onedio
"Dinleme İddialarını Liderlerle Konuşacağız"
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan KKTC’ye hareketinden önce Atatürk Havalimanı’nda gazetecilere açıklama yaptı.İşte Erdoğan’ın açıklamasından satır başları:Cumhurbaşkanı olarak ilk dış ziyaretimi bugün KKTC’ye yapıyorum.Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin bugüne kadar adil kapsamlı bir neticeyi özleyerek sürdürdüğü görüşmelerde Güney Kıbrıs hiçbir zaman olumlu bir yaklaşımın içinde olmadı.Bu konuda garantöre ülke olarak Yunanistan’ın da çok daha etkili olmasını bekliyoruz. Uzlaşma yönünde irade her zaman Kıbrıs Türk halkı tarafından ortaya koymaktadır. Maalesef karşı taraf uzlaşma yönünde bir irade ortaya koymamıştır.Gerek şahsım gerek hükümetim olarak bütün görüşmelerimizde KKTC insan haklarına ve hukukun üstünlüğüne dayalı demokratik devlet yapısı ve her geçen gün güçlenen ekonomik yapısıyla doğu Akdeniz için örnek teşkil ediyor.Son yıllarda Türkiye’deki gelişmeye paralele yaşanan refah artışıyla KKTC’nin maruz kaldığı tüm haksız kısıtlamalara rağmen Rum tarafıyla olan açığı kapatması bakımından mutluluk vericidir.Birkaç ay içinde suyun deniz altından bağlanması ve sonrasında elektriğin bağlanmasıyla soydaşlarımız daha büyük bir güce kavuşacaklardır.SORU & CEVAPORG. ÖZEL’İN ÇÖZÜM SÜRECİ VE PARALEL YAPI AÇIKLAMALARIBiz bunları sayın Genelkurmay başkanımızla haftalık toplantımızda görüşürüz.EMNİYETTEKİ BUGÜNKÜ OPERASYONBildiğiniz gibi bu bir sürecin devamı. Bundan önceki iki dalgadan sonra yeni yeni süreç ortaya çıkıyor. Bu da sürecin devamı. Bu bir sondur denilemez. Belki burada da ortaya çıkacak yeni bilgi ve belgelerle dördüncü dalga da olabilir. Süreci sadece takip ediyoruz.ALMANYA’NIN TÜRKİYE’Yİ DİNLEMESİ VE DER SPIEGEL’İN İDDİALARIBundan önce ABD Almanya’yı dinlemiş ve Almanya bu ciddi bir hesaplaşma adeta bundan dolayı halkı ve etkin çevrelerin değerlendirmeleri olmuştu. Şu anda Türkiye ile ilgili bu süreci liderlerle bir araya geldiğimizde konuşacağız.Dünyada istihbaratı güçlü olan ülkelerin farklı ülkeleri dinlememe gibi bir durumu olamaz.Bu konuda neyi nasıl yaptıkları ve nasıl deşifre ettikleri önemli.Önümüzde NATO zirvesi ve BM genel kurulu var. Bunları liderler olarak aramızda konuşacağız.Dünya barışını tehdit eden bu tür açıklamaları kontrol altına alma gibi durumları olabilirAYRINTILAR GELECEK...Gerçek Gündem
Trabzonspor'dan Üç Büyüklere Rest
Deplasman yasağının kalkması ile ilgili yapılan toplantıda Trabzonspor, üç büyüklere rest çekti.Deplasman yasağının kalkması için toplanan Kulüpler Birliği’nin çalışması sırasında ilginç bir olay yaşandı. İstanbul İl Spor Güvenlik Kurulu’na başvuran Trabzonspor, Fenerbahçe, Galatasaray ve Beşiktaş’a rest çekti.Deplasman yasağının kalkmasına sıcak bakmayan bordo-mavili ekip, üç büyüklere “Ne siz gelin, ne de biz geliriz” isteğini iletti. İstanbul İl Spor Güvenlik Kurulu’na resmi bir yazı ile başvuran Trabzonspor yönetimi, İstanbul takımlarının Trabzon’a gelmesini istemedi. Akşam’da yer alan habere göre Trabzonspor da bunun karşılığında İstanbul’a taraftar götürmeyeceğini duyurdu.Bu gelişmenin ardından yeni sezon öncesi deplasman yasağının kalkması için yapılan girişim adeta başlamadan sona erdi. 2014-15 sezonunun adını “Süleyman Seba Sezonu” olarak değiştiren ve kulüpler arasında dostluk adımları atılmasını isteyen Türkiye Futbol Federasyonu’nun bu arsuzu, ilk olarak Trabzonspor cephesinden veto yemiş oldu.AMK Spor
"Yargıya Müdahale Girişimleri Endişeyle Karşılanmaktadır"
Adli Yıl açılışı töreninde konuşan Yargıtay Başkanı Ali Alkan, kuvvetler ayrılığı ilkesine ve yargı bağımsızlığına dikkat çektiYargıtay Başkanı Ali Alkan, iktidarın yargıya müdahale girişimlerini sert sözlerle eleştirerek 'Yargıyı yıpratmak kimseye bir yarar sağlamaz. Adaletin güçlü olması, hâkimler için değil herkes için güvencedir. Bu husus hiç unutulmamalı, yargı mensupları polemiğe zorlanmamalıdır' dedi. Alkan, 'Yargıyı isteğe göre dizayn etmek için yargı kurumları üzerinde baskı oluşturulmak istenmesi, yargının kendi içerisinde yapacağı seçimlere ilişkin müdahale girişimleri endişeyle karşılanmaktadır' ifadesini kullandı.'Yargı kararlarındaki hataların yine yargının kendi denetim sistemi içerisinde giderilmesi beklenmelidir' diyen Alkan, 'Son zamanlarda Yargıtay Kanunu ve Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Kanunu’nda yapılan değişiklikler ile yargıya müdahale girişimleri, sorunları çözmekten çok artıracak niteliktedir' dye konuştu.Ali Alkan, Adli yıl açılış töreninde konuştu.Alkan'ın konuşmasının tam metni şöyleSaygıdeğer Konuklar,Kıymetli Meslektaşlarım,Basınımızın Değerli Temsilcileri;1943 yılından beri süregelen ve bu sene 71’incisini düzenlediğimiz Adli Yıl Açış Töreninde, sizleri aramızda görmekten mutluluk duyuyor, 2014-2015 adli yılını, ülkemize adalet, barış ve huzur getirmesi dileğiyle açıyorum.Milletimizin 30 Ağustos Zafer Bayramını kutluyor, bu vesileyle bize Cumhuriyetimizi armağan eden Ulu Önder Atatürk ve aziz şehitlerimizi rahmet ve şükran duygularıyla anıyorum.Geçen yıl yitirdiğimiz değerli meslektaşlarımızı rahmetle anıyor, emeklilik ya da başka sebeplerle aramızdan ayrılanlara Türk Yargısına yapmış oldukları hizmetleri nedeniyle teşekkür ediyor, bundan sonraki yaşamlarında sağlık ve mutluluklar diliyorum.Devlet işlerinde kişilerin geçici, makamların ise kalıcı olduğu gerçeği “Mahkeme kadıya mülk değildir” özdeyişi ile kültürümüzde çok güzel bir şekilde ifade edilmiştir.Dolayısıyla burada dile getireceğim hususlar yargının görev ve sorumluluklarına yönelik sorun ve isteklere ilişkindir. Bu istek ve eleştiriler şahıstan şahsa değil, makamdan makama iletilen hususlar olarak değerlendirilmelidir.Sayın Konuklar,İnsanların bir toprak parçası üzerinde tesis ettikleri egemenliğin meşruiyeti ve modern anlamda devlet olarak kabulü hukuk ile mümkündür.Tarih boyunca devletin, kendi sınırını zorlayan karakteri ile hukukun, adaleti sağlamak, hak ve özgürlükleri korumak için sınırlayan ve denetleyen yapısı çatışmış, çatışmanın getirdiği arayışlar insanlığı demokrasi ve hukuk devleti dediğimiz denge ve kontrol sistemine ulaştırmıştır.En üstün varlık olarak kabul edilen insanın, huzur ve güvenliğini sağlamak için oluşturulan devletler, adalet üzerine kaim olurlar. Tarihte, Osmanlı Devleti gibi uzun süre yaşamış devletlerin adil oldukları sürece varlıklarını devam ettirdikleri bilinmektedir. Öte yandan devlet işleyişinin sürekli ve etkin biçimde denetlenmesi devletlerin ayakta kalmalarının önemli kriterlerinden birisidir.Sayın Konuklar,Anayasanın 2’nci maddesinde, Türkiye Cumhuriyetinin demokratik, laik ve sosyal bir devlet olması yanında “hukuk devleti” olduğu da açıkça belirtilmiştir.Hukuk devleti, bireyi esas alan, faaliyetlerinde hukuk kurallarına bağlı, denetlenebilen, hak ve özgürlükleri güvence altına alan, vatandaşlarına hukuk güvenliğini sağlayan, yönetimde keyfiliği engelleyen ve kendisini hukukla sınırlayan devlettir. Hukuk devleti, hukuku olan devletten daha ileri bir anlam ifade etmektedir. Bu anlam, normları ve yüksek standartları sözleşmelerle kabul edilmiş uluslararası toplumun, ya seçkin ve örnek gösterilen ya da sorunlarını hâlâ aşamamış bir üyesi olma konusundaki bir tercihi içermektedir.Hukuk başlı başına bir amaç değil, adalet için bir araçtır. Soyut bir kavram olan adalet, hukuk sistemi içerisinde yer alan ve hukuka meşruiyetini veren temel ilkeler üzerinde somutlaşır. Bu temel ilkeler hukukun genel prensipleri ve insan haklarıdır. Bu ilkeler, hukuku asırdan asra, toplumdan topluma değişen, sübjektif ve göreceli bir kavram olmaktan çıkararak ona evrensel bir adalet anlayışı üzerinde objektif varlığını kazandırır.Hukuk, nihayetinde birey, toplum ve devlet arasındaki ilişkileri düzenleyen bir mekanizma sunar. Bu düzen öncelikle kuvvetler ayrılığı ile sonra uluslararası güvencelere bağlanmış insan haklarını koruma mekanizmaları ile sağlanır. Birincisi devlete, devlet içinde bir sınırlama oluştururken, ikincisi devlete yine devletin rızası ile dışarıdan bir sınır çizer. Günümüzün modern devletleri için her iki tür sınırlama da devletin hukuk içerisinde kalmasının en büyük güvencesidir.Hukuk devletinde bir davranışın karşılığı, kamu görevlilerinin keyfi tutumlarına veya konjonktüre göre değil önceden belirlenmiş açık, anlaşılır ve herkese eşit uygulanan kurallar çerçevesinde görülür. Hukuki güvenlik ilkesi bu koşullar altında sağlanır.Sayın Konuklar,Hukuk devleti ilkesinin gerçekleştirilmesi, insan haklarının güvence altına alınması ve özgürlüklerin Demokrasinin vazgeçilmez ilkelerinden birisi de kuvvetler ayrılığıdır.Anayasamızca da benimsenmiş olan kuvvetler ayrılığı ilkesi, egemenlik yetkisinin devlet erkleri arasında hiyerarşik olarak değil işbölümü ve işbirliği içerisinde kullanılması olarak tanımlanmıştır. Bu ilke devlette farklı erklerin bulunduğu, özgürlüklerin güvence altına alınabilmesi için de bu erklerin birbirinden ayrı ve müstakil organlara verilmesi gerektiği düşüncesine dayanmaktadır. Yasama, yürütme ve yargı erkleri önceleri tek bir otorite tarafından kullanılırken; demokrasi düşüncesinin gelişmesiyle erklerin birbirinden bağımsız çalışması olgusu gerçekleşmiştir. Bu ilkenin temel amacı, egemenliğin bir kimsede, bir zümrede, bir erkte toplanmasına izin verilmemesidir.Anayasa’ya göre “Egemenlik, kayıtsız şartsız Milletindir”. Egemenliği Türk milleti adına doğrudan kullanma yetkisi yalnız yasamaya hasredilmiş olmayıp yargı da bu yetkiyi bağımsız mahkemeler aracılığıyla Denetim, ileri demokrasinin teminatıdır. Yargının bağımsızlığını ortadan kaldırmak veya yürütmeye bağlı bir yargı oluşturmak, yargı denetiminden kaynaklanan meşruiyeti hafife almak olacaktır. Hâlbuki yürütmenin üstlendiği yetkinin kullanılma koşullarından ve meşruiyet kaynaklarından biri de, millet adına karar veren bağımsız yargı denetimidir. Demokrasinin vazgeçilmez unsuru olan seçimler de yargıç güvencesinde yapılmaktadır. Yargının en küçük ilçedeki biriminden yüksek mahkemelerine kadar kullandığı yetki, egemenlik yetkisidir. Yargı bu yetkiyi Anayasa gereğince milletten alır ve başka bir erkin onayına ihtiyaç duymadan millet adına kullanır.Tarih, hukukla sınırlanmamış bir yönetimin vatandaşları için büyük bir tehdit haline geldiğine pek çok defa tanıklık etmiştir. Hukukun bu sınırlayıcı işlevinin tek güvencesi kuvvetler ayrılığı ve bunun doğal sonucu olan yargı bağımsızlığıdır. Denetim ve denge sisteminin en önemli sacayaklarından biri olan bağımsız yargı da, demokratik sistemlerde bireylerin hak ve özgürlüklerinin çoğunluğun tahakkümüne karşı en büyük güvencesidir. Yürütmenin etkisi altında olan bir yargının, keyfi ve hukuka aykırı eylem ve işlemlere karşı gerçek bir denetim ifa etmesi beklenemez. Böyle bir sistemde hiç kimsenin hak ve özgürlüklerinin koruma altında olduğu da söylenemez.Sayın Konuklar,Anayasa, yürütme organının sorumluluğu ile yargı ve yasama organlarının sorumluluklarını birbirinden ayırmıştır. Bütün ileri demokrasilerde olduğu gibi ülkemiz anayasasında da yasama organı ile yargı organı doğrudan icra organları olmadığından vicdani rahatlık içerisinde çalışabilmeleri için birtakım hak ve yetkilerle donatılmışlardır. Yasamanın sahip olduğu ve yasama dokunulmazlığı olarak ifadesini bulan bu hak, yasama üyelerinin görevlerini yaparken hiçbir baskı altında olmadan hareket etmelerini amaçlamaktadır. Yargı erkinin sahip olduğu hak ise yargı bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı olarak ifade edilmiştir.Kuvvetler ayrılığının tabii sonucu olarak yargı erkinin diğer erkler üzerinde denge ve denetleme görevini yerine getirebilmesi için bağımsız olması gerekmektedir. Yargı bağımsızlığı, hâkimlerin yasama ve yürütme dâhil hiçbir makam, merci veya kişiden emir ve talimat almadan ve hiçbir baskı hissetmeden Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre karar verebilmelerini ifade eder.1943 yılından beri yapılan adli yıl açış konuşmalarının ortak noktasını kuvvetler ayrılığı ve yargı bağımsızlığı oluşturmuştur. Bu konuda Anayasa ve yasalarda düzenlemeler yapılsa da demokratik hukuk devleti diye tanımladığımız ülkelerdeki yargı bağımsızlığı standartlarını bir türlü yakalayamıyoruz. Yürütmenin bir kısım temsilcileri, yetkili soruşturma makamları tarafından verilmiş bir talimat olmadan yargıya polis operasyonu yapılabileceğini kamuoyu önünde açıklayabilmektedir. Yargıyı isteğe göre dizayn etmek için yargı kurumları üzerinde baskı oluşturulmak istenmesi, yargının kendi içerisinde yapacağı seçimlere ilişkin müdahale girişimleri endişeyle karşılanmaktadır. Buna karşılık yargı bağımsızlığı ve hukuk devleti olmadan gelişmiş ülke olunamayacağına ilişkin düşünce sahiplerinin olması da bizleri ümitlendirmektedir.Yargı kararlarındaki hataların yine yargının kendi denetim sistemi içerisinde giderilmesi beklenmelidir. Bu hususlar yargı bağımsızlığına müdahale için gerekçe yapılmamalıdır. Son zamanlarda Yargıtay Kanunu ve Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Kanunu’nda yapılan değişiklikler ile yargıya müdahale girişimleri, sorunları çözmekten çok artıracak niteliktedir.Yargı bağımsızlığına müdahale niteliği taşıyan konularda, yargının susmasını ve sadece kararları ile konuşmasını beklemek, ancak; demokrasiye, kuvvetler ayrılığına ve hukukun üstünlüğüne gerçek anlamda bağlılığın yaşandığı ortamlarda haklılık kazanabilir. Evet, yargı sadece kararlarıyla konuşmalıdır. Çünkü yargının millet adına karar verme fonksiyonu, gündelik tartışmaların uzağında, sakin ve korunmuş bir ortamda çalışmasını gerektirmektedir. Zira o, yasama ve yürütmeyi denetleyen bir erk olarak mehabetini korumak durumundadır. Yargının sükûnet ihtiyacına gerekli özen gösterilmiyorsa veya bu ihtiyaç umursanmıyorsa, sessizliği korumak nasıl mümkün olacaktır? Mehabet dediğimiz olgu, biraz da muhataplardan beklenmesi gereken bir özene işaret etmez mi?Bir yasa önerisinin yüksek yargının yere indirileceği şeklinde sunulması, birkaç sene önce verilmiş bir Yargıtay kararının güncel bağlamda yakışıksız bir biçimde anılması, yargısal kararlarla kabul edilmiş olguların mevcut olmadığının ilan edilmesi, yargının bağımsızlığı ve tarafsızlığına gölge düşürecek yakıştırmaların alenen yapılıp soruşturmacıya hukuka uygun tek bir delil sunulmaması, yüksek yargı için öngörülen yapısal değişikliklerin kurumsal görüşler alınmadan gerçekleştirilmesi, yüksek yargıdaki muhtemel seçim süreçleri ve yüksek yargıçların seçime ilişkin özgür tercihleri önemsenmeden takvim öngören yasalar yapılması, Yargıtay’daki unvan ve görevler için yıllar içinde yerleşmiş ve kabul gören sürelerin müktesepler dikkate alınmadan ve hiçbir ihtiyaca dayanmadan değiştirilmesi, idari nitelikli takdire bağlı tasarruflara bile müdahale edilmesi gibi hususlar, yargıyı konuşmaya zorlayan uygulamalar değil midir?Hiç endişe edilmesin, genel olarak ülkemizdeki yaklaşımın, özel olarak da içinden geçtiğimiz ortamın bir yargıçlar devletine yol açma ihtimali; yargının, yargısal denetimin, hâkim ve savcıların etkisizleştirildiği bir Türkiye ihtimali yanında, pek zayıftır.Yargının bağımsızlığı en başta yargı kurumlarının organizasyonlarında ve işleyişinde kendini gösterir. Yargının teşkilat yapısı ile yargısal alan; beklentilerle, ani gelişen olaylar üzerine, makul, meşru ve haklı gerekçe içermeden, tek taraflı olarak düzenlenebilecek bir alan olmamalıdır. Özellikle anayasayla yargıya tanınan demokratik seçim hakkının kullanılması sonucunda oluşacak temsile, yeni bir yasa değişikliği ile müdahale düşüncesi kabul edilemez.Yargıtay 146 yıllık bir kurum olarak, kurallarla, seçimlerle, kurullarla, müzakerelerle, yıllar içinde oluşturduğu güçlü kurumsal yapısı ve kültürü ile en önemlisi de iyi yetişmiş insan kaynakları ile sorunlarını kendi içinde çözebilecek imkân, tecrübe ve kabiliyete sahiptir. Sorunların çözümü adına, Anayasal düzen içerisinde bir dış katkıya ihtiyaç duyulduğunda, bu ihtiyaç kurumlar düzeyinde dile getirilecektir.Yargı bağımsızlığı, yargının her türlü eleştiriden ve sorgulamadan azade olduğu anlamına gelmediği gibi, yargıyı kamusal sorumluluktan muaf tutan bir dokunulmazlık zırhı olarak da görülmemelidir. Asıl işlevi denetim olan yargının, denetim dışı olmak gibi bir talep ve arayışı olamaz. Ancak bağımsızlık ile hesap verebilirlik dengesinin iyi kurulması gerekmektedir.Halkın, yargının hiçbir etki altında kalmadan, özenle, bağımsız ve tarafsız bir şekilde hareket ettiğine olan inancı sarsılmamalıdır. Bu inancın sarsılması, halkın başvurabileceği son merci olan yargıdan hakkını alamayacağı düşüncesiyle hukuk dışı bir takım girişimlere başvurmasına, dolayısıyla kamu düzeninin bozulmasına sebep olacaktır. Bugün yargıya güvenin zedelendiğini, azaldığını söyleyenlerin, bunun nedenleri arasında yargı bağımsızlığının önemli ölçüde azalmış olduğunu görmeleri gerekmektedir.Tüm devlet düzeni ile birlikte yargıda da devamlılık ve tutarlılık esastır. Adalet nihai olarak kesinleşmiş yargı kararlarında, kesin hükümlerde somutlaşır. Adaletin gücü ve etkisi kesin hükmün otoritesiyle ilişkilidir. Hükümler, aleniyet içerisinde, milletin huzurunda verilir. Neticeye etki edebilecek bir söze ve bu sözü söyleyebilecek bir konuma sahip olup da, bunu hükümden sonraya bırakmak; hükme, hükmün konusuna ve ilgilendirdiği kimselere haksızlık olacaktır.Yargıtay’ın münferit bir kararı ele alınarak kararın değil, kararı veren kişilerin, dairelerin ve kurulların yıkıcı bir üslupla eleştirilmesini, eleştirilerin yıpratma kampanyası haline dönüştürülmesini, eleştirirken de herkesin kendi siyasi düşüncesini ölçü almasını doğru bulmuyoruz.Yargıyı yıpratmak kimseye bir yarar sağlamaz. Adaletin güçlü olması, hâkimler için değil herkes için güvencedir. Bu husus hiç unutulmamalı, yargı mensupları polemiğe zorlanmamalıdır.Sayın Konuklar,Hâkimlerin görevlerini adalete uygun biçimde özgürce yapabilmeleri için, yargı bağımsızlığı yanında hâkimlik teminatının da tam olarak sağlanması gerekir. Mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı; hâkimleri her türlü baskı, tehdit, tavsiye ve yönlendirmeye karşı koruma sağlayan güvencelerdir.Hâkim bağımsızlığı ve teminatı özel önemi nedeniyle Anayasa’da kapsamlı bir şekilde düzenlendiği gibi, uluslararası sözleşmelerde de yer almıştır. Hâkim bağımsızlığı ve teminatı, yargılama işlevini yerine getiren hâkimler için bir ayrıcalık olmayıp, yargılananlar için adil yargılanma hakkının güvencesidir. Bağımsız ve teminatlı olmayan bir mahkemenin adalet dağıtması, hak ve özgürlükleri koruması mümkün değildir. Adalet dağıtanların elindeki bu güvencelerin alınması, hâkimi değil, yargı eliyle hakkına kavuşacak insanları mağdur eder.Yargı bağımsızlığını teminat altına almak için hâkimlere tanınan anayasal güvencenin, yürütmeden bağımsız bir otorite tarafından hayata geçirilmesi gerekmektedir. Bu durum, hâkimlerin karar alma süreçlerindeki bağımsızlıklarını, görev süreleri ile coğrafi teminatlarının güvenceye alınmasını ve ekonomik anlamda kendilerini bağımsız hissetmelerini sağlamayı içerir.Sayın Konuklar,Hukuk devletinin temel gereklerinden birisi de yargının tarafsızlığıdır. Tarafsızlık, hâkimin baskı altında kalmadan, etkilere kapalı, objektif olarak yargılama yapması, hukuka ve vicdanına göre karar vermesidir. Bu anlamda tarafsızlık herkes için bir güvencedir. Hâkim, önüne gelen davada görüş ve inançlarından sıyrılarak günlük siyasetin ve tartışmaların etkisinden uzak kalarak karar vermelidir.Hâkimler de bu toplumun içinde yaşamaktadırlar. Bu nedenle farklı görüş ve tercihlerinin olması doğaldır. Ancak, hâkimler bu bireysel düşüncelerinin etkisiyle karar veremez ve siyasal düşüncelerini kararlarına yansıtamazlar. Hâkimler, tarafsız oldukları kadar özel ve mesleki yaşamlarındaki davranış ve söylemleri ile de tarafsız görünmek zorundadırlar. Hâkimlerin siyasallaşması, siyasallaştırılmak istenmesi veya siyasete konu yapılması, görevlerine yansıtmadıkları bireysel görüşlerinden dolayı ayrımcılığa tabi tutulması hukuk devletinde kabul edilemez. Hâkim ve savcılar, menfaat ve baskı gruplarından herhangi bir beklentiyle de karar veremezler.Yargının tarafsızlığının sağlanması öncelikle yargı görevini yerine getirenlerin sorumluluğundadır. Bununla birlikte yasama ve yürütme erklerinin temsilcileri de hakimlerin tarafsızlığı konusunda şüphe uyandırabilecek her türlü beyanattan kaçınmalıdırlar. Tarafsızlığın zedelendiği bir ortamda verilen kararlara güvenilemeyeceği için adalet duygusu tatmin olmayacaktır.Sayın Konuklar,Demokrasi, sadece bir kişi bile olsa her düşüncenin kendisini ifade imkânına ortam sağlanan bir rejimdir. Unutulmamalıdır ki her önemli ve büyük düşünce ortaya çıktığı çağın azınlık düşüncesidir. Hiçbir düşünce topyekûn olarak doğmamış ve hemen kabul görmemiştir. Otoriter yönetimlerin en fazla karşısında durdukları özgürlük, ifade özgürlüğü olmuştur. Bazılarına göre ifade özgürlüğü, hoşlarına gidecek sözlerin söylenmesinden ibaret olsa da bu özgürlük, sadece hoşa giden ifadeler için değil; en fazla da yadırganan ifadeler yönünden bir güvencenin sağlanmasıdır. İfade özgürlüğünün bulunmadığı bir yerde demokratik süreçlerin işlemesi imkânsızdır.İfade özgürlüğü de sınırsız bir hak değildir. Bu sınırlar siyasi iktidarların ifade özgürlüğü karşısındaki tutumlarına göre değil; uluslararası bir mutabakatın meşru saydığı gerekçelere bağlı olarak tayin edilir. Türkiye'nin tarafı olduğu uluslararası insan hakları sözleşmeleri, ifade özgürlüğü hakkının sınırlarını şimdiye kadar oluşturmuş olduğu bir içtihadi hukuk zenginliği ile belirlemiştir. Ne var ki uluslararası hukukun kriterleri gözetildiğinde ülkemizin arzulanan bir yerde olmadığı açıktır.Siyasi iktidarlar, ulusal güvenlik, kamu düzeni gibi gerekçelerle bu hakkın kullanılmasını engelleme eğilimindedirler. Hâlbuki ifade özgürlüğü demokratik bir sistemde iktidarı denetlemenin en önemli araçlarından birisidir. Bu yönüyle özgür basının da varlığı başta olmak üzere aykırı düşüncelerin ifade edilmesi sağlıklı bir işleyiş için de sigorta niteliğindedir. Dolayısıyla, ifade özgürlüğünün en geniş tanındığı alan, devlete, kurumlarına ve politikalarına karşı yöneltilen eleştirilerdir. Bundan sonra da, siyasilerin ve kamusal kişiliklerin kamusal tartışma platformunu ilgilendiren tüm düşünce ve yaşam alanları gelmektedir.Sayın Konuklar,“Adalet, devlet düzeninin temelidir” deyişinin ışığında hukuk düzenimize ilişkin yaşanılan diğer bir kısım sorunlara da değinmek istiyorum.Son dönemde yaygın olarak yapılan haber ve yorumlarda adalete olan güvenin ve inancın azaldığından bahsedilmekte ve bunu yansıtan istatistiki bilgiler yayımlanmaktadır. Ancak bu güven eksikliğinin nedenleri üzerinde hiç durulmamakta, güvensizliği dile getiren kesimlerin bu konuda ne gibi olumsuz etkilerinin olduğu değerlendirilmemektedir. Mahkemeler ve kararları kanunla teminat altında olduğu halde kamuoyunda açık ve aleni bir şekilde sert ve yıkıcı bir üslupla eleştirilebilmektedir. Bu durum; mahkemelerin sanki kanuna ve delillere göre değil de konjonktüre göre kararlar veriyormuş algısı ve inancını oluşturmaktadır. Hukuki güvenlik ilkesinin hayata geçirilmesi ve korunması, hukukun üstünlüğüne bağlı kalacağına ve Anayasaya sadakatten ayrılmayacağına ant içmiş yasama ve yürütme mensupları ile “Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatine göre hüküm verecek olan” yargı mensuplarının ödevidir.Sayın Konuklar,“Yasalar soyut ve genel olarak hazırlanır” temel hukuk ilkesine karşın özel amaçla yasa çıkarma anlayışı, aynı yasalarda sık sık değişiklikler yapılması ve yasalar çıkarılırken anayasaya uygunluğu konusunda gerekli özenin gösterilmemesi adalete olan güveni sarsmakta, yargı ve yönetimde de tıkanmalara neden olmaktadır. Bu, ülkemizin ve milletimizin barışı ve huzuru için tehlikeli bir durumdur.Yargı, yürürlükteki yasalara göre, belge ve delillere bakarak kararını verir. Buna rağmen kesinleşmiş mahkeme kararları dosya içerikleri bilinmeden siyasi mülahazalarla tenkit edilmektedir.Hukuk sistemimizde yaşanılan bu olumsuzluklar yıllardır üye olmaya çalıştığımız Avrupa Birliği ve diğer demokratik ülkelerce de izlenmekte, diplomatik bir şekilde yapılan uyarıların ülkemiz hakkında hazırlanan uluslararası raporlara yansımaları görülmektedir.Sayın Konuklar,Yargının, seçilmiş organları denetlemesinin vesayet olarak algılanması da doğru değildir. Vesayet, kendi görevini tam ve layıkıyla yerine getiremeyeceği düşünülen kişi veya kurumlara bir temsilci atanmasıdır. Hukuk devletinin olmazsa olmaz şartı yargısal denetim; yargısal denetimin olmazsa olmazı ise, verilen yargı kararının gereklerinin yerine getirilmesidir. Başka bir deyişle, yargısal denetim sürecinde ve sonucunda verilen yargı kararları uygulanmadıkça, gerçek anlamda bir hukuk devletinden bahsetmek mümkün değildir.Yargı kararları, hak arama özgürlüğünün somut yansımasıdır. Hak arama özgürlüğü, yargı kararları ile korunan bir hakkın sahibine kazandırılması ile gerçekleşir. Yargı kararları, hukuka aykırılığın saptandığı birer belge olmaktan ibaret olmayıp uygulanmak için vardır ve uygulanması zorunludur. Ülkemiz, Türkiye Büyük Millet Meclisi aritmetiği, temsil oranı ve sosyal mutabakat bakımından yıllar sonra yakalamış olduğu yeni bir Anayasa yapma fırsatını maalesef yine kaçırmıştır. Bir yandan, Anayasayı pek çok olumsuzluğun kaynağı olarak göstermek, diğer yandan yeni bir Anayasa yapma konusunda yeterince istekli olmamak tutarlı görünmemekte, olumsuzluklardan kurtulmak yerine onlardan yararlanma tercihini akla getirmektedir. Demokratik Anayasa kavramının ruhuna uygun, hak ve özgürlükleri esas alan, kuvvetler ayrılığı vurgusu güçlü, yargı bağımsızlığı ve yargı denetimi güçlendirilmiş, azınlık haklarını koruyan, çoğulcu bir mutabakatla oluşacak yeni Anayasaya, toplumsal barış ve huzurumuz, dirlik ve düzenimiz, demokrasimiz açısından her zamankinden daha çok ihtiyacımız vardır. Böyle bir Anayasa yeni bir toplumsal sinerjinin dinamiği olacaktır.Sayın Konuklar,Önceki yıllarda da dikkat çektiğimiz ve bir asayiş sorunu olmanın ötesinde cinsiyet ayrımcılığına dayalı bir insan hakları sorunu olarak ele alınması gereken kadına karşı şiddet olgusu ve her türlü çocuk istismarı maalesef ciddiyetini korumaktadır. Gençliğimizi tehdit eden uyuşturucu kullanımı giderek artmakta, kullanım yaşı hızla düşmekte ve kullanıcılara yönelik tedavi hizmetleri, bir mahkeme ilamına bağlı olduğunda bile etkin olamamaktadır.Mülkiyet hakkını ilgilendiren hırsızlık suçları ile iş ve çalışma hayatını ilgilendiren hukuksal uyuşmazlıklara ilişkin davaların sayısı da hızla artmakta, Yargıtay'daki iş yükünün ciddi bir kısmını bu tür davalar teşkil etmektedir. Dava sayısı üzerinden izleyebildiğimiz bu artışlar nedeniyle, toplumsal sorunlarımızın niteliği ve özellikle de hak duygumuzun aşınmasına ilişkin olarak düşünmeli ve yüzümüzü sorunun asıl kaynağına, özellikle eğitime bakan yönüne çevirmeliyiz.Sayın Konuklar,Yargıtay'ın iş yükünden de kısaca bahsetmek isterim. Sıklıkla vurguladığımız gibi adaletin gecikmesi toplumsal huzuru bozmaktadır. Oysa hukukun temel amacı toplumda barışı tesis etmektir. Son üç yıldaki yoğun çalışma tempomuza hız kesmeden devam etmekteyiz. Geçen yıllarda da örnek verdiğim Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin boşanma davaları hakkında karar verme süresi 2010 yılında iki yıl, 2011 yılında bir buçuk yıl, 2012 yılında dokuz ay, 2013 yılında altı ay iken bu yıl itibariyle dört ay gibi makul bir süreye gelmiş durumdadır.Rakamlarla ifade etmek gerekirse Yargıtay’da 2008-2010 yılları arasında yıllık ortalama çıkan dosya sayısı 550.000’lerde iken 2011 yılında yapılan değişikliklerden sonra bu sayı 900.000’lere ulaşmıştır. 2014 yılına devreden dosya sayısı 520.000 olup eğer dairelerimiz 2011 yılında yapılan değişiklikler doğrultusunda çalışmalarını artırmasaydı bu sayı 1.500.000’i aşmış olacaktı. Bu vesileyle tüm Yargıtay çalışanlarına teşekkür ediyorum.Son üç yılda yaklaşık % 40 oranında artan dosya sayısına karşılık, Yargıtay olarak inceleme süreleri konusunda ulaştığımız standartlardan geriye gitmeme çabası içerisindeyiz. Yapılan açıklamalara göre 2014 yılı Kasım ayında Bölge Adliye Mahkemelerinin faaliyete geçmesiyle Yargıtay'a gelecek dosya sayılarında önemli bir azalmanın olacağı muhakkak ise de; Bölge Adliye Mahkemeleri yönüyle benzer sorunların bir iki yıl içerisinde yaşanması ihtimali çok yüksektir. Gerek ülkemiz ölçeğinde gerekse daha küçük ölçekteki yargı sistemlerinde uyuşmazlıklar ilk aşamada ve yüksek oranlarda arabuluculuk, uzlaşma ve tahkim gibi alternatif uyuşmazlık çözüm yolları ile sonuçlanmaktadır. Bu iş yükü sorununun azaltılması için alternatif uyuşmazlık çözüm yollarının etkin bir şekilde uygulamaya konulması gerekmektedir.Yargıtay'ın içtihat üretme ve uygulama birliğini sağlama temel görevini yerine getirebilmesi için uygun şartların sağlanması önemlidir. Bu gün itibariyle ilk derece mahkemelerinde açılan dava dosyalarının yaklaşık beşte biri önümüze gelmekte ve son denetim mercii olarak burada çözümlenmektedir. Gelen bu dosyalar arasında nitelik itibariyle temyiz incelemesinden geçmesi mutlak zorunluluk içeren uyuşmazlıklar olduğu gibi hem nitelik hem de nicelik olarak ilk aşamada sonuçlanması gereken uyuşmazlıklar da bulunmaktadır. Enerjimizin oldukça fazla miktarı, doğru filtreleme olmamasından dolayı bu ikinci tür dosyalara harcanmaktadır. Sistemin verimli olarak çalışma ortamına kavuşmasının gerekliliği çok açıktır.Yargıtay Başkanlığı verdiği kararlarda şeffaflığı ve uygulama birliğini sağlamak amacıyla icra iflas hukukuna ilişkin 200.000’i aşkın kararı kişisel verilerden temizleyerek herkesin erişimine açmış olup, bu çalışma diğer dava türlerine ilişkin kararlar için de sürdürülmektedir. 1975-2012 yılları arasındaki Yargıtay Kararları Dergisi’nin tamamı internet ortamında erişime açılmıştır. Ayrıca ilgililere de internet üzerinden siyasi parti üyelik kaydı sorgulama, tebliğnamelere ve Yargıtay kararlarına erişim imkânı sunulmuştur. Ceza Genel Kurulu ve Hukuk Genel Kurulu kararlarının tamamı yayımlanmaktadır.Başta ilk derece mahkemelerinde görev yapanlar olmak üzere tüm meslektaşlarıma sesleniyorum.Hâkim ve savcı olmak, bizim için en büyük onur ve şeref kaynağıdır. Hiçbir makama, unvana ve göreve tamah ve tenezzül etmeyiniz. Yargının hepimizin bildiği iç sorunlarını kendi içinizde, kendiniz çözünüz. Görevinize ve temsilinize müdahale ettirmeyiniz. Bağımsızlık ve teminatınıza el uzatan hiçbir çözüme rıza göstermeyiniz, başınızı dik tutunuz. Sizler, ülkemizin farklı köşelerinde, üstün vasıflarınız, mütevazı yaşamınız ve vicdanlarınızdan süzdüğünüz kararlarınızla, yargının yüz akısınız. Mesleki dayanışmanızı ortaya koyma biçimlerinizi, çok sesliliğinizi ve mesleki örgütlenmelerinizi takdirle izliyor, sizleri sevgi ve saygıyla kucaklıyorum.Yargının tüm kademelerinde görev yapmakta olan çalışanlara 2013-2014 yılında gösterdikleri üstün gayret ve çabaları nedeniyle teşekkür ediyorum. Yeni adli yılın yargı bağımsızlığı ve hukuk güvenliği adına daha güzel günler getirmesi dileğiyle açılışımıza onur veren konuklarımıza ve meslektaşlarıma en derin saygılarımı sunuyorum.2014-2015 Adli Yılı, JW Marriott Otel'de düzenlenen törenle başlıyor. Hükümet üyeleri Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın 'Metin Feyzioğlu konuşacaksa ben yokum' dediği törene protesto ederek katılmadı. Muhalefetten ise HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş ve CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu törene katıldı.Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç'ın da katıldığı törende Feyzioğlu'nu Yargıtay Başkanı Ali Alkan karşıladı. T24
"Hakimleri, Savcıları Düşman İlan Etmek, Devleti Temellerinden Sarsmaktır"
Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın 'Metin Feyzioğlu varsa ben yokum' diyerek katılamdığı Adli Yıl Açılış Töreni'ne katılan Türkiye Barolar Birliği (TBB) Başkanı Metin Feyzioğlu'nu Yargıtay Başkanı Ali Alkan karşıladı. Gözler Feyzioğlu'nun konuşmasındaydı. Feyzioğlu, 'Yargıya dolayısıyla adalete, ülkenin temellerine ve geleceğine yönelmiş açık ve yakın en büyük tehlike keyfiliktir, 'ben ne dersem odur' keyfiliğidir' dedi.Adli Yıl Açılış Töreni'ne katılan TBB Başkanı Metin Feyzioğlu çarpıcı mesajlar verdi.İşte Feyzioğlu'nun mesajları...'Adalet mülkün yani ülkenin temelidir. Hakimleri, savcıları düşman ilan etmek, devleti temellerinden sarsmaktır. Bu güzel ülkenin kahraman, fedakar, asil, namuslu, vicdanlı avukatları hakimleri, savcılarının düşmanı kin ve keyfiliktir. Biz kin tutmayız.''Biz biliriz ki ilim ve sanat takdir edilmediği yerden göç eder. Oysa ilimden gidilmeyen yolun sonu karanlıktır. Aydınlık bir gelecek ancak bilimle fenle ve sanatla mümkündür. Adalet ise bütün bunların, öyleyse geleceğimizin güvencesidir. Yargıya dolayısıyla adalete, ülkenin temellerine ve geleceğine yönelmiş açık ve yakın en büyük tehlike keyfiliktir. 'Ben ne dersem odur' keyfiliğidir. Sadece benim istediğimi düşünebilir, yazabilirsin keyfiliğidir. Benim dediğimi yapmazsan seni hain ilan ederim keyfiliğidir. Benim adamımsan idarenin her yerinde istediğin gibi yürür keyfiliğidir. Anayasa'yı tanımam, kanunu hiç tanımam keyfiliğidir. Yasama - yürütme - yargı benim olsun benim değilse hain olsun keyfiliğidir. Avukatı dışlamak yoluyla avukatın temsil ettiği vatandaşı sistem dışına atma keyfiliğidir. Her yapılan eleştiriye ve öneriye de geçmişte de zaten böyle değil mi diye cevap verip, vatandaşa daha iyi ve güzeli çok görme keyfiliğidir.''Binlerce meslektaşımız Gezi'de öldürülenlerle, gözlerini yitirenlerle, yok edilen çevreyle ilgili davalarda yurttaşlarımızın açtığı binlerce davada dik duracaklar işlerini yerine geçirecekler. Adalet Bakanlığı baskısı olmadan adil yargılama yapmalarını sağlayacağız. Kişilere göre şekillenen değil çağdaş uygarlık düzeyine uygun bir yargı sisteminin gerekli olduğunu hep beraber anlatacağız. Her bireyin sisteme güvendiği ve hukuki güvenliğe sahip olduğu öağdaş demokratik bir ülke olacağız. O gün Cumhuriyet'in kuruluş nedenini yerine getirmiş olmanın gururunu yaşayacağız. Avukatın görevi insanların haklarını gökyüzünden alıp onların kullamını sunmaktır. ''TBMM'ye sesleniyorum...''Avukata yapılan her saldırı aslında bu ülkede yaşayan herkese yöneltilmiştir. Etkin ve bağımsız savunmanın olmadığı ülkede hakimler ve savcılar idarenin memuru olmaktan ibarettir. Etkili sosyal güvencemiz hala yoktur. Kontrolsüz bir şekilde açılan hukuk fakültelerinden çıkanar sınavsız avukat olmakta ve kalite düşmektedir. Burdan Yüksek Öğrenim Kurumu'na sesleniyoruz. Birlikte çalışmaya hazırız. Ve TBMM'ye sesleniyoruz Avukatlık Sınavı'nı çıkarın. Türkiye Barolar Birliği olarak çağdaş bir taslak ortaya koyduk, bu taslak esas olarak alınmalıdır. Ben yaptım oldu şeklindeki kanunların topluma ağır darbe vuracağını belirtmek istiyorum. 'CNN TÜRK
Bugün Mutlaka Okumanız Gereken 10 Köşe Yazısı
Genelkurmay Başkanı Orgeneral Necdet Özel, 30 Ağustos Zafer Resepsiyonu'nda, “çözüm süreci”ne ilişkin değerlendirmesinin sorulması üzerine; kendilerinde sürece ilişkin bir yol haritası bulunmadığını ve 'çalışma'nın içerisinde yer almadıklarını söyledi: “Hükümetin bir politikası var, o politika yürüyor. Biz çözüm sürecine ilişkin yol haritasını bilmiyoruz, o çalışmanın içinde yokuz. Beşir Atalay çalışmanın kamu kuruluşlarına gönderileceğini söylemişti, henüz bir şey gönderilmedi. Görürsek biz de görüşlerimizi söyleriz. Kırmızı çizgilerimiz aşılırsa gerekeni söyleriz. 30 yıldır bu mücadeleyi biz yürütüyoruz. Ancak hükümet çözüm süreciyle sorunu çözmek istiyor. Şehit anaları, analar ağlamasın diyorlar. Biz de aynı şeyi söylüyoruz. Bölünmemek, bütünlük önemli, bu kırmızı çizgi. Bununla ilgili bütün görüşlerimizi her ortamda hükümete iletiyoruz.”Genelkurmay Başkanı'nın resepsiyonda ayaküstü söylediği sözlerle tam ne demek istediğini anlamak, elbette çok kolay değil. Bu nedenle, yapacağım yorum, bir ihtiyat payını da içinde tutarak değerlendirilmeli.Eğer kendisi, “kırmızı çizgiler aşılırsa gereğini söyleriz” sözleriyle; siyasi iradenin yaptığı ve yapması muhtemel açılımlara karşı bir duruşu kastediyorsa, bu kabul edilemez.
Eboue Prandelli'yi Çıldırttı,Takımdan Kovuldu
3 yabancısını kiralık gönderen Galatasaray'da takımdan ayrılması beklenen son isim Eboue'nin Florya'da yaptıkları şok etti.Amrabat, Dany ve Ontiveiro'yu kiralık olan gönderen Galatasaray'da takımdan ayrılması beklenen son isim Eboue'yi sarı-kırmızılı takım göndermek yerine kovmayı tercih etti.Prandelli'nin yeni sezonda kadrosunda düşünmediği Fildişi Sahilli oyuncunun alacaklarını istediği ve almadan ayrılmayacağını açıklaması sonrasında Florya'daki disiplinsiz davranışları yönetime gemileri yaktırdı.A takım kadrosunda yer almamasına rağmen, takımın idman yaptığı saatlerde soyunma odasına gelen ve kadroda yer almaması protesto eden davranışlar sergileyen Eboue, tesislerde görev yapan çalışanları da laubali hareketleriyle çileden çıkardı.PRANDELLI DE ÇILDIRDIKadro dışı bırakılan diğer futbolcular soyunma odası ve A takımın restoranını kullanmazken, Eboue'nin ısrarla bu alışkanlığını sürdürmesi Prandelli'yi de öfkelendirdi. İtalyan teknik adam, uzun yıllardır Avrupa'da forma giyen Eboue'nin bu profesyonellik dışı davranışlarına çok şaşırdığı ve 'Tesislerde görmek istemiyorum' dediği öğrenildi.Galatasaray yönetimi de Eboue'ye, 'Alacaklarını ödemiyoruz, bu tavırların yüzünden git hakkını FIFA'da ara ve alacağın parayı da gecikmeli al' mesajını verdi. Sarı-kırmızılı yönetim, Eboue'nin takımla ilişkisini kesecek ve Eboue alacaklarını FIFA yoluyla tahsil edecekSabah
Reklam
AB İlerleme Raporu’nda ‘Paralel’ Yok, Yolsuzluk Var
AKP, ‘Yeni Türkiye’ sloganıyla Türkiye’de yeni bir dönem başladığını savunurken, AB Türkiye’nin Kopenhag Kriterlerinde geriye düştüğü görüşünde. Bu ‘geriye gidiş’ görüş, 2014 yılı İlerleme Raporu’nda da yer alacak.Tayyip Erdoğan’ın 12 yıllık dönemin ardından Köşk’e çıkmasıyla “Yeni Türkiye” sloganıya yeni bir dönem başlatma iddiasını ortaya koyan AKP iktidarı. ilk sınavını Ekim ayında açıklanacak AB İlerleme Raporu ile verecek. Büyük oranda hazır olan İlerleme Raporu’nda, Türkiye için hükümetin “yeni” iddiasının tersine “geriye gidiş” tespiti yer alıyor. AB’li kaynaklar rapora ilişkin, “Son dönemde Türkiye’de olumlu yönde nasıl bir gelişme var ki pozitif bir dil kullanılabilir” değerlendirmesini yapıyor. Raporda, AB’nin 17 Aralık sonrası türkiye’de en kritik tartışma konusu olan ‘güçler ayrılığı’nın önemine vurgu yapacağı öğrenildi.AB’nin İlerleme Raporu Ekim ayının ilk yarısında yayınlanacak. Raporun büyük oranda tamamlandığı belirtilirken, son 1 yılda Türkiye’deki gelişmelerin raporda yer alacağı belirtildi. Kaynaklar, geçtiğimiz yıla göre daha olumsuz bir içerik taşıyacağını belirttikleri raporda, üyelik için siyasi kriterler anlamında Türkiye’deki gelişmelerin ‘objektif’ olarak yer verileceğini belirtti. Bu çerçevede ‘çoğulculuk, demokrasi, hukukun üstünlüğü, yargının bağımsızlığı, insan hakları, medya özgürlüğü’ gibi konuların raporun Kopenahag Siyasi Kriterleri bölümünde yine ağırlıklı yerini koruyacağı kaydedildi.AB'nin kaygılarıAyrıca, 30 Mart yerel seçimleri ve bu seçimlere yönelik iddialarla, 10 Ağustos’taki cumhurbaşkanlığı seçim sürecinin de raporda yer alacağı belirtildi. Edinilen bilgilere göre raporda yer a lacak, AB’nin kaygılarına ilişkin başlıklar ise şöyle:“Yargı bağımsızlığı, kuvvetler ayrılığı ve ifade ve – internet de dahil olmak- üzere basın özgürlüğü, polis teşkilatı, yargı ve iç işlerinde yaşanan çok sayıda yer değişiklik ve görevden almalar..”HSYK yasası ve Twitter yasağı2013 yılı raporunda, polisin göstericilere yönelik aşırı şiddet kullanması ve gösteri hakkına izin verilmemesini eleştiren AB, bu yıl da Gezi Protestoları sırasında hayatını kaybeden, yaralanan ve yargılananların davalarına yer verecek. Gezi’deki ölümlerden sorumlu polislerin serbest yargılandığına işaret edilirken, Gezi’de hayatını kaybedenlerin davaları sırasında ‘polis ablukası, hakimlerin uyuması, sanık polislerin bıyıkla çıkması, Emniyet’in olay anlarına ilişkin kamera kayıtlarını vermemesi’ gibi birçok hukuksuzluk yaşanmıştı.Raporda, HSYK yasası ve twitter yasağının kaldırılması başyta olmak üzere Anayasa Mahkemesi’nin hükümetin büyük tepkisini çeken iptal kararlarına da işaret edilmesi bekleniyor. Hrant Dink cinayetiyle ilgili etkin soruşturma yapılmadığına yönelik kararın da raporda yer alacağı belirtiliyor.Rapor, AB’nin Genişlemeden Sorumlu üyesi olarak Stefan Füle’nin Türkiye ile ilgili son raporu olacak. Raporda, son dönemdeki gelişmelere de yer verileceği ve analizinde de, ‘kriterlerin karşılanmasına’ değinileceği belirtilirken, 3’ncü ve 4’ncü reform paketlerinde yer alan ancak gerçekleşmeyen hükümlere de gönderme yapılması bekleniyor. Raporda, Kürt sorunu ile ilgili çözüm sürecine yönelik olumlu değerlendirmenin yer alacağı, ayrıca son dönemde IŞİD’e katılmak için Türkiye’den geçenlerle ilgili Batı ile yapılan işbirliği ve Geri Kabul Anlaşması ise yine olumlu değerlendirmeler arasında sayılacağı kaydedildi.Yolsuzluklar soruşturulmalı“Raporda tamamen Türkiye’nin son bir yıldaki performansı yer alacak” diyen Batılı kaynaklar, Kopenhag kriterleri arasındaki ‘yargı bağımsızlığının, yolsuzlukların soruşturulması ve şeffaflığın’ önemine işaret ediyor. AB’nin, 17 Aralık’tan başlayarak polis, hakim ve savcı atamalarından HSYK’deki oylama sürecine kadar gelişmeleri yakından takip ettiğine işaret edilirken, raporda bu atamalarla birlikte ‘etkin yolsuzluk soruşturması yapılmadığı’ kaygısı da yer alacak. AKP’nin, Fethullah Gülen ile kavgasına da yer verilecek raporda, hükümetten gelen ‘paralel’ ve ‘darbe’ argümanlarının yer alması ise beklenmiyor. Raporda, Youtube ve Twitter’de uygulanan yasakların ve internet yasasında devlete takip hakkı veren son düzenleme de yer alacak.Bu arada, Komisyon’un yeni yapılanması için kulisler hızlanırken, Genişlemeden Sorumlu Komiserliğin görevini sürdürmesi bekleniyor. Füle, Komisyon’dan yıl sonunda ayrılacak, yerine ise üye ülkeler adaylarını bildirecek. Genişleme Komisyonu’na şu an için görünen tek adayın Macaristan olduğu belirtilirken, Batılı kaynak, “Son dönemde hiç de demokratik adımlar atmayan Macaristan’a genişlemenin bırakılmasını beklemiyoruz” dedi.Cumhuriyet
Kaplanları Koruma Altına Alan Budist Tapınağı
Kaplan Tapınağı veya diğer adıyla Wat Pa Luangta Bua, Tayland’da Kanchanaburi kasabası yakınlarında bulunan Theravada Budist tapınağı.1994 yılında kurulmuş olup, başta kaplanlar olmak üzere çeşitli vahşi hayvanlara barınaklık yapmaktadır. Dünyada yaklaşık 600 ile 900 birey arasında kaldığı tahmin edilen Çinhindi kaplanlarının 90 kadarı bu tapınakta bulunmaktadır.Tapınak; 1994 yılında, Başrahip Pıra Acam Pusit tarafından “orman tapınağı” sıfatıyla kuruldu.[2] Başlarda, kurulduğu ormandaki hayvanlara ev sahipliği yapmaya başlayan tapınağa ilk kaplan 1999 yılında getirildi.[3] Kürkleri için avlanan kaplanların tapınakta koruma altına alınmasıyla zamanla kaplan sayısı arttı ve tapınak, 2000 yılı civarında turistik bir mekân olarak hizmet vermeye başladı.
Reklam
Nokia ve Samsung'dan Harita İşbirliği
Nokia'nın geliştirdiği harita uygulaması HERE, Samsung cihazlarda kullanılmaya başlanıyor. Uygulama aynı zamanda Samsung marka akıllı saatlerde de yer alacak.Nokia tarafından geliştirilen HERE isimli navigasyon ve harita uygulaması uzun zamandır firmanın telefonlarında kullanılıyordu. Bugüne kadar farklı platrformlara çıkmayan HERE, özel bir anlaşma ile Samsung cihazlarına geliyor.Samsung'un Galaxy serisine özel olarak hazırlanan yeni HERE sürümü, orjinalinde olduğu gibi internet olmadan da çalışabilme özelliğine sahip olacak. Bugüne kadar iOS ve Android uygulaması belli ülkeler ve belli mağazalarda bulunan HERE, bu sayede dolaylı ve kısıtlı da olsa da Android cihazlara gelmiş oluyor.Akıllı telefon birimini Microsoft'u satan ancak navigasyon birini elinde bırakan Nokia, Samsung ile yaptığı işbirliği ile navigasyon alanındaki pazar payını genişletmeyi amaçlıyor. Firmanın HERE uygulaması birçok özelliği ile yenilik sunuyor olsa da çok fazla yayılamadı. Yapılan işbirliğinin HERE'in daha fazla cihazda kullanılmasını sağlayacağı düşünülüyor.Saatlere de geliyorNokia'nın duyurduğu işbirliği sadece Samsung marka akıllı telefonları değil aynı zamanda firmanın Tizen işletim sistemini kullanan akıllı saatlerini de kapsıyor. Yani HERE aynı zamanda Samsung marka akıllı saatlerde de kullanılabilecek.Samsung'un Google'a çalımıAkıllı telefonlarında Google tarafından geliştirilen Android işletim sistemini kullanan Samsung, Android'in en büyük destekçilerinden. Ancak telefonlarında Google Maps yerine farklı bir navigasyon uygulamasına da yer vermesi firmanın farklı açılımlara da yeşil ışık yaktığını gösteriyor.Nokia ve Al Jazeera
Sporun Manşetleri | 1 Eylül 2014
Spor gazetelerinin manşetlerinde ve gazetelerin spor sayfalarında bugün hangi haberler var? Spor manşetlerine 1 dakikada göz atın. İşte sporun gündemi...
MİT'e Yalan Makinesi Alındı!
Teşkilat’a yeni katılacak personelle ilgili değerlendirmelerde kullanılacak.Almanya Federal İstihbarat Teşkilatı’nın Türkiye’yi dinlediğinin ortaya çıkmasının ardından gözler Milli İstihbarat Teşkilatı’nın (MİT) kontrespiyonaj (casusluğu önleme) adımlarına çevrildi. Bu konuyla ilgili teknik düzeydeki görüşmeleri MİT Müsteşarı Hakan Fidan Almanya Federal İstihbarat Teşkilatı Müsteşarı ile yapacak. Bu arada casusluk faaliyetlerine karşı adımlar kapsamında; son çıkarılan MİT yasasına konulan, “Personel alımında yalan makinesi kullanılabilir” düzenlemesinin ardından teşkilatın kullanımı için yalan makinesi satın alındı. Yalan makinesi, yurtdışına göreve gidip gelen personelin herhangi bir olumsuz faaliyetine karşı ve Teşkilat’a yeni katılacak personelle ilgili değerlendirmelerde kullanılacak.YASA DIŞI DİNLEMELERE KARŞIBir yandan Ulaştırma Bakanlığı diğer taraftan MİT, Türkiye’nin son dönemde canını sıkan yasadışı dinlemeler ve casusluk faaliyetlerine karşı yoğun şekilde çalışmalarını sürdürürken; kısa süre önce gündeme gelen ve hukuksuz dinlemelerin odağındaki kurum olan Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı’nın (TİB) kapatılmasının düşünülmediği belirtiliyor. Casusluk faaliyeti kapsamındaki dinlemelerin ağırlıklı şekilde mobil telefon şebekeleri üzerinden yapıldığı göz önünde tutularak, bu alana yoğunlaşıldı. Mobil iletişimin yanı sıra fiberoptik ağlarla ilgili de çalışmalar yapılıyor.TİB’İN YETKİLERİTİB’in, iletişimin takibi ve kaydedilmesiyle ilgili bazı yeteneklerinin ulusal güvenlik açısından önemli bir görevi olan MİT’e devredilmesi konusunda önemli aşama kaydedildi. Dünya örnekleri incelendi ancak şu anki TİB gibi çalışan bir kurum olmadığı görüldü. Yeni dönemde sistem; daha verimli, risklerden arındırılmış ve daha sıkı denetlenebilir bir hale getirilecek. Mahkeme kararıyla alınan dinleme yetkilerinin dahi sonuçlanması takip edilecek. Bu kayıtların nereye gittiği, kime verildiği belli olacak. TİB’in halen elinde bulundurduğu bazı imkân ve kabiliyetler üçe ayrılacak. Bazı yetenekleri MİT’e, bazıları Erişim Sağlayıcıları Birliği’ne, bazıları da BTK’ya verilecek. MİT, dinlemelerin denetim ve güvenlik boyutundan sorumlu olacak. Dinlemelerle ilgili kripto kuralların geçerli olacağı kuruma personel alınırken, aynen MİT’e yapılan alımlarda olduğu gibi sıkı güvenlik soruşturması ve takip yapılacak.1921'DEN BU YANA KULLANILIYOREmniyetin elinde sınırlı sayıda bulunan ancak güvenilirliğine ilişkin itirazlar nedeniyle pek kullanılmayan yalan makinesi az da olsa mahkemeler tarafından talep edilebiliyor. Makine, yeni yasayla birlikte resmen MİT’in kullanım alanına girdi. En fazla ABD’de, özellikle de FBI ve CIA’nın aday memurlarda kullandığı yalan makinesinin doğru sonuç oranı yüzde 50 kabul ediliyor.NASIL KULLANILIR?Cleve Backster tarafından icat edilen yalan makinesi “Polygraph” özenle seçilmiş sorulara insan beyninin ve vücudunun verdiği tepkileri ölçüyor. Sorgulanacak kişiye 4-6 adet sensör bağlanıyor. Sensörlerden gelen sinyallerle kişinin, nefes alış hızı, nabzı, kan basıncı (tansiyonu) ve terleme miktarı grafiksel olarak kayda alınıyor. Testin başında sorulan 3-4 basit soru ile kişinin verdiği tepkiler ölçüldükten sonra gerçek sorular sıralanıyor ve sinyaller kaydediliyor. Bir uzman grafikleri sürekli kontrol altında tutarak, hangi sorularda sinyallerin değiştiğini tespit ediyor. Kalp atışının hızının artması, tansiyonun yükselmesi ve terleme yalan söylemenin ilk belirtileri olarak kabul ediliyor.Bülent AYDEMİR / HT GAZETE
Reklam
Gazetelerde Bugün | 1 Eylül Pazartesi
Hürriyet: Türkiye'yi o da dinledi Milliyet: Bırakıp gidemezdim Sabah: Önce makinaya gir sonra kapıyı çal Vatan: Türkiye özel hedef Taraf: Hükümet değil köşk programı Akşam: 4 aşamalı paralel kumpas Zaman: Kurtarma sözü tututlmayınca iftiracı polis kumpası deşifre etti Haber Türk: MİT'te yalan makinesi
"Almanya-ABD İstihbarat Savaşlarının Ortasında Kaldık"
Der Spiegel dergisinin yayınladığı kritik belgelerden biri de MİT Müsteşarı Hakan Fidan ile ilgili. 15 Nisan 2013 tarihli rapor 'ABD istihbaratından gelen bilgilerin Fidan'ın İran bağlantılarına işaret ettiğine' dikkat çekiyor.Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) Müsteşarı Hakan Fidan ile ilgili Amerikan Ulusal Güvenlik Ajansı (NSA) kayıtlarında ortaya çıkan iddialar, Ankara’da hükümet çevrelerinde ve devlet kurumlarında “Almanya-ABD istihbarat savaşlarının ortaında kaldık” değrelendirmesine neden oldu.Kısa süre önce Alman basınında çıkan “Almanya Türkiye’yi dinledi” haberlerinin, ABD tarafından sızdırılmış olabileceği düşünülürken, dün Amerikan belgelerindeki Fidan’ın İran bağlantası ile ilgili iddiaları gündeme getiren haberlerin ise bu kez Alman istihbaratı tarafından sızdırılmış olabileceği iddiası konuşulmakta.İstihbarat savaşının ortasındayızAlmanya’nın Türkiye’yi dinlemesine ilişkin haberler konusu başkentte şöyle değerlendiriliyor: 'Bizim sızan haberlerin satır aralarından okuyabildiğmizi kadarıyla Almanya ile ABD arasında müthiş bir istihbarat savaşları yaşanıyor. Amerikan istihbarat görevlisi Edward Snowden tarafından sızdırılan NSA belgelerinde, Alman Başbakanı Angela Merkel’in yıllarca Amerikalılar tarafından dinlendiğinin ortaya çıkmasından sonra başlayan bir savaş bu. Almanlar buna karşı ülkelerindeki Amerikan istihbarat yetkilisini sınır dışı ederek misilleme yaptı. ABD de ona karşı başka adımlar attı. Ve bu böyle sürüp gitmekte. İşte Türkiye’nin dinlenmesi ile ilgili belgeler de bize göre bu savaşın bir parçası.”Önce ABD, sonra Almanya sızdırdıTürkiye’nin dinlendiğine ilişkin Alman basınına sızan ilk haberlerle ilgili başkentte yapılan ilk değerlendirmelerde, “Sızdırmayı ABD’nin yapmış olma olasılığı çok yüksek” sonucuna varılmıştı. Dün yine Alman basınının ortaya çıkardığı ve Amerikan istihbarat kuruluşu NSA belgelerinde MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ın İran bağlantıları olduğu iddialarınınn yer aldığı haberleri de başkent koridorlarında, “Şimdi de Almanlar mı ABD’ye misilleme yaptı?” şeklinde yorumlandı.NSA da dinliyorduAlman basınında dün çıkan haberlerin öncesinde, Ankara’daki devlet kurumlarında yapılan analizlerde sadece Alman teşkilatı BND’nin değil, Amerikan NSA ve İngiliz istihbarat örgütlerinin de Türkiye’yi yakından dinlediği sonucuna varılmıştı. Yabancı istihbarat teşkilatlarının uydudan geçen konuşmalardan, yerdeki fiber optik kablolardan geçen konuşmalara kadar her türlü iletişimi dinleme altyapıına sahip olduğu vurgulanıyor.Dinleme amacı terör mü?Uzmanlar, Almanya, ABD ve diğer Batı istihbarat teşkilatlarının Türkiye’yi yakından izleme kararlarını “terör” tehdidine bağlıyor. Konuştuğumuz yetkililer, “DHKP-C onlar için de tehdit. PKK da öyle. Hizbullah da öyle. O yüzden dinlemek istemiş olabilirler buradaki gelişmeleri” değerlendirmesini yaptılar. Ancak Alman basınında dün çıkan iddialar, ABD’nin dinlemelerinin sadece terör tehdidine karşı dinleme amaçlı olmayıp, MİT Müsteşarı’na kadar yakın takipte olduklarını gösteriyor.Cumhuriyet
Reklam
Reklam
12 Dev Adam Direndi Ama Olmadı
İspanya'da düzenlenen 2014 Dünya Kupası C Grubu mücadelesinde Türkiye A Milli Basketbol Takımı, Amerika Birleşik Devletleri'ne karşı üç periyot başabaş götürdüğü mücadeleyi son periyotta 98-77 kaybettiTürkiye ile ABD arasındaki mücadelenin ilk anları oldukça başabaş bir şekilde geçti. Milli takımımızın içeriye gömülerek yaptığı savunma işe yaradı ve bu şekilde skorun içinde kalınd. ABD'de dış atışlardan sonuç alamayınca ilk periyot 16-16 sona erdi.İkinci çeyrekte de A Milliler savunmada başarısını devam ettirirken hücumda da daha akıcı olmaya başladı. Topu çok iyi paylaşan 12 Dev Adam bir anda skor olarak ABD'nin önüne geçti. İlk yarı sona erdiğinde ise Türkiye A Milli Basketbol Takımı, ABD karşısında soyunma odasına 24-19 önde girmeyi başardı.Üçüncü çeyrekte ise ABD maçtaki üstünlüğü eline almayı başladı. Tempyo yükseltmeyi başaran ABD takımımıza 20 sayı atma izni verirken 31 sayı attı ve son çeyreğe 66-60 önde girdi.Son periyotta ise Amerika Birleşik Devletleri oyuna daha çok hükmetmeye başladı. Savunmada vitesi artıran ABD farkı açtı. Böylelikle Türkiye A Milli Basketbol takımı ikinci maçında ABD'ye karşı parkeden 98-77 mağlup ayrıldı.Spor365
Sociedad'dan Real Madrid'e Ağır Darbe
La Liga’nın ikinci haftasında Real Madrid’i konuk eden Real Sociedad, 2-0 geriye düştüğü maçı 4-2 kazandı.Maça çok hızlı bir giriş yapan konuk ekip beşinci dakikada Sergio Ramos ‘un golüyle öne geçti. Real Madrid 11. dakikada Garteh Bale ile farkı ikiye çıkardı.35’te Inigo Martinez ile farkı bire indiren Sociedad ilk yarı bitmeden David Zurutuza ile soyunma odasına 2-2’lik beraberlikle gitti.Taraftarın desteğini arkasında alan ev sahibi takımda dakikalar 65’i gösterirken Zurutuza tekrar sahneye çıktı takımını öne geçirdi. 76’da Carlos Vela bu muhteşem geri dönüşte yerini aldı ve fileleri sarsarak farkı ikiye çıkardı.Sociedad bu galibiyet ile ligdeki ilk galibiyetini alırken, Real Madrid ilk mağlubiyetini tattı.Spor365
İsmail Kartal: "Ne Yaptığımızı Biliyoruz"
Fenerbahçe Teknik Direktörü İsmail Kartal, Kardemir Karabükspor'u 3-2 yendikleri maçın ardından açıklamalarda bulundu.İsmail Kartal'ın yaptığı açıklamalar şöyle;'Karabükspor çok iyi bir takım ve lige hazır durumda. 3 gün önce 120 dakika oynadılar ama bugün de yaptıkları ortada. Maça iyi başladık, golü de bulduk ancak golden sonra içsel bir çekilme oldu, bu talimatı biz vermedik ve o ara da Karabük golü buldu. İkinci yarıya iyi başladık ve yaptığımız hamleler ile de skoru bulmayı başardı. Yediğimiz 2.gol de talihsizdi ama demoralize olmadık.''Biz ne yaptığımızı biliyoruz ve bu maçı kesinlikle kazanmak zorunda olduğumuzu biliyorduk. Geçen sezonun aksine sezona galibiyetle başladık, bu çok önemliydi, önümüzdeki hafta çok zorlu bir Trabzonspor maçımız var''Diego Ribas çok kariyerli bir futbolcu ve her oynadığı takımda da yaptıkları ortada. Galatasaray maçında da kadroya sakat olmasından dolayı almadık. Onu kademe kademe hazırlayacağız. Bize çok faydalı olacak.''Cristian ve Yobo bize uzun yıllar hizmet ettiler. Fenerbahçe onlara vefa borçunu ödemiştir. Yobo'ya da Cristian'a da teşekkür ediyorum. Bundan sonraki hayatlarında başarılar diliyorum.'Maraton
Reklam