onedio
Hitler'in Kabusu Dev Makineler!
Yerin kat kat altında bulunan, Hitler'in tüm hayallerini yıkan bu dev makineler, göreni şaşırtıyor!A.B.D.'nin New York şehrinde bulunan ' Grand Central Terminal 'in 10 kat altında , neredeyse terminalin kendi kadar büyük bir gizli yer altı odası bulunuyor. Bu odanın içerisinde ise, Nazilerin İkinci Dünya Savaşı'nda yok etmek istedikleri iddia edilen dev makineler var.Odada 9 adet bulunan bu makinelerden her biri 15 ton ağırlığındaki devir hareketli çeviriciler. Bu makineler, 11.000 volt alternatif akımı, doğru akıma çevirerek üzerlerinde bulunan tüm tren hattı için gerekli enerjiyi elde etmektelerdi. Science Channel'ın açıklamasına göre, bu makineler bir dönem, bütün kuzey doğu A.B.D.'nin tren ve metro hattının kalbi konumundalardı.A.B.D. İkinci Dünya Savaşı'na katılma kararı aldığında, Hitler, gizli tutulan bu odayı öğrendi ve önemini fark ederek, odayı yok etmeleri görevi ile Nazi askerlerini oraya gönderdi. Askerlerin bütün yapması gereken, makinelerin üzerlerine kum atmaktı ve böylelikle kuzey doğu A.B.D.'deki asker ve mühimmat aktarımının %80'i duracaktı. Bu durum karşısında da A.B.D. savaşa katılamayacak veya katılması ertelenecekti. Ancak, bu Nazi askerleri görevlerini yerine getirmeyi başaramadılar.Kim bilir, belki de bu askerler başarılı olsa idi, şu anda çok daha farklı bir dünyada yaşıyor olabilirdik.
Göbeklitepe'den Acı Haber
Mısır’daki piramitlerden sonra uygarlık tarihi açısından en önemli arkeolojik bulgu kabul edilen Göbeklitepe’den acı haber geldi. 1995 yılından beri antik çağın yeni harikası olarak anılan Göbeklitepe kazılarının başkanlığını yürüten dünyaca ünlü Alman Arkeolog Prof. Klaus Schmidt, geçirdiği kalp krizi sonucu hayatını kaybetti. Şanlıurfa sınırları içerisinde yer alan Göbekli Tepe, genel olarak dünya çapında sürdürülen kazıların arasında en heyecan verici ve tarihi olarak en önemli arkeolojik kazı olarak kabul ediliyor. Milattan 9 bin yıl önce inşa edildiğine dikkat çekilen Göbeklitepe için; “Stonehenge veya Piramitlerden iki kattan fazla eski ve metallerin, seramiğin ve tekerleğin bile keşfinden önce kalma” açıklamasını yapan ve yıllarını bu inanılmaz arkeolojik buluşa veren Prof. Schmidt, 61 kalp krizinden dolayı hayatını kaybetti. Klaus Schmidt kimdir? 1953 yılında Almanya‘ da Feuchtwangen şehrinde doğan Klaus Schmidt, Friedrich-Alexander Erlangen-Nürnberg ve Ruprecht-Karls-Heidelberg Üniversiteleri' nde prehistorya, klasik arkeoloji ve jeoloji-paleontoloji eğitimi aldı. 1983 yılında Heidelberg Üniversite’sinde Prof.Dr. Harald Hauptmann danışmanlığında yaptığı ‚'Die lithischen Kleinfunde vom Norşuntepe' başlıklı doktora tezini bitirdi. 1984-1986 yıllarında Alman Arkeoloji Enstitüsü(DAI) seyahat bursunu kazandı. 1986 -1995 yılları arasında Alman Araştırma Vakfı(DFG) araştırma bursunu kazandı ve Heidelberg Üniversitesi‘ nde Prehistorya anabilimdalında araştırmacı olarak çalıştı. 1996-1998 yıllarında Alman Araştırma Vakfı(DFG) doçentlik bursunu kazandı. 1999 yılında ‚ ‚Funktionsanalyse der frühneolithischen Siedlung von Nevalı Çori‘ konulu doçentlik tezini Erlangen-Nürnberg Üniversitesi‘ nde bitirdi ve 2007 yılında aynı Üniversite‘ de Profesor ünvanını aldı. 1998 ve 1999 yıllarında Prof.Dr.Wolfram Schier adına Bamberg Üniversitesi Arkeoloji Bölüm başkanlığı temsilciliği yaptı. 2001 ve 2002 yıllarında Prof.Dr. Hans J. Nissen adına FU Berlin Üniversitesi Arkeoloji Bölüm başkanlığı temsilciliği yaptı. Klaus Schmidt 2001 yılından beri Alman Arkeoloji Enstitüsü‘ nün Berlin‘ de bulunan merkezinde Orient Bölümünde araştırmacı ve Erlangen-Nürnberg Üniversite‘ sinde öğretim görevlisi olarak çalışmaktaydı. Öğrencilik yıllarından itibaren Almanya, Yunanistan, Mısır, Suudi arabistan ve Ürdün‘ de çeşitli arkeoloji projelerinde yer alan Klaus Schmidt, Türkiye‘ deki çalışmalarına 1978 ve 1979 yılında Elazığ Müzesi‘ nde Norşuntepe kazısı malzemesi üzerinde yaptığı ve daha sonra doktora tezi olarak yayınladığı buluntu çalışmaları ile başlamıştı. 1980 yılında Lidar Höyük kazısına, 1983-1991 yılları arasında Nevalı Cori kazısına katılmış, 1992-1994 yıllarında Nevalı Cori buluntuları üzerine çalışmalarını Urfa‘ da gerçekleştirmişti. Klaus Schmidt, 1995 yılında Şanlıurfa Müzesi ve Alman Arkeoloji Enstitüsü ortak projesi olarak başlayan ve 2007 yılından beri Bakanlar Kurulu Kararlı kazı statüsünde gerçekleştirilen Göbekli Tepe kazı ve araştırma projesinin başkanlığını sürdürmekteydi. Schmidt ayrıca, Ürdün‘ de bulunan Aqaba projesinde Ricardo Eichmann ve Lutfi Halil ile birlikte proje başkanlığını yürütüyordu. Tamar Melike Tegün / Milliyet.com.tr
3 Bin Yıllık Tarihe Dinamitli Soygun
Çatalca Dağyenice Köyü’nde bulunan 3 bin 200 yıllık kült alanı talan edildi. Frigler döneminden kalma olduğu belirlenen dini mabet yeri defineciler tarafından dinamitle patlatıldı. Daha önce Bizans döneminden kalma mezarları kazma ve küreklerle oyan defineciler, taşların içerisinde bulunduğuna inandıkları defineyi almak için bu kez dinamit kullandı. Taşın içinde define aramışlar Çatalca Kültür ve Turizm Dernek Başkanı Ahmet Rasim Yücel, “Define avcılarının kültürel anlarda farklı yöntemler uyduladıklarını görmüştük. Böylesine ilk defa şahit olduk. İçinde define bulmak için taşları dinamitle patlatmışlar. Gördüğümüz manzara karşısında şok olduk. Bu kişilerle ilgili defalarca şikayetlerde bulunduk ama maalesef herhangi bir sonuç elde edemedik. Herkes burada define olduğuna inanıyor. Bunun için belediye ve kaymakamlık üzerine büyük görevler düşüyor” şeklinde konuştu. Türkiye'deki tek örnekti ‘Erken Demirçağ’da İstanbul Boğazı Üzerinden Trak / Frig Kavimlerinin Anadolu’ya Geçişine Ait İlk Bulgular’ çalışmasında kült alanı şu şekilde anlatılıyor: “Çatalca’nın Dağyenive Köyü’de tespit edilen kült alanı Trak / Frig yapısal özelliği taşıyor. Kör ya da kapalı kapı nişi uygulaması Türkiye Trakya’sı ve Avrupa’nın en doğu noktasında böylesi bir alan ilk defa görülmekte. Bulgaristan’daki kült alanları da çok benziyor.” Oyuncak tabancayla yapmış Ercan ÖZTÜRK | Akşam
Kıbrıs Harekatı'nın 40. Yılında, Daha Önce Hiç Görmediğiniz Fotoğraflar
‘AYŞE tatile çıktı’ parolasıyla başlatılan ve Kıbrıs’taki Türklerin uğradığı baskı ve zulmü ortadan kaldırmak için Türk Silahlı Kuvvetleri’nce gerçekleştirilen Kıbrıs Barış Harekâtı 40’ıncı yılında TSK Foto Film Merkezi Komutanlığı, Kıbrıs Barış Harekâtı’nın bilinmeyen fotoğraflarını Anadolu Ajansı ile paylaştı.  İşte o kareler...
Reklam
1900'lü Yıllarda Kuzey Amerika'daki Kızılderilileri Gösteren Arşiv Niteliğindeki 16 Fotoğraf
1906 yılında, Amerikalı fotoğrafçı Edward S. Curtis Kuzey Amerika yerlileri (Kızılderililer) ve kültürleri üzerine bir çalışma yapmak için finansçı JP Morgan'dan 75.000 dolarlık bir ödeme aldı. Bu çalışma Kızılderililerin kabile hayatı, barınmaları, bölge krokileri, geleneksel törenleri, besin kaynakları gibi birçok konuyu kapsıyordu. 20 ciltlik bilgi ve 1.500 'den fazla fotoğraf ile çalışmasını tamamlayan Curtis bu güne kadar Kızılderililerle ilgili yapılan tüm çalışmaların dayanak noktası olmuştur.
Reklam
Osmanlı Zamanında Uygulanan 21 Yasak
İstanbul’da büyük bir esir pazarı bulunuyordu.Ticaret amacıyla gelen yabancıların kısa bir süre buradan esir ve cariyeleri alıp kullandıktan sonra sokağa bırakmaları üzerine 1559 yılında çıkartılan kanunla gayrimüslimlere esir satılması yasak edildi.
1200 Yıllık Urfa Kalesi'ne Tepki Çeken Restorasyon
Çanakkale’de 2 bin yıllık Apollon Tapınağı’nda tarihi dokunun bozularak yapılan restorasyonun yankısı sürerken, Şanlıurfa’da da tartışma yaratan bir çalışma tüm hızıyla devam ediyor. Geçen sene aşırı yağışlar nedeniyle çöken tarihi kalenin bir cephesinin yeni restorasyonu büyük tepki çekti. Radikal'den Serdar Korucu'nun haberine göre; Şanlıurfa’daki 1200 yıllık kalenin 2013 yılının Nisan ayında aşırı yağışlar nedeniyle çökmesinin ardından başlayan restorasyon sürüyor. İl Özel İdaresi tarafından 17 Aralık 2013’te ihalesi açılan proje 24 Ocak’ta başladı. Ağustos ayının sonuna tamamlanması planlanan restorasyon çalışmaları halkı tedirgin ediyor. Nedeni ise bölgede zaman zaman küçük çaplı toprak ve moloz kaymalarının yaşanması. Kaymalar, kalenin altında yer alan ve her gün binlerce kişinin ziyaret ettiği Balıklıgöl Yerleşkesi'ni tehdit ediyor. ORİJİNAL TAŞLAR KULLANILMAMIŞ Bir başka tepki ise restorasyon projesinin kapsamına ve görünümüne. 1200 yıllık duvarlarla örülü kalenin yıkılmış olan kısmı Çanakkale’de tartışma yaratan Apollon Tapınağı restorasyonundaki görünüme sahip. İl Kültür Müdürlüğü, mümkün olduğunca eski taşların kullanıldığını savunuyor, beyaz görünümün orijinal olarak kullanılan Urfa taşının neden olduğunu, zamanla duvarın geri kalanı gibi eski görünüme kavuşacağını belirtiyor. Uzmanlar ise uluslararası kuralları hatırlatarak restorasyonda ağırlıklı olarak eski taşların kullanılması gerektiğini vurguluyor: “Restorasyonda önce yıkılan blokların kullanılması gerekir. Ancak görünen eski bir taş yok. Uluslararası kurallar birbirinden ayrılmış parçaların bir araya getirilmesine izin verir. Tamamen yeniden inşa etmek yanlış.”Göçüğün ardından başlayan inşaat çalışmalarında Roma, Selçuklu ve İslami dönemlere ait olduğu tahmin edilen eserlere rastlanılması üzerine inşaata ara verilmiş, kazı çalışmaları sonrasında çalışmalar yeniden başlamıştı. Kentin güneybatı kesiminde, Halil-ür Rahman ve Ayn-ı Zeliha göllerinin güneyindeki Damlacık dağının kuzey eteğinde bulunan kalenin tarihi 9. yüzyıla dayanıyor. Bir rivayete göre, kale 814 yılında şehir sularını yeniden ayağa kaldıran Abbasiler döneminde Seleukoslar’dan kalan eski kalıntılar üzerine inşa edildi. Bir diğer rivayete göre ise M.S. 812 yılında Hıristiyanlar tarafından Arap akınlarına karşı kenti korumak amacıyla yaptırıldı.Serdar Korucu | Radikal
Reklam
Çin'de Dört Kanatlı Dinozor Bulundu
Çin'de dört kanatlı ve uzun kuyruklu yepyeni bir dinozor türü keşfedildi. Changyuraptor yangi (C. Yangi) isimli bu dinozorun mezozoik dönemin sonlarında, Çin'in günümüzdeki Liaoning eyaletinin bulunduğu bölgede yaşamış olduğu düşünülüyor. Dört tane kanadı olmasının yanı sıra bu dinozoru ilginç kılan özelliklerinden biri de kuyruğundaki eşi benzeri görülmemiş uzunluktaki tüyleri. 30 cm'yi bulan bu tüylere iki kanatlı olmayan dinozorlarda şu ana kadar hiç rastlanmamıştı. Bilim insanları, bu uzun tüyler sayesinde C. Yangi dinozorunun uçtuğu sırada ve inerken kendini yavaşlatabildiğini öne sürüyor. C. Yangi'nin 'mikroraptorin' denilen dinozor grubuna ait olduğu düşünülüyor, dört kanat ve kuyruk bu dinozor türünde mevcut. Paleontologlar arasında bu keşfe kadar dört kanatlı canlı türlerinin, iki kanatlı canlı türlerinin evrim sürecinde bir basamak olduğu düşünülüyordu. Fakat C. Yangi'nin bu evrim sürecinin çatallanması sonucu olduğu tahmin ediliyor. Uçuş yetisine sahip canlı türlerinin, günümüzde kuş olarak sınıflandırılan grubunun fizyolojik yapısı dışında da evrim geçirdiği düşünülüyor. C. Yangi'nin iskelet kalıntıları Bohai Üniversitesi ve Los Angeles Doğa Tarihi Müzesi'nden uzmanların oluşturduğu bir ekip tarafından bulundu. Burnundan kuyruğunun sonuna kadar 132 cm uzunlukta olan bu yeni tür, şu ana kadar rastlanılan en büyük dört kanatlı dinozor. Araştırmacılar bu yeni dinozor türünün arka bacaklarında bulunan çıkıntılı tüyleri uçuş amaçlı kullandıklarını söylüyor. Uzmanlar, C. Yangi'nin uzun kuyruk tüyleriyle uçabildiğini, aksi takdirde o kanat yapısıyla havalanamayacak kadar ağır ve büyük bir canlı olduğunu da belirtiyor. BBC Türkçe
Unkapanı'ndaki Tarihi Su Kemeri Restoran Oluyor
Bizans ve Osmanlı dönemlerinde kentin önemli su yollarından biri olan Bozdoğan Su Kemeri restore edilip üzerine yürüyüş yolu, seyir terası ve restoran yapılacak. Kültür ve Turizm Bakanlığı ile İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin hazırladığı proje Anıtlar Kurulu’nda onay bekliyor. İstanbul’un önemli simgelerinden biri olan Su Kemeri’nin tahrip edilmesine en büyük tepki Şehir Plancıları Odası İstanbul Şube Yönetim Kurulu Başkanı Tayfun Kahraman’dan geldi. Kemerin seyir terası olabilmesi için bu anıt esere yeni ekler ve uygulamalar yapılması gerektiğini hatırlatan Kahraman, “Bizans döneminden kalmış yapıyı bu şekilde bozmaya gerek yok.” diyor. Kemer üzerinde yapılması planlanan seyir terası ve restoran projesinin kültürel mirası koruma değil, tahrip amaçlı olduğunu söyleyen Kahraman, “Kemerin seyir terası amaçlı turizme açılmasından sonra burada ticari amaçlı işletmeler de yapılacaktır.” ifadelerini kullanıyor. Bozdoğan Su Kemeri, halihazırda İstanbulluların seyir mekânlarından biri. Değnekçilerin kontrolü altındaki kemere çıkmak isteyen vatandaşlar, bölgedeki kaçak merdivenleri kullanıyor. Manzarayı seyretmek isteyenler, değnekçilere 1 lira ödüyor, turistlerde ise rakam 5 liraya çıkıyor. Ücret karşılığı merdivenden çıkan vatandaşlar, hatıra fotoğrafı çektirerek sosyal medyada paylaşıyor. Kemerin üzerine çıkan vatandaşlardan biri, “Merdivenden tırmanarak ipe tutunup kemere çıkış oldukça zorlu. Ancak yukarıda izlediğimiz manzara buna değiyor.” diye konuşuyor. Hiçbir koruma önleminin bulunmadığı kemerin üstünde birçok taşın da yola düşme tehlikesi var. Daha önce 921 metre uzunluğundaki kemere çıkışları engelleyecek herhangi bir düzeneği bulunmuyordu. Seyir terası projesi planıyla birlikte Bozdoğan Su Kemeri’ne iniş çıkışların demir tellerle kapatıldığı görüldü. Yurt | Zaman
Reklam
Reklam
Sivas Katliamı'nın Zaman Çizelgesi
1993 Türkiye'nin en karanlık yıllarından biriydi. Başta Uğur Mumcu olmak üzere faili meçhul cinayetler, siyasi bölünmüşlük, PKK'nin cinayetlerinin tavan yapması, Bingöl ve Başbağlar Katliamları, Silahlı Kuvvetler'in sürekli Kuzey Irak operasyonları, köy basmalar, halkın kutuplaştırılması, yüzde 67'ye çıkan enflasyon gibi sayısız detaydan bahsetmek mümkün. 25 Haziran 1993 tarihinde 1. Çiller Hükûmeti olarak hatırlanan ve DYP-SHP koalisyonundan oluşan 50. Türkiye Hükûmeti göreve gelir. Başbakan Tansu Çiller'in yardımcısı Dış İşleri Bakanı Erdal İnönü olmuştur.
4 Bin Yıllık Mısır Heykeli 27,4 Milyon Dolara Satıldı
Dünyaca ünlü müzayede şirketi Christie's 4 bin yıllık Mısır heykelini yaklaşık 27 milyon dolara sattı. Ancak heykelin satılması Mısır tarafından tepkiyle karşılanmış durumda. İngiltere'deki Northampton müzesi, heykeli envanterinde tutmak istemeyince ünlü müzayede şirketi Christie's ile temasa geçti ve taraflar açık artırmayla satış üzerinde anlaştı. Yapılan değerleme çalışmalarında heykelin yaklaşık 10 milyon dolara satılacağı öngörülse de açık artırmada satış fiyatı 27,4 milyon dolara kadar yükseldi. 4 bin yaşındaki kireç taşından yapılma heykelin, antik Mısır'da önemli bir devlet adamı olan Sekhemka'yı tasvir ettiği tahmin ediliyor. 1880 yılında Northampton müzesine bağışlanan heykelin satılmasının ardından, Mısır'ın Londra Büyükelçisi tepkisini dile getirdi ve 'Eğer müze heykeli tutmak istemediyse neden Mısır'a iade etmedi?' diye sordu. Açık artırmanın öncesinde de, satış kararını kınayan Büyükelçi Eşref Elkholy yaşananları 'Mısır'ın kültürel değerlerinin istismarı' olarak nitelemişti. 'Müzeler mağaza gibi çalışmamalı. Sekhemka heykeli Mısır'a ait.' Büyükelçi, 'Heykelin artık halka açık şekilde sergilenemeyecek olması çok üzücü. Bir kişinin şahsi koleksiyonunda duracak. Müzeler mağaza gibi çalışmamalı. Sekhemka heykeli Mısır'a ait' dedi. Mısır heykelin kâr amacıyla satılmasının 'kabul edilemez' olduğunu söylüyor. Sekhemka heykeli için açık artırma devam ederken müzayede şirketi Chrisdtie's önünde toplanan protestocular heyelin Mısır'a iadesini talep etti. Christie's ise, heykeli alan kişinin bilgilerinin daha sonra açıklanacağını söylemekle yetindi.BBC
Apollon'u 2000 Yıl Sonra Torunlar İnşa Ediyor!
Apollon Smintheus Tapınağı'nda tam 2000 yıl sonra yeniden inşa ediliyor. Tapınağın basamaklarının bir yüzü beyaz çimento ve mermer tozu ile kalıp çakılarak yeniden yapıldı Apollon'u 2000 yıl sonra torunlar inşa ediyor! Çanakkale ili Ayvacık ilçesi, Gülpınar beldesinde yer alan Apollon Smintheus Tapınağı’nda uzun süredir hummalı bir çalışma sürüyor. İ.Ö 2. yüzyılda yapıldığı sanılan tarihi tapınak tam 2000 yıl sonra yeniden inşa ediliyor. Tapınağın bir yüzü ayağa kaldırılıyor. Beyaz çimento ve mermer tozu ile kalıp çakılarak tapınağın basamakları yeniden yapıldı. Şimdi de arkeolojik alanın dışında sütun ve tamburlar yapıldı torna tezgâhında yivleri açılıyor. Yakın zamanda tapınağın bir kısmı hem de orijinal yerinde ayağa kaldırılacak. Ömer Erbil ’in Radikal’deki haberine göre, Apollon Smintheus Tapınağı Biga Yarımadası’nın güneybatı ucunda, Çanakkale ili sınırları içinde Gülpınar beldesinde yer alıyor. Jean Baptista le Chevalier 1785 yılında Lektum-Babakale’den Alexandria Troas’a giderken tapınağın toprak üstünde kalan kalıntılarını gördü ve arkeoloji dünyasına ilk kez Apollon Smintheus Tapınağı’nı tanıttı. R.P. Pullan 1861 yılında tapınak alanına gelip kazı kararı aldı. 1866 yılında kazılara başlayıp Apollon Smintheus Tapınağı’nı bilimsel olarak arkeoloji dünyasına sundu. 1980 yılından bu yana ise tapınak ve çevresinde kazı, sondaj ve restorasyon çalışmaları Prof. Dr. Coşkun Özgünel tarafından sürdürülüyor. Kazı Başkanı Prof. Özgünel yapılanın restorasyon olduğunu savunuyor. Bilimsel mimari bir heyetle tapınağı ayağa kaldırdıklarını gururla anlatıyor. Sponsor firmanın desteği ile tamburları ve frizleri yaptıklarını, temmuz ayı sonuna doğru ilk sütunu dikeceklerini söylüyor. Ancak hem arkeologlar hem de restoratörler hayretler içinde bu gelişmeyi izliyor. Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın buna nasıl izin verdiği herkesin merakı. Çanakkale Koruma Kurulu’ndan da onay alan proje Türkiye ’nin de taraf olduğu Venedik Tüzüğü’ne aykırı olduğu ileri sürülüyor. Çanakkale Müzesi uzmanları, ‘’6 sütun ayağa kaldırılacak. Orijinal basamaklar kaybolmuş. Mevcut hali de tüf taşından olduğundan statik açıdan uygun değildi. 26 metre yükseklik olacak. Tonlarca ağırlık binecek. Sağlam yapılmak zorundaydı. Önyüzün yüzde 80 malzemesi orijinal. Dünyanın 3. Büyük tapınağı burası. Frizlerde Troia savaşı anlatılıyor. Başka örneği yok. Restorasyonun en büyük sıkıntısı arkeoloji ve mimarlık dünyasında yeterince tartışılmadan uygulamaya geçilmesi. ’’ Venedik Tüzüğü, tarihî yapıların korunması ve restorasyonu hakkında uluslararası çerçeve belirleyen bir antlaşmadır. Apollon tapınağındaki restorasyon, tüzüğün 6, 9, 12. maddeleri ile 15. maddeye açıkça aykırıdır. Restorasyon ekibine göre ise değil. Onlar tüzüğün 15. maddesindeki anastilosis yani birbirinden ayrılmış parçaları bir araya getirdiklerini savunuyorlar. İşte Venedik Tüzüğü’nün o maddeleri MADDE 6- Anıtın korunması, ölçeği dışına taşmamak şartıyla çevresinin de bakımını içine almalıdır. Eğer geleneksel ortam varsa, olduğu gibi bırakılmalıdır. Kütle ve renk ilişkilerini değiştirecek hiçbir yeni eklentiye, yok etmeye, ya da değiştirmeye izin verilmemelidir. MADDE 9- Onarım uzmanlık gerektiren bir iştir. Amacı, anıtın estetik ve tarihi değerini korumak ve ortaya çıkarmaktır. Onarım kendine temel olarak aldığı orijinal malzeme ile güvenilir belgelere saygıyla bağlıdır. Faraziyenin başladığı yerde onarım durmalıdır; yapılması gerekli herhangi bir eklemenin mimari kompozisyondan farkı anlaşılabilmeli ve gününün damgasını taşımalıdır. Herhangi bir onarım işine başlamadan önce ve bittikten sonra, anıtın arkeolojik ve tarihi bir incelemesi yapılmalıdır. MADDE 12- Eksik kısımlar tamamlanırken, bütünle uyumlu bir şekilde bağdaştırılmalıdır; fakat bu onarımın, aynı zamanda artistik ve tarihi tanıklığı yanlış bir şekilde yansıtmaması için, orijinalden ayırt edilebilecek bir şekilde yapılması gereklidir. MADDE 15- … Bütün yeniden inşa işlemlerinden peşinen (a priori) vazgeçilmelidir. Yalnız Anastilosis’e, yani mevcut fakat birbirinden ayrılmış parçaların bir araya getirilmesine izin verilebilir. Birleştirmekte kullanılan madde her zaman ayırt edilebilecek bir nitelikte olmalı ve bu, anıtın korunmasını sağlamak ve eski haline getirmek için mümkün olduğu kadar az kullanılmalıdır. T24
Reklam