onedio
Bu Kitabın Kapağı Tanıdık Gelebilir
'Kasımpaşalı: Ben Bu Oyunu Bozarım'ın kapağında Tatar Ramazan' dizisinin afişinde yer alan fotoğrafın aynen kullanıldığı kapakta Bülent İnal'ın bedenine Erdoğan'ın kafası yerleştirildiği ortaya çıktı.Özellikle klip, karikatür ve kitap kapaklarında sıkça karşılaştığımız intihal vakalarına bir yenisi daha eklendi. Fehmi Demirağ’ın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ’ın gençlik yıllarında yaşadığı olayları anlattığı ‘Kasımpaşalı: Ben Bu Oyunu Bozarım’ romanının kapağında iki yıl önce atv’de ekrana gelen ‘Tatar Ramazan’ dizisinin 1. sezon afişinde yer alan fotoğraf kullanıldı.  Tatar Ramazan’ı canlandıran Bülent İnal’ın bedenine Erdoğan’ın kafası yerleştirilerek aynen kitaba kapak yapıldı. İşin daha da ironik yanı ise kitabın tanıtımı için hazırlanan afiş benzeri materyallerde ‘orijinal tasarım Özcan Orhan’ ibaresine yer verilmiş!Radikal'in haberine göre, Efor Yayınları’ndan çıkan ‘Kasımpaşalı’ romanı, “O tarih yazdı, biz de O’nu yazdık” ve “Reis’in romanı ilk kez yazıldı” sloganlarıyla tanıtılıyor. Fehmi Demirağ, daha önce kitaba ilişkin yaptığı açıklamada, “Çocuklarımızı batının sanal kültür kanallarıyla tek yanlı olarak büyütmeyelim. Türkiye Gezi olaylarına tanık oldu. Geziciler bu olaylarla ilgili yaklaşık 60 kitap kaleme aldı. 15 yıldır Türkiye’ye ve dünya siyasetine damga vurmuş bir liderle ilgili herhangi bir çalışma yapılmadı. Tayyip Erdoğan'ın kişisel özelliklerini gençlerimize rol model oluşturması için yazdım. Kasımpaşa özümüze dönüşün de bir simgesi. Kasımpaşa'da kabadayılık, karşı tavır söz konusuydu. Erdoğan'ın Kasımpaşalı tavrıyla biz dünyaya itiraz ediyoruz” demişti.Muhalif Gazete
'Nobel ve BMGK Objektif mi? Asla!'
Cumhurbaşkanı Erdoğan, yeni Cumhurbaşkanlığı Sarayı ile ilgili eleştirilere yanıt verdi: 'Acaba şu anda Türkiye Cumhuriyeti Devleti nerden yönetiliyor?’ sorusuna cevabı bu saray verecektir.Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödülleri'ni sahiplerine verdi. Cumhurbaşkanlığı Sarayı'ndaki törende konuşan Erdoğan, Türkiye'ye özgüven aşılamaya çalıştıklarını söyledi. 'Ekonomimizle, nüfusumuzla, ileri standarttaki demokrasimizle olduğu kadar; sanatçılarımız, ilim adamlarımız ve alimlerimizle büyük bir ülkeyiz' diyen Erdoğan, yeni Cumhurbaşkanlığı Sarayı hakkında da konuştu:'İstanbul’da Dolmabahçe Sarayı’mız, Topkapı Sarayı’mız var, hâlâ onunla övünürüz. ‘Acaba şu anda Türkiye Cumhuriyeti Devleti nerden yönetiliyor’ sorusuna cevap vermek gerektiğinde, bu cevabı bu saray verecektir. Bu saray, Türk milletinin kendi imkânlarıyla inşa edilmiş bir saraydır. Burası Tayyip Erdoğan’ın sarayı değil. Burası Türk milletinin sarayıdır. Millet burada ağırlanacaktır. Biz burada bu salonda sizlerle bir araya gelebiliyoruz. Önceden böyle bir imkan yoktu. Devlet Başkanlarını ağırlamaya başladık. Tabii onlar da çok farklı değerlendirmeler yapıyorlar.''Nobel ve BMGK objektif mi?'Erdoğan, bazı iddiaların aksine Türkiye'de de sanatçı ve ilim insanı yetiştiğini söyledi. 'Bu ilime ve sanata hangi zaviyeden baktığınızla ilgili bir meseledir. Uluslararası kurumları masaya yatırdığımızda, özellikle ideolojinin, siyasetin ve kendi inançlarının rol oynadığını görüyoruz. Nobel kararları objektif mi? Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararlarını objektif mi veriyor? Asla! Bir daha söylüyorum dünya beşten büyüktür. Bu (BM Güvenlik Konseyi’ndeki) beş ülke Hıristiyanlardan oluşuyor' diye konuştu.Cumhurbaşkanı Erdoğan, Suriyeli sığınmacılar konusunda Türkiye'ye destek verilmediğini de belirtti:'Suriye’de 300-400 bin kişi ölmüş, umurlarında mı? Türkiye 1 milyon 600 bin insana ev sahipliği yapıyor. Umurlarında mı? Bütün bu yükü almış Türkiye’ye ne kadar destek verdin? Afrika diyorlar, sadece petrollerini, elmaslarını, altınlarını araştırıyorlar'Kaynak: Al Jazeera
Ara Güler: 'Bütün Patronları Dövmek Lazım!'
Nezih Tavlaş'ın büyük emekle hazırladığı, “Foto Muhabiri Ara Güler'in Hayat Hikâyesi” adlı kitap raflarda. Türkiye'nin ve dünyanın seksen yıllık tarihine tanıklık niteliği de taşıyan kitapta Tavlaş, okurları savaşlar, darbeler, medeniyetler ve faciaların ensesinden düşmemiş Ara Güler'le bir yolculuğa çıkarıyor. Ülkelerinin ve dünyanın kaderine pek çok alanda damga vuran insanları konuşturan ve fotoğraflayan Güler'in karşılaştığı inanılmaz öyküleri de akıcı bir üslupla sunuyor. Ustanın tanık olduğu olayları kronolojik bir sırayla anlatan kitabın sonunda Güler'le yapılan bir söyleşi ve aile albümünden fotoğraflar da yer alıyor. Nezih Tavlaş yıllara yayılan çalışması yetkin bir yol hikâyesi niteliği de taşıyor değil mi?Evet ve benim hayatımı anlatmak kolay iş değil. Nezih Tavlaş, çok iyi çalışan, dokümantasyon toplamasını iyi bilen ve onu derleyip gelecek asrın dokümantasyonu olarak bırakabilen ender yazarlardan biri. Yirmi sekiz defa röportaj yaptı benimle. Sonra arşivlerde helâk oldu. Neden? Benim bütün hayatımı toplamak için. İşin ciddiyetini gayet iyi anlamış. Bu, bir yakın tarih kitabı aynı zamanda. Bir tane daha çıkacak, asistanım hazırlıyor. O daha derinlere, başka ayrıntılara gidecek. Bu, ana çalışma oldu.Ağzında gümüş kaşıkla doğmuş, köklü ailelere sahip, hali vakti gayet yerinde bir anne babanın oğlusunuz. Şımarık ya da züppe olmadınız. Emekçi yaşam sürdünüz.Olmadım tabii. Ne olacağım. İllet olurum züppelere.“HAYATIM OKUMAKLA GEÇTİ”Oysa çok kolay bunun tam tersi de olabilirdi, öyle olanaklara sahiptiniz.Tabii, şimdi Büyükada'da oturuyorsun, Suadiye'de oturuyorsun görüyorsun hepsi zengin piçleri. Derinlikleri olmayan tipler. Acayip, manâsız bir dünya. Adam yerine bile koymadım hiçbirini. Bir de solcu takımdandım ben. Sonra hayatım okumakla geçti.Tam bir tutku olmuş okumak.Tabii ya, kaç kamyon kitap okudum. Klasikleri ezbere bilirdim ve lisede talebeydim daha. O zaman Milli Eğitim Bakanı Hasan Âli Yücel dünya klasiklerini tercüme ettirmişti. Çoğunu okudum. Doğu edebiyatından birtakım kitapları okumamışımdır. Ama sadece batı edebiyatını değil felsefesini de okudum. Ben çok roman okumam. Ben bana bir şey öğretecek kitabı okurum.Öyküler yazmaya yine çok genç yaşlarda başlamışsınız ama.1946'da Mahkûm'u yazdım, haber Akşam Postası'nda, yayımladılar. İçinde olmadığım bir dünyayı yazmak istedim. Öyle başladım. Millet o yaşlarda sevgilisini yazar ben dünyaya bakardım.“DOKUZ PİYES YAZDIM, BİRİ HARİÇ HEPSİNİ ATTIM”Yirmi yaşındayken Bir Garip Yılbaşı Gecesi adlı tek perdelik bir oyun yazıyorsunuz.Dokuz taneden kalandır o. Öbürleri bir şeye benzemiyordu, çok amatördü, attım gitti. Amatör hislerini profesyonel gibi ortaya atmayacaksın. Ayıp olur sanata. 1950'de “Dünya Edebiyatı” yarışması oldu. Bunu Yeni İstanbul gazetesi ile New York Herald Tribune gazetesi düzenledi. Oraya yolladım hikâyemi ve üçüncü oldum. Türkiye'den Samim Kocagöz birinci, Necdet Öktem ikinci oldu, üçüncü de ben oldum.Takma bir isimle (Ali İhsan Akgün) katıldınız yarışmaya.Ermeniyim diye yaptım onu. Kazandıktan sonra açıkladım adımı.Öykülere devam ettiniz sonrasında da: “Karganın Dönüşü”, “Levrekler”, “Tepeden İnen Adam”, “Köpükteki Sinekler”, “Bir Tuhaf Vuruşlar”...San ve Surp Pırgiç dergilerine yolladım. Ermenice de yazdım, Carakayt'da yayımlandı. Gene yazıyorum. Yazmaktan vazgeçemem.“SAHNENİN ARKASI DOĞRUSUDUR TİYATRODA”Oyun yazmakla kalmıyor sahneliyorsunuz da.Sanat birbirinin içinde. Mesela bir müzik edebiyattan ayrı olamaz. Hepsi sanat, bütün. O zamanlar benim mektebin, Pangaltı Lisesi'nden Yetişenler Derneği'nin profesyonel tiyatro büyüklüğünde bir tiyatrosu vardı. Eugene O'Neill'ın bazı piyeslerini sahneye koydum orada, rejisörlüğünü yaptım. Babamın da arkadaşı olan Muhsin Ertuğrul tiyatro kursları açmıştı, oraya gittim. Mücap Ofluoğlu ve Gülriz Sururi'yle okuduk. O zaman dünyadan çok güzel piyesler oynardı, umumiyetle de Shakespeare piyesleri. Hepsini izledim. Ama sahnenin arkasından izledim. Çünkü sahnenin arkası doğrusudur tiyatroda.Amacınız aktör olmak falan değil.Değil, rejisör olmak. Kaldı ki tiyatroda yer göstericilik de yaptım, her yerinde çalıştım. Tennessee Williams gelmişti, röportaj yaptım, “Nasıl başladın tiyatroya?” diye sordum. Dedi ki “Tiyatroya başlanmaz, tiyatrocu olunur.” Bu benim kulağımdan hiç gitmedi. O zaman sadece tiyatro vardı benim hayatımda. Rejisör olmak vardı.O dünyayı hazırlayan olmakla ilgili olduğunuzu ifade ediyorsunuz kitapta da.Evet. Fotoğrafta da öyle hareket ederim. O heyecanı duymam lazım. O atmosferi anlamam, tanımam lazım.“İLK ÇEKTİĞİM FOTOĞRAF ATATÜRK HEYKELİNİ KIRAN TİCANİLERDİ”Röportaj yaptığınız isimlerle görüşmek çok az foto muhabirine nasip olmuştur.Görüşmek ne, 100 metre yanına yaklaşamazsın heriflere. Acayiptir yani. Referanslarım çok iyiydi, birbirinden meşhur fotoğraflar çekmiştim. O sayede görüşebildim. Bir de vazgeçmem, uğraşırım.Basında ilk çektiğiniz fotoğraflar hangisiydi?Ticaniler vardı, bir tarikat. Atatürk'ün Gümüşsuyu'ndaki heykelini kırmışlardı. Onu çektim. İlk odur.Yeni İstanbul Gazetesi'nde muhabirken gitmediğiniz iş yok.Yazıişleri ne varsa yollardı beni. Sergilere gittim, maçlara gittim. Adam kesmişler gittim. Protestolara gittim. Hareket ve hız vardı.Üstesinden de gayet iyi geliyordunuz.Geliyordum çünkü acemilik denen şey bende hiç olmadı. Çünkü o güne kadar hep yazmıştım. Ama durmuyordum yine okuyordum. Camera ve Leica Photography dergilerini hiç kaçırmazdım.'EFSANELERLE ÇALIŞTIM'Bir de “Ne kadar enayi röportaj varsa yapmışımdır” ifadeniz var.Enayi tabii. Ne röportajlar yaptırdılar bana. Yok bilmem ne “Mutlu Evlilikler”, efendim “Futbolcu Metin'in Hayatı” falan. Bana ne ulan. En evvela geldim Yeni İstanbul, sonra yedeksubaylık sonra kısa süre Hürriyet ve sonra da Hayat mecmuasına girdim. Sonra Hayat mecmuasındaki Hilmi Şahin beyefendi patronu dövdü, kafasına rolleiflex fırlattı. İyi de etti! Türkiye'deki bütün patronları dövmek lazım! (gülüyoruz) Ben de Şevket Rado'yu dövdüm ta Vilayet'e kadar evire çevire. Kimse de tutmuyor, o kadar sevmiyorlar herifi, milletin de canına minnetti yani. Kitapta vardır. Çok sonradan barıştık ama kerhen işte. Ben çıktım Hayat'tan. Ama ben zaten o ara Paris Match'ın muhabiriyim. Stern, Time Life, Sunday Times'a da çekiyorum. Dünyanın en büyük gazetelerine, efsanelerine çalışıyorum. Hayat mecmuası ya da Hürriyet olsa kaç yazar yani. Gerçi onlara sorsan kendilerini dünyanın hâkimi sanırlardı.“RÖPORTAJLARIMDA ARKADAŞ OLMAMIŞSAK ÇEKMEM”Fotoğraflarınızın başarısında çektiğiniz kişileri ve yerleri iyi tanımanızın etkisi büyük kuşkusuz.Öyle, röportajlarımda arkadaş olamamışsam çekmem. Picasso'nun resmini çekmişsem Picasso arkadaşım oldu da ondan çektim. Bir sevgi, bir bağ, bir ışık lazım bana. Huyunu, dünyasını, ruhunu bileceğim. Atmosferini adamakıllı bileceğim.Sabahattin Eyüboğlu sizi yetiştirenlerden biri.Öyle. Klasik tabloların kitaplardan röprodüksiyonlarını yaptım ona, derslerinde kullandı. Büyük adamlardır bunlar. Türk hükumeti Sabahattin Eyüboğlu'nu öyle gücendirdi ki öldü adam. Kahrından gitti. Çok yazıktır. Bu adamlar bir daha gelmez, kendileri gibi hıyarlar gelir fakat onlar gelmez, anladın mı?Fotoğrafını çektiğiniz herkese de bayılmıyorsunuz öte yandan.Yok be, ne bayılması... (gülüyoruz)“DÖRT KERE HARBE GİTTİM, BOMBALAR DİBİMDE PATLADI!”“Foto muhabiri dünyanın görsel kaydını tutan insandır” diyorsunuz. Hazır yakalamışız sizi soralım, ya başka?Bir kere foto muhabirliği denen halt benimle başladı. Eskiden foto muhabiri yoktu ki fotoğrafçı vardı. Fotoğraf çekmek başka bir şey, foto muhabiri olmak başka. Fotoğraf çekmek demek bir manzarayı, bir şeyi çekmek, varsa içinden bir şey çıkarmak falan filandır. Halbuki foto muhabirliği olayın kendisini çeken şeydir ve bunlar sonradan tarihe mal olur. Muhakkak tarihe geçer. Biz yirminci asrın foto muhabirleri, kameramanları görsel tarihi yazarız. Yazarların yazdığı tarih gibi uydurma değil. Gerçeği görür, yazar ve belgeleriz.Kamplara girdiniz, cephelerde de fotoğrafla savaştınız bir yerde. Hikâyenin kendisi olmuşsunuz.Ne diyorsun, dört kere harbe gittim, dört... Filistin, Filipinler, Etiyopya, Sudan. Gerillalarla konuştum, yazdım, çektim. Bombalar dibimde patladı!“BAZI ENAYİLER SAVAŞI KAHRAMANLIK SANIYOR”Korktunuz ama kaçmadınız.Nasıl korkmam? Kaçmadım ama zaten istesen de kaçamazsın ki. Nereye kaçacaksın, neyle kaçacaksın?Her taraf kurşun, bomba, duman havadan karadan. Ben vazgeçtim döneceğim de bakalım. O anda vururlar seni. Hadi oradan kaçabildim diyelim, cepheden dönmem için 900 kilometre yol almam lazım. Sudan mesela, çöl yolu. Yürüyemezsin, susuzluğa, açlığa nasıl dayanacaksın? Vasıta yok. Tek vasıta askerlerin mal veya cephane taşıyan kamyonları. Tayyareler de onları bombalayıp duruyor. Binersen de sağ kalamazsın yani. Her şey tehlikedir, gittin mi bunu bileceksin. Dünyada harp kadar iğrenç bir şey yok. Dünyanın her yerinde kendini kahraman zanneden enayiler var. Savaşı bir halt, kahramanlık sanırlar. Savaş dünyanın en aşağılık şeyi.İşimin eriyim, askeriyim diyorsunuz kitapta da.Öyle tabii. Yoksa Ara Güler yoktu yahu. Yaptığım her işi ciddiye aldım. Gece gündüz çalıştım. Süründüğüm de çok oldu ama değdi. Başka türlüsünü yapamazdım.“PAMUK TARLALARINDA IRGATLIK YAPTIM, GAZETECİLİK BUDUR!”Cumhuriyet'te yazı dizisi olarak yayımlanan “Can Pazarı” röportajı film gibi.Fikret Otyam yaptı röportajı, fotoğrafları da ben çekeceğim ama başıma gelmeyen kalmadı. Pişmiş tavuk daha mutlu yani. Pamuk tarlalarında ırgatlık yaptım. Geliyorlar böyle adamları seçip topluyorlar, bindiriyorlar kamyonlara, yallah! Fikret bir kamyona ben başka bir kamyona düştüm. O Çukurova'nın bir yerine gitti, ben başka bir yerine. Birbirini ara ki bulasın. Herkesin döşeği falan var bende eski püskü bir kıyafet hariç bir şey yok. Nerede yatacaksın? Akrebi var, yılanı var berbat. Oradaki çalışmayı çektim bol bol. İşçi oldum, pamuk topladım bir hafta. Yevmiyemi aldım, ben gidiyorum dedim. Asfalt yolda iki buçuk saat yürüdüm. O kılıktaki adamı kimse de almıyor arabasına. Nihayet birisi aldı da gittim. Fikret'le buluştuktan sonra orada başka bir yer bulduk. Bir de baktık ki bir yüzbaşı doğudan elli kişiyi aileleriyle getirmiş pamuk toplamaya. Pamuk açmamış, o yüzden orada bekletiyor onları. Çoluk çocuk aç, parasız. Sonra da toz olmuş yüzbaşı. Fikret'le iki tane araba aldık, ekmek, peynir falan doldurduk. Götürüp ailelere verdik. Ama o kadar açlardı ki harp çıktı. Böyle sahneler de gördük. Hepsini çektim. Gazetecilik budur, dünyaya şahit olmaktır! Biz dünyayı yazıyoruz. Biz patronlar gibi Allah'ın cezası herifler değiliz.Çetin Altan ile dayak da yediniz.Akşam Gazetesine “Al İşte İstanbul” adlı bir yazı dizisi hazırlayacağız. Üç hafta gecekondu mahallelerini gezdik, çektik. Bir yerde kadınlar vay nasıl çekersiniz falan diye kızdı anladın mı? İkna edemedik. Kocalarıyla birlikte saldırdılar. Zor kaçtık ama iyi dayak yedik.Orhan Kemal'le Harbiye'ye kadar yürümüştük. Sonra Taksim Sineması'nın karşısında Eftalupos kahvesini yıkmaya başladılar. Orada da Mehmet Cemal'le gördük olanları. Babamın eczanesi de orada, bir şey olmadı ona. Ama bir baktım elini kesen babamın dükkanına gelip tedavi oluyor. Dacat Güler Ecza Deposu'ydu adı. Anlamamışlar bizim Ermeni olduğumuzu.Nâzım Hikmet fotoğraflarınızı neden yaktınız?Kitabını bulundurmak bile tehlikeliydi. Mecbur kaldım. İçim de yandı.“ROMANTİK REALİZMİN BAŞLANGICIYIM”Yakın dostunuz Henri Cartier Bresson denilince ilk aklınıza gelen?Realist fotoğrafın başlangıcı. Ben de romantik realizmin başlangıcıyım.Hangi ışığı daha çok seversiniz?Bütün ışıkları ama pek fazla puslu resim çekmedim mesela.Obje ve doğa çekmiyorsunuz.Yaşamı çekerim. Ben insanın derdiyle uğraşan adamım. İnsanın hayatını ve dertlerini çekerim.Doğu'yu çekmeyi seviyorsunuz.Doğu'da daha çok iş var çünkü. Pozisyon var, yaşam var, dert var. Batı'da ne var, keyifleri yerinde evi var, arabası var, parası var. Neyini çekeceğim?Afrodisias'ın Keşfi olayı... Sayenizde farkına varılan büyük işlerinizden biri.Beni Kemer Barajı'na gönderdiler. Yolu kaybetti dangalak şoför. (gülüyoruz) Gece kaldık bir yerde. Bir baktık, yerde sütun başları falan. Ertesi gün de orada kaldım, fotoğraflar çektim. Sonra anladı millet Afrodisias ne müthiş bir şeymiş. Nuh'un Gemisi ve Nemrut Dağı çalışmalarım da böyle ses getirmiştir.“ŞARLO VE SARTRE'I ÇEKEMEDİM, İÇİMDE UKDE”Kimi çekememek içinizde ukde kaldı?Şarlo (Charlie Chaplin) ve Sartre (Jean Paul). Chaplin'e mektup yazdım, yanıt gelmedi. Evine gittim, karısıyla konuştum. Herif yukarıda ama inmedi aşağıya. Felçti, öyle resmi çekilsin istemedi adam. Einstein (Albert) ölmüştü zaten. Ama şükür ki Picasso'yu (Pablo) çektim hatta Picasso resmimi bile yaptı. Chagall'ı (Marc), Aragon'u (Louis), Dali'yi (Salvador) çektim. Dali canıma okudu yahu! Tartakladı herif beni. Herkesi tartaklardı zaten. Ama ben vazgeçmedim, vazgeçmem! Foto muhabiri vazgeçmeyen adamdır.Leica, alamet-i farikanız gibi elbet ama sahip olduğunuz ilk makine hangisiydi?İlki Rolleicord II'ydi. Babam, ayrıca çocukken 35 mm'lik Ernemann Kinox III almıştı bana. Okulda, evde film gösterimleri yaptım onunla.Gamze Akdemir / Cumhuriyet Kitap Eki
Erkek Şiddeti Bir Kadını Kolları ve Bacaklarından Etti...
Arzu Boztaş çocuk gelindi, büyüdü, erkek şiddetinin en büyük mağdurlarından biri oldu. Üzerine ‘kuma’ getirilince boşanmak isteyen Boztaş eşinin pompalı tüfekle açtığı ateş sonucu bacaklarını kaybetti, kollarını kullanamaz hale geldi.Kadın cinayetleri, çıkarılan yasalara ve imzalanan sözleşmelere rağmen uygulamadaki sorunlar nedeniyle bir türlü önlenemezken, kadının ekonomik özgürlüğünün olmaması, çocuk gelinler, kendi tercihini yapan kadınların şiddete uğraması, şiddet görmesine rağmen kadınların korunamaması, kamu güvencesinin bir türlü istenen ölçüde sağlanamaması gibi yapısal problemlerin tamamı, tek bir kadının bedeninde kendini gösterdi.Ankara’da, henüz 14 yaşında evlendirilen, 14 yılda 6 çocuk sahibi olan ve şiddetle geçen yıllara rağmen ekonomik özgürlüğü olmaması nedeniyle kendine ait bir yaşam kuramayan Arzu Boztaş, kocasının üzerine “kuma” getirmesini kabullenmeyince, bacaklarından ve kollarından oldu. Milliyet'ten Gökçer Tahincioğlu'nun haberine göre zihinsel engelli olduğu belirtilen bir kıza tecavüz ettiği öne sürülen kocası, ailenin şikayetçi olmasını önlemek için nikah kıymayı kabul edince Boztaş’tan kendisinden boşanmasını ancak yanında yaşamaya devam etmesini istedi. Boşanmayı kabul eden ancak birlikte yaşamayı kabul etmeyen, 6 çocuğuyla yeni bir yaşam kuracağını söyleyen Boztaş, eşinin yakın mesafeden hedef gözeterek ateşlediği pompalı silahın hedefi oldu. Kocası, Boztaş’ın önce bacağının eklem kısımlarına, yere düştüğünde de ayağıyla eline basarak, kollarının eklem bölgelerine ateş etti. Bacağı kesilen, kollarını kullanamayacağı da anlaşılan Boztaş’ın 6 çocuğu devlet gözetimine alındı. Yaşam mücadelesi veren Boztaş, tutuklanan eşinin serbest bırakılmasından ve ailesinin tehditlerinden korkuyor.Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu ise “Biz Arzu’yu engelli hale getiren adamın en ağır cezayı alması için mücadele edeceğiz” değerlendirmesini yaptı.14 yaşında evlendirildiArzu Boztaş, henüz 28 yaşında, 14 yaşında görücü usulüyle evlendirilmiş çocuk gelinlerden biri. Yozgat’a gelin giden, 1 yıl sonra ilk çocuğunu doğuran Boztaş’ın şiddetle tanışması aynı yıla denk düşüyor.Boztaş, başlangıçta “kader” diyerek dayağa katlandı. Ancak yaşadıkları, yaşayacaklarının yanında hafif kalırdı. Henüz kendisi çocukken, her sene ardı ardına hamile kaldı. 10 yaş büyük eşi Ahmet Boztaş’ın ne sosyal güvencesi, ne işi gücü vardı. Sadece babadan kalma mallarla geçiniyor, kardeşlerinden para alıp, kardeşinin ailesiyle aynı evde yaşıyordu.Dayaklar ise eşiyle sınırlı değildi, bir keresinde, kendisine diklendiği gerekçesiyle eşinin ağabeyi keresteyle saldırmış, bir keresinde eşi bıçakla ailesine saygısızlık yapıldığı gerekçesiyle Boztaş’ı yaralamıştı.Birkaç kez, kendisi gibi hiçbir sosyal güvencesi olmayan, günlük yevmiye karşılığında amelelik yaparak ailesini geçindirmeye çalışan babasının yanına kaçtıysa da her seferinde çocukları alıkoyan kocasının tehditleri ve çocuklarını kullanması nedeniyle geri döndü. Zaten, ailesinin yanındayken, kocası annesini ve kardeşlerini de tehdit etmiş, ailesi savcılığa başvurmasına rağmen hiçbir sonuç çıkmamıştı.Uzaklaştırma aldı, evde kaldıYaklaşık 1.5 yıl önce dayanamayarak savcılığa gitti. Savcılık, kocası için 3 ay evden uzaklaştırma kararı verdi. Şiddet nedeniyle dava açtı. Ancak Boztaş’ın pazarlık gücü yoktu. Uzaklaştırma kararına rağmen her gününü evde geçiren kocasını uzak tutmak için hiçbir şey yapamadı. O üç ay yine şiddet gördü. Bir süre sonra, darp nedeniyle kocasının suçlu bulunduğu ancak 5 yıl süreyle aynı suçu işlememesi halinde cezanın ortadan kaldırılacağı ve bu aşamada ertelendiğine yönelik kağıt eve geldi. Şiddet sürüyor, Arzu artık şikayet etme gereği bile duyamıyordu.‘Çocuklarıma bakarım’Hayatta “Yeşil Kart” dışında bir şeyi bulunmayan Arzu Boztaş sürekli çocuklarını sayıklıyor. Kesilen bacağında enfeksiyon bulunan ve tedavisi süren Boztaş, “Elbise giymeyi, yıkanmayı özledim” diyor. Altı çocuğunun babasının tüm yaptıklarına rağmen, bunu da yapmasını kabullenemiyor. Ne hayatını bundan sonra nasıl sürdüreceğine, ne protezlerini nasıl alacağına ne de çocuklarına kollarını kullanamazsa nasıl bakacağına yönelik fikri var. “Kollarımı kullanırsam çocuklarıma bakarım” diyor, ailesinin ümitsiz bakışları arasında... Devlet bacaklarımın protezini karşılar mı? Babamın bir şeyi yok. Bana nasıl baksın? O eve dönemem” diye anlatıyor durumunu. .‘Toplantılarla olmuyor’Arzu Boztaş’la yakından ilgilenen Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu’nun Ankara Temsilcisi Ayşen Ece Kavas da Boztaş’ın durumu için, “Bir kadının kendi hayatına karar vermek istediği için ne bedeller ödediğinin en açık örneği Arzu kardeşimiz. Biz hep Arzu’nun yanında olacağız. Arzu sağlık masraflarını devletin karşılayacağından bile şüpheli. Gösterişli toplantılar yapınca kadınların hayatı kurtulmuyor. Bakanın son toplantısında soru sormak isteyen arkadaşımız susturularak salondan çıkarılmıştı” dedi.Kumayı kabul etmedi diye...Arzu Boztaş, eşinin kendisini aldattığını biliyordu. Babadan kalma mallarını satan Ahmet Boztaş, parasının önemli kısmını başkalarıyla harcıyordu. Kendisi ve çocuklarına zarar vermediği sürece sakıncası yoktu. Ancak bir süre sonra zihinsel engelli olduğu belirtilen bir başka kızla zorla birlikte olduğu ve bunu sürdürdüğü ortaya çıktı. O haberler, o kızın babasının da kulağına gitti. İddiaya göre kız hamileydi. Baba Ahmet Boztaş’a şikayetçi olacağını, evlenmesi gerektiğini söyledi. Ahmet Boztaş, eve geldi ve eşi Arzu’ya resmi nikahını bırakmazsa hapse gireceğini söyledi. Ahmet Boztaş’a göre boşanabilir ve diğer kızla evlense de aynı evde yaşayabilirlerdi. “Boşanalım” diyen Arzu Boztaş’ın ise gerekirse temizliğe gidip, çocuklarına bakmaktı niyeti. Aynı evde o kadınla yaşamayacağını söyledi. Bu nedenle dayak yedi, hırpalandı ama vazgeçmedi. “Savcılık” tehdidi artınca eşi boşanmaya razı oldu.Eklemlerine ateş ettiBoztaş planını yapmıştı. Arzu Boztaş’a, küçük çocukları komşuya bırakmasını, adliyeye gidip dava açacaklarını söyledi. Arzu Boztaş, okula giden dört çocuğunu gönderdi, iki çocuğu komşuya bıraktı. Tam evden çıkacaklardı ki Ahmet Boztaş, “Bir daha konuşalım” dedi. Eline babasının evinden önceden getirdiği pompalı tüfeği aldı. “Sen beni bırakırsan gidip başkasıyla evlenirsin, seni öldürmeyip süründüreceğim” dedi. Önce dizkapağına ateş etti. Arzu yere düşünce, tüfeği diğer dizkapağına doğru ateşledi. Genç kadın, kaçmaya çalışırken, ayağıyla eline bastırıp dirsek bölgesine ateşledi. Yetmedi, diğer kolun aynı bölgesine bir kez daha ateş etti. Ahmet Boztaş, polise teslim edildi. Arzu Boztaş’ın ise iki bacağı kesildi. Damarları işlemez hale gelen kollarının şimdilik kesilmesine gerek görülmedi ama ailesine artık kollarını da kullanamayacağı söylendi.GÖKÇER TAHİNCİOĞLU | Milliyet
Bugün Mutlaka Okumanız Gereken 10 Köşe Yazısı
3 Aralık Dünya Engelli Hakları Günü. Bazıları bu tanımı pek sevmese de aslında bir farkındalık günü,haftası aslında. Harika seminerler düzenleniyor, farklı projelerle dikkat çekiliyor. Buraya kadar her şey güzel.Ancak, yıllardır gözlemlediğim bir durumu paylaşmak istiyorum. Çoğunlukla 3 Aralık günü sanki Engellilerin Bayramı'ymış gibi bir anlayışla da yaşanıyor.Engelli bireylere güller dağıtılıyor, engelli çocuklara hediyeler veriliyor. Bazı Rehabilitasyon merkezleri bile o güne özel şenlikler düzenliyor...İyi niyetten şüphem yok elbette ama,Ne olur bunu yapmayın...Bu yapılanlar bir gülümseme ile karşılansa da çok incitici oluyor çünkü...
Fatih Terim'den 'Hamza Hamzaoğlu' Yorumu
Türkiye Futbol Direktörü Fatih Terim, Galatasaray Teknik Direktörlüğü için Hamza Hamzaoğlu’nun doğru bir seçim olduğunu söyledi.Bakırköy Belediyesi 3 Aralık Dünya Engelliler Günü dolayısıyla Türkiye Futbol Direktörü Fatih Terim ve eski öğrencileri Hasan Şaş, Oktay Derelioğlu, İlker Yağcıoğlu’nun yer aldığı şöhretler takımını İstanbul Özürlüler Spor Kulübü Ampute Futbol Takımı’nı özel bir maçta bir araya getirdi.TERİM: 'HERKES KISA SÜRE DE OLSA EMPATİ YAPMALI'Organizasyonda konuşan Türkiye Futbol Direktörü Fatih Terim, “Hepimiz idrak ediyoruz ve etmeliyiz. Bugünün en önemli duygusu empati olmalı. Kısa süre de olsa herkes empati yapmalı. Sayın başkan böyle güzel bir organizasyon yaptı. Bizler de burada buluştuk. Kendisine teşekkür ediyorum. Keşke daha fazla imkan ayırabilsek ve engelleri kaldırabilsek. Bugünün en önemli duygusu empati” ifadelerini kullandı.Eski futbolcularını gördüğü için çok mutlu olduğunu belirten Terim, “Hepsi benim değerli oyuncularım, eski oyuncularım. Gayet güzel bir duygu. Epeydir görüşmüyorduk” şeklinde konuştu.'HAMZA’NIN BAŞARILI OLACAĞINA İNANIYORUM'Galatasaray’ın yeni teknik patronu Hamza Hamzaoğlu hakkında da açıklamalarda bulunan Fatih Terim, “Hamza bence doğru bir seçim. Hamza başarılı olacaktır, inanıyorum. Hem karakteri hem de hocalığıyla. İnşallah ülkemize yeni bir başarılı hoca da katılmış olacaktır. Ben kendisine inanıyorum” dedi.İHA
Reklam
20 Nefes Kesen Fotoğraf ile Victoria's Secret Defilesi
2014 Victoria’s Secret defilesi bu yıl ilk kez Londra’da gerçekleşti. Birbirinden gösterişli iç çamaşırlarının sergilendiği defile, Türkiye'de 1 Ocak 2015 tarihinde yayınlanacak.Gisele Bündchen, Candice Swanepoel, Adriana Lima, Alessandra Ambrossio gibi dünyanın en gözde top modellerin podyuma çıktığı gecede, hem mankenler hem de iddialı iç çamaşırları modelleri nefes kesti.Taylor Swift, Ariana Grande, Ed Sheeran konserleriyle renklenen defilede boy gösteren 47 Victoria’s Secret Meleği, Türk tasarımcı Serkan Cura imzalı kanatları taktı.Defilede en dikkat çeken parçalar ise kıdemli modeller Adriana Lima ile Alessandra Ambrosio’nun tanıttığı her biri 2 milyon dolar değerindeki iç çamaşırları oldu.Dream Angels Fantasy Bra sütyenler, Victoria’s Secret için dünyaca ünlü mücevherci Mouawad tarafından özel olarak tasarlandı.18 ayar altınla birleştirilmiş 16.000 adet değerli taşla süslenen çamaşırlar; kol, bacak, karın ve boyun takılarla hareketlendirildi. Sütyen ve vücut takılar; yakut, elmas, lacivert ve açık mavi safir taşlarla bezendi.AA ekibi, defile öncesinde sahne arkasına girerek, modellerin şova hazırlık sürecini fotoğrafladı. Sahne arkasında AA muhabirine konuşan Adriana Lima, 'Defile ilk defa Londra'da düzenleneceği için hepimiz çok heyecanlıyız. Bunun için Londra'dan daha iyi başka bir yer düşünemiyorum çünkü modanın başkentindeyiz' dedi. Türkiye hakkında konuşan Brezilyalı model, Türk mutfağını ve kültürünü çok sevdiğini dile getirdi. Lima, 'Türkiye çok güzel bir ülke. Gittiğimde herkes çok sıcak karşılamıştı beni. Türkiye ikinci evlerimden birisi diyebileceğim bir yer gerçekten. Tekrar gitmeyi çok isterim' diye konuştu. Lima, Türk basınında kendisiyle ilgili yer alan iddialara ise yanıt vermeyi reddetti.
Reklam
'Yasin Börü ve Arkadaşlarının Katil Zanlıları Yakalandı'
Başbakan Davutoğlu, 'Diyarbakır'da katledilen Yasin Börü ve 3 arkadaşının katil zanlıları 16 kişi, bugün sabah yakalandı ve adalete sevk edildi' dedi.Başbakan Ahmet Davutoğlu, TOFAŞ tesislerinde, ABD'ye ticari araç ihracı dolayısıyla düzenlenen törene katıldı.Davutoğlu, Bursa'daki Tofaş Türk Otomobil Fabrikası'nda düzenlenen 'Doblo Amerika Üretime Başlangıç ve İhracat Töreni'nde yaptığı konuşmada, bugünün hem Tofaş, Koç Holding ve Fiat Chrysler için hem de Bursa ve Türkiye için bir gurur günü olduğunu söyledi.Bu gurur gününe katkıda bulunan yetkililere ve emekçilere teşekkür eden Davutoğlu, şunları kaydetti:'Eminim rahmetli Vehbi Koç eğer burada olsaydı, 'Ülkem varsa ben de varım' demesinin bir doğrudan somut göstergesinin hayata geçmesinden büyük bir memnuniyet duyardı, onu da rahmetle anıyorum. Gerçekten bir gurur günü, Doblo Amerika'nın ihracatına başlanmasına katılmaktan büyük mutluluk duyuyorum. Biraz önce rakamlar verildi, 175 bin Doblo ihraç edilecek, Kamil Bey'in verdiği rakamlara göre. Türkiye'ye baktığımızda 2002'de toplam 357 bin araç üretiyorduk. Yani 2002'de üretilen araç sayısının neredeyse yarısı, sadece 'Doblo Amerika' olarak Amerika'ya ihraç edilecek.'Davutoğlu, toplam Doblo ihracatının 3.2 milyar dolar olacağını ifade ederek, sözlerini şöyle devam ettirdi:'Otomotiv sektörünün 2002'de Türkiye'deki ihracatı ise 3.3 milyar dolardı. Yani 2002'de ihraç edilen bütün otomotiv sektörü ihracatının neredeyse toplamı kadar sadece Doblo ihraç edilmiş olacak. Bu, aslında Türk ekonomisinde ve otomotiv sektöründe ölçeğin ne kadar büyüdüğünü gösteren çok önemli rakamlar. Tebrik ediyorum, üç açıdan son derece önemli bir gelişmedir. Birincisi üretim açısından, reel sektördeki canlanma ve üretim kapasitesi açısından. İkincisi ihracatımız açısından, üçüncüsü ise bu ihracatın yöneldiği hedef açısından. Yani ihracatın Kuzey Amerika'ya, ABD'ye ve Kanada'ya yapılıyor olması açısından. Bu da başlı başına önemlidir.'Başbakan Davutoğlu, üretim açısından bakıldığında, Türkiye'de son 12 yılda gerçekleşen gayrisafi milli hasıla büyümesinin, 3.5 misli artan yani 250 milyar dolarlardan 820 milyar dolarlara çıkan büyümenin iç dengelerine bakıldığında, aslında Türkiye ekonomisinin yükselen bir güç olarak kendini dünya ekonomisine entegre ederken, sanayinin gösterdiği performansı takdirle yad etmek gerektiğini vurguladı. Ekonomideki güzel gelişmeler'Son birkaç gün içinde aslında ekonomimizin yine küresel ekonomi içindeki performansı bakımından çok güzel gelişmelere şahit olduk' diyen Davutoğlu, konuşmasına şöyle devam etti:'Geçen cuma günü İstanbul Borsası yüzde 7,5 yükselişle dünyada yükselen 3. borsaydı. Endekste de en yüksek performans gösteren 3. borsaydı. Bu performansla son 15 ayın en yüksek düzeyine ulaştık. Yine gösterge tahvil bileşik faizleri de yüzde 7,6 civarına düşerek temmuz 2013'ten beri ulaştığımız en düşük düzeye indi. Bunlar çok olumlu göstergeler ama hepimizi gururlandıran bir başka önemli gelişme, 1 Aralık 2014'ten itibaren G-20 dönem başkanlığını üstlenmiş olmamız... Bu olağanüstü bir gururdur. G-20 dönem başkanlığı ile küresel ekonominin tabiri caizse bir yıl için patronluğunu, yönlendiriciliğini üstlenmekle bugün burada Doblo ihracatının gerçekleşme törenini aynı haftada yaşıyor olmamız hem ülke bazında hem Tofaş'ımızın bir sanayi kuruluşu olarak bu performansta sağladığı katkı açısından çok önemli, güzel bir tesadüf.'Davutoğlu, bu tesadüflerin çok yaşanacağının altını çizerek, sözlerini şöyle sürdürdü:'Çünkü Türk ekonomisi büyürken şirketlerimizin üretim kapasiteleri de artacak. Burada bir hususa dikkati çekmek istiyorum. Özellikle dünya ekonomisi küçülürken, küresel ekonomide daralma yaşanırken ve bütün dünya neredeyse yüzde 2 performansını yakalamaya çalışırken, Türkiye küresel krizden sonra dahi dünyada en yüksek büyüme performansını gösteren ülkeler arasında yer aldı. G-20 zirvesi için Avustralya'da bulunduğumuzda liderler arasında yapılan özel oturumda her ülkenin kendi ekonomik perspektifini ve yapısal dönüşüm programını anlatması istendiğinde Türk ekonomisini anlatırken üç hususa dikkatleri çektim. Bir siyasi istikrar, iki makro ekonomik istikrar, rasyonel makro ekonomik politikalar, üçüncüsü de yapısal reformlar ve şartlara intibak eden yeni yapısal atılımlar.' İkinci ekonomik hamle programıDavutoğlu, 62. hükümeti kurar kurmaz bütün bu unsurları da ihtiva edecek şekilde hükümet programlarını, ikinci ekonomik hamle programı olarak ilan ettiklerini dile getirdi.Arkasından orta vadeli programı açıkladıklarını, ardından da sektörel yapısal dönüşüm programlarının ilk dokuzunu açıkladıklarını anlatan Davutoğlu, şunları söyledi:'Şimdi son 12 yıl içindeki bu performansımızın, ekonomik büyüme performansımızın en önemli, en sihirli, tabiri caizse anahtarı, güven ve istikrardır. Bütün yatırımcılar, iç veya dış yatırım sahipleri, öncelikle rasyonel aktörler olarak öngörülebilirliğe bakarlar. Yani 'Acaba o ülkede görünür bir gelecekte herhangi bir kriz yaşanır mı? Bir türbülans olur mu? Alınan siyasi kararlar uygulanabilir mi, uygulanamaz mı?' Bu en önemli kriterdir. Orta vadeli programda çok iddialı ve dengeli hedefler ortaya koyabilirsiniz ama herkesin bakacağı şudur; bu orta vadeli programı uygularken bu yıllar içinde acaba aynı siyasi kadro, ekip ve mantık o ülkeyi yönetmeye devam edecek mi? Soru budur.'Davutoğlu, çok güzel tanımlamalar yapmanın yetmeyeceğinin altını çizerek, şöyle devam etti:'Önemli olan o güzel tanımlamaları, o güzel hedefleri hayata geçirecek siyasi istikrarın sürüp sürmeyeceğidir. 1990'lı yıllarda dünya ekonomisi büyürken ve genelde bu genişleme dolayısıyla bütün ülkeler özellikle de Marksist ekonomiden liberal ekonomiye geçen Doğu Avrupa ülkelerinde büyük ekonomik kalkınmalar sağlanırken, Türkiye'nin gayrisafi milli hasılasını büyütememesinin, ekonomik kriz yaşamasının nedenlerinin başında 16 ayda değişen hükümet gerçeği vardır. 16 ayda değişen ve aynı zamanda da koalisyon olan hükümetlerin herhangi bir uzun dönemli perspektif üretmeleri, ülkede yatırımı teşvik edecek şekilde sanayiye ve yatırımcıya güven telkin etmesi mümkün değil.'Türkiye'de, ekonomi bakanlığının bir partide, diğer sektörel yatırım yapacak bakanlıkların başka partilerde olduğu günlerin yaşandığını anımsatan Davutoğlu, şunları kaydetti:'Bunu şunu için vurguluyorum. Siyasi istikrar, ekonomik istikrarla birlikte yatırımı teşvik etmenin en önemli araçlarındandır ve gururla ifade ediyorum Türkiye'de sağlanan demokratik istikrar, istikrar eğer demokratik yolla sağlanmazsa başka problemler çıkartır, demokrasiyle birlikte gelen istikrar ekonomik kalkınmanın anahtarıdır. Onun için bizim öncelikle hedefimiz, bu istikrar ortamını en güçlü şekilde sanayicimizin, iş dünyamızın rahat yatırım yapıp önünü görebileceği, yapacağı yatırımların uzun dönemli perspektiflerdeki planlamalarını, sürdürülebilir bir yönetimle vurgulandığı gibi devam ettirmesidir.'Başbakan Davutoğlu, 'Çok ciddi teşviklerle altı bölgeye ayırarak Türkiye'yi, yatırımları özellikle Doğu ve Güneydoğu Anadolu'ya da yaymak oralara da getirmek istedik. Şimdi önümüzdeki dönemde ilk teşvik sistemini tekrar gözden geçirerek, Ar-Ge ve teknoloji yoğunluklu yatırımlara yeni teşvikler getirmenin çabası içindeyiz. Ama bakınız, istikrar o kadar önemli ki çözüm süreciyle birlikte Doğu ve Güneydoğu'ya olağanüstü bir ilgi uyanmaya başladı son iki yılda ve ciddi yatırım kaymaları başlamıştı. Kobani bahane edilerek 6-7 Ekim olaylarının, aslında Türk ekonomisinin bu bölgeye dönük olarak da ciddi bir yeni dönem başlangıcı önünde engelleyecek şekilde gerçekleşmiş olması hepimiz için dikkatle düşünülmesi gereken bir husustur' dedi.3 yeni binek araç projesiyle devam edilecekKoç Holding Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa Koç, Başbakan Ahmet Davutoğlu, Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekci, Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz'ın da katılımıyla TOFAŞ Türk Otomobil Fabrikası AŞ'nin üretim tesislerinde düzenlenen 'Doblo Amerika Üretime Başlangıç ve İhracat Töreni'ndeki konuşmasında, Başbakan Davutoğlu'na bu heyecanı paylaştığı için teşekkür etti. Koç, 'Ülkemize, kendimize ve otomotiv sektörünün geleceğine duyduğumuz inançla yatırımlarımıza hız kesmeden devam ediyoruz. Doblo'nun yenilenmesiyle başlayan yatırımlarımıza, biri yeni sedan, diğerleri station wagon ve hatchback olmak üzere 3 yeni binek araç projesiyle devam edeceğiz. Süregelen yatırımlarımız haricinde sadece bu modellerle yaptığımız toplam yatırım miktarı 1,4 milyar dolara ulaşıyor. Gururla eklemek isterim ki bu tarihi yatırımlar aynı zamanda TOFAŞ mühendisliğinin ve işçiliğinin küresel arenadaki başarısını da açıkça ortaya koymuş oluyor' diye konuştu.Mustafa Koç, 'Uzun vadeli bakış açısıyla 2010 yılından bu yana otomotiv sektörüne yaptığımız yatırımlar 10 milyar TL'ye ulaşmaktadır. TOFAŞ'ın son dönemde imza attığı yeni yatırımlar da ülkemize ve geleceğimize olan inancımızın birer göstergesidir' dedi.AA
'Bedelli Askerlikten Bakaya ve Kaçaklar da Yararlanacak'
Milli Savunma Bakanı Yılmaz, bedelli askerlikten bakaya ve asker kaçaklarının da yararlanabileceğini bildirdi.Milli Savunma Bakanı İsmet Yılmaz, Cumhurbaşkanlığı Sarayı'ndaki Cumhurbaşkanlığı Kültür Sanat Büyük Ödülleri töreninin ardından düzenlenen resepsiyonda gazetecilerin sorularını yanıtladı.Bedelli askerlik uygulamasına ilişkin sorular üzerine Yılmaz, ödemede taksit olmayacağını söyledi. Geçen dönemki bedel 30 bin lira olduğu için taksitlendirmenin yapıldığını dile getiren Bakan Yılmaz, 'Şimdi 18 bin. 18 bin de ödenebilecek bir rakam' dedi.Uygulamadan bakaya ve asker kaçaklarının yararlanıp yararlanmayacağının sorulması üzerine Yılmaz, 'Şu anda silah altında olmayan herkes' yanıtını verdi.Bedelli askerlik kararının kamuoyunda sürpriz olarak karşılandığı, daha önce yapılan açıklamaların bu uygulamanın olmayacağı kanaatini uyandırdığının belirtilerek, 'Ne oldu da değişti?' denilmesi üzerine Bakan Yılmaz, 'Şartlar değişirse hüküm de değişir. Şartlar değişti, herkes baksın ne şartların değiştiği belli olur' ifadesini kullandı.Uygulamadan yaklaşık 700 bin kişinin yararlanmasının beklendiğinin hatırlatılması üzerine Milli Savunma Bakanı Yılmaz, şunları söyledi:'700 bin kişiyi ilgilendiriyor. Ancak faydalanan kişi yüzde 10 da olabilir. Biz hiçbir rakam vermiyoruz. Beklenti ayrı bir şey. Biz böyle bir beklenti yaratmıyoruz. Bu yasanın çıkmasını bekleyenler bunu sanki 700 bin kişi başvuracakmış gibi bir şey söylüyorlar. Hayır öyle bir şey yok. Ben askerliğimi yapmamış olsam, böyle bir hak önüme konulmuş olsa ben para ödemem, gider askerliğimi yaparım. Dolayısıyla benim gibi düşünen insanlar mutlaka vardır. Bu bir seçenek, isteyen kullanacak, istemeyen kullanmayacak.'Türk Silahlı Kuvvetlerinin modernizasyonuna yönelik çalışmalara ilişkin soru üzerine de Yılmaz, çalışmaların tamamlanmasıyla TSK'nin daha etkili ve nitelikli olacağını belirtti.Vicdani retRiskli bölgelerdeki diplomatik temsilciliklerin Özel Kuvvetler Komutanlığına bağlı birliklerce korunmasına yönelik açıklamalar hatırlatılarak, bu konunun Yüksek Askeri Şura toplantısında gündeme gelip gelmediğinin sorulması üzerine Bakan Yılmaz, 'Hayır, yok. Bazı büyükelçilikler, sayısı 8 olabilir, Irak'tır, Somali'dir...' diye konuştu.Bakan Yılmaz, toplumsal olaylara müdahale etmek için eğitilmiş kişilerin, kritik bölgelerde görevlendirilmesiyle etkin bir güvenliğin verilip verilmeyeceğine ilişkin düşünceler dikkate alınarak 'bordo berelilerin' görevlendirilmesinin daha uygun olacağının düşünüldüğünü de söyledi.Bir gazetecinin, 'Uzun vadede, 2019'a kadar projeksiyonda vicdani ret kavramının...' sözleri üzerine Bakan Yılmaz, 'Hayır, çıkmaz' karşılığını verdi.AA
Reklam
Trabzonspor Kalecisi Onur Kıvrak, 1 Günle Bedelliyi Kaçırdı!
1 Ocak 1988 doğumlu olan Trabzonspor’un file bekçisi Onur Kıvrak, bedelli askerlik düzenlemesinin dışında kaldıBaşbakan Ahmet Davutoğlu 'nun, dün grup toplantısı sırasında açıkladığı 'bedelli askerlik' uygulamasından, Spor Toto Süper Lig'de top koşturan çok sayıda futbolcu yararlanacak. Ancak bu yasanın kapsamı dışında kalan isimler de var.Radikal’de yer alan habere göre, 1 Ocak 1988 doğumlu olan Trabzonspor’un file bekçisi Onur Kıvrak, 1 günle bedelli askerlik düzenlemesinin dışında kaldı.Başbakan Davutoğlu'nun duyurduğu şartların Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde onaylanması halinde, 31 Aralık 2014 tarihinden itibaren 28 yaşından gün almış vatandaşlar, 18 bin TL karşılığında askerliğini yapmış sayılacak.T24
Galatasaray'dan Yayıncı Kuruluş Açıklaması
Galatasaray Kulübü, yayın havuzunu bozacakları ve yayıncı kuruluş Digiturk ile yollarını ayıracaklarını yönünde çıkan haberler üzerinden açıklama yaptıGalatasaray Kulübü, yayın havuzunu bozacakları ve yayıncı kuruluş Digiturk ile yollarını ayıracaklarını yönünde çıkan haberler üzerine açıklama yaptı.Sarı-kırmızılı kulübün resmi internet sitesinden yapılan açıklamada, bu iddiaların gerçek olmadığı duyuruldu.İşte Galatasaray Kulübü'nün o açıklaması...'Bazı basın organlarında yer alan, Galatasaray Spor Kulübü'nün naklen yayın havuzunu bozmayı ve yayıncı kuruluş ile yollarını ayırmayı düşündüğü, Başkan Prof. Dr. Duygun Yarsuvat'ın bu konuyu Kulüpler Birliği toplantısında gündeme getirdiği haberleri gerçeği yansıtmamaktadır.'Haber Türk
Reklam
Ukrayna'da Nükleer Kaza
Ukrayna Başbakanı Arseniy Yatsenyuk, ülkenin güneydoğusundaki bir nükleer santralde kaza meydana geldiğini açıkladı.Ukrayna Enerji Bakanı Vladimir Demçişın, Zaporijya nükleer santralinde meydana gelen kazanın bir tehdit oluşturmadığını söyledi. Kazanın reaktör kısmında yaşanmadığını belirten Ukraynalı bakan, sorunun Cuma gününe kadar çözülmesini beklediğini söyledi.Dünyanın en büyük nükleer kazası 26 Nisan 1986 tarihinde, Ukrayna'nın Çernobil santralinde meydana gelmişti.Santralde yaşanan reaktör patlaması, Ukrayna başta olmak üzere, Avrupa genelinde yayılan radyasyon nedeniyle insan hayatı ve doğal yaşama büyük zarar vermişti.Patlama sonucu ortaya çıkan radyasyon, Ukrayna üzerinden Avrupa'ya yayılmıştı. Binlerce kişi yaşamını yitirmiş, radyasyon çeşitli hastalıkların yayılmasına sebep olmuştu.Japonya'da 11 Mart 2011'de meydana gelen deprem sonrası oluşan tsunami dalgaları ise Fukuşimasantralinde nükleer felakete neden olmuştu.Deutsche Welle Türkçe
Reklam
Rusya'da Vimeo'ya Erişim Engellendi
IŞİD'e ait videoyu kaldırmadıkları gerekçesi ile savcılık kararı ile Vimeo'ya erişim ülke çapında yasaklandı.Rusya sosyal video paylaşım sitesi Vimeo'ya erişimleri engelledi. Rusya devleti tarafından yapılan açıklamada siteye erişimin engellenmesinin sebebini IŞİD'e ait olan Flames of War (Savaşın Alevleri) isimli videoyu yayından kaldırmamamış olması. Geçen sene Rusya'da yürürlülüğe giren bir kanun ile ülke çapında savcılar gerekçe göstererek internet sitelerine erişimlerin engellenmesine karar verebiliyorlardı. Savcılık tarafından bu video ile alakalı olarak harekete geçilmiş ve Vimeo'dan bu videonun kaldırılması konusunda uyarıda bulunulmuştu...
Bir Dinleme Skandalı Daha
2008-2009 yılları arasında sektörlerinin ileri gelen 160 ünlü isminin, “istihbari dinleme” adı altında, ‘terör ve organize suç örgütü üyesi oldukları gerekçesiyle’ dinlendiği belirlendi. Hürriyet Gazetesi’nin santral numaralarından Doğan Holding’in üst düzey yöneticilerinin neredeyse tamamı dinlenmiş. Listede işadamları Ferit Şahenk’ten, Ali Koç ve Mehmet Emin Karamehmet’e, eski Genelkurmay Başkanları İsmail Hakkı Karadayı’dan, Hüseyin Kıvrıkoğlu’na, gazeteci Mehmet Yakup Yılmaz’dan, Yılmaz Özdil, Uğur Dündar ve Can Dündar’a kadar çok sayıda isim var.TÜRKİYE’nin ünlü işadamları, gazetecileri, rektörleri ve eski komutanların da aralarında bulunduğu 160 kişinin telefonlarının IMEI numaraları üzerinden, ‘terör ve organize suç örgütü üyesi olduğu gerekçesiyle’ dinlendiği ortaya çıktı. Hürriyet’ten Toygun Atilla’nın haberine göre çoğu kod isimlerle alınan mahkeme kararlarının ardından 2008-2009 yılları arasında yapılan telefon dinlemeleri İstanbul Emniyeti tarafından ‘istihbari dinleme’ çerçevesinde gerçekleştirildi. Listede Doğuş Grubu Yönetim Kurulu Başkanı Ferit Şahenk, işadamları Ali Koç, Mehmet Emin Karamehmet, eski Genelkurmay Başkanları Orgeneral İsmail Hakkı Karadayı ve Orgeneral Hüseyin Kıvrıkoğlu, eski Deniz Kuvvetleri Komutanları Oramiral Vural Bayazıt ve Oramiral Bülent Alpkaya, gazeteciler Uğur Dündar, Mehmet Yılmaz, Yılmaz Özdil, Tufan Türenç, Can Dündar, Faruk Bildirici, Soner Yalçın, Şirin Payzın, Cengiz Semercioğlu gibi isimler var. ‘Moskof Cariye Hürrem’, ‘Pargalı’ ve ‘Hatice’ gibi tarihi romanların yazarı Fatma Demet Altınyeleklioğlu da dinlenenler arasında...20 BİN DİNLEMEİstanbul Emniyeti İstihbarat Şube Müdürlüğü’nün arşiv kayıtlarında yapılan incelemelerde, dinlemeye alınmış pek çok telefon numarası tespit edildi. Bunun üzerine bu telefonların kimlere ait olduğu teker teker araştırıldı. Yaklaşık 2.5 aydır devam eden çalışma sonunda ‘telekulağın’ çalışma yöntemi gözler önüne serildi. Sonuçta işadamları, gazeteciler, askerler, bürokratlar ve öğretim görevlilerinin aralarında bulunduğu 160 kişinin, ‘terör ve organize suç örgütü üyelerinin yanlarına monte edilerek’ dinlendikleri ortaya çıktı. Mahkeme kararıyla yapılan dinlemelerin çoğunda kod isimlerin kullanıldığı, bazılarının soyadlarının bile olmadığı anlaşıldı. Dinleme kararlarına yaptıkları işler ve konumları da konulmamıştı. IMEI numaraları üzerinden dinlenen telefonlar, sadece İstihbarat Şube Müdürlüğü ile de sınırlı değil. İstanbul Narkotik Şube Müdürlüğü ile Organize ve Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü’nde de geçmiş yıllara dönük yapılan araştırmalarda yaklaşık 20 bin telefon dinlemesi belirlendi. Bu 3 şubede incelemelerin sürdüğü, listenin bu incelemeler soncunda netleşeceği ifade edildi.AVUKATI BİLETelefonları dinlenenler arasında haklarında dava açılan, gözaltına alınan ve tutuklu olarak yargılananlar da var. Gazeteci Soner Yalçın bu isimlerden biri. Odatv davası kapsamında 2011 yılında tutuklanan Soner Yalçın, 2008’in mart ayından haziran ayına kadar 3 ay boyunca dinlenmiş. İstanbul Askeri Casusluk davasının sanıklarından Ebru Nilhan Bozkurt’un telefonları ise 2008’in ocak ayı ile 2009’un mart ayı arasında 3 ay dinlenmiş. Bozkurt bu telefon dinlemesinden yaklaşık 1.5 yıl sonra İstanbul Askeri Casusluk davasında şüpheli oldu. Ancak dava dosyasında telefon dinleme görüşmeleri yer almadı. Aynı şekilde Soner Yalçın’ın da 2008’deki telefon görüşmeleri dava dosyasında yoktu. Bir diğer benzer telefon dinlemesi de Ergenekon davasının sanıklarından Yarbay Mustafa Dönmez’e ait. Dönmez’in telefonları 2008’in kasım ayı ile 2009’un şubat ayı arasında dinlenmiş. Polis Mustafa Dönmez’in telefonunu dinlemekle kalmamış, avukatı Gülten Güven’i de dinlemiş.Dinlenen isimlerden bazıları ve verilen kod adları şöyle:İŞ DÜNYASIFerit Şahenk - FERİT (Doğuş Grubu Yönetim Kurulu Başkanı)Yıldırım Ali Koç - ALİ (Koç Holding Yönetim Kurulu Üyesi)Caroline Nicole Koç - CANAN (Mustafa Koç’un eşi)Mehmet Emin Karamehmet - MAHMUT (Çukurova Holding’in sahibi)Mustafa Süzer - MUSTAFA (Süzer Holding Yönetim Kurulu Başkanı)Fevzi Bülent Özaydınlı - BÜLENT (Migros’un ortağı ve CEO’su)Atalay Şahinoğlu - ATALAY (Nuh Çimento eski Genel Müdürü-Demirören Holding Koordinatör ve Danışmanı)Hüsamettin Kavi (BEMKA Emaye Bobin Teli A.Ş Yönetim Kurulu Başkanı)Erol Altaca - EROL (Altaca Dershaneleri’nin sahibi)Mehmet Yörük - MEHMET (Doğan Holding Finans ve Fon Yönetimi Başkan Yardımcısı)Melih Türker - MELİH (O tarihte Petrol Ofisi Genel Müdürü)Ertan Çakır - ERTAN (O tarihte Petrol Ofisi Satışlardan Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı)Ahmet Toksoy - (Doğan Holding Mali İşler Başkanı)Ali İhsan Karacan - ALİ İHSAN (O tarihte Doğan Holding Yönetim Kurulu Üyesi)Yener Şenok - YENER (Doğan Holding Mali İşler Başkan Yardımcısı)Hakan Genç (O tarihte Doğan Holding Avrupa Temsilcisi)Süleyman Kocakaya (O tarihte Doğan Dış Ticaret Yöneticisi)Dursun Ali Yılmaz - DURSUN (O tarihte Hürriyet Gazetesi Mali İşler Başkanı)Halil Özkan - FARUK (O tarihte Hürriyet Gazetesi Mali İşler Müdürü)Yavuz Ada (Hürriyet Gazetesi Muhasebe Müdürü)Memduh Karakullukçu - MENDUH (2007-2010 arası TÜSİAD Başkan Danışmanı)Sezai Çanakçı - SEZAİ (Çanakçılar Şirketler Grubu Yönetim Kurulu Başkanı)İbrahim Çağlar - İBRAHİM (Nurtop A.Ş Yönetim Kurulu Başkanı-İTO Başkanı-MÜSİAD Kurucu Üyesi)Ömer Lütfi Karagöz - ÖZAY (Migros İletişim ve Bilgi Güvenliği Müdürü)Tanıl Küçük - CEMAL (O tarihte İstanbul Sanayi Odası eski başkanlarından)MEDYA DÜNYASIVuslat Doğan Sabancı (Hürriyet Yönetim Kurulu Başkanı)Mehmet Yakup Yılmaz (Gazeteci-Yazar)Tufan Türenç - TUFAN (Gazeteci)Ruşen Çakır - RUŞEN (Gazeteci)Mehmet Murat Yetkin - MURAT (Gazeteci)Zafer Mutlu - ZAFER (Gazeteci)Serdar Akinan - (SKY Türk eski Yayın Yönetmeni)Cem Aydın (Doğuş Grubu eski Genel Müdürü)Yılmaz Özdil - YILMAZ (Gazeteci-Yazar)Can Dündar - CAN (Gazeteci)Aslı Aydıntaşbaş - ASLI (Gazeteci)Mehmet Faraç - MEHMET (Gazeteci)İsmail Küçükkaya - İSMAİL (Gazeteci)Süleyman Serdar Çaloğlu - SERDAR (Show TV eski Genel Müdürü)Mirgün Cabbas - SIRRI (Televizyoncu)Uğur Dündar - UĞUR (Gazeteci)İbrahim Yıldız - (Cumhuriyet Gazetesi eski Genel Yayın Yönetmeni) - Dinleme kararı yokAbbas Güçlü - (Gazeteci) - Dinleme kararı yokAmberin Zaman - MEHMET (Gazeteci)Şirin Payzın Acet - ŞİRİN (Televizyoncu)Nihat Genç - NİHAT (Yazar)Oylum Talu - CEYLAN (Televizyoncu)İbrahim Özay Şendir - ÖZAY (Gazeteci)Rasih Yılmaz - RASİH (Gazeteci-Yayıncı)Selahattin Sadıkoğlu - SELAHATTİN (Gazeteci)Ergün Diler - ERGÜN (Gazeteci)Cengiz Semercioğlu - CENGİZ (Gazeteci)Engin Ardıç - HALİL (Gazeteci)Bedri Baykam - BEDRİ (Ressam)Melih MERİÇ - MELİH (Televizyoncu)Metin Yüksel - METİN (Gazeteci)Saner Ayar - SONER (Show TV eski Genel Müdürü)Selçuk Tepeli - RECEP (Gazeteci/Şimdiki Habertürk Genel Yayın Yönetmeni)Saynur Tezel Özgentürk - SAYNUR (Televizyoncu)Ruhat Mengi - RUHİ (Gazeteci)Orhan Gökdemir - SERDAR (Gazeteci)Bülent Çöltekin - BÜLENT (Televizyoncu)Rıdvan Bıyık - YAVUZ (Televizyoncu)Mustafa Şekeroğlu - MUSTAFA (Gazeteci)Fevzi Mete Çubukçu (Gazeteci)Sinem Vural (Gazeteci)Gülden Aydın (Gazeteci)Mehmet Nuri Çolakoğlu - MEHMET NURİ (Gazeteci)Faruk Bildirici - FARUK (Gazeteci)İbrahim Serdar Akinan - SERDAR (Gazeteci)Şükran Suna Vidinli - SUNA (TV programcısı)Arslan Bulut - ARSLAN (Gazeteci)Özdemir İnce - ÖZDEMİR (Yazar)Uğur Şevkat (Gazeteci TV programcısı)Toygun Atilla | Hürriyet
Kim Dotcom Hapse Girmekten Kurtuldu
Dünyanın en büyük dosya indirme sitesi Megaupload'un kurucusu Kim Dotcom, 2.5 yıldır süren telif davasında hapse girmekten kurtuldu.ABD Adalet Bakanlığı tarafından kapatılan sitenin kurucusu Dotcom, Yeni Zelanda'da gözaltına alındıktan sonra şartlı olarak tahliye edilmişti. Ancak tahliye şartlarını ihlal ettiği gerekçesiyle açılan davada suçsuz bulundu.Hong Kong merkezli Megaupload'un kapatılmasının ardından dijital dünyanın gördüğü en büyük dava sürecinde savunmaya geçen Dotcom, Megaupload ile telif hakkı sahiplerini 500 milyon dolar zarara uğratmak ve 175 milyon dolar da kara para aklamakla suçlanıyor. Gerçek adı Kim Schmitz olan Dotcom, Nisan 2014'te aralarında altı film stüdyosunun da bulunduğu Motion Picture Association of America (MPAA) tarafından da dava edilmişti.Ars Technica'ya konuşan Dotcom, 'Önemli bir dava kazandım ancak ABD hükümetinin özgürlüğümü elimden almak için başka bir girişimde bulunduğuna tanık oldum. Bu inanılmaz' yorumunda bulundu. Dotcom'un üç yıla yaklaşan dava sürecinde 10 milyon dolar harcama yaptığı iddia ediliyor.Şartlı tahliyesinin ardından Yeni Zelanda'yı terk etme riski olduğu ileri sürülen ve Londra'da bir Rolls Royce satmaya çalıştığı iddia edilen Dotcom'un avukatı, müvekkilinin iki haftada bir polise yoklama için gittiğini ve tahliyenin her şartına uyduğunu belirtti.Sonu gelmeyen davaABD'ye iadesine karar verilecek dava beklendiği süreçte birçok yeni davayla karşılaşan ve misilleme olarak Yeni Zelanda hükümeti dahil olmak üzere karşı davalar açan Dotcom, malikanesine düzenlenen baskının yasal olup olmadığının belirlenmesi için Yeni Zelanda Yüksek Mahkemesi'nden çıkacak kararı bekliyor.Dotcom, kendisine açılan davalarda Hong Kong ve Yeni Zelanda'da bulunan milyonlarca doalrlık malvarlığını kaybetme riskiyle karşı karşıya. ABD'ye iade edilip edilmeyeceğine karar verilecek dava ilk olarak Mart 2013, ardından Haziran 2015'e ertelenen Dotcom, malvarlıklarının iade edilmesi için de dava açmıştı.Desteğini kaybetmemeye çalışıyorDava sürecinde kamuoyunun desteğini kazanmak için sürekli gündemde kalmaya çalışan Kim Dotcom, 2014 başında ilk albümü 'Good Times'ı piyasaya sundu. Dava harcamalarını albüm gelirleriyle karşılamayı ümit eden Dotcom, FBI ve ABD Adalet Bakanlığı'na (DOJ) Twitter üzerinden göndermelerde bulunmayı da ihmal etmedi.En son Eylül ayında Edward Snowden ile Yeni Zelanda'da yayımlanan 'Moment of Truth' paneline katılan Dotcom, internet özgürlüğünü savunan bir duruş sergiliyor.LetsBuyIt sitesiyle 2001 yılında neden olduğu skandalın arasından Tayland'a kaçan Dotcom, Ocak 2002'de internette canlı yayında intihar edeceğini duyurmuştu. Tayland'da yakalandıktan sonra Almanya'da çıkarıldığı mahkemede kafaletle serbest kalan Dotcom, kayıplara karışmasının ardından Megaupload ile servete kondu.Kaynak: Al Jazeera
'Boyhood' Oscar Yarışında İddialı
'Before Sunrise', 'Before Sunset' ve 'Before Midnight' serisiyle tanınan Richard Linklater'ın 12 yıl boyunca çektiği, bir çocuğun hayatını 5 ila 18 yaş arasında gerçek zamanlı olarak yansıtan 'Boyhood', New York Film Eleştirmenleri Ödülü'nü aldıYapım süreci 12 yıl süren 'Boyhood', New York Film Eleştirmenleri Ödülleri'nde büyük ödülü kazandı.Film aynı zamanda yönetmeni Richard Linklater'a en iyi yönetmen ödülünü ve oyuncusu Patricia Arquette'e en iyi yardımcı kadın oyuncu ödülünü getirdi.Film bir çocuğun hayatını beş yaşıyla 18 yaşı arasındaki dönemde gerçek zamanlı yapılan çekimlerle anlatıyor. Ödüllerde ayrıca 'Mr Turner' filmindeki rolüyle Timothy Spall en iyi erkek oyuncu ödülünü, 'İki Gün Bir Gece' filmindeki rolüyle ise, Marion Cotillard En İyi Kadın Oyuncu ödülünü kazandı.Milliyet Sanat
Reklam