onedio
Hayatımıza Bir Şekilde Girmiş Olan 16 Okul
Hepimiz okul sıralarından geçtik. İlkokul, ortaokul, lise, üniversite derken birçok okul gördük. Ancak öyle okullar var ki hiç gitmediğimiz, görmediğimiz halde bir şekilde hayatımızda. İşte hepimizin hayatında olan bu okullardan birkaçını sizler için derledik.
THY Milletvekilini Uçaktan İndirdi
AKP'den istifa eden, İstanbul Milletvekili Muhammed Çetin'in THY ile yaşadığı sorunlar bitmiyor. Daha önce THY'nin Pakistan uçağından, koltuk anlaşmazlığı nedeniyle indirilmeye çalışılan, ancak buna direnerek gündeme gelen Çetin, bu kez de THY'nin Şikago uçuşunda 'tehlikeli yolcu' olarak anons edildi ve uçaktan polis eşliğinde indirildi. POLİS ZORUYLA UÇAKTAN İNDİRİLMİŞ Çetin, THY'nin Şikago uçuşunda yaşadıklarını, twitter hesabından duyurdu. Uçakta, kendisinin polis zoruyla indirileceğine ilişkin hem Türkçe, hem de İngilizce anons yapıldığını, ardından iki polis memurunun kendisini 'elinden tutarak ve iterek' uçaktan çıkarmaya çalıştıklarını anlatan Çetin, 'Yolcular gitsin diye kendi isteğimizle indik. Yerli ve yabancı yolcular bizi alkışla uğurladılar' ifadesini kullandı. DAHA ÖNCE THY ŞU AÇIKLAMAYI YAPMIŞTI Çetin'in THY'nin İslamabad uçağında yaşadığı koltuk sıkıntısının ardından, THY da yazılı bir açıklama yaparak, 'kendisini uçuşlarımızda upgrade etmeyeceğiz' demişti. THY açıklamasında şöyle denilmişti; 'İstanbul Bağımsız Milletvekili Muhammed Çetin, Turk Hava Yollari ile son donemde yaptigi seyahatler sirasinda ucak icinde Sirketin aleyhinde konusmalar yaparak kurumsal kimligimizi rencide etmistir. Bu gelismeler uzerine Turk Hava Yollari Yonetimi İstanbul Bağımsız Milletvekili Muhammed Çetin'i ucuslarda Upgrade etmeme karari almistir. Bugun aksamki İslamabad uçağında ucusu bulunan Sayin Cetin, ekonomi biletiyle yer almasina karsin ucak icinde hakki olmadigi halde baska yolcuya ait business sinifindaki koltuga oturmustur. Kabin ekiplerinin uyarisi uzerine ekonomide ucmayacagini ve inmek istedigini soylemistir. Daha sonra ucak kapi acmis ancak Sayin Milletvekili inmekten vazgecmistir. Bunun uzerine gerekli tutanaklar tutularak islem yapilmistir.' Karşı Gazete
Lady Gaga İstanbul'a Geliyor
Lady Gaga, 4Mayıs’ta başlayacak dördüncü dünya turnesi kapsamında 16 Eylül’de İstanbul’da olacak İlginç sahne kostümleri ve sıra dışı sahne şovlarıyla tanınan ABD’li pop yıldızı Lady Gaga, “ArtRave: The Artpop Ball” adını verdiği dördüncü dünya turnesine 4 Mayıs’ta başlıyor. Ünlü şarkıcı, 10 Kasım’da tamamlamayı planladığı turnenin Avrupa ayağında toplam 25 konser verecek. Gaga’nın turnesinin Avrupa ayağı, İstanbul’da başlayacak. Sinem Vural ’ın Hürriyet’te yer alan haberine göre, milyonlarca hayranı bulunan popçu, Pozitif’in organizasyonuyla 16 Eylül’de İstanbul’da sahneye çıkacak. Konsere İTÜ Stadyumu ev sahipliği yapacak. Şarkıcı, İstanbul konserinin ardından soluğu Yunanistan’da alacak ve 19 Eylül’de Atina’da sevenleriyle buluşacak. T24
Dünyanın En Saygın 100 Üniversitesi açıklandı
Her yıl dünya üzerindeki tüm üniversiteler ve eğitim kurumları tarafından merakla beklenen “Dünyanın En Saygın Üniversiteleri”nin açıklandığı Times Higher Education “World Reputation Rankings 2014” listesinde Orta Doğu Teknik Üniversitesi dünyanın en saygın 80 üniversitesi arasına girdi. Açıklanan sıralamada ODTÜ, 2014 sıralamasında bu yıl da ilk 100 üniversite arasında girerek 71-80 bandında yer aldı. Tüm dünyada 133 ülkeden seçilen, deneyimli ve bilimsel yayınları ile tanınan 10 bin’den fazla akademisyenin katılımıyla Ipsos MediaCT araştırma şirketi tarafından gerçekleştirilen ve Mart – Mayıs 2013 ayları arasında yapılan “Thomson Reuters’ 2013 Akademik Saygınlık Araştırması” anketine dayanan “THE Dünya Saygınlık Sıralaması”, “dünyanın en güçlü 100 üniversite markası”nı belirlemek amacıyla yapılıyor. Ankette, katılımcı akademisyenlerden, hem eğitim hem de araştırma alanında “mükemmel” olarak tanımladıkları en fazla 15 üniversiteyi seçmeleri isteniyor. 2012 ve 2013 yıllarında da “Dünyanın En Saygın 100 Üniversitesi” listesine giren ilk ve tek Türk üniversitesi olan ODTÜ, bu yıl da listede Türkiye’yi temsil eden tek üniversite olarak göze çarpıyor. London Business School, Florida Üniversitesi gibi üniversiteleri geride bırakan ODTÜ, uluslararası üne sahip Fransız Sorbonne ve Amerikan Boston Üniversiteleri ile aynı grupta, 71-80 bandında yer aldı. Son 3 yılda olduğu gibi bu yıl da ABD, İngiltere, Almanya, Japonya ve Avustralya gibi gelişmiş ülkelerin üniversiteleri listenin üst sıralarında yer alırken, İtalya, İspanya, Hindistan, Avusturya, İrlanda, Danimarka ve Norveç gibi gelişmiş ülkelerin üniversiteleri ile listeye girememesi dikkat çekti. Konu ile ilgili açıklama yapan ODTÜ Rektörü Prof. Dr. Ahmet Acar, “ODTÜ’nün dünyanın en saygın 100 üniversitesi arasında yer alması bizler için büyük bir gurur kaynağı. Bu yıl listede sadece 20 ülkenin üniversiteleri yer aldı. Pek çok gelişmiş ülkenin üniversitelerinin listeye giremediği göz önünde bulundurulursa, Türkiye’nin bu önemli ve prestijli listede temsil edilmesi önemli. ODTÜ olarak, ülkemizi bu önemli platformda temsil etmekten gurur duyuyoruz.” şeklinde konuştu. Bugüne kadar 114 bin mezun veren, Türk yüksek öğrenim sistemine birçok yenilik getiren ve çağdaş eğitimin öncüsü olan Orta Doğu Teknik Üniversitesi, geçtiğimiz günlerde de Merkez Laboratuvarı ile uluslararası akreditasyon almaya hak kazanmıştı.
Profesyonel Koçluk Nedir ?
Akademik yayınlardan Journal of Psycology’de Gina Hernez-Broome and Lisa A. Boyce’a göre koçluk artık kurumların gelişiminde en önemli araçlardan bir tanesi. Yine önemli yazarlardan David Peterson’a göre iyi bir koçu, kötü bir koçtan ayıran onun tecrübeleri ve sezgileridir.Uluslararası Koçluk Federasyonu, danışanı kendi kişisel ve/veya mesleki hayatının uzmanı olarak onurlandıran ve her danışanın yaratıcı, becerikli ve bütün olduğuna inanan bir koçluk bakış açısına sahiptir. Bu temelden hareketle, Koç’un sorumluluğu aşağıdaki gibidir:Danışanın gerçekleştirmek istediği şeyi keşfetmek, açıklığa kavuşturmak ve ona uymak,Danışanın kendini keşfetmesini teşvik etmek, Danışanın geliştirdiği çözümler ve stratejiler ortaya çıkarmak,Danışanı sorumlu ve yükümlü tutmak,ICF (Uluslararası Koçluk Fedarasyonu) profesyonel koçluğu, insanların hayatlarında, kariyerlerinde, işlerinde veya organizasyonlarında olağanüstü sonuçlar üretmelerine yardımcı olan sürekli profesyonel bir ilişki olarak tanımlıyor.Koçluk süreciyle, danışanlar öğrenmelerini yoğunlaştırır, performanslarını artırır ve yaşam kalitelerini arttırır. Her toplantıda, danışan görüşmenin odağını seçerken, Koç da dinleyip gözlemler ve sorularla katkıda bulunur. Bu etkileşim anlaşılırlık oluşturur ve danışanı harekete geçirir. Koçluk, danışanların şu an nerede olduklarını ve gelecekte olmak istedikleri yere gelmek için ne yapmak istediklerine odaklanır.ICF üyesi koçlar ve ICF sertifikalı koçlar, sonuçları koç’ların çabalarıyla ve koçluk sürecinin uygulanmasıyla desteklenen danışanların amaçları, seçimleri ve eylemlerin özü olarak kabul eder.Yaşadığımız hayattan daha fazla haz almak uğruna hep bir değişim arzusu enerjisi ile yaşarız. Bu enerjinin anlamlandırılması, belli bir odağa yönlendirilmesi, basit, net ve kolay hale getirilip elle tutulur sonuçlara dönüştürülmesi çoğunlukla zorlayıcı, keşif gerektiren bir süreçtir.Bu süreçte KOÇLUK anlamlandıran; odaklanmayı sağlayan, netleştiren, kolaylaştıran, derinleştiren ve harekete geçiren ilişki çerçevesinin bütünüdür. KOÇ ise bu çerçevenin içinde kişinin hayatının yeni resmini oluşturmasında yol arkadaşıdır.
Reklam
Yaz Geliyor! Peki Siz Nasıl Bir Tatilcisiniz?
Malum, bahar geldi; yaz da kapıda. Güneş yüzünü iyiden iyiye gösterirken tatil düşleri kurmamak elde değil! Bu yaz nereye, nasıl, kimlerle gideceğinize karar vermeden evvel testimize buyrun. Nasıl bir tatilci olduğunuzu hep birlikte görelim.
Reklam
7 Korkunç Senaryo İle İstanbul'dan Kıyamet Manzaraları
Ankaralı sanatçı Cihan Engin, photoshop ve tablet kullanarak İstanbul’da kıyameti resmetti. Şehrin simgelerinden Kız Kulesi, Boğaz Köprüsü, FSM Köprüsü ve Galata Kulesi’nin dev tsunami dalgaları ve buzullar altında kaldığı, kasırgalarla yerle bir olduğu, zombie istilasına uğradığı hatta çöle döndüğü bu senaryolar gerçekten tüyler ürpertici. Sanatçının diğer çalışmalarını görmek için: http://onedio.com/haber/ankara-dan-kiyamet-manzaralari-243792 http://onedio.com/haber/10-etkileyici-illustrasyon-ile-mustafa-kemal-ataturk-244030
Sakın Şaşırma: Orhan Veli Yüz Yaşında
'Sakın Şaşırma: Orhan Veli Yüz Yaşında' sergisi hem şairin yaşamını hem de 'Garip' akımının bilinmeyen yönlerini ortaya çıkarıyor. Türk edebiyatında ‘Garip’ akımının öncüsü, 1914 doğumlu şair Orhan Veli Kanık’ın doğumunun yüzüncü yılı bir sergiyle kutlanıyor. ‘Sakın Şaşırma: Orhan Veli 100 Yaşında’ adını taşıyan sergi 3 Mayıs tarihine kadar Yapı Kredi Kültür Merkezi’nde ziyaret edilebilir. Büyük bir arşiv çalışmasının sonucu olan sergi, gerek 36 yaşında hayatını kaybeden Orhan Veli’nin kendine ait fotoğraf ve belgelerinden, gerekse koleksiyonerlerdeki dokümanlardan seçilerek oluşturuldu. Kısa yaşamında yeni bir akımın öncülüğünü yapacak kadar etkili olan Orhan Veli’nin sergide, resim, heykel, fotoğraf, imzalı şiir, mektup ve kitapları yer alıyor. Ayrıca şairin yaşadığı döneme ait gazete ve dergiler de hem Orhan Veli ve arkadaşlarının çalışmalarına, hem de Garip akımının nasıl şekillendiğine dair önemli bilgiler veriyor. ‘Sakın Şaşırma: Orhan Veli Yüz Yaşında’ sergisinin bir başka özelliği de, Orhan Veli’nin yayın yönetmenliğini yaptığı ‘Yaprak’ dergisinin 28 sayısının da kopyalarının yer alması. Bu dergiler içerikleri itibariyle, şairin bir yayıncı olarak da edebiyata nasıl baktığını gösteriyor. “Sakın Şaşırma: Orhan Veli 100 Yaşında” 4 Nisan – 1 Mayıs 2014  Yapı Kredi Kültür Merkezi, 1. kat İstiklal Caddesi, No: 161 Beyoğlu / İstanbul aljazeera.com
Reklam
Nejat İşler Neden Eldiven Takıyor?
Nejat İşler’in parmaklarının kesileceği iddiası ile ilgili olarak İşler'in menejeri 'Yaşanan septik şok nedeniyle emboli atımı olduğundan Nejat’ın parmakları tedavi sürecinde ve bandaj kullanılıyor' dedi 17 Ocak’tan bu yana hastanede tedavi gören Nejat İşler ’in ne zaman taburcu edileceği belli oldu. Solunum yetmezliği şikayetiyle hastaneye kaldırılan ve septik şok teşhisiyle yoğun bakımda tedavi altına alınan İşler’in doktoru, ünlü oyuncudan üç hafta daha hastanede kalmasını istedi. İşler, mayıs ayının başında taburcu olacak ve Bodrum-Gümüşlük’teki evine dönecek. Nejat İşler’in parmaklarının kesileceği iddiasına da oyuncunun menajeri Ayşe Barım ’dan yanıt geldi. Barım, “Yaşanan septik şok nedeniyle emboli atımı olduğundan Nejat’ın parmakları tedavi sürecinde ve bandaj kullanılıyor. Parmakları kesilmesin diye tedavisi yapılıyor. Umarız tedaviye cevap verir ve parmakları kesilmek zorunda kalmaz” dedi.T24
Reklam
iPhone Uygulamalarını Kapatmak Pil Ömrünü Artırmıyor
iPhone veya iPad'inizde pil ömrünüzü uzatmak için bunu yapıyorsanız, bizce vazgeçin. iPhone'ların pili hızlı tükendiğinde arka plandaki uygulamaları kapatmanın bu sorunu çözeceği düşünülür. Bu yol, bilgisayarlar için doğru olsa da iOS'lu cihazlarda durum biraz farklı. iPhone'da 'arka planda' duran uygulamaları kapatmanız, pil ömrünü uzatmadığı gibi kısaltabilir de. Bunun nedeni, bir uygulamayı kapattığınızda onu RAM'den kaldırıyor olmanız. Yapmak istediğiniz tam da bu olabilir, ancak uygulamayı RAM'den kaldırmanız, onu tekrar açtığınızda telefonunuza daha çok yük bindirecektir. Dahası cihazınız daha fazla belleğe ihtiyaç duyduğunda arka plan uygulamalarını zaten otomatik olarak kapatır.Önemli olan nokta, iOS'un aslında gerçek anlamda çoklu görev yapmadığı: Arka planda çalıştığını düşündüğünüz uygulamalar, aslında dondurularak bekletilir ve işlemciyi kullanmazlar. 'Arka planda uygulama yenileme' ('Background App Refresh') işlevini etkin hale getirmediyseniz, müzik , konum hizmetleri, ses kaydı, VOIP aramaları (örnek: Skype) gibi işlevler dışındaki hiçbir işlem arka planda çalışmaz. Arka planda çalışan uygulamalar, pil simgesinin yanında kendi simgesini göstererek sizi bilgilendirecektir. Milliyet
Reklam
'Başörtüsü ve Namaz Konusunda Hatalarımız Oldu'
İlker Başbuğ: 'Savaşta, cephedeki mevzide ateist yoktur' sözü doğrudur, mevziye girince kimse ateist olmaz, dua eder Ergenekon davasında tahliye olan eski Genelkurmay Başkanı emekli Orgeneral İlker Başbuğ , özeleştiri yaparak, başörtüsü ve namaz konularında o dönemde hata yaptıklarını söyledi. 'Bizim de hatalarımız oldu' diyen Başbuğ, 'Mesela şehidimiz olduğu zaman gidiyoruz, şehidimizin başı örtülü annesinin elini öpüyoruz, ona anne diyoruz, sarılıyoruz, acısını yürekten paylaşıyoruz. Ama o anneler yemin törenine geldiklerinde başları örtülü diye içeri almıyoruz. İşte bu bizim çelişkimiz ve hatamız' ifadelerini kullandı. Milliyet gazetesinden Fikret Bila 'ya konuşan Başbuğ, “'Savaşta, cephedeki mevzide ateist yoktur' sözü doğrudur, mevziye girince kimse ateist olmaz, dua eder' dedi. Başbuğ, 'Biz cenazeye gidiyoruz ama namaz sırasında ayrılıyoruz ve kenarda duruyoruz. Bu da hatalı bir davranıştı. Sonra bu hatadan dönüldü' diye belirtti. İlker Başbuğ'un Fikret Bila'ya verdiği söyleşiden satırbaşları şöyle Başbuğ Paşa, Danıştay saldırısı ve Cumhuriyet gazetesine bomba atılması olaylarında yer alan sanıklar hariç Ergenekon davası sanığı silah arkadaşlarının suçsuz olduğuna inanıyor. Balyoz davasının çökmüş olduğunu kamuoyunun da anladığını belirttikten sonra, bu iki davayla gündemin alt sıralarında kalan “Casusluk davası”nın da özellikle Deniz Kuvvetleri ağırlıklı zorlama bir dava olduğu inancını koruyor. Basının ve kamuoyunun bu davanın da üzerine eğilmesi gerektiğini vurguluyor. Dikkatimi çeken bir yön de İlker Paşa’nın olayları değerlendirirken TSK’ya yönelik haksız suçlamalara yanıt verdiği kadar, açık bir özeleştiri yapmasıydı. “Bizim de çelişkilerimiz, hatalarımız oldu” diyerek, sürdürdü özeleştirisini. Din konusu Eski Genelkurmay Başkanı Başbuğ, TSK’ya din konusunda haksız eleştiriler yöneltildiğini vurgulayarak değerlendirme yapmaya başladı. “TSK’ya dine uzak hatta dinsiz” diye yapılan eleştirilerin haksızlık olduğunu hatta zaman zaman psikolojik harekata dönüştürüldüğüne dikkat çekerek şöyle konuştu: “Böyle bir şey olabilir mi? Ben daha önce de söyledim Peygamber ocağı dediğiniz bir kurumdur ordu. Dinsizlik söz konusu olabilir mi? Allah Allah diye taarruz eden bir ordudan, gemilerinin direğinde Kuran-ı Kerim bulunan bir ordudan söz ediyoruz. Bu TSK’ya yöneltilen en haksız eleştiridir. Türk ordusunu bu şekilde suçlamak kabul edilemez, bizler bu ocağın içinde büyüdük, yaşadık. Ben sorumlu olduğum her kademede çok hassas davranmış, gerekli imkanların sağlanmasına özen göstermişimdir.” Başbuğ Paşa din ve inanç konusunu açıklarken “çok beğendiğim ve sık tekrarladığım bir söz vardır” diye devam etti : 'Savaşta, cephedeki mevzide ateist yoktur' “Evet” dedi İlker Paşa, “bu söz doğrudur, mevziye girince kimse ateist olmaz, dua eder” diye ekledi. 'Hatalarımız yok muydu?' Başbuğ, bu değerlendirmeyi yaptıktan sonra, “Peki bizim çelişkilerimiz, hatalarımız yok muydu” diye sordu ve şöyle devam etti: “Evet, elbette vardı. Bizim de hatalarımız, çelişkili tutumlarımız vardı. Mesela şehidimiz olduğu zaman gidiyoruz, şehidimizin başı örtülü annesinin elini öpüyoruz, ona anne diyoruz, sarılıyoruz, acısını yürekten paylaşıyoruz. Ama o anneler yemin törenine geldiklerinde başları örtülü diye içeri almıyoruz. İşte bu bizim çelişkimiz ve hatamız. Bunu ben de görevli olduğum dönemde arkadaşlarımla konuştum. Bir çözüm bulmalarını istedim. Törende bir protokol bölümü olur, oradakiler görevleri gereği oradadır, ama annelerin, babaların törene katılacağı yer de olur. Keza bir başka çelişki, bir başka hata, cenazeye gidiyoruz ama namaz sırasında ayrılıyoruz ve kenarda duruyoruz. Bu da hatalı bir davranıştı. Sonra bu hatadan dönüldü.' Ordunun milli vasfı Başbuğ, TSK ile ilgili olarak yaşamsal derecede önemli bulduğu özelliklere de değindi. Başbuğ’a göre, TSK’nın en önemli özelliği “milli ordu” olması. İlker Paşa, geleceğe dönük olarak “TSK milli ordu vasfını kaybetmemeli” vurgusu yaparak, şöyle devam etti: “Türk ordusu milli ordu olma vasfını kaybetmemelidir. Bir ordu milli ordu olma vasfını nasıl kaybeder? Üç şekilde kaybeder: 1 - Etnik farklılıkların girmesi, 2 - Mezhep farklılıklarının girmesi, 3 - Liyakatin kaybolması. Eğer orduya bu farklılıklar girer, liyakat yerine başka ölçüler esas alınırsa, ordunun emir-komuta düzeni de, görevinin gerektirdiği yapısı da bozulur, dağınıklık başlar. Bu nedenle Türk ordusunun milli vasfını koruması, kaybetmemesi hayati önemdedir. En çok dikkat edilmesi gereken husus budur.” 3 iddia, 3 yanıt Başbuğ, Ergenekon davası bağlamında şahsına ilişkin olarak yöneltilen üç iddiayı yanıtlarken, esasın siyasilerce de ifade edildiği gibi “kumpas”tan oluştuğunu da sık sık vurguladı. Yargılanmasıyla ilgili şu değerlendirmeyi yaptı: “Benim üzerime üç konuyla ilgili olarak geldiler. İddiaları şunlardı: 1 - Basın toplantısında boş olan LAW silahına “boru” dedi. 2 - İrticayla Mücadele Eylem Planı’na “kağıt parçası” dedi. 3 - İnternet andıcıyla internet siteleri kurdu. Bu üç iddia da gerçek değildir. Bu iddialara dayanarak dava açıldı, terör örgütü üyesi denildi. Bu iddialar da suçlamalarda yasal ve hukuki dayanaktan yoksun, komik suçlamalardı. Bir kere şunu söyleyeyim, o basın toplantısında neler dediğime tekrar tekrar baktım. Ben “boru” sözcüğünü kullanmamışım bile. Benim boş LAW malzemesini göstermekteki amacım, kullanılmış, içi boş bir LAW askeri malzemenin gömülmesinin, saklanmasının saçma olduğunu göstermekti. Bu işten anlayan biri, bir subay boş, kullanılmış bir sarf malzemesini gömmez, bunun bir daha kullanılmayacağını bilir. Bu malzeme bir defa kullanılır, onun için silah değil sarf malzemesi olarak adlandırılır. Bunu göstermek istedim. Bir SAT komandosu bunu niye gömsün, niye saklasın, zaten bu tür malzemeleri depolarında, kullanabilecekleri yerler de var. Fakat bunu dillerine doladılar ve bir suçlamaya dönüştürdüler. İkincisi ben basın toplantısında İrticayla Mücadele Eylem Planı’na kağıt parçası dedim. Çünkü bir fotokopiydi. Ancak fotokopi diye ciddiye almamazlık da yapmadım. Ben bununla ilgili haber çıktığı gün askeri savcılığa bunu soruşturun dedim ve aynı gün soruşturma başladı. İnternet siteleri meselesine gelince bildiğiniz gibi bu siteleri kapatan benim, yeni açılmış bir iki siteyi de kullandırmadım, aktif hale getirtmedim. Bütün olay bu. Bunların belgeleri, tarihleri de belli zaten.” Yargılama süreci İlker Paşa, bütün yargılama süreci için üç kritik nokta bulunduğunu ve bunların aydınlatılması halinde resmin bütününün ortaya çıkacağını düşünüyor. Bu noktaları şöyle ifade etti: “1- Birinci konu Erzincan’daki olaydır. İlhan Cihaner olayı olarak biliniyor. Erzincan’da başsavcı olarak yürüttüğü soruşturma çok önemli. Erzincan’da ne oldu sorusunun cevabını bulmak gerekiyor. 2- İkincisi Kayseri’deki bir soruşturmadır. Pek kamuoyunun gündemine gelmedi. Orada garnizon komutanın bir genelge yayımlayıp askerlerin bazı yerlere gitmelerini yasakladığı ifade edildi. Bu konu soruşturuyordu. Bu tahminin gerçek olmadığı anlaşıldı. Garnizon komutanının öyle bir genelgesi yok. Orada ihbarda bulunan sivil kişiler vardı. Bunlar kimlerdi? Bunlar bulunamadı. Kaçtılar. Bu konunun da aydınlığa kavuşturulması gerekiyor. 3- Üçüncüsü Gölcük’te bulunan CD meselesidir. Bu CD’yi ve diğer malzemeleri oraya kim veya kimler koydu? Bu açıklığa kavuşursa, sürecin ne olduğu da ortaya çıkar.” İhbar eden subay nerede? Başbuğ’un dikkat çektiği bir konu da İrticayla Eylem Planı’nın imzalı halini İstanbul Başsavcılığı’na bir ihbar mektubuyla gönderen kişinin kim olduğu. Bu konuda şöyle konuştu: “Eylem Planı’yla ilgili haber 12 Haziran 2009’da yansıdı. Ben aynı gün askeri savcılığa soruşturun dedim ve soruşturma başladı. Eldeki belge fotokopiydi. Sonra ekim ayında biri ıslak imzalı belgeyi ihbar mektubuyla savcılığa gönderdi. Ayrıca belgeyi 12 Haziran günü dosyadan aldığını söyledi. Bu kişinin bir subay olduğu anlaşılıyor. Peki 12 Haziran’da bu ıslak imzalı belgeyi edindiyse ekim ayına kadar niye bekledi? Kaldı ki, bu ihbarcı tanık olabileceğini, mahkemeye gelip anlatabileceğini söyledi. Ama tanık olarak çağrılmadı? Neden? Madem davanın esasını oluşturan belgeyi gönderdiğini ve tanık olabileceğini söylüyor neden çağrılmadı? Bu soruların cevapları da çok önemlidir.” Başbuğ, Ergenekon ve Balyoz davalarına göre arka planda kalan ama en az onlar kadar mağduriyet yarattığına inandığı bir davanın da İzmir’de görülen ve kamuoyuna “Casusluk davası” olarak yansıtılan dava olduğunu söyledi, şu değerlendirmeyi yaptı: ‘Tıpkı kozmik oda gibi’ “Bu davada 350 kişi var, bunların 316’sı subay. Aralarında 9 tane de general ve amiral var. Büyük ölçüde Deniz Kuvvetleri’ni hedef alan ve mağdur eden bir dava. Bu dava da esas itibarıyla Balyoz’da, Ergenekon’da örnekleri görüldüğü gibi dijital düzmece verilere dayanıyor. Bu davayla ilgili ihbar da yine ABD’den eposta ile gönderilmiş bir ihbar mektubuna dayanıyor. Tıpkı kozmik oda olayında olduğu gibi ABD’den gönderilmiş bir e-posta. Kozmik odaya varan süreçte Çukurambar’da içinde şüpheli şahısların bulunduğu ihbarına dayanıyordu. Hadi arabadan ve içindekilerden şüphelendiniz ama Bülent Arınç’a suikast yapabilirler iddiasını nasıl çıkardınız ve oradan kozmik odaya kadar geldiniz? Ayrıca önce soruşturmayı başlatan savcı bir suç unsuru bulamıyor. Ve o savcı hemen görevden alınıyor. Yerine gelen savcı ise geldiği günün ertesinde daha dosyayı inceleyemeden operasyonu başlatıyor. ‘Babasını ziyaret edeceğim’ Bu davada çok sayıda alt rütbedeki subay mağdur durumda. Henüz gençler, çocukları küçük. Aileleri zor durumda. Maddi olanakları sınırlı. Bu subaylarla, aileleriyle, çocuklarıyla ilgilenmek de bizim görevimiz. 18 Nisan’a İzmir’e gideceğim. Cezaevinde silah arkadaşlarımı ziyaret edeceğim. Tabii sessiz çığlık olarak anılan aileleri ziyaret edeceğim. Bana Ankara’da sarılarak o mektubu veren 10 yaşındaki kızımız Sabiha Gökçen Kışkan’ın babası binbaşıyı da ziyaret edeceğim. ‘Arkadaşlarıma üzülüyorum' Başbuğ Paşa, cezaevindeki arkadaşları için üzüldüğünü de sık sık belirtti. Özellikle askeri liseden sınıf arkadaşı olan Hurşit Tolon’un tahliye edilmemiş olmasına dikkat çekti. Tolon’un bir konferans için gittiği Malatya’da Zirve cinayetleri olayına sokulmak istenmesine tepki gösteriyor. Atatürk kitabından film İlker Paşa’nın projeleri arasında cezaevinde yazdığı Atatürk kitapları var. (20. Yüzyılın En Büyük Lideri: Mustafa Kemal, 20. Yüzyılın En Büyük Lideri: Atatürk). Yazdığı kitaplar içinde en çok Atatürk kitabını önemsediğini vurgulayan Başbuğ, bu kitaptan yazılacak bir senaryo ile Atatürk’le ilgili bir film veya dizi film çekilebileceğini düşünüyor. Bu konuyla ilgili önerileri değerlendiriyor, bazı temaslar sürdürüyor.T24
Güneş Sistemi Dışındaki İlk Uydu
Gökbilimciler, bir dış gezegenin yörüngesinde yer alan ilk uyduyu keşfetmiş olabileceklerini duyurdu. İlk dış uydunun, Dünya'dan çok daha büyük bir gezegenin yörüngesinde olabileceği ifade edildi.Bilim insanları, Güneş Sistemi dışında başıboş gezinen veya küçük bir yıldızın yörüngesinde yer alıyor olabileceğini tahmin ettikleri yeni bir dış gezegenin izine rastladı. Dünya'dan yaklaşık 18 kat büyük olduğu düşünülen gezegenin yörüngesinde, bir tane kayalık uydu yer alıyor olabilir.Dış gezegenin keşfinde yerçekimsel hassas mercekleme yöntemini kullanan gökbilimciler, gezegenin yörüngesinde yer aldığına inanılan yıldızın önünden geçişini gözlemliyor. Bu süreçte gezegenin yerçekimsel alanı bükülüyor ve bir mercek görevi görerek yıldızdan gelen ışınları büyütüyor. Gökbilimciler bu yöntemle gezegenin arkasında bir yıldız olup olmadığını ve eğer bir yıldız ise yörüngesindeki gezegenlerin büyüklüğüne kadar birçok bilgi elde edebiliyor. Yeni Zelanda ve Avustralya'nın Tazmanya eyaletindeki teleskoplarla yapılan en son gözlemde, gökbilimciler tespit ettiklerine inandıkları gezegenin yörüngesinde, yüzde 0.05 katı kadar bir başka cismin izine rastladı. Araştırmacılar, keşfin kesin bir şekilde çözümlenebilmesi için yeni sistemin Dünya'dan uzaklığını bilmeleri gerektiğini belirtti. MOA-2011-BLG-262 adı verilen sistem, yıldızı olmayan bir gezegen ve uydusundan oluşuyorsa, Dünya'ya yakın olması ve gerekli mercek etkisini oluşturması için bir yıldız kadar büyük bir sistemi temsil etmesi gerekiyor. Farklı konumlarda iki teleskop gerekiyor Hassas mercekleme gözlemleri bir kez gerçekleştiği için MOA-2011-BLG-262 sisteminin sırrını hiçbir zaman çözemeyebileceklerini belirten araştırmacılar, gök cisimlerinin değişen konumlarını gözlemleyebilmek için iki farklı yerden gözlem yapmayı amaçlıyor. ABD'nin Notre Dame Üniversitesi'nden David Bennett, 'Dış uydu adayını bir daha gözlemleyemeyeceğiz. Ancak ileride yeni fırsatlarımız olacak' dedi. Gökbilimciker, ikisi de yerde bulunan veya biri uzayda, diğeri yerde konumlanan iki teleskopla gök cisimlerinin hareketlerini daha iyi takip etmeyi umuyor. Bugüne kadar 1700'den fazla dış gezegen tespit edilmiş olsa da, bir dış uydu izine hiç rastlanmadı. Japonya, Yeni Zelanda ve ABD tarafından yürütülen MOA (Astrofizikte Hassas Mercek Gözlemleri) ve PLANET programları kapsamındaki en son araştırma, Astrophysical Journal dergisinde yer aldı. Kaynak: Space.com
Reklam