onedio
Cezaevinde Bir 'Garip' Ölüm
Türkiye gündemini sarsan Münevver Karabulut cinayetinin katil zanlısı Cem Garipoğlu, dün sabah Silivri 5 No'lu L Tipi Kapalı Cezaevi’ndeki koğuşunda ölü bulundu. Garipoğlu'nun aynı yerdeki diğer boş bir koğuşa geçtiği, burada başına poşet geçirerek kendisini çamaşır ipiyle boğduğu öğrenildi. Kameraları inceleyen yetkililer, koğuşa gece boyunca kimsenin girmediğini tespit etti.17 yaşındaki lise öğrencisi Münevver Karabulut'u Bahçeşehir'deki villalarında 3 Mart 2009'da bıçaklayarak öldürdükten sonra başını testereyle kesip, cesedini Etiler'deki çöp konteynerine atan Cem Garipoğlu, Silivri 5 No'lu L Tipi Kapalı Cezaevi'ndeki koğuşunda ölü bulundu. Cezaevi koğuşunda yapılan ilk incelemelere göre ise 24 yıl hapis cezası alan Garipoğlu'nun aynı yerdeki diğer boş bir koğuşa geçtiği, burada başına poşet geçirerek kendisini çamaşır ipiyle boğduğu öğrenildi. Garipoğlu'nun, sabah 08.00 sularında cansız bir şekilde bulunduğu öğrenildi. Avludaki kamera kayıtları incelendiğinde koğuşa gece boyunca kimsenin girmediği tespit edildi. Ölüm şekliyle ilgili çeşitli iddiaların ortaya atıldığı Garipoğlu'nun nasıl öldüğü Adli Tıp Kurumu'nda yapılacak otopsi sonucunda aydınlanacak. Ölüm raporu için dayısı olduğu iddia edilen bir kişi Adli Tıp Kurumu'na geldi. İçerideki işlemlerin bitmesinin ardından dışarı çıkan kişi, hiçbir açıklama yapmadı. Bu arada Cem Garipoğlu'nun intihar etmesi sosyal medyada da yankı buldu. İntihar, Twitter'da sık konuşulan olaylar arasında ilk sıralarda yer aldı.CİNAYETTEN SONRA 197 GÜN KAÇTICinayeti işlediği 3 Mart 2009 gününden sonra 197 gün kaçan Cem Garipoğlu, 17 Eylül 2009 günü avukatıyla birlikte teslim olmuştu. 11 Şubat 2010'da ilk kez hâkim karşısına çıkan Garipoğlu, “Pişmanım, böyle bir suç işlemek istemezdim. Keşke onun yerine ben ölseydim. Keşke onu geri getirmek mümkün olsaydı. Ailesi için zor bir durum. Benim yüzümden kızları öldü. Kendi ailem için de üzgünüm. Oğulları katil oldu. Suçu tek başıma işledim. Pişmanım.” demişti. 2011 yılında karara bağlanan davada Garipoğlu, mahkeme tarafından ‘çocuğa karşı, tasarlayarak canavarca bir hisle ve eziyet ederek öldürmek' suçundan 24 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Garipoğlu'nun annesi ve amcasına da 3'er yıl hapis cezası verilmiş, babası ise beraat etmişti. Yargıtay, cezayı onamıştı.Karabulut ailesi de 2 milyon lira talep ederek Garipoğlu ailesine tazminat davası açmıştı. 8 Ekim 2013 günü karara bağlanan dava ile mahkeme Cem Garipoğlu, babası Mehmet Nida ve annesi Tülay Makbule Garipoğlu'nu, Karabulut ailesine 37 bin 500 lira maddi, 1 milyon 250 bin lira da manevi tazminat ödemesine mahkûm etmişti. Garipoğlu ailesinin kararı temyize götürmesi üzerine dosyaya bakan Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, 14 Mayıs 2014'te mahkemenin tazminat kararını onamıştı.MÜRSEL GENÇ, MAHMUT KURNAZ, ŞEYMA BAL
Sex And The City Hayranlarının Hafızalarında Yer Edinmiş 40 Sahne
Bir dönemin New York efsanesi olan Sex And The City, tümdünyada olduğu gibi ülkemizde de oldukça fazla izlenmiş ve özellikle dekadınlarımız tarafından bu güçlü, özgür ve seksi kadınların hayatlarınaimrenilmiştir. Son günlerde üçüncü filmin çekilmesi için yapımcılık şirketiylegörüşmelerin başladığı haberi ortalıkla dolaşmaya başlamışken, Sex And TheCity’nin unutulmazlarını şöyle bir hatırlayalım istedim. Toplamda 6 sezonda 93bölüm yayımlamış olan televizyon dizisinin hali hazırda iki adet de filmibulunmaktadır.
Fatih Terim: "Altından Kalkamıyoruz"
Türkiye Futbol Direktörü Fatih Terim, 2-1'lik Çek Cumhuriyeti mağlubiyetinin ardından açıklamalarda bulundu.Maçın ardından yayıncı kuruluşa konuşan Fatih Terim, 'Bir defa çok üzgünüz. İzlanda maçından sonra nasıl mağlup olmamızın bahanesi yok dediysek bugün de o kadar iyi oynadık. İlk yarı 10-12 tane hücum aksiyonu 5-6 tane gol pozisyonu ve 1 gol var. Gol pozisyonu olmadan da gol yiyoruz. Rakip gelmeden gol atıyor biz de birçok pozisyondan yararlanamıyoruz. Tam iyi oynarken kendi ayağımızdan verdik ikinci golü. Böyle maçları kazanmak lazım. İkinci yarı fizik açısından biraz düştük ama buna rağmen gol aksiyonları,pozisyonları ve isteği olan bir takımdık. Öyle anlarda gol yiyoruz ki psikolojik olarak bunun altından kalkamıyoruz. Kendi hatamızdan gol yiyoruz ve bu arada pozisyonları değerlendiremeyip gol kaçırıyoruz. Hiç beklemediğimiz anlarda gol yedik bu yüzden altından kalkamadık. Bu seviyede her anlamda profesyonel olmak lazım. Puan alamamız bizim için üzücü ama her maçı kazanmak için nasıl çıkıyorsak bundan sonra da devam edeceğiz.Bize bugün bu oyuna rağmen mağlubiyet olarak dönen şeyler elbet galibiyet olarak da dönecektir. Galibiyet için bir yerden başlamamız gerek. Ümit ediyorum bir an evvel sıkıntıları atlatırız. Artık hafif maç zor maç kalmadı. Bakın Kazakistan ilk yarıyı 1-0 önde kapattı. Küçük takım büyük takım yok herkesin ayak sesleri geliyor. Bunu Letonya'da da göreceğiz.' ifadelerini kullandı.Maraton
Yine Hüsran!
EURO 2016 Elemeleri A Grubu maçında A Milli Futbol Takımımız, evinde Çek Cumhuriyeti'ni konuk etti.Şükrü Saraçoğlu Stadı'nda oynanan ve FIFA kokartlı İsveçli hakem Jonas Eriksson'un düdük çaldığı karşılaşmadan galip ayrılan taraf 2-1'lik skorla Çek Cumhuriyeti oldu.A Milli Takımımız'da Umut Bulut, 8. dakikada gol perdesini açarken, Çek Cumhuriyeti'nde geri dönüşü getiren sayılar 15. dakikada Tomas Sivok'tan ve 58. dakikada Dockal'dan geldi.Alınan bu sonuç sonrasında gruptaki ikinci yenilgisini alan Milli Takımımız, son sıraya gerilerken, ikinci galibiyetini alan Çek Cumhuriyeti 6 puanla 2. sıraya yerleşti.Grubun diğer maçlarında Hollanda, geriye düştüğü maçta Kazakistan'ı 3-1 mağlup ederek ilk galibiyet sevincini yaşarken, lider İzlanda Letonya'yı 3-0'la geçti ve liderliğini perçinledi.TOPAL VE OZAN TUFAN SÜRPRİZİMilliler, grupta İzlanda ile yapılan ilk maçın 11'den çok sayıda değişik isimle Çek Cumhuriyeti karşısına çıktı.İlk maçın 11'inde yer alan futbolculardan, sakatlıkları nedeniyle kaleci Onur Kıvrak, Emre Belözoğlu, Burak Yılmaz ve Ömer Toprak aday kadroda bulunmazken, Ersan Adem Gülüm ve Olcan Adın, Çeklere karşı yedek kaldı.Türkiye Futbol Direktörü ve A Milli Futbol Takımı Teknik Direktörü Fatih Terim, Mehmet Topal'a Semih Kaya ile beraber stoperde görev verirken, Ozan Tufan orta alanda şans buldu. Terim, Ozan'a ilk kez resmi bir maçta ilk 11'de görev verdi.TERİM, TÖRE'DEN VAZGEÇMEDİ!Terim, milli futbolcular Hakan Çalhanoğlu ve Ömer Toprak ile yaşadığı olayın medyaya yansıması nedeniyle zor günler geçirdiği için maçta görev verip vermemek konusunda kararsız olduğu Gökhan Töre'yi, Çek Cumhuriyeti karşısında ilk 11'de sahaya sürdü.Tecrübeli teknik adam dün düzenlediği basın toplantısında, Gökhan'ı direkt oynatmayı düşündüğünü ancak, gündeme gelen konu nedeniyle futbolcunun psikolojik durumunun iyi olmadığını belirtmişti.MEHTER MARŞIYLA ÇIKTIKAy-yıldızlı ekip saha çıkarken, seyirciyi coşturmak için çalınan şarkılara son verilerek, stat hoparlörlerinden mehter marşı okundu.Tribünlerde bulunan futbolseverler de marşla beraber yaşadıkları coşkuyla ellerindeki Türk bayraklarını dalgalandırarak, futbolculara destek verdi. Seremonide milli maçlar okunduktan sonra futbolseverler 'Şehitler ölmez vatan bölünmez' şeklinde uzun süre tempo tuttu.KADLEC EVİNDE İLK 11 OYNADIÇek Cumhuriyeti savunmasının göbeğinde Fenerbahçeli Michal Kadlec ile Beşiktaşlı Tomas Sivok yer aldı.Çek Cumhuriyeti'nin Hollanda'yı 2-1 yendiği gruptaki ilk maçlarında Kadlec yine ilk 11'de görev almış, Sivok ise sakatlığı nedeniyle kadroda bulunmamıştı.MAÇA GOLLE BAŞLADIK!Gruptaki en önemli maçlarımızdan biri olan Çek Cumhuriyeti karşısında golle başladık. Orta alanda topla buluşan Ozan Tufan pasını sol taraftaki Caner Erkin'e verdi. Caner Erkin topu düzelttikten sonra ceza sahası içerisinde koşu yapan Umut Bulut'a doğru ortasını yaptı. Ceza sahası içerisinde rakibinden iyi kurtulan Umut, şık bir kafa vuruşuyla kaleci Petr Cech'i avladı ve Milli Takımımız'ı 1-0 öne taşıyan golü attı.SIVOK ATTI VE SEVİNMEDİSpor Toto Süper Lig'de Beşiktaş forması giyen Çek Cumhuriyeti'nin önemli savunma oyuncusu Tomas Sivok, 15. dakikada takımının eşitlik golünü kaydetti. Rosicky'nin girdiği pozsiyonda topa siper olan Semih Kaya'nın kornere gönderdiği pozsiyonun devamında kullanılan kornerde topun başına geçen Petr Jiracek altıpasın ön tarafına doğru ortasını yaptı. O noktada iyi yükselen Tomas Sivok rakibi Mehmet Topal'ın yanından kafa vuruşunu iyi yaptı ve top ağlarla buluşturdu.ARDA 90'I SIYIRDIMilli Takımımızın en önemli kozlarından olan Arda Turan, 35. dakikada Çek Cumhuriyeti kalesini yokladı. Ceza sahası dışında sağ çaprazda topla buluşan Arda, topu düzelttikten sonra sağ ayağı ile şutunu çekti fakat top kalenin üstünden az farkla auta gitti. Takımımız önemli bir ataktan eli boş dönmüş oldu.İSVEÇLİ PENALTIYI VERMEDİ!Mücadelenin 37. dakikasında sağ kanattan topla birlikte ceza alanına giren Arda Turan, Vacha'nın müdahalesiyle yerde kaldı. Pozisyon, Eriksson ve çizgi hakeminin görüş açısında olmasına rağmen devam kararı geldi. İsveçli hakemin verdiği bu karara başta Arda ve Fatih Terim olmak üzere tribünde bulunan tüm taraftarlar tepki gösterdi.CANER FRİKİĞİ DİREĞE VURDUKarşılaşmada ilk yarının sonları yaklaşırken Caner Erkin'le frikik atışından yararlanamadık. Ceza sahası çizgisinin hemen önünde kaleyi sağdan gören bir noktadan kazandığımız serbest vuruşta topun başına geçen Caner sol ayağı ile sert ve düzgün vurdu fakat top direğe de çarptıktan sonra auta gitti.Bu pozsiyondan da eli boş döndük ve maçta ilk yarı 1-1 eşitlikle sona erdi.İKİNCİ YARIYA ÇEKLER İYİ BAŞLADIMutlak gol bulmamız gereken ikinci 45 dakikada Türkiye'ye oranla iyi başlayan taraf Çek Cumhuriyeti oldu. Topu iyi çeviren ve Milli Takımımıza boşluk vermeyen Çekler, konrtollü bir şekilde ataklarını sıklaştırdı. Bunun sonucunda da golü buldular....VE TOP AĞLARIMIZDAİkinci yarıya iyi başlayan Çekler 58. dakikada 2-1 öne geçen taraf oldu. Sağ kanatta topla buluşan Pavel Kaderabek, Caner Erkin'den sıyrıldıktan sonra topla birlikte ceza sahasına girer girmez pasını penaltı noktası önünde bulunan Borek Dockal'a gönderdi. Borek Dockal topla buluşur buluşmaz sol ayağı ile şutunu çekti ve maalesef Tolga'yı geçen top ağlarla buluştu.ARDA GOLE YAKLAŞTI AMA...Golden sonra kıpırdanmaya başlayan Türkiye, 61. dakikada Arda Turan'la gole yaklaştı. Sağ kanatta topla buluşan Gökhan Töre arka direğe doğru ortasını yaptı. O noktaya iyi hareketlenen Arda Turan top çıkmadan son anda yetişti ve zor bir pozisyonda topu sağ ayağının dışıyla kaleye gönderdi. Köşeyi iyi kapatan tecrübeli file bekçisi Petr Cech topu direk dibinde kontrol etmeyi başardı.GOL İÇİN DEĞİŞİKLİKLER58. dakikada 2-1 geriye düşen Milli Takımımız'da skoru dengelemek için değişiklikler yapıldı. İlk değişikliğimizi 68. dakikada Olcay Şahan'ı kenara alarak yaptık. Olcay'ın yerine oyuna dahil olan isim Muhammet Demir oldu. Takımımız eşit golü için rakip kalede beklenen baskıyı kuramayınca Gökhan Töre kenara alındı ve yerine Olcan Adın oyuna girdi.Türkiye Futbol Direktörü Fatih Terim, son oyuncu değişikliğini ise maç boyunca etkisiz görünen Selçuk İnan'ı kenara alıp, Oğuzhan Özyakup'u oyuna sürerek gerçekleştirdi.CANER, CECH'İ RAHATSIZ ETTİOyuncu değişiklikleri sonrasında da oyunu Çek ceza alanına yıkmakta zorlanan takımımız, uzaktan şutlarla gol aradı. 82. dakikada Caner Erkin, kaleyi sol çaprazdan gören ve yaklaşıkı 25 metre uzaklıkta bir noktadan sert bir şut çekti. Chelsea forması giyen Petr Cech topu güçlükle kornere çeldi. İkinci yarıda gole en çok yaklaştığımız pozisyon Caner'in bu şutu oldu.Sporx
Devlet Bahçeli: 'Yaşadıklarımız Hazin Bir Tesadüf Görülmemeli'
MHP lideri Devlet Bahçeli, twitter'dan yaptığı açıklamada, Bingöl'de şehit olan polislere rahmet diledi.Bahçeli, son günlerde Türkiye'de yaşanan olaylara ilişkin düşüncelerini paylaştığı açıklamada, yaşananların tesadüf olarak görülmemesi gerektiğini söylererek; 'Türkiye korkunç olaylara, akıllara durgunluk veren, gören ve duyan herkesi karamsarlığa iten çalkantılara sahne oluyor. Vatan, bir ucundan diğer ucuna kadar mel'un ve müptezel emellerin hücum ve hışmına uğruyor. Damarlarında tarihin nabzı atmış, çağlara Türk-İslam mührünü vurmuş büyük bir ecdadın ahfadı şiddet aracılığıyla teslim alınmak isteniyor. Şehirlerimiz yanıyor, bayrağımız yakılıyor, milli servetimiz yağmalanıyor, insanlarımız arasına düşmanlık tohumları saçılıyor. Bugünlerde yaşadıklarımız hazin bir tesadüf olarak görülmemeli. Çözüm ve barış diyenler teröre ve şiddete hizmet edenlerden başkası değil. Şehitlerimiz arka arkaya geliyor, bayrak parçalanıyor, Atatürk büstleri hedef alınıyor, hain yüzler ise korkusuzca Türkiye’ye meydan okuyor. 26 Eylül günü, polis memurlarımız Fatih Sağır’ı, Mustafa Aslan’ı, Eyüp Emre Kan’ı teröre kurban vermiştik. Dün de, Bingöl Emniyet Müdürü Atalay Ürker ve yanındaki emniyet görevlilerine PKK tarafından şerefsizce suikast düzenlendi. Emniyet Müdürümüz yaralanırken, yardımcısı Atıf Şahin ve koruma polisi Hüseyin Hatipoğlu teessürle ifade ediyorum ki şehit oldular. Şehitlerimize Allah’tan rahmet diliyor, ailelerine ve aziz milletime başsağlığı temenni ediyorum' diye konuştu.'SUSADIĞIMIZ AYDINLIĞA, HASRET KALDIĞIMIZ HUZURA KAVUŞMAMIZI KİMSE ENGELLEYEMEYECEKTİR'MHP lideri Bahçeli, üç gün içinde ülke genelinde 37 kişi çıkan olaylarda hayatını kaybettiğini söyleyerek şunları kaydetti; 'Vahşet diz boyu, katiller acımasız, hükümet gaflet ve dalalet içinde. Yüzü kara, gönlü kir, vicdanı taş gibi katı suçlularla özgürlük, çözüm, barış ve demokrasi konuşanlar millete hesap vereceklerdir. İzlediğimiz acıklı sahnenin perdesi inecektir. Susadığımız aydınlığa, hasret kaldığımız huzura kavuşmamızı kimse engelleyemeyecektir. Sabır, Sırat Köprüsü’ne benzer. Geçmesi zordur, ama sonu hayır, selamet ve güzelliktir. Metanet ermişlerin yüreklerindeki mescit gibidir. Azim ve irade milletin gönlünde yanan bağımsızlık ateşinin kıvılcımıdır. Milli ve müstakim bir duruş, dürüst ve şuurlu bir mizaç, seziş cehdiyle çerçevelenmiş karakter, kararlı bir dil ümitsizliği kefenleyecektir. Çağını ve çevresini aşan dev bir tecessüsün mirasçısıyız. Temiz bir vicdanın, halis bir imanın sahipleriyiz. Bunun için korkuya yer yoktur. Hain projeler ve gayri milli politikalarla paslanmış, büyük oranda yabancı tasallutu altında bulunan güruha geleceğimizi rehin bırakamayız. Türkiye’yi çerden çöpten temizlemek, milli birlik ve dirlik ruhunu tekrar canlandırmak manevi bir sorumluluk, tarihi ve insani bir görevdir. Merhum vatan şairimiz Mehmet Akif’in şu dizeleri sanki bugünler için söylenmiş dev bir çağrı, kutlu bir davettir: Ki dinlemezseniz elbette mahvolur millet. Sizin felâketiniz: tarumar olan vahdet. Eğer yürekleriniz aynı hisle çarparsa, eğer o his gibi tek bir de gayeniz varsa, düşer düşer yine kalkarsınız, emin olunuz. Demek ki birliği te'min edince kurtuluruz, o halde vahdete hail (engel) ne varsa çiğneyiniz! Bu ayrılık da neden? Bir değil mi her şeyiniz? Birlik çeşmesinden içenler rahmete, tefrika zehrinden beslenenler azaba düşecektir. Mutlaka, tarihin doğru tarafında duranlar kazanacaktır.'DHA
Reklam
Başbakan Davutoğlu: 'Katliamlara Sessiz Kaldığımızı Söyleyenler Müfteridir'
Başbakan Davutoğlu, 'Türkiye ile IŞİD arasında işbirliği varmış gibi gösterilerek katliamlara Türkiye'nin sessiz kaldığını söyleyenler müfteridir' dedi.MALATYABaşbakan Ahmet Davutoğlu, 'Her bir vatandaşımıza şunu aşılamaya çalıştık, ‘Biz tarihte özneydik, gelecekte de özne olacağız’. Bizi kimse edilgen kılamaz, bizi kimse pasif konumda tutamaz, eleştirebilir, mertçe mücadele edebilir, ama dönüp de ‘Sen benim oyunumun parçası olacaksın’ deme cüretini kimse gösteremez bize' dedi.Başbakan Davutoğlu, Malatya'nın sivil toplum kuruluşları temsilcileriyle akşam yemeğinde bir araya geldi.  Yemek sonrası STK temsilcilerine seslenen Davutoğlu, Malatya’da karşılaştıkları muhabbetle büyük bir huzur bulduklarını ve gördükleri destekle de geleceğe dönük güvenlerinin arttığını dile getirdi.Gittiği illerde o şehirle ilgili bir tanımlama yaptığını ve Mardin’e “Medeniyetimizin büyük Şehri”, Konya’ya “Medeniyetimizin merkez şehri”, İzmir’e “Ufuk şehir”, Bursa’ya “Ulu şehir”, Diyarbakır’a “Mürşit Şehir”, Erzurum’a “Kale Şehir”, Kırşehir’e “Tohum şehir” dediğini hatırlatan Davutoğlu, her birinin tarih içerisinde bir karşılığı olduğunu vurguladı.Davutoğlu, geçen hafta ziyaret ettiği Samsun için “Meşale şehir” ifadesini kullandığını belirterek, “Malatya’yı da gelirken düşündüm, bir çok isim aklımdan geçti ama ‘Destan Şehir’ demek aklıma geldi” dedi.Milletler nesilden nesile aktardıkları kültürel unsurlarla ayakta durduklarını ve o kültürel unsurların millete bir ortak bilinç verdiğini dile getiren Davutoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:“Eski köy odalarında Anadolu’nun her yerinde Seyyit Battal Gazi Destanı okutulurdu. Belki tarihi gerçeklik olarak birçok unsuru tartışılabilir ama Battal Gazi üzerinden öylesine bir, şimdi bile dikkat ederseniz çizgi filmlerde Batılılar olmayan böyle tamamıyla sürrealist hiçbir gerçekliği olmayan tiplerle bir bilinç uyandırırlar, aslında köy odalarımız bunu yapardı. Hazreti Ali cenkleriyle, Battal Gazi destanlarıyla sıradan insanda bir bilinç uyandırırlardı. Bu anlamda Malatya bu kimlik sadece Seyyid Battal Gazi değil, destanlaşan birçok ismin mekanı burası. Ama zamanla bence o destanlaşan isimler o halka da bir etik, bir tutum bir tavır zerk ediyorlar, yansıtıyorlar. Gerçekten bu çerçevede ben Malatyalıların ki bugün bir çok vesileyle teşekkür ettim tekrar teşekkür edeceğim çok husus var o destansı kahramanlardan üretilmiş bir ortak kimliği neredeyse var ki hiçbir şeyden yılmayan bir Malatyalı kimliği var benim zihnimde.”Malatyalı’yı düşündüğünde aklına ne kadar zorluk olursa olsun aşıp geçme iradesine sahip hiçbir şeyden yılmayan korkmayan, boyun eğmeyen, inandığı yolda kararlı bir şekilde giden bir kültürün aklına geldiğini söyleyen Davutoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:“Biraz bugün yine konuşmamda daha tabi soyut olarak ifade ettim ama biraz daha detaya inmek bağlamında, tarihi kimliğimiz itibarıyla ‘Seyyitlerle Horasan erenlerinin sentez edildiği yer’ dedim, bilmiyorum dikkat çekti mi? Çünkü Malatya daha Hicri 40’lı yıllarda fethedilmiş ashabın ayağının değdiği bir topraktır, tabiinin ayağının değdiği bir topraktır. Bu anlamda sadece Seyyid Battal Gazi açısından değil seyyitlerin toprağıdır bir irfan, hikmet, inanç merkezidir ve o asırlar boyu da Bizans’la İslam arasında el değişmiştir. Dolayısıyla direnmeyi, direnip tekrar kazanmayı bir bilinç olarak kültüre yerleştirmiştir.”'Biz tarihte özneydik, gelecekte de özne olacağız'Malatya’nın nihai fethinin de Malazgirt Savaşı’ndan 14 yıl önce gerçekleştiğini hatırlatan Davutoğlu, şunları söyledi:“Yine biraz el değiştirdi ama sonra öyle bir kültürel kimlik buraya nüfuz etti ki bir tarafta İslam inancının köklü birikimiyle hem tasavvufi, hem ilmi birikimi yan yana iç içe buradaki dini kültür ve medeniyet kimliğini dokudu. Sadrettin Konevi’den, Muhiddini İbn-i Arabi’den gelen bir çizgi, öbür tarafta köklü medrese geleneğinin içinde olduğu ilim geleneğinin Niyazi Mısri’den günümüze kadar gelen ve yakın dönemde de hiç şaşırtıcı bir şey değildir ki bu kimlik siyasette, bilim hayatında tamamıyla özne olma iradesine sahip olan iş hayatında Malatyalıları çıkardı. Ben şu tabire büyük önem veririm ve bizim şu anki mücadelemizi de bununla izah ederim, Türkiye Cumhuriyeti Devleti olarak ve milletimiz itibarıyla tarihte özne olmak, yani tarihi akış gidiyor bir yere doğru ‘ben bunu seyredeyim’ dememek. Ya da tarihi akış giderken bir şekilde ‘ona sürüklenip gideyim’ dememek, önüne çıkıp ‘tarihi akış bu yönde değil de şu yönde gitmeli’ diye irade sergileyebilecek özgüvene sahip olmak. Bizim 12 yılda gerçekleştirmek istediğimiz temel şey, birçok devrim yaptık, birçok büyük dönüşümler gerçekleştirdik ama en önemli şey şu oldu, her bir vatandaşımıza şunu aşılamaya çalıştık, ‘Biz tarihte özneydik, gelecekte de özne olacağız’. Bizi kimse edilgen kılamaz, bizi kimse pasif konumda tutamaz, eleştirebilir, mertçe mücadele edebilir ama dönüp de ‘Sen benim oyunumun parçası olacaksın’ deme cüretini kimse gösteremez bize. Farklı oyunlar, farklı hedefler üzerinde tartışılabiliriz.”Kendisinin Malatyalılık da bu özü gördüğünü ve kendisini Malatya’ya özel bir şekilde yakın hissettiğini dile getiren Davutoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:“O direnç ve kimlik hep olmuştur yani Turgut Özal’ın Türk siyasetinde açtığı çığır o özne olma çabasının bir şeyiydi. İlk sivil cumhurbaşkanı Malatya’dan çıktı. Aynı şekilde ilim hayatında da ‘Sait Hocalar’ diye bizim yakından takip ettiğimiz üç Sait hocanın birbirleriyle olan ilişkisi Malatya kültüründeki o şeyleri hep hala tatlı bir tebessüm hem de güzel bir hatıra olarak anılır. Hamido nesne olabilir mi? Hamido, Hamido’ydu, bizim gençliğimizde Malatya derken Hamido diye bir yiğit akla gelirdi. Yani hiçbir şekilde bir şey empoze edilemeyecek kadar yürekli, ayakta, kararlı yaptığı, aldığı kararları yürütme iradesine sahip. Ya da Ahmet Kaya bir sanatçı olarak boyun eğdirilebildi mi, ya da edilgen kılınabildi mi?”Malatyalı’nın temel özelliğinin tarihi birikiminden gelen hür iradesi olduğunu söyleyen Başbakan Davutoğlu, bugün Malatya’da bu iradeyi bir kez daha gördüğünü dile getirdi.Halkın ilgisi nedeniyle valilik önünde bir kez daha miting yaptıklarını hatırlatan Davutoğlu, “Orada gördüğümüz muhabbet aslında yine hem Malatya’nın AK Parti’ye ve bizlere duyduğu muhabbetin bir yansımasıydı ama aynı zamanda ben gizli bir sesi de orada hissettim, son üç dört gün içinde yaşananlara Malatyalı ortak bir tepki verdi” dedi.Malatya’ya olayların hiç yaklaşamadığını belirterek tebrik eden Davutoğlu, Malatya’nın sosyal dokusunun iç içe geçmiş son derece sağlam bir doku olduğunu vurguladı.Davutoğlu, şunları söyledi:“Bu provakatörlerin nüfuz etmeye bile niyet edemedikleri bir yapı ama aynı zamanda Malatyalı duruşuyla, vakarıyla bir anlamda da şunu söylemiş oldu bütün Türkiye adına, ‘Biz burada nasıl seyitlerle Horasan erenlerini buluşturmuşuz ve bu sentez buralarda oluşmuş, bir taraftan bütün Ortadoğu’dan o irfan kültüründen gelen Seyit geleneğinin içinde, bir taraftan da Horasan erenleriyle gelen Türk-Kürt her unsur burada böyle güzel bir barış harmanı oluşturmuş, bu harmanı korumak lazım’. Ben bunun bugün korunmuş olduğunu görmekten büyük bir mutluluk duydum.”“Şimdi bizim vazifemiz esas itibarıyla hem Türkiye’de hem Malatya’da bu özne olma iradesini ayakta tutmak” ifadesini kullanan Davutoğlu, şöyle devam etti:“Nasıl ‘Turgut Özal cumhurbaşkanı olamaz’ dediler, Turgut Özal cumhurbaşkanı olduğunda, Allah rahmet eylesin, neredeyse köşkü ona dar etmeye çalıştılar ve selam vermemeye çalıştılar, onu oraya hapsetmeye çalıştılar, Sayın Cumhurbaşkanımız için de bu sefer halk tarafından doğrudan seçilmiş ilk cumhurbaşkanı olarak bu sene yine ‘Konuşmayacağız’ dediler hatırlarsanız ana muhalefet partisi. Bir tek ‘Savaş olursa konuşurum’ dedi, hatırlarsanız. Halbuki halkın iradesiyle tertemiz bir seçim yapılmış, bu irade tertemiz sandığa yansımış, bu iradeye saygı duyacaksınız, siz saygı duymazsanız bu millet saygı duymayı size öğretir. Bu irade Anadolu, Rumeli, Trakya tüm bu topraklarda üreyen kararlı bir irade. İşte eğer o zaman Turgut Özal pes etseydi bugün bu cumhurbaşkanlığı seçimini bu kadar kararlı bir şekilde yapmamız da zor olabilirdi. Malatyalılar pes etmedi, Türkiye pes etmedi, etmeyecek.”DHA
Polisleri Şehit Eden Teröristlerin Kimlikleri Belirlendi
Saldırganlardan Emin Ekinci'nin 15 yaşında olduğu ve bu yılın Mart ayında örgüte katıldığı belirtildi. Bingöl'de dün akşam PKK'lıların düzenlediği Emniyet Müdür Yardımcısı Atıf Şahin ile Başkomiser Hüseyin Hatipoğlu'nun şehit olduğu İl Emniyet Müdürü Atalay Ürker ve polis memuru Uğur Atlı'nın yaralandığı saldırıyı gerçekleştirdikten sonra kaçarken güvenlik güçleriyle girdikleri çatışmada öldürülen 4 kişinin cesetleri otopsi yapılmak üzere Elazığ Fırat Üniversitesi Hastanesi morguna getirilip otopsi yapıldı. Güvenlik güçleriyle girdikleri çatışmada öldürülen saldırganların kimlikleri de belirlendi. Bu kişilerin Bingöl'ün Karlıova İlçesi Milli Eğitim Müdürlüğü'nde memur olarak çalışan 46 yaşındaki Ali Bozan, Şanlıurfa'nın Viranşehir İlçesi nüfusuna kayıtlı 22 yaşındaki 'Bahoz' kod adlı Ramazan Özmaskan ile Muş nüfusuna kayıtlı 15 yaşındaki 'Kendal' kod adlı Emin Ekinci ve 'Ciya' kod adlı Şahabettin Naş, olduğu belirtildi.15 yaşındaki Emin Ekinci'nin bu yılın mart ayında örgüte katıldığı tespit edildi. Öldürülen Ali Bozan'ın ise Karlıova İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü'nde memur olarak görev yaptığı ve kırsal kesimden gelen 3 PKK'lıya yardım ettiği kaydedildi. Polis kayıtlarında Ali Bozan'ın daha önce PKK'ya yardım ve yataklıktan çok sayıda kaydı bulunduğu öğrenildi.BİNGÖL VALİLİĞİ: 7 ŞÜPHELİ GÖZALTINDABingöl Valiliği, dün gece 2 polisin şehit olduğu olaylarla ilgili yaptığı yazılı açıklamada 7 kişinin gözaltına alındığını belirtti.Emniyet Müdürü Atalay Ürker ile beraberindekilere Yenişehir Mahallesi Selahattin Kaya Caddesi (Hükümet) ile Yeşim Sokağın kesiştiği noktada PKK/KCK terör örgütü mensuplarınca uzun namlulu silahlarla saldırı yapıldığı belirtildi. Saldırının ardından araçla kaçan şüphelilerin yakalanması için çalışma başlatıldığı belirtilen açıklamada şöyle denildi: 'Genç ilçe girişini kapatan emniyet ve Jandarma görevlilerimiz ile 12 AR 900 plakalı araçta bulunan ve olaya karışan PKK/KCK terör örgütü mensupları arasında çıkan çatışmada; 'Bahoz Amed' kod adlı R.Ö (22), 'Kendal Serhat' kod adlı E.E (15), A.B (46) ile kimliği belirsiz bir PKK/KCK terör örgütü mensubu olmak üzere toplam 4 örgüt mensubu şahıs ölü olarak ele geçirilmiştir. Şahısların üzerlerinde yapılan aramada 2 kaleşnikof marka silah ve bu silahlara ait çok sayıda mermi bulunmuştur.'Açıklamada olay sırasında bir kişinin araçtan inerek karanlıktan faydalanarak kaçtığı, yaşanan çatışma sırasında yoldan geçen bir araç sürücüsünün de yaralandığı kaydedildi. Valilik, saldırıyla ilgili bağlantısı bulunduğu değerlendirilen 7 kişinin de gözaltına alındığını açıkladı.Gülbin YILDIZ/ ELAZIĞ, (DHA)
Reklam
Antalya Altın Portakal Film Festivali Başladı
Antalya Büyükşehir Belediyesi’nce bu yıl 51’incisi düzenlenen Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali’nin açılış gecesi, Antalya EXPO Center’da düzenlenen kırmızı halı töreniyle başladı. Yeşilçam’ın Haldun Dormen, Yusuf Sezgin, Eşref Kolçak, Yılmaz Köksal, Yusuf Sezgin, Gülsen Tuncer gibi ünlü isimleri davetlilerle birlikte yürüdü.'SANATTA ÖZGÜRLÜK’Yeşilçam’ın unutulmaz iki kadın ismi Filiz Akın ve Fatma Girik, açılış gecesinde kırmızı halıdan el ele yürüyerek geçti. Akın, Antalya Altın Portakal Film Festivali’nin 51’inci yılıyla birlikte Türk sinemasının 100’üncü yılının kutlandığını hatırlatarak, 'Çok onurluyum, gururluyum' dedi.Festivalin düzenlendiği ilk yıl da Antalya’da olduğunu hatırlatan Akın, 51’inci festivalde sansür bağlamında ortaya çıkan tartışmalara ilişkin de 'Sanatta özgürlük' dedi. Akın, Kobani’ye destek eylemlerinde yaşanan şiddet olaylarını ise 'Gönül ister ki barış ortamında ve huzur içinde olsun. Birtakım üzücü olaylar yaşıyoruz. Sanat hepsinin üstesinden gelecektir eminim. Uzlaştırıcı olacaktır diye düşünüyorum. Bu tür olaylar sadece sanata değil her şeye gölge düşürüyor' diye konuştu.'SANSÜRE KARŞI YÜRÜYÜŞTE 4 KİLO VERDİM’Fatma Girik, yeniden Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde olmanın açılışında bulunmanın hoş bir duygu olduğunu belirterek, '57 senedir film çekiyorsun ve hala Filiz Akın’sın, Fatma Girik’sin. Hala kırmızı halıda yürüyor, bunu yaşıyoruz' dedi.Girik, festivaldeki sansür tartışmalarına ise 'Ben sansüre karşıyım. Gençliğimde senelerce Ankaralara yürüdük. 3.5, 4 kilo zayıfladık. Sansür yeniden hortladıysa ne kadar kötü bir şey. Ben buraya genç arkadaşlar için geldim. Biraz da onlara destek olmak için buradayım' diye konuştu.Fatma Girik, Kobani olaylarına ilişkin de 'Dışarıda bunlar olurken burada böyle lay lay lom olmuyor. Sanat her şeyin üstesinden gelecek. Hangi kadın, hangi canlı ister böyle bir şey olsun' diye konuştu.Leman Sam’ın Kurban Bayramı’nda attığı tweet’i de hatırlatan Girik, 'Leman Sam bir şey söyledi. Kadına neler söylediler. Böyle hoş değil ki bunlar. Yani nedir, neyi paylaşamıyorsun ki' dedi.'FESTİVAL HUZUR İÇİNDE GEÇSİN’Antalya Altın Portakal Film Festivali Ulusal Uzun Metraj Jüri Başkanı Yılmaz Erdoğan da diğer jüri üyeleriyle birlikte geceye katıldı. Kırmızı halıda soruları cevaplandıran Erdoğan, şöyle konuştu: 'Ülke o kadar zor bir yerden, yine zor bir zamandan geçtiği için memleketimizin en önemli sorununun şu anda sinema ya da festival olmadığını bilerek konuşmak geliyor içimden. Dolayısıyla bir an önce sokaklarımıza huzurun gelmesini diliyorum. Festivalin de aynı huzur içinde geçmesini diliyoruz bütün arkadaşlarla beraber.'Erdoğan, festivalde yaşanan sansür tartışmalarının jüri üyeliklerinden istifayı getirdiğinin hatırlatılması üzerine 'Herkesin istediği tavrı koyma hakkı var. Bu hakkı kullanan arkadaşlar var. Bunu istifa eden arkadaşlara sormanız gerekir' dedi.FESTİVAL YAPILMAYA DEVAM ETMELİUlusal Uzun Metraj’ın bir diğer jüri üyesi Ebru Ceylan, ülkenin içinde bulunduğu durumun zaten çok moral bozucu olduğunu belirterek, 'O yüzden özellikle festival küçük sorunları dert etmeden çok büyük sorunların yanında her zamanki gibi yapılmaya devam etmeli. Tam da böyle bir zamanda yapılmaya devam etmeli gibi geliyor bana' diye konuştu.'PERDE İNMESİN’Geceye eşi Ebru Türel’le birlikte katılan Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı Menderes Türel, kırmızı halıda, 'İnsanların özellikle sanatın birleştirici gücüne en çok ihtiyaç olduğu bir dönemdeyiz. Dolayısıyla biz bugün ‘Perde inmesin’ dedik. Bu önemli etkinliği devam ettirmeye karar verdik' dedi. Türel, Türkiye’nin sanatçıların birlik, beraberlik ve barış mesajlarına ihtiyaç olduğunu belirterek, festivalin bu açıdan çok büyük bir fırsat sunduğunu söyledi.Emre BAYLAN - DHA
Okyanuslardaki Asit Derecesi Gıda Zincirini Tehdit Ediyor
Bilim insanları, denizlerdeki asit oranının sanayi çıktısının artmaya başladığı son 20 yılda yüzde 26 arttığını belirtti. Okyanuslardaki asit derecesinin normale dönmesi için binlerce yıl gerektiği ifade edildi.Birleşmiş Milletler (BM) Biyolojik Çeşitlilik Toplantısı için Güney Kore'de bir araya gelen bilim insanları, küresel ısınma nedeniyle okyanuslardaki asit derecesinin önemli ölçüde arttığını belirtti. 20 yıl öncesine oranla asit derecesinin yüzde 26 yükseldiğini belirten araştırmacılar, bu oranın okyanuslar tarafından emilen karbondioksit oranını yansıttığını ifade etti.Atmosfere salınan ve okyanus ile denizler tarafından emilen karbondioksit, asitlik derecesini artırarak mercanlar, kabuklu canlılar ve kalsiyum üreten diğer organik canlılar üzerinde olumsuz etki gösteriyor.Bilim insanları, bu canlıların okyanuslardaki gıda zinciri için hayati önem taşıdığına dikkat çekti. Yapılan açıklamada, 'insan üretimi karbondioksitin 50-100 yıl içinde denizlerdeki canlılar ve ekosisteme daha fazla zarar vereceği ve denizlerden elde edilen gıda ve hizmetlerin azalacağı' ifade edildi.Geri dönüşüm binlerce yıl gerektirecekPyeongchang kentinde düzenlenen toplantıda 30 uzman tarafından sunulan 102 sayfalık rapor, geçmişteki yüzlerce araştırmanın değerlendirilmesiyle hazırlandı. Okyanus ve denizlerdeki pH seviyesinin, ABD'nin kuzeybatısındaki kabuklu deniz canlısı çiftliklerine kadar birçok bölgede etkisini gösterdiği belirtildi.Okyanuslardaki pH seviyesinin normale dönmesinin binlerce yıl alabileceğini vurgulayan araştırmacılar, 56 milyon yıl önce yaşanan ve Paleosen-Eosen Termal Maksimum olarak adlandırılan kitlesel ölümü örnek gösterdi. Fosil kayıtları, organizmaların yeniden çoğalması için asit oranının 100 bin yıl sonra normale döndüğünü ortaya koymuştu.Araştırmacılar, yaklaşan tehlikeye karşı özellikle sıcak denizlerin tehdidi altında olan tropikal mercan kayalıklarının korunması gerektiğini belirtti. Yaklaşık 400 milyon insanın, bu tür yaşam alanları sayesinde hayatta kalabildiği vurgulandı.Küresel ısınmanın okyanuslar üzerindeki etkileri hakkında birçok çalışma yapmaları gerektiğini belirten araştırmacılar, artan pH seviyesinin bazı türler için olumlu olurken diğerlerini yok edebileceğine de dikkat çekti. Okyanuslardaki kimyasal değişimin ise atmpsfer sıcaklığını daha da artırabileceğinden endişe ediliyor Al Jazeera
'Ne Verdiysek Verdik. İşi Bitirdik mi, Sen Ona Bak'
IŞİD’in elindeki 49 rehinenin 101 günlük esaretin ardından serbest bırakılması hakkında daha önce, ‘Diplomasi ve siyasi pazarlığın zaferi’ sözleriyle ‘takas’ yapıldığını dolaylı olarak doğrulayan Cunhurbaşkanı Erdoğan bu kez de, “Ne verdiysek verdik. İşi bitirdik mi, sen ona bak” diye konuştu.‘Onların dolduruşuna gelseydik şu anda 49 vatandaşımız olmayabilirdi’Karadeniz Teknik Üniversitesi (KTÜ) akademik yıl açılış töreninde konuşan Erdoğan, Musul Başkonsolosluğu’na baskın düzenleyen IŞİD’in 46’sı Türkiye vatandaşı 49 kişiyi rehin almasının ardından bazı partilerin, ‘Hükümet niye Irak’a Suriye’ye girmiyor?’ dediğini hatırlattı.“Onların dolduruşuna gelmiş olsaydık şu anda 49 vatandaşımız olmayabilirdi” diyen Cumhurbaşkanı, IŞİD’in canice tavırları nedeniyle soğukkanlı davranmaları gerektiğini savundu.‘İşi bitirdik mi, sen ona bak’Rehine krizinde hükümetin politikasını eleştirenlere, “Bunların sırtında yumurta küfesi yok” sözleriyle yüklenen Erdoğan, 49 rehine karşılığında IŞİD üyelerinin serbest bırakıldığı iddiaları hakkında şunları söyledi: “102 günün sonunda 49 kardeşimizi oradan kurtarmış olduk. Efendim nasıl kurtardınız? Ne verdiniz? Ne verdiysek verdik. İşi bitirdik mi, sen ona bak”49 rehineye karşı 180 IŞİD militanı mı?Türkiye’nin IŞİD’in 101 gün rehin 49 konsolosluk çalışanı karşılığında aralarında iki İngiliz vatandaşının da bulunduğu 180 IŞİD üyesini serbest bıraktığı iddiası üzerine, Britanya’nın Türkiye’den açıklama beklediği belirtilmişti.İlk olarak Taraf gazetesinin ortaya attığı, ardından İngiliz gazetesi Times’ın manşetine taşıdığı habere göre, Türkiye Musul Konsolosluğu’nda rehin alınan 49 kişinin serbest bırakılması için IŞİD’le masaya oturmuş ve aralarında çok sayıda militanın da bulunduğu 180 örgüt mensubunu serbest bırakmıştı.Taraf, takasın Van üzerinden otobüslerle gerçekleştirildiğini öne sürerken, Times da elinde takas listesinin bulunduğunu ve serbest bırakılan militanlar arasında Batılı ülkelerin pasaportlarını taşıyan çok sayıda kişinin olduğunu yazmıştı.Diken
Reklam
Yasin Aktay: 'Kobani'de Trajedi Yaşanmıyor'
AKP Genel Başkan Yardımcısı Yasin Aktay , Kobanê'de sivillerin kalmadığını ve ortada bir trajedi bulunmadığını söyledi.BBC'ye konuşan AKP Genel Başkan Yardımcısı Yasin Aktay, 'Kobani'de sivil olmadığını, sivillerin Türkiye'ye geldiğini, ortada bir trajedi bulunmadığını, iki terörist örgütün savaştığını' söyledi.BM Özel Temsilcisi De Mistura ise, yüzlerce kişinin hâlâ kentin içinde olduğunu, 10 bin ila 13 bin arasındaki kişinin de yakınlarda olduğunu belirterek, Türkiye'nin, IŞİD'e karşı kenti korumak isteyen gönüllülerin Suriye'ye geçişine izin vermesini istedi.T24
iCloud'dan Sonra, Snapchat de Hacklendi!
iCloud faciası daha hafızalardan yeni silinmişken şimdi de fotoğraflı sohbet uygulaması olan Snapchat hacklendi veiCloud'da olduğu gibi  ünlü isimlerinde bulunduğu çıplaklık içeren fotoğraflar internete sızdırılmaya başlandı.Bu olayla birlikte Snapchat fotoğrafları anlık olarak aktarmadığı bu fotoğrafları veritabanında sakladığı da ortaya çıkmış oldu.Armood
İşte Kazanın Perde Arkası
Michael Schumacher'in oğlu Mick, 'Babam yavaş yavaş uyanmaya başladı' dedi. Kazayla ilgili bir gerçek de ortaya çıktı.Uzun bir süredir yaşam mücadelesi veren Michael Schumacher ‘den iyi haber geldi. Fransa Alpleri’nde geçirdiği kayak kazasının ardından komaya giren ve hastanede 254 gün komada kaldıktan sonra rehabilitasyona alınan efsane Formula 1 pilotunun tedavisine evinde devam edilmeye başlanmıştı.Fransız gazeteci Jean-Louis Moncet bugün gündeme bomba gibi düşen bir açıklama yaptı. Schumacher’in oğlu Mick ile konuştuğunu söyleyen F1 uzmanı Moncet, “Önceki gün Michael’ın oğluyla karşılaştım. Bana babasının yavaş yavaş uyanmaya başladığını söyledi” dedi.Kazaya dair bazı detayları da öğrendiğini dile getiren Moncet, Schumacher’in komaya girmesinin kafasını taşa çarpmasından değil, kaskındaki kameranın aparatından kaynaklandığını, beyne asıl zararı onun verdiğini söyledi.Açık Mert Korkusuz
Reklam
İstanbul'da Polis Müdahalesi
İstanbul Şişli'de Kobani'de yaşananlar için eylem yapan grup Taksim'e yürümek isteyince çevik kuvvet ekipleri gruba müdahale etti.Müdahalenin ardından eylemciler gözaltına alınırken, bir başka grup polise havai fişeklerle saldırdı. Polis ekipleri gaz bombası kullanarak göstericileri dağıtmaya çalıştı. Slogan atarak Şişli Camii'nin arkasındaki parkta oturma eylemi yapan grup, saat 18.45 sıralarında Taksim'e yürümek isteyince çevik kuvvet ekipleri önlerini kesti. Eylemciler ile polis arasında arbede yaşandı. Polis gruba biber gazı sıktı ve plastik mermi kullandı. Çok sayıda eylemci yaka paça gözaltına alındı. Sıkılan biber gazından polislerin de etkinlendiği görüldü. Gözaltına alınanlar araçlara götürülürken bu sırada Abide-i Hürriyet Caddesi'nden bir grup polise havai fişeklerle saldırıda bulundu. Gözaltına alınanlar emniyete götürüldü.İSTANBUL (CİHAN)
AB İlerleme Raporu'ndan: Türkiye'de LGBTİ'lere Karşı İşlenen Suçlar Cezasız Kalıyor
AB'nin Türkiye’ye yönelik analiz, talep ve önerilerinde LGBTİ haklarına ilişkin vurgu, özellikle ayrımcılık ve istihdam alanlarında arttı.Avrupa Birliği’nin 2014 yılı Türkiye İlerleme Raporu, LGBTİ hakları odağını genişletti. Raporda, 'işlenen suçların cezasız kalmasına', 'nefret cinayetlerinin faillerinin ceza indirimlerinden yararlanmasına', 'cinsel yönelimi nedeniyle işten atılan kamu görevlilerine', 'trans geçiş sürecinde yaşatılan ihlallere' ve 'ayrımcılığa karşı hiçbir yasal ve politik korumanın olmamasına' özellikle dikkat çekildi.Avrupa Birliği’nin; Türkiye ile ilişkileri, üyelik kriterleri açısından ekonomik ve politik durumunun analizini ve Türkiye’nin üyelik yükümlülüklerini yerine getirebilme kapasitesini değerlendirdiği İlerleme Raporu dün Avrupa Komisyonu tarafından kabul edildi.AB’nin Türkiye’ye yönelik analiz, talep ve önerilerinde LGBTİ haklarına ilişkin vurgu, özellikle ayrımcılık ve istihdam alanlarında arttı.Avrupa Birliği İlerleme Raporu’ndan, LGBTİ’lerin insan haklarına ve sivil toplum örgütlerinin yönetişim sistemine katılımına ilişkin alanlarda öne çıkan başlıkları ve konuları kaosGL.org derledi.LGBTİ HaklarıAnayasa Mahkemesi ilk kez bir kararında cinsel yönelime dayalı nefret söyleminin cezai işlem gerektiren bir suç olduğunu bulgulayarak kabul etmiştir.Ülkenin büyük kentlerinde düzenlenen lezbiyen, gey, biseksüel, trans ve interseks kişilerin Onur Yürüyüşleri ve etkinlikleri, toplanma hakkı ihlal edilmeden ve herhangi bir kargaşa yaşanmadan gerçekleşmiştir.Yetkililer takdir haklarını kullanırken, 'genel ahlak', 'Türk aile yapısı', 'ulusal güvenlik' ve 'kamu düzeni' gibi kavramları son derece geniş yorumlamış; bu örgütlenme özgürlüğünün uygulanması önünde engel teşkil etmiştir. İki LGBTİ örgütü, 'genel ahlak'ın böylesi bir yorumu nedeniyle kapatılma tehdidi ile karşılaşmıştır.Lezbiyen, gey, biseksüel, trans ve interseks kişilerin temel haklarına saygı geliştirilmelidir. Yaşam hakkına dair, geçtiğimiz sene 4 transın nefret suçu olduğundan şüphelenilen cinayetler sonucunda öldürüldüğü bildirilmiştir.Nefret suçlarının failleri, mahkemeler tarafından sıklıkla 'haksız tahrik' veya 'iyi hal' indirimlerinden yararlandırılmıştır. Buna ek olarak, farklı cinsel yönelimlerden veya cinsiyet kimliklerinden kişilere karşı işlenen suçlar birçok durumda cezasız kalmıştır. Suçların soruşturma ve kovuşturma aşamalarındaki eksikliklerin yanında, LGBTİ kişilerin şikâyet mekanizmalarını kullanmada isteksiz davrandıkları gözlenmiştir.İşyerinde ayrımcılık vakaları yaşanmıştır. Cinsel kimliklerinin ifşasının ardından, işlerinden atılan kamu görevlilerine ilişkin bildirimlerde bulunulmuştur. Cinsel yönelim temelli ayrımcılığa dair üç dava mahkemelerde görülmeye devam etmektedir. Bir polis memurunun cinsel yönelimi nedeniyle işten atılmasına ilişkin dava duruşma gününü beklemektedir.Trans kişiler cinsiyet değiştirme operasyonlarından sonra bürokratik sorunlarla ve sağlık hizmetlerine erişimde ayrımcılıkla karşılaşmaktadır. LGBTİ seks işçileri, 'genel ahlak' veya 'toplum sağlığını' koruma gerekçesi ile polis şiddetine, idarenin keyfi müdahalelerine, cezalara ve ayrımcı tedbirlere maruz bırakılmaktadır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin, bir eşcinsel erkeğin 2012 yılında Türkiye’de hapishanede gördüğü işkence ve kötü muameleye dair şikayetine ilişkin kararının gereği, Türk makamlarınca henüz uygulanmamıştır (X, Türkiye’ye karşı davası).Türk Silahlı Kuvvetleri disiplin sistemi, eşcinselliği 'doğa dışı' olarak tanımlamaya ve 'düşük ahlaklı' personele ihraç öngörmeye devam etmiştir. TSK’nın Sağlık Yeteneği Yönetmeliği, eşcinselliği ve transseksüelliği 'hastalık' olarak ifade etmeyi sürdürmektedir.YasamaTBMM’nin iki ana işlevi olan 'yasa yapma' ve 'yürütmenin denetimi', siyasi partiler arasında sürüp giden diyalog eksikliği ve partiler arasında uzlaşma niyetinin olmaması nedeniyle aksamaktadır. Yeterli hazırlık yapılmadan, Meclis içinde yeterince tartışılmadan, iktidar partisince diğer siyasi partiler ve sivil topluma danışılmadan önemli kanunların yasalaşması geleneği sürmektedir.AnayasaSivil toplum ve işveren örgütleri, siyasi partiler arasında 170 civarı maddeden sadece 60’inde uzlaşma sağlanabilmesi nedeniyle duran 'yeni anayasa' sürecinin sürmesine ilişkin taleplerini ve iradelerini ortaya koymaktadır. Oysa yeni anayasa süreci; Türkiye demokrasinin gelişmesi, güçler ayrılığı ilkesinin denge-denetleme mekanizmalarının tesisi ile güvenceye alınması; ve böylece hukukun üstünlüğü ile insan hak ve özgürlüklerine saygının güçlendirilmesi için en geçerli ve güvenilir kulvarlardandır. Ayrımcılık ile MücadeleCeza Kanunu’nun ekonomik etkinliklerde ve istihdamda ayrımcılık ve nefret içerikli uygulamaları yasaklayan 122. maddesinde yapılan değişikliğe rağmen hâlâ cinsel yönelim, cinsiyet kimliği ve etnik köken temelli ayrımcılığa karşı herhangi bir yasal koruma mevcut değildir.Ayrımcılık ile Mücadele ve Eşitlik Kurumu’nun kurulmasına dair yasa taslağı Başbakanlık’ta beklemektedir. İlk taslaktan, cinsel yönelim veya cinsiyet kimliğine dayalı ayrımcılık referansı kaldırılmış idi. Ayrımcılık mevzuatında cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği temelli ayrımcılığa yönelik referans özellikle içerilmelidir.Kişisel Verilerin KorunmasıKişisel verilerin korunmasına ilişkin, AB standartlarında ve kapsamlı bir kanunun yürürlüğe girmesi ve bağımsız bir denetleyici kurumun tesis edilmesi birincil öncelikli konulardandır. Söz konusu kanun, AB ile Türkiye arasındaki yargı-kolluk işbirliğinin artırılması için önkoşuldur.Kamu YönetimiTürkiye’nin, kamu yönetimi reformu için halihazırda bir stratejik çerçevesi ve reformu yüklenecek bir kurum bulunmamaktadır. Bakanlıkların, düzenleyici yetkili kurumlar üzerindeki vesayeti sürmektedir.Kamu DenetçiliğiKamu yönetimi, sadece 5 olayda Kamu Denetçiliği Kurumu’nun (Ombudsman) tavsiyeleri doğrultusunda harekete geçmiştir. KDK, kişilerin haklarına ilişkin farkındalık artırma çalışmalarını pro-aktif rol oynayarak artırmalı, sivil toplumun kuruma ilişkin güvenini sağlamlaştırmalıdır.Sivil ToplumSivil toplumun gelişmesi sürmüştür. Karar alma ve yasama mekanizmalarında sivil toplum katılımını temin etmek üzere yapılandırılmış hiçbir mekanizma bulunmamaktadır. Hükümet-sivil toplum, parlamento-sivil toplum arası ilişkiler geliştirilmelidir. Politika düzeyinde, yasama sürecinin bir unsuru olarak ve yönetimin yasama dışındaki faaliyetlerine sivil toplum katılımını temin eden sistematik ve daimi mekanizmalar oluşturulmalıdır.Yasamaya ilişkin ve bürokratik engeller sivil toplum kuruluşlarının mali sürdürülebilirliğine ket vurmaktadır. Kamu yararı statüsü kazanmak ve kaynak geliştirme izni almak üzere yetkililere başvuran sivil toplum kuruluşları, kuruşlar arasında ayrımcılık yapıldığına ilişkin şikayetlerde bulunmuştur.Sivil topluma yönelik kamu fonlarının dağıtımı yeterince şeffaf ve belirli kurallara bağlı değildir. Çok az sayıda sivil toplum kuruluşu, karmaşık ve belirsiz kriterler doğrultusunda karar alan Bakanlar Kurulu’nun izni ile kamu yararı statüsü elde etmiş ve vergi avantajından yararlanır durumdadır. Sivil toplum kuruluşlarından yüzde 1’den azı kamu yararı statüsüne haizdir. KDV muafiyeti prosedürünün, hak temelli sivil toplum kuruluşlarına yarattığı külfet devam etmektedir.Yargı Sistemi ve Temel HaklarTemel haklar alanında karışık bir görünüm izlenmektedir.Alanda, cinsiyet eşitliğini sağlamak üzere önemli değişiklik yoktur. Yargı mensuplarının dörtte bire yakını kadındır; kovuşturma ve yönetim kadrolarında ise daha da az temsil edilmektedirler.Adli yardım sistemi hakkında benimsenmiş bir genel strateji ve mevcut durumu gözden geçirmeye yönelik bir politika mevcut değildir. Adli yardımın kapsamını ve kalitesini izleyecek ve artıracak önlemler gerekmektedir. Kırsal bölgelerde ve dezavantajlı toplumsal kesimlerin üyeleri arasında adli yardım sistemine ilişkin farkındalık düzeyi sınırlı kalmıştır. Bu duruma, yargı sistemi üyeleri arasında cinsiyet eşitliğine ilişkin düşük düzeydeki farkındalığın eşlik etmesi sonucunda, kadınların adalete ve yargı hizmetlerine erişimindeki engelleri çoğalmaktadır.Türkiye, uluslararası insan hakları kuruluşlarına ilişkin olarak, Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi’nin opsiyonel protokolü ile Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 4,7 ve 12 numaralı ek protokollerini onaylamalıdır.Hükümet tarafından benimsenen ve 14 temel insan hakları alanını kapsayan 'Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi İhlallerinin Önlenmesine İlişkin Eylem Planı'nın tasarı aşamalarına sivil toplum kuruluşları dahil edilmemiştir. Genel bir temel haklar eylem planına hala ihtiyaç duyulmaktadır.Birleşmiş Milletler İşkencenin Önlenmesi Sözleşmesi ek protokolü (OPCAT) gereğince kurulması gereken Ulusal Önleme Mekanizması’nın görev ve yetkileri, hükümet tarafından Türkiye İnsan Hakları Kurumu’na atanmıştır. Kurumun bağımsızlığının güçlendirilmesi ve uzman sayısının artması gerekmektedir. TİHK ayrıca sivil toplum ve paydaşlar arasında insan hakları meseleleri ve kurumun faaliyetleri ile ilgili farkındalığı artırıcı çalışmalarını çoğaltmalıdır.Sivil toplum kuruluşlarının hapishaneleri izlemesine izin verilmemektedir.Kadın hakları ve cinsiyet eşitliği ile ilgili olarak, Ailenin Korunması ve Kadına Yönelik Şiddetin Önlenmesi Kanunu’nun uygulamasında sıkıntılar yaşanmaktadır. Bu kanun, saldırgan partnerlere karşı önleyici hapis tedbirleri getirmektedir. Uygulamanın etkisizliğine, hükümlerinin belirsizliğine, uzmanların yetkinlik düzeyinin ve ev içi şiddet ile ilgili personelin sayısının yetersizliğine ilişkin eleştiriler getirilmiştir. Sivil toplum kuruluşları hedeflerin, göstergelerin, izleme sisteminin ve faaliyetlere ayrılmış bütçenin olmamasına ilişkin üzüntülerini iletmiştir.Ev içi tacizlerin toplum nezdinde kabulü, cinsiyet temelli şiddet vakalarının az sayıda bildirilmesine eşlik etmektedir. Gösterilerde, polis gözetimi altında ve polis araçlarında taciz vakaları ihbar edilmiştir.Eğitim sistemi cinsel konularda ve üreme sağlığı hakkında çok az düzeyde bilgi sunmaktadır.İnsan Hakları ve Azınlıkların KorunmasıTürkiye, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin bütün kararlarını uygulama çabasını sürdürmelidir. Türkiye İnsan Hakları Kurumu’nun özerkliği artırılmalıdır. Eşitliği destekleyen ve ırkçılık, yabancı düşmanlığı, Yahudi düşmanlığı ve hoşgörüsüzlük ile mücadele eden bir yapı kurulmalıdır. İnsan hakları savunucularının çalışmalarına özel dikkat gösterilmelidir. Kolluk kuvvetlerinin işkence ve kötü muamele iddialarına karşı hızlı, tam, bağımsız ve etkin soruşturmaların yokluğu endişe yaratmaya devam etmektedir.Ayrımcılık ile mücadele mevzuatını ve uygulamasını AB müktesebatı ile uyumlu hale getirmek için daha ileri çalışmalara ihtiyaç duyulmaktadır. Mevzuatta cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği temelli ayrımcılığa yönelik referans özellikle içerilmelidir.Azınlıkları ve azınlık gruplardan kişileri hedef alan nefret söylemlerini ve nefret suçlarını önleme ve cezalandırma çabaları sürdürülmelidir.Sosyal Politika ve İstihdamTürk İş Kanunu’nun AB müktesebatına uygun hale gelecek şekilde değiştirilmesi ve ilgili mevzuatın uygulanmasının geliştirilmesi gerekmektedir.Sosyal İçerme ve Sosyal KorumaSosyal içerme alanında, bütünlüklü ve kapsamlı bir politika çerçevesi oluşturma gereği hala devam ediyor. Gelir dağılımında eşitsizlik indeksi (GINI 0,402), AB ortalamasının üzerinde seyretmeyi sürdürüyor. Sosyal destek alıcılarının işgücüne katılmasına yönelik eylemlerin bazı olumlu sonuçlarıyla karşılaşılmıştır; durum, söz konusu politikaların gücünü ve etki alanını artırmak gereğini göstermektedir.T24
Reklam
Malala Yousafzay: 'Nobel'i Haketmiyorum'
Nobel Barış Ödülü'ne layık görülen en genç kişi olan Malala Yusufzay, 'Nobel Barış Ödülü'nü hak etmediğimi söylüyordum. Hala da buna inanıyorum. Ama bu ödülün beni kampanyalarımı sürdürmek ve cesaretlendirmek için verildiğini biliyorum' dediBirmingham'da okuldayken ödülü aldığını öğrenen Malala Yusufzay, düzenlediği basın toplantısında ödüle layık görüldüğü için büyük onur duyduğunu ifade etti. 17 yaşındaki Malala, 'Ayrıca bu ödülü alan ilk Pakistanlı olduğum için gurur duyuyorum' ifadesini kullandı.Ailesine verdiği destekten dolayı teşekkür eden Malala, 'Babam her zaman bana, fazladan birşey vermediğini söyler. Ama babam kanatlarımı hiçbir zaman kırmadı. Babama, kanatlarımı kırmadığı, uçmama izin vererek amaçlarıma ulaşmamı sağladığı için minnettarım' diye konuştu.Ödüle layık görüldüğünü kimya dersindeyken öğrendiğini anlatan Malala, Nobel Barış Ödülü'nü almayı beklemediğini dile getirdi. Öğretmenlerinden birinin sınıfa girerek, Nobel Barış Ödülü'ne layık görüldüğünü kendisine söylediğini kaydeden Malala, 'Bazen duygularınızı ifade etmek çok zordur. Ama büyük onur duydum. Daha güçlü ve cesur hissettim. Ödüle layık görüldüğümü öğrenince okuldan çıkmadım, okul gününü sonlandırmaya karar verdim. Normal bir günmüş gibi davrandım' ifadelerini kullandı.'Bu son değil, başlangıç'Malala ödülün kendisini cesaretlendirdiğini ve bunun kendisi için bir 'son değil başlangıç olduğunu' söyledi. Her çocuğun okula gittiğini ve eğitim aldığını görmek istediğini dile getiren Malala, bu yöndeki kampanyalarını sürdüreceğini vurguladı. Politikacı olmak istediğini kaydeden Malala, sözlerini şöyle sürdürdü:'Nobel komitesinin bu ödülü sadece bana değil, seslerini duyuramayan, söz hakkı olmayan tüm çocuklara verdiğine inanıyorum. Bu çocukları savunuyorum, onların yanındayım. Çocukların kaliteli bir eğitim alma, mutlu bir yaşam sürme hakları var. Bu ödül özellikle onlar içindir. Nobel Barış Ödülü'nü hak etmediğimi söylüyordum. Hala da buna inanıyorum. Ama bu ödülün beni kampanyalarımı sürdürmek ve cesaretlendirmek için verildiğini biliyorum.'Pakistan ve Hindistan Başbakanlarına davetNobel Barış Ödülü'nü, Hindistanlı çocuk hakları savunucusu Kailash Satyarthi ile paylaştığı için büyük onur duyduğunu dile getiren Malala Yusufzay, 'Bu yılki ödülü, biri Pakistan'dan, diğeri Hindistan'dan iki kişi almış oldu. Biri Hinduizme, diğeri ise güçlü şekilde İslamiyete inanan iki kişi. Bu aynı zamanda insanlara, ülkeler ve dinler arası barış ve sevgi mesajı veriyor' diye konuştu.Malala, ödülü paylaştığı Satyarthi ile bugün telefonda görüştüğünü söyleyerek, çocukların eğitim hakları gibi çocuklarla ilgili birçok konuda birlikte çalışma kararı aldıklarını kaydetti. Pakistan ile Hindistan arasındaki ilişkilerin güçlenmesi için katkıda bulunmak istediklerini de ifade eden Malala, bu çerçevede Nobel Barış Ödülü'nün verileceği törene Pakistan ve Hindistan Başbakanlarını davet etti.Malala Yusufzay, 9 Ekim 2012'de okula gitmek için bindiği otobüste saldırıya uğramıştı. Otobüse binen bir Taliban militanı Malala'ya adını sormuş, daha sonra genç kıza üç kez ateş etmişti. Başından yaralanan Malala, saldırıdan 6 gün sonra tedavi için İngiltere'ye getirilmiş, Birmingham'daki Kraliçe Elizabeth Hastanesinde yaklaşık 3 ay kalmış ve kafatasına metal bir plaka yerleştirilmişti. Mart 2013'te taburcu edilen Malala, ailesi ile Birmingham'a yerleşmiş ve tekrar okula başlamıştı.Dünya
ABD: 'Türkiye'den İncirlik'i İstiyoruz'
ABD Savunma Bakanı Chuck Hagel, IŞİD’le mücadelede Türkiye’nin İncirlik Üssü’nü ABD’ye açmasını istedi. Hagel, Türkiye'nin Suriyeli ılımlı muhalif güçlerin eğitimine de yardım edebileceğini söyledi.Güney Amerika’ya 6 günlük seyahate çıkan Hagel uçakta gazetecilere yaptığı açıklamada, Türkiye’nin IŞİD’le mücadeleye verebileceği en büyük desteğin ABD’nin operasyonlarda İncirlik Üssü’nü kullanmasına izin vermek olacağını söyledi. Hagel, Türkiye’den izin çıkması halinde ABD’nin Suriye’ye en yakın NATO üssü olan İncirlik’e çeşitli uçakları konuşlandıracağını ifade etti. ABD Savunma Bakanı, Türkiye’nin IŞİD’le mücadele için askeri kapasitesinin bulunduğunu ve bunun çok ‘değerli’ olduğunu da vurguladı.Güvenli bölge 'aktif bir şekilde değerlendirilmiyor'Savunma Bakanı, Türkiye’nin ılımlı Suriyeli muhalife eğitim ve teçhizat verilmesi konusunda da yardım etmesini istedi. Bu talepleri Türk yetkililerle bu hafta içinde görüştüklerini belirten Hagel, Ankara’nın Suriye içinde güvenli bölge talebinin ‘aktif bir şekilde' değerlendirilmese de Amerikan yetkililerin bu konuda görüş alışverişine açık olduklarını söyledi. Hagel daha önce tampon ya da güvenli bölgenin Washingon'ın planlamaları arasında yer almadığını açıklamıştı.ABD'den güvenli bölge için farklı açıklamalarTürkiye, Suriye içinde güvenli bölge talep ederken bu hafta ABD’den bu konuda birbiriyle çelişen açıklamalar geldi. Pentagon Sözcüsü John Kirby bunun gündemlerinde olmadığını açıkladı. Ancak Dışişleri Bakanı John Kerry ise ‘tampon bölge’ fikrinin incelenmeye değer olduğunu söylemişti.Aljazeera
Sedat Peker'den İlginç Davutoğlu İddiası!
Yeraltı dünyasının ünlü isimlerinden Sedat Peker, kişisel internet sitesinden açıklamada bulundu.MHP yönetimine eleştiriler getiren Sedat Peker, açıklamasında Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun eski ülkücü olduğunu ve okul başkanlığı yaptığını ifade etti.Sedat Peker, MHP yönetimine ilişkin açıklamalarının ardından kendisine eleştiride bulunanlara yanıt verdiği yeni açıklamasında önemli bilgilere yer verdi. Peker, “Başbakan Davutoğlu eski ülkücü ve okul başkanı” dedi.Sedat Peker, açıklamasında şunları söyledi“Sayın Davutoğlu’nun AK Parti’nin başına getirilme sebebi olarak Milliyetçi Hareket Partisi’nin oylarına yönelik bir yol izleyeceklerinin en bariz göstergesi olduğunu söylediğimde ve Sayın Davutoğlu’nun eski ülkücü olduğunu, okul başkanlığı yaptığını yazdığımda bazı detaylı açıklamalar yaptıktan sonra da bu çalışmanın MHP tabanında karşılık bulabileceğini söylediğimde MHP üst yönetimi ve onların yakını olan gazeteciler beni AK Parti’ye el altından çalışmakla suçladılar. Ancak son günlerde kendilerine yakın gazetecilerde köşe yazıların da bu konuya değinip MHP üstü yönetimini dikkatli olmaları konusunda uyarıyorlar.”İnternethaber
Reklam