onedio
Bu Sporcuları Ayakta Alkışlayacaksınız!
Sporun sadece bir oyun olduğunu bize hatırlatan, kaybederken bile kazanan, gerçek kazanan ve 'insan'ın sadece bir kelimeden ibaret olmadığını bize anlatan sporcuların bir derlemesi. İşte ayakta alkışlayacağınız 'insan'ların videosu:
Mersin'de Rüşvet Operasyonu
Mersin Gümrük Muhafaza Kaçakçılık ve İstihbarat Müdürlüğü ekiplerince, 'rüşvet aldıkları ve verdikleri' iddiasıyla aralarında 10 gümrük memurunun da bulunduğu 35 kişi hakkında operasyon başlatıldığı bildirildi. İstanbul'daki büyük rüşvet ve İzmir’deki liman operasyonları ilgili bakanlıklardan gizlenirken, Mersin’deki operasyonda bu kez farklı bir yöntem izlendi. Operasyona Gümrük ve Ticaret Bakanı Hayati Yazıcı’nın 'olur' vermesiyle düğmeye basıldığı ortaya çıktı. Gümrük ve Ticaret Bakanlığından yapılan yazılı açıklamaya göre, Orta Akdeniz Gümrük ve Ticaret Bölge Müdürlüğüne bağlı Mersin Gümrük Muhafaza Kaçakçılık ve İstihbarat Müdürlüğü (KİM) ekiplerince sabah saatlerinde, aralarında 10 gümrük memurunun da bulunduğu 35 kişiyle ilgili operasyon başlatıldı. Bakan Hayati Yazıcı'ya gelen ihbar mektubu üzerine başlatılan çalışmalar, Orta Akdeniz Gümrük ve Ticaret Bölge Müdürlüğüne ulaştırılan ihbar mektupları ile birleştirildi ve Mersin Cumhuriyet Başsavcılığının koordinesi ve talimatları doğrultusunda alınan izinlerin ardından Mersin Gümrük Muhafaza Müdürlüğü ve Mersin Emniyet Müdürlüğü ekiplerince genişletildi. Yaklaşık 6 ay süren çalışmalar sonucunda Mersin Yolcu Salonu Gümrük Müdürlüğünde görevli 6 gümrük muayene memuru ve 4 gümrük memurunun rüşvet aldıkları; gümrükte iş takibi yapan gümrük müşavirlik ve nakliye firması çalışanı 25 kişinin de rüşvet verdikleri iddiasıyla haklarında gözaltı kararı alındı. Soruşturma kapsamında birçok iş yeri ve evde arama gerçekleştirildi. Mersin Cumhuriyet Başsavcılığınca soruşturma dosyasıyla ilgili gizlilik kararı alındı. Bakan 'onaylı' operasyon.. İSTANBUL’daki büyük rüşvet ve İzmir’deki liman operasyonları ilgili bakanlıklardan gizlenirken, Mersin’deki operasyonda bu kez farklı bir yöntem izlendi. Mersin gümrüğünde başlatılan ve 10’u gümrükçü 35 kişinin gözaltına alındığı operasyona Gümrük ve Ticaret Bakanı Hayati Yazıcı’nın 'olur' vermesiyle düğmeye basıldığı ortaya çıktı. Erdinç Çelikkan | Hürriyet
Çok Satan Kitapların Sırrı Ortaya Çıktı
ABD'de bir üniversitede bilgisayar uzmanları, 'istatistiksel stilometri' yöntemiyle 'en çok okunanlar'ın sırrını ortaya çıkardı 'Bestseller' kitapların sırrının, klişelerden uzak durmak ve aşırı fiil kullanmamak olduğu ortaya çıktı. 'Association of Computational Linguistics' dergisinde yayımlanan araştırma, bu konudaki yapılan ilk bilimsel çalışma. ABD'nin New York kentindeki Stony Brook Üniversitesi bilgisayar uzmanları, popüler bir kitabın özelliklerini ortaya koyabilmek amacıyla 'istatistiksel stilometri' adını verdikleri bir algoritma geliştirdi. Araştırmacılar, geliştirdikleri algoritmayı bilim kurgudan şiire birçok alanda uyguladı. Bir kitabın ticari başarı elde edip edemeyeceğini yüzde 84 doğruluk oranıyla öngörebilen teknik, sözcüklerin ve dilbilgisinin kullanımını matematiksel olarak irdelemeye dayanıyor. İnternet kütüphanesi olarak da bilinen 'Project Gutenberg' arşivinden klasikleşmiş eserleri yükleyerek inceleyen bilim adamları, basılan bir kitabın çok satmasında ilginçlik, orijinallik, yazım tarzı ve öykünün ilerleyişi gibi bir dizi unsurun yanı sıra şans faktörünün de etkili olduğuna işaret etti. Bol bağlaç ve sıfat, az fiil ve zarf Çok satan kitaplarda 've', 'ancak', 'fakat' gibi bağlaçların sıkça kullanıldığını belirten araştırmacılar, ticari başarı yakalayan eserlerin aynı zamanda sıfatlar ve isimler açısından da zengin olduğunu belirledi. Raflarda kalan kitaplarda ise aşırı derecede fiil ve zarf kullanıldığı ortaya çıkarıldı. Okur tarafından ilgi gören kitaplarda düşünce süreci betimlenirken rağbet görmeyen kitaplar, çok fazla duygusallık barındırıyor.T24
Ayten'in Acıklı Akıbetini Anlattılar
1992 yılında, başlarında Yeşil kod adlı Mahmut Yıldırım'ın bulunduğu JİTEM ekiplerince kaçırılıp, işkence edilerek öldürülen 27 yaşındaki Ayten Öztürk'ün katledilmesi babası Hıdır Öztürk tarafından kitaplaştırıldı. Ayten'in babası Hıdır Öztürk'ün moderatörlüğünde çok sayıda yazar, aydın gazeteci, bilim adamı ve sanatçının katkılarıyla hazırlanan kitap 'Ayten'in Acıklı Akıbetini Anlattılar' adını taşıyor. “Kızımın kaçırıldığını duyduğumda, bu işin devlet tarafından yapılabileceği ihtimalini aklımın köşesinden bile geçmedi. İlk başta birilerinin evlenmek amacıyla kaçırdığını düşündüm. Onunla aynı iş yerinde çalışan arkadaşlarından şüphelendik, hatta bunlar hakkında şikayetçi olduk” diye anlatıyor 27 Temmuz 1992’de kaçırılan ve 11 gün sonra cesedi Elazığ Asri Mezarlığı’na yakın bir arazide toprağa gömülü halde bulunan kızı Ayten Öztürk’ün babası Hıdır Öztürk… Cesetle karşılaşma anını ise Ayten’in kız kardeşi Makbule Öztürk, şu kan donduran ifadeleri kullanarak anlatıyor: “Paramparçaydı ceset, burnu kopuk, kulakları kesik, gözleri oyuktu. Cesedin hiçbir tarafı ablama benzemiyordu. Donup kalmıştım… Önce annem hareketlendi; yüzünden kızını tanıyamayacağını anlamış olacak ki; ayaklarını incelemeye başladı. Gözleri ayak parmakları arasındaki küçücük bene takılınca yüreğimizi kanatan çığlığı kopardı. Bu arada diş doktoru nişanlım, cesedin ağzındaki dişleri inceledi, ‘Bu benim dolgumdur’ diye mırıldanınca, koroya dönüştü ağlamamız…” Yeşil’le tanıştırılıyor! Ayten Öztürk’ün kaçırılma süreci 1992 baharında başlar. Tunceli Alay Komutanı Mustafa Sabri Yazgankıran, baba Hıdır Öztürk’e arar ve kızlarını da alarak alaya gelmesini ister. Baba, iki kızı Ayten ve Makbule’yi de alarak alay komutanlığına gider. Görüşmede sakallı ve zayıf, polis olarak tanıtılan bir kişi daha vardır. O da Yeşil kod adlı Mahmut Yıldırım’dır. Aile onun Yeşil olduğunu bilmez. (Ta ki 2006 yılında gazetelerde fotoğrafı çıkana kadar) Alay komutanı iki kızın bilgilerini alır, bunları Yeşil’e verir. Hayatının hiç bir döneminde 'Devlet baba'ya karşı gelmemiş olan aynı zamanda Tunceli Özel İdare'de valinin yanında şef olarak çalışan Hıdır Öztürk'e “devlete karşı gelmeme!” konusunda uyarı çekilen baba ve kızları alaydan ayrılır. Baba yıllar sonra o görüşmenin kızlarının “infaz” görüşmesi olduğunu gözyaşlarıyla anlatır. Kaçırılıp, öldürülür Bu görüşmeden iki ay sonra 32 yaşındaki Ayten Öztürk, çalıştığı fabrikanın önünden Toros marka beyaz bir araçla, 4 kişi tarafından 27 Temmuz 1992’de kaçırılır. Ve 11 gün sonra işkence edilmiş haldeki cesedi Elazığ Asri Mezarlığı yakınlarında toprağa yarı gömülü halde bulunur. Aysel Çürükkaya’nın kardeşi Un fabrikasında çalışan bir işçi olan ve legal-illegal siyasetle uzaktan yakından ilgili olmayan Ayten Öztürk’ün tek suçu ise! bir dönem PKK içerisinde yer almış ve sonra eşi Selim Çürükkaya ile örgütten ayrılmış olan Aysel Çürükkaya’nın kız kardeşi olmasıdır. Diyarbakır’daki JİTEM binasında işkence Tunceli Alay Komutanlığı’nda Yeşil’in “imha edilecekler” listesine eklediği Ayten Öztürk, kaçırıldıktan hemen sonra Diyarbakır’daki JİTEM binasına götürülmüş ve burada günlerce işkenceye uğramıştır. Ersever ve Aygan Yeşil’i suçlamıştı Ayten’in vahşi bir şekilde JİTEM tarafından katledilmesi, Cem Ersever’in “Tunceli’de Ayten Öztürk adlı kızı Yeşil ve ekibi kaçırıp öldürdü” ile İsveç’te yaşayan PKK itirafçısı Abdülkadir Aygan’ın “Tam olarak hatırlamıyorum, yaz ayıydı. Yeşil ve ekibi Ayten Öztürk’ü Diyarbakır şehitlikteki Olağanüstü Hal Bölge Valiliği’nin yanındaki JİTEM’in kullandığı binaya getirdiler” açıklamaları ile vahşetin itirafıydı. Ajanlığı kabul etmeyince öldürdü Aygan’ın anlatımına göre Yeşil, Ayten’i Diyarbakır’a getirmiş ve “Çürükkayaların akrabası onunla işim var biraz” demişti. Aygan’a göre ajan olmayı kabul etmeyen Ayten’e Yeşil tarafından vahşi bir şekilde işkence uygulanmış ve sonunda öldürülüp gömülmüştü. Devletin kadrolu celladı, PKK içindeki ablasının intikamını Ayten’i öldürerek almıştı! Tunceli Alay Komutanlığı, Tunceli Valisi ve Yeşil ile ilgili hiçbir işlem yapılmadı; ve Öztürk’ün acılı babası 22 yıldır kızı için yürüttüğü adalet savaşını ise hiçbir zaman bırakmadı. Ve acılı anne, kızının parçalanmış cesedini pazardan aldığı gelinlikle mezara verdi... Babanın sözleri Ayten Öztürk’ün babası Hıdır Öztürk, TBMM İnsan Hakları İnceleme Komisyonu bünyesindeki Terör ve Şiddet Olaylarına ilişkin alt komisyonda konuşmuş ve “Cesedi parçalanmış, gözleri çıkarılmış, kulakları kesilmiş bir evladın babası olarak buradayım’’ sözleriyle yankı uyandırmıştı. Acılı baba dönemin Tunceli Jandarma Alay komutanı ile görüşmesinin ardından kızının ortadan kaybolduğunu ve görüşmede ‘Yeşil’ kod adlı Mahmut Yıldırım’ın da bulunduğunu söylemişti. Murat Aydın / Cnnturk.com ****
Üniversite Final Sınavlarındaki 10 Değişik Öğrenci Tipi
Bariz bir şekilde çalışmamışlardır.Muhtemelen 1 gece evvel arkadaşlarının öğrenci evinde 'sınava çalışacağız' ayağına sabaha kadar dizi/film izleyip uykusuz kalmışlardır.Yüzlerindeki umursamaz ve bitkin ifadeden de bunu rahatlıkla anlayabilirsiniz
Reklam
Sarai Sierra Cinayetinde Beklenen Rapor Geldi
Fotoğraf çekmek için geldiği İstanbul’da, Sarayburnu'ndaki surlarda 21 Ocak 2013 Amerikalı Sarai Sierra'yı öldürdüğü gerekçesi ile ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası istemiyle yargılanan kamuoyunda ‘Laz Ziya’ diye bilinen Ziya Tasalı’nın ceza sorumluluğunun tam olduğu tespit edildi. Bakırköy Prof. Dr. Mazhar Osman Ruh Sağlığı ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nden verilen raporda, “İşlediği öne sürülen suç yönelik ceza sorumluluğunun tam olduğu tıbbi kanaatini bildirir sağlık raporu oy birliği ile verildi” denildi.   Hürriyet
Reklam
Belçika Senatosu Çocuklara Ötenazi Hakkını Onayladı
Belçika 2002 yılında yetişkinler için ötenaziyi yasallaştırmıştı. Şimdi bu yasanın ölümcül bir hastalığa yakalanan ve dayanılmaz fiziksel acılar çeken çocukları da kapsaması yolunda bir öneri Senato'da onaylandı. Kimileri bunu 'mantıklı bir adım', kimileri ise 'delilik' diye niteliyor. Tedavisi olmayan bir hastalığa yakalanmış bir çocuk düşünün. Ve zehirli bir iğne ile öldürülmeyi talep edişini. Birçok insan için bu, hayal bile edilemeyecek bir kabus senaryosu. Çoğumuz bir çocuğun ölümcül bir hastalığa yakalanıp yavaş yavaş eridiği acımasız gerçeklikle yüzyüze gelmeyeceğiz muhtemelen. Fakat bazı Belçikalı çocuk doktorları, bu durumdaki çocukların acıları giderilemiyorsa, ölmeyi talep etme hakkına sahip olması gerektiğini savunuyor. Ziekenhuis Üniversitesi'nden Doktor Gerlant van Berlaer, 'Nadiren şöyle durumlar olabiliyor: Tedavi etmeye çalıştığımız ama daha iyi olmaları için hiç bir şey yapamadığımız çocuklar oluyor. Bu çocukların hayatlarına son verme kararı almaya hakkı olması lazım.' diyor. Van Berlaer ve 16 diğer çocuk doktoru, Belçikalı senatörlerin çocuklar için ötenazi yasasını kabul etmeleri talebiyle Kasım ayında bir açık mektup yayımladı. Doktor van Berlaer 'Hayır, kendimizi Allah yerine koymuyoruz, zaten sona erecek hayatlardan söz ediyoruz.' diyor: 'Doğal haline bırakıldığında sefil, acı içinde ve korkunç bir şekilde son bulabilecek hayatlar bunlar. Hastanelerde bir çok arkadaşlarının aynı hastalıktan nasıl öldüğünü görmüş olabilirler. Ve bu durumda 'Böyle ölmek istemiyorum. Kendi istediğim gibi ölmek istiyorum' derler ise, doktorları olarak elimizden gelecek tek şey bu arzularını yerine getirmek olabilir. Ben bunu yapabilmemiz gerektiğine inanıyorum.' Geçen ay Belçika Senatosu'ndan 17'ye karşı 50 kabul oyu ile geçen yasa tasarısına göre, bu hakkın kullanılabilmesi için öncelikle çocukların ötenazinin ne olduğunu anlamaları, sonra anne-babaları ve doktorlarının da bu talebe onay vermeleri koşulları konuluyor. Belçika'nın kuzey komşusu Hollanda'da ötenazi 12 yaşın üzerindeki çocuklar için, anne ve babalarının da rızası olmak koşuluyla yasal bir hak sayılıyor. Fakat Belçika'daki tasarı meclisin diğer kanadınca da onaylanırsa, dünyada ilk kez bir ülkede çocuklar için ötenazi, hiç bir yaş sınırı olmaksızın kabul edilmiş olacak. Senato'daki sosyalist grubun lideri ve tasarının destekçilerinden Philippe Mahoux, düzenlemeyi 'En büyük insanlık jesti' diye tanımladı. Mahoux, asıl skandalın, ölümcül hasta çocukların acı çekmesine dur dememek olduğunu söylüyor. Tasarıya karşı oy kullananlardan Hristiyan Demokrat senatör Els van Hoof ise insanın kaderini belirlemesi prensibinin herkesin sadece nasıl yaşayacağına değil, nasıl öleceğine de karar vermesi şeklinde yorumlanmasının yanlış olduğuna inanıyor. Van Hoof 'Tasarıyı önce akıl sağlığı sorunları olan çocukları da içerecek şekilde sunmuşlardı.' diyor ve, 'Tartışma sırasında ötenaziyi savunanlar anoreksik çocuklar, hayattan yorulan çocklar gibi kategorileri de gündeme getirdiler. Nereye kadar gidecek?' diye soruyor. Senatör van Hoof, yetişkinler için uygulanan ötenazi hakkının kaygan bir zemin olduğunun şimdiden kanıtlandığı görüşünde. 2002'de kabul edilen ötenazi yasası yetişkinlerin: yetkin ve şuuru yerinde talebi defaatle dile getirmiş tedavisi mümkün olmayan ciddi bir hastalık nedeniyle dayanılmaz fiziksel ya da zihinsel acılar içinde olmalarını şart koşuyor. Fakat 2013 yılı içinde Belçika'da kamuoyu gündemine gelen iki vaka, van Hoof'un kaygılarını iyice artırmış. Marc ve Eddy Verbessem, genetik bir hastalık nedeniyle bir süre sonra göremeyeceklerini öğrenince, artık kendi başlarına yaşamlarını sürdüremeyeceklerini düşünerek ötenazi talebinde bulunmuşlardı. Bunu dokuz ay sonra kadından erkekliğe geçiş yapan transseksüel Nathan Verhelst'in ölümü izledi. Bir dizi cinsiyet değiştirme ameliyatı başarısız olunca ölmek istemişti. Els van Hoof, danıştığı bir hukukçuya göre, ikizlerin muhtemelen yasadaki ötenazi kriterine uyduğunu söylüyor, ama Nathan Verhelst'in durumu onu kaygılandırıyor. Her üç olayda da ötenazi kararını onaylayan kişi, Brüksel Üniversitesi'nden onkolog ve geçici bakım uzmanı Profesör Doktor Wim Distelmans. Dr. Distelmans aynı zamanda doktorlar, hukukçular ve ilgili tarafların yasanın uygulanışını denetlemek üzere biraraya geldiği Ötenazi Komisyonu'nun eş başkanı. Ötenazi konusunda eleştirileri olanlar bu komisyonun yasanın kabul edildiği 2002'den 2012'ye kadar gerçekleştirilen 6 bin 945 ötenazi vakasının hiçbiri hakkında savcılıktan soruşturma istemediğine dikkat çekiyorlar.Yani komisyon on yıl içinde, istisnasız bütün ötenazi uygulamalarını yasaya uygun bulmuş. 2012 yılının 20 Nisan'ında kimya dalında öğretim üyesi Tom Mortier'e Brüksel'deki bir hastaneden telefon gelmiş. Annesinin öldüğü bildirilmiş. 64 yaşındaki Godelieva de Troyer depresyon geçiriyormuş. Ölmeden üç ay önce oğluna üç e-posta göndererek doktorlarından ötenazi istediğini bildirmiş. Ama Mortier doktorların buna asla izin vermeyeceğini düşünmüş. Tom Mortier çok öfkeli. Annesinin 'ölmeye hakkı olduğu' tezini kabul etmiyor. 'Benim bakışıma göre bu hastalar için değil doktorlar için çıkarılmış bir yasa. Böylelikle ceza almaktan kurtuluyorlar' diyor. 'Ötenazi etik olmayan bir şey. Hastanı öldürüyorsun. Şimdi de bunu bir tür en büyük insan sevgisi gibi lanse ediyorlar. Belçika ne hale geldi, anlamıyorum...' diye konuşuyor. Bu yasanın çocukları içerecek şekilde genişletilmesi girişimi ise Mortier'e göre 'delilik'. Doktor Marleen Renard Leuven Ünivertise Hastanesi'nde çocuklar için geçici bakımdan sorumlu bir onkolog. Çocuklar için bir ötenazi yasası çıkarmanın gerekmediğini, ölmekte olan çocukların acısını dindirecek yollar bulunduğunu söylüyor. 'Acıyı bastıramazsak, çocuğu uyutabiliyoruz. Eğer bunu da artık gerçekten insanlık dışı bulmaya başlarsak, Etik Komisyonuna giderek çocuğun hayatının sonlanması için izin istiyoruz. Ama bunu yapmak için çok sayıda kişinin hemfikir olması gerekiyor.' diyor. Renard, kendi tecrübesine göre çocukların 'ölmek istiyorum' demediğini söylüyor. 'Çok sayıda büyük acılar çeken ergen çocuk gördüm. Daima bir sonraki günden umutları vardır. Hiç bir zaman hiçbiri bana 'Artık dayanamıyorum, ne olur durdurun bunu' demedi. ÖLmek değil, yaşamak istiyorlar.' Çocuklar ölmek istediklerini söyleseler bile, acaba böyle bir kararı verebilecek olgunluktalar mı? Ötenazi savunucusu Doktor Gerlant van Berlaer, ölümcül bir hastalığa yakalanan ve yaşamlarının önemli bir kısmını yetişkinlerle geçiren çocukların çok erken büyümek zorunda kaldıklarını düşünüyor. Kendi oğlu 8 yaşında kanserden ölen ve şu anda Leuven Üniversite Hastanesi çocuk onkoloji bölümünde gönüllü olarak çalışan Feike van den Oever da bu görüşte. 'Onunla sohbetlerimizde, çocuğun nasıl yaşının çok ötesinde bir düzeyde düşündüğünü farkedebiliyordunuz.' diyor ama 'Çocuklar neler olup bittiğini anlıyor. Peki bu ötenazi talep edebilecek kadar mı? Bence hayır.' Tasarı yasalaşırsa kaç çocuğun ötenazi isteyeceğini bilmek mümkün değil. Yetişkinler açısından bu sayı 2002'den bu yana her yıl arttı. Kanser hastalarının yüzde 80'i ötenazi istiyor. Ötenazi hakkını ilk savunanlardan Doktor Jan Bernheim, ne zaman öleceğini ve acısız, seçtiği bir zamanda ölebileceğini bilmesinin hastaların kalan günlerinin kalitesini yükselttiğini, onlara moral verdiğini söylüyor. 'Acı bütün diğer faktörlerin üzerine çıkan bir şey. Günler süren acılar, inlemelerle ölmek yerine bir törenle, genellikle hoş bir duygusal ortamda ölüyorlar.' diyor. Bir çocuğun ölümü kuşkusuz bir trajedi. Fakat Belçikalı çocuklara hayatlarına son verilmesini isteme hakkı verilecek mi, bunu bu yılın ilk aylarında Belçika parlamentosunun diğer kanadında yapılacak oylama belirleyecek. Linda Pressly Belçika | BBCTürkçe
Engelli Mankenler ile Güzellik Algımıza Gönderme
İsveçli Pro Infirms engelli insanlar için kurulmuş bir yardım vakfı. Vakıf insanların aklındaki güzellik anlayışını tersine çevirmek  ve engelli insanların da farkındalığına dikkat çekmek için bir reklam kampanyası oluşturmuş. Kampanyanın sloganı “ Kim Mükemmel Ki? Yaklaş.” olarak belirlenmiş ve engelli birçok kişinin mankeni yapılmış. Sonra bu mankenler Zürih’teki bir alışveriş sokağındaki ünlü mağazaların vitrinlerine koyulmuş. Gerçekten dikkat çekici ve başarılı bir çalışma. Bu sayede engelli insanlarında aramızda olduğu ve duyarsız kalmamamız gerektiğini tekrar bizlere hatırlatmıştır. Özellikle projenin yapılış aşamalarını anlatan videoyu mutlaka izleyin.
Reklam
İşte Başbakan Erdoğan'ın Mal Varlığı...
AK Parti basın sözcüsü Hüseyin Çelik, Kemal Kılıçdaroğlu'nun grup toplantısında “Başbakan çıkıp mal varlığını açıklayabiliyor mu?” şeklindeki açıklamasına şu şekilde cevap vermişti:  Başbakan çıkıp mal varlığını açıklayabiliyor mu diyor. Başbakanlığın sitesine lütfen girin. Başbakan bölümünü . Başbakan özgeçmişinin altına koymuş ve sürekli güncelleniyor. Başbakan, başbakan olduğundan beri var. Her milletvekilliği döneminin başında her vekil mal beyanını meclise verir. Biz getirip de Sayın Kılıçdaroğlu'na verecek değiliz mal beyanımızı. Hangi kuruluş isterse alıp öğrenebilir. Bütün halka çağrıda bulunuyorum. Başbakanlık.gov.tr'ye girin.Başbakan bölümüne tıklayın ve mal varlığını görün. Başbakanlık sitesinde Başbakan Erdoğan’ın malvarlığı aynen şu şekilde: Mal Beyanı 16 Haziran 2011 tarihi itibariyle Başbakan Sayın Recep Tayyip ERDOĞAN’ın mal beyanı aşağıda sunulmuştur. A - TAŞINMAZ MAL BİLGİLERİ Güneysu-Dumankaya Köyü 2.000 metrekare arsa (Maliyeti 10 bin TL) B - BANKA VE MENKUL DEĞERLER Banka hesaplarında toplam 3.390.384 TL, 25.000 £, 199.867 $ C- ALACAKLAR 500.000 TL Milliyet
İstanbul 1964 Senesinde Nasıldı?
İstanbul'un 1964 senesindeki hali, profesyonel bir biçimde kameraya alınmış. Her şeyden uzaklaşmak istiyorsanız bu videoya 10 dakikanızı ayırmanız yeter. İyi seyirler...
İyi ki Doğdun Simone de Beauvoir!
Fransız yazar filozof Simone de Beauvoir'un 106. doğum günü bugün özel bir Doodle ile kutlanıyor. SIMONE DE BEAUVOIR KİMDİR? Simone de Beauvoir 9 Ocak 1908 ile 14 Nisan 1986 yılları arasında yaşamış ünlü bir yazardır. Simone de Beauvoir'un en önemli eseri ise 1949 yılında yazdığı İkinci Cins eseri ile tanınmıştır.Bu baskıda kadınların gördüğü baskıların bilimsel incelenmesini yaptığı ve modern feminizmin temellerini ayrıca “Kadın doğulmaz kadın olunur' prensibini anlatmaya çalışmıştır. Simone de Beauvoir'un hayatı Simone de Beauvoir 9 Ocak 1908’de Paris’te Georges Bertrand ve Françoise (Brasseur) de Beauvoir çiftinin kızı olarak dünyaya gelmiştir. Geleneksel bir ailenin büyük kızıdır. Otobiyografisinin ilk bölümünde (Bir Genç Kızın Anıları) dinine ve ülkesine bağlı ataerkil bir ailenin sorumluluklarla donatılmış kızı olarak yaşadığı dönemden bahseder. Kişiliğinin koyu katolik annesinin ve bilinemezci babasının karşıtı olarak şekillendiği söylenebilir. Çocukluk ve ergenlik çağını etkileyen iki ilişkisinden biri kardeşi Helen diğeri arkadaşı Zaza ile olan ilişkisidir. Helen’in küçüklüğünden itibaren ona sürekli bir şeyler öğretmeye onu yetiştirmeye çalışmış ilişkisinde öğretici bir kaygı içinde olmuştur. Zaza ise trajik yaşamı ve ölümü ile Simone’nun karşılaştığı ilk sorunu oluşturuyordu. Matematik ve felsefede Baccalauréat sınavını geçtikten sonra Katolik Enstitüsü’nde matematik öğrenimi ve Saınte Marie Enstitüsünde yabancı dillerde yazın eğitimi gördü. Daha sonra Sobone’da felsefe eğitimi aldı. 1929’da seçkin Ecole Normale Superieure’ye kayıt olan ve Sabone’da kurs almakta olan Jean-Paul Sartre ile tanışır. Beavuvoir’un Ecole Normele’de eğitim gördüğü yanlış ve yaygın olan bir bilgidir. Ancak bu okuldaki Sartre ve felsefe gurubundaki diğer insanlar tarafından iyi tanınmaktadır. 1929’da felsefede Agregation başaran en genç öğrenci olur. Sartre o yıl birinci olur, Simone ise ikinci. Ancak herkes bilir ki de Beauvoir felsefede en iyi idi. Sartre’a birincilik erkek olduğu için verilmişti. Sorbonne’da iken hayatı boyunca bilinecek lakabı Castor(Cesur) edinecektir. 1943 yılında Simone Konuk Kız (L'Invitée) adlı Rouen okulundaki öğrencilerinden Olga Kosakiewicz ile olan kronik lezbiyen ilişkisinin öyküsünü yayınladı. Bu öykü aynı zamanda de Beauvoir ile Sartre arasındaki karmaşık ilişkiyi ve ilişkinin bu üçlü ilişkiden nasıl zarar gördüğünü anlatır Ve II. Dünya Savaşı'ndan sonra De Beauvoir Sartre’ın Maurice Merleau-Ponty ve diğer arkadaşları ile kurduğu Modern Zamanlar (Les Temps Modernes ) adlı politik gazetede çalışmaya başladı. De Beauvoir bu gazetede kendini geliştirdi ve ölümüne kadar editör olarak çalışmaya devam etti. Haber Türk
Reklam
Reklam
"Farklı" Olduğunu Nasıl Anlarsın?
Farklılık her zaman ilgi çekmiş bir olgudur. Ama tabiki etkisi kadar yan etkisi de fazladır. Ne kadar farklı olduğunu merak mı ediyorsun ? O zaman aşağıdaki maddeleri oku ve farklılığını kendin belirle :)
İşte Dünya'nın Kalp Atışı
Bilim insanlarının, Dünya’nın ‘kalp atışını’ dinlemek için 1990’da başlattığı proje başarıya ulaştı. Almanya’da açılan 9101 metre derinliğindeki teleskop, Dünya’nın en derin noktasındaki sesi kaydetti. Dünya’nın çekirdeğine inecek en derin sondajı yapmak ve gezegenimizin derinliğindeki sesi dinlemek için 20 yılı aşkın bir süredir çalışan bilim insanları, amaçlarına ulaştı. Almanya’nın güneyinde, 300 milyon yıl önce süper kıta Pangea’yı oluşturan iki kara parçasının birleştiği noktada sondaja başlayan araştırmacılar, on yıllar süren çalışma sonunda yerkabuğunu 9101 metre delmeyi başardı. İŞTE O SES Yapılan çalışma, kayaların ısı haritasından, sismik basınca ve kaya katmanlarının yapılarına kadar bilim insanlarına birçok yeni bilgi sundu.Ancak araştırmacıların en çok merak ettiği sorulardan bazıları, en derin noktada nasıl bir ses olduğu, hatta nasıl bir kokuya sahip olduğuydu. Hollandalı sanatçı Lotte Geeven, Almanya Yerbilimi Araştırma Merkezi’ndeki bilim insanlarının yardımıyla gerçekleştirdiği çalışmada, sondaj çalışması sona eren delikteki sesi yakalamayı başardı. DERİNLİKTE YATAN GİZEM Dünya’nın en derin noktasına inme çabası, ilk olarak 1970 yılında Sovyet Rusya’da, Kola Yarımadası’nda başlatılan sondaj çalışmasıyla hayata geçti. Kola Superdeep Borehole adı verilen ve olabildiğince derine inmeye çalışan sondaj projesini temsil eden çalışmada, 12 bin metrenin ötesine geçen Ruslar, 180 dereceye varan sıcaklıklar nedeniyle 15 bin metre hedefine ulaşamadı. Bavyera eyaletinde 1990 yılında başlayan KTB Borehole projesi ise 9101 metrede durdu. Geeven, ses mühendislerinin yardımıyla bu derinlikteki sismik aktiviteyi okumayı başardı ve ‘Dünya’nın kalp atışı’ ilk kez duyurdu. Günümüzde, Katar’dan ABD’ye kadar dünyanın birçok noktasında derinlikleri 9 bin metrenin ötesine geçen sondaj delikleri bulunuyor. Milliyet
Reklam