Dünya Tarihinin Gördüğü En Ürkütücü 5 Bilim Adamı
20.yüzyılda yaşamış Sovyet bilim adamı, transplantasyon yani organ naklinin öncüsüdür.Ancak,genellikle hayvanlar ve özellikle köpekler üzerindeki organ nakilleriyle ünlenmiştir. Bir köpek yavrusunun başını, ön ayaklarıyla birlikte, bir Alman kurt köpeğine naklederek çift başlı köpek elde etmiştir ve buna benzer bir çok deney yapmıştır. Aynı zamanda Demihov tarihin en başarılı cerrahları arasında gösterilir.
Sular Çekildi, Kale Göründü
Van'ın Erciş ilçesinde uzun yıllar su altında kalan Osmanlı kalesi, Van Gölü'nün sularının çekilmesiyle yeniden ortaya çıktıDoğu Anadolu Bölgesi'nde yaşanan kuraklık nedeniyle birçok baraj, gölet ve su kaynağı kururken, Türkiye'nin en büyük gölü olan Van Gölü'ndeki su seviyesinin düşmesi, Erciş ilçesinde yıllardır su altında kalan Osmanlı kalesini ortaya çıkardı.Yapının büyük bölümünün su altında kalması nedeniyle ziyaret edilemeyen Van Gölü sahilindeki kaleye, şimdilerde yerli ve yabancı turistler büyük ilgi gösteriyor.Kaleyi gezen tarihçi-yazar Selahattin Koşar, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Urartu Krallığı zamanında Van Gölü sahilinde inşa edilen kalenin, Karakoyunlu Devleti ve Osmanlı İmparatorluğu döneminde de onarımdan geçirilerek kullanıldığını belirtti. Evliya Çelebi'nin Seyahatnamesi'nde de geçen Osmanlı kalesinin 521 yılında Sultan Kılıçaslan tarafından Urartu Krallığı'nın temelleri üzerine inşa edildiğini anlatan Koşar, Kanuni Sultan Süleyman'ın da İran seferi sırasında kalede bir hafta konakladığına dair bilgiye sahip olduklarını ifade etti.Koşar, Osmanlı İmparatorluğu döneminde yapılan onarımın ardından yerli halkın kale çevresindeki yapılarda yaşadığını bildirerek, Van Gölü sularının 1800'lu yıllardan itibaren yükselmeye başlamasıyla insanların bugünkü Erciş bölgesine yerleştiğini dile getirdi. Kalenin, göldeki yükselmenin etkisiyle tamamen su altında kaldığını anlatan Koşar, kaledeki yapıların hem suyun hem de Van'da 23 Ekim 2011'de yaşanan depremin etkisiyle büyük hasara uğradığına dikkati çekti.Suların çekilmesiyle yeniden ortaya çıkan ve Osmanlı İmparatorluğu'nun Erciş'teki tek eseri olan kaledeki belirli bölümlerin restorasyondan geçirilmesi gerektiğine değinen Koşar, yapılacak restorasyonla kalenin turizme kazandırılabileceğini sözlerine ekledi.(AA) - ALİ DAĞER
700 Yıldır El Ele
Leicester Üniversitesi Arkeoloji Bölümü ekibinin bulduğu iskeletlerin 700 yıl önceden kaldığı tahmin ediliyor.
Hisarönü Körfezi'nde 4 Bin Yıllık Batık Keşfedildi
DOKUZ Eylül Üniversitesi (DEÜ) tarafından Sualtı Kültür Mirası Araştırmaları Projesi kapsamında Muğla’nın Marmaris İlçesi Hisarönü Körfezi’nde yapılan araştırmalarda, yaklaşık 4 bin yıl öncesine ait bir Tunç Çağı Batığı keşfedildi.DOKUZ Eylül Üniversitesi (DEÜ) tarafından Sualtı Kültür Mirası Araştırmaları Projesi kapsamında Muğla’nın Marmaris İlçesi Hisarönü Körfezi’nde yapılan araştırmalarda, yaklaşık 4 bin yıl öncesine ait bir Tunç Çağı Batığı keşfedildi. Batığın, ülkemizdeki en eski batık olarak bilinen Antalya’nın Kaş İlçesi’ndeki Uluburun Batığı’ının bu unvanını elinden aldığı bildirildi. Kıyıdan yaklaşık 50 metre açıkta ve 25- 30 metre derinlikteki batığa ait kalıntılar arasında çok ender görülen amphora formunun yanı sıra, gaga ağızlı testiler ve değişik formlarda seramik kaplara da rastlandığı belirtildi.Kültür ve Turizm Bakanlığı ile Dokuz Eylül Üniversitesi (DEÜ) Deniz Bilimleri ve Teknoloji Enstitüsü Müdür Yardımcısı ve Ege Bölgesi Araştırma ve Uygulama Merkezi (EBAMER) Müdür Yardımcısı Yrd. Doç. Dr. A. Harun Özdaş başkanlığında yürütülen Sualtı arkeolojik Araştırmaları’nın 2014 yılı ikinci etap çalışmaları tamamlandı. Araştırmalarda Bodrum Belediyesi bünyesindeki STS Bodrum Okul Gemisi kullanıldı. Kalkınma Bakanlığı tarafından desteklenen 'Sualtı Kültür Mirası Araştırmaları Projesi' kapsamında yürütülen Türkiye Kıyıları Batık Envanteri çalışmalarında özellikle Osmanlı Dönemi batıkları üzerinde yoğunlaşıldı. Yrd. Doç. Dr. Nilhan Kızıldağ, Hüseyin Vural, İhsan Tercan, Dr. Güngör Muhtaroğlu, Cihat Vural, Onok Bozkurt, Doç. Dr. Şenay Özdemir, Cebrail Baydan, İrfan Yıldız, Selman Kahraman, Zeynep Demir’den oluşan ekip, araştırmaların ilk etabı Bodrum’dan finike’ye kadar olan bölgede gerçekleştirildi. Toplam 35 farklı alanda yapılan 100’ün üzerinde dalışta 10 yeni batığın yeri tespit edildi. Ayrıca daha önceki yıllarda bulunan birçok batığın üç boyutlu fotomozaiği çıkarıldı. 2014 yılı Ege Bölgesi çalışmaları kapsamında Hisarönü Körfezi’nde yapılan dalışlarda, günümüzden yaklaşık 4 bin yıl öncesine ait Tunç Çağı’na tarihlenen bir batığın izlerine ulaşıldı. Hisarönü’nde bulunan batığın, bugüne kadar yapılan sualtı araştırmalarında tespit edilen en eski batık olduğu kaydedildi. Araştırma dalışları sırasında bulunan Tunç Çağı Batığı’na ait kalıntılar arasında çok ender görülen amphora formunun yanı sıra, gaga ağızlı testiler ve değişik formlarda seramik kaplara da rastlanıldı.Bodrum Belediyesi’nden konuyla ilgili yapılan açıklamada çalışmalar hakkında bilgi verildi.Bodrum Belediye Başkanı CHP’li Mehmet Kocadon, 'Ülkemiz kıyılarında bulunan ve M.Ö.14’üncü Yüzyıl’a tarihlenen Kaş Uluburun Batığı’ndan daha eski olan Hisarönü Batığı, kıyıdan yaklaşık 50 metre açıkta, 25-30 metre derinde yer alıyor. Son 50 yılda Tunç Çağı’na tarihlenen toplam üç batık bulunmuş olup, gaga ağızlı testilere ise ilk defa rastlanıyor. Batıktan çıkarılan ve konservasyon ile analiz için Bodrum Sualtı Arkeoloji Müzesi’ne teslim edilen eserlerin içinde bulunan organik buluntuların tarihleme çalışmaları ise devam ediyor. Önümüzdeki yıl batığın daha ayrıntılı biri şekilde sualtı çalışması ve kazısı yapılması planlandığı açıklandı. Su altı hazinelerimizin bulunması ve korunması için tarihe verdiğimiz destek devam edecek, su altı hazinelerimizin gün ışığına çıkması bölgeye olan ilgiyi daha da arttıracak' dedi.Yaşar ANTER/BODRUM (Muğla), (DHA)
Reklam
Avrupa Tarihine Yön Veren 18 Hanedan
5. ve 8. yüzyıllar arasında bugünkü Fransa ve Almanya arasında bulunan bölgede hüküm sürmüş Frank hanedanı.Hanedanlığın Magdalalı Meryem'in soyundan geldiğine inanılır. Magdalalı Meryem'in İsa'nın çocuğuyla Kudüs'ten kaçıp Fransa'ya gittiği ve Fransa'da Merovingian Hanedanı'nı kurdukları sanılmaktadır.Rivayete göre omuz arasında veya kalbinin üzerinde ilahi kutsal kan taşıdıklarına işaret eden bir benek vardı ki, bu daha sonra Tapınak Şövalyelerinin arması olarak ortaya çıkacaktır.496 yılında Hükümdar Clovis’in Hristiyanlığı kabul etmesiyle Avrupa’daki Hristiyan krallıkların ilki unvanını almıştır. Paris şehri de bu hanedan mensupları tarafından kurulmuştur. 8. yy’da bir başka Frank hanedanı olan Karolenj tarafından sona erdirilmiştir.
Osmanlı Armasındaki 30 Motifin Sırrı
Arma, Haçlı Seferleri sırasında başlayan bir adettir, aynı zamanda silah demektir (Eski Türklerde ise damga veya ongun.). Önceleri sancaklara daha sonra ise kalkanlara işlenmiştir. Zamanında İngiltere'de sadece armaların işlendiği bir ilim dalı oluşturulmuş, hatta ve hatta sadece arma davalarına bakan bir mahkeme bile açılmıştır.
Reklam
10 Şarkıyla Kırım Tatarlarının Tarihi
Kırım Savaşı'ndan sonra Rus baskısının şiddetlenmesi Kırım'dan Osmanlı topraklarına olan göç dalgasını hızlandırır. Bu ağıt da vatanda kalan Kırım Tatarları tarafından karşıya akanlar için yazılmıştır.
Kültür ve Turizm Bakanlığı, 5 Bin Yıllık Kayaköy'ü Ranta Açıyor
Kültür ve Turizm Bakanlığı, Muğla'nın Fethiye ilçesindeki 5 bin yıllık tarihe sahip Kayaköy'ü ranta açıyor.Kültür ve Turizm Bakanlığı, Muğla'nın Fethiye ilçesinde bulunan 5 bin yıllık tarihe sahip Kayaköy'ü 49 yıllığına kiralamak için ihale yapacak. 23 Ekim'de yapılacağı açıklanan ihaleye 2 şirketin teklif vereceği öğrenildi.Kültür ve Turizm Bakanlığı ile Çevre ve Şehircilik Bakanlığı arasında 2013 yılı başlarında imzalanan protokolle Kayaköy'de tarihi kalıntıların yer aldığı bölge turizme açılırken, diğer bölgeye de kısmi inşaat serbestliği getirildi.Yeni düzenleme sonrasında Kayaköy'e 300 yatak kapasiteli otel yapılması da kararlaştırıldı. Proje kapsamında Kayaköy'ün üçte birlik kısmını kapsayacak oteli işleten firma, tarihi köyün kalan kısımlarının da onarımını sağlayacak. Sağlanan muazzam rant karşılığında ise Rum evleri aslına uygun olarak onarılacak. Bu bağlamda daha önce çıkılan ihalelere katılımcı bulunamadığı için proje hayata geçirilememişti.Açık arttırma usülü yapılacak olan ihalede 220 dönümlük araziyi kapsayan projenin toplam maliyetinin 30 milyon TL olarak öngörülürken, ihale için 2 firmanın teklif verdiği öğrenildi.Kayaköy'ün kurtarılması için çalıştıklarını söyleyen Fethiye Ticaret ve Sanayi Odası (FTSO) Başkanı Akif Arıcan, ihale sürecinin yeniden başlamasından duyduğu memnuniyeti dile getirdi. 2006 yılında dönemin Kültür ve Turizm Bakanı Atilla Koç ile başlayan sürecin Ertuğrul Günay zamanında hız kazandığını hatırlatan Arıcan, 2013 yılında Kayaköy'ün ihaleye çıkarıldığını fakat yeterli tanıtım yapılmadığı için ihaleye katılımın olmadığını kaydetti.Kayaköy’ün restore edilmesiyle Fethiye’nin dünyaya açılan bir penceresi olacağını kaydeden Arıcan, “Kayaköy’ün markalaşmasından dolayı bir çok firmanın da kendini daha düzenli ve kaliteli bir iş sahasına dönüştüreceğini düşünüyorum. Yapılan bu çalışmalar ile Fethiye olarak turizmde hak ettiğimiz yere gelmeyi hedefliyoruz. İlçemize kazandırılacak bu değer aynı zamanda ülke turizmine de büyük katkı sunacak.” dedi.Haber Artı Bir
Yumuktepe'de 6 Bin 500 Yıllık 'Saray' Bulundu
Anadolu'nun en eski yerleşim yerlerinden biri olan Mersin'deki Yumuktepe Höyüğü'nde devam eden arkeolojik kazılarda, tarihi izleri milattan önce 4 bin 500'lü yıllara uzanan bir 'saray'ın kalıntıları bulundu Obeyt Uygarlığı'nın izlerini taşıyan sarayın ve dışındaki kaldırımın kalitesi kazı ekibini şaşırttı İtalya'nın Lecce Üniversitesi'nden kazı başkanı Prof. Dr. Caneva: 'Burada depo kaplar ve 200'e yakın çömlek ve kase bulundu.Anadolu'nun en eski yerleşim yerlerinden biri olan Mersin'deki Yumuktepe Höyüğü'nde devam eden arkeolojik kazılarda, tarihi izleri milattan önce 4 bin 500'lü yıllara uzanan bir 'Saray'ın kalıntıları bulundu. Sarayın dışındaki kaldırımın kalitesi, kazı ekibini bile şaşırttı.Tarihi izlerinin milattan önce 7 binli yıllara uzanması ve bu dönemden 13. yüzyıla kadar kesintisiz yerleşim yeri olması nedeniyle 'Medeniyetler Beşiği' adıyla anılan merkez Toroslar ilçesi Yumuktepe Höyüğü'ndeki arkeolojik kazılar, İtalya'nın Lecce Üniversitesi'nden Arkeoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. İsabella Caneva'nın başkanlığında devam ediyor.Caneva, kazı çalışmalarıyla ilgili AA muhabirine yaptığı açıklamada, bu yılki kazı çalışmalarının bir aydan beri devam ettiğini, bu süreçte güzel sonuçlar elde ettiklerini söyledi.Kazıların restorasyon çerçevesinde ilerlediğini anlatan Caneva, çalışmaların milattan önce 5 binli yıllarda oluştuğu tahmin edilen kalkolitik döneme ait tabakalarda yoğunlaştığını belirtti.'Büyük ya da elit bir aile yaşıyordu'Caneva, Yumuktepe'de bir Saray kalıntısının olduğunu geçtiğimiz yıllarda yapılan kazılarda tespit ettiklerini ifade ederek şunları anlattı:'Yeni kazılarımızda bu sarayı tam hatlarıyla ortaya çıkarabildik. Saray diyoruz çünkü büyük bir bina. Milattan önce 4 bin 500'lü yıllara, geç kalkolitik dönemine ait bir bina. O zamanlarda normal evler çok küçük, bir iki odalı, ama burada çok büyük bir salon var. Sadece büyük değil aynı zamanda kaliteli bir bina, her oda kerpiçle iyice döşenmiş. Buranın içerisinde ne var? O dönemlerde ailelerde 2-3 adet tencere, en fazla 11 tane de kase olurdu. Burada depo kaplar ve 200'e yakın çömlek ve kase bulundu. Demek ki burada yemek çok fazla insana veriliyordu. ya işçilere, ya da misafirlere veriliyordu bu yemekler. Buradakiler normal bir aile değildi, büyük bir aile ya da elit bir aileydi.'Saray kalıntılarının Mezopotamya'da çok fazla bilinen Obeyt Uygarlığı'nın izlerini yansıttığını ifade eden Caneva, 'Burası normal evlere göre daha anıtsal ve kaliteli bir şekilde yapılmış. Sarayın dışarısında iyi yapılmış bir kaldırım var. Böyle bir kaldırımı daha önce hiç görmedim, belki literatüre biraz bakarım. Ama bu kadar kaliteli bir şey olacağını beklemiyordum. O da önemli bir şey gelişme oldu' diye konuştu.Kazı tarihi 1930'lu yıllara dayanıyorAnadolu'nun en eski yerleşim yerlerinden olan Yumuktepe Höyüğü'nde ilk arkeolojik kazılar İngiliz John Garstang başkanlığında 1936-1937 yıllarında yapıldı. İkinci Dünya Savaşı'nın başlaması nedeniyle ara verilen kazılara 1946'da yeniden başlanıp 1947'de çalışma sonuçlandırıldı. 1992 yılında hazırlanan ve 1993 yılında başlanan 'Yumuktepe Arkeolojik Kazısı' çalışmaları ise her yaz sürdürülüyor. AA
Reklam
Stonehenge'in Esrarı Çözülüyor
İngiliz arkeologlar Stonehenge anıtının altındaki ve çevresindeki topraklara ait şimdiye kadarki en ayrıntılı haritayı açıkladı.Arkeologlar çok farklı cihazlarla zeminin üç metre derinliğini taradı. İlk veriler anıtın tek bir yapı olmadığını ve çevresinde 17 tapınak daha bulunduğunu gösteriyor.İngiltere'nin Wiltshere kentinde bulunan ve geçmişi milattan önce 8000 yılına kadar dayanan Stonehenge taş çemberinin tam olarak ne amaçla kullanıldığı hâlâ bilinmiyor.Elde edilen kapsamlı verilere dayanılarak Stonehenge anıtının zaman içinde nasıl değiştiğinin ortaya çıkarılması bekleniyor.Araştırmanın ortaya çıkardığı sürprizlerden biri, Durrington Walls'da bulunan ve 1,5 km. genişliğindeki 'süper anıt'ın bir parçasını oluşturan 60 kadar dev taş veya sütunun izlerinin keşfi oldu.İngiltere Bilim Festivali'nde konuşan, proje başkanı ve Birmingham Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Vincent Gaffney, 'Son dört yıldır bu hayret uyandıran anıta bakıp etrafında neler bulunduğunu anlamaya çalışıyoruz. Burası gerçekten de özel kişilerin gelebileceği, ayrıcalıklı bir yer miydi konusu, en temel soru olarak hep karşımızdaydı.' dedi.Araştırma ekibinin 12 kilometre kareyi kapsayan üç boyutlu haritası, durumun böyle olmadığını ortaya çıkardı.Araştırmacılar tüm alanı yüzeyin farklı derinliklerinde tarayabilmek için altı değişik teknik kullandı. Kullanılan cihazlar arasında mıknatıs ölçer, yer radarı ve üç boyutlu lazer tarayıcı gibi gereçler vardı.Leicester Üniversitesi araştırmacılarından Nishad Karim de, 16. yüzyıla ait Tudor mezarlarını yeniden oluştururken benzer bir yöntem kullanmıştı.Karim, BBC'ye yaptığı açıklamada 'Yeraltı Görüntüleme Cihazı ve diğer teknikler kullanılarak, toprağın derinlikleri açıkça görülebildi ve binlerce yıl önceki uygarlıkların neye benzediği keşfedildi.' dedi.Bölgedeki sayısız tümsekten birinin altında 33 metre uzunluğunda ve 6000 yıllık bir ahşap bina olduğu saptandı. Bu binanın geleneksel gömme törenlerinde ve büyük olasılıkla ölülerin kemiklerinin etten ayrılması gibi geleneklerin yerine getirilmesinde kullanıldığına inanılıyor.Araştırma ekibindeki bir diğer kurum olan Ludwig Boltzmann Enstitüsü müdürü Prof. Wolfgang Neubauer, 'Yapıda üç sıra çatı taşıyıcı direk var. 300 metrekarelik bir alana yayılmış ve hafif ikizkenar yamuk şeklinde. Bu ilginç bir nokta, zira, Avrupa kıtasında da, o dönemden 100-200 yıl önce, dev taşlarla ilişkili benzer ikizkenar yamuk yapı örnekleri görüyoruz.' dedi.Stonehenge civarındaki tümseklerde, anıtla hemen hemen aynı yaşlarda 17 dini anıt ve yapı bulunduğu belirlendi.Bütün bu ilk bulgular, araştırmacıların verileri daha derin incelemeleri ardından zamanla açığa çıkarılacak olan bölgenin karmaşık tarihine ve değişimine işaret ediyor.BBC
Kadın Heykellerin Koruduğu Mezarlar
Yunanistan'ın Amphipolis kazı alanında yapılan çalışmalarda girişini kadın heykellerin koruduğu dev bir mezar keşfedildi. İçine girilemeyen mezarın Büyük İskender'in ailesi veya generallerine ait olabileceği düşünülüyor.Selanik'in yaklaşık 105 km kuzeydoğusunda yer alan Amphipolis alanında kazı yapan arkeologlar, Büyük İskender'in yakınları veya generallerine ait olduğu düşünülen mezarlar keşfetti. Mezarların girişinde, daha önce benzeri görülmemiş iki karyatit (kadın heykeli) bulundu.Arkeologlar, Yunanistan'daki en büyük antik mezar kalıntılarını ortaya çıkarmış olabileceklerini, karyatitlerin mezarın giriş kısmında yer aldığını belirtti. Mermerden oyulmuş karyatitlerin yer aldığı bölümde, koyu kırmızı ve sarı ile boyanmış ve üzerinde geometrik şekiller yer alan bir duvarın yer aldığı bilgisi verildi.Yunanistan Kültür Bakanlığı, antik mezarlığın keşfini Cumartesi günü duyurdu. Mezarlarda yer alan karyatitlerin, mezarın ana girişinde Ağustos'ta ortaya çıkarılan iki sfenksle aynı heykeltıraşlık yöntemlerini barındırdığı belirtildi.Yunan yetkililer, mezarın ikinci girişi olarak kabul edilen alanda bulunan karyatitlerin, 'büyük önem taşıyan bir define işaret ediyor olabileceğini' ifade etti. Karyatitlerden birinin yüzünün eksik olduğu ve her ikisinin gelenlere dışarı yönlendirmek istermiş gibi kollarını öne uzatmış halde durdukları belirtildi.M.Ö 300-325 yıllarında inşa edildiği tahmin edilen mezarlığın, Büyük İskender'in yakınları veya generallerine ait mezarları içerdiği düşünülüyor.Kaynak: Al Jazeera
Reklam
Osmanlı Padişahlarının Tarihe Kazınmış Unutulmaz 40 Sözü
Osmanlı Hanedanı’nın sultanları 1299’dan 1922’ye kadar kıtalararası geniş bir imparatorluğa hükmetmiştir. 623 yıl yaşamış bu İmparatorluk, sayısız bilge Padişah tarafından yönetilmiştir. İşte sizin için derlediğimiz bir kaç iz bırakmış Osmanlı Padişahlarının tarihi sözleri.
Reklam
Osmanlı Arması ve Sembollerinin Anlamı Nedir?
Arma kimliği anlatan, bir işarettir. Resimler, harfler ve şekillerden oluşur. Bir devleti, hanedanı ya da şehri anlatır. Devletlerin insanları tarafından benimsenen armaları vardır.1- Tuğranın etrafındaki güneş motifi, padişahın güneşe benzetilmesinden ileri gelir2- II. Abdülhamit’in tuğrası3- Sorguçlu serpuş: Osman gaziyi ve tahtı temsil eder4- Yeşil Hilafet sancağı5- Süngülü tüfek: Nizam-ı Ceditle birlikte Osmanlı ordusunun asıl silahı olmuştur6- Çift taraflı teber7- Toplu tabanca8- Terazi: şeşper ve asaya asılıdır, adaleti temsil eder.9- (Üstte) Kuran-ı Kerim. (Altta) Kanunnameler.10- Nışan-ı al-i imtiyaz: Devlet adına faydalı işlerde bulunmuş ilim adamları, idareci ve askerlere veriliyordu.11- Nışan-ı Osmani: Sultan Abdülaziz Han tarafından 1862′de ihdas edilmiş olup, devlet hizmetinde üstün başarı sağlayanlara verilirdi.12- Asa ve şeşper13- Çapa, Osmanlı denizciliğini temsil eder.14- Bereket boynuzu15- Nışan-ı iftihar16- Yay17- Mecidi nişanı18- Borazan, modern mızıka takımının kullandığı çalgı aletidir19- Şefkat nışanı, 1878′de II. Abdülhamit Han tarafından ihdas edilmiş olup; savaş zamanında, büyük afetlerde devlete, millete hizmet eden kadınlara verilirdi.20- Top gülleleri (Bazı armalarda bulunmuyor.)21- Kılıç22- Top, topçu ocaklarını temsil eder.23- El siperlikli tören kılıcı: bu kılıç klasik Türk kılıcı olmayıp, o devirdeki subaylar tarafından kullanılırdı.24- Mızrak.25- Çift taraflı teber, orduda üst düzey görevliler tarafından üstünlük sembolü olarak kullanılmıştır.26- Tek taraflı teber (balta)27- Bayrak28- Osmanlı sancağı29- Mızrak: Son dönem mızraklı süvari alaylarını remzeder30- Kalkan, Ortasında stilize edilmiş bir güneş motifi var. 12 yıldız: Rivayete göre bu 12 yıldız 12 burcu temsil eder…Sosyalbilgilerin
Dizi İçin Meryem Ana Kilisesi'ni Ayakta Tutan Demirleri Kestiler
‘Bazı emanetler yürekte taşınır’ sloganıyla Fox TV’de yayına başlayan Emanet dizisinin çekildiği tarihi Meryem Ana Kilisesi’ni ayakta tutan demir gergiler kesildi. Kapadokyalılar suç duyurusunda bulundu; yapım şirketi ise iddiayı yalanlıyorNevşehir'de 1849 yılında inşa edilen Meryem Ana Kilisesi'nde sütunları birbirine bağlayan, bakımsızlıktan yıkılmak üzere olan yapının ayakta durması için hayati önem taşıyan 2 gergi demir kesildi. Demirlerin, fox tv’de başlayan 'Emanet' dizisi ekibince daha rahat çekim yapabilmek için kesildiği öne sürülüyor; yapım şirketi iddiayı yalanlıyor.Kapadokya’da, 1924’teki mübadelede gönderilen Rumlardan kalan tarihi kilise, kültür varlığı olarak tescil edilmesine rağmen restorasyon bir türlü başlatılmadığı için yıkılma tehlikesiyle karşı karşıya. Adını duvarlarındaki Hz. Meryem'in ölümünün (Koimesis) tasvir edildiği mozaiklerden alan kilise, Rumların gönderilmesinden sonra 1950-1983 yılları arasında Nevşehir cezaevi olarak kullanıldı. 1983 yılında boşaltılan kilise, 1986 yılında Milli emlak Müdürlüğü tarafından kültürel faaliyetlerde kullanılmak şartıyla Nevşehir Belediyesi'ne tahsis edildi. O günden beri restore edilmeyen ve kaderine terk edilen kilisede, geçen haftalarda Fox Tv'de yayınlanacak ‘Emanet’ dizisinin çekimleri yapıldı. İddialara göre çekim ekibi, kilise içerisine yerleştirilemeyen kameraları gerekçe göstererek yapının sütunlarını birbirine bağlayan iki gergi demirini kesti. Kesilen demirler kilise içine bırakıldı.Meryem Ana Kilisesi’ni ayakta tutan sütunların arasındaki demir gergiler kesildi.Demir gergilerin dikkatlice kesildiği görülüyor.‘Babalarının çiftliği mi?’Savcılığa suç duyurusunda bulunan Kapadokya Tarih Kültür Araştırma ve Koruma Derneği Başkanı Mükremin Tokmak, 'Demirlerden ikisi elektriğin olmadığı bir yerde 'spiral' kullanılarak kesilmiş. Demirlerin dışarı çıkarılmamış olması hırsızlık ihtimalini düşürüyor' dedi. Tokmak, dizi çekimleriyle ilgili ise 'Kapadokya'yı babalarının çiftliği gibi kullanıyorlar. Bu demirlerin kesilmesi durumunda çatı, çok ağır olduğundan mutlaka çöker. Müze Müdürlüğü 'Biz karışamayız' diyor. Bakanlık kiliseyi belediyeye tahsis etmiş ki belediye ise bu bölgede bulunan 3 bin adet eski Rum evlerini kentsel dönüşüm adı altında yıktı. Tahribat çok büyük' diye konuştu.Kilisenin yapısını iyi bilen Nevşehirli restorasyon uzmanı mimar Doğan Onur Araz da kilisede kesilen gergi demirlerinin yapının ayakta durabilmesi için hayati önem taşıdığını belirtti.‘Zaten harabe’ymiş!Dizinin yapımcılığını yürüten Gold Yapım Şirketi yetkilileri ise iddiaların gerçeği yansıtmadığını söyledi. Yapım şirketi yetkililerinden Ahsen Tüzün, ekiplerinin tarihi yapılarda son derece titizlikle çalıştığını belirterek 'Kilisede birkaç kez çekim yaptık. Zaten oldukça bakımsız ve harabeyi andıran bir yapı. Tarihi mekânlarda herhangi bir çivi dahi çakmadan, sanat tarihçileriyle çalışıyoruz. Bizle ilgili bir durum değil. Zaten savcılıkta da bu yönde ifade kullandık' diye konuştu.Dizinin sahnelerinden birinde de demir gerginin yerinde yeller esiyor.Herkes topu birbirine attıMeryem Ana Kilisesi'nin mülkiyeti hazineye ait. 1996 yılında Nevşehir Belediyesi'ne tahsis edilen kilisede 2003 yılında restorasyon çalışmaları başladı ancak bugüne kadar kurul onayına sunulmadı. Tokmak, kurumların topu sürekli birbirlerine attığını belirterek “Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu, İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü ve Müze Müdürlüğü, yapı hakkında tüm sorumluluğun belediyeye ait söylüyor. Herkes topu birbirine atıyor' dedi. Yapı ile ilgili bilgi veren Nevşehir Belediyesi, çalışmaların kısa zamanda başlayacağını söylese de içinden çıkılamaz hal alan restorasyon süreci binanın günden güne çökmesine neden oluyor.Kilisenin cezaevi olarak kullanıldığı dönemde yönetmen Yılmaz Güney, yazar Kemal Tahir tutuklu kalmıştı. Kilisede daha önce de Türkan Şoray ve Hakan Balamir’in oynadığı 1973 yılı yapımı Mahspus filmi çekilmişti.Arif Balkan / Milliyet
Urla'da 4 Bin Yıllık Batık Heyecanı
İzmir'in Urla ilçesinde Akdeniz'in en eski batıklarından biri olduğu değerlendirilen 4 bin yıllık batıkta ön çalışma devam ediyor.İzmir'in Urla ilçesinde gerçekleştirilen su altı kazılarında çeşitli dönemlerine ait çok sayıda batık saptandı. 4 bin yıllık olduğu tahmin edilen ve ön çalışması yapılan bir batığın, Akdeniz'de saptanmış en eski batıklardan biri olabileceği bildirildi.Ankara Üniversitesi Sualtı Arkeolojik Uygulama ve Araştırma Merkezi'nin (ANKÜSAM) Urla İskele'deki kampüsünde yoğun bir kazı sezonu yaşanıyor. Türkiye'nin su altında devam eden ender kazı alanlarından olan bölgede kara kazılarından daha fazla miktarda bulgu ve eser su üstüne çıkarılarak müzelerin yolunu tutuyor.Antik Klozemenai kentinin deniz altında kalan bölümü olan Limantepe Kazıları'na başkanlık eden Prof. Dr. Hayat Erkanal, M.Ö. 7'nci yüzyıldan kalma limanın tabanını açığa çıkarmak üzere çalışmaların devam ettiğini ifade etti.ANKÜSAM'ın yöneticiliğini de yürüten Prof. Dr. Erkanal, çok geniş bir alana kurulu olduğu tespit edilen kente ilişkin kazı çalışmasının yanında bölgenin deniz haritasının çıkarılması için çalışma yaptıklarını, dünya denizcilik tarihi açısından çok önemli bulgulara sahip bölgenin bir deneysel arkeoloji merkezi olması için de proje yürüttüklerini anlattı.Tarihi MÖ 6500 yıllarına dayanan kentin 8'inci yüzyılda yaşanan bir depremle su altında kaldığını aktaran Erkanal, kuruluşundan bu yana bir liman kenti olan Klozemenai'nin çeşitli dönemlere ait çok sayıda batığa ev sahipliği yaptığına dikkati çekti.Limantepe'de 17. yüzyıl Osmanlı teknelerinin yanında MÖ 2 binli yıllara ait teknelerin de saptandığını anlatan Erkanal, bulunan bir batığın ise 4 bin yıllık olduğunun tahmin edildiğini kaydetti.Batığın içinde bulunan malzemelerde bakarak tahminleme yaptıklarını, hangi döneme ait olduğu ve özelliklerinin belirlenmesi konusundaki çalışmanın devam ettiğini vurgulayan Erkanal, 'Batığın 4 bin yıllık olduğunun kesinleşmesi halinde arkeoloji açısından önemli bir bulguya da ulaşmış olacağız. Kaş açıklarından çıkarılarak Bodrum'da sergilenen Uluburun, 3 bin 500 yıllık. Mısır'da bulunan ve Uluburun'dan 150 yıl daha eski olduğu ifade edilen kadın firavun Hatşepsut dönemine ait bir batık daha var. Bulduğumuz batık üzerindeki çalışmalar, tahminlerimizi kesinleştirirse bu batıklardan daha önceki yıllara ait, Akdeniz'in en eski batığına ulaşmış olacağız' diye konuştu.'Batıkları çıkaracağız'Deniz altında çıkarılan batıkların tuzdan ayrıştırılmadığı taktirde parçalandığını, bu nedenle özel laboratuvar işlemlerinin yapılmasının gerektiğine değinen Erkanal, ANKÜSEM bünyesinde Urla'da açılan Mustafa Vehbi Koç Deniz Arkeolojisi Araştırma Merkezi ve Arkeoparkı'nda daha geniş restorasyon ve konservasyon laboratuvarlarlarına sahip olduklarını bildirdi.Batıkların çıkarılması noktasında çalışma yapabilecek duruma geldiklerini aktaran Erkanal, sözlerini şöyle sürdürdü:'Batıkların çıkarılması konusunda önceliğimiz Türk tarihinde önemli bir eksiklik olan bir Osmanlı gemisinin çıkarılarak sergilenmesi olacak. Bir dönem Akdeniz'e hükmetmiş bir deniz gücünü göstereceğimiz tek bir örneğin olmaması büyük eksiklik. Limantepe'de saptadığımız birkaç Osmanlı dönemi batığı var. Örneğin hemen limana dayalı durumda olan bir Osmanlı savaş teknesi var. Henüz hangi batığın çıkarılacağı belli değil. Bir batığın çıkarılması 7-8 yılı alan bir süreç. Önümüzdeki yıl muhtemelen böyle bir çalışmaya başlamış olacağız.'AA
Reklam