onedio
Cumhuriyet'ten Bedri Baykam'a Sansür
Cumhuriyet gazetesi yazarı Bedri Baykam’ın bugünkü yazısı yayınlanmadı. Baykam’ın “Başkanlığı bırakmanız için 11 gerekçe Sn. Kılıçdaroğlu” başlıklı yazısının yayınlanmama gerekçesi, Cumhuriyet gazetesi tarafından “Şu an CHP’deki kurultay konusunda adaylar arasında tarafsızlık politikası yürütüyoruz” olarak söylendi. Ancak yine bugün Cumhuriyet’te yayınlanan; Hikmet Çetinkaya’nın “CHP’de Sonbahar Temizliği Şart... ” başlıklı yazısı, iddia edilen gerekçeyle çelişiyor. İŞTE BEDRİ BAYKAM’IN CUMHURİYET’TE YAYINLANMAYAN O YAZISI “Sayın Kılıçdaroğlu, CHP'nin yaşadığı son çalkantılara karşı, kurultayı toplamanız sevindirici. Ancak bu seçimli Kurultay’ın birkaç bin kişilik dar bir salona hapsedilmesi çok üzücü. Bunu yol yakınken değiştirmenizi diliyorum. Genel Başkanlık’tan artık istifa etmeniz ve bu Kurultay’da tekrar aday olmamanız için 11 gerekçeyi size iletiyorum: 1- Parti’nin kuruluş felsefesine tamamen ters düşen bir adayı, Parti’nin hiçbir yetkili organına danışmadan kamuoyuna sundunuz. Bu zat'ın idollerini 'Menderes, Erbakan ve Özal' olarak açıklamasını, tek parti sürecini ise 'Menderes'in son verdiği baskıcı dönem' olarak tanımlamasını seyretmekle yetindiniz. 2- Seçimlerde yaşanan hezimetin ardından özeleştiri yapacağınıza, tutarsız kararınız yüzünden 'tıpış tıpış' (!) oy kullanmayan milyonları suçladınız. Bir de üstüne ' Yarın olsa yine İhsanoğlu'nu seçerdim ' deme cüretini gösterdiniz. Ne yazık ki tavrınız, otobana ters yönden dalıp ardından 'Hay Allah tüm sürücüler ters yönde' diyen fıkrayı hatırlatıyor. 3- Gezi eylemlerinde hayatını, gözünü kaybeden, canını ortaya koyan her yaştan genci hiçe sayarak, Çankaya seçiminizde onlarla alay edercesine AKP profiline çok yakın bir adayı öne sürerek, 'Gezi ruhu' ile CHP arasında varolabilecek sinerjiyi baştan yok ettiniz. Yarattığınız akıl almaz boşluğu Selahattin Demirtaş doldurdu. Sayenizde etnik kökenli bir parti, sosyal demokrat değerlere çengel attı. 4- Parti’den ve kamuoyundan yükselen tepkileri hiçe sayarak bir B planı oluşturulmasına imkan tanımadınız, tehditlerle 20 milletvekilinin Emine Ülker Tarhan'a imza vermesini engellediniz. Sayenizde RTE ilk turda kazandı. 5- Sn. Kılıçdaroğlu, 2009 yılında siz henüz CHP Grup Başkanvekili iken, sizinle randevulaşarak Parti'nin demokratik bir tüzüğe kavuşması için bir çabaya öncülük ettiğimizi iletmiştim. Siz de bu çabaya hak verip tüzüğü beklediğinizi söylemiştiniz. 2010’un başında farklı kuşaklardan partilimizin katkısıyla hazırlanan bu taslağı size getirmiş ve destek sözü almıştım. Ardından Mayıs 2010'da Genel Başkan olmanızdan sonraki dönemde, bir Tüzük Kurultayı topladınız. Ancak bizim 'Demokratik Devrim Tüzüğü” ndeki parti içi demokrasi önerilerimizi pas geçerek sadece kadınlar ve gençlere kota uygulamasını aldınız; o da ancak onları seçilemeyecek sıralara yerleştirerek! Şimdi de duyuyoruz ki, Parti’de ön seçim uygulamasının önünü daha da keserek kendi tek adam tavrınızı pekiştirecekmişsiniz! Niye örgüte güvenmiyorsunuz? Bırakın Zonguldak'ı Zonguldaklılar, Muş'u Muşlular seçsin! Sizin Atatürk dönemini sorgularcasına adlandırdığınız 'Yeni CHP' (!) döneminde, parti ne halka açılabildi, ne de örgüte! 6- Düzenlediğiniz baskın seçimden önce milletvekillerinin medyaya konuşmasını yasaklamışsınız! Tüm atama ve azletme yetkilerinizle, örgüt üzerinde tahakküm kurmanız yetmiyormuş gibi, şimdi de rakibiniz olacak CHP'lilerin ağızlarını açmalarını mı engelliyorsunuz? Emin olun bu kadarını RTE bile düşünememişti! Bizi yanılttınız ... 7- Geçen hafta sizi eleştirenler hakında 'Onları milletvekili yaptığıma pişmanım' diyerek, kendinizi Sadrazam, Vezir atayan Sultan konumuna taşıdınız. Parti imajına ve demokrasiye verdiğiniz zararı hesaplayamadan. 8- ' Kurultay’dan sonra artık Parti içinde kimsenin böyle konuşmasına izin vermeyeceğim ' diyerek sanki kazanacağınızdan eminmişsiniz gibi Kurultay'ın iradesine ipotek koydunuz. 9- Genel Başkanlığınızda Parti’nin temel değerlerini altüst eden demeçlerinizle Atatürk-İnönü dönemi ve 27 Mayıs hakkında en karanlık yorumları yaptınız. Ne o dönem şartlarını, ne bastırılan isyanları, ne demokrasiyi düşmanı Menderes ve Bayar’ın emellerini algılayamadan... 10- Yabancı yayın organlarına verdiğiniz mülakatlarda 'Türkiye'de laikliği tehlikede görmüyoruz' diyerek, ülke gerçeklerine ne kadar uzak olduğunuzu tekrar açığa vurdunuz. 11- Çocukların, gençlerin akıllarını alt-üst ederek, altı ok ve sosyal demokrasiyi egemen sağ partilere benzemeye çalışan, solun önerdiği yaşam tarzından utanan bir konuma düşürdünüz. Yani gelecek kuşakları sağ veya marjinal partilere doğru savurdunuz, halkın umutlarını kırdınız. Sn. Kılıçdaroğlu, Parti’yi demokratikleştirmek üzere hepimizin desteği ile geldiğiniz Parti başkanlığında CHP büyüyemediği gibi, rotası da Cumhuriyetçi-Atatürkçü çizgilerden uzaklaştı. Lütfen CHP'ye daha fazla zarar vermeyin. Çünkü sizden önceki Genel Başkanların çok farkında oldukları, maalesef unuttuğunuz bir konu var: O koltuğa kim oturursa otursun, CHP'nin ebedi şefi, Atatürk'tür.” İŞTE HİKMET ÇETİNKAYA’NIN CUMHURİYET’TE YAYINLANAN O YAZISI “ Türkiye 2014 yılında demokrasiyi, özgürlükleri, yurtseverliği tartışıyor... Aslında bu tartışma kendimi bildim bileli sürer! Ümmet olmaktan sıyrılan her toplumda ulusal kimlik arayışı doğaldır. Bu arayış gelişmekte olan toplumlarda değişik anlamlar taşır... Halkın yararına olan tartışmalar yapılırken, doğal arayışı şoven ve ırkçı sapmadan koruyarak barış ortamının yol ve yordamını bulmak gerekir. Atatürk yurtseverliğinin temelinde, Türklerin üstünlüğü değil halkların kardeşliğini ve eşitliğini savunan yapıtaşı vardır. Zaman zaman bunu unutanlar, bu yoldan sapanlar kendilerini “derin milliyetçiliğin”içinde bulurlar... Kendileri gibi düşünmeyen herkesi “faşist” olarak görüp, halkların eşitliğini, kardeşliğini, emeğin örgütlü gücünü, sermaye-emek ilişkisini unuturlar... Unutmayın, 1923 Devrimi’nin “Aydınlanma” sürecinde, laiklikle yurtseverliğin,demokrasi ve özgürlüğün eşzamanlı olması bir rastlantı değildir... İnsan, insanlaşma yolunda “kul”luktan arınıp “birey”e dönüşürken “ümmet”indeğil, ulusun üyesi olduğunu anlamıştır. İşte o zaman yurtseverlik kavramı doğmuştur! Zaten Aydınlanma’nın felsefesi budur! Yurtseverlik, halkların eşitliği, kardeşliği böylece ivme kazanıp yaşam biçimi olmuştur... Bugün CHP’de Kemal Kılıçdaroğlu ve ekibini devirmek isteyenler, bunu daha önceBülent Ecevit’e, Erdal İnönü’ye karşı yapmışlar, ancak başarılı olamamışlardır... CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu, “Aydınlanma”nın felsefesini bilen bir insan... 18- yüzyılda “demokrasi” ve “Aydınlanma”yla birlikte anılan yurtseverlik, sanayitoplumlarının ürünüdür. O sanayi toplumları ki, kapitalist gelişme aşamasında, salt kendi emekçilerini değil,dünya halklarını da sömürmek yolunda emperyalizmin bayrağını ellerine almadılar mı? Aldılar! O zaman yurtseverlik şovenleşti ve derin milliyetçiliğe dönüştü! Yoksul ülkelere yapılan seferler ırkçı bir içerik kazandı... Batı, dünyayı sömürmek için mazlum halklara tepeden baktı, sömürgeciliği başlattı! Atatürk yurtseverliği bu sürecin ürünüdür! Çünkü Mustafa Kemal, sömürülen mazlum halkların yanında yer aldı... Sırası gelmişken bir kez daha yineleyeyim: 1923 Devrimi’nin “Aydınlanma” sürecinde laiklikle yurtseverliğin eşzamanlı gelişmesi bir rastlantı değil, gerçeğin kendisidir. CHP’yi ırkçı sapmalara götürmek isteyen kadroların Mustafa Kemal’in partisinde işleri olamaz... Yurtseverliğin çıkış noktasında “ilerici” bir akım vardır... Acı ama gerçek, sayıları çok az olan CHP’liler bunu bilmiyor... Parti küçük olsun benim olsun hesabı yapıyor! Koskoca bir partinin 1999’da yüzde 10 barajını aşamayıp, Meclis’e giremediğini unutuyor! Yurtseverlik, kapitalist bir toplumun yükseliş sürecinde demokratik düşünce veamaçlara bağlıdır; feodalizme karşıdır, ümmetçiliği arındıran bir içeriğe sahiptir... Bu kavramlar durdukları yerde durmuyor zaten... Zaman ve uzam içinde değişiyor! 2014 yılını yarılayıp geçtik bile... Türkiye’de sosyalist ve komünist partiler var ama oy oranları bindelerde... 1965’te Mehmet Ali Aybar’lı, Behice Boran’lı TİP (Türkiye İşçi Partisi) Meclis’e girince İsmet İnönü panikledi ve şöyle dedi: “CHP ortanın solunda bir parti.” Bülent Ecevit, altı yıl sonra CHP’yi “demokratik sol hareket” olarak adlandırdı. CHP 73 seçimlerinde oy patlaması yaptı, 77’de zirveye ulaştı... CHP sosyalist bir parti değildi... Sosyal demokrat adını kullanmadı... Peki nedeni? Şimdilik birini söyleyeyim: “Avrupa’da sosyal demokrasi Marksist kökenlidir, CHP değildir... Batı’da sosyaldemokrat hareket sömürgecilik sürerken işçi hareketi olarak ortaya çıkmıştı... Bizde ise tersi var! Biz emperyalizme karşı savaşarak laik demokratik Cumhuriyetin temellerini attık!” Aradan yıllar geçti! Aydınlanmaya sahip çıkarak, sosyal demokrasinin kapısını aralamak zamanıdır! Kılıçdaroğlu’nun önce bir temizlik yapması, sosyalist ve komünist partilerin birbirleriyle kavga etmemesi birincil koşul...” Odatv.com
YouTube Videolarını GIF'e Dönüştürmenin En Kolay Yolu: Gifyoutube
Zenginleştirilmiş içerik sadece okuyucunun gözüne hitap eden değil aynı zamanda konuyla ilgili daha açıklayıcı olmak adına önemli. İçeriği zenginleştirilmek için her geçen gün daha da popülerleşen formatlardan biri olan GIF’in daha hızlı oluşturulması için yeni girişimler çıkıyor. Özellikle videodan bir kesit belirtmek için kullanılan GIF’ler için ana kaynak olan YouTube’dan videoyu hızlıca dönüştürmeyi isteyenler için en kolay çözümü gifYouTube.com oluşturmuş. YouTube’da ilgili videonun URL’indeyken alan adının başına gif koyarak dönüşüme geçebiliyorsunuz. Özellikle ilgili linki kopyalayıp başka bir alana yapıştırarak dönüştürme sürecini azaltan gifYouTube.com bir başka açıdan servis sağlayacılarının seçeceği alan adıyla önemli derecede kolaylık sağlayabileceğini göstermiş oluyor. Diğer GIF dönüştürücülerine göre ölçü belirleme seçenekleri olmaması önemli bir eksiklik olan gifYouTube’un kullanıcıları, sundukları hızla ulaşılabilmenin yanında 10 saniyeye kadar ücretsiz GIF yapılabilmesi. WEBRAZZİ
Burak Yılmaz Arda Turan'ın Meydan Okumasını Kabul Etti
Arda Turan;'ın ALS hastalığı için bağış toplamak için başlatılan 'buzlu su kovası' akımına katılıp Burak Yılmaz'a meydan okumasından sonra Burak Yılmaz'dan cevap gecikmedi. İşte Burak Yılmaz'ın Arda Turan'a cevabı.
Dünyanın Bu Yılki Kaynakları Bugün Tükendi
Küresel Ayak İzi Ağı’nın yaptığı hesaplamaya göre 2014 yılında gezegenin kaynaklarının tükendiği Dünya Limit Aşım Günü (Earth Overshoot Day) bugün. Bu demektir ki gezegen tüketilen kaynakların yerine yenilerini koyamadan insanlık, yılın sonuna kadar kalan 3,5 ayda gelecek yılki kaynaklardan tüketecek. Bankadan ihtiyaçlar için kredi kullanılması gibi düşünülebilecek bu durumun faizini ise insanlık; kıtlık, toprak kaybı, atmosfere daha fazla karbondioksit salınması ve daha fazla afet olarak ödeyecek. Tarih boyunca insanlık doğal kaynakları şehirlerin, yolların yapımı için yiyecek sağlamak ve ürün üretmek için kullandı. İnsan faaliyetleri sonucu oluşan karbondioksit ise gezegenin bütçesinden kullanılarak absorbe edildi. Ancak 1970 ortalarında kritik bir eşiğe gelindi: İnsanlık gezegenin yerine koyduğundan daha fazla kaynağı tüketmeye başladı. Küresel Ayak İzi Ağı’nın hesapları gösteriyor ki yenilenebilir ekolojik kaynaklara olan talebimiz günümüzde 1,5 gezegen seviyesinde. Verilere göre yüzyıl ortasında ihtiyaç 2 gezegene çıkacak. Türkiye’nin doğal kaynakları tüketimi ise 1,7 kadar Türkiye gerektiriyor. Geçen sene Dünya Limit Aşım Günü 20 Ağustos’u gösteriyordu. Her sene tarihi daha da öne gelen Dünya Limit Aşım günü tehlike çanlarının çaldığını, dünyanın alarm verdiğini gösteriyor. Zeliha Yıldırım | Yeşil Gazete
Reklam
Passolig'de Beşiktaş Öne Geçti
Türkiye Futbol Federasyonu tarafından Spor Toto Süper Lig maçlarında hayata geçirilen elektronik bilet (e-bilet) uygulaması kapsamında çıkarılan Passolig kartında Beşiktaş öne geçti. Passolig İletişim Direktörlüğü'nden yapılan açıklamaya göre, Passolig takım sıralamasında geçen hafta 38 bin 392 kartla ikinci olan Beşiktaş, 46 bin 460 kartla ilk sıraya yükseldi. Geçen hafta 39 bin 348 kartla ilk sırada yer alan Galatasaray ise 46 bin 376 kartla ikinci sırada bulunuyor. Torku Konyaspor da 13 bin 624 kartla 3. sırada yer alıyor. Açıklamada şu ana kadar 184 bin 643 Passolig kartının satıldığı ifade edildi. Trabzonspor'un 9 bin 316 kartla 4.sırada, Balıkesirspor'un ise 9 bin 202 kartla 5. sırada olduğu belirtildi. Cumhuriyet
Reklam
Türkiye'nin İlk Parodi Snapchat Projesinden 10 Seçme
Türkiye’nin İlk Parodi Snapchat Projesi: OtekiTaraf! Snapchat’in en efektif kullanımını yakın zamanda 41? 29! tarafından WWF (Dünya Doğayı Koruma Vaktı) için yapılan #SonSelfie adlı sosyal sorumluluk projesi ile tanık olmuştuk. Genç jenerasyon tarafından yoğun şekilde flört amacı ile kullanılan ve son zamanların en popüler sosyal ağları arasında yer alan Snapchat, yaratıcı mecra kullanımlarına örnek olmaya devam ediyor.  Fakat bu kez çok daha eğlenceli bir bir şekilde karşımızda. @OtekiTaraf adlı Snapchat account’u; romanları, keşifleri, resimleri, kuramları ve felsefeleri ile tarihe yön veren figürlerin ağzından daha önce hiç duymadığımız ve tarih kitaplarında okumadığımız absürd, sarkastik monologları öteki taraftan bizlere aktarıyor. Tüm dünyayı dolaşan bir gezgin olan Marco Polo’nun ağzından “Gel ama sıkılırsın”ı ya da septisizmin öncülerinden “Düşünüyorum o halde varım.” diyen Descartes’ın ağzından “Takma ya o kadar”ı duyuyoruz. Snapchat logosunun “hayalet” olduğunu ve gönderilen snap’lerin maksimum 10 saniye içerisinde kaybolduğunu göz önünde bulundurduğumuzda snaplar de çok daha eğlenceli bir hale geliyor. Projenin yaratıcısı WFF #LastSelfie projesi ekibinde de yer alan ve 41? 29!’un sosyal medya uzmanları arasında bulunan Erhan Çırak.
Resmi Gazete’ye Kararı Yayımlamayın Talimatı mı Gitti?
Erdoğan’ın cumhurbaşkanı seçildiğine ilişkin kararın Resmi Gazete’ye elden teslim edildiği ortaya çıktı.  Başbakanlık Mevzuatı Geliştirme ve Yayın Genel Müdürü Mustafa Özyar ise 1 hafta ila 10 günlük izne ayrıldı. Yüksek Seçim Kurulu’nun (YSK) cumhurbaşkanlığı seçimlerine ilişkin kesin sonuçları Resmi Gazete’de yayımlamasından sonra Başbakan Tayyip Erdoğan’ın görevinin sona ereceği yönündeki tartışmalar sürerken, YSK kararlarının Başbakanlık tarafından “gizlendiği” ortaya çıktı. YSK, geçen cuma günü kesin sonuçlarla ilgili kararını Resmi Gazete’ye elden teslim etti. Hatta teslimattan önce gerekli hazırlıkların yapılması için telefonla bilgi verildi. Ancak Resmi Gazete, o tarihten bu yana sonuçları “sumen altı” ediyor. YSK cumhurbaşkanlığı seçimleri kesin sonuçlarını 15 Ağustos’ta açıklamıştı. Açıklamanın ardından, sonuçların Resmi Gazete’de yayımlanmasıyla birlikte Erdoğan’ın Başbakanlık görevinin de sona ereceği yorumları yapılıyordu. Ancak aradan 3 gün geçmesine karşın Resmi Gazete’de bu yönde bir hareketlilik yaşanmadı. Önce telefon, sonra elden teslim Cumhuriyet’ten Fırat Kozok’un haberine göre YSK, cuma günü açıklanan sonuçları aynı gün Resmi Gazete’ye gönderdi. Hatta elden, zimmet karşılığı Resmi Gazete’ye teslim edilen sonuçların gönderileceği de gazeteye önceden telefonla bildirildi. Sonuçlar akşam saatlerinde Resmi Gazete’ye ulaştı. YSK, yalnızca Resmi Gazete’ye değil, Cumhurbaşkanlığı’na, TBMM’ye, Başbakanlık’a, TRT’ye ve RTÜK’e de konuyla ilgili yazılarını iletti. Kurulun TBMM’ye gönderdiği yazıda şu ifadelere yer verildi: “10 Ağustos 2014 Pazar günü yapılan Cumhurbaşkanı seçiminde geçerli oyların salt çoğunluğunu Cumhurbaşkanı adayı Sayın Recep Tayyip Erdoğan almış olup, 6271 sayılı Cumhurbaşkanı Seçimi Kanunu’nun 20. maddesinin birinci fıkrası gereği Cumhurbaşkanı Seçimi kesin sonuçları yazımız ekinde bulunan Yüksek Seçim Kurulu’nun 15/08/2014 tarihli, 2014/3719 sayılı kararı ile ilan edilmek üzere Resmi Gazete’ye gönderilmiştir.” TRT’den duyurulmasını istedi Kurulun TRT’ye gönderdiği yazıda da Erdoğan’ın Cumhurbaşkanı seçildiğine ilişkin kararın 15 Ağustos’tan itibaren TRT 1’in 07.00, 13.00 ve 18.30; TRT Haber’in 19.00 ve 23.00; TRT Radyo’nun da 07.30, 13.00, 19.00 ve 23.00 ana haber bültenlerinde yayımlanması istendi. ‘Bugüne kadar örneği yaşanmadı’ YSK’nin CHP temsilcisi Mehmet Hadimi Yakupoğlu, Resmi Gazete’nin YSK kararını bekletmesiyle ilgili duruma tepki gösterirken, şunları söyledi: “Anayasanın 79. maddesine göre, Türkiye Cumhuriyeti’nde tüm kurum, kuruluş ve kişiler, YSK kararlarına uymak ve gereğini yerine getirmek zorundadırlar. Bu konuda kimsenin takdir hakkı yoktur. Dolayısıyla Resmi Gazete’nin bugüne kadar sonuçları yayımlamamış olması, daha önce rastlanmış ve duyulmuş bir konu değil. Normal şartlarda YSK Resmi Gazete’yi arar, ‘Size bir yazı göndereceğiz’ diye haber verir. Resmi Gazete mesai saati dışında da olsa nöbetçi bir ekip bırakır, YSK yazısı ne zaman gelirse gelsin, o saatte mükerrer sayı ile kararlar duyurulur. Cuma günü de mükerrer sayı yayımlanması gerekiyordu.” Talimatı aldı tatile çıktı Kararı Resmi Gazete’de yayımlamakla sorumlu Başbakanlık Mevzuatı Geliştirme ve Yayın Genel Müdürü Mustafa Özyar, 1 hafta ila 10 günlük izne ayrıldı. Özyar’ın sekretaryası, kendisinin 1 hafta-10 gün boyunca izinde olacağı bilgisini verdi. Özyar’a vekâlet eden Genel Müdür Yardımcısı İlhami Türker ise bu konuda konuşmaktan kaçındı. Fikret Kozok | Cumhuriyet
Reklam
Apple'ın iPhone 6 ile Satış Rekoru Kırması Bekleniliyor
RBC Capital Markets analisti Amit Daryanani, Apple Inc.'nin 99 dolarlık hisse fiyatının şirketin uzun vadedeki potansiyeli düşünüldüğünde ucuz olduğunu ifade etti. Daryanani iPhone 6 satışlar, iPad'in yeni sürümü, iTV'nin çıkma ihtimali ve diğer ürünler, sermaye dağılımı politikası gibi faktörlerin şirketin yararına olduğunu belirtti. Daryani Apple'ın iPhone 6'sının çıkmasının ardından Eylül ve Aralık arasında 65 milyon ünite satabileceğini ancak bunların daha büyük ekranlı olacağı göz önünde bulundurulduğunda 75 milyon kadar satış kaydedilebileceğini dile getirdi. Daryani aynı zamanda yeni modellerin satışa çıkmasının ardından ilk hafta sonu 10 milyon iPhone satışıyla Apple'ın yeni bir rekor kıracağını öngördü. Geçen sene yeni modeller çıktıktan sonraki ilk haftasonunda Apple 9 milyon ünite satış kaydetmişti. Daryanani Apple için 110 dolarlık fiyat hedefi yaparken hisseleri için alış tavsiyesinde bulundu. WSJ
Reklam
Telefon İlk Çaldığında Sakın Açmayın!
Cep telefonlarıyla ilgili şu ana kadar çok iddia ortaya atıldı. Az sonra okuyacaklarınız da onlardan biri... Çukurova Üniversitesi'nde yapılan araştırmada, elektronik aletlerin yaydığı manyetik alanın, anne karnındaki bebeğin etrafındaki sıvıdan alınan hücrelerdeki kromozomlarda bozulmaya neden olduğu belirlendi. Tıp Fakültesi Tıbbi biyoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Osman Demirhan, 'Telefonu ilk çaldığı zaman açmayın' derken, bakın bunun sebebini neye bağladı? ÇÜ'den yapılan yazılı açıklamaya göre, Tıp Fakültesi Tıbbi Biyoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Osman Demirhan başkanlığında, cep telefonu, kablosuz internet ağı, dizüstü ve tablet bilgisayarlardan yayılan elektromanyetik dalgaların insan sağlığı üzerindeki olumsuz etkilerini ortaya koymak için yapılan bilimsel çalışma sonuçlandı. Anne karnındaki bebeğin sıvısından alınan hücre örnekleri üzerinde çalışan uzmanlar, çalışmada manyetik alana maruz kalan kültürlerde yeni oluşan kromozomlarda hasar tespit etti. EĞER 10 YILDAN FAZLA CEP TELEFONU KULLANIYORSANIZ... Prof. Dr. Demirhan, manyetik alanların özellikle cep telefonlarında daha yaygın olduğunu, bu telefonlara insanların sürekli maruz kalma olasılığının da yüksek olduğunu belirterek, '10 yıldan fazla cep telefonu kullanmak veya manyetik alana maruz kalmak kanseri tetikliyor, arttırıyor ve uyarıyor' ifadesini kullandı. İnsanların günlük yaşantısının manyetik alanlar içerisinde geçtiğine dikkati çeken Demirhan, bu alanların insana etkilerini araştırma amaçlı yaptıkları çalışmanın sonuçlandığını kaydetti. Çalışmada anne karnındaki bebeğin etrafındaki sıvıyı kullandıklarını bildiren Demirhan, deneylerini insan üzerinde yapma olasılıkları olmadığı için bebeğin etrafındaki sıvı içerisindeki hücreleri kültür ortamına aldıklarını, bu ortamlardaki hücreleri manyetik alana maruz tutarak değerlendirme yaptıklarını aktardı. Demirhan, kromozomlarda ortaya çıkan bozulmaların gen yoluyla nesilden nesile de geçebildiğine dikkati çekti. 'TELEFONU İLK ÇALDIĞINDA AÇMAYIN' Cep telefonlarında ilk aramada çok yüklü manyetik alan olduğunu vurgulayan Demirhan, telefonun ilk çaldığında açılmaması gerektiği tavsiyesinde bulundu. Cep telefonu seçerken de soğurma değeri anlamına gelen 'sar değerlerine' dikkat edilmesini isteyen Demirhan, şöyle devam etti: 'Telefonlarımızı alırken sar değerlerine bakmamız gerekiyor. O telefonun soğurma değeri, yani kaynaktan veya uydudan aldığı ya da baz istasyonundan çektiği gücün değeridir. O güç çok önemli. Bu güce bakarak telefonlarımızı almamız lazım.'AA
Reklam
Galatasaray ve TTNET'ten ‘Akıllı Stadyum’ Projesi
Dünya üzerinde spor kulüplerinin gerek sosyal medya gerekse dijital/teknolojik projelere olan ilgisi oldukça yüksek. Bu konudaki yerli son örnek de Galatasaray ve TTNET işbirliği sonucu ortaya çıktı: ‘akıllı stadyum’. 50 bin kişilik kapasiteye sahip olan Ali Sami Yen Spor Kompleksi Türk Telekom Arena Stadı‘nda tüm taraftarların yüksek hızda internet deneyimi yaşayabilmesi için 2,8 Milyon TL’lik yatırım yapan TTNET; stad içi ve etrafına çoğunluğu fiber olan 23 buçuk kilometre kablo döşedi. Ayrıca altyapı için Kanada’dan gelen özel bir ekipten de destek alan TTNET, toplamda 335 adet internet erişim noktası kurmuş. Tüm altyapı için beşinci nesil WiFi teknolojisi kullanılırken stada gelen internet kapasitesiyse saniyede 400 Mbps . Hem Galatasaray hem de TTNET’ten yetkililerin Türkiye’de ilk dünyada ise ‘sayılı örneklerden biri’ olarak tanımladıkları bu proje sayesinde TTNET üyesi Galatasaray taraftarları hem maç günleri hem de özel etkinliklerde ücretsiz olarak yüksek hızda internet keyfi yaşayabilecek. TTNET üyesi olmayan sporseverlerin de ücret ödeyerek deneyimleyebileceği bu hizmet için fiyatlandırma henüz belirlenmemiş. ‘GS TTNET WIFI’ adı verilen ağ üzerinden taraftara ulaşacak olan TTNET’in Türkiye genelindeki 5 bini aşkın WiFi noktası arasında en büyük altyapısının Galatasaray stadyumunda yer alacağını da ekleyelim. Galatasaray Başkanı Ünal Aysal ve TTNET yetkililerinin katıldığı basın toplantısında kamuoyuna tanıtılan ‘Akıllı Stadyum’ açılımının yalnızca yüksek hızda internet bağlantısından ibaret olmadığını söyleyebiliriz. Altıncı haftada oynanacak olan Galatasaray – Fenerbahçe maçına kadar yetişmesi planlanan uygulamalarla beraber taraftarlar maç izlerken kendileri için özel olarak tasarlanan mobil uygulama deneyimini yaşayabilecek. Bu arada ilerleyen dönemde bağımsız geliştirici ve şirketlerin de stadyumda maç izleyen taraftarlara özel olarak uygulama geliştirebileceğini de belirtelim. Projeyle ilgili detaylara da değinmek gerekirse; söz konusu WiFi hizmetinin deplasman tribünü için de geçerli olacağını; ayrıca yurtdışından gelen taraftarlarında İngilizce dil seçeneğiyle satın alma yapabileceğini söyleyebiliriz. Onbinlerce kişinin aynı anda yüksek internet kullanımı gerektiren fotoğraf yollama, sosyal ağlara göz atma ve video yükleme gibi aksiyonlara girmek istediği stadyumlarda internet bağlantısının bir problem olduğu gerçek. Direkt olarak bu probleme çözüm üreten, aynı zamanda mobil uygulamalarla beraber taraftarlara özel bir ekosistem yaratmak isteyen TTNET’in sezonun başlamasıyla beraber kurduğu altyapının gücünü de test etmiş olacağız. Spor kulüplerinin dijital ve teknolojik açılımlarını takip etmeye devam edeceğiz.webrazzi
"Dünya Dışı Yaşam Bulmaya Çok Yakınız"
Türk astrofizikçi Bülent Kızıltan, dünya dışı yaşam keşfetmenin astronomi dünyasını şaşırtmayacağını belirtti. Kızıltan, Türkiye'nin uzay keşfinde başarı elde etmek için yeni bir strateji belirlemesi gerektiğini ifade etti. Eisntein’ın görecelik kuramında önemli bir yer tutan nötron yıldızlarından gelen sesleri 1 milyon kat daha net dinlemeyi sağlayan yöntemi geliştirerek astronomide büyük bir başarıya imza atan Dr. Bülent Kızıltan, Al Jazeera Türk’e konuştu. Yeni nesil uzay uydulardan elde edilen bilgiler sayesinde Güneş Sistemi dışındaki uzayın yeniden tanınmaya başladığını belirten Kızıltan, çeşitli yaşam formlarındaki dünya dışı canlıları yakın gelecekte mutlaka bulacaklarını belirtti. Kızıltan, insanlığın geleceği için kritik olan kolonileşme sürecinin de 2050’den önce başlayabileceğini söyledi. Türkiye’deki bilimsel araştırmalar hakkında görüşlerini anlatan Kızıltan, Türkiye’nin ihtiyaçları doğrultusunda yapılması gereken planların bilim insanlarına devredilmesi gerektiğini vurguladı. Başkanlığını yaptığı uluslararası astronomi konsorsiyumunda birçok alandan insanlar bir araya gelen Kızıltan’a göre, Türkiye’nin orta ve uzun vadeli programlarda başarı elde edebilmesi için disiplinlerarası çalışma yapması şart. Dünya dışı yaşamın bulunması insanlık üzerinde nasıl bir etki yapabilir? Bu keşfin insanlar üzerinde yaratacağı etki, nasıl bir canlı bulacağımıza bağlı. Uzak mesafelerden bakteriyel ve bitkisel canlıların keşfedilmesi belki de algımızı çok değiştirmeyecektir. Ancak Jüpiter'in uydusu Europa dahil Güneş Sistemi'ndeki uydularda canlı bulma olasılığımız oldukça yüksek. Çünkü bu uydularda sıvı olduğunu düşünüyoruz. Diğer gezegen ve uydularında koloni kurabilmek, insanlık için bir umut olacak. Çünkü bir asteroit çarpma tehdidinin çok yakın olduğunu düşünüyoruz. Güneş Sistemi'nde başlayacak koloni çalışmaları, canlı barındırdığı düşünülen yerlerin lojistik avantajıyla da insanlık için bir ön hazırlık olacak. Uzaylılarla temas haline geçmemiz ne kadar mümkün? Burada en büyük sorun, iletişim kurmak olacak. Bize en yakın yıldız (Proxima Centauri) 4.2 ışık yılı mesafede. Oradan bize bir sinyalin gelmesi ve bizim cevap vermemiz için 8 yıl gerekiyor. Mevcut fizik anlayışımız kapsamında uzaylıların bizi ziyaret etmesi, bizim onlara ulaşabilmemiz çok mümkün görünmüyor. Bunların dışına bakteri ve bitki düzeyindeki 'uzaylıların' keşfedilmesi, özellikle astrofizikçiler açısından pek bir şey değiştirmeyecektir. Biz zaten böyle bir keşif bekliyoruz. Böyle bir keşif bizi çok daha özel veya sıradan kılmayacak. Güneş Sistemi’nde kolonileşmeye yönelik birçok plan çiziliyor. 2050’de Mars’a veya birçok uyduya adım atmış olacak mıyız? Bunun olabilirliği, maalesef dünyadaki ekonomik dengelerle birebir bağlantılı. Dolayısıyla ABD ve Avrupa başta olmak üzere birçok ülkenin desteğiyle belli projelere fonlama yapılması gerekiyor. Bir ekonomik kriz yaşanmadığı sürece gereken bütçenin oluşturulması mümkün. Böylece 2050'de Mars veya Güneş Sistemi'ndeki uydulara uzay araçları gönderilmemesi, canlı (sera tabanlı) veya cansız bir ön koloni kurulmaması için bir sebep göremiyorum. Uzun vadede koloni kurulması da gerekli bir durum. Çünkü 100 bin yılda bir beklenen büyük asteroit çarpmasının yaklaştığını düşünüyoruz. Ancak bu olasılık birkaç yüzyıl değil, birkaç bin yıllık zaman aralığı kapsıyor. Teknolojik ve ekonomik imkanlarla dış gezegen ve uydulara koloni kurulması mümkün. Benim kolonileşmesi adına en ideal gördüğüm yer Europa uydusu. Orada canlıların keşfedilmesi de büyük bir olasılık. Mars, yakınlığı açısında avantajlı olsa da, kutup bölgelerindeki donmuş haldeki su kullanılabilir. 2050'ye kadar her iki gök cismine de koloni kurmuş olabiliriz. Başında yer aldığınız konsorsiyum Türkiye’ye neler sunabilir? Konsorsiyuma Multidisciplinary Project (Multidisipline Proje) adını veriyoruz. Normal araştırma konsorsiyumlarından farklı olarak birçok akademik alandan insanın bir araya gelerek araştırma yapması amaçlanıyor. Müzisyenlerle, sanatçılarla, doktorlar, astrofizikçiler hatta teologları bir araya getiriyoruz. Öncelikli projelerimiz arasında mühendislik, temel bilimler ve astrofizikle oluşturulan projenin piyasaya uygulanması ve bu teknolojinin bir şekilde ticarileştirilmesi de var. Sırf bu açıdan Türkiye'nin bu çalışmalarla ilgilenebileceğini düşünüyorum ki bu ilgi kendini göstermeye başladı. Türkiye'nin böyle bir projeye entegre olması birkaç şekilde mümkün olabilir. Öncelikle kritik insan kaynağı ihtiyacı, mühendislik alanında karşılanabilir diye düşünüyorum. İkinci aşamada, bürokrasinin böyle bir önceliğinin olması gerekiyor. Üçüncü aşamada ise Türkiye'nin finansal olarak bu tür bir projenin arkasında durmayı kabul etmesi lazım. Gerekli şartlar yerine getirilirse, ortaya uzun vadeli, günlük siyasetten uzak olması gereken bir yatırım konması gerekiyor. Türkiye’deki bilimsel çalışmaların potansiyeli hakkındaki görüşünüz nedir? Şahsen Türkiye'nin orta ve uzun vadeli bir bilim projesi olup olmadığı konusunda net bir bilgim yok. Milli Eğitim Bakanlığı ve sınavlar ile ilgili değişimleri sürekli görüyoruz, sürekli bir değişim yaşanıyor. Bahsettiğimiz yatırımların siyasetten arınmış bir politikayla ortaya çıkarılması gerekiyor. Türkiye büyük projelerde varım diyebilir ancak uzun vadeli olmadığı sürece uluslararası alanda işbirliği sağlanması mümkün olmaz.Türkiye'nin gerçekliğini yaşayan ve takdirlerimi sunmak istediğim birçok insan var. Bu insanların fikirlerinin öncelikle alınmasını ve bir proje oluşturulacaksa, bu insanların içinde yer alması gerektiğini düşünüyorum. Çünkü Türkiye'nin dünyadan farklı öncelikleri var ve bunları gerçekçi olarak değerlendirmek gerekiyor. Türkiye'de bir James Webb Teleskobu yapmayı arz talep açısından düşünmek gerçekçi değil. Uzay istasyonu yapmayı da buna örnek gösterebiliriz. Türkiye ne yapabilir diye baktığımız zaman, haberleşme ve askeri uydulara ihtiyacımız olduğunu görüyoruz. Bu uydular için gerekli teknolojilere ihtiyacımız var. Bu teknolojileri temin ve gerekli teknik bilgiyi de transfer edebiliriz veya kendimiz oluşturabiliriz. Facebook ve Google gibi firmaların uzay keşfine faydası olacak mı? Google, Facebook ve diğer şirketlerin ortaya koyduğu teknik bilgi gerçekten çok büyük. NASA bu bigiyi tek başına kendi kullanabilir ve bilgiden yararlanma aşamasında bu firmalarla temas halinde. Projelerinin detayları hakkında çok bilgim yok ama özellikle yazılım alanında NASA'nın teknoloji devlerinden yardım almayı istediğini biliyorum. Türkiye'de henüz tam olarka aklımıza yerleşmeyen oldu, birçok disiplinden gelen insanın ortak bir proje üretebilmesi. Farklı alanlarda uzmanlaşmış insanların bilgi birikimine ihtiyacınız oluyor. Bu teknik bilgiyi tek başınıza oluşturmanızın maliyeti de çok yüksek. Ama Google'ın belli alanlarda elde ettiği bilgiyi projelerinize entegre etmek için transfer etmeniz çok daha ucuz. Büyük projeler artık bu yöne doğru gidiyor ancak Türkiye'de halen teknoloji tüketiyor ama üretmiyoruz. Hedefe ulaşmak adına disiplinlerarası çalışma şart. Kaynak: Al Jazeera
Reklam