Sinekler ALS'ye Çare Olabilir mi?
ABD’de Brown Üniversitesi Moleküler Biyoloji, Hücre Biyolojisi ve Biyokimya üzerine doktora yapan Aslı Şahin , “Bir kova buz meydan okuması” sonrası dikkat çeken, “motor sinir hücrelerinin dejenerasyonu” ile tanımlanan ölümcül bir hastalık olan ALS (Amiyotrofik lateral skleroz) hakkında bilgi verdi.Doktora çalışması sırasında sil baştan ALS modeli yapmaya karar veren, “ALS’ye sinekte genetik çare” bulan Şahin’e, ilk olarak, “ ALS hastası neden buz kovası mücadelesini başlatmak zorunda kaldı? ” diye sorduk… Cevabı şöyle oldu:“ALS, “öksüz” bir hastalık. Öksüz hastalık, ilaç sektörleri tarafından karlı görülmeyip, para yatırılmayan hastalık demektir. Devlet araştırmalardan sürekli para kestiğinden, öksüz hastalıklar sizin gibi yardımseverlerin bağışlarına muhtaç. ALS hastalıkların belki de en kötülerinden olduğundan, birçok hasta kurdukları ALS dernekleri aracılığı ile ALS araştırmalarını destekler. Bu mücadeleyi başlatan hasta da kendi durumu el vermediği için böyle bir kampanya başlatıp, Amerika’daki ALS Association (ALSA) derneğinin 22.9 milyon dolar kazanmasına vesile oldu.”ALS nedir?ALS hastalığı kendini, hastanın tek taraflı olarak kolunu ya da bacağını hareket ettirmede sorun yaşamasıyla belli eder. Sebep, bu sorunlu bölgelerdeki motor sinir hücrelerinin, yani kaslarımızı oynatmaktan sorumlu sinir hücrelerinin, dejenerasyona uğramaya başlaması. Hastalık ilerledikçe motor sinir hücresi kaybı tüm vücuda yayılır. Örneğin diyafram da bir kastır, nefes alış-verişimizi sağlar. Hasta, bu bölgedeki motor sinir hücrelerini kaybettiğinde nefes alamaz ve solunum cihazına bağlanmak zorunda kalır. İşte buz kovası mücadelesini başlatan ALSA ve Türk ALS-MNH Derneği gibi organizasyonlar, bu hastaların ihtiyaçlarını karşılamak için yardım eder, onlara solunum cihazı gibi aletler verir. Hayatlarını birazcık da olsa kolaylaştırmaya çalışırlar. Maalesef, bu hastalık genelde çok hızlı ilerler. Teşhis konulan bir hastanın ömrü ortalama 3-5 sene kadardır. (İstisnalar, hastalığın yavaş ilerleme durumları, mevcuttur. Örneğin ünlü fizikçi Steven Hawking bu hastalık ile 25 seneden fazladır yaşamaktadır.) Bence bu hastalığı, diğer bütün sinir hastalıklarından ayıran ve kötü yapan en önemli nokta bu hastalık sırasında bilincinizin yerinde olmasıdır.“Hastalığın nereden başladığı gizemini koruyor…” diyen Şahin, ailede hasta olan ve olmayan bireyler taranarak, hastalığa sebep olan geni bulmanın ALS gibi “karmaşık” hastalıkların başlangıç noktası olduğunu da belirtti ve ekledi:“ALS hastalarının sadece yüzde 10’u ailesel ALS geçmişine sahip. Benim çalıştığım SOD1 (Superoxide Dismutase 1) geni bu şekilde aile ağacı çalışmaları ile ALS’ye bağlandı. 1993 yılında, bu gen üzerinde bulunan nokta mutasyonlarının ALS’ye sebep olduğu bulundu. Daha sonra birçok araştırmacı ALS’ye sebep olan yeni genler bulmaya yöneldi. Neredeyse her yıl ALS ile ilişkilendiren yeni bir gen bulunuyor. İşte benim araştırmam, yeni bir gen bulmak yerine, ilk bildiğimiz geni anlamak üzerine.”SOD1 proteini nedir?SOD1, çok genel işlevi olan bir protein. Kendisi bir antioksidan. Her hücremiz enerji üretirken superoksitler (yaşlanmamıza sebep olan, hücreye, DNA’ya zarar veren şeyler) açığa çıkarır. SOD1’in görevi hücre sıvısındaki bu zararlı superoksitleri yok etmek. Genel görevinden çıkarabileceğiniz gibi, SOD1 hücrelerimizde en yaygın bulunan proteinlerden biri. Aklınıza gelebilecek bütün hücrelerimizde bulunur.Peki, bu proteinin geni mutasyonlu olduğunda ALS’ye nasıl sebep oluyor?“Nasıl oluyor da ALS hastalarında bu protein mutant şekilde üretildiğinde sadece ve sadece motor sinir hücreleri ölüyor? Madem SOD1 her hücrede var, neden bütün hücreler ölmüyor?” İşte bu ALS çalışanların kafasında dolaşan en büyük sorular... Kimse henüz tam sebebini bilmiyor.Diğer SOD1 ile ilgili ilginç bir konu, SOD1 mutasyonlu hastalara baktığımızda, bu mutasyonun neredeyse protein üzerindeki her bölgede olabileceğini görüyoruz. SOD1 antioksidanları temizleme işini, üzerinde bulunan bakır ve çinko iyonları sayesinde yapar. Fakat gelin görün ki, hastalarda sadece bakır ve çinkoyla temas eden bölgeler değil, herhangi bir bölge mutasyon halinde ALS’ye sebep olur. Bu farklı mutasyonlar hastalarda farklı ilerleyiş şekillerine ve farklı hastalık başlangıç zamanlarına sebep olsa da hepsi eninde sonunda ALS ile sonuçlanır. Bu genin tamamına yayılan mutasyon olasılığı normalde proteinin işlevsiz üretilmesine sebep olduğuna bir işarettir. Fakat, SOD1 genini sildiğinizde, hücreye hiç SOD1 proteini sağlamadığınızda ALS sonucuna ulaşamazsınız. Sadece erken ölüm gibi sonuçlara gidersiniz. SOD1’in nasıl ALS’ye sebep olabileceğine bir diğer hipotez, mutant SOD1’in yanlış katlanma sonucu hücrelerde birikmesidir. SOD1 mutasyonu olan hastalarda SOD1 birikintilerine rastlanmaktadır. Hatta SOD1 mutasyonu olmayan hastalarda da yanlış katlanmış SOD1 birikintileri gözlemlenmektedir. Yani, sadece yüzde 2 gibi az bir ALS hasta popülasyonunda bu gen mutant olmasına rağmen, hastalığın anlaşılması için SOD1’in nasıl ALS’ye sebep olduğunu anlamak kilit bir adımdır.Sizin tezinizin çıkış noktası ne idi?Şimdiye kadar yayımlanmış modeller, transgenik dedigimiz, hastalıklı geni aşırı miktarda, ek olarak hücre çekirdeğine yollanması ile oluşuyor. Örneğin, farede 2 tane mutasyonsuz SOD1 geni var. Bunun üzerine siz 20 tane daha mutasyonlu SOD1 yolluyorsunuz ancak öyle hastalık belirtilerini görebiliyorsunuz. Tüm bu modellerde hastalıklı gen sayısı arttıkça hastalık belirtileri de artıyor. Oysa ki bu ALS hastalarında olanı taklit etmekten çok uzak. SOD1 mutasyonlu ALS hastalarının iki SOD1 geni var, biri mutasyona uğradığında bu hastalık oluyor. Tüm bunlar yetmezmiş gibi, zaten bir grup, bu yöntemle yollanmış mutasyonsuz SOD1 geninin de ALS tipi belirtilere yol açtığını gösterdi. Bütün bu saydığım sebepler bir kenara bence bu tekniğin en büyük sorunu, yolladığınız gen sayısını kontrol edememeniz. Bu tip modellerde X tane mutant SOD1 yollanması ile Y tane mutasyonsuz SOD1 yollanması karşılaştırılıyor. İkisi de ayni miktar olsa hadi yine bir derece ipuçları verebilir bize. Nitekim, bu hayvanlar üzerinde bulunan ilaçlar ALS üzerine pek de etkili olmuyor. Yoksa 1993 yılında, SOD1 geni ALS ile ilişkilendirildiğinde zaten çok çalışılan bir gendi, genel görevi yüzünden. Eğer elimizde düzgün hayvan modelleri olsa idi, şimdiye çok daha fazla şey biliyor olurduk ALS ile ilgili. Benim kullandığım yöntem ise tamamen hastada olanı taklit üzerine: Mutasyonsuz geni mutasyonlu gen ile değiştirmek. Ek olarak hiçbir şey göndermemek. Bu yöntem diğer transgenik yönteme nazaran pahalı ve yavaş olduğundan daha önce bu yöntem denenmemiş.Tezinizin ilk aşaması nasıldı?Sinekler üzerinde çalıştım, ilk aşama insanları sineklerimin gerçekten ALS’li gibi davrandığına inandırmaktı. Sineklerde çalışmam sizi şaşırtabilir ama sinir sistemleri bizimkine yüzde 60 benzerlik gösterir. Örneğin, insanlarda ALS hareket bozukluklarına sebep oluyor. Benim ALS’li sineklerim de doğru düzgün tırmanamıyor, kurtçuk halindeyken doğru düzgün sürünemiyor. Örneğin kaslarına denizanasından yeşil bir protein yolladım, böylece kaslarını tel tel çok güzel mikroskop altında görüntüleyebildim. Baktım ki ALS’li sineklerde insanlarda olduğu gibi kaslar erimiş. Bunun gibi beyinlerini, omurilik benzeri organlarını çıkarıp, motor sinir hücrelerini saydım bakalım kaç tane kalmış diye. Ya da kalanlar işlevini korumuş mu diye sineklerimizin beynine elektrod takıp, sinirlerin elektrik iletim kapasitelerine baktık vs. Mesela sineklerime ALS’in tek ilacı olan rilozole yedirdim ve insanlarda olduğu gibi pek de etkili olmadığını gördüm.Hangi teknikleri kullandınız?RNA Sekanslama, şu an çok kolay yapılan bir teknik; ister sırf motor sinir hücrelerinin, ister yardımcı hücrelerin, ister tüm sineğin, ister tüm beynin ya da omuriliğin RNA popülasyonuna bakıp, mutasyonlu ve mutasyonsuz sinekleri karşılaştırabiliyorsunuz. Neredeyse 1-2 hafta içinde sonuç alıyorum. Fakat çok pahalı. Yani ALSA şimdi bir sürü para kazandı buz meydanından ama o paralar gerçekten hızlı hızlı bitiyor. Deney yapmak çok pahalı. En ucuzlardan olan sinekte bile.Bunun yanı sıra klasik teknikleri kullanarak, (belki de sineği en cazip laboratuvar hayvanlarından kılan) “ALS’ye sinekte genetik çare” buldum. Bu teknikte sineklerinize çok kanserojen olan EMS adlı bir kimyasal yediriyorsunuz.Bu kimyasal, sineklerin genetik yapısında nokta mutasyonlarına sebep oluyor. Benim en ağır ALS olan sineklerimin biri tam kozadan çıkacakken ölüyor. (Sinekler yaşamlarına kurtçuk olarak başlayıp, aynı kelebekler gibi kozadan yetişkin olarak çıkıyorlar)Rastgele mutasyonlar sayesinde birçok sinek yaşadı, o yüzden “sineklerde genetik çare” dedim. Fakat tabii ki sineğin yaşaması bir şey ifade etmiyor. Onu laboratuvarda çalışabilmemiz için bu “genetik çareyi” gelecek nesillere aktarması gerekiyor. Yani sineğin üremesi ve “genetik çare” geninin de üreme hücrelerinde olması gerekiyor ki gelecek nesiller de ALS mutasyonlu ama genetik çare sayesinde yaşıyor olsun. 6-8 tane böyle ek mutasyon sayesinde yaşayan sineğimiz var. Sonuçta bunlar sinek, bu genetik çarelerin hepsi insanda da işe yarayacak diye bir kaide yok. Fakat bakarsınız biri yeni bir ilaç hedefi ile çıkar.Sizce eksiklerin daha çabuk kapanması için ne yapmalı?Daha çok laboratuvar ALS üzerine çalışmalı ki bu da ancak daha çok para ile mümkün oluyor, daha etkili hastalık modelleri yapılmalı. İnsanları böyle bir hastalıktan haberdar etmek sadece bir başlangıç.“Buz meydan okuması”nı nasıl değerlendirdiniz? Başka ne yapılabilinir?ALS gibi “öksüz” hastalıkların, toplumdan gelen paraya çok ihtiyacı var. Çünkü ilaç firmalarının kar etmesini sağlayacak kadar ALS hastası yok. Buz meydan okuması sayesinde hastalığa dikkat çekilmesi mühim.Türk ALS Derneğine bağış yapabilirsiniz. Bu dernek hastaların ihtiyaçlarını karşılıyor, onlara solunum cihazı vb temin ediyor. Keşke daha çok bütçeleri olsa araştırmaları da destekleyebilseler.Direkt ALS çalışan bir laboratuvara para yardımı da yapabilirsiniz. Ya da sorup ihtiyaçları olan bir alet alabilirsiniz. Şimdi ben bu projede 5 senedir tek başıma çalışıyorum. Keşke hocamın daha çok parası olsaydı, bir kaç tane daha doktora sonrası araştırmacıyı daha gruba katsaydı. Bu yaptıklarımızı 2 senede bitirseydik. İşte ALSA derneği hastalara yardım etmekle kalmayıp, bizim gibi laboratuvarlara da araştırma parası veriyor. Ancak verdiği para yıllık 80 bin dolar. Kulağa çok gelebilir ama haftada 10 bin dolar gibi paralar harcadığımızı göze alırsak bu hiçbir şey.Türkiye’de doku bankası kurulmasını başlatabilirsiniz. Türkiye örnekleri ayrıca önemli çünkü Anadolu yıllarca birçok insanın gelip geçtiği bir toprak. Bizim genetik yapımız çok çeşitli. Dolayısıyla bence dünya popülasyonuna örnek olarak güzel bir topluluğuz. Keşke bizim güzel örneklerimiz araştırmacıların eline geçebilse.Hastalarımızın genetik test yaptırmaları şu an kendilerine pek getiri sağlamayacak olsa da, araştırmacılarımıza yeni bir ipucu bulma açısından fayda sağlayacaktır. Bunu göz önüne alıp, yeni bir gen ALS ile ilişkilendirildiğinde, test olmalarını öneririm.
Galatasaray'dan Şampiyonlar Ligi'ne Özel Yeni Forma
Bu sezon ligde ve Avrupa'da başarı hedefleyen Galatasaray, yeni bir forma satışa çıkarıyor. Sarı-Kırmızılı ekip, Kasım ayında satışa çıkacak mor renkteki formaları Şampiyonlar Ligi'nde dış sahada oynanacak maçlarda giyecek Galatasaray, bunun yanı sıra parçalı ve beyaz formalarla da mücadele ediyor.Skorer
Akdoğan'dan Arınç'a 'Yeni Yetme' Yanıtı
AKP Genel Başkan Danışmanı ve Ankara Milletvekili Yalçın Akdoğan, Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç'a sert yanıtlar verdi. Başbakan Yardımcısı Arınç, AKP'ye yeni katılan ve görev alanları hedef alarak, 'Yeni yetmelerin mevhum bazı değerler üzerinden aslında öyle olması gerekir aslında şöyle olması gerekir diye hesaplar yapması bizim aramızdaki yıllardır süren kardeşliği zedeleyebilir' demişti. Bu sözlere yanıt veren Akdoğan, 'Ne çoluk çocuğum, ne de yeni yetmeyim' diye konuştu. Akdoğan'a yöneltilen sorular ve kendisinin verdiği yanıtlar şöyle: Son dönemde sürekli partinizden isimlerden, partinizdeki genç isimlerde, yeni giren arkadaşlardan bahsediyorlar ama aslında isim vermeden bu eleştirilerin hedefi de siz olarak gösteriliyorsunuz. Neden size yöneliyor bu tür eleştiriler? Ben bu sürecin çok hassas olduğunu, partinin bütünlüğünü korumanın her şeyin üzerinde bir hassasiyet olduğunu ve büyük badireleri, büyük zorlukları partinin bütünlüğünü koruyarak aştığımızı söyledim. Bu süreçte de genel başkan değişiyor, başbakan değişiyor, kongre yapıyoruz, herkesin gözü bizim üzerimizdeyken bu tür polemikler yapılmasını ben doğru bulmadığımı söyledim. Bülent Bey’le ilgili bir takım şeyler soruldu. Bülent Bey’in söylemlerinde ben söylemlerindeki bütünlüğe bakarım ve bir problem algılamıyorum şeklinde daha uzlaşmacı söylemler içine girdim. Ama Twitter’da bazı arkadaşlarımız arasında bir takım tartışmalar oldu. Ama bunlar dönüp dolaşıp bana delege ediliyor maalesef. Ben kendi kendime bir şey söylemem. Partimizin ilgili kurumları hangi politikayı geliştirirse, hangi duruşu geliştirirse, Sayın Genel Başkanımız ortaya hangi kriterleri koyarsa ben bunları elbette AK Partili bir konuşanı olarak bir sözcü olarak bunları dile getirmek durumundayım. Ben bunları dile getirdiğimde başkasını eleştiremeyenler, dönüp beni eleştiriyorlar. Oysa ben kişi bazında bakmam, ben yeni Türkiye idealini savunurum. Bu ideale ve Tayyip Erdoğan’a kim karşıysa ben ona karşı olurum. Benim temel yaklaşımım budur. İsim bazında hiç kimseye karşı olmam hiç kimsenin de yanında olmak gibi bir derdim yoktur. Bu bir siyasi hedef, siyasi amaç meselesidir. Ben 45 yaşındayım. Ne çoluk çocuğum, ne de yeni yetmeyim. Birçok insanın bulunmadığı süreçlerin içinde bulunan bir insanım. Genç katagorisine girmiyorum. Bu tür yakıştırmaları ben üzerime almıyorum. Bunlardan rahatsızlık duyan arkadaşlar olabilir. Parti büyüklerimizden birileri beni kastederek bir şey söylüyorlarsa bundan da çok alınmam doğrusu. Sayın Davutoğlu’yla ilgili ilk değerlendirmeleriniz... Öncelikle hayırlı olmasını diliyorum hem ülkemiz hem AK Parti için. AK Parti içinde olan bir değişim ülkemizi ülke yönetimimizi de yakından ilgilendiriyor. Önümüzdeki hafta kongremiz var, Sayın Davutoğlu genel bir konsensüsle aday olarak gösterilmiş oldu. Delegelerimizde onay verirse ikinci genel başkanımız olacak Sayın Davutoğlu. Halkın cumhurbaşkanını seçmesi ve başbakanımızın seçilmesi cumhurbaşkanı olarak öneli bir kilometre taşıydı. Sayın Davutoğlu da bu misyonun temsilcisi olan hem teorik olarak hem pratik olarak kafa yapısıyla hem medeniyet tasavuruyla AK Parti hareketinin temel felsefesini özümsemiş, başından itibaren AK Parti’nin ve devletin farklı kademelerinde önemli görevler üstlenmiş bir şahsiyet olarak bu süreçte önemli bir rol oynayacaktır. Yeni Türkiye deyince Sayın Cumhurbaşkanımız ortaya bir takım temel ilkeler koymuştu. Aynı çerçevede Davutoğlu da dün yaptığı konuşmada bunlara atıf yaptı. Yani bir hedef birlikteliği söz konusu ve AK Parti’nin 2023 hedefleri Davutoğlu’nun genel başkanlığından Sayın Erdoğan’ın liderliğinde gerçekleştirmek için çalışmaya devam edecek.Cumhuriyet
Reklam
Tacizci Öğretmene 'Hatırlamıyorum' İndirimi
DİYARBAKIR’da bir İlköğretim okulunda 10 yaşındaki 6 kız öğrencisine fiziksel temas yoluyla cinsel tacizde bulunduğu iddiasıyla tutuksuz yargılanan öğretmene 18 yıl 9 ay hapis cezası verildi. Kararda öğretmen M.D.’ye, ’akıl sağlığı nedeniyle davranışlarını yönlendirme yeteneğinin azalmış olmasından dolayı’ ceza indirimi uygulandığı belirtildi. Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı’nca hazırlanan iddianameye göre olay 2012 yılının Ekim ayında ortaya çıktı. Merkez Sur ilçesindeki bir İlköğretim Okulu’nda Fen Bilgisi öğretmeni olan 31 yaşındaki M.D., iddiaya görne farklı zamanlarda 10 yaşında olan 6 kız öğrenciye cinsel tacizde bulundu. İddianameyi hazırlayan savcı, M.D.’nin mağdur öğrencilere öğretmen şefkati ötesinde ve cinsel amaçlarla yaklaştığını ve yanağını, saçını, kollarını, kıyafetlerinin üzerinden de bacak ve kalçalarını okşadığını kaydetti. Savcı, 6 mağdurun öğretmenlerinin bu anormal davranışını okul idaresine bildirmesi ile olayın ortaya çıktığını ve soruşturma açıldığını belirtti. Adli rapora göre mağdur öğrencinin ruh sağlığının bozulduğu kaydedilen iddianamede, iki öğrencinin ise ruh sağlığının bozulmadığı belirtildi. 84 YILA KADAR HAPİS İSTEMİ İddianameyi hazırlayan Savcı, şüpheli M.D.’nin 6 öğrencisine karşı ’Mağdurun beden ve ruh sağlığını bozacak şekilde çocuğun nitelikli cinsel istismarı’ ve ’Çocuğun basit cinsel istismarı’ suçlarından 84 yıla kadar hapisle cezalandırılmasını talep etti. DAVRANIŞLARINI YÖNLENDİRME YETENEĞİ AZALMIŞ İddianamenin kabul edilmesinin ardından tutuksuz sanık M.D.’nin yargılaması Diyarbakır 7’nci Ağır Ceza Mahkemesi’nce yapıldı. Davanın ilk duruşmasında ifadesi alınan sanık M.D., 'Ben böyle bir şey yapmadım. Yaptığımı hiç hatırlamıyorum' dedi. Duruşmada psikolojik sorunları bulunduğunu ve ruh sağlığının yerinde olmadığını öne süren sanık M.D., mahkeme tarafından Dicle Üniversitesi ve Elazığ Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Hastanesi’ne sevk edildi. Her iki hastaneden de gönderilen raporda M.D.’nin akıl sağlığı nedeniyle davranışlarını yönlendirme yeteneğinin azalmış olduğu belirtildi. AKIL SAĞLIĞI İNDİRİMİ UYGULANDI, TUTUKLANMADI Akıl sağlığı raporunun gelmesi üzerine mahkeme davanın 6’ncı celsesinde kararını açıkladı. 7’nci Ağır Ceza Mahkemesi sanık M.D.’yi 6 öğrenciye ’Cinsel istismar’ suçundan önce 26 yıl hapis cezasına çarptırdı. Sanığı Türk Ceza Kanunu’nun 32’nci maddesinde yer alan ’Akıl sağlığı nedeniyle davranışlarını yönlendirme yeteneği azalmış kişi’ olarak tanımlayan mahkeme, yargılama sürecindeki olumlu davranışlarını da göz önüne alarak 18 yıl 9 ay hapis cezasına çarptırdı. Mahkemenin hakkında tutuklama kararı çıkarmadığı öğretmen M.D.’nin, Milli eğitim Bakanlığı kadrosundan da ihraç edildiği öğrenildi.Felat BOZARSLAN/DİYARBAKIR, (DHA)
Reklam
IŞİD Kuşatması Altındaki Türkmenler: Dünya Bizi Unuttu
Amerli halkı her şafakta aynı kabusa uyanıyor. Bağdat'ın 180 km kuzeyinde, Kerkük'ün ise güneyindeki bu küçük Şii Türkmen kasabası iki aydır, çevrelerindeki bütün köy ve kasabaları ele geçiren IŞİD milislerinin kuşatması altında. Elektrikleri yok, ellerindeki ilaç ve gıda stokları da tükenmeye yüz tutmuş durumda. Şengal dağlarında mahsur kalan Ezidileri kurtarmak için yapılan operasyonlar benzeri, Batı ülkelerinin de katıldığı bir yardım harekatı şu anda burası için gündemde değil. Amerli halkı, dünyanın kendilerine sırt çevirdiğini düşünüyor. Amerli sakinlerinden Doktor Ali Elbayati, 'Musul saldırısından sonra Amerli'nin çevresindeki bütün Türkmen köyleri IŞİD'in eline geçti. İnsanları öldürüp cesetlerini görülsün diye köylerin dışına attılar' diyor. Amerli halkının çoğunluğunu Irak nüfusu içindeki oranları yüzde 4 olan Şii Türkmenler oluşturuyor. Şii oldukları için IŞİD tarafından 'dinden dönmüş' sayılıyor ve doğrudan hedef alınıyorlar. Doktor Elbayati, '70 gündür direniyoruz. Elektriğimiz yok, suyumuz akmıyor' diyor. 'Sadece tuzlu su var, o da ishal ve diğer hastalıklara yol açıyor. Kuşatma başladığından bu yana yaşlı ve hasta 50'yi aşkın kişiyi kaybettik. Susuzluk ve hastalıktan ölenler arasında çocuklar da var' diye sürdürüyor.   'Ölümle savaş' Amerli halkının çoğu geçimini topraktan sağlıyor ama çatışmalar yüzünden tarlalarına gidemiyor ve ürün alamıyorlar. O yüzden kasabaya şu anda yiyecek sadece Irak askeri helikopterleri ile ulaşabiliyor. Bu helikopterler günde en fazla bir kere gelebiliyor ve bütün kasabaya yetecek kadar yiyecek ve ihtiyaç malzemesi taşıyamıyorlar. 'İnsani bir felaketle karşı karşıyayız' diyor Doktor Elbayati. '20 bin Amerlili ölümle savaşıyor. Üç günde bir yemek yiyebilen çocuklar var. Durumu anlatabilmem imkansız. Ne diyeceğimi bilemiyorum.' Doktor Elbayati, Irak çapında Türkmen toplumunun yaşam koşullarını geliştirmeyi hedefleyen Türkmen Koruma Vakfı adlı bir sivil toplum kuruluşuyla çalışıyor. Irak ordusuna ait helikopterlerle gidip gelebiliyor ve en gerekli malzemelerin getirilmesini sağlamaya çalışıyor. Fakat bir çokları yardımın çok geç ve çok yetersiz olduğunu düşünüyor. Eşi ve yedi çocuğuyla Amerli'de yaşayan Nihat Elbayati, 'Doktor yokluğundan doğum sırasında ölen kadınlar var. İnsanlar çok basit yaralardan ölüyor çünkü tedavi edilemiyorlar' diyor. Irak askeri helikopterleri her bir gelişlerinde 30 kişiyi alıp kasaba dışına taşıyabiliyorlar ve bazı yaralılar hükümet kontrolündeki bölgelerde bulunan hastanelere kaldırılıyor. Fakat Irak ordusu zorlanıyor ve helikopterlerin uçuş yolu çok tehlikeli, bazen geri dönmek zorunda kalıyorlar.   'Allahsız ve merhametsizler' Kasabanın savunulması işini ise tamamen halk üstlenmiş. Nihat 'Asker yok aramızda' diyor. 'Aileler IŞİD'e karşı biraraya geldik, kendimizi ve toprağımızı korumak için savaşıyoruz.' Savunma güçleri arasında Nihat'ın 13 yaşındaki oğlu da var. 'Oğlumun savaşması beni korkutuyor mu?' diye sorup yine kendi yanıtlıyor, 'Hayır, onunla gurur duyuyorum. Biz anne babalar çocuklarımızın da bu savaşa katkıda bulunmasından gururluyuz. Bu da bizim cihadımız. IŞİDçiler allahsız ve merhametsiz insanlar.' Gerçek şu ki, Amerli halkının fazla seçeneği de yok. Doktor Elbayati, 'IŞİD bir köyü ele geçirdiğinde ne yapıyor biliyor musunuz?' diyor ve yanıtlıyor, 'Bütün erkekleri, kadınları ve çocukları toplayıp öldürüyorlar. İnanın bana. Sadece bazı kızları ayırıyorlar, anlıyorsunuz ya, başka amaçlarla...' Amerli aşırı görüşlü Sünni grupların şiddetiyle ilk kez karşılaşmıyor. ABD işgalinden sonra yaşanan en kanlı saldırılardan birine sahne oldu burası. 2007 yılında El Kaide'nin bir kamyona yüklediği patlayıcılarla gerçekleştirdiği saldırıda Amerli halkı 159 insanını kaybetmiş, 350 kişi yaralanmıştı. O yüzden Amerlililer şiddeti ve sevdiklerini bu şekilde kaybetmenin ne demek olduğunu iyi biliyorlar. Sündüs Abbas Irak Türkmen Cephesi adlı örgütün İngiltere'deki temsilcisi. Amerli'ye de Şengal'de olduğu gibi Batı ülkelerinin müdahale etmesi için bir kampanya yürütüyor.   'Kaç çocuk ölmeli?' Sündüs Abbas 'Amerli iki aydır kuşatma altında' diyor 'Daha ne kadar bekleyebiliriz. Uluslararası toplumun bu kasabanın acilen yardıma ihtiyacı olduğunu anlaması ve harekete geçmesi için kaç çocuğun ölmesi daha ne kadar acı çekilmesi gerekiyor? Tamamen unutulduk.' Bu hafta Birleşmiş Milletler Irak'ın kuzeyinde IŞİD'in ilerleyişi nedeniyle yerinden yurdundan olan yarım milyonu aşkın insana yardım iletmek için büyük bir harekat başlattığını açıkladı. Yapılacak yardım ağırlıkla Ninova eyaletinde yerinden olan Ezidi, Hristiyan, Sünni ve Şiilere yönelecek. Fakat Amerli'ye şu anda karadan ulaşmak mümkün değil. Buradaki halkın mülteci kamplarına ulaşma imkanı olmadığı gibi yardım da sadece havadan ulaşabiliyor. Bu durumda Nihat ve oğlu için, kendileri gibi silahlanan diğer Amerlili Türkmenlerle beraber kasabalarını savunmayı sürdürmek ve en kısa zamanda yardım ulaşmasını beklemekten başka çare görünmüyor. Lydia Green | BBC Arapça Servisi
Reklam
İstanbul'un En Bilindik, İlginç İlçe ve Semt İsimleri Nereden Geliyor?
Arnavutköy semti, sahil yolunda Kuruçeşme ve Bebek arasında kalmaktadır. Karşısında Kandilli ve Vaniköy bulunmaktadır. Arnavutköy'ün en eski adı Hestai'dir. Bizans döneminde Promotu ve Anaplus olarak da bilinirdi. Fatih Sultan Mehmet'in Arnavutluk ve Epir'e egemen olduktan sonra, 1486 yılında getirilen Arnavutların buraya yerleştirilmesinden dolayı bölge Arnavutköy adını almıştır.
Bu Hafta 7 Yeni Film Vizyonda
Türkiye sinemalarında bu hafta 1’i yerli 7 film vizyona girecek. Günah şehri: Uğruna Ölünülecek KadınRobert Rodriguez ve Frank Miller’in yönettiği ve yapımcılığını üstlendiği ‘’Günah şehri: Uğruna Ölünülecek Kadın’’ sinema severlerle buluşacak. Filmin oyuncu kadrosunda Bruce Willis, Jessica Alba, Joseph Gordon-Levitt, Eva Green ve Mickey Rourke gibi başarılı isimler var. Serinin 2. filmi, genel itibariyle Dwight karakterinin hayatı üzerine yoğunlaşıyor. Aksiyon türündeki film, 4 kısa öyküden esinlenen 4 bölümden oluşuyor. Bu öykülerden 2'si orijinal hikayede yer alırken, diğer ikisi de film için kaleme alındı. Robert Rodriguez , Frank Miller ve William Monahan'ın birlikte kaleme aldığı senaryoya göre: ''Dwight (Josh Brolin) hayatta sevdiği tek kadın olan tehlikeli Ava (Eva Green) tarafından tuzağa düşürülmüştür. Ancak intikamını alabilmek için Lord'un zengin kocası (Marton Csokas) ile amansız bir mücadeleye girmek zorundadır, bu sırada hiçbiri Ava'nın gerçek niyetlerinden haberdar değildir. Öte yandan şehre yeni gelmiş bir kumarbaz olan Johnny (Joseph Gordon-Levitt) şehrin en güçlü insanı olan senatörle ters düşünce imkansız bir görevi başarmaya, yani senatörü alt etmeye yemin etmiştir.'' Şef Yönetmenliğini ve senaristliğini Jon Favreau’nun üstlendiği ve başrolünde oynadığı 'Şef'' dramatik komedi meraklılarını sinema salonlarına çekmeyi hedefliyor. Başarılı yönetmen ve oyuncuya başrolünde Sofia Vergara, John Leguizamo, Scarlett Johansson, Dustin Hoffman ve Oliver Platt gibi yıldız isimler eşlik ediyor. ABD yapımı film özetle şöyle: ''Carl Casper şık bir restoranda çalışan bir baş aşçıdır. Kendi mutfağına ait yemekleri nefistir ama lokantanın menüsüne bağımlı çalıştıkça yaratıcılığı ve ona bağlı olarak da yemeklerinin lezzeti düşüşe geçer. Üstelik önemli bir gurmenin yemekleri hakkında yaptığı olumsuz eleştiriler Carl için bardağı taşıran son damla olur. Yeteneğine rağmen kariyerinde düşüşe geçtiğini hisseden Carl'a tam da bu dönem bir teklif gelir: ikinci el bir bir yemek karavanı al ve kendi işinin patronu ol! Oğlu Percy ve eski bir arkadaşı olan Martin’in yardımıyla Carl Amerika yollarında yemeğe ve yeni lezzetlere ve de en önemilisi hayata dair tutkusunu yeniden keşfedecektir.'' Çakma Polisler Luke Greenfield’in yönettiği ve Damon Wayans Jr., Jake Johnson, Nina Dobrev ile Andy Garcia’nın oynadığı ''Çakma Polisler'' aksiyon ve komedi meraklılarını sinema salonlarına çekmeyi hedefliyor. Yönetmen Luke Greenfield’in senaryosunu Nicholas Thomas ile kaleme aldığı filmde, kolej yıllarından beri arkadaş olan Justin ve Ryan'ın katıldıkları bir kostüm partisinde yaşadıkları maceralar izlenebilecek. Sürpriz Damatlar Philippe De Chauveron’un yönettiği ve Christian Clavier, Chantal Lauby, Ary Abittan ile Medi Sadoun’un oynadığı Sürpriz Damatlar sinema severlerle buluşacak. Komedi türündeki film 4 kızı olan bir çiftin, her biri farklı kültürlerden gelen damatlarını konu alıyor: ''Marie ve Claude Verneuil çifti iyi eğitimli, itibarlı, ideal bir çifttir. Koyu Katolik olan çiftin 4 kız çocuğu vardır ve bunlardan ilk üçü, farklı din ve kültürlerden gelen damatlarla evlenmiştir. Biri Müslüman, biri Yahudi, biri de bir Uzakdoğulu ile evlenmiştir. 4. kızları Laure bir Katolik ile evleneceğini bildirir ancak bu damat adayı da Afrika kökenlidir. Baba Claude, artık bu işe bir dur demenin zamanı geldiğini düşünerek harekete geçer.'' Fırtınanın İçinde Steven Quale’in yönettiği ve Richard Armitage, Sarah Wayne, Matt Walsh ile Arlen Escarpeta’nın oynadığı ''Fırtınanın İçinde'' fırtına avcılarının gözünden çekimleri yapılan bir film. Macera peşindeki amatörlerle, cesur kasaba halkını anlatan film özetle şöyle: ''Bir gün içerisinde Silverton kasabası daha önce hiç görülmemiş hortumların şiddetli etkisiyle büyük bir yıkıma uğrar. Tüm kasabanın kaderi değişken fırtına ve hortum etkilerinin merhametine kalmıştır. Fırtına rotasını izleyenler ise daha beterinin henüz yaşanmadığını öngörmektedirler. Birçok insan sığınak ararken, bazıları da hayatta bir kez yakalanabilecek bir çekim gerçekleştirmek için fırtınanın girdabına doğru girmeye çalışırlar.'' Betondaki Çatlaklar Murathan Uslu, Alechan Tagaev, Ivan Kriznjak ile Mehmet Ali Salman’ın oynadığı ''Betondaki Çatlaklar'' Yönetmen Umut Dağ’ın sorunlu aile ilişkilerini beyaz perdeye taşıdığı bir film. İlk gösterimi 2014 Berlin Film Festivali’nde yapılan ve bir baba ile oğlunun hikayesine dayanan film özetle şöyle: ''Ertan, hapishanede geçirdiği on yıldan sonra, suç dünyasından uzak durarak yeni bir başlangıç yapmak niyetindedir ancak kimse ona inanmaz. Yıllardır görmediği oğlu Mikail ise müzisyen olmanın hayalini kurmaktadır ama başlangıçta ihtiyaç duyduğu parayı uyuşturucu satarak kazanmaya karar verir. Ertan, oğlunu suç dünyasından korumak için kimliğini gizleyerek ona yaklaşmaya çalışır.'' Postacı Pat Mike Disa’nın yönettiği ve Jim Broadbent, Robin Atkin Downes, Susan Duerden ile Greg Ellis’in seslendirdiği animasyon filmi ''Postacı Pat'', televizyon yarışmasına katıldıktan sonra inançlarını sorgulamaya başlayan kıdemli bir postacının hayatını anlatıyor. Muhabir: Melik Fırat Yücel | AA
Reklam
Yeni Harry Potter Karakteri: Celestina Warbeck
J.K. Rowling, “Harry Potter” dünyasının yeni karakteri “Şarkı Söyleyen Büyücü”yü tanıttı “Harry Potter” serisinin en son kitabı 2007’de yayımlandı ama yazar J.K. Rowling son aylarda yayımladığı kısa öykü ve biyografilerle serinin ateşini canlı tutuyor. Rowling, yalnızca bir kitapta kısaca bahsedilen karakter Celestina Warbeck’in 500 kelimelik biyografisini resmi hayran sitesi Pottermore’a yükledi. Celestina, “Harry Potter ve Melez Prens”in 16. Bölümünde şarkı söylerken duyuluyordu. Ron Weasley’nin annesinin en sevdiği şarkıcı olan Gryffindorlu Celestina, Rowling’in de en sevdiği yan karakterlerden biri. Rowling Temmuz ayının başlarında da 30’lu yaşlarının ortasında, artık saçları kırlaşmaya başlayan Harry Potter’ı anlatan bir hikaye yayınlamıştı.Milliyet Sanat
Podolski'nin Menajerinden Flaş Galatasaray Açıklaması
İsmi son zamanlarda yüksek sesle Galatasaray ile anılan Lukas Podolski hakkında Türkiye temsilcisinden haber var. Kulüpler düzeyinde görüşme olabilir Radyospor'dan Özgür Sancar'ın sorularını yanıtlayan Pektaş, 'Biz bire bir Galatasaray'la görüşmedik. Kulüpler düzeyinde görüşme yapılmış olabilir' dedi. Köln'de oynarken teklif gelmişti; o zaman da Galatasaray'a çok sıcak bakıyordu Podolski'nin Arsenal'da oynamaktan ve Londra'da olmaktan dolayı mutlu olduğunu dile getiren Pektaş, 'Türkiye'de oynamayı düşünür. Bakış açısı olumlu. Podolski, Köln'de oynarken eski başkan yardımcısı Adnan Öztürk gelmişti. Onlarla görüştük. O dönem transfer olmamıştı. Fakat Podolski, Galatasaray'ı çok yakından takip ediyor' ifadelerini kullandı. Türkiye'de oynamayı düşünüyor Polonya asıllı oyuncunun Galatasaray'ı yakından takip ettiğini belirten Ali Pektaş, 'Galatasaray'ı çok iyi tanıyor. Takip ediyor. Türkiye'de özel olarak takip ettiği oyuncular da var. Bir gün Türkiye'de oynamayı düşünüyor. Zaten, Köln'de oynadığı dönemde de Galatasaray'dan gelen teklife sıcak bakmıştı. O dönemde kulüpler arasında anlaşma olmadı' dedi. Teklif gelirse kesinlikle değerlendiririz Pektaş, 'Galatasaray'dan teklif gelirse değerlendirir misiniz?' sorusuna 'Elbette ki bu teklifi değerlendiririz. Düşünürüz. Her futbolcu oynamak ister. Daha fazla oynamak ister. Bu da bir faktördür. Elbette ki Lucas, olursa olursa uzun vadeli sözleşme arzu ediyor' şeklinde konuştu. Kaynak: Radyospor
Reklam
İmam Hatip Liselerinin Sayısı Yüzde 73 Arttı
2010 yılında başlayan ve bu yıl sona eren genel liselerin dönüştürülme aşamasında, İmam Hatip liselerinin sayısı yüzde 73 oranda arttığı bildirildi. Mesleki ve Teknik lise sayısı yüzde 23, Anadolu lisesi sayısı da yüzde 57 arttı. Sabancı Üniversitesi Eğitim Reformu Girişimi, “ Eğitim İzleme Raporu 2013 “ün ana bulgularını yayımladı. Türkiye’de eğitimde düşük nitelik durumunun sürdüğü belirtilen raporda, 2010-2014 yılları arasında genel liselerin dönüştürülme aşamasında, en fazla okulun yüzde 73 artışla İmam Hatip liselerine dönüştürüldüğü belirtildi. Konuya ilişkin Taraf gazetesine konuşan Eğitim Reformu Girişimi Koordinatörü Politika Analisti Işıl Oral, şunları söyledi: “İmam Hatip liselerindeki artışla ilgili Milli Eğitim tarafından hiçbir gerekçelendirme sunulmadı. Bir talep mi yoksa bir yönlendirme mi var ayırt etmek çok zor. Taleple ilgili dense bile bunun veriler ile desteklenmesi gerekiyor. Gerekçelendirme yapılmadığı için bu okullara net bir yönlendirme olduğunu söyleyebiliriz.” CHP’li Gürsel Tekin’in açıkladığı ses kayıtlarında, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın oğlu Bilal Erdoğan’ın, Milli Eğitim yöneticilerine, “ İmam Hatip liselerinin mevcudunu artırmaya çalışıyoruz. Yüzde 10 seviyesine ulaştık. Yüzde 15 olacak ” dediği ileri sürülmüştü.nediyor.com
Galaxy S5 Mini'nin Türkiye Fiyatı
Ağustos'un son haftası Türkiye'de satışa sunulacak olan Samsung Galaxy S5 Mini'nin fiyatı da belli oldu. 1300 TL fiyat etiketine sahip olacak akıllı telefon, neredeyse geçtiğimiz yılın üst seviye modelleriyle benzer bir fiyata sahip denilebilir. Bu yüzden yeni nesil mini modellerle, geçtiğimiz yılın amiral gemileri, çetin bir fiyat performans mücadelesi verecekler. Samsung Galaxy S5 Mini hakkında tüm bilgiler! Samsung Galaxy S5 Mini, tasarım olarak Galaxy S5′ e birebir benziyor. Dış görünüşteki en belirgin fark ise aşağıdaki microUSB 3.0 portu yerine kullanılan standart microUSB 2.0 portu ve daha küçük yapısı. Tabi kenar yapısının Galaxy S5′e göre S5 Mini’de daha oval olduğunu da belirtelim. Su geçirmiyor ve parmak izi okuyor Samsung Galaxy S5 gibi, Galaxy S5 Min i'de IP67 sertifikasına sahip. Böylece bu cihaz da suya karşı dayanıklı olacak. Samsung’un en iyi ekranlı Mini’si! Daha önceki Galaxy S3 Min i ve S4 Mini modellerine baktığımızda ekran olarak çok övgü almayan ve rakiplerinden geride cihazlardı. Şimdi ise Samsung, Galaxy S5 Mini’nin ekranını, diğer minilerin çok daha önünde bir seviyeye çıkartıyor. 4.5 inç büyüklüğünde 720p çözünürlüğünde Super AMOLED ekran kullanacak cihaz daha kaliteli bir görüntü sunacak. Cihaz 326 ppi piksel yoğunluğuna sahip olacak. Samsung Galaxy S5 Mini’de Exynos sesleri Galaxy S3 Mini ‘de ST Ericsson serisi micro işlemci kullanan Samsung , Galaxy S4 Mini ‘de ise Qualcomm’un çift çekirdekli ve Krait mimarili Snapdragon 400 işlemcisini kullanıyordu. Cihazda yine 1.5 GB RAM bulunuyordu. Donanım olarak bu sefer mini modelinde kendi işlemcisine veren Samsung , Galaxy S5 Mini ‘de Exynos 3 Quad işlemcisini kullanacak. Bu işlemci , Galaxy S3 ‘teki Exynos 4 Quad’ ın performans olarak biraz gerisinde bir işlemci denilebilir. ARM Cortex A7 mimarisini kullanan 4 çekirdekten gücünü alan işlemci, 1.4 GHz hızında çalışıyor. Cihazda grafik işlemci olarak da Mali-400MP4 grafik işlemcisi kullanılıyor. Hatırlatma: Galaxy S3′teki Exynos 4 Quad işlemcisinde 1.4 GHz hızında çalışan 4 çekirdekli ARM Cortex A9 işlemcisi ve Mali 400 MP4 GPU ‘su kullanılıyordu. Geçtiğimiz yıl piyasaya sürülen Galaxy S4 Min i’den performans olarak daha geride kalacağı görülen Galaxy S5 Min i, sadece Galaxy S5 ‘e benzetilmiş ufak bir model denilebilecek seviyede. Tabi ekrandaki geliştirmeleri de unutmayalım. Diğer Özellikler 1.5 GB RAM , 16 GB dahili hafıza ve microSD kart girişi, 8 Megapiksel ana kamera, 2.1 Megapiksel ön kamera, LTE, 3G, WiFi, Bluetooth 4.0, NFC, IR, GPS gibi özelliklerle donatılan cihaz, Samsung’un yeni nesil TouchWiz arayüzünü ve Android 4.4.2 KitKat işletim sistemini kullanıyor. ShiftDelete.Net
"Messi'ye Pas Vermek Fena Olmazdı"
Arda Turan, 'Guardiola'nın Barcelona'sında oynamak isterdim. Messi'ye pas vermek hiç de fena olmazdı' dedi La Liga takımlarından Atletico Madrid'de forma giyen milli futbolcu Arda Turan, 'GQ İspanya' dergisine kapak oldu. GQ Türkiye dergisi direktörünün Arda Turan'ın Madrid'deki evinde gerçekleştirdiği röportajda, 27 yaşındaki futbolcu hayallerini, futbola ve yaşama bakışını anlattı. Atletico Madrid'de mutlu olduğunu, çok önemli karakterlere sahip futbolcularla aynı forma için ter dökme fırsatına sahip olduğunu ifade eden milli futbolcu, 'Ama bir macera filmi çekeceksek ve kendimi başka bir takımda oynuyormuş gibi düşünecek olursam, Guardiola'nın Barcelona'sında oynamak isterdim. Messi'ye pas vermek hiç de fena olmazdı' dedi. Türkiye'de, futbol tekniğiyle ilgili yapılan bazı yorumlara güldüğünü ve bunlara, 'Yatakta bile topu oynatırım' şeklinde cevap verdiğini belirten Arda Turan, 'Ben sınırımı biliyorum. Asla bir Ronaldo veya Messi olamayacağım ama iyi bir takımın iyi bir parçası olabilirim' ifadelerini kullandı. Dünya Kupası'nda final oynamak için her şeyimi veririm Arda Turan, A Milli Takım ile başarılara imza atmayı çok istediğini de vurgulayarak, şunları kaydetti: 'Samimi söyleyeyim. Bazı geceler bahçede oturup Milli Takım'ın hayalini kuruyorum. Finaller oynamayı, kupalar kazanmayı hayal ediyorum. Bu Dünya Kupası'na katılabilseydik, orada çeyrek ya da yarı final oynamak hiç de fena olmazdı. Dünya Kupası'nda final oynamak için her şeyimi veririm. Gerçekten bir gün Dünya Kupası'nda final oynayacağımı bilsem ve bunun karşılığında beş kuruş parasız kalacağını söyleseler benim için önemli değil.' Şu anda bulunduğumuz yeri Madrid'e ilk geldiğim gün düşündüm İnsanların hayal kurmadan yaşayamayacaklarını belirten milli futbolcu, lig şampiyonu olmalarıyla ilgili, 'Başarı elde etsem de hayal kurmayı asla bırakmayacağım, yenilerinin peşinden gideceğim. Buraya geldiğimde Real Madrid ve Barcelona ile rekabet etmeye çalışacağız dediğimde gazetecilerin çoğunluğu bana gülüyordu. Onların bizden daha fazla yeteneği, daha iyi futbolcuları olabilir ama biz en iyi takım olmayı başardık. Şu anda bulunduğumuz yeri Madrid'de geldiğim ilk gün düşündüm' değerlendirmesinde bulundu. Arda Turan, başkent Madrid'i evi olarak gördüğünü, hayatının geri kalan kısmında her zaman bu şehirle arasında çok yakın bir bağ olacağını söyledi. Atletico Madrid'in tek Türk futbolcusu Turan, şöyle devam etti: 'Hayatımın kararlarında hesaplar, matematik yok. Kalbimin beni yönlendirdiği şekilde yaşıyorum. İşte de aşkta da asla hesapçı biri olmadım. Bazen pişman olduğum oldu. Ben kazanmak için değil, mutlu olmak için oynuyorum. Bu yüzden asla sahte bir insan olmadım, olmayacağım da. Elde ettiğim her başarı kendime olan güvenimi artırıyor ama ben asla meydan okumalardan korkmadım. Ben her şeyin Allah'tan geldiğine inanıyorum ve bunu içimde hissedersem bu yolda yürürüm.' Türkiye'de herkesin her işi bildiğinden yakınan Arda Turan, Atletico Madrid ile son 3 sezonda Avrupa'nın en büyük kupalarında üst kademelerde mücadele veren bir takımın kilit parçalarından biri ve olumlu karakterlere sahip bir futbolcu olduğunu, futbolu iyi bildiğini kaydetti. AA
Reklam