Er Geç Duyacağınız 20 Masum Kız Yalanı
Bugüne kadar duymadığınız bundan sonra duymayacağınız anlamına gelmez... işte size gaz vermek, sizi dürtmek, sizi kendinize getirmek amaçlı söylenen nispeten masum kız yalanları.
Tottenham Mert Günok İçin Geliyor
Premier Lig ekiplerinden Tottenham, Fenerbahçe'nin yedek kalecisi Mert Günok ile ilgileniyor.Fenerbahçe'de Volkan Demirel'in ardından ikinci kaleci konumunda bulunan Mert Günok'a sürpriz bir talip çıktı.İngiltere Premier Lig ekiplerinden Tottenham'ın 25 yaşındaki kaleciyle yakından ilgilendiği öne sürüldü. Fenerbahçe'de yeteri kadar forma şansı bulamayan Mert'in ise yurt dışından gelen bir teklife sıcak bakabileceği belirtildi.Milliyet
Şırnak'ta 12 Mahalle ve 2 Meydana Kürtçe İsim
Şırnak Belediye Meclisi aldığı karar ile 12 mahalle ve 2 meydana mevcut isimler yerine Kürtçe isimler verdi.Bir mahalleye IŞİD'in saldırıları altında olan Kobani ismi verilirken, Belediye Başkanı Serhat Kadırhan, meydan ve mahalle isimlerini değiştirme isteminin halktan geldiğini belirterek, kararı önümüzdeki günlerde onaylaması için Valiliğe göndereceklerini söyledi.Şırnak Belediye Meclisi, aldığı karar ile kentteki 12 mahalle ve 2 meydanın isimlerini değiştirerek, mahalle ve meydanlara Kürtçe isimler verdi.Belediye Başkanı Serhat Kadırhan, isimleri değiştirme isteminin halktan geldiğini belirterek, şöyle dedi:'Çok yoğun istek vardı bu konuda. Vakıfkent, Aydınlıkevler gibi anlamsız mahalle isimlerinin değiştirilmesini kendilerine has mahalle isimlerinin verilmesini istiyorlardı. Bu konuda daha önce meclis kararı almıştık. Genel anlamda sokak, cadde, meydan ve mahalle isimlerinin değiştirilmesi için bunun ilk adımı olarak mahalle ve iki tane meydan ismini değiştirme çalışması yaptık. Bunun için tamamen mahalle komisyonlarının, muhtarların kendimizin halkla yapmış olduğumuz diyaloglar sonucu onların önerileri doğrultusunda ve istekleri doğrultusunda bu değişiklikleri yani isimleri onların istediği şekilde belirledik. Karar, meclisimizin Cuma günkü toplantımızda geçti. Şimdi bu kararı Valiliğe göndereceğiz.'Bir mahallenin ismi 'Kobani' olacakBaşkan Kadırhan, Vakıfkent Mahallesi'nin adının mahalleliler ve muhtarın yaptığı çalışmalar sonucunda adının Kobani olarak değiştirilmesi talebinin geldiğini de ifade ederek, şöyle devam etti:'Yaklaşık 50 güne varan çok yoğun bir saldırı var Kobani'ye. Mahalle komisyonu ve mahalleli kendi aralarında oturmuş, muhtarda yaptığı çalışmalar sonucunda ortak bir karar alarak bize bu ismi getirdiler. Biz de uygun gördük ve Vakıfkent'in ismini 'Kobani Mahallesi' olarak değiştirdik. Tabii bu konuda resmi kurumların, Valiliğin yani tavrı da önemli olacak. Bu halkın talebi, bizden istediği bir şeydir. Biz de bu taleplere göre değiştirdik. Çözüm süreci de devam ediyor. Bazı yalpalamalara rağmen ama eminim ki süreç dolayısıyla Valilik de veto etmeyecek bu isimleri ve kabul edecektir.'Şırnak'ta, Belediye Meclisinin aldığı karar ile Yeni Mahalle'nin adı 'Cudi', İsmetpaşa'nın adı 'Herekol', Gazipaşa'nın adı 'Fareşin', Vakıfkent'in adı 'Kobani', Bahçelievler'in adı 'Gabar', Atatürk Mahallesi'nin adı 'Çırav', Yeşilyurt'un adı 'Botan', Gündoğdu'nun adı 'Rojhilat', Dicle'nin adı 'Kato', Şehri Nuh'un adı Şehre Nuh, Aydınlık'ın adı 'Tanin', Cumhuriyet Mahallesi'nin adı 'Besta' olarak değiştirilirken, Cumhuriyet Meydanı'nın adı 'Azadi' ve Ömer Kabak Meydanı'nın adı 'Aşiti' meydanı olarak değiştirildi.DHA
Tahkim Kurulu'ndan Gökhan Töre Kararı!
Tahkim Kurulu, Gökhan Töre ile ilgili yargılamanın iadesi ve uygulamanın durdurulması talebini reddetti.İşte TFF resmi sitesinden yapılan o açıklama:Tahkim Kurulu 09 Kasım 2014 günü (61) sayılı olağanüstü toplantısında gündemindeki maddeleri inceleyerek aşağıdaki kararları almıştır.1- E.2014/239,K.2014/244Beşiktaş A.Ş.’nin, futbolcusu Gökhan Töre ile ilgili 09.11.2014 tarihli dilekçesi okundu. Başvurunun, Kurulumuzun 01.11.2014 tarihli ve E.2014/239, K.2014/244 K. sayılı kararına karşı yargılamanın iadesi ve uygulamanın durdurulması talebi mahiyetinde olduğu, gerekli harcın yatırıldığı görüldü. Başvurucunun, dayandığı müsabakaya ilişkin belge ve kayıtlar ile tüm dosya üzerinde yapılan müzakere neticesinde;Yargılamanın yenilenmesi (disiplin yargılamasının iadesi), Futbol Disiplin Talimatı’nın 91. maddesinde ayrıntılı olarak düzenlenmiştir:“Disiplin Kurullarının, kesinleşen bir kararında dayanılan delillerin gerçeğe aykırı oldukları veya kararı etkileyecek yeni bir delilin meydana çıktığı veya kararın yerine getirilmesi tamamlanmadan önce mevzuatta ilgililer lehine bir değişiklik yapıldığı takdirde; ilgili kişi veya kulüpler ile soruşturma merciileri, kararı veren Disiplin Kurulu’ndan yargılamanın iadesini talep edebilirler. Bu talep üzerine ilgili Disiplin Kurulu, inceleme sonucuna göre, önceki kararın değiştirilmesine yer olmadığına karar verebileceği gibi yeni bir karar da verebilir.”Görüldüğü üzere FDT’de, yargılamanın yenilenebilmesi için 3 tahdidi neden sayılmış; sadece bu hallerin varlığı halinde yargılamanın yenilenebileceği belirtilmiştir. Olağanüstü bir yargı olan yargılamanın yenilenmesinde, kurulan hükmün sakatlığı ancak, hükme esas delillerle aynı kuvvette bir delil eşliğinde ileri sürüldüğünde dikkate alınabilir.Yargılama konusu “hakaret” eylemi, müsabaka görevlilerinin raporlarında yer almış olup bu aşamadan sonra yapılacak tartışmada öncelikle, FDT’nin 76.maddesi dikkate alınarak sunulan tüm delillerin kuvveti belirlenmelidir. FDT’nin 76/I. maddesine göre “Müsabaka görevlilerinin raporlarında bulunan hususlar aksi ispat edilmediği sürece doğru kabul edilir”. Söz konusu hükümden açıkça anlaşıldığı üzere, müsabaka görevlilerinin raporlarında bulunan belirlemeler karine olarak doğru kabul edilmekte, ancak bu karinenin aksinin ispat edilmesine imkân verilerek ispat yükü ise faile yüklenmektedir. Buna göre, futbol disiplin hukukunda, müsabaka görevlilerinin raporlarının, aksi ispat edilmediği sürece, atılı eylemin ispatı ve fail hakkında ceza tayini için tek başına yeterli delil olarak kabul edildiği söylenmelidir. Futbol yargısında, işlediği disiplin ihlali müsabaka görevlerinin raporunda yazılı olan taraf, raporun aksini FDT’nin “Deliller” başlıklı 75. maddesi ve “Disiplin Yargılaması” başlıklı 85.maddesinin 3′ncü fıkrası uyarınca ancak futbol yargısında kabul edilen deliller (müsabaka görevlilerinin raporları, tarafların ve tanıkların beyanları, maddi deliller, uzman görüşleri ve ses ya da video kayıtları), diğer bir deyişle en az müsabaka görevlilerinin raporları kadar kuvvetli deliller vasıtasıyla ispat etme imkânına sahiptir. Ancak bu noktada, adli yargıda olduğu gibi futbol yargısında da, delillerin kuvveti yönünden bir değerlendirme, kuvvet derecelendirmesi yapılması zorunluluğu ortaya çıkmaktadır. Bilindiği üzere, usul hukukunda yazılı delil karşısında tanık deliline itibar edilmez. Buna karşılık, bir hareketten/eylemden ibaret (şiddetli hareket, sportmenliğe aykırı hareket, tükürme, saldırı gibi) maddi bir fiilin ispatında görsel kayıtlar, yazılı ya da sözlü bir delil karşısında daha kuvvetli ve yeterli bir delil olarak kabul edilir. Bu çerçevede futbol ispat hukukunda da; tamamen maddi bir fiilden ibaret bir disiplin ihlali karşısında, görsel kayıtlarla müsabaka görevlilerinin raporlarının aksinin ispatının mümkün olduğu, buna karşılık sözlü bir ihlal karşısında müsabaka görevlilerinin raporlarının tanık delilinden daha kıymetli olduğu sonucuna ulaşılmaktadır. Hal böyle olmakla birlikte, müsabaka görevlilerinin raporlarında geçen sözlü bir disiplin ihlalinin aksinin, teknik ve hukuki olarak sıhhatinden şüphe edilemeyecek bir ses kaydı ile ispatına imkân tanınmalıdır.Kulüp, gerek esas yargılamada gerekse yargılamanın yenilenmesi talebinde yeni bir delil sunmadığı gibi, gerekçe gösterdiği olaya dair futbol yargı kurullarındaki bir yargılama veya bu yargı kurullarının bir hükmünden de bahsetmemektedir. Başvuruda müsabaka hakeminin takdir alanı ve yetkisi ile disiplin yargısının başlayacağı zaman ve yer dikkate alınmamış olup müsabaka görevlilerinin raporunda yer almayan, takdir alanı içinde kalan ve bu suretle disiplin mercilerinin yargı yetkisine dâhil olmayan bir olayın, yargılamanın yenilenmesine esas alınması mümkün değildir. Böylece, Kurulumuza yapılan başvuruda, FDT’nin 91.maddesinde belirtilen;a. Dayanılan delillerin gerçeğe aykırı oldukları,b. Kararı etkileyecek yeni bir delilin meydana çıktığı,c. Kararın yerine getirilmesi tamamlanmadan önce mevzuatta ilgililer lehine bir değişiklik yapıldığı,hallerinden herhangi birinin gerçekleştiğini ispata yeter kuvvette delil sunulmadığı; dilekçede dayanılan beyan ve delillerin, yargılamanın yenilenmesine dayanak olamayacağı anlaşıldığından, Beşiktaş A.Ş.’nin, Gökhan Töre ile ilgili başvurusunun reddine; esas hakkında karar verildiğinden uygulamanın durdurulması talebinin reddine, oybirliği ile (K.2014/244 EK K.);Karar verilmiştir.Tahkim KuruluAçık Mert Korkusuz
Maden Sahibinin Avukatından Açıklama: 'Maden Sahibi Mağdur, Suçlu Devlet'
Hakkında yakalama kararı çıkan Has Şekerler Madencilik şirketinin sahibi Saffet Uyar, bugün öğle saatlerinde avukatı Şeref Han ile birlikte ifade vermek üzere Ermenek adliyesine geldi. Gazetecilere açıklamada bulunan avukat Şeref Han, maden sahibi Saffet Uyar'ın, mahsur kalan 18 işçi gibi mağdur olduğunu, suçlunun ise devletin olduğunu çünkü eskiden yapılan imalatların imalat planları ve imalat haritalarının bulunmadığını ve devletin ciddi hatasının olduğunu söyledi.Avukat Şeref Han şunları söyledi: 'Has Şekerlerin sahibi Saffet Uyar dan, Has Şekerler de çalışan işçiye kadar hiç birisi, tepesindeki binlerce tondan haberdar değildi. Haberdar olması da mantıken düşünülemez. Çok basit bir şey soracağım. Üzerinizde tonlarca su olduğunu bilseniz hayatınız boyuncu yaptığınız bütün birikimlerinizi mal varlığınızı o suyun altına yatırır mısınız? Hayatınızı o suyun altına yatırır mısınız? Bu davanın mağduru Has Şekerler'in bütün çalışanları, sahibi de dahil, bu kazanın mağdurudur. Saffet Uyar mağdurudur. Çalışan arkadaşlar mağdurudur. Yarısı içeride hayatını kaybetmiş hala içeride ulaşamadığımız madenciler ve aileleri mağdurdur. Yarısı dışarıda tesadüfen o an için dışarıda kalmış kurtulmuş olan maden işçileri bu kazanın mağdurudur.'ADALET İSTEYİN Kİ, BU OLAYIN GERÇEK SORUMLULARI ORTAYA ÇIKSINTürk milletinin artık yüreğinin yorulduğunu belirten Han, 'Türk milleti olarak artık yüreğimiz yoruldu. Evlatlarımız madenlerde kaybetmekten dolayı Türk milletine sesleniyorum, lütfen bu defa unutmayın, adalet isteyin. Adalet isteyin ki, bu olayın gerçek sorumluları kusurluları kimlerse ortaya çıksın ve bundan sonra bi 18 değil, bir evladımızı bile madende bu kadar saçma sapan kaybetmeyelim.'dedi.İMALAT PLANI VE HARİTASI YOKAvukat Şeref Han, 'Kimdir sorumlusu, ben size bir ipucu vereyim mi? Madende yerin altında kömürü çıkarmak için hayatını veren işçisi bilmiyorsa, mühendisi bilmiyorsa, işvereni, patronu bilmiyorsa kim biliyor. 1995- 97 yılında orada kimin üretim yaptığını, kimin üretim planladığını, üretim planlarının kime verildiği niye oradaki mevcut işletmeci de eskiden yapılan imalatların imalat planları, imalat haritaları yok. 'diye konuştu.DEVLET UYARMALI VE İMALATI DURDURMALIYDIDevletin uyarması gerektiğini belirten Han, 'Maden Kanunu'nun 29'uncu maddesi bütün maden işletmelerine, nisan ayında üretim planını hazırlayıp Maden İşletmeleri Genel Müdürlüğü'ne verme yükümlülüğü getirir. Aynı madde aynı zamanda Maden İşleri Genel Müdürlüğü'ne de ocakta bu plan çerçevesinde bir tehlike var ise, söz konusu işlemeyi uyarma ve o işletmenin tehlike geçinceye kadar imalatın durdurma sorumluluğu ve yetkisini getirir. Ama şu an tesadüfen o an için ocakta olmayan arkadaşlar ve müvekkilim Saffet Uyar, o an için ocakta olmadığı için kurtulmuş ve gözaltında. Onun dışında bu 8 maden emekçisi (gözaltına alınanlar) arkadaşım dışında bu işin sorumlusu yokmuş gibi görünüyor. Bu işin takipçisi olun lütfen. Soruşturma izinleri veriliyor mu, niçin uyarılmadı. Tepenizde su var, eski imalata gitmeyin, tehlike var diye niçin uyarılmadı, diye denetleme ve kontrol görevleri yerine getirilmiş mi lütfen halk olarak sorgulayın ki, şimdi Ermenek’teyiz üç- beş ay sonra Anadolu'nun her bir yerinde kömür çıkıyor, başka bir ocakta yine bir araya gelmeyelim. 'DEVLETİN CİDDİ HATASI VARAvukat Şeref Han, 'Kimin uyarması gerekiyor?' sorusu üzerine şunları söyledi:'Mal sahibi olarak Cenne Madencilikte o şeyin (imalat planı ve haritası) olması gerekiyor. Ama asıl olması gereken Maden Kanununu yükümlülüğü uygulamada var. Maden İşletmeleri Genel Müdürlüğü uyarı yor mu? Hayır uyarmıyor. Ama kanun böyle görev getirmiş, böyle hükümlülük var. Ocakta eğer imalat planından sonra uyarması gereken devlettir arkadaşlar, Maden İşletmeleri Genel Müdürlüğü koleksiyon olsun diye toplamıyor ki bunları. Eğer bakmayacaksa ve uyarmayacaksa niçin imalat haritalarını istiyor. Devletin ciddi hatası olduğunu düşünüyorum.'Han, 'Savcılığın kamu görevlileri hakkında soruşturma talebi oldu mu?' sorusuna ise 'Bilemiyorum. Savcılığın bir talebi var mı, kusur addedilirse savcılık mutlaka gereğini yapacaktır. İdari soruşturma varmıdır onu da bilmiyorum .Bu konuda toplumu duyarlılığa davet ediyorum. Kimin sorumluluğu varsa hesabını versin.'diye cevapladı.İşçilerin daha önce su sızıntısı olduğu yönünde yöneticileri uyardığı ancak dikkate alınmadığı iddiası üzerine Han, şöyle konuştu: 'Maden ocaklarında sızıntılar olur. Bende araştırdım o konuyu, bu sızıntılar içilebilir nitelikte yeraltı suları değil. Patlayan su yeraltı suyu değil. Gelen su daha önce imalat yapılan eski ocakta biriken ve pis kokulu içilmesi mümkün olmayan, zaten sızmaya başladığı andan itibaren bir anda patlayıp boşalıcak gibi gelecek nitelikteki bir su. Dolayısıyla o bahsettiğimiz sular yeraltı kaynak suları. O kazanın nedeni sızıntı yapan sular değil.'Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız'ın dün yaptığı eski madene 6-7 metre yaklaşıldığı ve ciddi bir işletme hatası olduğunu yönünde açıklamasının olduğunun hatırlatılması üzerine Han, 'Öyle olabilmesi için 6-7 metre yaklaştıklarını bilmeleri gerekmez mi? Çok basit bir mantığı var. Ölüme doğru gidiyorsunuz, 6-7 metre kaldı, sola dönersiniz, sağa dönersiniz, biliyor olsanız eğer. Bu kadar düz bir mantık yürütmek mümkün. Biliyor olsalardı. Bilmiyorlar. Ellerinde hiç üretim planı yok, şu an itibarıyla da haya yok.'dedi.Haritalara nasıl ulaşılabiliyor? sorusu üzerine Han, haritaların ulaşılabilmiş olsa şu tarihe kadar bütün basın mensuplarının elinde olacağını söyledi. Ocak şefinin de içeride olduğunu ifade eden Han, 'Ocak şefimiz içerde hala. Zonguldak'tan emekli, Türkiye'nin en iyilerinden biri biliyor olsa, intihar etmedi bu insanlar. İçerde hala Recep şef. Ocaktan son anda kaçıp kurtulan bağırma sesini duyup kaçanlardan bir tanesi bizim mühendisimiz Yavuz Özsoy'un öz kardeşi. Yavuz Özsoy suyun patladığını bile bile tekrar ocağa koşup suyu elleriyle tutacakmış gibi mantığı var mı bu söylediklerimizin. Şu an arkadaşları öldü ve benim gördüğüm bu insan ağlıyordu, 'benim içerde olmam ve ölmem gerekiyordu' diye. Bu adam arkadaşlarının katılı olarak içeride ifade verecek.'MADEN SAHİBİN KALP RAHATSIZLIĞI VARSaffet Uyar'ın olaydan sonra hiç kaçmadığını belirten Han, avukatı alarak daha geçen hafta savcılığa gelip Saffet Uyar'ın her türlü yardımda bulunabileceğini belirttiğini söyledi.Han, Saffet Uyar'ın, 18 işçiyi kendi evlatları gibi gördüğünü ve bu yüzden de fiziksel ve ruhsal durumunun iyi olmadığını belirtti. Saffet Uyar'ın kalp rahatsızlığının bulunduğunu belirten Han, Uyar'ın ifadesinin alınmasına başlanılmadığını diğer mühendislerin ifadesinin alınmaya başlanıldığını söyledi.Mehmek Kayhan YILDIZ- Serdar ÖZGÜR KARAMAN DHA
Reklam
Reklam
Kızlar Arabayla Bir Tur Atalım mı? | Sosyal Deney İçerir
Lüx aracın önünde bekleyen gençler önlerinden geçen kızlara, araba ile tur atma teklifinde bulunurlar. Kızların teklifi kabul ettiğini duyan gençler anında kendi araçlarına ( daha az lüx olan) yönelirler ve kızlardan pekte hoş olmayan tepki alırlar. İzliyoruz...
Çekimlerde Fotoğraf Hilesi Nasıl Yapılır?
Bir çok spor aleti ve zayıflama ürünü satan firmanın başvurduğu tekniklerden biridir öncesi ve sonrası fotoğrafları.Sıradan insanlardan sadece ışık ve duruş ayarlamalarıyla sahte öncesi ve sonrası fotoğrafı yapma denemesi için mankenlik yapmaları istenmiş. Sonuçlar çarpıcı.
93 Farklı Filmden Hazırlanmış Filmlerin İçindeki Sinema
0:01 Ed Wood0:02 Singin’ in the Rain0:03 Pee-Wee’s Big Adventure0:04 The Purple Rose of Cairo0:06 The Aviator0:08 The Majestic0:11 An American Werewolf in London0:15 Donnie Darko0:17 Grease0:19 Blazzing Saddles0:22 Annie Hall0:25 The Final Destination0:29 The Purple Rose of Cairo0:31 The Majestic0:33 Ed Wood0:34 Annie0:35 Holy Motors0:37 Up0:38 The Perks of Being a Wallflower0:39 The Life Aquatic0:40 Cinema Paradiso0:41 Explorers0:42 The Flintstones0:43 Taxi Driver0:45 The Third Man0:46 La Haine0:47 In the Mouth of Madness0:48 Public Enemies0:49 True Romance0:53 Hugo0:54 Curly Sue0:55 Matinee0:56 The Purple Rose of Cairo0:58 Bachelor Party1:00 The Shawshank Redemption1:04 Cinema Paradiso1:06 Avalon1:08 Biloxy Blues1:09 Scream 21:10 Gremlins1:11 Inglorious Basterds1:12 The Artist1:15 Son of Rambow1:17 All That Jazz1:18 Twilight New Moon1:20 Hannah and Her Sisters1:22 The Departed1:24 The Player1:25 Taxi Driver1:28 Pierrot le Fou1:31 Not Fade Away1:40 Who Framed Roger Rabbit1:41 Sullivan’s Travels1:43 Burn After Reading1:44 Singin’ in the Rain1:46 Cape Fear1:53 Bonnie & Clyde1:59 You’ve Got an Email2:01 How To Lose a Guy in Ten Days2:07 True Romance2:18 The Notebook2:20 Notting Hill2:22 High Fidelity2:24 Brokeback Mountain2:26 Sunset Boulevard2:28 Midnight Cowboy2:29 Amarcord2:32 Summer of 422:34 Diner2:37 L.A. Confidential2:38 Donnie Darko2:40 Confessions of a Dangerous Mind2:41 Lucas2:42 Who Framed Roger Rabbit2:47 Midnight Cowboy2:47 Sherlock Jr.2:49 500 Days of Summer2:50 Twelve Monkeys2:58 Last Action Hero3:03 The Blob3:04 Outbreak3:05 Inglorious Basterds3:07 An American Werewolf in London3:08 Hardcore3:09 The Tingler3:11 Scream 23:13 Barton Fink3:14 The Hard Way3:16 Bachelor Party3:18 Pee-Wee’s Big Adventure3:20 An American Werewolf in London3:21 Manhattan Murder Mistery3:22 Saboteur3:23 The Hard Way3:24 Inglorious Basterds3:25 Matinee3:28 Gremlins3:29 Gremlins3:30 The Blob3:32 Silent Movie3:33 Twister3:35 Cinema Paradiso3:38 The Final Destination3:42 Inglorious Basterds3:43 Matinee3:44 The Final Destination3:48 Inglorious Basterds3:53 The Cider House Rules3:58 Sherlock Jr.3:59 Cinema Paradiso3:59 Inglorious Basterds4:01 Waking Life4:02 Fight Club4:03 Sunset Blvd.4:04 The Bad and the Beautiful4:12 Catch Me if You Can4:20 L’armée des Ombres4:21 Leon4:25 El Espiritu de la Colmena4:29 Be Kind Rewind4:30 Bonnie & Clyde4:33 Interview with the Vampire4:37 The Green Mile4:39 Cinema Paradiso4:40 Cinema Paradiso4:43 Simone4:46 Amelie4:48 The Artist4:52 Atonement4:54 The Majestic4:56 The Aviator4:58 Pee-Wee’s Big Adventure5:00 Ed Wood5:03 Gremlins5:05 The Cider House Rules5:07 Hugo5:09 The Purple Rose of Cairo5:25 Singin’ in the Rain5:36 Matinee
Reklam
"Siz Fenerbahçeli Değilsiniz, Ben Fenerbahçeliyim"
Fenerbahçe'de Gençlerbirliği maçında protesto tezahüratları yapan Maraton üst tribündeki H ve G bloktaki 500 taraftarın kombine kartları iptal edildi.Gençlerbirliği maçında skor 1-1'ken Ersun Yanal lehine ve Aziz Yıldırım aleyhine tezahüratlar yapan bu kişiler kombine biletleri iptal edilince Ç.Rizespor maçına giriş yapamadılar. Kombineleri iptal olan taraftarlarla polis arasında gerginlik olurken, Aziz Yıldırım'a büyük tepki gösterdi. Maçın 30. dakikasında ise stada alınmayan kombine sahipleri içeri girdi. Bu taraftarların 'yönetim istifa' şeklindeki tezahüratlarına stadın geri kalanından tepki geldi. Karşılaşma sonunda ise kaleci Volkan 'yönetim istifa' diye bağıran tribüne gidip armasını öptü ve 'Siz Fenerbahçeli değilsiniz, ben Fenerbahçeliyim' dedi. Fenerbahçe yönetimi bu kombineleri bin 300 TL'den satmıştı.Sabah
Reklam
Fenerbahçe'ye Gökhan Gönül'den Kötü Haber
Çaykur Rizespor maçını tamamlayamayan milli futbolcunun kasık bölgesindeki bir adale zarında kısmi yırtık, kanama ve ödem tespit edildi.Fenerbahçe'nin Spor Toto Süper Lig'de Çaykur Rizespor ile dün oynadığı maçta sakatlanan ve müsabakayı tamamlayamayan Gökhan Gönül'ün MR'ı çekildi.Sarı-lacivertli kulüpten yapılan açıklamada, Gökhan Gönül'ün Çaykur Rizespor karşılaşmasında sol kasığında ağrı hissederek oyunu bırakmak zorunda kaldığı belirtilerek, 'Gökhan Gönül'ün maçtan sonra yapılan muayenesinde ve çekilen uyluk MR'ında, kasık bölgesindeki bir adale zarında kısmi yırtık, kanama ve ödem tespit edilmiştir' denildi.Milli oyuncunun tedavisine, kulüp doktoru Doç. Dr. Burak Kunduracıoğlu tarafından başlandığı kaydedildi.skorer
"Erdoğan Programı Terk Etmeye Kalktı"
Habertürk gazetesinin eski genel yayın yönetmeni Fatih Altaylı, Gezi eylemleri sırasında dönemin başbakanı Tayyip Erdoğan’la yaptığı meşhur röportaj hakkında ilk kez konuştu. Altaylı, röportaj talebinin bizzat Erdoğan’dan geldiğini, cumhurbaşkanının koltuğa zaten çok sinirli oturduğunu ve reklam arasında da programı terk etmeye kalkıştığını anlattı.Altaylı’nın radikal.com.tr’den Armağan Çağlayan’la söyleşisinde, Gezi sürecinin en hatırlanan ve tepki çeken anlarından biri olan ‘o röportaj ‘ hakkında öne çıkan bölümler şöyle:Benim Başbakan’la röportaj yapma gibi bir talebim yoktu. Belki bunu ilk defa anlatıyorumdur. Telefon çaldı, Başbakanlık basın müşaviri Lütfullah Göktaş. Sonra dedi ki “ Yarın sana geliyoruz” . Benim de kayınpederim yeni ölmüştü sandım ki ziyarete gelecekler. “ Eve mi?” dedim, o da dedi ki “ Hayır, Tayyip Bey seninle televizyonda bu olayı değerlendirmek istiyor ” dedi. “ Ben davet etmedim ki” dedim. “ Seninle konuşmak istiyor bu meseleleri ” dedi.Telefonu kapattım, Turgay beyi aradım. Anlattım ne olduğunu. Ne konuşabiliriz ki diye düşündüm. İçimden de bir ses diyordu ki bana “ Tayyip bey yumuşatıcı bir mesaj vermek istiyor ve o mesajı da benim aracılığımda söylemek istiyor .” Televizyona çıkmasının başka bir mantığı olamaz o günlerde.Ak Parti’nin İstanbul İl Başkanlığı’na gittik. Röportaj salonu hazırlanmıştı. Tayyip Bey geldi oturdu. Çok sinirli bir şekilde oturmuştu. Ben normal bulmuştum onun sinirini. Benim de aklımda bir yumuşama vardı. İlk sorum da şuydu “ Tayyip Bey siz her zaman anketlere, kamuoyuna önem veren bir lider oldunuz. Ortada da böyle bir durum var. Acaba bu kararınızı bir anketle en azından İstanbul halkına sorarak gözden geçirmeyi düşünmez misiniz?”Başbakan gözlerinden ateşler fışkırarak dedi ki, “ Ecdadımızın eserini ihya etmek için halka mı soracağız? ” Bunu deyince benim için program bitti. Ben yandım. Çünkü belli ki o şekilde devam edecekti. Benim yumuşama maksatlı sandığım bu program birden bire başka bir boyuta girdi. Şimdi o programla ilgili birçok eleştiri var.Neyi çanak tuttum? Dedim ki “İki ayyaştan kastınız İsmet Paşa’yla Atatürk mü?”. Hadi o gün bu soruyu biri başbakana sorsun. Bunu sormasam “Sormadı şerefsiz” olur. Sorduğun zaman çanak olur. Sordum ve adam “Değil” dedi ben ne yapayım?O program Tayyip Erdoğan’ın kişiliği hakkında yapılmış en önemli programdır. Çünkü Tayyip Erdoğan’ın nasıl bir bakış açısına sahip olduğunu o programdan daha iyi hiçbir program göstermedi. Atatürk meselesi orada konuşuldu. Şunu sordum “ Atatürk adından rahatsız olduğunuz için mi Atatürk Havalimanı’nı ve Atatürk Kültür Merkezi’ni yıkıyorsunuz?” O gün bir kişi daha sorabilir miydi bunu? O gözlerinden ateş çıkan Başbakan’a sorabilir miydi bunu? “ Hayır olur mu adlarını yine Atatürk koyacağız ” demişti. “ Ofisimden oturup vapurdan sarmaş dolaş inenlere bakıyorum ” itirafı oradan çıkmadı mı? Bundan daha önemli bir argüman var mı Tayyip Erdoğan’a karşı.Elbette ki kibarca sordum. Düzgünce sordum. Elbette ki kavga etmedim. Niye kavga edeyim? O günün ortamını düşünün. Taksim’de 100 bin kişi var. Ortalık kan revan. Diyelim ki ben Başbakan’la kavga ettim. Onu delirtecek şeyler yaptım. Zaten çok sinirliydi. Alkolik diyemezsiniz dedim. Her içen alkolik değildir dedim. “ Ak Parti’li olanlar alkolik sayılmaz” dedi. Bunların hepsi çok önemli laflar.Bu tartışmadan sonra Başbakan reklam arası istedi. Reklam arasında kalkmaya çalıştı. İkna ettik oturttuk. O gün ben diyelim ki kavga ettim Başbakan’la. İyice sinirlendi. Polislere emir verdi gidin, dağıtın orayı dedi. 15 kişi öldü. Bu sefer de diyeceklerdi ki Başbakan’ı tahrik etti 15 kişinin ölümüne sebep oldu. “ Bekara karı boşamak kolay ” derler ya aynen öyle. 100 bin kişi izliyorsa herkesin kafasında 100 bin soru var. Ben hangi birini sorayım.Kendimce önemli bulduklarımı sordum. Sonuçta ben bir grup soru sordum. Aldığım yanıtlardan da ortaya çok enteresan bir Tayyip Erdoğan portresi çıktı. O programdan sonra hem Tayyip Erdoğan çok kızgındı sorduğum sorudan ötürü hem de dışarıdakiler çok kızgındı. Hakem gibi. İki tarafın da öfkeli olduğu bir hakemdim ben. Demek ki doğru kararlar verdiğimi düşünüyorum. Elbette ki toplumun bir kısmının, benim de içinde bulunduğum bir kısmının ruhunu daha okşayacak bir takım şeyler yapabilirdim. Doğru mu olurdu bilemiyorum.(Program bittiğinde) .. büyük bir gerginlik vardı. Program sırasında da büyük gerginlikler vardı. Tayyip bey terk etmeye kalkıştı programı. Ama sonuç olarak bir programdı o. Ve ben o günün şartları içinde yapılabilecek, benim sorduğum soruların sorulabileceği daha iyi bir program olabileceğini düşünmüyorum.Nitekim o programdan birkaç gün sonra Gezi Parkı’ndaki eylemlerin sorumlusu olduğunu söyleyenler Başbakan’la görüşmeye gittiler. Hepsinin oradaki tavırlarını görüyoruz. Sadece bir sendikacı laf etti. Onda da olanları biliyorsunuz. Yani ne yapmam bekleniyordu. Bir arkadaşım dedi ki “ Kardeşim seni omuzlarda Gezi’ye getireceklerdi” . Benim işim omuzlarda gelmek mi kardeşim? Benim işim soru sormak. Karşıdaki insanın gerçekliğini ortaya çıkarmak. Ben bunu yapabildiğimi düşünüyorum.Röportajın Devamı İçin
Reklam
Çin'de Hava Kirliliğinden Yılda 670 Bin Ölüm
Çin'de hava kirliliğinin 2012'de 670 bin kişinin ölümüne yol açtığı ortaya çıktı. Kömür tüketimini azaltılmazsa, bu sayı daha da artacak.Tsinghua Üniversitesi tarafından yapılan araştırma, Çin ekonomisinin çarklarını döndüren kömürün her yıl en az 670 bin insanın hayatına mal olduğunu gösterdi. Araştırmada, Pekin'in kömüre uygulanan vergiyi 10 kat artırması gerektiği savunuldu.Profesör Teng Fei'nin başını çektiği araştırmada, Çin'in geride kalan 20 yılda gösterdiği büyük ekonomik gelişimin karanlık yüzü mercek altına yatırıldı. Araştırma, 1.4 milyarlık Çin nüfusunun yüzde 70'inden fazlasının hava kirliliğine maruz kaldığını belirtirken, nüfusun yüzde 10'unun Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) tarafından belirlenen tehlike seviyesinin 10 katı kirlilik altında yaşadığı ifade edildi.Araştırma, Batı dünyasının iklim değişikliğine karşı uzun dönemde alması gereken önlemlere karşı, Çin'in hava kirliliğiyle mücadelede en kısa zamanda adım atması gerektiğini gözler önüne serdi. Çib hükümeti, ülkenin daha gelişmiş olan doğu eyaletlerinde kömür tüketimini azaltsa da, ABD'li yetkililerin tahminlerine göre 2040 yılına kadar ülkenin en büyük enerji kaynağının yüzde 50'si kömür olacak.Küçük parçacıklar hastalıklara neden oluyorSouth China Morning Post'ta detayları verilen araştırmaya göre, Feng kömür kullanımına karşı en kısa zamanda adım atılması gerektiğini belirterek vergilerin 10 kar artırılmasını önerdi. Feng, PM2.5 olarak da bilinen, 2.5 mikrogramdan küçük parçacıkların, 2012'de kalp ve kanser dahil olmak üzere birçok hastalıktan 670 bin kişinin ölümüne yol açtığını belirtti.Araştırma, neredeyse halkın tümünün maskeyle dolaştığı Shenyang gibi büyük kentlerde, PM2.5 kirliliğine maruz kalan nüfusun yüzde 70'in üzerinde olduğunu gösterdi. Dahası, Çin'de metreküp başına 35 mikrogram hava kirliliği içeren bölgelerde 157 milyon kişinin yaşadığına dikkat çekildi.Kaynak: Al Jazeera
"Erdoğan Kendi İktidar Amaçları İçin Her Şeyi Kurban Etti"
KCK Eşbaşkanı Cemil Bayık, Kandil’de Yurt Gazetesi’nin sorularını yanıtladı.Türkiye’dekiler “çözüm süreci”, siz “ateşkes” diyorsunuz, onca olaydan ve açıklamadan sonra ateşkes devam ediyor mu?Ateşkes devam ediyor. Bu ateşkesler meselede ne kadar ısrarlı olduğumuzu gösteriyor. Biz bugüne kadar dokuz defa tek taraflı ateşkes ilan ettik. Önder Apo, 2013 Nevroz'unda dünya şahitliği önünde “Biz sorunun artık demokratik siyasetle çözülmesi gerektiğine inanıyoruz” dedi ve başladık tek taraflı ateşkese. Dünyada hiç kimse, bir üçüncü gözün gözetimi altında tartışmadan, bazı kararlara ulaşmadan, bunları yazılı hale getirmeden ve imzalamadan bizim attığımız adımları atmazdı. Biz niye böyle kapsamlı adımlar attık? İki nedenle...ERDOĞAN OYALIYORNedir o nedenler?Bir, kendimize güvendiğimiz için; ikincisi sorunu demokratik siyaset yoluyla çözmede ısrarlı olduğumuz için. Bunların doğru okunması gerek. Biz, diyaloğun müzakere sürecine evrilmesini hedefledik. Türkiye'yi çözüm sürecine çekmek istedik. Onun için tek taraflı ateşkes ilan edip, bu zemini yarattık.Birkaç gün önce “Türkiye hiçbir zaman Kürt sorununun çözümünü gündemine koymadı” dediniz. Peki o zaman 2013 Nevroz’undan beri olan neydi?Biz gerçek bir barışa ulaşmak istedik. Onun için tek taraflı ateşkesle sorunu çözmede ısrarlı olduğumuzu gösterdik. Ama takdir edilir ki, tek taraflı çabalar bir yere kadardır. Ondan öteye gidebilmesi için karşı tarafın da adımlar atması gerekir. Aksi takdirde süreç bir yerde tıkanır. Biz tek taraflı adım attık, Türk devleti ve hükümeti ise bu sürece cevap vermedi. Kesinlikle çift taraflı çabalardan söz edilemez. O da Önder Apo’nun ısrarla geliştirdiği çabalardır. Türkiye devlet ve hükümetini müzakere zeminine hazırlamak ve Türkiye toplumu çözüme destek versin diye bu adımlar atıldı ve bir zemin yaratıldı. Bugün Türkiye’de toplumun büyük bir kesimi, aydını, yazarı, sanatçısı, düşünürü Kürt sorununun demokratik siyaset içinde çözümünü istiyor. İstemeyen devlettir. Hükümet sorunu çözmek istemiyor. Biz sorunun çözümü için bu kadar çaba yürütürken, onlar hareketimize, halkımıza ve Türkiye’de çözümü isteyen kesimlere yönelik psikolojik özel savaşı yürüttü. Herkesi aldatmaya çalıştılar. Sorunu çözecekmiş gibi yaptı, hep bundan söz etti, ama hiçbir zaman çözüm sürecine girmedi Erdoğan. Hep beklenti yarattı, oyaladı, zaman kazandı, kendi iktidar amaçları için her şeyi kurban ettiler. Ve gerçekten bizi çok zorladılar.Nasıl zorladılar?Sabotajlar yürüttü, tehditler etti, şantajlar yaptı. Tüm bunlara rağmen Önder Apo ısrarlı davrandı ve bugünkü aşamaya kadar getirdi. Ama Türk devleti hiçbir zaman çözüm amacı taşımadı, bir program oluşturmadı. Müzakerenin olabilmesi için bazı şartların yerine getirilmesi gerekir.Üçüncü gözün süreci izlemesi şartNedir o şartlar?Bir, Önder Apo’nun içinde bulunduğu koşullarının değiştirilmesi gerekiyor. Bu koşullarda diyolog olabilir ama müzakere olamaz. İkinci, üçüncü bir tarafın müzakerelerde gözlemci olması, şahitlik yapması gerekiyor. Dünyadaki bütün sorunlar, üçüncü tarafın gözetiminde çözümlenmiştir. Üçüncüsü, bir izleme komitesinin oluşturulması ve bu izleme komitesinin hem bizim hem Türk devletinin hareketlerini izlemesi ve kim sürece doğru yaklaşıyor, kim sabote ediyor, kim boşa çıkartıyor, kim savaşta ısrar ediyor, komite tarafından izlenmesi ve kamuoyuna açıklanması gerek. Biz 2013 Nevroz’unda hem Türkiye'ye hem Önder Apo’ya şu öneriyi yaptık: Madem böyle bir süreç başlatılacak, o zaman sürecin sağlıklı yürüyebilmesi için bir komisyonun oluşması ve komisyonun süreci denetlemesi gerekiyor. Bu uluslararası bir güç, bir devlet olabilir veya uluslararası bir kurum da olabilir, eğer bunlar kabul edilmiyorsa, Türk parlamentosunda böyle bir komisyon oluşturulsun. Bu da kabul edilmiyorsa, Türkiye’deki sivil kurumlardan bir komisyon kurulsun. Bu önerilerin hepsini yaptık. Yani bizim için kimin olduğu önemli değildi, önemli olan üçüncü bir gözün olması, sürece katılması, gözlemci olup şahitlik yapmasıydı. Ama bunlar kabul edilmedi.DAVUTOĞLU'NUN ÖNERİSİKarşılığında size bir şey önerdiler mi?Hayır. Bize söyledikleri, biz hiç kimseyi bu işe bulaştırmak istemiyoruz, biz kendi aramızda yerli bir çözüm geliştireceğiz.Başbakan Davutoğlu geçenlerde tekrar etti: “Milli, özgün ve yerli çözüm”.Evet. Çözümden kaçmamaları için buna da evet dedik! Eğer sizin gerçekten bir çözüm niyetiniz varsa, uluslararası güçleri katmak istemiyorsanız, biz ona da uyarız dedik. Eğer siz de buna varsanız, bunun mekanizmaları yaratılsın dedik.Ondan sonra mı Akil Adamlar oluşturuldu ve sizce bir işe yaradı mı?Tabii ondan sonra oluşturuldu. Fakat Akil Adamlar'ı AKP hükümeti kendi yanlısı kişilerden oluşturdu. Bizim de önerilerimiz vardı, ama bizim önerilerimizin çok azını aldılar. Bunu da fazla mesele etmedik. Çünkü biz kendimize güveniyorduk ve sorunun çözümünü istiyorduk. Önemli olan mekanizmanın oluşmasıydı. Biz orada kendi tezlerimizi ortaya koyardık, çünkü kendimize inanıyoruz. Bizim istediklerimiz öyle Türkiye toplumunu zayıflatacak şeyler değildi. Tam tersine Türkiye’ye büyük bir itibar kazandıracaktı. Türkiye’deki demokrasi ve özgürlük sorunlarını çözecek şeylerdi. Yeter ki, bizim düşüncelerimizi açıklayabileceğimiz bir ortam yaratılsın. Hâlâ da bunda ısrar ediyoruz.Öcalan'a villa, tam bir çarpıtmaÖcalan'ın koşullarının iyileştirilmesi dediğinizde, medyada “Apo’ya bahçeli villa istiyorlar ya da devlet Apo'ya villa verecek” gibi haberler çıktı.Bunlar hep çarpıtma. Biz hiçbir zaman öyle yerler istemedik, istemiyoruz. Çünkü bu bizim felsefemize, yaşam tarzımıza ve ahlakımıza ters. Bizim halkımız ev bulamazken, gecekondularda ya da sokaklarda yaşarken, biz villada yaşamak istemeyiz. Bizim dediğimiz şudur: Önder Apo'nun müzakere yürütebilmesi için özgür şartlarda olması gerekir. Şu anda ağır bir mahkum muamelesi görmektedir. Bu süreci tek yanlı sürdüren kendisidir, ısrar eden kendisidir, ama koşullarında en ufak bir değişiklik yok. Bu koşullarda nasıl müzakere yürütebilirsiniz? Hâlâ kardeşi istediği zaman gidemiyor, avukatlar zaten üç senedir gidemiyor. Bir giden HDP heyeti, heyetin de neler yaşadığını herkes biliyor. AKP hem kendi heyetini belirliyor hem de Önderlikle görüşecek HDP heyetini. Çözüm amacı taşıyan biri böyle yaklaşabilir mi meseleye?Erdoğan 26 Ekim’deki konuşmasında “PKK bir defa barışı istemiyor, PKK’nin uzantısı olan parti de barışı istemiyor. Fakat gördüğüm kadarıyla 6-7 Ekim'deki olaylardan İmralı rahatsız oldu, çözümü bozmayın açıklaması yaptı” dedi. Yani aralarında anlaşmazlık var, Öcalan’ın dediğini dinlemiyorlar diyor. Gerçekten böyle bir kopukluk var mı?Bunlar tamamen psikolojik özel savaşın gereği olarak, toplumun beynini karıştırmak için söyleniyor. Öteden beri hep Önder Apo’yla PKK, PKK ile halk arasında çelişkilerin olduğu söylenir: Bütün egemenlerin taktiği budur. Kendi durumlarını kamufle etmek için karşı tarafı suçlar, aralarında ikilik var derler. 'O zaman biz kimle oturup sorunu çözeceğiz, biriyle konuşsak diğeri boşa çıkarıyor, dolayısıyla da bu tarzda sorun çözülemeyecektir, eğer çözülemiyorsa nedeni biz değil PKK’dir' algısı yaratılmaya çalışılıyor. Bugün herkes de çok iyi biliyor ki, Önder Apo, PKK ve Kürt halkı arasında herhangi bir kopukluk ya da çelişki yoktur. Önder Apo’nun bulunduğu koşullar ve halk ve örgütü açısından üstlendiği rol dikkate alınırsa, Önder Apo’nun rolüyle PKK’nin rolü farklıdır. Veya Önder Apo’yla PKK’nin farklı rollerini yine toplum üstlenemez. Bunlar birbirini bütünleyen rollerdir. Bütün egemen güçler daima ezilenleri suçlarlar. Buna psikolojik savaşla kendi haksız konumlarını kamufle etmeye çalışıyorlar.Ya darbe ya iç savaşToplumdaki karşılığı ne oluyor sizce?AKP’nin kurmayları hep toplum anlamaz, bilmez, rahatlıkla aldatılabilir sanıyorlar. Onun için toplumun gözünün içine baka baka yalan söylüyorlar. Artık o dönem geçti. Bugün toplumun büyük kesimi, bunların yalan olduğunu görüyor. AKP’nin Kürt sorununu, Türkiye’deki diğer hakların, kültürlerin, dinlerin sorunlarını çözmek istemediğini, Türkiye’yi demokratikleştirmek istemediğini görüyor. En son güvenlik yasalarını genişletmek istiyorlar. Yine orduyla birlikte davranmak istiyorlar. En çok asker vesayetinden şikayet eden bu hükümet, şimdi ordu vesayetine sığınıyor. İktidarını bununla sürdürmek istiyor. Türkiye’nin uluslararası düzeyde bir itibarı kalmadı. Geçmişte Türkiye’ye hizmet eden, destek veren ülkeler ve kuruluşlar bu desteği çekmiştir. Yine içerde giderek yalnızlaşıyor ve iç savaş koşulları da gelişmektedir. Eğer Erdoğan bu politikalarında ısrar ederse, bu ya Mısır gibi bir darbeye ya da iç savaşa yol açacaktır. Irak ve Suriye’nin yaşadığı duruma düşecektir Türkiye. Eğer Türkiye toplumu bunu istemiyorsa, hükümete karşı demokrasi mücadelesini yükseltmelidir.Erdoğan toplumun üzerinde kaya gibiAma hükümete karşı yapılan her demokratik eylem, mücadele veya itiraz bile “darbe” denerek kıyamet kopartılıyor. Gezi, Kobani için eyleme çıkanlar veya 17 ve 25 Aralık yolsuzluklarını hatırlatanlar darbeci ilan edildi. Ayrıca bunu HDP’den Sırrı Süreyya Önder de “darbe mekaniği”nden diyerek onayladı.Evet, hükümete göre herkes düşman ve herkesin dış güçlerle ilişkileri var! Özel savaş taktikleri bunlar. Devletin bir felsefesi var ve bu felsefeye göre devlet sürekli düşman yaratıyor. Düşman üretmeden, ürettiği o düşmanla mücadele etmeden bu rejimin kendini sürdürmesi mümkün değil. Geçmişte solu, İslamiyet’i, Müslümanları, Kürtleri, Alevileri vs.’yi düşman olarak görüyordu. Zamanla bunlarda değişiklikler oldu ama hâlâ Türk devlet rejimi bir özel savaş rejimidir. AKP önce toplumun demokrasi istemlerini dillendirerek, umutlar yaratarak yürüttü özel savaşını, ama gelinen aşamada AKP artık kimseyi aldatamadığı için, şimdi de tekrar vesayete sarılıyor ve iktidarını korumaya çalışıyor. İkiyüzlü siyasettir bu. Toplumu aldatan siyasettir. Bu toplum çok darbe gördü, acısını yaşadı. O darbeleri hatırlatarak yaptıklarına meşruluk kazandırmaya çalışıyor. Gezi Parkı olayı bir demokrasi gösterisiydi ve AKP, 'Gezi Parkı hükümeti devirmek için dış güçlerin yaptığı bir oyun, darbe teşebbüsü' dedi. Hatta dedi ki, 'arkasında Almanya var'. Halbuki Türkiye’ye NATO’da, AB’de en çok destek veren Almanya idi. Ondan sonraki bütün demokrasi taleplerini hep darbe girişimi olarak değerlendiriyor ve hep kökünün dışarda olduğuna işaret ediyor. Basında bir eleştiri olsa, diyor ki 'bu darbecidir'! Korkunç bir mantık var şu anda. Erdoğan geçmişte dışardan kendisine en büyük desteği verenlerin hepsine ihanet etti. İçerde yine AKP’yi destekleyen ve AKP'yi birlikte kurduklarının hepsine ihanet etti ve kendisi de büyük bir kaya gibi toplumun üzerine oturdu. Türkiye toplumu da buna tahammül etti ama artık Türkiye toplumu da tahammül edemez noktaya geldi. Biz de tahammül edemez noktaya geldik. Ve bizle Türkiye toplumunu yakınlaştıran ve buluşturan da budur: Demokrasi isteği. Bunu Kobani etrafında çok iyi gördük. Sadece Kürtler Kobani etrafında bütünleşmedi, Türkiye’deki bütün demokrasi güçleri, aydını, yazarı, sanatçısı, akademisyeni, çözümden yana ve vicdanı olan herkes Kobani için Kürtlerle birlikte hareket etti. Bu vesileyle, Türkiye halkına, onun vicdanı olan aydınlarına, sanatçılarına, yazarlarına, bazı basınına -çünkü bir kısım basın vicdanlıdır, hepsi AKP yanlısı da değildir- teşekkür ediyorum. Saygılarımı gönderiyorum. Ve bu konuda gerçekten bir adım atıldı ve bu adımı sürdürmeleri gerekir. Çünkü Türkiye’deki demokrasi güçlerinin çıkarı bundadır.ÜST AKIL TEZİSon açıklamanızda “Rojava kazanırsa, Kuzeyli Kürtler de statü ister diye bütün dert” dediniz. Zaten Kuzeyli Kürtlerin statü meselesi çok daha önceden konuşuluyordu. Hatta eskiden devlet deniyordu, şimdi demokratik federasyonu savunuyorsunuz. AKP’yi ya da Erdoğan'ı Kobani konusunda çığrından çıkaran bu olamaz. Ayrıca Erdoğan 'bir üst akıl var orada' diyor.Üst akıl derken, Kürtler böyle mücadele yürütemez, basittirler, başkaları bunları yönlediriyor demeye çalışıyor. Hep tezleri budur ya, dışardan yönlendiriyorlar yani. Onun için siyasal çözüme gelmiyor. Sorunu hep savaşla çözmek istiyor. Dikkat edilirse, Ortadoğu’daki ve Kürdistan’daki gelişmeler bu hükümeti oldukça zorladı, o da ne yaptı, parlamentoya bir yasa getirdi. Yasanın ismi ne? “Terörizmi sonlandırma yasası”. Demiyor Kürt sorununu çözme yasası. Zihniyet aynı zihniyet. Bilinçaltları bütünüyle yansıyor. Onun için terörist başı, terörist hareket, terörist örgüt diyor. Ve bunun kökü de dışarıda tabii. Halbuki Türkiye’yi yaşatan dışardan gelen yardım oldu. Türkiye; Avrupa, NATO, kapitalist, modernist güçler tarafından siyasi, askeri, diplomatik ve ekonomik olarak desteklendi ve Türkiye PKK’yle mücadelede böyle ayakta kaldı. Ayrıca da nankör.Yani yardımlar olmasa Türkiye olmaz mıydı?Elbette, dayanamazdı. Ayakta kaldıysa bunların desteğiyle kaldı. Şimdi de siyasal çözüme girmemesinin bir nedeni de şu: Eğer ben bu yönde adım atmazsam, PKK çatışmaya dönebilir. Dönerse aleyhine olur. Ben de sorunu çözmem. Dünyada da PKK terörist listelerde, NATO’yla ilişkim var, Avrupa'yla ilişkim var, ben güçlüyüm, Kürtler güçsüz, ben psikolojik savaşı yürütürüm, herkesi aldatırım, umut yaratırım, uzattıkça uzatırım, zaman kazanırım, bir taraftan da nasıl olsa asimilasyona televizyon, gazete ve eğitimle devam ediyoruz, bu durumda ilerleyen zamanlarda ortada sorun diye bir şey kalmaz. Erdoğan diyor ki, “düşünemediğim şeyler olabilir”. Bu kadar tehdit ediyor. Neden bu kadar çılgınca davranıyorlar? Bir, kendilerine geçmişte destek veren NATO ve Avrupa artık eskisi gibi destek vermiyor. Bütün bu güçler, artık Erdoğan yönetimi altındaki Türkiye’yi kendileri için yük olarak görüyor. Onun için bu güçler ne yapıyor, Kürtlerle ilişkilenmeye çalışıyor. Türkiye’nin en büyük korkusu da Kürt sorununun uluslararası sahaya çıkmasıdır.POLİS DEVLETİNE GİDİŞGene darbeyle ilişkili olacak, Aysel Tuğluk bir yazı yazdı, ‘AKP’nin artık partner olmaktan çıktığını’ söyleyip ‘Türkiye’nin seküler güçlerine’ seslendi. Bunun üzerine yine kıyamet koptu. “Seküler dedikleriniz CHP’liler ve ulusalcılardır ve onlar zaten militarist ve dolayısıyla darbe yanlısıdır, şimdi Kürt siyaseti de darbeci oluyor” dendi. Bu durumda yeni partner kim olacak, seküler kesim kim ve Kürt hareketine yönelik darbeci yaftasına ne diyorsunuz?Eğer darbeden bahsedilecekse, darbeyi yapan Erdoğan ve AKP’nin kendisidir. Her gün darbe yapıyor hatta. Her gün toplumu aşağılıyor, her gün sanatçıyı, yazarı, akedemisyeni, aydını, gazeteciyi, demokrasi ve özgürlük isteyen herkesi susturmaya çalışıyor. Herkese bir kulp takıyor, töhmet altında bırakıyor, baskıya alıyor, tutukluyor, işinden atıyor, tehdit ediyor. Hatta insanları öldürüyor. Ahmet Karakaş’ın HDP binasında, gözler önünde boğazını kesmek istediler. Bu, Erdoğan ve Davutoğlu’nun açıklamaları sonucu gelişti. Açıkça HDP’yi hedef gösterdiler. Hatta son MGK’da HDP hakkında bazı kararlar aldılar. Bunu kamuoyuna duyuran kim? Edoğan, Davutoğlu ve bazı bakanları. Ve onların basındaki kalemşörleri. Açıkça HDP’yi ve HDP’nin şahsında aslında bütün demokrasi güçlerini hedef gösterdiler. Bu darbe değil de nedir? Polise 12 Eylül’de tanınmayan hakları tanımaya çalışıyor. Tamamen polis devleti ve keyfi bir yönetim geliştiriyor.Sonuç olarak, sorunu sadece sekülerler olarak ele almamak gerek. Daha genişletilmeli bu. Bu rejimden rahatsız olan, karşıt olan sadece seküler kesim değil ki... Onun için demokrasi güçlerini kapsayan bir hareketin geliştirilmesi lazım. Eğer bu geliştirilirse, o zaman bu rejim ya geri adım atar, yapmak istediklerinden vazgeçer ya da vazgeçmezse antidemokratik toplum karşıtı yüzü ortaya çıkar, bu da demokrasi güçlerinin sıçramasına neden olur. O yüzden dar tutmamak gerek, Müslüman kesimin bir kısmı, çeşitli din ve mezhepler, çevreciler, feministler, kadınlar, emekçiler, sanatçılar, gazeteciler, akademisyenler hepsi rahatsız. Böyle bir rejimin yaşama şansı yoktur. Bu rejim kendi sonunukendisi getiriyor.AKP, DAİŞ'TİRKürtlere de şöyle bir eleştiri var: “Kürtler çözüm nedeniyle bu kadar destek verdikleri için AKP iktidarını bu kadar güçlendirdi ve onlar da kibire kapıldı”...PKK’ye ya da Kürtlere haksızlık etmemek gerek. Kimse PKK ve Kürtler kadar bu rejimle mücadele etmedi. Savaşın ne demek olduğunu da PKK kadar, Kürtler kadar kimse bilemez. Yapılması gereken Kürtlerin büyüttüğü demokrasi ve özgürlük mücadelesini anlamak ve onunla bütünleşmektir. Eğer bu mücadeleyle bütünleşme olursa, Türkiye’deki herkes kazanacaktır. Kalkıp da PKK’yi Kürtleri, AKP'nin stepnesi oldular eleştirisi yapılması, Kürtlerin ve PKK’nin mücadelesine haksızlık olur, hatta ondan da öte vicdansızlık olur. Bugün AKP, DAİŞ’tir (Irak Şam İslam Devleti IŞİD'e Irak Kürdistanı'nda Arapça ismi olan DAİŞ deniyor). Bugün Kobani savaşını yürüten AKP’dir, bugün DAİŞ’i Kobani’ye saldırtan AKP’dir. Kobani’nin düşürülmesi için yoğun çaba sarf eden AKP’dir. DAİŞ’i desteklemek demek, insanlığa karşı olmak, kadına karşı olmak demektir. DAİŞ faşizmi Hitler faşizminden daha tehlikelidir. DAİŞ faşizmi sadece bazı yerleri işgal etmek, buradaki halkları kendine hizmet ettirmek için saldırmıyor. Tam tersine, etnik temizliği gerçekleştirmek için yapıyor. Kobani’ye de saldırmasının esas amacı Kürtleri oradan çıkarıp kendine bağlı olan Sünni Arapları yerleştirmekti.Zaten Erdoğan da diyor ki, “Kobani değil, Ayn el- Arap”...Burdaki amacını da bu cümle zaten ortaya koyuyor. Güçsüzleştirmek ve etnik temizlik politikası. Kadını satan bir hareket insani olabilir mi? Ve böyle bir hareketi desteklemek insani ya da ahlaki olabilir mi? Erdoğan ve Davutoğlu, Beşar Esad yönetimini devirmeyi uluslararası koalisyonda şart olarak öne sürdüler. Eğer gerçekten Esad yönetimini değiştirmek isteseydi, DAİŞ’e destek vermezdi. DAİŞ’e destek vererek, bu rejimin yaşamasını sağladı. Onun için milletin gözüne baka baka yalan söylüyor. Bu da DAİŞ’le olan ilişkilerini gizlemek için. Ama gizleyecek bir yanı kalmadı. Dünya alem biliyor artık. Onun için DAİŞ’i destekleyen bir güç Türkiye’de ne Kürt sorununu çözer, ne Alevi, ne kadın, ne de demokrasi sorunlarını çözer.2015 SEÇİMİ 24 NİSAN'DAN ÖNCEVe Kürtler Kobani’yle epeyce uluslararası sahaya çıktı değil mi?Evet. Bütün sosyalist, demokratlar güçler, vicdan sahibi olan insanlar nasıl ki bir dönem Vietnam, bir dönemse Stalingrad etrafında toplandıysa, bugün de Kobani etrafında toplandı. Bu Kürt sorununu hem uluslararası düzeyde bir yere getirdi, hem de demokrasi güçlerini birleştirdi. Bu uluslararası siyaseti de etkiliyor. Artık dünya eskisi gibi Kürt karşıtlığı yürütmüyor, Türkiye’yi desteklemiyor. Erdoğan'ı çıldırtan bir neden budur. Diğer bir nedeni, Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde çok açık ortaya çıktı ki, HDP önümüzdeki seçimlerde AKP’yi zorlayabilecek. 2015 seçimleri çok önemli. Çünkü, Ermeni katliamının 100. yıldönümü. Bu 100. yıldönümünü karşılayabilmesi için hükümetin çok güçlü olması gerekiyor. Ama HDP zorlayabilir. Onun için HDP’nin toplumda karalanması, linç edilmesi gerekiyor ki önümüzdeki seçimlere zayıf girsin. Kapatma, hatta olmazsa bazı Kürt siyasetçileri tutuklama tehditi yapılıyor. Bununla toplumun HDP’ye ilgisini azaltmak istiyor. HDP ilgisi azalırsa, onlara göre CHP-MHP bir güç olamaz ve böylece seçimleri rahatlıkla kazanırlar. Ve büyük olasılıkla seçimleri 24 Nisan öncesine getirecekler ki, Ermenilere karşı güçlü durabilsinler. Onun için Türkiye’deki vicdanlı insanların bunları görmesi ve HDP’ye sahip çıkması gerekiyor. Eğer HDP’ye sahip çıkmazlarsa, tutumlarıyla AKP’ye hizmet ederler.Kürtleri ve çözüm sürecini artık “Kobani'den öncesi ve Kobani'den sonrası” diye mi okumak gerek?Doğrudur, Kobani’den sonra artık ne daha önceki siyaset yapılabilir ne savaş ne de diplomasi yürütülebilir. Eğer eski şekilde devam ederseniz, büyük kaybedersiniz.SAVAŞIN İYİSİ OLMAZTürkiye’de bir yandan da “savaşın iyisi, barışın kötüsü olmaz” tartışması yapılıyor.Savaşın iyisi yoktur. Biz en büyük acıları ve tahribatları yaşadık. Savaşın ne demek olduğunu bizim kadar bilen başka bir örgüt yoktur. Savaş demek yıkım demektir. Biz sosyalist ve devrimci bir hareketiz, bu konuda da reel sosyalizmden farklıyız. Bütün iktidar ve devlet amaçlı savaşlar, cinayettir. Biz böyle bir savaşı kesinlikle reddediyoruz. Eğer bir halkın üzerinde kültürel, ideolojik, askeri yok edici saldırılar varsa, halkın kendisini savunması için geliştireceği savaş, meşrudur. Uluslararası alanda da bu böyle tanımlanır. Bizim Türkiye ile savaşımız da böyledir. Eğer meşru bir savaş yürütmek zorunda kaldıysak, bu devletin bize yaşama hakkı tanımamasındandır. Bir varlık, bir varoluş, bir yaşama savaşıdır. Eğer Türk devleti, Kürt halkının temel haklarını verirse, biz kesinlikle tek bir silah sıkmayız. Kim sıkmak isterse de karşı çıkarız. Bir ulus devlet ya da iktidar kurmak için kesinlikle savaş yürütmeyiz.İyi barışın içinde sizce neler var? Çünkü Türkiye barışı “kardeşlik” üzerinden kurmak istiyor, hak, adalet ya da eşitlik üzerinden değil...İyi barış demoratik ulusu kabul etmekle, yani bütün halklara, dinlere, kültürlere saygılı olmayla ve onların haklarını tanımayla olur. Gerçek barış böyle olur. Her zaman geçici barışlar olabilir, bunlar işte kötü barışlardır. Çünkü devlet ve iktidar amaçlı bütün sistemler, üst ve alt toplumlar yaratır. Daima üst toplum alt topluma baskıyla adaletsizliği uygular. Savaş haksızlıktan çıkar. Eğer sen çelişkiyi ve çatışmayı ortadan kaldırmak istiyorsan, kendin için neyi öngörüyorsan, kendi dışındakiler için de aynı şeyi öngörmelisin.NAZAN ÖZCAN - VEYSİ POLAT | YURT
Google'dan Berlin Duvarı İçin Doodle
Google, Berlin Duvarı'nın yıkılışının 25. yıl dönümü dolayısıyla özel video grafik hazırladı.Google, ana sayfasındaki Berlin Duvarı'nın yıkılışına özel hazırlanan 'doodle', 25 yıl önce duvarın yıkılış anını içeren kısa görüntülerle başlıyor.Doğu Almanya vatandaşlarının Batı Almanya'ya kaçmalarını önlemek için Doğu Alman meclisinin kararı ile 1961'de Berlin'de yapımına başlanan 46 kilometre uzunluğundaki Berlin Duvarı, Batı'da yıllarca 'Utanç duvarı' olarak anıldı. Batı Berlin'i abluka altına alan bu betondan sınır, 9 Kasım 1989'da Doğu Almanya'nın, isteyen vatandaşların Batı'ya gidebileceğini açıklamasının ardından tüm tesisleriyle birlikte yıkıldı.'Doodle' uygulamaları, dünya ülkeleri için önemli gün ve tatillere, kültürel olaylara ve tarihte yer alan önemli kişilere, bu platformda yer vererek dikkati çekmeyi amaçlıyor.İnternet kullanıcıları, özel tasarımlı logonun üstüne tıklayarak, o güne, kişiye ve konuya özel, daha ayrıntılı bilgilere erişebiliyor.Muhabir: Hilal Uştuk | AA
Üç Çocuğa Cinsel Tacizde Bulunan Sanığın Cezası Üçte Birine İndirildi
Bir cinsel istismar davasında daha hukuk skandalı yaşandı. Biri dört, ikisi altı yaşındaki üç kız çocuğuna cinsel istismarda bulunduğu iddia edilen Soner K.’ya verilen 37 yıl 6 aylık hapis cezası, çocukların ruh sağlığının ‘ adli makamlara gidip gelmekten de bozulmuş olabileceği ‘ gerekçesiyle Yargıtay tarafından bozuldu.Soner K. adlı zanlı, 2008’de Zongultak’ta üç kız çocuğuna cinsel istismarda bulunduğu suçlamasıyla yargılanmış, Adli Tıp Kurumu’nun ‘ çocukların ruh sağlığının bozulduğu ‘ yönündeki raporu doğrultusunda da 37 yıl 6 ay hapis cezasına çarptırılmıştı.Ancak Yargıtay, çocukların ruh sağlığının olay sonrası adli makamlara gidip gelmeleri sırasında da bozulmuş olabileceğini belirterek kararı bozdu.Yeniden hakim karşısına çıkan 29 yaşındaki Soner K.’ya, Türk Ceza Kanunu’ndaki ‘ mağdurun ruh sağlığının bozulması halinde ceza 15 yıldan az olmaz ‘ hükmünü de uygulamayarak zanlıya 12 yıl 11 ay hapis cezası verildi.Diken
Reklam