Bugün Mutlaka Okumanız Gereken 10 Köşe Yazısı
Başbakan Ahmet Davutoğlu, kasım ayında örtülü ödenekten 119 milyon TL’lik harcama yaptı. Maliye Bakanlığı’nca açıklanan kasım ayı bütçe gerçekleşme sonuçlarına göre bütçede “gizli hizmet giderleri” olarak geçen, 11 aylık örtülü ödenek harcaması, 1 milyar 1 milyon lirayı geçti. Görevi Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan devraldığı eylül ayından itibaren, Başbakanlık örtülü ödeneğini kullanmaya başlayan Davutoğlu’nun örtülü ödenek harcaması, üç ayda 263.2 milyon TL’ye ulaştı. Aylar itibarıyla şöyle:
Erdoğan, Örtülü Ödenekten 7 Milyar TL Harcamış
Cumhuriyet yazarı Çiğdem Toker, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın başbakanlığı yaptığı 11 yıl boyunca bütçeden örtülü ödeneğe ayrılan payın toplam 12 kat arttığını yazdı. Buna göre, Erdoğan’ın başbakanlığı döneminde örtülü ödenekten toplam 7 milyar 93 milyon TL harcanmış.Örtülü ödenek harcaması bütçe gelirinin üç katıCumhuriyet’ten Çiğdem Toker’in yazısında paylaştığı Başbakanlık ve Maliye verilerine göre, Erdoğan’ın 2003-2013 yılları arasında örtülü ödenekten harcadığı toplam tutar 6 milyar 355 milyon TL olarak gerçekleşti. Cumhurbaşkanlığı koltuğuna geçmeden önce Erdoğan, 2014’ün ilk 8 ayında ise toplam 738 milyon TL harcadı. Böylece örtülü ödenekten 11 yılda alınan toplam tutar 7 milyar 93 milyon TL’yi buldu.Toker, yazısında bütçe gelirlerindeki artışla, örtülü ödenek kullanımındaki artışın arasındaki büyük farka da dikkat çekti. Toker, yazısında bu durumu şöyle anlattı:“2003’te, 100 milyar TL civarındaki genel bütçe gelirleri, 2013’te 375 milyar TL’ye ulaşmış. Bu yıl 393 milyar TL hedefleniyor. En iyimser söyleyişle devletin genel bütçe gelirleri, 11 yılda 4 kat artmış. Buna karşılık, 2003’te yaklaşık 100 milyon TL ile başlayan örtülü ödenek, 2013 sonuna gelindiğinde 1 milyar 240 milyon TL’ye ulaşıyor. Yani 11 yılda 12 kat artmış. Başka bir ifadeyle Erdoğan’ın 11 yıl boyunca örtülü ödenekten kullandığı para, bütçe gelirlerindeki artış hızının 3 katı!”Davutoğlu 3 ayda 263 milyon harcadıÖte yandan Toker, Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun örtülü ödenek harcamalarına da yer verdi. Buna göre, Davutoğlu, kasım ayında örtülü ödenekten 119 milyon TL’lik harcama yaparken, makama geçtiği eylül ayından itibaren, örtülü ödenek harcaması üç ayda 263 milyon 200 bin TL’ye ulaştı.Böylece, Maliye Bakanlığı’nca açıklanan kasım ayı bütçe gerçekleşme sonuçlarına göre bütçede “gizli hizmet giderleri” olarak geçen, 11 aylık örtülü ödenek harcaması, 1 milyar 1 milyon lirayı geçti.Toker, bu verileri paylaştığı yazısını Erdoğan’ın harcadığı 7 milyarlık örtülü ödeneğe de atıfta bulunarak şöyle tamamladı: “Hesabı sorulamayan 7 milyar…Fakat bu tablodan daha vahimi ne biliyor musunuz? Bir yıl önce Barış Güler ile Süleyman Aslan’ın evinde bulunup el konulan paraların, geri verilecek olması nedeniyle, yasal faizini de bizim ödeyecek olmamız. 2015 bütçesi hayırlı olsun.”Diken
ABD Ulusal Film Arşivi’nin 'Yeni Hazineleri' Açıklandı
Yıl sonu listeleri arasında kaybolurken ABD Ulusal Film Arşivi (National Film Registry)’den Ulusal Film Koruma Heyeti (National Film Preservetion Board) Kongre Kütüphanesinde (Library of Congress)’de saklamak üzere seçtikleri filmleri açıkladı. Her yıl olduğu gibi minimum 10 yıllık bir süreyi aşmış 25 filmi kültürel miras olarak koruduğunu açıklayan kurulun bu seneki seçkisi oldukça ilginç ama daha önceki yıllarda da bilindiği üzere de kurulun yelpazesi oldukça geniş:Klasik Hollywood filmlerinden, deneysel filmlere, kısa filmlere kadar bağımsız yapımlar, televizyon filmleri de koruma altına alınabiliyor.Bu senenin seçkisinde ilk göze çarpan yapımlardan biri Joel ve Ethan Coen’lerin The Big Lebowski (1998)’si, Roman Polanski’nin Rosemary’s Baby (1968) ’ si, Howard Hawks’ın Rio Bravo (1959)’su ve Samuel Fuller’in V-E + 1 (1945)’i popüler klasik yapımlardan ise Steven Spielberg’in Saving Private Ryan (1998)’ı ve Mel Stuart’ın Willy Wonka and the Chocolate Factory (1971)’si listede yerini alıyor. Kurulun listesine giren en eski yapımlar ise; Bert Williams Lime Klin Club Field Day filmi (1913), Lois Weber’in Shoes (1916), William Worthington’ın The Dragon Painter (1919), Grace Cunard ve Francis Ford’un Unmasked (1917)’ı. Kurulun yine koruma altına alıp kütüphanesine eklediği en yeni yapımlar ise Mark Jonathan Harris’in Into the Arms of Strangers: Stories of the Kindertransport (2000) ve James Benning’in 13 Lakes (2004) filmleri.Kurulun listesine giren filmlerin tamamı şöyle:James Benning, 13 Lakes (2004).Bert Williams Lime Kiln Club Field Day (1913).Joel ve Ethan Coen , The Big Lebowski (1998).Irving Cummings, Down Argentine Way (1940).William Worthington, The Dragon Painter (1919).Trevor Greenwood, Robert Dickson ve Alan Gorg, Felicia (1965).John Hughes ve Ferris Bueller, Day Off (1986).Busby Berkeley, The Gang’s All Here (1943).André de Toth, House of Wax (1953).Mark Jonathan Harris, Into the Arms of Strangers: Stories of the Kindertransport (2000).Arthur Penn, Little Big Man (1970).John Lasseter, Luxo Jr . (1986).Lisze Bechtold, Moon Breath Beat (1980).Efraín Gutiérrez, Please Don’t Bury Me Alive! (1976).Preston Sturges ve William K. Howard, The Power and the Glory (1933).Howard Hawks, Rio Bravo (1959).Roman Polanski, Rosemary’s Baby (1968).Leo McCarey, Ruggles of Red Gap (1935).Steven Spielberg, Saving Private Ryan (1998).Lois Weber, Shoes (1916).Henry King, State Fair (1933).Grace Cunard ve Francis Ford, Unmasked (1917).Samuel Fuller, V-E + 1 (1945).Frank Tashlin, The Way of Peace (1947).Mel Stuart, Willy Wonka and the Chocolate Factory (1971).Bant Mag
Sağlık Bakanı: 'Sezaryen Doğum Hak Değil, Fıtratı Normal Doğum'
Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu , Meclis’te bir grup gazeteciyle sohbetinde ‘ sezaryen doğum ’ tartışmasını yeniden gündeme getirdi.Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan'ın da daha önce karşı olduğunu açıkladığı ' sezaryen doğum ' ile ilgili olarak Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu'ndan açıklama geldi. Bakan Müezzinoğlu, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın kadın ve erkeğin eşit olmadığını vurgulamak için kullandığı ' fıtrata aykırı ' sözlerini de dillendirirken, ' Sezaryen hak kapsamına girmez. Sezaryen sonrası yaşanacak sorunları kim üstlenecek? Dolayısıyla bu işin doğalı, fıtratı normal doğumdur, ' diye konuştu.Müezzinoğlu, 'sezaryen doğum' ile ilgili olarak, ' Benim bedenim benim kararım ' diyenleri de ti'ye alarak ' Doktora bu benim kulağım aldırmak istiyorum diyebiliyorlar mı? 'Ben şunu istiyorum' olmaz, manavdan muz almıyoruz. Kraliyet aileleri doğrusunu yapıyor ' dedi.Hürriyet'ten Turan Yılmaz'ın haberine göre Müezzinoğlu'nun konuya dair açıklaması şöyle:' Normal doğum yapma talebi hastanın en doğal hakkıdır ve doğrusu da budur. Hastayı buna hazırlamak da hem ebelerimizin hem aile hekimlerimizin hem de normal hekimlerimizin görevi. ‘Ben sezaryen istiyorum’, hastanın böyle bir hakkı yok. ”'BENİM BEDENİM' DİYENLERE DE 'DUR' DEDİ' Hastanın hakkı olan tıbbi hizmetleri yapmak zorunda doktor. Sezaryen hak kapsamına girmez. Sezaryen sonrası yaşanacak sorunları kim üstlenecek? Dolayısıyla bu işin doğalı, fıtratı normal doğumdur. Annenin psikolojisini doğru besleyen de normal doğumdur. Niye bıçağı attırıp karnı, karın zarını, rahmi kestirip bir sürü dikiş yiyeceğim? Sezaryen bir ameliyattır, operasyondur.**Hasta muammadaysa, ikna olmak istiyorsa psikolojik destek verelim. Vermeyiz diye bir şey yok. Ama 'beden benim, ben şunu istiyorum' olmaz. Manavdan muz almıyoruz.”'BİLİMSEL VERİLER' ÖNE SÜRDÜ' Bugün bilimsel verilere göre sezaryenin oranı 100 doğumda 15-17’dir. Biz burada yüzde 50’lere geldiysek bir hata var demektir. Şimdi ebelerle ilgili bir düzenleme yapacağız, uzman ebelerimize normal doğumları yaptırma olanağı sağlanacak. Hekimlerimize mektup yazıyoruz, aylık 100 doğumunuzdan şu kadarı sezaryen, şu kadarı normal, siz de biliyorsunuz ki bilimsel verileri de şudur diye. Bunu hem hekim bazında hem servis bazında yapıyoruz; aynı şekilde özel hastanelerin de hem hekimine hem servis yöneticisine hem de hastane yönetimine. Önümüzdeki yıllarda da belirli kriterlere uymayanlara belirli müeyyideleri koyacağız. ”Demokrat Haber
Reklam
Reklam
Geleceğin Evlerini 3D Yazıcılar İnşa Edecek
Tıptan tarıma, otomotiv sanayiinden eğitime kadar birçok farklı alanda kullanılan 3D baskı teknolojisi , yavaş yavaş inşaat sektörüne de yayılmaya başladı. 3D yazılımlar geliştiren Autodesk de, üç adet 3 boyutlu konut örneği ile bu geleceğin ne kadar yakın olduğunu gözler önüne seriyor.Aslında “gelecek” dediğimize bakmayın; 3D yazıcı teknolojisiyle geliştirilen konut örneklerine şimdiden rastlamak mümkün. Süreç şimdilik yavaş ilerlese de yakın gelecekte bu teknolojinin, inşaat sektörünün en önemli yapı taşlarından biri olacağını söyleyebiliriz. 3D baskı ile şehirlerde göze hoş görünen yepyeni bir mimari ve altyapı çalışmaları yakın görünüyor. Sektörde önemli atılımlar yapan 3D yazılım şirketi Autodesk de inşaat ve altyapı tasarımında 3D modelleme yazılımları kullanarak gerçekleştirdiği üç büyük konut örneği ile geleceğin teknolojisini bugüne taşıyor.İşte dünyanın dört bir yanından 3D baskının mimari, mühendislik ve inşaata yönelik yaklaşımları ne şekilde değiştirdiğini ortaya koyan üç örnek:KANAL EVİ – AMSTERDAMWINSUN EVLERİ – ŞANGHAYKURILPA KÖPRÜSÜ – BRISBANELog
12 Madde ile Osmanlı'dan Bugüne İstanbul'un Elektriğe Karşı İmtihanı
Günümüze kadar ulaşmış 'Gece gözü : kör gözü' söyleminden uzandığımız Osmanlı Devleti dönemindeki aydınlatma bilindiği üzere daha ilkel düzeylerdeydi. Hava gazı Osmanlı'ya gelene kadar en çok kullanılan  aydınlatma şekilleri hepimizin aşina olduğu üzere meşale, çerağ, kandil, mum ve yağ lambasıydı. Halk, evlerinde ve dışarı çıktıklarında aydınlatma ihtiyaçlarını bu araçlarla gideriyorlardı.
Reklam
En Yar(at)ıcı 14 Zaytung Dergi Kapağı
Hayatımıza ''ZAYTUNG haberi gibi '' kavramını sokan ZAYTUNG ' un dergi kapakları hep ilgi çekici olmuştur.  Sizin için üşenmedim ilk günden günümüze teeek tek tüm dergi kapaklarını inceledim ve bunları buldum çıkardım.  İşte hem yaratıcı hem de yarıcı 14 ZAYTUNG dergi ;
Reklam
Türkiye'nin En Büyük Ağaç Taşıma Operasyonu
Zekeriyaköy'de eski füze üssü olarak kullanılan 467 bin metrekarelik alanda yapılacak olan konut projesi için başlatılan Türkiye'de bugüne kadar yapılmış en büyük ağaç taşıma operasyonunun ilk etabı tamamlandı.Dünya'da bugüne kadar 3 milyon ağaç taşıma işini gerçekleştiren Opitz firması tarafından yapılan çalışmalar bittiğinde en genci 20 yaşında olan yaklaşık 250 ağaç yer değiştirmiş olacak. Projeyi gerçekleştiren Siyahkalem firması yetkilileri sahada inşaat sebebiyle tek bir ağacın bile kesilmeyeceğini belirttiler.Eski füze üssünde 467 bin metrekarelik alanın 50 bin metrekaresinde konut proje inşaatına başlayacak olan Siyahkalem firması geçtiğimiz aylarda Ağaç taşıma konusunda Dünya liderlerinden biri olan Opitz firmasıyla anlaşmıştı. Dünya'da daha önceden çeşitli projelerde 3 milyondan fazla ağacı taşıyan Opitz firması proje sahasında bulunan ve en küçüğü 20 yaşında olan ağaçlar üzerinde incelemede bulunduktan sonra, taşınması kararlaştırılan 250 ağacın her biri için kimlik oluşturdu. Bölgede Çınar, Meşe, Ihlamur, Ceviz, Kestane , Dişbudak ağaçların bulunduğu tespit edildi. Ağaçların şu an bulunduğu bölgedeki toprak ile nakil edilecekleri yerlerde ki toprak analizi yapılarak gerekli düzeltmeler yapılıp eşleştirildi. İşlemlerin tamamlanmasının ardından Avrupa'nın en büyük ağaç taşıma makinelerinin İtalya'dan getirilmesiyle 3 Aralık tarihinde bölgede çalışma başlatıldı.AVRUPA'NIN EN BÜYÜK AĞAÇ TAŞIMA MAKİNELERİ ÇALIŞIYOROpitz firmasının Akdeniz sorumlusu İtalyan Francesco Maccazola'nun gözetimde başlayan çalışmalarda taşınmasına karar verilen ağaçlar için makineler sahaya girdi. Büyük bir dikkat içinde dev makinelerle yerlerinden sökülen ağaçlar, tespit edilen yeni yerlerine konulmaya başlandı. Oldukça dikkatli bir şekilde yapılan çalışmalarda ağacın yönünün dahi hesaba katıldığı öğrenildi. Hava şartlarına bağlı olarak günde 7-8 ağacın taşınacağı projede ilk etap tamamlanırken taşınan ağaçların bakımlarının yapılmasının ardından çalışmaların Ocak ayı başında yeniden başlanacağı öğrenildi.“AĞAÇ TAŞIMAK HEM EKOLOJİK HEM DE EKONOMİK'Tüm çalışmaların yaklaşık 2 ay süreceği öğrenildi. Opitz firması Akdeniz sorumlusu Francesco Maccazola ağaçların taşınmasının ardından işlerinin bitmeyeceğini belirterek “ Bütün ağaçlar taşınabilir. Ağaçların nakil edildikleri yerlerde hayatların devam edilmesi için destek olunması gerekiyor. Ağaçların taşınacakları yerde rehabilitasyon ortamı oluşturuyoruz. Taşınacak ağaçları mantar gibi hastalıklardan korumak için özel bezlerle sarıyoruz. Yeni yerlerine yerleştirilmelerinin ardından doğada canlanmanın yaşanacağı Mart ayında yeniden yoğun bir bakıma tabii tutuluyorlar. Hepsinin eski formlarına kavuşmalarına kadar çalışmalarımız devam edecek” dedi. Ağaçların taşınmasının ekolojik olduğu kadar ekonomikte olduğunu söyleyen Francesco Maccazola “20 yaşında yada daha yukarı yaşlarda bu tür ağaçları satın alıp dikmek oldukça maliyetli bir iş' dedi.TÜRKİYE'DEKİ EN BÜYÜK AĞAÇ TAŞIMA OPERASYONUYapılan çalışmanın Türkiye'nin en büyük ağaç taşıma işi olduğunu belirten firma yetkilileri daha önce İzmir'de 65 palmiye ağacının, onun dışında birkaç projede sayısı 10'u geçmeyen ağaçların taşındığını söyledi. Projede ağaçların yaşatılmasındaki başarı oranının yüzde 99 olduğu belirtildi.İNŞAAT SEBEBİYLE BİR AĞAÇ BİLE KESİLMEYECEKBu arada eski füze üssünde konut projesini gerçekleştiren siyah kalem firması yetkilileri çalışılan bölgede inşaat sebebiyle bir ağaç bile kesilmeyeceğini söyledi. Projenin mimarisinin bölgenin doğal yapısına uygun olarak hazırlandığı mevcut boş alanlar ve ağaç taşıma sonucu ortaya çıkan alanların kullanılacağı belirtildi.DHA
Reklam
Hipnotize Edici Seramik Çalışması
Islak kille eliyle, sünger kullanarak yaptığı ufak dokunuşlarla Rus seramik ustası Mikhail Sadovnikov ortaya hipnotize edici bir çalışma çıkarıyor.
Alex Son Maçını Galatasaray'a Karşı Oynayacak
Fenerbahçe'nin eski yıldızı ve kaptanı Alex de Souza'nın yolu yine Türkiye'den geçecek.Ülkesinde jübile yapan ve sarı lacivertli formayla Türkiye'de de jübile yapma talebine Fenerbahçe tarafından izin verilmeyen Brezilyalı yıldız, son kez Beşiktaş ve Galatasaray'a karşı Coritiba formasını Alanya'da giyecek.Ünlü organizasyon firması Sport Park Yönetim Kurulu Başkanı Doğukan İntepe'nin verdiği bilgilere göre 'Sport Park Uluslararası Futbol Turnuvası'na Brezilya'dan Coritiba, Arjantin'den River Plate, Beşiktaş ve Galatasaray katılacak.AÇILIŞI BEŞİKTAŞ YAPACAK16 Ocak'ta Beşiktaş-Coritiba, 17 Ocak'ta Galatasaray-River Plate, 18 Ocak'ta Beşiktaş-River Plate ve Galatasaray-Coritiba maçları oynanacak. Alanya Stadı'ndaki yıldızlar geçidine sahne olacak maçların bilet fiyatları da normal 50 TL, VIP 70 TL olarak belirlendi.Hürriyet
Şık: 'Adım Adım Tek Parti Faşizmi İnşa Ediliyor'
Gazeteci Ahmet Şık’a göre 14 Aralık operasyonuyla birlikte AKP, içinde yer aldığı hukuksuzlukların kefaretini sadece suç ortağı olan Cemaat’e yıkmaya çalışıyor. Şık, 17 Aralık sonrası çıkartılan ya da değişiklik yapılan yasalarla adım adım tek parti faşizminin inşa edildiğini söylüyorAKP-Cemaat ilişkisinin tarihsel seyrini ve siyasal İslam’ın Türkiye’de izlediği hattı anlatan “Paralel Yürüdük Biz Bu Yollarda” isimli kitabı yeni çıkan Ahmet Şık’la AKP operasyonunu, son 1 yılda çıkartılan faşizan yasaları ve bundan sonra neler olabileceğini konuştuk.Bu operasyonda kimlerin suçlu ya da suçsuz olduğuna dair bir kanaat belirtemem. Beni ilgilendiren kısmı gazetecilerin konuya dahil edilmesi. Mesleki faaliyetleri soruşturma konusu edecek adresin terör mahkemeleri olmadığını söylüyorum. Sorun kötü ya da kötüye kullanılmış gazetecilikse bu savcıları değil meslek örgütlerini, okurları ve izleyicileri ilgilendirir. Tarafını hukuktan yana dile getiren herkesin de itiraz etmesi gereken bir haksızlıktır.>> Neden resmin büyüğü olan Ergenekon değil de Taşhiyeciler soruşturması operasyon gerekçesi oldu?Bugüne kadar Cemaat’i hedef alan polis teşkilatı merkezli bir kaç operasyon oldu. Soruşturma ve davalar açıldı. Hepsinin gerekçesi aynıydı: Usulsüz telefon dinlemeleri. Bu soruşturmalarla ilgili Erdoğan’ın dinlenmesini içeren Böcek soruşturması da dahil toplam dört iddianame ve bunlarla ilgili müfettiş raporlarını okudum. Kişisel kanaatim Ergenekon sürecindeki hukuksuzluklarla kıyaslanamayacak denli netlik içeren dosyalar. 14 Aralık operasyonunu diğerlerinden farklı kılan ise Ergenekon sürecinde yaşanan hukuksuzlukların benzerini içeren bir davayla ilgili olması. Sorunuza gelirsek, ortada yıllara yayılan koskoca bir hukusuzluk zinciri varken yıllarca gözden kaçırılmış bir dava üzerinden Cemaat’i hedef almanın nedeni çok açık. AKP iktidarı, Ergenekon sürecindeki kamplaşmadan doğan ortamı lehine kullanmaya çalışarak, sürecin önemli suç ortaklarından biri olan Cemaat’e yönelik operasyonları kendi tabanı dışında kalan çevreler için de meşru göstermek istiyor. Ama bu tabanın doğrudan mağdur edildiği soruşturmalar nedeniyle değil. AKP’nin Cemaat’le suç ortaklığı yaptığı dönemin içinde yaşanan ve hükümetin sorumluluğunun görece az olduğu ya da olmadığı bir suçla ilgili bu operasyon. Böylece suç ortaklığı gizlenmeye çalışılıyor.>> Bu süreç “Oh olsun” diye okunabilir mi?Elbette büyük haksızlıklar içeren bir dönem yaşandı. Sadece sürece adını veren Ergenekon ve ilintili davalardan bahsetmiyorum. Balyoz, Devrimci Karargah, Şike, Cübbeli Ahmet ve Kürtler için KCK soruşturmaları da bu sürecin içindeydi. Ama tek başına Cemaat’i sorumlu tutmak eksik kalır. Bu soruşturma süreçlerinin aklı ve tetikçiliğini yapan Cemaat, siyasal onay makamı ve gerekli şartları hazırlayanı ise AKP hükümetidir. Yani bile isteye bir suç ortaklığı vardı. Hem AKP hem de Cemaat medyası da hukuksuzluklara, haksızlıklara kamusal meşruiyet sağlanması görevini üstlendiler. Şimdi eski ittifakın bileşenlerinden birisi olan Cemaat, devlet içi iktidar savaşı nedeniyle geçmiş suç ortağı olan AKP ile savaşıyor. Ve hedef alınmasının tek nedeni de bu. “Oh olsun” demek için çok haklı gerekçeleri olanlar var ama şu kesin ki içinde AKP’nin ya da Erdoğan’ın adının olmadığı bir şüpheli ya da sanık listesi eksiktir. O yüzden “Oh olsun” değil, “Gerçek suçlular, gerçek suçundan birlikte yargılansın” demek gerekiyor. Bağımsızlığından ve tarafsızlığından kuşku duymayacağımız, hukukun evrensel prensiplerine bağlı bir yargı önünde herkes sorumluluğunun hesabını verecek. Yargılayacak olan da güç odaklarının sopası haline getirilmiş, iktidar aparatı olan yargı olmamalı. “Düşman ceza hukuku” kavramının ne olduğunu bilen bizler, “Düşman ceza hukuku değil, düşmanıma bile hukuk” demeliyiz.‘Kandırıldık’ demek komik>>AKP’lilerin “Ama bizi de aldattılar” tavrını nasıl yorumluyorsunuz?Bu bir yalan ve üzerinden yaygınlaştırılmaya çalışılıyor. Bu görevi üstlenenler de geçmişin hukuksuzluklarına, haksızlıklarına kamusal meşruiyet sağlamaya çalışan isimler. O zaman “Ergenekon” diyerek ne yazıp söylediyseler bugün de “Paralel” diyerek aynı ahlaksızlığı yapıyorlar. Böylece hem kendilerinin üstlendiği rolü hem de AKP’nin suç ortaklığını perdelemeye çalışıyorlar. En komiği AKP hükümetinden yükselen “Kandırıldık” çığlıkları. Söylediklerini doğru kabul edersek kandırılmaya bu kadar müsait olan ve kolayca kandırılabilen bu iktidarın devleti yönetme ehliyeti de geçersizdir.>>Hukukta “kandırıldık” diyerek sorumluluktan kaçılabilir mi?Böyle bir savunmayı siyasetçi de, çıkarları için o güç odağına yaslanan gazeteci söylüyorsa da yalandır. “Kullanışlı aptallarmışız” diyerek işin içinden sıyrılmaya çalışanlar. Şimdi de aynı kullanışlı olma durumunu yeniden sergiliyorlar. O zaman bir ittifakın parçası olarak kullanılmaya müsaittiler, şimdi ise güçlü olandan yana aynı tavrı sergiliyorlar. Adlarını anmaya değecek şahsiyette değiller ancak bunlardan birini anmadan olmaz. Zaten 14 Aralık operasyonuyla ilgisi olduğu için de söylememiz elzem. Operasyon gazetesi olarak yayın hayatına başlayan ve bu görevi layığıyla üstlenen Taraf’ta yönetici ve yazar olarak görev almış Yıldıray Oğur, şimdi Türkiye gazetesinde aynı rolü Cemaat’e saldırmak için üstlenmiş durumda. Geçenlerde yazdığı bir yazıda, “Polislerin ve savcıların kotarıp ilk nüvelerini gazetecilere sızdırdıkları ya da önce malzemeleri gazetecilere sızdırılıp sonra soruşturmaya dönen pek çok dava gördük” dedikten sonra “Bu medya-polis iş birliğinin nadide örneklerini sergilediğimiz eski gazetem Taraf...” diye devam ediyordu. Ekrem Dumanlı ve Hidayet Karaca, eğer yöneticisi oldukları medya organlarında yer alan haber, yorum ve diziler nedeniyle suçlularsa, savcılar Oğur’un yazısını da ciddiye almalılar. Cemaat medyasının Ergenekon sürecindeki hukuksuzluğa katkı yaptığını kabul ediyorsak ki öyleler, o zaman o dönem ortaklık içerisinde bulunan AKP medyası için de küfelerini doldurmakla iştigal eden Oğur ve benzerlerinin de yargılanması gerekir.>> 17-25 Aralık soruşturmaları sonrasında AKP hükümetinin çıkardığı yasalar var. Ciddi eleştirilere neden oluyor.Cemaat’le devam eden savaş nedeniyle “Paralelle mücadale” bahanesiyle çıkartılan ya da değişiklik yapılan bir dizi yasa var. Demokratik araçlarla iktidar olan AKP’nin demokrasiyi askıya alarak sistemin tek başına sahibi olma çabasıdır bunun adı. “Polise vur, yargıya muhalif herkesi tutukla yetkisi” veriliyor. AKP’nin bu yasalardaki temel motivasyonu, daha doğrusu en büyük korkusu da Gezi isyanlarıdır. Gezi isyanları başta Erdoğan olmak üzere otoriter, baskıcı ya da faşizan adına ne derseniz deyin bu iktidarı kortkuttu. Gezi isyanları herkes için eşit ve adil, daha fazla hak, özgürlük ve dolayısıyla demokrasi talep eden seküler bir isyandı. Erdoğan’ın gözbebeklerine kadar işleyen korkunun nedeniydi. İktidarını kaybetmekten korkuyor. Çünkü gücü kaybettiği anda kaçacak ya da tutuklanacak. Bu nedenle benzer kitlesel bir isyanın yeniden yaşanmasını engellemek için korku duvarını daha yüksek, daha da sağlam örüyor.Kürtlere bakışları aynı>> Kitapta da bahsediyorsunuz, Kürt meselesinin çözümünde AKP ile Cemaat arasında bir yöntem farkından söz edilebilir mi?Kürt meselesine dair bakış açılarında zerrece bir fark yok. Sorunun çözümü noktasındaki işbirliğinin sona ermesinden sonra bir takım nüanslardan bahsedebiliriz. Zaten ikili arasındaki anlaşmazlıklardan biri de bu. Kitlesel KCK tutuklamalarının başladığı dönemdeki iş birliğiydi bu. “Dağdakini imha, ovadakini tutuklama” şeklinde özetlenebilecek, eskiden de uygulanan bu yöntemle başarıya ulaşamayacağını anladığı anda siyasi riskleri göze alamayan AKP, Kürtlerle masaya oturdu. Eski yöntemle amaçlanan, tasfiye edilen Kürt siyasal hareketinden doğacak boşluğu AKP ve Cemaat’in doldurmasıydı. Yani İslami asimilasyon. Ancak bunun gerçekleşemeyeceği ortaya çıkınca AKP ortağını sattı. Kürt siyasal hareketinin “devlet” katında muhatap alınması da AKP’nin demokratik tutumuyla değil Kürtlerin yıllara yayılan mücadelesinin kazanımıdır.Evet hâlâ da arkasındayım. İfade ve basın özgürlüğü ilkeleri, kişilerin kim olduğuna ve sıfatına göre eğip bükülemez. Bu geşmişte de böyleydi, şimdi de Ekrem Dumanlı için böyle. Bize düşen görev basın özgürlüğünü savunmaktır. Bakın bu ülkede demokrasi mücadelesi tam anlamıyla iğneyle kuyu kazmak gibi. Ve bu ülkenin tüm muktedirleri mağdur olduklarında, sistemin tokadını yediklerinde, demokrasinin yaygın ve yerleşik bir hale gelebilmesi için çok yol kat edilmiş olacak. Yakın geçmişin, haksızlıklara, hukuksuzluklara imza atan güçlerinden biri olan Cemaat de şu an kendi yöntemleriyle tokat yiyor. Umarım demokrasi adına bir şeyler öğrenebilirler.Ekrem Dumanlı ile görüşmeyeceğim>> Serbest bırakılan Ekrem Dumanlı’nın sizi ziyaret edeceği söyleniyor.Ben kendisiyle görüşmeyeceğim. Geçmiş dönemin hukuksuzluklarından mustarip olmuş olabilirim. Ama bu sadece Ahmet Şık’ın yaşadığı bir mağduriyet değil. Ardında bir kaç bin kişiyi mağdur etmiş bir dönemden bahsediyoruz. Benim yaşadığım hepi topu 13 aylık bir hapislik. Elbet küçümsemiyorum ama hayatını kaybedenlerin, yıllarca hapiste tutulanların yanında bunun lafını etmeyi doğru bulmuyorum. Dolayısıyla bu sadece bana karşı mahcubiyet dile getirmeyle kapatılamaz.>> Hüseyin Gülerce ve Ahmet Taşgetiren gibi eski Cemaatçilerin bugünkü pozisyonlarına ne diyorsunuz?Allah kimseyi itirafçı yapmasın.Can Uğur/Birgün
'Kış Uykusu' Oscar'da Yarışamayacak
Nuri Bilge Ceylan'ın 'Kış Uykusu' filmi 87'nci Oscar Ödülleri'nden elendi.87'nci Oscar adayları için yapılan ön elemede belirlenen 9 yabancı film Los Angeles'ta açıklandı.Kazanan adaylar arasında, Yabancı Film katagorisinde Osacar'da aday gösterilen Nuri Bilge Ceylan'ın Cannes'da büyük ödül Altın Palmiye kazanan Kış Uykusu filmi yer alamadı.Oscar'da yarışacak 9 yabancı film şunlar (Alfabetik sırayla):Arjantin'den 'Wild Tales', Damián Szifrón (Yönetmen).Estonya'dan 'Tangerines,' Zaza Urushadze, (Yönetmen).Gürcistan'dan 'Corn Island,' George Ovashvili, (Yönetmen).Moritanya'dan 'Timbuktu,' Abderrahmane Sissako, (Yönetmen).Hollanda 'Accused,' Paula van der Oest, (Yönetmen).Polonya'dan 'Ida' Paweł Pawlikowski, (Yönetmen).Rusya'dan 'Leviathan' Andrey Zvyagintsev, (Yönetmen).İsveç'ten 'Force Majeure' Ruben Östlund, (Yönetmen).Venezuela'dan 'The Liberator', Alberto Arvelo (Yönetmen).Oscar'da yarışacak adaylar 5 Ocak'ta Los Angeles'taki Samuel Goldwyn Tiyatrosu'nda canlı olarak duyurulacak.87'nci Oscar Ödülleri 22 Şubat 2015 Hollywood'taki Dolby Tiyatrosu'nda yapılacak törenle sahiplerini bulurken, 225 ülkede ve bölgede televizyondan canlı yayınlanacak.AA
Reklam