Japonya'da bir domuzun şehre inip ortaokul öğrencilerine saldırdığı ihbarı üzerine olay yerine giden televizyon ekibinin muhabiri, hayvanın saldırısına uğradı.Hoşnu Adası'nda kurulu bulunan kobe kentinde şehre inen bir yaban domuzunun, bir sitede ortaokul öğrencilerine saldırdığı ihbarı üzerine olay yerine giden televizyon ekibi, hayvanı görüntülemeye başladı. Ancak, çevrede gördüğü insanlara saldıran vahşi hayvandan, ekibin kameramanı da nasibini aldı. Domuz, omzunda kamera, olayı görüntüleyen basın mensubunun peşine düştü.
Okullar bitti, şimdi yaz... Reklamların aksine tatilde yurt dışına çıkamayan yada güneyde kendine yer beğenemeyen öğrencilerimiz yazın da çareyi sabahlara kadar pes atarak ya da bir bölüme bir bölüm daha diye dizi izleyerek geçirecek. Ancak dizi dediğinin de sarması gerek, soluk soluğa izleyeceksin ki tadı çıksın. Böyle diziler de iki elin parmaklarını geçmez. Lost'u, Prison Break'i, Breaking Bad'i çoktan devirmiş arkadaşların yeni şeylere ihtiyacı var. İşte bu da bir tavsiye yazısıdır. Türk Dizi tarihinden bir de Ezel gibi bir dizi geçmiştir. Monte Kristo'dan esinlenilmiş bir intikam dizisi, uyarlama değil çünkü çıkış noktası hariç olayların gelişimi bambaşka bir seyirde ilerliyor ... Türk seyircisinin alışkanlıklarının dışında, flashbackler flashforwardlar gırla giderken elinde örgü ören teyzelerimiz bile Ömer'e ağlamaktan Ezel'e hayranlık duymaktan geri kalmadılar. İki sezon sürdü bitti dünyaya yayıldı. Güney Kore'den dahi ödül geldi. Onu izleyen bir kuşağın dünyaya, dostlarına güveni kalmadı... Her an bir ihaneti yaşar gibi, her an intikam peşinde... Şimdi Türk dizisi deyip, burun kıvıran arkadaşlarımız şöyle buyrun.
Mersin'de büfeden daha çok bulabileceğiniz tek işletme türüdür. Şüphesiz ki en iyisi Mersin'de yapılır. Sonradan yoğurtlu, tavuklu versiyonları çıksa da asıl tantuni koyun etinden yağlı etle yapılandır. Biftek tercih edenlerin sayısı da az değildir.
Birini ya da bir şeyi sevmek, onun bize hissettirdikleri ile alakalıdır. Şarkıları da ancak hissedebildiğimiz oranda yorumlar ve böylelikle onları sevip sevmediğimize karar veririz. Sevmek ancak bir bütünün tüm parçalarını anlayıp benimseyerek olur. Bu yüzden bir şarkıyı sevmek için önce onu doğru duyduğumuzdan emin olmalıyız! İşte elektronik müzik tutkunlarının en sevdikleri şarkıları en doğru şekilde dinlemelerini sağlayacak 5 kulaklık.
Breanna Youn adındaki küçük Koreli kız, üstün yeteneği sayesinde, 4 ya da 5 yaşındayken çok güzel roller yapabiliyor. Annesiyle beraber yaptığı rol denemelerinden birisi de 'Can you cry?- Ağlayabilir misin?'. Eminiz ki, bundan 10-15 sene sonra çok başarılı bir aktris olacaktır. Çünkü İngilizce'ye de çok hakim.
Ailenin tecrübe kazanmış olmasından mıdır, acemilikten ilk çocuğu iyi yetiştirememesinden midir bilinmez ama kardeşlerin daha bir güzel / yakışıklı olduğu gerçeği ile yüz yüzeyiz. Tamam siz bunun istisnasınız onun farkındayız, bu galeri diğerleri için. Siz üzerinize alınmayın lütfen.
LGBTİ Onur Haftası’nda verilen Hormonlu Domates Ödülleri bu yıl 10. kez sahiplerini buldu. Başbakan Tayyip Erdoğan , siyaset dalında Hormonlu Domates’e layık görüldü. Erdoğan geçen sene de 'Allah'a Havale Ediyorum' kategorisinin kazananı olmuştu. Erdoğan’ın yanı sıra sansür alanında TBMM’ye ödül verilirken, kurum alanında İçişleri Bakanlığı’na, medya alanında Yeni Akit gazetesine Hormonlu Domates Ödülü verildi. Hormonlu Domates Ödüllerinde bu yıl tartışmalara neden olan Barış ve Demokrasi Partisi (BDP) Gençlik Meclislerine verilecek “Genel Ahlaksız Özel Ödülü” gecede anons edilmedi. Bianet’te yer alan habere göre, dün İstanbul Şişli Kent Kültür Merkezi’nde düzenlenen 10. Hormonlu Domates Ödül Töreni’ni Seyhan “Matmazel Coco” Arman sunarken, Ayta Sözeri ve Esmeray da sahnedeydi. Adını, Erman Toroğlu’nun “Hormonlu domates yemeyin homoseksüel olursunuz” açıklamasından alan ve 2005’ten beri homofobik ve transfobik kişi ve kurumlara verilen Hormonlu Domates Ödülleri’nin bu seneki kazananları ve gerekçeleri şöyle: Siyaset: Recep Tayyip Erdoğan Ödülü yerel seçimlerde belediye meclisi adayı olan Boysan Yakar ve Sedef Çakmak verdi. 'Erdoğan’ın “Alevilik Hz. Ali’yi sevmekse ben dört dörtlük bir Alevi’yim” açıklamasına cevaben attığı “Başbakandan 'Dört dörtlük ibneyim. İbneliği sizden öğrenecek değilim' açıklaması bekliyoruz' tweetindeki ibne sözcüğü sebebiyle Erdoğan Levent Pişkin’e hakaret davası açtı.' Sansür: TBMM 'Meclisin internet bağlantısı üzerinden Lambdaistanbul ve Kaos GL gibi LGBTI örgütlerinin internet sitelerine erişim filtreleme sebebiyle engellenmiş durumda.' Kurum: İçişleri Bakanlığı 'Eşcinsel olduğu gerekçesiyle işkence altında sorgulanan polis memurlarına, tanıdıkları diğer eşcinsel memurların isimlerinin verilmesi yönünde de baskı uygulanıyor. Eşcinsel polis memurları, en ağır disiplin cezası uygulanarak birbiri ardına devlet memurluğundan çıkartıyor.' Medya: Yeni Akit Gazetesi Ödülü İMC TV muhabiri Michelle Demishevic verdi. 'Hormonlu’nun vazgeçilmezlerinden Yeni Akit Gazetesi, bu kez hakim karşısında kendini şu sözlerle savundu: “Eşcinsellik ve türevleri ruh hastalığıdır. Eşcinsellik ve türevlerinin normalleştirilmesine dair çalışmalar kabul edilemez. Bunun sağlıklı bir durum gibi gösterilmesi anayasada toplumun temeli olarak tanımlanan aileyi dinamitlemektedir.” Bu sözlerin ardından 2. Asliye Ceza Mahkemesinde görülen duruşmada hakim Yeni Akit’e “beraat” kararı verdi. Karar, Kaos GL Derneği tarafından temyize götürüldü.' Yaşam Alanları : Kızılay AVM 'Cumhurbaşkanı Gül’ün talimatı var, sizin türdeki insanları almıyoruz' açıklamasıyla 3 trans kadının girişini engellediler. Eğitim : Yeditepe Üniversitesi Ödülü Liseli LGBTİ'den Emre Demir verdi. 'Cinsel kimliğinden dolayı trans kadını kampüse almayan Yeditepe Üniversitesi, LGBTİ araştırmaları yürütecek öğrenci klübünün başvurusunu “okulun ününe zarar vereceği” ve “okulda rahatsızlık yaratacağı” gerekçesiyle geri çevirdi. Üniversite yönetimi, sinema klübünün göstermek istediği filmlerin içinden LGBTİ içerikli olanları ayıklıyor ve sansürlüyor.' Eğlence Dünyası: Okan Bayülgen Ödülü oyuncu Ayta Sözeri verdi. 'Çocuklara yönelik cinsel taciz üzerine konuşulan programda, erkek çocuklarının genelevler olmadığı için birbirleriyle cinsel ilişkiye girdiklerini ve bu sebeple eşcinselliğin arttığını söyleyen Bayülgen, sadece homofobiden değil, “konuşmazsa ölecek” hastalığından da muzdarip.' Spor: Mateja Kazman 'Fenerbahçe’nin eski futbolcusu Mateja Kezman, Amsterdam Pride’a futbolcuların destek vermesi üzerine homofobik açıklamalarda bulundu. Sırbistan’ın FK Vojvodina takımında sportif direktörlük yapan Kezman, eşcinselliğin bir hastalık olduğunu ve teşvik edilmemesi gerektiğini söyledi.' Beynelmilel: Rusya “Eşcinselliğin proragandası”nı geçtiğimiz Temmuz ayında çıkarılan bir yasayla yasaklayan Rusya, LGBTİ bireylerin örgütlenme haklarını ellerinden alırken, nefret suçlarının artmasına sebep oluyor. Vladimir Putin ise tüm Avrupa’ya kendi yolunu takip etmeye davet ediyor.'
Tarihin en eski vasiyetnamesi bulundu. Vasiyetname, Asurluların yaşadığı ve Anadolu'nun yazı ile tanıştığı ilk yer olan Kayseri'nin Kültepe bölgesindeki kazılarda bulundu. 68 yıldan beri kazı çalışması yapılan Kültepe'deki vasiyetin 4 bin yıllık olduğu belirlendi. Vasiyet aynı zamanda bir anıt mezardan çıkan ilk çivi yazılı tablet. Üzerinde de bir babanın oğluna hitabı yer alıyor. Ankara Üniversitesi Arkeoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Fikri Kulakoğlu, vasiyette tam olarak 'Bu mektubu okuduğun zaman bu eşeğin sahibine git. Eşeğin sahibine 1/3 mina gümüş ver.' yazdığını belirtti. Baba vasiyetinde, oğlundan borcunu ödemesini istiyor. Vasiyetname ile kazılardan çıkan diğer eserler, UNESCO Dünya Bellek Listesi'ne alınacak. TRT Haber
Gezi eylemlerine katıldığı için 98 yıl hapisle yargılanan ve PKK'ya katılarak gündem olan Ayşe Deniz Karacagil Sterk tv'ye konuştu. Arayışının Gezi eylemleriyle derinleştiğini vurgulayan Ayşe Deniz 'Sistemin dayattığı bir yaşam çizelgesi var. Oku iş sahibi ol, evlen, mülkiyet edin... Bunu sorgulamaya başladım.' dedi. Gençliğe seslenen Ayşe Deniz 'Bütün gençliğe şunu diyebilirim ki duymadığınız o sesleri duymaya çalışın. Duymanızı istemeyenler var. Kulaklarınızın önüne dikilen duvarları yıkın.' dedi. Kürt sorununa ezberlerle bakılamayacağını vurgulayan Ayşe Deniz 'Doğuda bir şeyler oluyor diye söylenir hep ama gelip bakmıyoruz.' dediği açıklamasında 'Siyaset dili hep lafta kalıyor. Ben bunu pratiğe dökmek istedim. Teori olmadan pratik pratik olamdan teori olmaz. Ben bunu gerçekleştirmek istedim.' dedi. GEZİ'DE BİR İSYAN YAŞANDI BEN DE DAHİL OLDUM Aileden gelen bir Yörüklük var. Sistemin dayattığı bir yaşam çizelgesi var. Oku iş sahibi ol, evlen, mülkiyet edin... Bunu sorgulamaya başladım. Bu sistemin içinde nerede yer alacaktım? Özüm nerede? Taksim ve Gezi sürecinde çoğu insan bu soruları sordu. Sorunların hak taleplerinin yankılandığı bir isyan yaşandı. Ben de bu isyana bu sorularla dahil oldum. MESELE KIRMIZI FULAR DEĞİLDİ Asıl şey kırmızı fular değildi. Sosyalizmin simgesi kırmızı fular değildi. Devletin üstümüze attığı yafta bununla sınırlı değildi. Devletin devrimcileriden ve halkların taleplerinden korktuğu anlamına geliyordu. SİYASET DİLİ LAFTA KALIYOR BEN PRATİĞE DÖKMEK İSTEDİM Doğuda bir şeyler oluyor diye söylenir hep ama gelip bakmıyoruz. Siyaset dili hep lafta kalıyor. Ben bunu pratiğe dökmek istedim. Teori olmadan pratik, pratik olmadan teori olmaz. Ben bunu gerçekleştirmek istedim. Bu derenin akışını, kuşları, buradaki bütün canlıları, buradaki yoldaşların oluşturduğu enerjiyi duyabilmek bende de bir öze ulaşmaya yardımcı oluyor. İnsanlar artık insanlık kavramına ulaşabilmeli. GENÇLER DUYAMADIKLARI O SESLERİ DUYMAYA ÇALIŞSIN Bütün gençliğe şunu diyebilirim ki duymadığınız o sesleri duymaya çalışın. Duymanızı istemeyenler var. Kulaklarınızın önüne dikilen duvarları yıkın. O sese ulaştığınızda o sese se katabilmeliyiz. O zaman insanlığın konuşulduğı bir dünyanın kurulabileceğine inanıyorum. Bu sadece insanlık savaşı değil. Tüm dünyanın evrenin bir varoluş arayışıdır.Gazeteport
Rebul Eczanesi 1895’ten beri hizmet verdiği Rumeli Han’dan taşınıyor. Eczane taşınmasını, kapısına astığı 28 Haziran’da Meşelik Sokak'taki Rebul 1985 Eczanesi’nde hizmete devam edeceği yazısıyla duyurdu. Babasının yanında çıraklık yaptığı eczaneyi 50’yi aşkın yıldır işleten Mehmet Müderrisoğlu Bianet'e konuştu. Beyza Kural'ın haberine göre satın alınan binanın altının alışveriş merkezi üstünün de otel olacağını, eczaneyi Bağdat Caddesi’ne taşıyacaklarını anlatan Müderrisoğlu Beyoğlu’nda da Meşelik sokakta oğlu Kerim’in işlettiği Rebul 1895’in hizmete devam edeceğini söyledi.Rebul’un 120 yıllık öyküsü Rebul 1895’te Jean Cesar Reboul tarafından “Grande Pharmacie Parisienne' (Büyük Paris Eczanesi) adıyla açıldı. Müderrisoğlu şöyle diyor; Grande Pharmacie Parisienne açıldığında; Sinema daha bulunmamıştı, Marconi telsizi bulmamıştı, Konrat rontgeni keşfedilmemişti, Kodak fotoğraf makinesi yoktu, Wright kardeşler henüz ilk yaptıkları uçakla uçmamışlardı, Titanik batmamıştı, 1897’de nüfusu bir milyon 59 olan İstanbul bugün 14 milyon kişiye gelirken hizmet verdiğimiz nüfusun yüzde 92 buçuğu yoktu. Mehmet Müderrisoğlu’nun babası Kemal Müderrisoğlu stajyer olarak girdiği eczaneye önce ortak oldu. Kemal ve Rebul adıyla devam eden eczane Kemal Müderrisoğlu’nun 1939’da eczaneyi devralmasıyla Rebul Eczanesi adını aldı.Lavanta kolonyası Lavanta kolonyası 1938'de, eczanenin alt katındaki laboratuarda üretildi. Önceleri Reboul'un bahçesinden yetiştirilen lavantaların uçan yağlarından elde edilen kolonya, daha sonra her yıl Fransa'nın güneyinde Grasse kentine yakın bölgelerden gün ağırana kadar toplanan, lavanta çiçekleri ile üretilmeye başlanır oldu. Lavanta kolonyasının üretimi şimdi fabrikada devam ediyor.Babadan oğula miras Mehmet Müderrisoğlu ilkokul dörtteyken eczanede ilk akşam nöbetini tuttuğunu anlatıyor. “O zaman Taksim’de oturuyorduk. Nöbeti tuttum, gece 12 olunca kepengi inerdi. Buradan Taksim’deki eve dek yürüdüm. Arkamda kalfamız varmış, haberim yoktu. Kapıyı açınca babamın lambasının söndüğünü görmüştüm. İlk o zaman nöbeti tuttum, yarım asır geçmiş.”Beyoğlu’nda dönüşüm Müderrisoğlu Rumeli Han’ın alışveriş merkezi ve otel olacağını söylerken İstiklal Caddesi’ndeki dönüşümden ve hukuki süreçten bahsetti. “Beyoğlu’nda müthiş bir değişim var. Bu sırada Ziraat Bankası binası, Benetton binası, Rumeli Han, Demirören ve Emek sinemasının olduğu binalar yan yana AVM oluyor. “Herkes binayı zamanında neden almadığımızı soruyor. Bütün binayı satın almak bizim işimiz değildi. Bu dükkanı almaksa, hisse alıyorsun, kat mülkiyeti yok, o olmayınca esprisi de yok. Biri yüzde 99’u alırsa sen de satacaksın. O yüzden almadık.” “120 yıl kaldık burada. Adam parayı verdi, binayı satın aldı. Dava açtık, iki sene sürdü. Hiçbir kanun böyle bir hadiseyi korumuyor. Yurtdışında nasıl koruyorlar bilmiyorum, kahveyi bile yerinden çıkarmıyorlar. “Bize de yavaş yavaş bavul toplamak kaldı. Yapacak başka bir şey yok.” Dönüşümün nereye varacağıyla ilgili ise “Hangi şeyin sonunu görebiliyorsunuz? Türkiye’de pek çok şeyin sonunu görmek mümkün değil” diye konuşuyor.Rebul atmosferi Müderrisoğlu Rebul’un değişik bir atmosferi olduğunu, taşınma kararını duyan pek çok kişinin kendisini aradığını anlatıyor. “Bizim hiç müşterimiz yoktu, hep dostlarımız vardı. Buraya gelip giden insanlar dostlarımız oluyor. Balıkesir’den gelen müşterimiz var. Ayda bir kere elinde uzun bir listeyle geliyor, her ihtiyacını alıyor. Gelirken yoğurt, peynir getirir. “Antep’ten beş-altı haftada bir gelen müşterimiz var. Geldiğinde bütün eczane baklavaya doyar.”Beyza Kural | Bianet
ELAZIĞ Fırat Üniversitesi'ndeki 12 öğrencinin, okuldan ayrılarak Tunceli'nin kırsal kesiminde PKK'nın dağ kadrosuna katıldıkları iddia edildi. Örgüte yakın bir internet sitesinde, dağa çıkan öğrenciler, PKK'lı kıyafetleri giyip açıklama yaptı. DHA'nın haberine göre, PKK'ya katıldıkları belirtilen A.A., M.A., M.Ç., U.Ç., H.U., S.B., C.G., R.B., R.Y., K.A., M.K. ve T.A.'nın yakınları, bu haber üzerine güvenlik güçlerine başvurarak, çocuklarının kurtarılmasını istedikleri belirtildi. Başlatılan soruşturma devam ediyor. Örgüte katıldıkları ileri sürülen öğrencilerin yeraldığı bir video da örgüte yakın internet sitelerinde yayınlandı. Elazığ | DHA
Üniversitelerde okunan bölümlerin bir fotoğrafla neleri çağrıştırdıklarını görmek isteyenler listeye baksın. Bunlarda tabii popüler kültürün etkisi gayet fazla. İnternet ve televizyonlarda yayınlanan ve görülen şeyler bölümlerin adları geçtiğinde aklımızda bazı resimler canlanmasına yardımcı oluyor.
Sentetik uyuşturucu bonzai gençler için büyük tehlike oluşturuyor. Bonzaiyi kokusu ve kolay içimi nedeniyle 'doğal ottur’ algısı yaratarak piyasaya sürüyorlar. Al Jazeera, Türkiye'nin doğusundan batısına bu ölümcül maddenin etkilerini, nasıl yaygınlaştığını haberleştirdi. Murat Eğilmez'in haberi...'Midemiz boş olduğu halde sürekli kusuyorduk. Ciğerlerimiz ağzımından çıkacaktı, en son tövbe ettik. Böyle bir kafa yok. Bunun bir krizi var, geldi mi her şeyi yaptırır.' Eski bir bağımlı olan C.C.'nin anlattığı maddenin adı; Bonzai. Adı, Japon süs bitkisi Bonsai'den geliyor. Bon (tabak) ve Sai (ağaç) kelimelerinin birleşmesiyle 'tabakta ağaç' anlamına gelen bu süs bitkisinin rahatlatıcı etkisine atıf için bu maddeye bonzai adı verilmiş. Narkotik dilindeyse, bonzai ya da jamaikan olarak bilinen uyarıcı ve halisünatif etkiler yaratan kimyasal madde anlamına geliyor. Bonzai, Türkiye de dahil özellikle Avrupa ülkelerinde gençleri hedef alıyor. Yaydığı nane, kekik kokusuna aldanan gençler, çoğunlukla sigaraya katarak içtikleri sentetik türevli bu maddeyi soluyor ve bağımlılığa adım atıyor. Türkiye'de son günlerde gençlerin ölümleriyle sık sık gündeme gelen bu maddenin nasıl bu hızla yaygılaştığı ve tehlike haline geldiği merak ediliyor. 'Ölümün eşiğinde gezintiye çıktık' Hayata son anda tutunan eski bir bonzai kullanıcısı 28 yaşındaki C.C., Al Jazeera Türk'e yaşadıklarını anlattı. Her tür uyuşturucuyu kullandığını belirten C.C., 'Ne yaşadığımızı biz biliyoruz. Biz ölümün eşiğinde gezintiye çıktık. Nasıl kurtulduğumuzu bir biz biliriz' dedi ve şöyle devam etti: 'Yaşadıklarımızdan sonra önce kendimizi kurtardık, sonra da mahallemizin gençlerini, bu yola düşen çocukları kurtarmak için büyük bir mücadeleye giriştik. Bir ton mücadele veriyoruz ama gizli, saklı herkes satıyor. Temizle, nereye kadar temizleyebilirsin ki. Götürüyoruz, karakola veriyoruz, olduğu yere polisi çağırıyoruz. Ama adliyede serbest kalıyorlar. Sonra bize kinleniyorlar. Bir paket alan torbacı oluyor. 60 liraya torbacı olanlar var.' Görüntüler düzenlenen bir operasyonda polis tarafından çekilmiştir. Doğal ot diye satılıyor İstanbul Emniyet Müdürlüğü Madde Kullanımıyla Mücadele Büro Amiri Uğur Evcim’in verdiği bilgilere göre, sigara kullanan gençleri hedefine koyan uyuşturucu satıcıları, Avrupa’da ‘herbal spice’ olarak bilinen bonzaiyi esrara benzetiyor, yaydığı koku ve kolay içimi nedeniyle ‘doğal ottur’ algısı yaratarak piyasaya sürüyor. Uyuşturucu üreticileri temel olarak bonzainin iyi bitkisel bir yapıda olduğunu düşündürerek kullanımını kolaylaştırmaya çalışıyor. Şeffaf ve sıvı şeklinde bir kimyasal olan bonzainin etken maddesi Çin laboratuvarlarında üretiliyor. Bu bir ot değil ama otmuş gibi düşündürüyorlar. AM2201 kodlu etken maddenin bir litresinden bile büyük çaplı uyuşturucu elde edildiği için küçük miktarlarda, sıradan kimyasalmış gibi gümrüklerden geçirebiliyorlar. Bunun yanı sıra hazır halde de ülkeye sokulduğu görülüyor. Çin’den Avrupa, Balkanlar ve Kuzey Kıbrıs üzerinden Türkiye’ye geliyor. Bonzai aktarlarda satılan bir otla karıştırılıyor ve bir litre sıvıdan 200 bin paket üretilebiliyor. Aktarlar uyarılıyor Satışı iki şekilde yapılıyor; ya tek sigara içinde ya da hap olarak. Hap yönteminde antidepresan, ağrı kesici ilaç adı altında satılıyor. Bu haplar uyarıcı ve halisünatif etkilere neden oluyor. Narkotik polisi, şehirdeki tüm işletmecileri, aktarları bonzai hakkında özel özel olarak bilgilendiriyor. Hapın tanesi 5 liraya bile satılıyor. 2-3 gramlık paketler 150 lira civarında. Satıcılar eğlence merkezleri, okul, kahve gibi gençlerin yoğunlaştığı yerleri mekan tutuyor. Paketi bölüşüyorlar Bir paket, arkadaş grubuyla da alınabiliyor. Bir paketi 20 küçük parçaya bölüp sigaranın içine katabiliyorlar ya da maddeyi teneke kutu içinde yakıp dumanını soluyarak da kullanıyorlar. Böylece bağımlı gençler ailelerine hissettirmeden bonzai kullanıcısı olabiliyor. Türkiye’de ilk kez üç yıl önce farkedildi Bonzai ilk kez 2002’de Almanya ve İspanya’nın ardından Avustralya’da görüldü. Türkiye’de ise ilk kez 2011’de fark edilerek yasa kapsamına alındı. İlk bonzai operasyonu 7 Ocak 2011’de gerçekleşti. Bu yıl yakalanan bonzai miktarı 10 kilo civarında. İstatistiklere göre dünya genelinde en çok bonzai yakalayan ülke Türkiye. Çin’de üretilen bonzai Avrupa’ya üç yoldan getiriliyor. Rusya, Nil Nehri ve Balkan rotası. Yüzde 300 artış var En yaygın uyuşturucu olarak bilinen esrar kullanımı 1990-2010 arasında yüzde yüz artmış, ancak aynı dönemde sentetik türevli maddelerde yüzde 300 artış olmuştu. Bu oranlarda öne çıkan da bonzai. Avrupa’da Uyuşturucu ve Uyuşturucu Bağımlılığını İzleme Merkezi’nin (EMCDDA) yayımladığı Avrupa uyuşturucu raporunda dünya genelinde 350’nin üzerinde bağımlılık yapan madde var. Bunların çoğunluğu sentetik. Geçen yıl 83 yeni sentetik türevli madde piyasaya sürüldü. Etkileri ve bağımlılık belirtileri Bonzai içildikten sonra iki, üç saat içinde etkisini gösteriyor. Nane, kekik kokusu veriyor. Genç yaşta kalp krizlerini tetikliyor. Ayrıca kalp ritmi bozukluğu, kan basıncının artması ve böbrek yetmezliği gibi semptomlara yol açıyor. Bonzai kullanıcılarında ağız kuruluğu, çok sıvı tüketimi, aşırı şekerli madde tüketimi, kilo kaybı, paranoya, halisünasyon, endişe, kaygı çok fazla görülen belirtiler. ‘Ölüm tribi’ne sokuyor Aynı zamanda psikolojik danışman olan Madde Kullanımıyla Mücadale Büro Amiri Uğur Evcim’in yaptığı yüz yüze görüşmelerde bonzai kullanıcıları, diğer uyuşturucu türlerinde de olduğu gibi içine düşmüş oldukları boşluğu doldurmak için içtiklerini söylüyor. Genelde söyledikleri ‘Uçuyorum sanmıştım ama düşüyorum” oluyor. Yüzde 60’tan fazlası bağımlı olduğunu kabul etmeyen bonzai kullanıcılarının kollarında, yüzünde ve iç organlarında sivilceler görülüyor. Murat Eğilmez | Al Jazeera
2007 yılında kabul edilen anayasa değişikliğine göre ilk kez Cumhurbaşkanını halk seçecek. YSK Köşk yarışı için tarihi açıkladı. Cumhurbaşkanlığı seçiminin ilk turu 10 Ağustos'ta yapılacak. Peki Cumhurbaşkanını kim seçecek; Meclis mi halk mı? Cumhurbaşkanı seçimi ne zaman? Cumhurbaşkanı birinci turda seçilemezse Cumhurbaşkanlığı ikinci tur seçimi ne zaman yapılacak? Cumhurbaşkanı seçimine katılmak için adaylarda hangi şartların bulunması gerekiyor. Cumhurbaşkanı adayları kimler, Abdullah Gül yeniden Cumhurbaşkanı adayı olacak mı? Erdoğan Cumhurbaşkanı adayı mı? İşte Cumhurbaşkanlığı seçimlerine dair bilmeniz gereken her şey...