Mark Zuckerberg'e Bill Gates'ten Teknolojik Cevap
Als Hastalığına yardım için Facebook'un sahibi Mark Zuckerberg'in buz dolu suyu başından aşağıya döküp topu Bill Gates'e attığı aşağıdaki videoyu paylaşmıştık:http://onedio.com/haber/mark-zuckerberg-kafasindan-asagi-bir-kova-buzlu-suyu-boca-ediyor-351733Bu videoya Bill Gates'ten gelen teknolojik cevabı izliyoruz...
Twitter Yetkilileri Ankara'ya Geliyor
Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu ile Twitter'ın üst düzey yetkilileri, 3 ay aradan sonra tekrar bir araya geliyor. Görüşme, 25 Ağustos'ta Ankara'da. BTK ile Twitter yetkililerinin 25 Ağustos'ta yapacakları görüşmede, Twitter'ın Türkiye'de ofis açması, vergilendirme, kişilerin hak ve hürriyetleri kapsamında yaptıkları şikayetlere muhatap bulunabilmesi adına yürütülen çalışmalar ele alınacak. BTK Başkanı Tayfun Acarer ve beraberindeki heyet ile Twitter'ın Uluslararası Kamu Politikalarından Sorumlu Başkan Yardımcısı Colin Crowell arasındaki ilk görüşme 14 Nisan'da gerçekleşmişti. Acarer ve beraberindeki heyet, Twitter Avrupa, Ortadoğu ve Afrika Kamu Politikaları Direktörü Sinead McSweeney başkanlığındaki heyet ile 21 Mayıs'ta İrlanda'nın başkenti Dublin'de ikinci kez bir araya gelmişti. Dublin'deki ikinci görüşmede en somut gelişme, 'Türkçe canlı destek hattının kısa süre içinde devreye gireceğinin' açıklanması olmuştu. Acarer, Ankara'daki ilk toplantıyla Twitter ile resmi temasın sağlandığını, ikinci toplantıda ise teknik konulara girildiğini belirtmişti. AA
Akıllı Telefon Bağımlılığı Stres Yaratıyor
Tatildesiniz ama bir yandan da uyanır uyanmaz iş yerinize ait e-postalarınızı kontrol ediyorsunuz. Kaldığınız otelde kablosuz internet yoksa veya dağın tepesinde cep telefonunuz çekmiyorsa telaşlanıyorsunuz. Telefonunuzun pili azalmışsa huysuzlanıyor, ofiste değilseniz işlerin ters gideceği endişesi taşıyorsunuz. Bunların hepsi, cep telefonu bağımlılığının yarattığı 'sürekli erişilebilir' olma' stresinin tipik işaretleri. Kimileri için, taşınabilir bağlantı cihazları sabah 9, akşam 5 arası çalışma saatlerinin yarattığı kısıtlamalardan kurtulma fırsatı yarattı. Esnek çalışma yöntemi, iş hayatlarında daha özerk olmalarını ve aileleriyle, arkadaşlarıyla daha fazla vakit geçime imkânı sağladı. Fakat akıllı telefonlar birçoğumuz için ise, kapanıp rahatlamamıza ve kendi pillerimizi şarj etmemize izin vermeyen ceplerimizin tiranları haline dönüştü. Birçok gözlemci, bu sendromdan giderek daha fazla kaygı duymaya başladı. Pittsburgh merkezli yazılım geliştirici Kevin Holesh, iPhone'u için ailesini ve arkadaşlarını ihmal ettiği endişesine kapılınca, cep telefonu kullanımını takibe alan 'Moment' adlı bir cep telefonu uygulaması geliştirdi. Bu uygulama, kullanıcıların cihazlarıyla ne kadar vakit geçirdiklerini görmelerini sağlıyor ve kullanıcının kendi koyduğu sınır aşılınca da uyarılar gönderiyor. Kevin Holesh'in internet sitesinde uygulama şu sözlerle anlatılıyor: 'Moment'ın amacı hayatınızda denge sağlamak. Biraz telefonunuzla, biraz da telefonunuz olmadan çevrenizdeki sevdikleriniz, aileniz ve arkadaşlarınızla geçirdiğiniz vakitten keyif almanız için…' Bazı işverenler, iş ve sosyal hayat arasında denge tutturmanın kolay olmadığını kabul ediyor. Yardıma ihtiyacımız var. Örneğin, Alman otomobil üreticisi Daimler, bazı çalışanları ofisten kopma iradesini gösteremedikleri için 'e-postalar için otomatik silme seçeneği' yarattı. BBC'ye konuşan Coventry Üniversitesi Psikoloji, Davranış ve Başarı Araştırma Merkezi'nde görevli endüstriyel psikolog Dr. Christine Grant, ''Sürekli erişilebilir olma' kültürünün olumsuz etkileri, zihninizin hiçbir zaman dinlenemiyor olması, vücudunuza toparlanması için zaman ayırmıyor olmanız, dolayısıyla da sürekli stresli olma halidir' diyor. Grant, 'Ne kadar yorgun ve stresli olursak, o kadar da hata yaparız. Fiziksel ve zihinsel sağlığımız zarar görür' diye ekliyor. Grant'a göre, dünyanın neresinde olursak olalım iş yerimizle bağlantıda kalabiliyor olmak, derinlerdeki güvensizlik hissini de besliyor. 'Kontrolü bırakmakla ilgili çok büyük kaygılar duyuluyor' diyen Grant şöyle devam ediyor: 'Araştırmamda, hangi zaman diliminde olurlarsa olsunlar sürekli teknolojiyle seyahat ettikleri için 'tükenen' çok sayıda kişiyle karşılaştım.' Özellikle kadınlar tam gün ofis işiyle hastalık riskine karşı daha hassas oluyorlar. Akşam işten eve geliyorlar, bir çay yapıp çocuklarıyla ilgileniyorlar ve sonra gece yatağa gitmeden önce son bir mesai daha yapıyorlar. Dr. Grant'a göre 'Bu üç mesainin sağlığa ciddi etkileri olabilir.' Endüstriyel Tıp Toplumu Başkanı Dr. Alasdair Emslie de 'İngiltere'de her yıl yaklaşık 400 bin kişi iş hayatlarında, kendilerini hasta edecek seviyelerde stres yaşadıklarını söylüyor' diyor ve şu yorumu yapıyor: 'Teknolojideki değişimler bunda payı olan etkenlerden biri. Özellikle de çalışanlar kendilerini giderek artan talebe karşılık veremeyecek gibi hissediyor veya iş yükünü kaldırmakta yetersiz kalıyorlarsa.' İngiltere medya denetim kurumu Ofcom'un verilerine göre İngiltere'de yetişkinlerin yüzde 61'i akıllı telefonları olduğunu söylüyor ve ev içinde tablet bilgisayar kullanım oranı da geçen seneye göre neredeyse iki kat artarak yüzde 44'e çıktı. Ofcom, özellikle akıllı telefon kullanımının yaygınlaşmasıyla beraber 2010 yılından bu yana, günlük toplam medya tüketiminin 8 saat 48 dakikadan, 11 saate çıktığını belirtiyor. Bu rakamlar, medya araçlarına ayırdığımız saatlerin uygu saatlerinden fazla olduğunu gösteriyor. İnternet bağlantılı akıllı telefonların sayısı arttıkça, kullanımımıza sunulan verilerin sayısı da bir o kadar artıyor. Danışmanlık şirketi PwC'de çalışan Michael Rendell, bu durumun bir nevi 'karar verme felci' yarattığı görüşünde. Rendell bu yorumunu şöyle açıklıyor: 'Bu, iş yerinde daha çok stres yaratıyor, çünkü daha geniş bir veri ve iletişim ağına sahip oluyorsunuz, bunların hepsini aynı anda idare etmek zor.' 'Bu da karar vermenizi güçleştiriyor, çoğu da daha az üretici hale geliyor çünkü tüm bunlar kişileri bunaltıyor ve hiçbir zaman ofisten kaçamayacakları hissine kapılıyorlar.' PwC'nin 'İşin Geleceği, 2022'ye yolculuk' başlıklı raporu için tüm dünya genelinde 50 bin işçiyle görüşüldü. Danışman Rendell'e göre, 'İngiltere'de işgücü, daha geniş iletişim ağları ve daha çok veriye erişim sağlanmasına rağmen, geçmişe kıyasla daha üretici değil.' Blake Morgan avukatlık bürosundan Tim Forer de bu görüşe şu ifadesiyle katılıyor: 'Neden maaşlar enflasyonla uyumlu artmadı? Çünkü daha az iş yapan daha çok insan var.' 'Çoğu üretici olmadan geçen zaman diliminde e-postaları kontrol etmek de iş sayılıyor.' İş hayatını ve sosyal yaşamı birbirinden ayıran çizginin teknolojiyle beraber bulanıklaşması yalnızca çalışanlar için bir sağlık ve güvenlik sorunu değil. Şirketler için de olası ciddi sonuçları var. Avukat Forer, 'Avrupa Çalışma Saatleri Yönetmeliği'ne göre bir çalışma haftası 48 saatle sınırlandırılıyor, bu da her 24 saatlik çalışma dilimi arasında 11 saatlik ara almanız anlamına gelir' diyor. 'Fakat eğer, sabah uyandığınızda ilk iş olarak ve gece yatarken de son iş olarak cep telefonu mesajlarınızı ve e-postlarınızı kontrol ederseniz bu zaman dilimlerinden de çıkmış olursunuz.' Avukat Forer'e göre bu durum da çalışanlarına karşı yasal yükümlülüklerini de riske atıyor. Yazılım şirketi SolarWinds, bilişim teknolojileri şirketleri için faaliyet halinde olmadıkları bir zaman diliminin olmamasının şirketler üzerinde ekstra baskı yarattığını söylüyor. Çalışanlar iş yerindeki uygulamalara giderek daha bağımlı hale geliyor fakat aynı zamanda da işlerin ters gitmesi durumunda daha hoşgörüsüz oluyor. SolarWinds'in araştırmasına göre çalışanların yarısından fazlası kendilerinden daha hızla çalışmaları ve bu yeni 'bağlanabilirlik' durumunun sonucu olarak işlerini verilen süreden önce tamamlamaları yönünde beklenti olduğu hissine kapılıyor. Aynı zamanda neredeyse yarısı da, işverenlerin artık kendilerinden nerede olurlarsa olsunlar sürekli 'çalışabilir halde ve müsait' olmalarını beklediğine inanıyor. Tabi cep telefonu şirketleri ve diğer teknoloji firmaları da mobil bağlanabilirlik durumunun faydalı olduğu, zarar vermediği görüşünü savunurken, birçok genç, ofis çalışanı ve kendi işinin sahibi olanlar da bu görüşe katılır. Samsung UK'de girişim birimi başkan yardımcısı Graham Long, 'Akıllı telefonlar, tabletler… bunlar çevik ve esnek çalışma sağlıyor, bundan da hem iş verenler hem de aynı şekilde çalışanlar da faydalanıyor' diyor. Aruba Networks üst düzey yöneticisi Chris Kozup ise, 'The Future laboratuvarlarıyla ortak yaptığımız araştırma sonunda, 'sürekli erişilebilir olma' fikrinin ve sürekli bağlantıda olma durumunun aslında çalışanların iş ve sosyal hayat dengesini sağlamalarına yardımcı olduğunu gördük' yorumunu yapıyor. Burada kilit, yeni esnek çalışma düzeninin sizin işinize yaracak şekilde ele düzenlemeniz ve akıllı telefon kullanımınızla ilgili belirli bir disiplinde olmanızdır. Eğer plaja inme hazırlığındaysanız, e-posta uyarılarınızı 'ofis dışında' konumuna getirin, telefonunuzu kapatın, yatağa giderken erişime kapatın ve Dr. Grant'e kulak verin: 'Eğer bir sorun varsa, bunu çözebilecek sizden başka kimsenin bulunmaması şaşırtıcı olurdu.'BBC Türkçe
Orman: 'Beşiktaş Türkiye'de Destek Görmemiş Bir Camiadır'
Beşiktaş Kulübü Başkanı Fikret Orman, vefat eden Süleyman Seba'nın herkesin gönlünde derin acı bıraktığını, onursal başkan adına her yıl 'Süleyman Seba Barış Ödülü' organizasyonu düzenleyeceklerini söylediCeylan InterContinental Otel'de gerçekleştirilen toplantının açılış konuşmasını, üzerinde dün toprağa verilen Süleyman Seba'nın resmi bulunan kürsüden yapan divan kurulu başkanı Yalçın Karadeniz, sözlerine onursal başkanı anarak başladı.Seba'nın yalnızca Beşiktaş'ın değil, tüm kulüplerin başkanı olduğunu ifade eden Karadeniz, 'O, tüm kulüplerin Süleyman Seba'sıydı. Her toplumda Beşiktaş'ı iyi temsil eden bir zattı. Dün hepimiz gördük. 35 derece sıcak altında, yoğun nem olmasına rağmen binlerce seveni, kendisine olan son görevlerini yerine getirdi. Allah gani gani rahmet eylesin. Süleyman Seba'nın izlediği, tavsiye ettiği yoldan giderek, kendisine erişmeye çalışacağız' dedi.Beşiktaş'ta yönetim kurulu üyeliği ve basın sözcülüğü yaptığı dönemde, Süleyman Seba ile rakip olmalarına rağmen, efsane başkanın kendisine her zaman bir baba gibi davrandığını dile getiren Karadeniz, şu ifadeleri kullandı:'Beşiktaş iskelesinin üst tarafının alınması ve kulübümüze kazandırılması ile ilgili gayretlerim olmuştu. Müracaatlarda bulunmuş fakat başarılı olamamıştım. Bir gün üzgün olduğumu görüp bana sebebini sordu, ben de anlattım. Bana, 'Üzülme, inşallah iyileşirim, beraber gider çözeriz' dedi. Maalesef kalan zamanı yaşam mücadelesi vererek geçti. İnşallah bundan sonra konuyla ilgili gayreti gösterip, ruhunu şad etmiş oluruz.'Süleyman Seba ile ilgili duygu ve düşüncelerini aktardıktan sonra, siyah-beyazlı kulübün divan kurulu üyelerini, bundan sonra yapılacak tüm toplantılara katılmaya davet eden Yalçın Karadeniz, 2013 yılında değişen tüzüğe ilave edilen bir maddeyi hatırlatarak, konuşmasını şöyle noktaladı:'Beşiktaş Kulübü'nün anayasası tüzüğüdür. Bildiğiniz gibi 2013 yılında değişikliğe uğradı. 39-F maddesi gereğince, yeni bir madde ilave edildi. 'Divan Kurulu toplantılarına 3 defa mazeretsiz katılmayanların üyeliği düşer' denildi. Bu konuda itiraz etmeme rağmen, değişiklik kabul gördü. Biz divan başkanlık kurulu olarak, bu tüzüğü uygulamak durumundayız. Bir ömrün yarısı kadar tecrübe sahibi arkadaşlarımızın üyeliklerinin düşmesi, tabii ki beni üzüyor ama yapılacak bir şey yok. Bu çerçevede, 283 divan kurulu üyemiz maalesef üyelik hakkını kaybetmiştir. Bugünden sonra da, takip eden iki toplantıya mazeret bildirmeden katılım olmazsa, bu sayıya 100-150 kişi daha ilave olacaktır. Konuyla ilgili dikkat etmemiz gerek.'ORMAN: 'BEŞİKTAŞ TÜRKİYE'DE HİÇ DESTEK GÖRMEMİŞ BİR CAMİADIR'Ceylan InterContinental Otel'de gerçekleştirilen kulübün olağan divan kurulu toplantısında konuşan başkan Orman, Seba'nın öncelikle herkesin içinde derin acı bıraktığını belirterek, şu ifadeleri kullandı:'Türk spor alemi ile Beşiktaş'a bazı mesajlar ve dersler vererek aramızdan ayrıldı. Zamanında iki büyüğün olduğu ve Beşiktaş camiasını küçümseme noktasına getirenlere karşı, Türkiye'nin en büyük camiasının Beşiktaş olduğu dersini verdi ve kulüp başkanımızın bütün kulüplerin başkanı olduğunu gösterdi. Bütün siyasetçiler, bütün spor adamları ve bütün renkler, herkes Süleyman ağabeyin cenazesinde buluştu. Demek ki barış içinde ve düzgün işler yapıldığında herkes, her yerde buluşabiliyor. Herkes hiçbir ayrım yapmadan Süleyman ağabeyin cenazesinde buluştu.'Fikret Orman, efsane başkanlarının anısına en kısa sürede bir barış ödülü koyacaklarını dile getirdi.Statlarda gördükleri kavgaların ve demeçlerin bu ödülle beraber bitmesini temenni ettiğini vurgulayan Orman, 'En kısa sürede 'Süleyman Seba Barış Ödülü' organizasyonu yapacağız ve bir heyet oluşturup bunu her sene vereceğiz. Seba'nın toplumsal barışla alakalı ve topluma verdiği barış mesajıyla ilgili bir ödül vereceğiz' diye konuştu.Başkan Orman, Beşiktaş'ın fazla destek görmediğinden şikayetçi oldu.Beşiktaş'ın, Türkiye'nin en büyük camiası olduğunu vurgulayan Fikret Orman, şunları söyledi:'Ama maalesef Türkiye'de hiç destek görmemiş camiadır. Ülkemizde bütün şehirlere yatırımlar yapılmıştır. Üçüncü lig takımların olduğu yerlere 35 bin kişilik stat yapılmıştır. Bizim stadımız için şu ana kadar bir kuruş katkı görmemişizdir. Bu bir yerde gurur kaynağımızdır. İnşaat devam ediyor, bir an önce bitirmemiz lazım. Sanırım 2010 dönemiydi. Beşiktaş'ın o gün itibarıyla 130 milyon lirayken, gideri ise çok daha fazlaydı. Borçları yüksek miktarda ve hızla artarak devam etmekteydi. Yönetime gelirken gelir 140 milyon lira civarındaydı. Yayın, kira ve sponsorluk gelirleri kullanıldığı için elimizde kalan kaynak sadece tribün gelirleri ve UEFA maçlarıyla ilgiliydi. Son iki dönemdir hak ettiğimiz halde Avrupa'ya gidemedik.'Stadın yapılmasından dolayı bu yöndeki gelirin inanılmaz düştüğünü kaydeden siyah-beyazlı kulübün başkanı,'Gelirlerimizde azalma olurken, hepimizin '10 numaraya kimi alacağız, nasıl şampiyon olacağız?' diye beklentisi var. Bunlar hep kaynak konusu. Gelir olmadan nasıl yapacağız? Bir yandan stadı yapmamız, bir yandan borçları ödememiz ve bir yandan da yatırım olması lazım. Taraftarlarımız sahada başarılı bir takım istiyor. Beşiktaş'ın büyümekten başka çaresi yoktur. Amacımız, gelir seviyesini 400-500 milyon lira baremine çekmektir' ifadelerini kullandı.'Hep beraber elimizi taşın altına koymamız lazım'Rakiplerine göre daha iyi sponsorluk anlaşmaları yaptıklarını anlatan başkan Orman, sözlerini şöyle sürdürdü:'Biz piyasa koşulları içinde rekabet ederek sponsorluklar bulurken, rakiplerimizi, sponsorluklar kesilince ne aşamada olduklarını görüyoruz. Beşiktaş formasının hiçbir yerinde reklam sıkıntısı yoktur. Uzun dönemli anlaşmalar yapılmıştır, sponsorlar da bizimle çalışmaktan mutlu olmuştur. Hep beraber elimizi taşın altına koymamız lazım. Statta geç kaldık ama iyi gidiyoruz. Yeni stadın 146 locası var, 106'sı satılmış durumda. 40 tane kaldı ve yavaş yavaş az arzu edilenlere doğru gidiyoruz. 27 milyon dolar civarında loca ve VIP koltukla alakalı satış gerçekleştirdik. 10 milyon dolar da Vodafone anlaşmasını, üzerine koyarak stadı yapıyoruz. Stat bittiği takdirde Beşiktaş'ın bütün konuları yavaş yavaş planlanabilir. Geçen sezon futbol A takımına önemli yatırımlar yaptık. Kadro ve teknik heyet istikrarıyla beraber iyi günler olacağını arzu ediyoruz.'- 'Kendi stadımıza şampiyon olarak dönmek istiyoruz'Transfer döneminde çok baskı gördüklerini ifade eden Fikret Orman, Beşiktaş'ın her kuruşunu hesap vererek yaptıklarını söyledi.Bu yöndeki çalışmaları hızlı yapmalarının kendisi açısından kolay olduğunu belirten Orman, 'Ama paraları ödemesi zor olduğu için ince eleyip sık dokuyoruz. Gökhan Töre'yi 7,5 milyon dolara alabilirdik, almadık. Belli bir siyaset güttük ve 500 bin avrosu peşin, 6 ay 800 bin avro ödeyecek şekilde aldık. Demba Ba transferi de böyledir. Futbol ve basketbol takımlarımızda çok cüzi borçlarımız vardır. Bu sezon sonunda kendi stadımıza şampiyon olarak dönmek istiyoruz' diye konuştu.Futbol AŞ'nin hisse senetlerine değinen başkan Orman, sözlerini şöyle tamamladı:'(Hisse senetleri rehin verilmesin) dendi. Bizden önceki halka arzda yüzde 15'ten veriyorsunuz. Sayın Demirören döneminde yüzde 15'i sanırım yüzde 22,5 oldu. Bizim dönemimizde sadece yüzde 5'i kullanılmış durumda. Yüzde 51 hisseleri bizdedir. Beşiktaş yönetim kurulunun ve profesyonel ekiplerinin gizli kapaklı işleri yoktur. Her şey şeffaftır. 'Böcekler varmış' deniliyor. 'İnceletip, savcılığa suç duyurusunda bulunalım' talimatını verdim. Maalesef camiada dedikodular, yalanlar ve bilmeden söylenen şeyler oluyor. Bunlar yavaş yavaş beni üzüyor. Ama alıştık ve işimize bakıyoruz. Önümüze bakmamız lazım.'Cumhuriyet
Tanımadığın Kişilerle Öpüşme (Türk Versiyonu)
Amerikalı yönetmen Tatia Pilieva, birbirlerini tanımayan 20 kişiden ilk kez öpüşmelerini isteyeli 5 ay oldu. İlk öpücüğün tüm gerginliğini, doğallığını ve ürkekliğini kameraya kaydetti.Çektiği First Kiss/İlk Öpücük videosu, dünyada 100 milyondan fazla kez izlendi. Şimdi bu proje Türkiye’de.Melis Özdil’in yönettiği İlk Öpücük, İstanbulluları öpüştürdü.Videoda 12 kişi yani 6 çift var.Eşleştirmeler tamamen tesadüfi, kimse öpeceği insanı önceden görmüyor.“Ben seni beğenmedim” demek yok;  ama “ben vazgeçtim” demek serbest. “Rezalet” deyin ya da gülümseyin ama artık Türkiye’nin de bir “İlk Öpücük”ü var!
Türkiye'de Derhal Yıkılması Gereken 10 Şey
Yeni Şafak gazetesi yazarı Yusuf Kaplan'ın Recep Tayyip Erdoğan'a yaptığı 'Boğaziçi, Bilkent ve ODTÜ yıkılmalı' önerisinden yola çıkarak Türkiye'nin derhal yıkılması gereken 10 kurumunu belirledik. Sizler de kendi yıkılmasını istediğiniz kurumları belirleyip, artık halka açılmış olan Çankaya'ya iletebilirsiniz.
Reklam
İsmail Kartal'ın İlk Maçı
Fenerbahçe, yeni teknik direktörü İsmail Kartal yönetiminde ilk maçına çıkıyor. Sarı Lacivertliler hazırlık maçında Yunanistan şampiyonu Olympiakos ile karşılaşacak. Şükrü Saracoğlu Stadı'nda oynanacak mücadele 21:30'da başlayacak. İsmail Kartal, Ersun Yanal'ın istifasından sonra Fenerbahçe yönetimi tarafından yardımcı antrenörlükten teknik direktörlüğe getirilmişti. Sarı Lacivertliler, yeni sezon öncesinde oynadığı beş hazırlık maçında dört yenilgi aldı. İran'ın Sepehan takımını 1-0 mağlup eden Fenerbahçe, Sheffield United'a 2-1, Sevilla'ya 2-0 kaybetmişti. Sarı Lacivertliler, evsahipliğini yaptığı Soma'ya yardım turnuvasında ise 45'er dakikalık maçlarda Beşiktaş'a 1-0, İngiliz temsilcisi Chelsea'ye ise 2-0 kaybetmişti. Fenerbahçe'de sakatlığı bulunan Brezilyalı yeni transfer Diego Ribas bu maçta forma giyemeyecek. Olympiakos, geçtiğimiz sezon Yunanistan Süper Ligi'ni en yakın rakibi PAOK'un 17 puan önünde şampiyon olarak tamamlamıştı. Al Jazeera
Diyarbakır'da Trafik Kazası: 3 Koruma Polisi Şehit
Mardin karayolunda kontrolden çıkan bir aracın karşı şeritte seyir halindeki polis ekip aracına çarpması sonucu meydana gelen kazada 3 polis memuru şehit oldu. Hayatını kaybeden polislerin sanatçı Rojin'i korumakla görevli oldukları öğrenildiDiyarbakır'da bir otomobilin refüjü aşarak karşı yönden gelen sivil polis aracına çarpması sonucu 3 polis memuru hayatını kaybetti, 2 kişi yaralandı. Kazada hayatını kaybeden 3 polis memurunun sanatçı Rojin'i korumakla görevli oldukları öğrenildi. Polislerin cenazesi düzenlenecek törenin ardından memleketlerine gönderilecek. Edinilen bilgiye göre, sürücüsünün ismi henüz öğrenilemeyen 34 UK 9785 plakalı otomobil, Diyarbakır Mardin karayolu Çarıklı mevkisi Karaköprü yakınlarında orta refüjü aşarak karşı şeride geçti. Otomobil, karşı yönden gelen 21 FU 214 plakalı İl Emniyet Müdürlüğü Koruma Şube Müdürlüğü'ne ait sivil polis aracına çarptı. Kazada, polis memuru Ömer Mercimek, Ahmet Yıldırım ve Sıtkı Kara olay yerinde yaşamını yitirdi. Diğer araçta bulunan ve isimleri henüz öğrenilemeyen 2 kişi yaralandı. Yaralılar, hastaneye kaldırılarak tedavi altına alındı. Kazanın ardından İl Emniyet Müdürü Halis Böğürcü olay yerinde incelemelerde bulundu. Kaza nedeniyle bir süre trafiğe kapanan Diyarbakır-Mardin karayolu ekiplerin çalışması sonucu açıldı. İl Emniyet Müdürlüğü'nde tören düzenlenecekHayatını kaybeden polis memurları için İl Emniyet Müdürlüğü'nde tören düzenlenecek. Törenin ardından polis memuru Yıldırım'ın cenazesi memleketi Adıyaman, Mercimek'in Kahramanmaraş, Kara'nın da Burdur'a gönderilecek.Sanatçı Rojin'i korumakla görevliydilerÖte yandan, kazada hayatlarını kaybeden İl Emniyet Müdürlüğü Koruma Şube Müdürlüğü'nde görevli polis memurlarının, sanatçı Rojin'i korumakla görevli oldukları öğrenildi. Sanatçı Rojin'in Şırnak'ın Silopi ilçesindeki Yezidileri ziyaret etmek amacıyla yola çıktığı, kazayı önde seyreden sanatçı Rojin'in de bulunduğu araçtakilerin yetkililere bildirdiği belirtildi.AA
Reklam
Sapanca Gölü'nde Kırmızı Alarm
SAPANCA Gölü'nde her geçen gün suyun azalması nedeniyle yüzeyi yosun ve su bitkileri ile kaplandı. Su seviyesinde yaklaşık 3 metreyi bulan dikey düşüş nedeniyle gölde yüzmek de tehlikeli hale geldi. Sakarya ve Kocaeli'ye ortak sınırları bulunan ve her iki ilin de içme suyu havzası olarak yararlandığı,Sapanca Gölü'nde, iki yıldır süren çekilme devam ediyor. Gölü besleyen en önemli kaynak olan Kartepe'ye yeterince kar yağmaması, yağmurların da mevsim normallerinin çok altında olması nedeniyle göl yeterince su tutamadı. Bununla birlikte Sakarya ve Kocaeli'de artan nüfusun ihtiyacını karşılayabilmek amacıyla çekilen su miktarının sürekli artması, göle giden kaynaklar olan derelerin ve kaynak sularının sayıları 30'u bulan su şirketlerine uzun vadeli olarak kiralanması sonucu Sapanca Gölü'nde su seviyesi bu yıl ilk kez geçtiğimiz ay en az 29.90 olması gereken işletme kodunun altına düştü. Şu anda 29.00'lara inen su kodundaki düşüş sürüyor. Yine geçen ay dikey düşüşün normalin 2 metre 54 santim altında olduğu tesbit edilen gölde, bu dikey düşüş 3 metreye kadar yaklaştı. ZEMİN BATAK VE YOSUNLA KAPLI Sapanca Gölü kenarında çay bahçesi bulunan ve göl suyunun sahilden her gün biraz daha uzaklaştığını söyleyen Nihat Alemdar, 'Sular çekilince su yüzeyi sürekli yosun ve bitkilerle kaplanıyor. Daha önceden böyle bitkiler çıkmazdı. Sahilden yaklaşık 100 metre su çekildi. Suya girdiğinizde de ayağınızın batak bir zemine bastığını hissediyorsunuz. 15 gün önce Eskişehir'den Devlet Su İşleri'nden bir ekip buraya inceleme yapmaya geldi. Derelere ve buralara bakıp gittiler. Göle boşalan dereler kurudu. Buradaki Kurtköy Deresi'yle de dağdan göle çok miktarda su gelirdi. Derelerin geldiği yer su fabrikalarının bulunduğu bölge. Simdi seviyesi çok düştü çok az su geliyor' diye konuştu: YÜZMEK TEHLİKELİ HALE GELDİ Yine göl kenarından tesisi bulunan Serdal Kabasakal da durumun endişe verici olduğunu söyledi. Kabasakal, 'Çocukluğumuzdan beri Sapanca gölü çevresindeyiz. Daha önceden iskeleden yüzmek için atlardık. Su şimdi iskelenin ayaklarından en az 25-30 metre ilerde ve yosunla kaplı. Suların çekilmesi nedeniyle göle girişler de yasaklandı. Çünkü şimdi suya girmek daha tehlikeli. Su uçuruma kadar dayandı. Birden derinleşiyor. Çok fazla çekilme oldu' dedi.  Kabasakal şöyle devam etti: 'Kuraklık önümüzdeki yıl da devam ederse önemli derecede sıkıntı olacaktır. İçme suyu kalitesi değişecektir. Dağdan gelen kaynaklar da su fabrikaları nedeniyle eskisi gibi akar durumda değil. Derelerden göle su gelmiyor. Gölün kendi kaynakları yeraltı kaynakları da kurumuş durumda. Üzerinde yürüdüğümüz yerlerde eskiden yüzerdik. Geçen yıl bulunduğumuz nokta yaklaşık 3 metre derinlikteydi. Su çekildiği için uçuruma kadar dayandı. Bir iki metre sonra su insanların boyunu geçiyor. Çocukları suya sokmamaya çalışıyoruz. Bu yıl iki kişi boğuldu.' Mustafa BAĞDİKEN- Ergün AYAZ/ SAPANCA (Sakarya), (DHA)
'6 Yıl İçinde Yerli Oto Yollarda'
Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Fikri Işık, Türkiye’nin 2020 öncesinde yerli otomobilin üretimine geçebileceğini belirtirken, elektriklinin yanında hibrit otomobil teknolojisine de vurgu yaptı. Bunun için tek babayiğit olmayabileceğinin altını çizen Işık, “Tek babayiğitle gideceğiz diye bir şey yok. 5 ana ekipman üzerinde çalışıyoruz. Somutlaşınca paylaşacağız” dedi. Bakan Işık, önceki gün Ak Parti resepsiyonda gazetecilerin soruları üzerine yerli Otomobilüretimiyle ilgili çalışmaları anlattı. Işık, şunları söyledi: “2020 öncesinde yerli otomobil üretimine geçeriz. Otomobil üreticilerinin hibrite geçiş süreci yavaş ilerliyor. Bizim için daha hızlı hareket etme şansı var. Yerli otomobil stratejisi belirlendi.TÜBİTAK’ta çalışmalar ilerledi. Tek babayiğitle gideceğiz diye bir şey yok. Bir kişi için büyük yük olabilir. Seri hibrit ticarileşiyor. Biz de dünyanın gidişini ıskalamadan gidiyoruz. Yol haritamız belli. 5 ana ekipman üzerinde çalışılıyor. Batarya, elektronik aksam, yazılım, elektrik motoru ve alternatör. Bunların hepsinde ayrı ayrı çalışma var. Somutlaşınca paylaşacağız.” Işık, “Devrim otomobili konusunda dönemin siyasi iktidarı doğru hareket etseydi, bugün Türkiye Hyundai gibi büyük markaları vardı” diye konuştu. Milliyet
Reklam
Diyanet Yurtdışı Sözlü Sınav Barajını Neden 80'e Çıkardı?
Diyanet İşleri Başkanlığı yurtdışı din görevlisi görevlendirme sınavı barajına 80 puan kriteri getirerek şartları daha da ağırlaştırmaya başladı.Başkanlık, 15.08.2014 tarihi itibariyle ABD, Avrupa Ülkeleri, Avustralya, Japonya, Kanada, Türk Cumhuriyetleri ile Türk ve Müslüman Topluluklarının bulundukları ülkelere görevlendirilmek üzere sınavla 150 (yüz elli) din görevlisi yurtdışı sınav ilanına çıktı.Şartlara genel itibariyle baktığımızda(Tıklayınız) oldukça ağır gözükmektedir. Bu şartlar neden ağırlaştı?Diyanet İşleri Başkanlığı'nın yurtdışı kontenjanı çok kısıtlı. Yurtdışı sınav ilanlarına baktığımız zaman sınavla alınacak personel sayısı ya 100 ya da 150. Bu rakamların üzerlerine çıkış olmuyor. Sayıların artması için din hizmetlerinde yurt dışına daha da fazla ağırlık verilmesi gerekiyor. Diyanet İşleri Başkan Yardımcısı Prof. Dr. M. Emin Özafşar Hocamızın bu alanda gece gündüz çalıştığını biliyoruz. Yakın bir gelecekte bu çalışmalar meyvelerini vermeye başlayacak. Dünya ülkelerinin hemen hepsinde Diyanet'in personeli görev alma imkanına kavuşacak.
AB'den Peşmergeye Silaha Yeşil Işık
AB ülkeleri Dışişleri Bakanları, Irak hükümetiyle anlaşan üye ülkelerin bireysel olarak peşmergeye silah gönderebilmesine onay verdi. Avrupa Birliği (AB) ülkelerinin Dışişleri Bakanları, cuma günü Brüksel'de bir araya gelerek, üye ülkelerin IŞİD ile savaşan peşmergeye silah yardımı yapabileceği konusunda görüş birliğine vardı. 28 ülkenin bakanlarının katıldığı ve üç saatten fazla süren toplantıda, özellikle Fransa'nın kabul edilmesini istediği bir konu olan AB'nin Irak'a toplu halde silah göndermesinde anlaşılamadı. Ancak ülkelerin bireysel olarak, Irak hükümetiyle de anlaştıktan sonra, IŞİD ile savaşan Kürtlere silah göndermesinde bir sakınca olmadığı görüşüne varıldı. Almanya Dışişleri Bakanı Frank-Walter Steinmeier, Brüksel'deki toplantının ardından gazetecilerin ne kadar silah gönderileceği sorusuna, 'Yasal ve siyasi olarak mümkün olan en fazla miktarda' şeklinde yanıt verdi. Alman hükümetinin bu konudaki kararı, Steinmeier'ın bu haftasonu yapacağıı Irak ziyaretinin ardından belli olacak. Silah gönderilmesi kararına karşı çıkan ülkelerden biri olan Avusturya'nın Dışişleri Bakanı Sebastian Kurz, gönderilecek silahların yanlış kişilerin eline geçmesinden endişe duyduklarını dile getirdi ve temkinli olma çağrısı yaptı.Bakanlar ayrıca Suriye ve Irak'ta insan hakları ihlallerinin acilen soruşturulması gerektiğini, 'insanlığa karşı suçlar' kapsamında ihlaller yaşanmış olabileceğini ifade ettiler. İngiltere de gönderecek İngiltere Başbakanı David Cameron’un sözcüsü, Irak Bölgesel Kürt Yönetimi'nin (IKBY) talep etmesi durumunda, hükümetin IŞİD’e karşı savaşan peşmerge güçlerine silah yardımı yapmayı ciddi biçimde düşündüğünü söyledi. Sözcü, 'Eğer Kürtler talepte bulunursa, bu durumu olumu bir biçimde ele alacağız. Biz bu seçeneğe açığız’ dedi. Bu açıklamalar, İngiliz hükümetinin Irak’taki gelişmeleri görüşmek üzere yaptığı acil toplantının ardından geldi. İngiltere önce doğrudan yardımdan kaçınmış ve üçüncü ülkeler üzerinden askeri mühimmat göndermekle yetinmişti. Almanya’dan teçhizat, Fransa’dan silah Almanya Savunma Bakanlığı, cuma günü dört nakliye uçağı ile Türkiye üzerinden Erbil’e 36 ton tıbbi ve gıda yardımı göndereceğini açıklamıştı. Hafta başında konuşan Almanya Savunma Bakanı Ursula von der Leyen ayrıca zırhlı araçlar, miğferler ve çelik yelekler de gönderebileceklerini söylemişti.Alman yasalarına göre, ulusal güvenliği tehdit eden haller dışında Almanya, savaş bölgelerine silah gönderemiyor. Ancak 'IŞİD’in ilerleyişine karşı duranlara yardım etmenin uluslararası toplumun bir görevi olduğunu' söyleyen Almanya Başbakanı Angela Merkel, silah yardımı konusunda gerekli görülürse 'yasanın esnetilebileceğinin' mesajını vermişti. Fransa Cumhurbaşkanı François Hollande, ‘Irak Kürdistan Özerk Bölgesi Başkanı Mesut Barzani’nin ricasına yanıt olarak silah desteğinin en kısa sürede yapılacağını’ aktarmıştı. Kaynak: AA
Heybetiyle Sizi Büyüleyecek 26 Efsane Deniz Feneri
Deniz fenerleri antik çağlardan beri denizcilere yol gösteren ve evlerine dönmelerini sağlayan yapılardır. Bu yapılar genellikle bulundukları yerin simgesi oldukları için oldukça görkemli inşa edilirler. İşte tüm dünyadan nefes kesen deniz feneri manzaraları...İyi eğlenceler dileriz...
Reklam
Yaz Aylarında Erkeklerin En Büyük 15 Dramı
Kadın olmanın zor olduğu şüphe götürmez bir gerçek ama erkek olmak da zor bazen. Mesela yaz aylarında kadınlar efil efil etek giyerken pantolon giymek zorunda kaldığımız anlar. Ya da kızlara her gözlük, her şapka yakışırken bizlerin sineğe dönüşmesi. Yaz boyu yaşadığımız dramları listeledim:
Reklam
Depreme Karşı 17 Ağustos'tan Daha Kötü Durumdayız
Marmara depreminin üzerinden 15 yıl geçti, sorunlu bölgeler yine binalarla doldu. 17 Ağustos büyük Marmara depreminin üzerinden 15 yıl geçti. Kocaeli’nin Gölcük ilçesinde saat 03.02’de meydana gelen depremde resmirakamlara göre 18 bin 373 kişi öldü ve 48 bin 901 kişi yaralandı. Yüz binlerce insanın evsiz kaldığı depremin acıları aradan geçen zamanda unutuldu. Her depremde yaşanan acı ve korku tazelenirken aradan geçen sürede yeterli önlemler alınmadı. Yalova’da depremde 400 kişinin öldüğü ve ardından Bayındırlık ve İskân Bakanlığı tarafından imara kapatılan Hacımehmet Ovası, 5 yıl sonra 2004 yılında sadece alçak katlı kamu binalarının yapılmasına izin verilerek yeniden imara açıldı. TOKİ 2006 yılında kendi imar planını yaparak ovaya dört katlı konutlar inşa etmeye başladı. 2010 yılında imar planlarında yapılan değişiklikle yapılaşmaya acılan Hacımehmet Ovası, artık çok katlı binaların yükseldiği büyük bir şantiyeye döndü. Depremde en fazla yıkımın gerçekleştiği ve yaklaşık 500 kişinin yaşamını yitirdiği Malazgirt Caddesi’ne ilk yıllarda kat sınırlaması getirilirken, depremde yerle bir olan konutların yerinde son 2 yılda çok katlı binalar yükselmeye başladı. Gazipaşa Caddesi Sema Sokak’ta 10 kişiye mezar olan, onlarca kişinin yaralandığı binanın arazisine son birkaç yılda özel bir hastane yapıldı. Depremde enkaz haline gelen Rüstempaşa MahallesiÇeşme Sokak’taki blokların bulunduğu alan bir süre otopark olarak kullanılırken buraya da dershane ve alışveriş merkezi yapıldı. Yalova Üniversitesi Rektör Yardımcısı ve Jeoloji Yüksek Mühendisi Prof. Dr. Recep Hayri Eren ise Yalova’nın  epremlerden çok fazla etkilenmesinin en önemli nedeninin zemindeki sıvılaşma olduğuna dikkat çekti. Mevcut haliyle kentte yapılaşmaya uygun hiçbir alan bulunmadığına dikkat çeken Eren, “Yalova’da alüvyon dediğimiz gevşek zemin var. Atmosferik etkilerden dolayı yerleşime uygun alan bulunmuyor. Yalova’da bina yapılmadan önce kesinlikle iyileştirmelerin yapılması gerekiyor” dedi . Bu yapılar depremi kaldırmaz İnşaat Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi, 17 Ağustos 1999 Gölcük merkezli 7.4 büyüklüğündeki depremin 15. yılında İstanbul’un durumunu değerlendirdi. Şube Başkanı Cemal Gökçe, İstanbul’daki binaların deprem güvenliğinin olmadığını vurguladı. İnşaat Mühendisleri Odası İstanbul Şube Başkanı Cemal Gökçe, düzenlediği değerlendirme toplantısında 17 Ağustos depreminin İstanbul’a 110 km. uzaklıkta meydana gelmesine karşın 30 bin binaya hasar verdiğini, 32’si Avcılar’da 50 binanın yıkıldığını belirtti. “Oysa 17 Ağustos İstanbul depremi değildi” diyen Gökçe, beklenen İstanbul merkezli depremde kentin daha büyük hasar göreceğini kaydetti. Gökçe, Türkiye’de binaların deprem olmadan bile yıkıldığını ifade ederek “Bu yapıların deprem yükünü kaldırma şansı yok. Maalesef arazi rantı ile ülkenin siyasi finanse ediliyor. Bu yüzden yık-yap anlayışı hâkim” dedi. 2007 D e p r e m Yönetmeliği’nin önemli bir kısmının binaların güçlendirilmesi ile ilgili olduğunu aktaran Gökçe, “Yönetmelik güçlendirmenin önemine işaret ediyor ama bugün müteahhit bakışıyla sadace yıkım yapılıyor. Burada mimar ve mühendis bakışı yok. Müteahhit bakışı ise sürdürülemez. Yık-yap anlayışı İstanbul’u ve kaynaklarını tüketiyor. Güclendirme ve onarımda sınıfta kaldık” diye konuştu. Çadıra yer yok Cemal Gökçe, depremden hemen sonra 1999-2002 yılları arasında İstanbul Valiliği tarafından 310’u kesinleşmiş toplam 470 adet toplanma ve çadır yeri belirlendiğini anımsatarak bugün bu alanların dörtte üçünün yapılaştığına dikkat çekti. Kentsel dönüşüm yasasını da eleştiren Gökçe, “Deprem bahane edilerek yeni bir rant düzeni yaratıldı. 2000 yılından sonra kentsel dönüşüm yeni zenginler yaratmanın yolu olarak görüldü. Geldiğimiz noktada İstanbul 1999 yılından daha iyi daha iç açıcı durumda değil” dedi. Cumhuriyet
Jimmy Fallon Erdoğan'la Dalga Geçti
Ünlü ABD’li şovmen Jimmy Fallon’ın programında dün gece Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’la ilgili ilginç bir beatbox performansı sergiledi. ABD’nin ünlü talkşovcularından Jimmy Fallon, Hillary Clinton’ın Obama’yı dış politikada azarlamasının haberini verdikten sonra İsrail’in durumunun şu an karışık olduğunu ama bir Recep Tayyip Erdoğan kadar karışık olmadığını söyledi. Ardından ise Erdoğan’ın ismini telefuz etmek için söylerken bir anda beatbox yapmaya başlayan Fallon göstericilerden büyük alkış aldı. Türkiye’de CNBC-E kanalında yayınlanan talkşova henüz Türkiye’den bir tepki gelmedi.
Altın Portakal Penelope Cruz ile Javier Bardem'i Bekliyor
51- Altın Portakal Film Festivali yaklaşırken, festivali düzenleyen ekipte İş Ortakları Direktörü Nurcan Kuzucan, Yapımcı Zeynep Özbatur Atakan, Eski Direktör Hülya Uçansu, Yapımcı Elif Dağdeviren, Sinema Yazarı Alin Taşçıyan ve İletişimci Serap Engin yer aldı. Dağdeviren, “Festivalde bu yılın konuğu İspanya sineması. Pedro Almadovar’ı davet ettik, bakalım gelebilecek mi? Penelope Cruz ve Javier Bardem de davet ettiklerimiz arasında. Clive Owen’ın gelme ihtimali var” dedi. Hürriyet gazetesinden Zeynep Miraç ’a konuşan Altın Portakal ekibi, festivale dair ipuçları verdi. Zeynep Miraç’ın söyleşisi şöyle: Yerel seçimlerin ardından görevi devralan ekip 51. Altın Portakal’a dair tüyolar verdi. Nurcan Kuzucan (iş ortakları direktörü), Zeynep Özbatur Atakan (yapımcı), Hülya Uçansu (eski direktör), Elif Dağdeviren (yapımcı), Alin Taşçıyan (sinema yazarı), Serap Engin (iletişimci) 51. Altın Portakal’ı düzenleyen ekibin kadınlardan oluşması bir tesadüf mü? Elif Dağdeviren : Her konunun iyisini bulduk ve onlar kadınlardı. Özel olarak tasarlamadık. Yerel seçimlerden sonra alelacele bir Altın Portakal ekibi kurmamız gerekti. Tasarlanmış değildi ama başta benim, sonra da buluştuğumuz herkesin kadın olan inancı böyle bir ekibi kurdu. Biz bir araya gelince erkek önerilerine kulaklarımızı tıkamaya başladık. Bütün ekipte yalnızca iki erkek var. Bugüne kadar sinemada bir kadın hâkimiyeti var mıydı? Hülya Uçansu : En ağır yükü kim taşıyor? Genelde kadınlar. Daha çok özveriyle, daha düşük ücretle çalışanlar hep kadınlar. Bu ülkede ağır işçiler kadınlar. Dikkat edin, kadın yapımcılar yükselmeye başladı şimdi. Zeynep (Özbatur Atakan) bunların başında geliyor. Zeynep Özbatur Atakan : Hepimiz Türkiye koşullarında mucize gibi işler üretiyoruz. Hep limitler içinde en iyisini yapmayı öğreniyoruz. Elimizde çok kısa bir süre var. Beni aradılar, ‘Kış Uykusu’nun galasından hemen sonraydı ve “Bu yaz bir planın var mı?” dediler. Ben tatile çıkmayı düşünüyordum. Ama şimdi buradayım ve çalışıyorum. Altın Portakal’ın son döneminde dünya sinemasından pek çok konuk gelmişti. Bu yıl kimleri ağırlayacaksınız? Elif Dağdeviren : Festivalde bu yılın konuğu İspanya sineması. Pedro Almadovar’ı davet ettik, bakalım gelebilecek mi? Penelope Cruz ve Javier Bardem de davet ettiklerimiz arasında. Clive Owen’ın gelme ihtimali var. Çok kısa bir süre var ve yapmayı hayal ettiklerinizin bir bölümü eksik kalacak. Bu size bir risk olarak görünmedi mi? Elif Dağdeviren : Bu bir risk. Ama sinema ağırlıklı bir iş yaparsak bu kısa süreyi iyi değerlendirebiliriz. Festival tabii ki yan etkinlikleriyle bir festival haline geliyor. Bazılarını 2015’te ya da 2016’da yapabiliriz, şimdi esas amacımız sinemayla sektör buluşmasını sağlamak. Hülya Uçansu : Önceki yönetimden yeni ekibe pek bir miras kalmadı. Hiçbir bilgi devrolmadı. O nedenle de festival tecrübesi olanların birikimi devreye girdi. Teknoloji olmayan yıllar kâbus gibiydi, ama şimdi teknoloji neredeyse ışık hızında hizmet veriyor. Yanına birikim ve sürat eklendi. Yönetmeliklerin hepsi baştan yazıldı. Hiçbir ekip bunu daha hızlı çıkaramazdı. Bu ekip yalnızca bu yıl için mi bir araya geldi, yoksa önümüzdeki Altın Portakal festivallerinde devam edecek mi? Elif Dağdeviren : İnşallah uzun soluklu olacak. Çıkan sonuç bizi nereye taşıyacak bakalım. Aramızda önümüzdeki seneler için plan yapıyoruz. Menderes Türel kaldığı sürece hepimiz oradaymışız gibi davranıyoruz. Ama Türkiye, dinamikleri çok çabuk değişen bir ülke. Eskiden beş yıllık kalkınma planları yapılırdı, şimdi bir yıllık zor yapılıyor. Onun için bu bizim temennimiz. Hülya Uçansu : Yaptığımız basın toplantısında gelen haklı bir soru vardı: “Altın Portakal ne zaman kurumsallaşacak?” Belediyeler tarafından düzenlenmesinin yarattığı bir engel var, yönetimler değişiyor. Antalya’da arşiv çalışması yok. Eski jüriler bile bulunamıyor. Şimdi bir bilgi-belge merkezi başlatılması konusunda konuşuyoruz. Alin Taşçıyan : Benim belediyelerin sinemaya verdiği zarar üzerine bir yazım var. Ki bunu yazdığımda Altın Koza ve Altın Portakal için çalışıyordum. Bu işin patronu bile olsa, parasını ve kabiliyetlerini koyup kenara çekilmesi gerek. Onlar değişiyor ama sinema değişmiyor. Aynı insanlar üretime devam ediyor. En büyük eleştirilerden biri de gösterim koşullarının kötülüğü. Türkiye’nin hiçbir yerinde, İstanbul dahil, ideal koşullarda film gösterilemiyor. Biz Menderes Türel’den salonların elden geçirilmesi sözünü alıp yola çıktık. Hatta bir festival sarayı yaratma tasarısı konuşuluyor. Antalya Belediyesi şu an AK Parti’de. Siyasetin festivali etkilemeyeceğine dair bir güvence aldınız mı? Elif Dağdeviren : Menderes Türel bunu net bir şekilde açıkladı. Filmlerin içerikleri dahil hiçbir şeye karışılmayacağının garantisini verdi. Serap Engin : 2007 yılında festivalin açılış filmi olarak Ang Lee’nin “Lust Caution” filmini gösterdik. Venedik Film Festivali’ne gidip izlemiştim. İtalya’da Papalık erotik sahneler nedeniyle itiraz ettiği için film gösterilemiyordu. Oradan Antalya’ya geldiğimde bunu Menderes Bey’e söyledim, “Festival komitesi karar verdiyse neden olmasın?” dedi ve biz o filmi gösterdik. Hülya Uçansu : Gezi hakkında yapılmış bir filmin gösterilip gösterilmeyeceği sorulduğunda da, “Filmin seçicisi ben değilim. Kurul karar verir” dedi. Nurcan Kuzucan : Festivalin 51 yıllık geçmişine baktığınızda sürekli tekrarlayan bir ana sponsor, devletin dışında yok. Ya belediye ya Kültür Bakanlığı. Bir güven, bir markalaşma sağlanmamış. Şu ana kadarki çalışma sürecinde de siyasetle ilgili hiçbir kaygıyla karşılaşmadık. 51. Altın Portakal’ın bütçesi nedir? Elif Dağdeviren : Şu anda bir bütçe vermem zor. Şu da var. Geçmiş birkaç yılın borçları var. Antalya Belediyesi bu borçları ödemeye karar verdi. Zeynep Özbatur Atakan : Ben aynı zamanda Sinema Eseri Yapımcıları Meslek Birliği başkanıyım. Geçtiğimiz yıl Antalya’daki ödül paralarının ödenmemesiyle ilgili sektörde sıkıntılar yaşadık. Bunu düzeltmeden güven ortamı sağlamak zordu. Bu borçların ödenmesi çok önemli. Bundan önce Altın Portakal Film Festivali ile ilgili izleniminiz neydi? Sizinki nasıl olacak? Alin Taşçıyan : Yanlış kişiye soruyorsun. Bana kırmızı halı, tören, şatafat de, arkama bakmadan kaçayım. Öte yandan bir gelenek ve talep var. Benim aşırı uçta görüşlerim var, mümkünse hiç tören olmasın. Ama yapılacaksa da durmuş oturmuş, kibar yapılmasını istiyorum. Hülya Uçansu : Alin’in radikal yaklaşımının yanında benim organizasyonun daha evrensel standartlara getirilmesi konusunda isteğim var. Elbette ki 50 yıl önce Türkiye’de bir film festivali başlatıldığında o günün ölçüleriyle bakılmış. İçine sayısız konser, eğlence konmuş. O dönemin Yeşilçam çalışanlarının Antalya Film Festivali’nde geçirilecek on güne çok farklı yaklaşımları olmuş. Ancak bunlar zamanla bir tür imtiyaza dönüşmüş. Eğer biz Antalya’yı uluslararası standartlara taşımak istiyorsak, bu eski kemikleşmiş hatalar geride bırakılmak zorunda. Yapamıyorsak biz de başarısız olacağız. Orası eski sinemacıların tatil yaptıkları bir yer değil. Serap Engin : Altın Portakal, tüm olumsuz eleştirilere rağmen sinema sektörünün en önemsediği festivallerden biri. Geçen yıllardaki hatalar yapılmayacak. Ama kırmızı halı ya da galaları yok sayamayız. En önemli amaç elbette filmlerin seyirciyle buluşması, ancak renkli etkinlikleri göz ardı etmek mümkün değil. 50 yıldır sinemaya ev sahipliği yapan Antalya seyircisinin diğer şehirlerin seyircisinden bir farkı var mı? Alin Taşçıyan : İki döneme ayırmak lazım. İlk dönemde sadece ulusal yarışma yapılır, diğer filmler gösterilmezdi. İzleyici ilgisi azdı. Sonra uluslararası program başladı, izleyici dönmeye başladı. Bir şehirde 50 yıl fil festivali yapılıyorsa, o şehirde bambaşka bir sinema ortamı olmasını bekleriz. Sıkı bir sinefil kitlesi yok ama oluşacak inşallah. Zeynep Özbatur Atakan : Türkiye’deki sinema endüstrisinin neye ihtiyacı olduğuna dair de kafa yoruyoruz. Bu yıl yurtiçi projeleri değerlendireceğiz, önümüzdeki yıl bölgesel projelerin de başvuracağı iki aşamalı bir bölümümüz var. Festivaller artık yalnızca filmleri göstermekle kalmıyor, filmlerin başlamasına motivasyon sağlayan ödüller de veriyorlar. Ben zaten bir projenin fikir aşamasından itibaren finansmanını yaratacağına inanıyorum. Bir de kurgu aşamasındaki filmlerin ödüllendirileceği bir bölümümüz var. Bu şekilde yeni yapımcılar, yönetmenler keşfedilecek.T24
Bugün Mutlaka Okumanız Gereken 10 Köşe Yazısı
Demokratik ülkelerde, seçimlerden sonra değerlendirmeler ve bunlara dayalıözeleştiriler yapılır... Türkiye’de değerlendirmeler ve özeleştiriler ise ya palavracı kamuoyuaraştırma şirketlerinin ayıplarını örtmek ya da başarısız olan politikacılarınözgüvenlerini tazelemek için kullanılır.Aşağıdaki listeyi, üç aşağı beş yukarı, bir önem sıralamasını da akılda tutarak yapmaya çalıştım. 1) Seçimin en önemli belirleyicisi, Erdoğan’ın Başbakan olarak yarışmasıdır.
Reklam