Anayasa Mahkemesi'nden Sendikalar Kanunu'na Kısmen İptal
Anayasa Mahkemesi, 6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu’nun bazı hükümlerini iptal etti.Hürriyet’in haberine göre; CHP, 6356 sayılı Kanun’un bazı hükümlerinin iptali ve yürürlüğünün durdurulması istemiyle Anayasa Mahkemesine başvurmuştu.Başvuruyu esastan karara bağlayan Yüksek Mahkeme, işverenin, “fesih dışında” sendikal özgürlüğü güvence altına alan kanun hükümlerine aykırı hareket etmesi halinde sendikal tazminata hükmedilmesini öngören düzenlemedeki “fesih dışında” ibaresini iptal etti.Sendikal bir nedenle iş sözleşmesinin feshi halinde işçinin, 4857 sayılı Kanun’un “feshin geçerli sebebe dayandırılması”nı düzenleyen 18. madde hükümleri uyarınca dava açma hakkına sahip olduğuna ilişkin kanun hükmü de Anayasa’ya aykırı bulundu.Yüksek Mahkeme, ayrıca, grup toplu iş sözleşmesine ilişkin uyuşmazlıklarda, grev kararı uyuşmazlık kapsamındaki işyerlerinin bir kısmı için alınsa dahi lokavt kararının uyuşmazlık kapsamındaki başka işyerleri için de alınabilmesini öngören kanun hükmünü iptal etti.Bankacılık hizmetleri ve şehir içi toplu taşıma hizmetlerinde grev ve lokavt yapılamayacağına ilişkin kanun hükmü de Anayasa’ya aykırı bulundu.Öte yandan, Anayasa Mahkemesi, Bakanlar Kurulunun, genel sağlığı veya milli güvenliği bozucu nitelikteki grev veya lokavtı erteleyebileceğine yönelik kanun hükmünün de arasında bulunduğu diğer hükümlere ilişkin iptal istemlerini reddetti. Zete
Arınç'tan Ödüllü Yönetmene: 'Film Uzun, Sigara ve Küfür Sahnelerini Sil At'
Başbakan yardımcısı Bülent Arınç, Başbakan Davutoğlu'nun katıldığı kısa film ödülünü kazanan yönetmen Suat Eroğlu'na nasihatte (!) bulunduğu ortaya çıktı.Başbakan Ahmet Davutoğlu ’nun katıldığı kısa film ödül töreninde en iyi film ödülünü kazanan ve ardından Hak İş Konfederasyonu mensubu bir kişi tarafından yumruklanan yönetmen Suat Eroğlu ’nun ifade tutanağına ulaşıldı.Eroğlu ifadesinde, filminin izlendiği sırada Bülent Arınç’ın “Kısa keselim, film uzun, sigara ve küfür sahnelerini de sil at” şeklinde ifadelerle emeğine saygısızlık yaptığını söyledi. Eroğlu yumruk olayını da tüm detaylarıyla anlattı.Başbakan Ahmet Davutoğlu, Hak İş Konfederasyonu’nun 39. kuruluş Yıldönümü etkinlikleri kapsamında düzenlenen 3. ‘Emek’ kısa film yarışması ödül törenine katılmıştı.Törene Davutoğlu’nun yanı sıra Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç da katılmış ve yarışmada birincilik ödülünü kazanan yönetmen Suat Eroğlu, ödülünü almadan önceki konuşmasında Arınç’ın kısa film gösterisinin süresine müdahalede bulunduğunu iddia etmişti.Eroğlu konuşmasında “Keşke siz de bizim 10 dakikalık filmimize müdahale etmeseydiniz. Rahatlıkla izleyebilseydik. Emeğe saygı gösterebilseydik. Emeğe saygınızdan dolayı teşekkür ediyorum Bülent Bey” diyerek tepkisini dile getirmişti.Eroğlu konuşmalarının ardından dışarıda arkadaşları ile konuşurken, Hak İş üyesi olduğu iddia edilen bir misafir yanına gelmiş ve “Siz, Taksimci o. Çocukları” diyerek, yumruk atmıştı.Olayın ardından yönetmen Eroğlu şikayetçi oldu. Olayla ilgili tutanak tutuldu.'Film izlenirken, Bülent Arınç müdahalede bulundu'Tutanakta Eroğlu’nun şu ifadeleri yer aldı: “3. Kısa Film Yarışması Ödül Töreni’ne katıldım. En iyi film ödülünü aldım. Filmimin sahnede izlendiği sırada, Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın filme dair söylemleri oldu. “Kısa keselim, film uzun, sigara ve küfür sahnelerini de sil at” gibi müdahaleleri oldu. Film bittikten sonra Sayın Başbakan’ın elinden ödülümü aldım ve kısa bir konuşma yaptım. Konuşmamda yaklaşık iki saat kadar bir bu kürsüde konuşanları dinlediğimizi ve herhangi bir saygısızlık yapmadığımızı encak benim12 dakikalık filmim izlenirken emeğe saygı temalı bir festivalde Bülent Bey’in müdahaleleri ile bana bir saygısızlık yapılmıştır diye ifade ettim. Sonrasında filmimi Soma’da ölen işçilere adadığmı ve gecesinde aç yatılmayan, gündüzünde sömürülmeyen bir dünyayı ancak işçi sınıfının kurabileceğini ifade ettim. Ve sol yumruğumu kaldırarak ödülümü havaya kaldırdım.O esnada söz alan Sayın Başbakan Ahmet Davutoğlu, çocukları ile evde iki ay sonra yemek yiyebilecekken sanata olan saygısından dolayı ayakta bekleyerek 12 dakika olan filmi izlediğini, kendisinin filmimie saygı gösterdiğini benim de saygılı olmam gerektiğini dile getirdi.Yerime oturmaya giderken etrafdaki serzenişler ve küfürlerden rahatsız olarak dışarı çıkmak istedim. Sonrasında kürsüye çıkan Arınç beni hedef alarak serzenişlerde bulundu. Böyle bir festivalde ödül aldığım için teşekkür etmem gerektiğini, yumruğu havaya kaldırıp işaret yapmamam gerektiğini, saygısızlık yapmamam gerektiğini dile getirdi. Bu esnada çantamı alıp dışarı çıktımç Basın mensuplarının talebi üzerine röportaj verdim.Röportaj biter bitmez koridorun başından bana doğru gelen 175 cm boylarında, 120 kilogram civarında, takım elbiseli, 40’lı yaşlarda esmer biri yanıma yaklaştı. Bana hitaben ödül töreni sırasında yaptığım konuşmaya atıfta bulunarak, “Taksimci o.çocukları, ananızı s...” diye bağırıp yüzüme yumruğu ile vurdu ve beni yaraladı. Yere yığıldım. Hastaneye sevk edildim ve raporumu aldım.”T24
Akademik Personele Müjde!
Üniversitelerde görev yapan öğretim üyeleri ile araştırma görevlisi, öğretim görevlisi, okutmanlar, uzmanlar, çevirici, eğitim ve öğretim planlamacılarına yeni haklar getiren Yükseköğretim Personel Kanunu'nda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı, TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu'nda kabul edildi.2914 sayılı Yükseköğretim Personel Kanununa madde eklenerek, düzenlenen tasarıyla, profesör, doçent ve yardımcı doçent kadrosunda bulunanlara brüt aylık tutarının yüzde 100'ü, araştırma görevlisi, öğretim görevlisi, okutman ve uzman, çevirici, eğitim ve öğretim planlamacıları kadrosunda bulunanlara ise yüzde 115'i oranında her ay Yükseköğretim Tazminatı ödenecek.Bilim, teknoloji ve sanata katkı sağlayıcı nitelikte proje, araştırma, yayınlar ile aldıkları ödüller esas alınarak hesaplanacak olan yıllık akademik teşvik puanları ile orantılı olarak da Akademik Teşvik Ödeneği verilecekFırat KESKİNKILIÇ  - DHA
Fenerbahçe'ye İsviçre'den Ret
Fenerbahçe Kulübü'ne İsviçre Federal Mahkemesi'nden olumsuz haber geldi.Sarı-lacivertli kulüp, 11 Nisan 2014'te Uluslararası Spor Tahkim Mahkemesi (CAS) kararına karşı yapılan itirazın, İsviçre Federal Mahkemesi tarafından 16 Ekim 2014 tarihli karar ile reddedildiğini ve işbu kararın kulübe bugün tebliğ edildiğini açıkladı.Kulübün internet sitesinden yapılan açıklamada, şu ifadelere yer verildi:'İsviçre Federal Mahkemesi'nin kararla ilgili yapacağı açıklamalara karşı ayrıntılı bir değerlendirmeyi kamuoyuyla paylaşacağımızı bildirmekle birlikte; Türkiye'de hala tartışılan bir döneme ait hukuk dışı yargılama ve kararlarına dayanılarak alınmış bu kararlara karşı, kulübümüzün, yeniden yargılama sürecinin sona ermesini müteakiben her türlü ceza-i ve tazminat haklarını kullanmak yolundaki kararlılığını ve bu mücadeleyi sonuna kadar sürdüreceğini tüm kamuoyuna deklare ederiz.'AA
Reklam
Panik Atak Hastalarının Ağzından, Nöbet Sırasında Ortaya Çıkan 10 Fiziksel Durum
Kaygı yaşayan ve panik bozukluğu olan milyonlarca insan arasında, panik nöbetleri belki de en sık gözlemlenen durum. Panik atak, her bireyde farklı bir şekilde ortaya çıkıyor ve her bireyin bu rahatsızlıkla mücadelesi çok farklı şekilde oluyor. Bu nedenle, panik atak rahatsızlığı için dünya çapında kabul görmüş tek bir tedavi süreci/yöntemi bulunmamaktadır.Boston Üniversitesi'de çalışmalarına devam eden klinik psikolog Todd Farchione: 'Eğer bir birey panik nöbetlerine tutuluyorsa, bu rahatsızlık, o birey için elden ayaktan düşürücü ve oldukça zayıflatıcı bir hal alabiliyor.' Panik nöbetlerinin belki de en kötü tarafı, tahmin edilemez oluşları. Bu ataklar herhangi bir anda gerçekleşebiliyor, birey uykudayken dahi. Ortalama olarak bir panik nöbeti 10 dakika sürüyor, fakat birey üzerindeki etkileri çok daha uzun bir süreye yayılıyor. Panik nöbetleriyle başı dertte olan insanların durumunu anlamak için, bu rahatsızlığa sahip olan insanların deneyimlerini paylaştığı bir Facebook ve Twitter platformu oluşturuldu. Bu çalışmada, genel olarak panik nöbetlerinin 'fiziksel' etkileri ve hastada tarattığı 'hissiyat' göz önünde tutuldu. İçeriğimizde, hastaların paylaştığı deneyimlerden 10 tanesini -kendi sözleriyle ifade edildiği şekilde- bir araya getirdik ve fiziksel olarak gözlemlenen durumları illüstrasyonlar ile anlaşılabilir hale getirmeye çalıştık.
Reklam
Kobani'de Çatışmalar Yeniden Şiddetlendi
Kobani'deki çatışmalar yeniden şiddetlenirken IŞİD günler sonra ilk kez bazı bölgeleri ele geçirdi. ABD öncülüğündeki koalisyon güçlerine ait savaş uçakları IŞİD'in bayrak diktiği Tel Şeir tepesini bombaladı.IŞİD ile Kobani’deki Kürt güçler arasındaki çatışmalar akşam saatlerinde şiddetlenirken, IŞİD, ele geçirdiği Teş Şeir tepesine bayrak dikti. IŞİD’in bayrak dikmesinin ardından koalisyon güçleri tepeyi bombaladı. Bayrak dikerken Suruç sınırdan da görülebilen bazı silahlı gruplar, bombalamanın ardından gözden kayboldu.Sınırdaki AFP muhabiri, Kobani’nin birçok bölgesinde şiddetli çatışmalar yaşandığını aktarırken, Türkiye tarafına yoğun ağır makinalı silah ve havan topu seslerinin geldiğini söyledi.ABD ordusu son bombardıman öncesi yaptığı açıklamada Kobani’deki hava bombardımanlarında IŞİD’in bir komuta kontrol merkezinin imha edildiğini belirtti.Suriye İnsan Hakları Gözlemevi (SOHR) IŞİD’in Kobani’de yeni bir saldırı dalgası başlattığını ve kasabanın merkezi ile kuzeyine uzanan bölgeyi ele geçirdiğini duyurdu. SOHR’un açıklamasına göre IŞİD, Kobani’nin batısındaki birçok köyü de ele geçirdi.'Ölen IŞİDcilerin çoğu yabancı'Suriye’deki çatışmaları takip eden Londra merkezli Suriye İnsan Hakları Gözlemevi Başkanı Rami Abdürrahman, koalisyonun Suriye’deki IŞİD’e yönelik hava saldırılarında 553 kişinin öldüğünü söyledi. AFP’ye konuşan Abdürrahman, ölenlerden 464’ünün IŞİD üyesi, 57’sinin de El Kaide bağlantılı Nusra Cephesi’nden olduğunu söyledi. 6 çocuk, 5 kadın olmak üzere 32 sivilin hava saldırılarında hayatını kaybettiğini belirten Abdürrahman, “Ölen IŞİD ve Nusra üyelerinin büyük çoğunluğu yabancı ülke vatandaşı” dedi.AFP, AA
Yeni Apple Store Hakkında Bilmedikleriniz
Apple Avrupa Kıdemli Mağazalar Direktörü Wendy Beckman, yaptığı sunumda Türkiye'deki ikinci mağaza olan Apple Store Akasya Acıbadem'i böyle tanıttı.Apple'ın Türkiye'deki ikinci resmi mağazası olan Apple Store Akasya Acıbadem , şirketin dünya genelinde 444. mağazası olarak Cumartesi günü saat 10:00'da ziyarete (ve tabii alışverişe) açılacak.Açılış öncesi bir toplantı düzenleyen Apple Avrupa Kıdemli Mağazalar Direktörü Wendy Beckman , sunumunda yeni mağazayla ilgili bilinmeyenlerin üzerinden geçti.Buna göre Apple Store Akasya'da dalgıç, karikatürist ve fotoğrafçı gibi farklı eğitimleri bulunan 80 kişi çalışıyor. Farklı uyruklardan olan bu ekiple İspanyolca , Almanca ve Bulgarca ’nın da bulunduğu 10 farklı dilde hizmet veriliyor.Mağazayı ziyaret eden tüketiciler, internete bağlanabilen 125 adet iPad, iPhone, Mac ve iPod ürünününü birinci elden tecrübe edebiliyor. Mağazada Apple ürün ailesinin yanı sıra geniş bir aksesuar yelpazesi de ziyaretçileri bekliyor.Ücretsiz kablosuz internet hizmetinin sunulduğu Apple Store'dan bir Mac, iPhone, iPad ya da iPod satın alan müşteriler, mağazadan çıkmadan önce aldıkları ürünün hazır ve çalışabilir hale gelmesi için ücretsiz kurulum hizmeti talep edebiliyor.Apple ürünleri hakkında randevuyla katılabileceğiniz ücretsiz günlük bilgilendirici atölyeler düzenlenirken, ' One to One ' kişisel eğitimler yılda 199 TL 'den fiyatlandırılıyor.Çocuklar da unutulmamışApple Store'da çocuklar için özel olarak tasarlanmış çeşitli programlar sunuluyor. Örneğin, Okul Gezisi ve Apple Kampı; çocukların düşünmelerini, öğrenmelerini ve yaratıcılıklarını kullanmalarını sağlamak için imkan sağlıyor. Okul gezisi ile çocuklar farklı projeler yaratıp, bu projelerini mağazayı bir sahne gibi kullanarak başarılarını aileleri, öğretmenleri ve arkadaşlarıyla paylaşabiliyor.Yaz dönemindeki Apple Kampı ile 8-12 yaş arasındaki çocukların hayallerini hayata geçirme fırsatı yakalayacakları 3 günlük atölyeler sunuluyor. Çocuklar kendi filmlerini yapmayı öğrenecek veya kendi çizimleri ve ses efektleriyle tasarladıkları interaktif kitaplar da oluşturabilecekler. Ve her atölye, Apple Yaz Kampı Gösterimi ile biterek çocukların tamamlanmış projelerini öğrenciler ve öğretmenleri ile paylaşmalarını sağlayacak.ShiftDelete.Net
Reklam
Suriyelilerin Misafirliğine 'Evet', Vatandaşlığına 'Hayır'
Hacettepe Üniversitesi'nin yaptığı kamuoyu araştırmasına göre, Suriyeliler Türkiye toplumu tarafından 'misafir' olarak görülse de, sığınmacılara vatandaşlık verilmesini destekleyenlerin oranı yüzde 8'de kalıyor.Hacettepe Üniversitesi Göç ve Siyaset Araştırmaları Merkezi'nde bin 501 kişi üzerinde yapılan 'Türkiye'deki Suriyeliler: Toplumsal Kabul ve Uyum Araştırması'na katılanların yüzde 72,2'si Suriyelileri 'zulümden kaçan insanlar, Türkiye’deki misafirlerimiz, din kardeşlerimiz” olarak tanımladı.Araştırma raporunda, bu oranın Suriyelilerle ilgili toplumsal kabulün yüksek olduğunu gösterdiği belirtildi. Ancak sayıları 1,5 milyonun üzerinde olan Suriyeli sığınmacılara vatandaşlık hakkı tanınmasına destek yok. Araştırmaya katılanların sadece yüzde 8'i Suriyelilere vatandaşık verilmesini onaylıyor.Hacettepe Üniversitesi Göç ve Siyaset Araştırmaları Merkezi Müdürü Doç. Dr. Murat Erdoğan'ın verdiği bilgiye göre, araştırma 20 ilde 18 yaş üstü bin 501 kişi ile 3-12 Ekim 2014 tarihleri arasında yapılan görüşmelerle gerçekleştirildi.Araştırmanın yapıldığı 15 il “bölge dışı”, Adana, Gaziantep, Hatay, Mardin, Şanlıurfa illeri ise bölge illeri olarak nitelendirildi.Araştırmada derinlemesine mülakatların 72'sinin Suriyeli, 72'sinin de yerel halktan olmak üzere 144 kişi ile şubat ve martta yapıldığı belirtilirken, ayrıca 21 ulusal ve 56 yerel medya kuruluşunun web üzerinden paylaştığı haberlerin incelendiği kaydedildi.'En büyük sıkıtı kayıt'Türkiye’deki Suriyeliler konusunun, son üç yılın en önemli gündem maddelerinden birisi olduğuna dikkati çekilen raporda, Ekim 2014 itibari ile sayıları 1 milyon 565 bin olarak açıklanan Suriyelilerin yüzde 86’sından fazlasının, yani 1.4 milyonunun Türkiye’nin bütün bölgelerine yayılmış vaziyette kamp dışında toplumla birlikte yaşadığına vurgu yapıldı.Raporda, İçişleri Bakanlığı tarafından yapılan açıklamalar hatırlatılarak, Türkiye’deki sadece 9 ilde Suriyelinin bulunmadığı, bunun dışındaki 72 ilde Suriyelilerin yaşadığı belirtildi.Türkiye’deki Suriyelilerin sadece yüzde 57’sinin kayıt altına alınabildiği, geriye kalan 600 binin üzerindeki sığınmacının kayıt dışı olduğu raporda yer aldı.'Türk halkının insani kazanımı'Türkiye'de yaşayan Suriyeliler karşısında bugüne kadar ortaya konulan tavrın, Türk halkının insani bir kazanımı olduğuna dikkat çekilen raporda, şu ifadelere yer verildi:'Ancak bu durum hızla tüketilme riski taşımaktadır. 3,5 yıldan bu yana 1.5 milyonu aşkın insanı misafir eden, ülke kaynaklarından 4.5 milyar doların bu kriz için kullanılmasını neredeyse hiç sorun etmeyen ve bütün haksız rekabet ve güvenlik risklerine rağmen tepkilerini çok sınırlı ifade eden Türk toplumunun Suriyeliler konusunda nasıl bir algıya sahip olduğu konusu, gelecek stratejilerin belirlenmesi bakımından son derece önemlidir.''Toplumun sığınmacıları kabul düzeyi yüksek'Türkiye toplumunun tamamının Suriyeliler algısının ölçülmeye çalışıldığı araştırma raporu, 3,5 yıldır Türkiye’de yaşayan ve 1.5 milyonu aşan nüfusun günlük hayatına doğrudan yansıyan pek çok etki ve risklerine rağmen Türk toplumunun Suriyeliler konusundaki toplumsal kabul düzeyinin son derece yüksek olduğunu ortaya koydu.Araştırmaya katılanların yüzde 64,6'sı 'Suriyeli sığınmacıların diline, etnik durumuna bakılmaksızın kabul edilmesi insanlık görevimizdir' önermesini destekledi.'Sığınmacılar savaş devam ediyor olsa bile ülkelerine geri gönderilmelidir' şeklindeki provokatif önermeye verilen destek yüzde 30,6 olsa da buna karşı çıkanların ve önermeyi reddedenlerin oranı yüzde 57,8 olarak gerçekleşti. Araştırmada, 'Bu yaklaşımın temel insan haklarına duyarlılık bakımından da, toplumsal kabul bakımından da son derece önemli ve değerli olduğu düşünülmektedir' denildi.Suriyeliler nasıl tanımlanıyor?Raporda, Suriyelileri “zulümden kaçan insanlar”, 'Türkiye’deki misafirlerimiz” ve “din kardeşlerimiz” olarak tanımlayanların oranının yüzde 72,2 olduğu kaydedildi. Raporda, bu verilere dayanılarak Türkiye genelinde Suriyelilerle ilgili toplumsal kabulün yüksek olduğu yorumu yapıldı.Yüzde 30'u yardım yaptıAraştırmada ortaya çıkan bulgular, araştırmaya katılanların sadece yüzde 30’unun bir biçimde Suriyeliler için yardım yaptıklarını, maddi-manevi destek verdiklerini, ancak yüzde 68,3’lük bir bölümün konuya kayıtsız kaldığını gösterdi.Araştırmaya katılanların 70,7’sinin Türk ekonomisinin sığınmacılardan dolayı zarar gördüğü görüşüne sahip olduğu belirtildi.Araştırmada genel ortalamada “Suriyeliler işlerimizi elimizden almaktadırlar” önermesine desteği yüzde 56,1 olurken, bölge illerinde bu önermeye destek verenlerin oranı yüzde 68,9 gibi çok yüksek oranda gerçekleşti.Araştırma raporunda, Türkiye’deki Suriyeliler bakımından yaşanan en önemli sorunlardan birisi ve hatta orta ve uzun vadede en önemlisinin Suriyeli sığınmacıların çocuklarının eğitime ulaşma konusunda yaşadıkları sorunlar olduğu vurgulandı.Komşuluk ilişkisiAraştırma, Türk toplumu “Suriyeliler ile kültürel olarak aynı olduğumuz” düşüncesine mesafeli yaklaşıldığı ortaya çıkardı. Bu önermeye destek verenlerin oranı sadece yüzde 17,2’de kaldı.“Suriyeli biri ile komşuluk yapmak sizi rahatsız eder mi?” sorusuna 'evet' yanıtını verenler yüzde 49,8 olurken “hayır” diyenler ise yüzde 50,2 oldu.'Savaş bittikten sonra...'Araştırmada, Türk toplumunun yüzde 45,1’inin Suriyelilerin tamamının döneceğini bekledikleri, geri kalan yüzde 54,9’unun Suriyelilerin Türkiye’de tamamının ya da bir bölümünün kalacağı görüşüne sahip olduğunu ortaya koydu.Hacettepe Üniversitesi Göç ve Siyaset Araştırmaları Merkezi Müdürü Erdoğan, araştırmaya ilişkin yaptığı değerlendirmede, Türkiye'de bulunan 1.5 dolayındaki Suriyelinin 1 milyondan fazlasının Türkiye'de kalacağına dair bir algılarının oluştuğunu belirtti. Erdoğan, 'Onun için de yurt dışındaki Türkler konusunda yaptığımız araştırmamız gibi bu insanların yaşayacaklarına dair uyum politikaları geliştirmemiz gerekiyor. Türkiye'nin bunun adımlarını atması gerekiyor' diye konuştu.Erdoğan, Lübnan, Mısır, Irak'a giden Suriyelilerin Arapça eğitim konusunda sorun yaşamadığını, ancak Türkiye'deki Suriyelilerde en önemli sorunun kendi dillerinde eğitim alamamaları olduğuna işaret ederek, bunun ya Arapça eğitim vererek ya da Türkçe öğrenme olanaklarını genişleterek çözülmesi gerektiğini ifade etti.Türkiye'de çeşitli şehirlerde yaşayan Suriyelilerin kayıt altına girmek istemediklerini, bunun da rejim muhalifleri olarak tescillenmek istemediklerinden kaynaklandığını kaydeden Erdoğan, Suriyelilerin Türkiye'deki en büyük sorunlarından birinin çalışmak olduğunu söyledi.AA
Akçakale Halkı Yeni Komşusu IŞİD'den 'Memnun'
Dünya Türkiye sınırındaki Kürt kenti Kobani’nin IŞİD’in eline geçmemesi için seferber olurken, yaklaşık dokuz aydır örgütün elinde olan Telabyad’ın sınır komşusu Akçakale’de halkın bu durumdan ‘ memnun olduğu ‘ ortaya çıktı. Reuters ajansına konuşan Akçakaleliler, IŞİD’e komşu olmayı, diğer Suriyeli muhaliflerin komşuluğuna tercih ettiklerini söyledi.‘IŞİD’i tercih ederim’Buna göre, IŞİD Özgür Suriye arasındaki çatışmalar sırasında sürekli havan mermilerinin düştüğü ilçede hayat, Telabyad’ın ocak ayında örgütün kontrolüne geçmesiyle ‘ normal akışına ‘ döndü. Reuters’a konuşan Mustafa Kaymaz, “ Top ateşi yok, kaos yok. Biliyorum kulağa biraz tuhaf geliyor ama sınırda Özgür Suriye Ordusu (ÖSO) yerine IŞİD’i tercih ederim ” dedi.‘İslam yorumunu beğenmiyoruz ama…’Reuters haberinde, Akçakalelilerin IŞİD’in İslam yorumunu onaylamadığını vurguladı. 28 yaşındaki İsmail Balakan bu konuda, ” Belki Akçakale halkı Esad’la savaşıyor gibi göründüğü sırada IŞİD’e bir miktar sempati duyuyordu ama Kürtleri öldürmeye çalıştıkları için artık onlara hiçbir sempati beslemiyoruz ” dedi.Ancak Akçakaleliler, kafa kesme görüntüleriyle nam salan örgüte böylesine yakın yaşamaktan şikayetçi değil. Sözgelimi, 42 yaşındaki Yasin Balakan da sınırın diğer tarafı IŞİD kontrolüne geçtikten sonra ilçeye huzur geldiği görüşünde.‘ÖSO yardım kamyonlarına el koyuyordu’Yasin, sınırın öteki tarafındaki Telabyad’ı kontrol ettiği sırada ÖSO’nun yardım kamyonlarına el koyduğunu ve malzemeleri çalarak Türkiye’deki tüccarlara sattığını anlattı. Yasin, IŞİD’in Kobani’de yaptıklarını onaylamadığını ve Kürtlere sempati duyduğunu belirtse de, gerçek düşmanın IŞİD değil Beşar Esad olduğunu savunanlardan…İlçe halkı, Telabyad’ın IŞİD kontrolüne geçmesinin ardından sınırdan yasadışı geçişlerde de ciddi azalma yaşandığını öne sürüyor. Ancak Washington Post gazetesinde geçen hafta yayımlanan bir haberde, bir grup IŞİD militanının Türkiye sınırını geçerek Akçakale yakınlarında üst düzey bir Kürt komutanını kaçırmaya çalıştığı belirtilmişti.‘IŞİD’le neden iş yapmayalım?’Akçakaleliler, sınırda ticaretin de artık başlamasını istiyor. Halkın IŞİD’den korkmadığına dikkat çeken Reuters, adını vermek istemeyen bir kişinin şu açıklamasına yer verdi: ” Onlardan zarar görmedik, neden IŞİD’le iş yapmayalım? Hayatımı kazanmam, ailemi doyurmam lazım. Hem, Rakka ve Tel Abyad’daki arkadaşlarım kurallarına uyduğunuz sürece IŞİD’le hayatın gayet normal olduğunu söylüyor ” dedi.‘Niye IŞİD’i tercih edeyim ki?’Akçakaleli bir Kürt olan Mehmet Denli’yse, aynı fikirde değil: ” Ne Özgür Suriye Ordusu’nu ne de IŞİD’i tercih ediyorum. Biri diğerinden iyi değil. Oradaki militanlara daha da yaklaşmaya niyetim yok .”Diken
Reklam
Genç Gazeteci Kobani'de Öldürüldü
IŞİD saldırılarına karşı Kobani'yi savunmak için giden 25 yaşındaki Hakan Çelik yaşamını yitirdi.Kobane'de IŞİD'e karşı savaşmaya giden İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümü mezunu Çelik hayatını kaybetti. Çelik'in cenazesi İstanbul'da toprağa verildi.YPG Basın Merkezi, Kobane’de IŞİD’e karşı savaşırken hayatını kaybeden sekiz kişinin isimlerini duyurdu. Hayatını kaybedenler arasında, bianet’in eski stajyerlerinden Hakan Çelik de var. 25 yaşındaki Çelik, İstanbul Üniversitesi Gazetecilik Bölümü mezunuydu.Çelik ailesinin bianet’e verdiği bilgiye göre Hakan Çelik’in bu sabah İstanbul’a getirilen cenazesi öğle saatlerinde Büyükçekmece Mezarlığı’nda defnedildi.YPG Basın Merkezi'nden, Rizgar Rêzan kod adını kullanan Hakan Çelik’in 20 Ekim’de hayatını kaybettiği belirtildi.Haber + Bir
Reklam
Türkiye Sosyal Medya Kullanımında Dünya Lideri
Google, Türkiye’nin de dahil olduğu 46 farklı pazarda internet kullanım alışkanlıklarını ölçtüğü ve karşılaştırdığı Tüketici Barometresi araştırmasının bu yılki sonuçlarını duyurdu. Kapsadığı ülkelerdeki internet kullanıcılarının dijital, mobil, video ve alışveriş alışkanlıkları hakkında içgörüler sağlayan raporda bu yıl Türkiye, sosyal medya kullanımı konusunda dünyada ilk sırada yer alıyor.İncelemeye dahil edilen ülkelerin sonuçlarının ayrı ayrı görüntülenebildiği rapora göre, Türkiye’deki internet kullanıcılarının sosyal medya kullanım oranı yüzde 92, dünya genelinde ise bu oran yaklaşık yüzde 40. Sosyal medya kullanımı konusunda lider olan Türkiye’yi yüzde 86 ile Arjantin ve yüzde 84 ile Brezilya ve yüzde 83 ile Çin takip ediyor. Aşağıdaki grafik dünya genelinde sosyal medyayı en çok kullanan ülkeleri gösteriyor.Webrazzi
Kılıçdaroğlu: 'Davutoğlu ile Öcalan Görüşüyor'
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Öcalan’ın, başbakanlığı döneminde Erdoğan ile şimdi de yeni Başbakan Davutoğlu ile görüştüğünü söyledi. 'Ne görüşüyorlar kimse bilmiyor' diyen Kılıçdaroğlu, çözüm sürecinin şeffaf olmadığını belirtti.Kılıçdaroğlu, çözüm sürecinin kapalı kapılar ardında yürütüldüğünü savunurken Recep Tayyip Erdoğan ve Ahmet Davutoğlu’nun PKK lideri Abdullah Öcalan ile görüştüğünü iddia etti, 'Şimdi sorun Abdullah Öcalan ile dönemin başbakanı Recep Tayyip Erdoğan arasındaki bir görüşmeydi. Şimdi Davutoğlu ile Öcalan arasında görüşmeler yapılıyor.” dedi.“Ne vaatlerde bulunuyorlar kimse bilmiyor'CHP lideri Bilkent Üniversitesi Politik Düşünce Kulübü'nün “Muhalefetin Çözüm Sürecine Bakışı” isimli toplantıda konuştu. Buradaki konuşmasında çözüm sürecinin şeffaf olmadığı eleştirisini dile getirdi ve şunları söyledi;'Şimdi sorun, Abdullah Öcalan ile dönemin başbakanı Recep Tayyip Erdoğan arasındaki bir görüşmeydi. Şimdi Davutoğlu ile Öcalan arasında görüşmeler yapılıyor. Ne görüşüyorlar kimse bilmiyor. Ne vaatlerde bulunuyorlar, kimse bilmiyor… Devlet elbette ki gizli görüşmeler yapar. Ama gizli görüşmeler, kamuoyuna yansımaz. Yansıdığı anda devlet onu tanımaz. O zaman saygınlığınızı yitirirsiniz''Parlamento sorunu çözmüyor askere havale ediyor'Çözüm sürecinde parlamentonun sorunu çözmediğini askere havale ettiğini ileri süren Kılıçdaroğlu şunları da söyledi;'Parlamento, sorunu çözmüyor. Askere havale ediyor. Buyurun siz çözün diyor. Onlar da kendi yöntemleri ile bunu çözmek istiyorlar. Onların görevleri ayrı. Güvenlik önlemleri ile bu sorunu çözemezsiniz. Şehitler geliyordu. 'Bu sorun bu şekilde çözülmez' dedik. Dört temel noktada dönemin başbakanının dikkatini çektim. Dürüstlük, samimiyet, gizli, kişisel bir ajandanız olmayacak. İzah edemeyeceğiniz angajmanlara girmeyeceksiniz. Dördüncüsü, ana muhalefet ve muhalefet partilerine bilgi vereceksiniz. Şimdi biz bilinmeyen bir süreci tartışıyoruz... Eğer bu sorunu Türkiye kendi özgür iradesiyle çözmezse sorun uluslararası boyut alabilir ve çözümü daha zor olur. Bugün geldiğimiz nokta budur. ''Uludere'de hükümet tarafından talimat verildi'Uludere dosyasının kapatılmasını da eleştiren Kılıçdaroğlu, 'Bu sorunu çözmek istiyorsanız Uludere'de öldürülen çocuklarımızın faillerini bulup çıkarmak zorundasınız. Onlar bizim çocuklarımız. Talimat verildi hükümet tarafından, 'Gidin, bombalayın' dendi. Bombalandı ve öldürüldü. Fail yok. Kim hesabını verecek? Kapattılar dosyayı' dedi.Kaynak: Al Jazeera, DHA
Til Şeir Tepesi IŞİD'in 'Eline Geçti'
Suriye'nin Kürt kenti Kobani'de stratejik önemde olduğu söylenen bir tepe Irak Şam İslam Devleti (IŞİD) kontrolüne geçerken, kentte IŞİD'e karşı savaşan Halk Savunma Birlikleri (YPG)'ye takviye olarak gelmesi planlanan Peşmerge güçleri ile ilgili ayrıntılar giderek netleşiyor.BBC Arapça servisine konuşan Kürt kaynaklar Kobani'nin 4 kilometre kadar batısında bulunan stratejik önemdeki bir yer olan Til Şeir tepesinin IŞİD'in eline geçtiğini söyledi. Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi (IKBY)'den yayın yapan Rûdaw gazetesi de, tepenin IŞİD kontrolüne geçtiğini yazdı. Tepe bundan dokuz gün önce, YPG'nin eline geçmişti.Fransız Haber Ajansı AFP'nin Suriye sınırında bulunan muhabiri kentten şiddetli çatışma sesleri geldiğini, ağır silahların ve havan topu seslerinin duyulduğunu söyledi.Bu arada Peşmerge'nin Kobani'ye gönderilmesini onaylanan IKBY parlamentosunda konuşan Peşmerge Bakanı Mustafa Seyid Kadir, askerlerin Silopi-Nusaybin ve Suruç güzergahından Kobani'ye geçeceğini söyledi. Rûdaw'ın haberine göre Kadir 'Barzani'nin talebi ve Türkiye'nin desteğiyle peşmerge Suriye'ye gidiyor. Suriyeli Kürt partileri, daha çok ağır silah istiyor. Halkımızın isteği üzerine peşmergeyi bölgeye gönderiyoruz' dedi.Bakan, ilk aşamada ağır silahlarla donatılmış özel kuvvetlere mensup 200 peşmergenin Kobani'ye gönderileceğini belirtti.Rûdaw'a konuşan Kürdistan Bölgesi Başkanlık Divanı Başkanı Fuad Hüseyin ise, Kobani'ye Peşmerge Güçleri'nden önce ağır silahlar gönderileceğini belirtti.BBC Türkçe
Fazıl Say'dan 'Türkiye Hükümeti'ne Açık Mektup'
Dünyaca ünlü piyanist ve besteci Fazıl Say'ın eserlerinin seslendirileceği iki konserin, Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası'nın (CSO) yeni sezon programından çıkartılmasının yankıları sürüyor. HDP'li Tüzel ile CHP'li Ağbaba konuyu Meclis'e taşırken, Özerk Sanat Konseyi Bakanlığın hangi sanatsal yeterlilikle bu kararı verdiğini sormuştu. Fazıl Say Çin'de turnesi sırasında  'Türkiye Hükümeti'ne açık mektup' başlıklı bir yazı kaleme aldı ve 'Korkma sanattan sanatçılardan, karşındaki 'askeri güç' filan değil, karşındaki müzisyen, tiyatrocu, dansçı... İnsan... Sade vatandaş... Sadece şaşkınlık ve küçümseme ile karşılanıyor bu tutum. İstediğin bu mu?' ifadelerini kullandı. İşte o mektup;'Sayın Başbakan, Sayın Kültür Bakanı ve Tüm Yetkililer;Size bu mektubu Pekin'den yazıyorum, bu akşam Çin'de konserim var. Programda kendi eserlerim var. Ben Japonya'da turnedeyken, 3 eserim Ankara'da programdan çıkarılmış, olay Türkiye'de ve dünyada tepki ile karşılanmış. Hoş bir durum değil. Size söylemek istediklerim var. Umarım okursunuz ve bir insanı anlamaya çalışırsınız...Ne zaman gerçekten 'güçlü' olunur biliyor musunuz? Hem doğuyu, hem batıyı, hem de ikisinin sentezini en iyi şekilde varettiğinizde. Ankara'da çalınması yasaklanan 'İstanbul Senfonisi' eseri işte bu yüzden dünyanın her yerinde çalındı. Daha geçen hafta Tokyo Senfoni Orkestrası çaldı. İstanbul Senfonisi, 80 kişilik batı orkestrasının en önünde, Ney, Kanun, Bendir ve Kudüm ile çalınan bir eserdir. İstanbul'u müzik ile anlatır. Eserin sözleri yoktur. 2010'daki ilk seslendirilişinden sonra dünya üzeri 50'den fazla orkestra bu eseri repertuvarına almıştır. Hemen hemen tüm Türk orkestraları da çalmıştır. Bu eser ile ben 2013 ECHO Klassik ödülünü kazandım, klasik müzikteki en mühim ödüllerden biridir. Daha da önümüzdeki tarihte nice çalınışları olacak.Bununla gurur duyabil. Korkma bundan, bu eser sadece bir müzik eseri. Gel bu bütün dünyada şaşkınlık ve öfke yaratan 'yasakçı' tutumunu değiştirebil. Yıkıcı olma. Gel bu eseri Ankaralılar da dinleyebilsin. Bırak kim neyi seviyorsa sevsin. Destek ol buna. Fazıl Say'ın 56 eseri var. 3 tanesi Ankara'da çalınamadı diye hiç bir şey değişmiyor Fazıl Say için. Dünya, bu 'yasakçı' tutumu ayıplıyor sadece. Türkiye'de de kimse daha iyi hissetmiyor bir müzisyene boykot uygulaması getirildiğinde. Sen de iyi hissetmiyorsun. Gel bunu değiştirebil. Kaybeden sadece bu kararı veren oluyor. Korkma el uzatabilmekten. Hatta 'bu eseri orkestramız olmayan şehirlerimize de götürelim' diyebil. Uzat elini. Merak etme değeri bilinir. Katar'da bile dünyanın en pahalı opera prodüksiyonları yapılıyor...Farklı yaşam tarzları korku ve tehdit altında kalırsa, bu çok sağlıksız bir toplum dokusu yaratmakta. Ne ezen mutlu olur ne de ezilen. Bırak Türkiye sanatta da dünya ile yarışsın. Gel operaları, tiyatroları, orkestraları kapatma, bırak izleyen izlesin, seven sevsin, halk karar versin neyin iyi olduğuna. Hatta, daha iyi olması için bütçelerini bile arttır, dünya yarışında varolsunlar, bırak ne yapıyorlarsa yapsınlar, 21. yüzyıldayız, özgür bir dünyadayız, pozitif kılabil dünyayı, 'Türkiye'de iyi sanat yapılıyor' dedirt tüm dünyaya.Korkma sanattan sanatçılardan, karşındaki 'askeri güç' filan değil, karşındaki müzisyen, tiyatrocu, dansçı... İnsan... Sade vatandaş...Yıllardır karşı karşıya geldik. Bu hükümet ile bir türlü anlaşamadık. Başka sansürler, konser iptalleri, hep bizi karşı karşıya getirdi. Hep tuhaf karşılandı. Kimse mutlu olmadı. Gel Antalya'da dünya çapında bir müzik festivali yaratmış bu ekibi işine geri koy, o festivali biz yarattık, emeğimizle, düşüncemizle, yaratıcılığımızla, hakkımızdır. Hatta bu başarılı ekibe başka imkanlar bile tanı, 'gelin diğer başka şehirlerimizde de yeni festivaller yaratalım' diyebil. 'Gelin beraber büyüyelim' diyebil. Korkma bundan.Fazıl Say'ın dünya üzeri her yıl 100-130 konseri var. İstersen incele. 'Kimdir bu?' diye bir kere olsun bak, anlamaya çalış. Bir Türk vatandaşı. Tüm eserlerinin konusu Türkiye olan bir sanatçı. Her yıl 30'dan fazla ülkede 100-130 konseri var. Bak, 3-4 konserimi iptal edince ne benim için bir şey değişiyor ne de başkası için. Sadece şaşkınlık ve küçümseme ile karşılanıyor bu tutum. İstediğin bu mu? Bu ülke on yıllarca bu yanlışlar yüzünden kaybetmedi mi? Dünya'da pek çok sanatçı var, aralarında dinlere inananı, inanmayanı, budist olanı, deist olanı, ateist olanı var. Kimse sanatçıları bu yüzden sorgulamıyor. Açık olabilelim.Türkiye'nin dünya üzerinde tanınan bir kaç sanatçısı var. Ve bu noktaya şans eseri gelinmiyor, yarışmalar kazanılıyor, ödüller kazanılıyor, dünya üzeri yüzlerce şehirde binlerce konser vererek on yıllar süren bir emeğin karşılığında bir yere varılıyor ve hiç kolay değil o noktaya varmak.Lütfen bir kere olsun anlamaya çalışın.Saygılar,'
Reklam