda pandeminin gidişatının önemli bir belirleyici unsur olduğunu vurgulayan Şahsuvaroğlu, 'Pandeminin etkileri henüz otomotiv sanayisinde tamamen ortadan kalkmış değil. Üretim devam ederken bir hatta bile vaka çıksa o hat tamamen kapatılacağı için üretim duruyor. Dolayısıyla pandeminin de gidişatına bağlı olmakla birlikte piyasada araç bulunurluğu noktasında gelecek yılın ilk çeyreğinde bir rahatlama olacağını öngörüyoruz.' şeklinde konuştu.'Satışlarda yerlilik oranı yükseldi'OYDER Başkanı Şahsuvaroğlu, yüzde 50 ÖTV dilimindeki araçların çoğunlukla yerli üretim olduğunu belirterek, 'Bu durum Türkiye'deki yerli üretime yaradı. ÖTV matrahı değişikliğinde yerlide 70 bin TL'den 85 bin TL'ye çıkması, ithalde de 120 bin TL'den 130 bin TL'ye çıkması yerliye doğru bir ilgi doğurdu. Yerli üretimin yanında yüzde 50 ÖTV dilimine girmeye çalışan ithal modeller de var.' ifadelerini kullandı.Satış adetlerindeki yerli ve ithal oranlarını paylaşan Şahsuvaroğlu, şunları kaydetti:'Mesela, ocak ayındaki satışlarda yerli oranı yüzde 41, şubatta yüzde 42,8, martta yüzde 39 ve nisanda yüzde 30,4. Baktığımızda nisana kadar ithalin payı yüksek. Uygun kamu destekli faizlerin olduğu dönemde, mayısta yüzde 47,9, haziranda yüzde 49,7 seviyesinde. Haziranda uygun destekli kredi bitince temmuzda yüzde 45'e, ağustos ayında yüzde 44'e düşmüş. Tekrar eylülde yerlinin oranı matrah güncellenmesiyle beraber yüzde 50,7'ye çıkmış. Yani demek ki tüketici, yerli üretim otomobili kamu destekli krediler olunca yoğun bir şekilde tercih etmiş ve matrahta pozitif ayrışma olduğu zaman tercih etmiş.''Otomotiv pazarı 800 bin adet bandına koşuyor'Murat Şahsuvaroğlu, otomotiv sektöründeki yıl sonu beklentilerine ilişkin de, 'Bütün bu pandemiye ve faizlerin yavaş yavaş yükselmesine rağmen otomotiv, eski dönemine doğru bir dönüşüm yaşıyor. Bir yatırım aracı olma özelliğine tekrar kavuştu. Biz sene başında '600 bin adet olur' dediğimiz Türkiye otomotiv pazarı, bugün 780-800 bin bandına doğru koşuyor. Otomotiv, layık olduğu 1 milyon adetlik pazara doğru yavaş yavaş, emin adımlarla gidiyor diye görüyoruz.' ifadelerini kullandı.
Kovid-19'Da Farklı Gruptaki Hasta Sayısı Her Geçen Gün Artıyor
İSTANBUL (AA) - ELİF KÜÇÜK - HATİCE ŞENSES - Prof. Dr. Feriha Öz Acil Durum Hastanesinin bağlı bulunduğu Sancaktepe Şehit Prof. Dr. İlhan Varank Eğitim ve Araştırma Hastanesi Başhekimi Doç. Dr. Nurettin Yiyit, yeni tip koronavirüse (Kovid-19) yakalanan farklı gruptaki hasta sayısının her geçen gün arttığını belirterek, 'Aslında ilk başta risk grubunda olan, yaşlı ve ek hastalığı bulunanları çok iyi koruduğumuzu düşünüyorum ama şu an buradan geri adım atmış olabiliriz. Çünkü yatan hastalarımızın yaş ortalaması her geçen gün artıyor, ek hastalığı olanlar artıyor. Bu da yoğun bakımlarda yatış ve ölüm oranlarının artmasına neden oluyor.' dedi. Doç. Dr. Yiyit, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Kovid-19 test rakamlarının her geçen gün arttığına ve bununla birlikte pozitif tanı konan hasta sayısının da yükseldiğine değinerek, yatması gereken hasta sayısının artışının kendilerine endişe verdiğini ifade etti. Test sayılarının ağustos ve eylüldeki artışının hastanelere çok yükü olmadığını ancak artık hastaneye yatması gereken hastalarda da artış yaşanmaya başladığını aktaran Yiyit, 'Bu da hastane yatak ve yoğun bakımlarımızda doluluk oranlarının artması şeklinde geri döndü. Aslında sağlık çalışanlarını daha çok ilgilendiren kısmı bu. Bu bizi ilgilendirdiği kadar hastaları da ilgilendiriyor çünkü dikkat etmemeye devam edersek ve dolan oranlar yüzde yüze ulaşırsa bu defa bütün vatandaşlarımız için risk oluşur. Biz ne kadar hazırlıklı olursak olalım onların da bize destek olmaları gerekiyor ki bu rakamlar daha da yükselmesin.' diye konuştu.Kovid-19'da tekrar yükseliş trendi var İstanbul'un kilometrekareye en fazla insanın düştüğü şehirlerden biri olduğunu hatırlatan Yiyit, pandeminin başında çok yüksek rakamları yönettiklerini ve daha sonra bunu düşük rakamlara da indirebildiklerini anımsattı.'Şu an tekrar yükseliş trendi var.' diyen Yiyit, şöyle devam etti: 'Halkımız aslında İstanbul'u terk etmişti. Şimdi eski yoğun nüfusumuza tekrar dönüyoruz. Ayrıca, havaların soğumasıyla daha dar alanlarda yaşamaya başlıyoruz. Kapılar pencereler kapanıyor, hava sirkülasyonu azalıyor. Aynı ortamda daha fazla insanın bulunduğu ve daha fazla virüsle muhatap olduğu anlara geldik. Artan virüs yükü de hem pozitif vaka hem de hastaneye yatması gereken ağır hastaların sayısına artış şeklinde yansıdı. Bunu her geçen gün birlikte yaşayıp görüyoruz.' Doç. Dr. Yiyit, vaka artışında influenza gibi üst solunum yolu hastalıklarının çok bir etkisi olmadığını, bu dönemin gribe bağlı semptomların arttığı ve Kovid-19'la karıştırıldığı bir süreç olduğunu aktardı. Acillere başvuran hastalarda bununla ilgili bir artış olduğuna işaret eden Yiyit, 'Hatta test yaptırmak isteyen vatandaş sayısında da artışa neden oldu. Ama bunların Kovid-19 artışıyla doğru bir ilişkisi yok. Sadece bizim acil ve poliklinik yükümüzü artırdı. Kovid-19 için aldığımız maske, mesafe ve temizlik gibi tedbirler bizi gripten de koruduğu için geçen yıl ile kıyasladığımızda bu dönem grip açısından daha şanslı bir dönem.' diye konuştu. Kovid-19 ile gribal enfeksiyonların semptomlarının birbirine çok benzediğini ancak temelde bazı farklılıkları bulunduğunu anlatan Yiyit, 'koku kaybı' gibi durumların gripte çok rastlanılmayan bulgulardan biri olduğunu ifade etti. Hastaların bu farklılıkları ayırt etmelerinin zor olabileceğine değinen Yiyit, ateş, öksürük gibi Kovid-19'u düşündürecek semptomları bulunanların grip vakalarından ayrılmaları noktasında polikliniklere başvurmalarının ve hekimin bu konuda ayırıcı olmasının önemine işaret etti. Doç. Dr. Yiyit, yaygın şekilde şikayeti olanlara PCR testi yaptıklarını, bir kişinin pozitif PCR'ı olup olmadığının kendileri için belirleyici olduğunu söyleyerek, 'Sağlık sistemimizin görüntüleme altyapısı da çok zengin. Zaten solunum sıkıntısı, nefes darlığı olanlar için ya akciğer filmi ya da tomografi gibi görüntülemeye başvuruyoruz. Oralarda pozitif bir bulgu varsa hastaya direkt tedavi başlamamız için de ülke olarak elimizde ciddi bir güç, güzel bir radyoloji altyapımız var.' şeklinde konuştu. Pandemi hastanelerindeki yoğunluk saatlik değişiyor Doç. Dr. Nurettin Yiyit, pandemi döneminde inşa edilen Yeşilköy'deki Prof. Dr. Murat Dilmener ile Sancaktepe'deki Prof. Dr. Feriha Öz acil durum hastanelerinin, bütün sağlık tesislerinin artan Kovid-19 yükünü sırtlandığını dile getirdi. İstanbul'daki hasta sayılarının artmasıyla yine bütün hastanelerin yatak kapasitelerinin bir kısmını Kovid-19 hastalarına ayırdığına dikkati çeken Yiyit, şunları kaydetti: 'Yüklenemedikleri hastaları bize transfer ediyorlar. Böylelikle biz diğer hastaların da hizmet alması için alan açıyoruz. Normal hastalara hizmet verebilmeleri için onların Kovid-19 yükünü sırtlanıyoruz. Biz sadece Sancaktepe bölgesindeki Kovid-19 hastalarını yatırmıyoruz. Anadolu ve Avrupa yakalarından, hatta bazen başka şehir ya da ülkelerden hasta alıyoruz. Böylelikle çok geniş bir coğrafyanın yükünü sırtlanmış oluyoruz. Hem Kovid-19 hastalarına hizmet veriyoruz hem de hastanelerin normal hastalara fonksiyon sunmasına hizmet veriyoruz.' Acil durum hastanelerinin doluluk oranlarında değişkenlik yaşandığını aktaran Yiyit, şöyle devam etti: 'Şu an servis yataklarımızın hepsini doldurur konuma geldik ama bu saatlik değişiyor. Taburculuklarla yatak doluluk oranlarımızda ciddi düşüşler yakalıyoruz ama düşüş sağlamamızla birlikte diğer hastanelerden hasta nakilleri başlıyor, biz tekrar dolduruyoruz. Aslında pandemi hastanelerimizin doluluk oranları, diğer hastanelerden farklı olarak, saatlik değişiyor. Diğer hastaneleri rahatlatmak adına çoğunlukla servis yataklarımızı dolu tutmaya çalışıyoruz. Belli bir oranda yoğun bakım yatak kapasitemizi aktifledik ama ihtiyaca göre üzerine katlayarak devam ediyoruz. İnşallah iki pandemi hastanesinin maksimum desteğiyle bu süreci sağlıklı bir şekilde atlatmayı ümit ediyoruz.' Yatan hastaların yaş ortalaması her geçen gün artıyorDoç. Dr. Nurettin Yiyit, hasta sayılarının arttığının aşikar olduğunun altını çizerek, 'Yatırdığımız hastaların içinde çok ileri yaşta olanlar, ek hastalığı bulunanlar, gebeler var. Yani farklı grupta hasta sayısı her geçen gün artıyor. Aslında ilk başta risk grubunda olan, yaşlı ve ek hastalığı bulunanları çok iyi koruduğumuzu düşünüyorum ama şu an buradan geri adım atmış olabiliriz. Çünkü yatan hastalarımızın yaş ortalaması her geçen gün artıyor, ek hastalığı olanlar artıyor. Bu da yoğun bakımlarda yatış ve ölüm oranlarının artmasına neden oluyor. Yaşlı, ek hastalığı olan hastalarımızı lütfen eskisi gibi çok iyi koruyalım. ' diye konuştu. Türkiye'nin 17 yılda sağlıkta dönüşüm programıyla sağlık altyapısının güçlendirdiğine vurgu yapan Yiyit, sadece İstanbul'da son dönemde 6 bin ilave yatağın sağlık sistemine kazandırıldığını ifade etti. 'Sağlık sistemini ne kadar büyütürsek büyütelim, halkımız bize yardımcı olmazsa bir gün Avrupa'da gördüğümüz ve Türkiye'de görmek istemediğimiz manzaraya şahitlik etme şanssızlığımız olabilir.' diyen Yiyit, sözlerini şöyle tamamladı: 'Bunun önlenmesini biz sağlıkçılar yapamayız, sadece desteğe, tedaviye ihtiyacı olan hastalar çıktığında devredeyiz. Hastalığın önlenmesinde ya da vaka sayısının azaltılmasında herhangi bir etkimiz, katkımız yok. Vaka sayısının azaltılması ve yükselmesinin engellenmesi vatandaşlarımızın elinde. Onlar da bu işin asıl kahramanları, bizim en büyük yardımcılarımız olmak istiyorlarsa yapacakları şey çok kolay; maske takacaklar, mesafeye dikkat edecekler ve temizliğe özen gösterecekler. Maske artık bizim en güzel aksesuarımız. Şu saatten sonra diyorum ki; mümkünse en güzel organlarımız olan gözlerimiz gözüksün sadece. Yüzümüzden maske eksik olmasın. O maske olması gereken yerde olduğu, mesafe bunun üzerine eklenerek dikkat edildiği sürece biz daha düşük hasta yüküyle karşı karşıya kalırız. Onlara çok daha kaliteli hizmet veririz. Yaklaşık 6 ay oldu. 6 aydır her sabah yeniden, enerjiyle sağlık sistemine hizmet etmek için canla başla savaşan bir sağlık ordusu var. Bu ordu sonuna kadar mücadele edecek ama bize vatandaşlarımız destek olmalı.'
Burun Anatomisindeki Farklılıklar Kovid-19 Sonrası "Kalıcı Koku Kaybı" Riskini Artırıyor
İSTANBUL (AA) - ELİF KÜÇÜK - Kulak Burun Boğaz, Baş Boyun Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Aytuğ Altundağ ve ekibince yapılan araştırma, burun anatomisinin farklı olması nedeniyle koku alanı daha geniş ve koku alma hacmi daha büyük olanlarda, yeni tip koronavirüs (Kovid-19) sonrası koku alma bozukluğunun kalıcı olma riskinin daha yüksek olduğunu ortaya koydu. Dünyayı etkisi altına alan Kovid-19 salgınının en önemli semptomlarından birinin koku kaybı olduğu biliniyor. Tıp dilinde 'anozmi' olarak adlandırılan bu durum, birçok araştırmaya da konu oldu. Biruni Üniversitesi Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi ve Acıbadem Hastanesi Kulak Burun Boğaz, Baş Boyun Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Aytuğ Altundağ'ın aralarında nöroloji ve radyoloji alanından uzmanların bulunduğu ekiple gerçekleştirdiği araştırmada, Kovid-19 geçirenlerde koku kaybının kalıcı olup olmadığına yoğunlaşıldı. Bunun üzerine ekip tarafından, 29'u sağlıklı olmak üzere, 24'ü Kovid-19'a, 38'i ise diğer virüslere bağlı koku alma bozukluğu olan kişilerin burun anatomileri incelendi. Prof. Dr. Altundağ ve ekibi, incelemelerinin sonucunda, burun anatomisinin farklı olması nedeniyle koku alanı daha geniş ve koku alma hacmi daha büyük olan kişilerde, Kovid-19 sonrası koku alma bozukluğunun kalıcı olma riskinin daha yüksek olduğunu gözlemledi.Türk bilim insanlarının 'Kovid-19 hastalarında koku alanı ölçümleri' başlıklı bu araştırması Amerikan Kulak Burun Boğaz Cemiyeti'nin resmi yayın organı olan 'Otolaryngology-Head and Neck Surgery' adlı hakemli dergide de yayımlandı. '(Kovid-19'a yakalanmadan önce) Çok rahat koku aldıklarını söylediler'Konuya ilişkin AA muhabirinin sorularını yanıtlayan Prof. Dr. Aytuğ Altundağ, Kovid-19'da koku alma bozukluğuna dair ilk bulguların salgının ilk açıklandığı Aralık 2019'dan itibaren tespit edildiğini ancak Şubat 2020'den sonra dünyada yoğun olarak rapor edilmeye başlandığını dile getirdi. Kendilerinin de martın sonunda Türkiye'deki gerekli kurumları ve toplumu, 'Eğer ani koku alma bozukluğunuz varsa viral enfeksiyon geçirebilirsiniz. Bu geçirdiğiniz viral enfeksiyonun da Kovid-19 olma ihtimali çok yüksek.' diyerek uyardıklarını anlatan Altundağ, ilerleyen süreçte bunun aslında çok temel bir bulgu olduğunun ve Kovid-19 hastalarının birçoğunda geçici olarak yaşandığının görüldüğünü ifade etti. Prof. Dr. Altundağ, zaman içerisinde bir grup hastada bu durumun 'uzamış koku alma bozukluğu' olarak ortaya çıktığını, martta Kovid-19'u atlatıp hala koku alma bozukluğu devam eden hastalar bulunduğunu, bu hastaların hem genç hem de yaşlı hastalar olabildiğini kaydetti. Uzamış koku alma bozukluğu yaşayan vakalar üzerine ekip arkadaşlarıyla bilimsel hipotezlerini bir çalışmaya dönüştürdüklerini aktaran Altundağ, şöyle konuştu: '(Kovid-19 bulguları) Uzamış hastalarda, koku alma bozukluğu geçmeyen hastalarda nasıl bir ortak bulgu ve problem var?' diye baktık. Aslında daha önce bildirilen bir şey vardı; ACE2 reseptörünün koku alanında çok yoğun bulunduğu. Biz de çalışmamızda bu kişilerin burun anatomisinde bir farklılık gördük. Koku alanı daha geniş, koku alma hacmi daha büyük olan hastalarda kalıcı koku alma bozukluğu riski de çok daha fazla. Bu insanlarla konuştuğumuzda öncesinde çok iyi, çok rahat koku aldıklarını söylediler. Bunun avantajını nasıl sağladıklarına baktığımızda da daha fazla koku reseptör hücresi içeren bir burun anatomisi vardı bu insanlarda. Bunu gözlemlemiş olduk. Biz, insanın savunma mekanizması mücadelede virüsü nerede karşılıyor, burunda mı karşılıyor, akciğere ne hızla gidiyor ve beyne doğru koku alma yolunu kullanarak mı gidiyor, bu mantıkla araştırmaya başladık ve burundaki yolları inceledik. Hastalarda da bu farklılıkları araştırmayla saptamış olduk.''Genç-yaşlı demeden, kalıcı koku alma bozukluğunuz olabilir'Prof. Dr. Aytuğ Altundağ, araştırmada gözlemledikleri hastaların Kovid-19'u atlatan, hastalıkla ilgili diğer şikayetleri geçen fakat koku alma bozuklukları hala devam eden kişiler olduklarını, bunların bir bölümünün kısmi olarak koku alma duyularını geri kazandığını, bir kısmının ise henüz geri kazanamadığını dile getirdi. Uzamış Kovid-19 yani Kovid-19'a bağlı beyin sisi bulguları, 'kafam sersem-sepet' hali, kronik yorgunluk durumu gibi kavramların sıkça tartışılan konular olduğuna, bugünlerde ise koku alma bozukluğunun da bazı hastalarda kalıcı olup olmayacağı üzerine gözlemlerin yapıldığına işaret eden Altundağ, şu değerlendirmelerde bulundu: 'Aslında kış dönemi yaklaşırken tüm viral enfeksiyonlarda bazı bireylerde kalıcı koku alma bozukluklarını görebiliyoruz. İnsanları tekrar uyarmak gerekiyor; genç-yaşlı demeden, bu hastalığa bağlı, iyileşmeyen kalıcı koku alma bozukluğunuz olabilir. Evet, oran düşüktür. Normal Kovid-19 enfeksiyonunda çok hızlı olarak koku duyusu geri gelir ama burnunuzda bir anatomik farklılık varsa, olfaktör kleft dediğimiz koku yarığında bir genişleme varsa kokuyla ilgili hasarlarınızın da daha uzun sürebileceğini bilmeniz gerekiyor.'Prof. Dr. Altundağ, burundaki anatomik farklılık ve koku yarığındaki genişlemeye ilişkin şu bilgileri verdi: 'Burnumuzun girişinde koku hücreleri yoktur. Koku hücreleri sadece burnumuzun çatı kısmında vardır. Bu burun çatısındaki koku yarığı dediğimiz alan daha geniş bu insanlarda. Daha geniş olunca daha çok ACE2 reseptörü oluyor o bölgede. Koronavirüs de hücre içine girerken ACE2 reseptörünü kullanıyor. Dolayısıyla ya akciğere ya da burun dikine yani koku alanına doğru gidecek. Burunda yoğunluk bulduğu için de oraya gidiyor ve virüsle savaş burunda başlıyor. Koku alma bozukluğu yaşayanlar yani savaşı yukarıda yaşayan hastalarda koronavirüsün klinik şiddetinin daha hafif olduğuna dair çalışmalar da var. Çünkü akciğere inmek yerine yukarıdalar.' Kovid-19 sürecinde sigara içilmemesinin önemine dikkati çeken Altundağ, sigaranın burundaki bariyerleri ve burnun savunma mekanizmasını bozduğunu vurguladı. Burnun koronavirüsün bir ön cephesi olduğunu belirten Altundağ, 'Burunda izole edebilirse çok daha klinik şiddeti hafif, belki de ayaktan geçirecektir. Zaten asemptomatik veya taşıyıcı dediğimiz pek çok vakada aslında bunu gördük. Herhangi bir öksürük, nefes darlığı bulgusu yok sadece koku alma bozukluğu var. O yüzden burun anatomisinin virüsleri algılamada çok önemli olduğunu düşünüyoruz.' diye konuştu. Koku duyusunu geri kazanabilmek için 'koklama egzersizleri' önerisi Salgının başından bu yana, oluşturdukları küresel kimyasal algılar çalışma grubu ile çok uluslu ve çok merkezli çalışmalar yaptıklarını, son araştırmalarında bu çalışmalarındaki bilgilerden de faydalandıklarını anlatan Altundağ, gerçekleştirdikleri bu çalışmanın, özellikle virüslere bağlı kimyasal ve koku alma duyularına dair hasarların algılanmasında çok faydalı olacağını düşündüklerinin altını çizdi. Prof. Dr. Aytuğ Altundağ, Kovid-19'u atlattıktan sonra koku alma duyusu geri gelmeyen kişilere şu tavsiyelerde bulundu: 'Koku duyunuz hızlı geri geliyorsa endişelenmenize gerek yok. Fakat Kovid-19 enfeksiyonunuz geçti ve hala koku alma duyunuz geri gelmediyse mutlaka evde koklama egzersizleri yapın. Koklama egzersizleri kokunun geri kazanılmasında çok önemli. Mevcut kokularla uçucu yağlarla yapabilirsiniz veya bulduğunuz normal kokularla yapabilirsiniz. Kokuları koklamak ve oradaki hücrelerin yenilenmesini sağlamak çok önemli. Çünkü koku hücreleri kendini yenileyebilen sinir hücreleri. Biz bu avantajdan yararlanıyoruz. O yüzden hastalar beklemesinler evde mutlaka kokularla egzersiz yapsınlar.' Kendisine koku kaybı nedeniyle başvuran hastalarda koku egzersizi yöntemini denediklerini ve birçok kişiyi tedavi ettiklerini ifade eden Altundağ, 'Bunu da nereden biliyoruz? Daha önceki influenza ve rinovirüs hastalarındaki o tecrübelerimizi Kovid-19 hastalarında kullandık. Çok az bir kısmında tedaviye cevap vermeyenler var. Onları da şu anda takip ediyoruz ama büyük bir kısmı geri geliyor. Bu bizim için sevindirici.' şeklinde konuştu. Öte yandan Altundağ, yaptıkları çalışmayı genişleterek ikinci bir araştırma daha gerçekleştirdiklerini ve onun da bir radyoloji dergisinde yayımlandığını dile getirdi. İkinci çalışmalarında Kovid-19 geçirdikten sonra koku alma bozukluğu gelişen ve gelişmeyen kişileri baz aldıklarını aktaran Altundağ, bu araştırmada da koku alma bozukluğu oluşan bireylerde koku alanının daha geniş olduğunun saptandığını sözlerine ekledi.
Reklam
"Simgelerin Köprüsü" Marmara'nın Transit Trafik Yükünü Sırtlayacak
ÇANAKKALE (AA) - BURAK AKAY - Çanakkale Boğazı'nın Avrupa ve Asya yakalarını birleştirecek '1915 Çanakkale Köprüsü', Marmara Bölgesi'nin transit trafik yükünü sırtlayacak.Hizmete girdiğinde 'dünyanın en büyük orta açıklıklı asma köprüsü' unvanını alacak, renkleri, figürleri ve diğer özellikleriyle özgün mimariye sahip 1915 Çanakkale Köprüsü'nün inşası hızla sürüyor.Köprü kule temellerini oluşturan Avrupa ve Asya kesonları, kuru havuzdaki çalışmalardan sonra ıslak havuza çekilerek yapılan imalatlar ve çelik şaft montajlarının ardından tamamlandı. Avrupa kesonunun batırma işlemi 8-10 Mayıs 2019'da, Asya kesonunun batırma işlemi ise 24-26 Mayıs 2019'da gerçekleştirildi.1915 Çanakkale Köprüsü'nde 318 metre yüksekliğiyle 18 Mart Çanakkale Zaferi'ni, kırmızı ve beyaz renkleriyle de Türk bayrağını simgeleyen kulelerin montajı ise yaklaşık 10 ayda bitirildi. Kulelerin tamamlanmasının ardından her iki yakadaki inşa ve mühendislik çalışmalarına devam ediliyor.Geçen ay itibarıyla köprünün ana halatlarına kılavuzluk yapacak 'kedi yolu'nun geçici kılavuz halatlarının çalışmaları sona erdi. Her iki yakayı birbirine ilk kez bağlayan halatlar üzerinden devam eden çalışmalarda, köprü inşaatı için en önemli noktalardan birine gelindi. Köprü ve otoyol, bölge trafiğini rahatlatacak'Simgelerin köprüsü' niteliğiyle dünyanın en önemli köprülerinden biri olacak 1915 Çanakkale Köprüsü, köprü ve otoyol projesi ile özellikle Marmara Bölgesi'nin ve İstanbul'un, Avrupa ve Anadolu arasında üstlendiği ağır transit trafik yükünü hafifletip bölge trafiğini rahatlatacak.Batı Anadolu boyunca halen İstanbul merkezli batı-doğu aksı üzerinde yoğunlașan trafik yükü, Marmara Denizi'nin batı kıyısından güneye doğru dengelenecek. Kış döneminde hava koşulları nedeniyle aksayan yerel deniz ulaşımının yol açtığı trafik yoğunluğu da köprü sayesinde düşecek.Uzunluğu 101 kilometreyi bulan 'Malkara-Çanakkale Otoyolu' çalışmaları, köprü ve otoyol projesinin en önemli bölümünü oluşturuyor. Otoyolun tamamlanmasıyla bölgenin de Marmara otoyol entegrasyonu sağlanacak.Çalışmalarda kullanılan teknolojiler arasında itme-sürme yöntemi öne çıkıyor. 1915 Çanakkale Köprüsü ve Malkara-Çanakkale Otoyolu Projesi'nde üç viyadüğün inşaatı bu yöntemle yapılıyor. Tabliyeler, Çanakkale-Bursa kara yolunu geçip Asya yakasındaki köprü ayağına yaklaştı.Farklı ülkelerden farklı kültürler bir araya geldiKöprü çalışmaları kapsamında çok sayıda farklı ülkeden farklı kültürlere sahip yüzlerce mühendis ve yönetici projede görev yapıyor.Proje, dünya çapında ilgi uyandıran mühendislik, tasarım ve finansman çözümleri kadar özgün iş birliği modeliyle dikkati çekiyor. Farklı kurumsal kültürlere sahip, uluslararası dört köklü şirketin en yetkin uzmanlarını bir araya getirme, uyumlu bir takım ruhu oluşturma sürecini Daelim, Limak, SK E&C ve Yapı Merkezi oluşturuyor.1915 Çanakkale Köprüsü projesinin ana tedarikçilerinden biri olan Shanghai Pujiang Cable Co. ise köprünün inşasında ana kabloları üretiyor. 18 Mart 2022'de hizmete girecekTasarımı inceliklerle örülen 1915 Çanakkale Köprüsü'nün iki ayak aralığı Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşunun 100'üncü yılıyla anlamlandırılarak 2023 metre olarak planlandı.Köprünün kule bağlantıları ve unsurları, Türk bayrağına atfen kırmızı ve beyaz renklerde olacak. Her iki yakada 333'er metre yüksekliğindeki kulelerin üst kısmı da Seyit Onbaşı'nın Çanakkale Savaşları'nda namluya sürdüğü top mermisini temsil edecek şekilde yapılacak. Orta açıklığı 2023 metre, 770'er metre yan açıklıklar, 365 ve 680 metrelik yaklaşım viyadükleriyle, Çanakkale Boğazı'nın ilk asma köprüsünün toplam uzunluğu 4 bin 608 metreyi bulacak.'2x3' şeritle hizmet verecek köprünün tabliyesi 45,06 metre genişlikte ve 3,5 metre yükseklikte olacak. Tabliyenin her iki tarafında inşa edilecek yürüme yolları, bakım onarım amacıyla kullanılacak.Köprü için 2 yaklaşım viyadüğü, 4 betonarme viyadük, 10 alt geçit köprüsü, 33 üst geçit köprüsü, 6 köprü, 43 alt geçit, 115 menfez, 12 kavşak, 4 otoyol hizmet tesisi, 2 bakım işletme merkezi, 6 ücret toplama istasyonu inşa edilecek.Çanakkale Deniz Zaferi'nin 107'nci yıl dönümüne rastlayan 18 Mart 2022'de açılması planlanan köprü, uluslararası bir koridorun da tamamlayıcısı olacak. Köprü, Avrupa'dan gelip Türkiye'nin dört bir yanına gidecek sürücü ve yolcular tarafından yoğun olarak kullanılacak.Malkara-Çanakkale Otoyolu ve 1915 Çanakkale Köprüsü, ülke nüfusunun önemli bölümünün yaşadığı Marmara ve Ege bölgelerindeki limanlar, demir yolu ve hava ulaşım sistemlerinin kara yolu ulaşım projeleri ile entegrasyonunu sağlayacak. Köprü, söz konusu bölgelerde ekonomik gelişime, sanayinin ihtiyaç duyduğu dengeli bir planlama ve yapılanmanın oluşturulmasına imkan verecek.
Çocukların Gökyüzündeki Eğlenceli Uçuşları Kameraya Yansıdı
MUĞLA (AA) - ALİ RIZA AKKIR - Muğla'nın Fethiye ilçesinde yamaç paraşütüyle atlayış yapan çocukların, gökyüzündeki heyecanları, aksiyon kameralarıyla görüntülendi. Ölüdeniz Mahallesi'ndeki 1965 rakımlı Babadağ Hava Sporları ve Rekreasyon Merkezi, her yıl yamaç paraşütü yapmak isteyen binlerce yerli ve yabancı turisti ağırlıyor. Pistlerden yamaç paraşütleriyle havalanan tatilciler, Ölüdeniz'in eşsiz manzarasını kuş bakışı izleme fırsatı buluyor. Etkinliğe çocuklar da katılabiliyor. Paraşüt pilotları tarafından aksiyon kameralarıyla gökyüzündeki anları görüntülenen çocuklar, rahat tavırlarıyla dikkati çekti. Heyecanları kameraya yansıyan çocukların, pilotlar akrobasi hareketleri yaptığı sırada mutlulukları yüzlerine yansıdı. Çocuklar hem eğleniyor hem de eğlendiriyorYamaç paraşütü pilotu Muhammet Selçukoğlu, AA muhabirine, bu yıl çoğunlukla İngiliz ve Rus turistleri ağırladıklarını söyledi.Özellikle turistlerin çoğunun çocuklarıyla uçmak istediğini belirten Selçukoğlu, 'Beş yaşından 100 yaşına kadar herkes bu aktiviteyi gönül rahatlığıyla yapabilir. Aileler, havada çocuklarıyla aynı heyecanı yaşamak istiyor. Çocuklar yetişkinlere göre daha eğlenceliler. Gökyüzünde hem eğleniyorlar hem de eğlendiriyorlar. Havada çok rahatlar. 'Akrobasi yapalım mı?' diye sorduğumuzda bağırarak 'Evet' cevabını veriyorlar.' diye konuştu. 'Çocuklar daha cesaretli'Yamaç paraşütü pilotu Barış Aksoy ise Babadağ'ın yüksekliği ve manzarasıyla dünyanın en güzel uçuş noktalarından olduğunu dile getirdi.Çocukların gökyüzünde paraşütleri görünce uçmak istediğini anlatan Aksoy, onların heyecanına ortak olduklarını kaydetti.Bugüne kadar çok sayıda çocukla uçuş yaptıklarını aktaran Aksoy, 'Üç yaşından sonra çocuklar aileleriyle uçuş yapabiliyor. Ailelerinin izni dahilinde etkinliğe katılabiliyorlar. Çocuğun istekli olması önemli. İstekli olmayan hiçbir çocuğun uçuşuna izin vermiyoruz. Yetişkinler arasında korkan, 'Beni hemen aşağıya indirin.' diyen çok oldu. Çocuklar daha cesaretli ve korkusuz.' ifadesini kullandı.
Reklam
Amasya Çevre Yolu Şehir Trafiğini Rahatlattı, Şehirler Arası Seyahat Süresini Kısalttı
AMASYA (AA) - CİHAN OKUR- Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın video konferans yöntemiyle katılarak 25 Temmuz'da hizmete açtığı Amasya çevre yolu, şehir trafiğini rahatlatmasının yanında şehirlerarası seyahat süresini de kısaltarak önemli miktarda yakıt tasarrufu sağladı.Yerel ve bölgesel trafiği barındıran mevcut şehir geçişini baypas etmek amacıyla yapılan 11,3 kilometrelik yol, transit geçişi Suluova-Amasya yolundan ayırıp Amasya'nın güneybatısından geçerek Amasya-Turhal yoluna bağlıyor.Arazi şartlarının zorluğu nedeniyle güzergah boyunca toplam uzunluğu 3,3 kilometre olan 2 çift tüp tünel, 4 çift viyadük, 3 köprülü kavşak, 2 çift köprü ve 3 tek köprü olmak üzere 14 sanat yapısı inşa edilen çevre yolu, şehirler arası seyahat süresini şehir içine girilmediği için 30 dakikadan 7 dakikaya indirdi.Trafik güvenliği ve konforu artıran çevre yoluyla şehir trafiğinin azalması ve transit geçişin kolaylaşmasından dolayı önemli oranda yakıt tasarrufu sağlanmasının yanında, dur-kalk beklemelerinin ortadan kaldırılmasıyla da egzoz gazı salınımı da azaldı.'Bu yolun bize görünürün dışında görünmeyen çok katkısı oldu' Amasya Valisi Mustafa Masatlı, AA muhabirine, çevre yolunun Amasya'nın hem şehircilik hem de ekonomik gelişimine katkı sağladığını söyledi.Çevre yolunun, Amasya ilinin Cumhuriyet tarihi boyunca bir defada aldığı yatırımlardan en büyüklerinden biri olduğunu ifade eden Masatlı, şunları kaydetti:'Bu yolu vatandaşlarımızın hizmetine açmanın mutluluğunu yaşıyoruz. Yolumuz, şehir içinden geçen şehirler arası trafiği tamamen Amasya'nın dışına itiyor. Amasya şehir içindeki trafik yoğunluğu azaldı, zaman ve yakıt tasarrufu sağlandı. Bu yolun bize görünürün dışında görünmeyen çok katkısı oldu. İlimiz içindeki trafik sıkışıklığının azalması, çevre kirliliğinin azalması ve aynı zamanda yakıt tasarrufunun sağlanması gibi katkıları oldu. Aynı zamanda vatandaşlarımızın zaman kaybının olmaması da getirmiş olduğu kolaylıklar arasında. Böyle büyük bir yatırımının Amasya'ya bundan sonra da çok büyük katkı sağlayacağını ifade etmek isterim. Bu yolun yapılmasına katkı sağlayan başta Cumhurbaşkanımız ve Ulaştırma ve Altyapı Bakanımıza teşekkür ederim.'Kentte taksicilik yapan Mehmet Çelikcan ise çevre yolunun uzun zamandır yapılmasını bekledikleri bir yatırım olduğunu belirtti.Çevre yolunun açılmasıyla trafiğin azalmasının işlerini rahatlattığını vurgulayan Çelikcan, 'Bir otogara gitmemiz eskiden 1 saati geçerken şimdi 22 dakikada gidip geliyoruz. Şehir içinde işlerimizi yapamıyorduk, trafikten bunalıyorduk şimdi çok rahatız, daha az yakıt yakıyoruz, tasarruf sağlıyoruz. Çevre yolu Amasya için bir nimet diyebilirim.' diye konuştu.
Uzmanlara Göre Paşinyan'ı Ağır Bir Savaş Suçları Faturası Bekliyor
İSTANBUL (AA) - GÜLSÜM İNCEKAYA - Uzmanlar, halkı cephede savaşmaya davet ederek canlı kalkan oluşturma çabasına giren Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan ve yönetimini, savaştan sonra ağır bir savaş suçları faturası beklediğini söyledi.Giresun Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Yalçın Sarıkaya, Başkent Üniversitesi, İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi, Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölüm Başkanı Prof. Dr. Yelda Ongun ile TOBB Üniversitesi Öğretim Görevlisi Doç. Dr. İsmail Safi, AA muhabirine, işgal ettiği Dağlık Karabağ’da Azerbaycan ordusu karşısında kayıpları artan Paşinyan'ın, vatandaşları 'cephede savaşmaya' çağırmasına ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Giresun Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Öğretim Üyesi Sarıkaya, Paşinyan'ın halkı Azerbaycan'a karşı savaşmaya çağırmasının, 'sivillerin canlı kalkan olarak kullanılması' anlamına geldiğini belirterek bunun Cenevre Sözleşmelerine göre 'savaş suçu' olduğunu vurguladı. Paşinyan yönetimi ile Azerbaycan topraklarındaki ayrılıkçıların bazı fiillerinin, uluslararası hukuk bakımından 'savaş suçu' oluşturduğuna kuşku olmadığını belirten Sarıkaya, '15 yaşından küçük çocukların ulusal silahlı kuvvetlere çağrılması, askere alınması veya çatışmalarda aktif kullanılması suçlar arasında yer alıyor. Ancak Paşinyan, Azerbaycan topraklarında süren bir çatışma için Ermenistan bütününde seferberlik ve asker alımı uygulamakta, bunu bir övünç kaynağı gibi paylaşmaktadır.' ifadesini kullandı.Sarıkaya, savaş suçlarının, '1949 Cenevre Sözleşmeleri' olarak bilindiğini ve 4 uluslararası sözleşmede sayıldığını hatırlatarak, şöyle devam etti:'Azerbaycan, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi ve Genel Kurul kararları dahil pek çok uluslararası belgeyle teyit edilmiş bir işgale karşı, kendi ülkesinde tamamen 'meşru müdafaa' kapsamında savaşmaktadır. Ermenistan ise 1992'den itibaren Azerbaycan topraklarında, Cenevre Sözleşmesi'nde 'çok ciddi ihlal' başlığı altında sıralanan 'hukuka aykırı sürgün, nakletme, hukuka aykırı alıkoyma', 'askeri gereklilik olmadan, yasa dışı ve keyfi olarak mülkiyetin yaygın yok edilmesi veya sahiplenilmesi', 'vücuda veya sağlığına kasten büyük ıstırap verme veya ciddi yaralamaya sebep olma' suçları işlemektedir.''Suriye ve Lübnan’dan sivil nüfus taşınmaya gayret edilmiştir'Yine Cenevre Sözleşmesi'ndeki 'çarpışmalarda doğrudan yer almayan sivil bireylere ya da sivil nüfusa karşı kasten saldırı yöneltilmesi', 'savunmasız veya askeri hedef oluşturmayan kent, köy, yerleşim yeri veya binaların bombalanması veya bu yerlere herhangi bir araçla saldırılması' maddelerini anımsatan Sarıkaya, Paşinyan ve ekibinin Azerbaycan ordusunun başarıları karşısında bunları da açıkça ihlal ettiğini vurguladı.Ermenistan tarafının sicilini kalıcı biçimde bozan bir başka hususun da sivillerin 'canlı kalkan olarak kullanılması' anlamına gelecek uygulamaları olduğuna dikkat çeken Sarıkaya, şunları söyledi:'Cenevre Sözleşmesi'nde 'belli noktaları, alanları veya askeri güçleri askeri operasyonlardan muaf tutmak için bir sivilin veya diğer korunmuş bir kimsenin varlığının kullanılması' da suç olarak sayılır. Paşinyan yönetiminin, savaş içerisinde dahi sivilleri, Karabağ’a yerleşmeye yönlendirme gibi fiilleri vardır. Azerbaycan’a ait bu topraklara özellikle son 10 yıldır Suriye ve Lübnan’dan da sivil nüfus taşınmaya gayret edilmiştir.''Sivilleri hedef alarak savaş suçu işliyor'Başkent Üniversitesi, İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi, Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölüm Başkanı, Avrupa Birliği ve Uluslararası İlişkiler Enstitüsü Ana Bilim Dalı Başkanı Ongun, Azerbaycan ordusunun Dağlık-Karabağ’da topraklarını işgalden kurtarmak için başlattığı haklı mücadelesini sürdürdüğünü belirtti.Azerbaycan'ın diplomatik dengeleri ve uluslararası hukuku gözeterek askeri ve siyasi gücünü pekiştirdiğini vurgulayan Ongun, 'Buna karşılık Ermenistan ordusunun, Azerbaycan sivil yerleşim birimlerine saldırarak hem cephedeki başarısızlıklarının hem de işgal politikalarının üzerini örtmeye çalıştığını, sivilleri hedef alarak savaş suçu işlediğini görüyoruz.' dedi.'Türkiye’yi bölgeye çekmeye yönelik girişimler'Ongun, Rusya, ABD ve Fransa'nın desteğine muhtaç olan Ermenistan'ın, Türkiye’nin Osmanlı İmparatorluğu'nu yeniden canlandırmak gibi politikalar güttüğü şeklinde gerçekle bağdaşmayan açıklamalarla Batı ülkelerini kışkırtmaya çalıştığına dikkat çekerek şunları kaydetti:'Ermenistan, Kolektif Güvenlik Anlaşması Örgütü üzerinden (KGAÖ) Rus askerlerini bölgeye sokma gayretini sürdürmektedir. Dağlık Karabağ’a, PKK unsurlarını yerleştirdiği, Güney Kıbrıs Rum yönetiminden komutan düzeyinde destek aldığı, Korgeneral Apostolos Pervolorakis’in Ermeni milisleri ve PKK/YPG mensuplarını eğittiği yönündeki haberlerin basında yer alması, doğrudan Türkiye’yi provoke etmeye, kışkırtmaya ve bölgeye çekmeye yönelik girişimlerdir.' Ongun, Azerbaycan ordusu karşısında kayıpları artan Paşinyan'ın, vatandaşlarını 'cephede savaşmaya' çağırmasıyla ilgili şu değerlendirmelerde bulundu:'Paşinyan'ın, Ermeni halkını cepheye davet etmesi, kendisini mağdur, Azerbaycan’ı saldırgan gösterip, dünya kamuoyunu arkasına almaya çalışmaktan başka bir şey değildir. Bu yolla Paşinyan'ın, Azerbaycan’ı sivil kayıplardan sorumlu tutma çabası içinde olduğunu söylemek mümkün. Ermenistan’ın haksızlığı ve işgalci oluşu, BM Güvenlik Konseyinin ve AGİT’in aldığı kararlarla kabul edilmiştir. Buna rağmen yıllardır Türkiye, Azerbaycan ve Gürcistan’a yönelik tutumuyla bölgesel projelerden dışlanan, enerji güzergahı olma şansını yitiren Ermenistan, bir kez daha bölgede barış ve istikrarın önündeki en büyük engel olduğunu göstermiştir.''Uluslararası mahkemelere taşınmalı'TOBB Üniversitesi Öğretim Görevlisi Doç. Dr. Safi, Azerbaycan'ın başta BM olmak üzere uluslararası hukukun da tanıdığı gibi işgal edilen topraklarını kurtarmaya çalıştığını belirterek son çatışmaları başlatan tarafın yine Ermenistan olduğunu söyledi.Paşinyan'ın haydutlukla işgal edilen Karabağ ve etrafındaki bölgelerle yetinmeyerek ötesindeki Azerbaycan topraklarına saldırdığını vurgulayan Safi, 'Ermenistan, füzelerle Azerbaycan topraklarına ve sivil yerleşim yerlerine saldırarak onlarca masum sivili katlediyor, tartışmasız bir savaş suçu işliyor.' dedi. Safi, Ermenistan yönetiminin balistik füzelerle sivil hedeflere saldırarak savaşı genişletmek suretiyle Batı’nın müdahalesine zemin hazırlamayı amaçladığını belirterek 'Böylelikle savaş meydanında Azerbaycan ordusu karşısında yaşadığı mağlubiyetini gizlemeye çalışmanın ötesinde, savaşı yaymanın tehlikeli hesabını yapmaktadır. Türkiye ve Azerbaycan tarafı, sivil hedeflere yapılan saldırıları uluslararası yargıya taşımalıdır.' diye konuştu.Başta Rus medyası olmak üzere dünyadaki medya kuruluşlarında büyük baskı gücü olan Ermenistan'ın, 'Türkiye’nin yabancı cihatçıları, Suriye’den Karabağ’a taşıdığı' propagandasını yaptığını belirten Safi, şöyle devam etti:'Fakat Ermenistan'a destek için Suriye’den Dağlık Karabağ'a gelen PKK-Ermeni paralı askerlerin görüntülerinin de bir Ermeni milletvekilince paylaşıldığına şahit oluyoruz. Paşinyan da bir röportajında, adeta aklımızla alay edercesine, 'Ermenistan’da savaşmak için Avrupa’dan gelen Ermeni gönüllüleri bu kapsamda görmemek lazım.' diyor. Bu ve benzeri kanıtlar, uluslararası mahkemelere ve kurumlara taşınmalı ve dünya kamuoyuna da servis edilmelidir.''Rusya müdahale etmeyecektir'Safi, Rusya'nın, KGAÖ yükümlülüklerine bağlı olarak Ermenistan’a kendi topraklarına bir dış saldırı olması halinde yardım edeceğini teyit ettiğini fakat bu savaşın Azerbaycan topraklarında gerçekleştiği sürece Rusya'nın müdahale etmeyeceğini vurguladı.Uluslararası alanda Moskova’nın başını ağrıtacak en büyük unsurun, Rus balistik füzelerin Azerbaycan topraklarında kullanılması meselesi olduğuna dikkat çeken Safi, şunları kaydetti:'Türkiye, Rus yapımı bu füzelerin terör örgütlerinin eline geçmesinden de büyük endişe duymaktadır. Türkiye, hassasiyetle bu konunun hem Rusya ile ikili görüşmelerde hem de uluslararası arenada takipçisi olacaktır. Ve bu savaşın, şimdiden iki kesin mağlubu vardır; Paşinyan ve Ermenistan.Sonuç olarak, Güney Kafkasya’da Ermenistan’ın Rusya ile bugüne kadar başarıyla taşıdığı geleneksel müttefiklik ve iş birliği modelinin, Paşinya’nın Batı yönelimli bir eksen değişikliğine gitme arzusu ile kökten bozulacağı görülmektedir. Zaten 30 yıldır işgal ettiği Azerbaycan topraklarına ve sivil yerleşim yerlerine saldırarak uluslararası hukuku ağır şekilde ihlal eden Paşinyan, oynadığı oyunu daha da tehlikeli ve kanlı hale getirmiştir.'
Sarıkamış'ta Mahalleye İnen Bozayı Ve Tilki Görüntülendi
KARS (AA) - Kars'ın Sarıkamış ilçesinde havanın kararmasıyla yiyecek aramak için mahalleye inen bozayı ve tilki görüntülendi.TOKİ ve İnönü mahallelerindeki vatandaşlar, Sarıçam Ormanları içinde barınan dünyanın tek göç eden bozayıları ile tilkilerin evlerin önüne konulan çöp konteynerlerinden beslendikleri anları cep telefonu kamerasıyla kaydetti. Görüntülerde, havanın kararmasıyla mahalleye inen bozayılar, çöp konteynerlerine ulaşarak buldukları yiyecekleri yiyor.Zaman zaman duvarların üzerinde gezinen bozayılar, karınlarını doyurduktan sonra ormanlık alana dönüyor.Mahalleye inen bir tilkinin de bir süre yiyecek aradıktan sonra ormanlık alana gittiği görülüyor.Mahalle sakinleri sokaklarda gezen ayılar nedeniyle zaman zaman eve gitmekte zorlandıklarını belirtti. Vatandaşlardan Volkan Polat, her akşam ayılarla karşılaştıklarını ifade ederek, 'Şu anda ayı burada ve bırakmıyor ki eve gidelim.' dedi.
Suudi Arabistan Öncülüğündeki Koalisyon, Husilere Ait İha'yı Düşürdüğünü Duyurdu
RİYAD (AA) - Suudi Arabistan öncülüğündeki koalisyon güçleri, Husilerin Yemen'den Suudi Arabistan'a gönderdiği patlayıcı yüklü insansız hava aracının (İHA) düşürüldüğünü açıkladı. Suudi Arabistan resmi ajansı SPA'nın haberine göre, Koalisyon Güçleri Sözcüsü Turki el-Maliki, Husi milislerin Yemen'den Suudi Arabistan'ın güneyine gönderdiği patlayıcı yüklü İHA'nın imha edildiğini belirtti. Maliki, söz konusu İHA'nın 'kasıtlı olarak sivil yerleşim bölgelerine gönderildiğini' kaydetti. Husiler dün Suudi Arabistan'ın güney kesimindeki Cazan ve Ebha kentlerindeki havaalanları ile Hamis Muşayt bölgesindeki üsse İHA'larla 3 saldırı düzenlediklerini duyurmuştu.Sözcü Maliki ise daha sonra yaptığı açıklamada, Husilerin Suudi Arabistan'ın güneyine gönderdiği bir İHA'yı düşürdüklerini belirtmişti.Yemen'deki İran destekli Husiler, sık sık Suudi Arabistan'ın güney bölgelerini hedef alıyor. Uzun süredir siyasi istikrarsızlığın hüküm sürdüğü Yemen'de Husiler, Eylül 2014'ten bu yana başkent Sana ve bazı bölgelerin kontrolünü elinde bulunduruyor. Suudi Arabistan öncülüğündeki koalisyon güçleri ise Mart 2015'ten bu yana Husilere karşı Yemen hükümetine destek veriyor.
Reklam