onedio
15 Osmanlı Padişahı ve Bilinmeyen Yönleri
Osmanlı padişahları denilince genellikle gözümüzün önüne gürleyen ve savaş meydanlarında kılıcını çekip cengaverlik yapan siyasi-askeri liderler gelir. Oysa gayet tabiidir ki, onların da her insna gibi duygusal-estetik bir hayatları vardı.
Reklam
9 Maddede Dünyanın Kullanılan En Eski Köprüsü: Adana Taşköprü
Adana’da Seyhan Nehri’nde Seyhan ve Yüreğir yakalarını birleştiren Taşköprü, dünyanın hâlâ kullanılan en eski köprüsü.3500 veya 2000 yıl önceye tarihlendirilen köprü hakkında elbette pek çok rivayet var.Biz de asırlara meydan okuyan, Adana’nın simgesi Taşköprü’ye uzanalım, öyküsünü hatırlatalım istedik.“Adania denilen bir şehirle savaştım. Önünden bir nehir akıyordu. Nehrin üzerinde de bir köprü vardı.”Bazı arkeologlara göre, Hitit Kralı I. Arnuwanda, M.Ö. 1550′ye tarihlenen bir kitabede Adania ile savaşını anlatırken Taşköprü’den böyle bahsetmiş. Hititlere dayanan bir başka rivayete göre ise Kral Hattusili Suriye’ye giderken Adana’dan geçmiş ve Seyhan Nehri üzerine bu köprüyü yaptırmış
Reklam
Rebul Eczanesi'nin Altı AVM Üstü Otel Olacak
Rebul Eczanesi 1895’ten beri hizmet verdiği Rumeli Han’dan taşınıyor. Eczane taşınmasını, kapısına astığı 28 Haziran’da Meşelik Sokak'taki Rebul 1985 Eczanesi’nde hizmete devam edeceği yazısıyla duyurdu. Babasının yanında çıraklık yaptığı eczaneyi 50’yi aşkın yıldır işleten Mehmet Müderrisoğlu Bianet'e konuştu.  Beyza Kural'ın haberine göre satın alınan binanın altının alışveriş merkezi üstünün de otel olacağını, eczaneyi Bağdat Caddesi’ne taşıyacaklarını anlatan Müderrisoğlu Beyoğlu’nda da Meşelik sokakta oğlu Kerim’in işlettiği Rebul 1895’in hizmete devam edeceğini söyledi.Rebul’un 120 yıllık öyküsü Rebul 1895’te Jean Cesar Reboul tarafından “Grande Pharmacie Parisienne' (Büyük Paris Eczanesi) adıyla açıldı. Müderrisoğlu şöyle diyor; Grande Pharmacie Parisienne açıldığında;  Sinema daha bulunmamıştı, Marconi telsizi bulmamıştı, Konrat rontgeni keşfedilmemişti, Kodak fotoğraf makinesi yoktu, Wright kardeşler henüz ilk yaptıkları uçakla uçmamışlardı, Titanik batmamıştı, 1897’de nüfusu bir milyon 59 olan İstanbul bugün 14 milyon kişiye gelirken hizmet verdiğimiz nüfusun yüzde 92 buçuğu yoktu. Mehmet Müderrisoğlu’nun babası Kemal Müderrisoğlu stajyer olarak girdiği eczaneye önce ortak oldu. Kemal ve Rebul adıyla devam eden eczane Kemal Müderrisoğlu’nun 1939’da eczaneyi devralmasıyla Rebul Eczanesi adını aldı.Lavanta kolonyası Lavanta kolonyası 1938'de, eczanenin alt katındaki laboratuarda üretildi. Önceleri Reboul'un bahçesinden yetiştirilen lavantaların uçan yağlarından elde edilen kolonya, daha sonra her yıl Fransa'nın güneyinde Grasse kentine yakın bölgelerden gün ağırana kadar toplanan, lavanta çiçekleri ile üretilmeye başlanır oldu. Lavanta kolonyasının üretimi şimdi fabrikada devam ediyor.Babadan oğula miras Mehmet Müderrisoğlu ilkokul dörtteyken eczanede ilk akşam nöbetini tuttuğunu anlatıyor. “O zaman Taksim’de oturuyorduk. Nöbeti tuttum, gece 12 olunca kepengi inerdi. Buradan Taksim’deki eve dek yürüdüm. Arkamda kalfamız varmış, haberim yoktu. Kapıyı açınca babamın lambasının söndüğünü görmüştüm. İlk o zaman nöbeti tuttum, yarım asır geçmiş.”Beyoğlu’nda dönüşüm Müderrisoğlu Rumeli Han’ın alışveriş merkezi ve otel olacağını söylerken İstiklal Caddesi’ndeki dönüşümden ve hukuki süreçten bahsetti. “Beyoğlu’nda müthiş bir değişim var. Bu sırada Ziraat Bankası binası, Benetton binası, Rumeli Han, Demirören ve Emek sinemasının olduğu binalar yan yana AVM oluyor. “Herkes binayı zamanında neden almadığımızı soruyor. Bütün binayı satın almak bizim işimiz değildi. Bu dükkanı almaksa, hisse alıyorsun, kat mülkiyeti yok, o olmayınca esprisi de yok. Biri yüzde 99’u alırsa sen de satacaksın. O yüzden almadık.” “120 yıl kaldık burada. Adam parayı verdi, binayı satın aldı. Dava açtık, iki sene sürdü. Hiçbir kanun böyle bir hadiseyi korumuyor. Yurtdışında nasıl koruyorlar bilmiyorum, kahveyi bile yerinden çıkarmıyorlar. “Bize de yavaş yavaş bavul toplamak kaldı. Yapacak başka bir şey yok.” Dönüşümün nereye varacağıyla ilgili ise “Hangi şeyin sonunu görebiliyorsunuz? Türkiye’de pek çok şeyin sonunu görmek mümkün değil” diye konuşuyor.Rebul atmosferi Müderrisoğlu Rebul’un değişik bir atmosferi olduğunu, taşınma kararını duyan pek çok kişinin kendisini aradığını anlatıyor. “Bizim hiç müşterimiz yoktu, hep dostlarımız vardı. Buraya gelip giden insanlar dostlarımız oluyor. Balıkesir’den gelen müşterimiz var. Ayda bir kere elinde uzun bir listeyle geliyor, her ihtiyacını alıyor. Gelirken yoğurt, peynir getirir. “Antep’ten beş-altı haftada bir gelen müşterimiz var. Geldiğinde bütün eczane baklavaya doyar.”Beyza Kural | Bianet
Rebul Eczanesi 120 Yıllık Yerinden Taşınıyor
Daha sinema bulunmamışken, telsiz icat edilmemiş, röntgen keşfedilmemiş, Wright Kardeşler henüz uçmamış ve Titanik batmamışken İstanbul'da var olan ve süregiden bir tarihi mekan daha kapanıyor. Rebul Eczanesi açıldığından bu yana 120 yıldır faaliyet gösterdiği yerden taşınıyor.Türkiye'de bir yandan muhafazakar kimliğine vurgu yapan bir iktidar iş başındayken, toplumda muhafazakarlığın arttığı yorumları yapılırken bir yandan da asırları devirmiş, İstanbul'un sembolü olmuş yerler bir bir yerlerini terk ediyor. 100 yıllık Saray Sineması, Emek Sineması, İnci Pastanesi, Robinson Crusoe Kitabevinin ardından İstiklal Caddesi'nin sembollerinden biri daha kentin hafızasına kazındığı yerden taşınıyor: Ürettiği lavanta kolonyasının müptelaları bulunan ve kurulduğu günden bu yana aynı yerde hizmet veren 120 yıllık Rebul Eczanesi. Meşelik Sokak'a taşınıyor 1895'te açılan Osmanlının yıkılışına, Cumhuriyetin kuruluşuna, iki dünya savaşına, 6-7 Eylül olayları da dahil onlarca-yüzlerce toplumsal olaya tanıklık eden, tüm bu süreçlerin iktisadi karmaşalarında ayakta kalmayı başaran Rebul Eczanesi, Rumeli Han'ın el değiştirmesiyle birlikte kapanmanın eşiğine geldi. Daha önce otel yapılacağı haberleri basına yansıyan Rumeli Han'ın satılmasıyla birlikte istenen kira bedelinin yüksekliği nedeniyle kapanmanın eşiğine gelen tarihi eczane çareyi taşınmakta bulundu. Eczane, Fransız Konsolosluğu'nun çaprazındaki Meşelik Sokak'ta bulunan Rebul 1895 Eczanesi'nde devam edecek. Sosyal medyada tepki Rebul Eczanesi'nin taşınma kararı almasıyla birlikte hafızalarına, hatıralarına zemin oluşturan kentin ve mekanların kaderine duyarlı İstanbullular da sosyal medyadan sesini yükseltmeye başladı. Rebul Eczanesiyle ilgili en çok vurgu yapılan ise, Rebul ile özdeşleşen lavanta kolonyasının dışında onun asırlık tarihine yapılan vurguydu. Rebul Eczanesi de zaten kendi internet sitesinde tarihini, 'Daha dünyada sinema, röntgen cihazı, Gilette, Kodak, naylon, bilgisayar yokken...' diye anlatmaya başlıyor. Dünya literatürüne geçen, Türkiye'nin kozmetik alanında patent sahibi olan, 52 ülkede ürünleri satılan, bugüne kadar bir okul gibi yüzlerce eczacıyı yetiştiren Rebul Eczanesi, Anadolu'da yol inşaatı yapan Fransız bir müteahhidin, eczacılık eğitimi alan oğlu Jean Cesar Reboul tarafından kurulmuş. Babasını ziyaret için geldiğinde İstanbul'a hayran kalan Reboul, o sırada yapımı yeni tamamlanan Rumeli Hanın altında 'Grande Pharmacie Parisienne' (Büyük Paris Eczanesi) adıyla eczaneyi açar. Osmanlı'dan günümüze kurulduğu yerde yaşamını sürdüren tek eczane olma özelliğini bugüne kadar sürdüren Rebul, lavanta kolonyasını da 1935'te üretmeye başlar. Hatta lavanta o dönemin en popüler erkek parfümü halini alır. Jean Cesar Reboul, 1939'da eczaneyi 1920'de burada stajyer olarak işe başlayan Kemal Müderrisoğlu'na devreder. Eczaneyi günümüzde Kemal Müderrisoğlu'nun oğlu Mehmet Müderrisoğlu işletiyor. Eczanenin taşınması, aslında bilindiği ve alışık olunduğu yerinde kapanması, İstanbullulalara da kapıya asılan ve dağıtılan ilan ile duyuruldu. Sosyal paylaşım sitesiTwitter'da fotoğrafı paylaşılan o duyuruda Rebul'un kapanıyor olması şöyle duyuruldu: 'Bu koca çınarı yakında inşaatı başlayacak olan AVM/Otel projesi için taşımak durumunda kalmaktayız. Rebul 1895 yılında hayatına Grand Pharmacie Parissienne olarak başladığında; -Sinema daha bulunmamıştı,-Marconi telsizi bulmamıştı,-Konrat röntgeni keşfetmemişti,-Kodak fotoğraf makinesi yoktu,-Wright kardeşler henüz ilk yaptıkları uçakla uçamamışlardı,-Titanik batmamıştı,-1897'de nüfusu 1 milyon 059 bin olan İstanbul, bugün 14 milyon 160 bin kişiye gelirken hizmet verdiğimiz nüfusun yüzde 92,5'u yoktu.' Beyoğlu ve çevresinde uzunca bir süredir tartışılan ve kent üzerine çalışma yapanların 'mutenalaşma' ya da 'soylulaşma' diye nitelediği süreçte tarihi yapıların el değiştirmesiyle beraber, artan emlak bedelleri muhitin eski sakinlerini taşınmaya ya da bir tür göçe zorluyor. Bununla beraber el değiştiren mekanların da işlevi, o güne dek alışıldığının ve kent kültürü içinde yer edindiğinin aksine yeni işlevler üstleniyor. Çoğu yapı da AVM ya da otele dönüştürülüyor. Bu nedenle kentin çehresinde ve kültürel yapısında meydana gelen değişim ve mali yönden güçsüz eski sakinlerin düştüğü durum ise tepkilere yol açıyor. Beyoğlu'nda yakın zamanda benzer şekilde çok sayıda tarihi yapı ve o yapılar içinde faaliyet gösteren Saray Sineması, Emek Sineması, İnci Pastanesi, Robinson Crusoe Kitabevi gibi işletmeler tüm dayanışma çabalarına rağmen kapanmak, taşınmak zorunda kaldı.CNN Türk
Reklam
Tarihin Gelmiş Geçmiş En İkonik 10 Bikini Modeli
Her yıl yaz yaklaşırken bizi kendimizi ve hayat tarzımızı sorgulamaya iten, çok güçlü iki parçalı giysiye biz kadınlar “bikini” diyoruz. Şahsen benim kendisiyle çok uzun yıllar aşk-nefret ilişkim oldu. Ne zaman bikiniler vitrinlere çıksa yaz geldi diye bir yandan sevinir bir yandan da kilo, selülit gibi yersiz streslere girerdim...
Cumalıkazık ve Bergama UNESCO Miras Listesinde
Dünya Mirası Listesine Türkiye’den Bursa Cumalıkızık ve Bergama kabul edildi. 'Bursa Cumalıkızık' ve 'Bergama', Doha'da düzenlenen Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü (UNESCO) 38. Dünya Miras Komitesi toplantısında Dünya Miras Listesine girdi. Katar Ulusal Kongre Merkezi'nde gerçekleştirilen toplantıda, Katar'ın değişiklik teklif ettiği 'Bursa ve Cumalıkızık: Osmanlı İmparatorluğunun Doğuşu' ve Almanya'nın teklif ettiği 'Bergama, çok katmanlı kültürel peyzaj alanı' dosyaları Dünya Miras Listesi'ne kabul edildi. 'Cumalıkızık Erken Osmanlı Kentsel ve Kırsal Yerleşimleri' ve 'Bergama'nın kabülünün ardından Türkiye'nin Dünya Miras Listesi'ne kayıtlı alanlarının sayısı 11'den 13'e çıktı. Uluslararası Anıtlar ve Sitler Konseyi'nin (ICOMOS) değerlendirmelerinin ardından, iki yerleşim merkezi aralarında Türkiye'nin de yer aldığı 21 komite üyesinin ortak kararıyla oylama yapılmadan Dünya Miras Listesi'ne alındı. Her iki görüşmede ayrı ayrı söz alan Türkiye'nin UNESCO Daimi Temsilcisi Büyükelçi Hüseyin Avni Botsalı, dünya miras alanlarının siyasi rekabet konusu olmadığını vurgulayarak, 'İnsanlık, gerginlik, ihtilaf ve çatışmalar yerine, kültür ve medeniyet değerlerini ön plana çıkartarak, UNESCO gibi kuruluşları dünya barışına daha güçlü katkılar yapacak şekilde tahkim etmeli. Siyasi liderler ve ihtilafların taraflarının da devletler, halklar, dinler ve medeniyetler arası yakınlaşma yönünde daha fazla gayret sarf etmeleri gerekiyor' dedi. UNESCO Milli Komisyon Başkanı Prof. Dr. Öcal Oğuz, kararı 'Çok mutlu, heyecanlı, gururluyuz' şeklinde değerlendirirken Cumalıkızık dosyasını takip eden Bursa Alan Başkanı Prof. Dr. Neslihan Dostoğlu da 'Cumalıkızık halkına, Bursa halkına hediyemiz olsun' diye konuştu. Bergama Kazı Başkanı Alman Arkeoloji Enstitüsü'nden Prof. Dr. Felix Pirson, bugünün kendisi ve Bergama için eşsiz olduğunu ifade ederken ICOMOS Türkiye üyesi, master ve doktora tezlerini Bergama üzerine yazan Dr. Güliz Bilgin Altınöz ise Bergama'nın bunu çoktan hakettiğini söyledi. Bursa Cumalıkızık köyünün 998. olarak yer bulduğu Dünya Miras Listesi'nde Bergama 999. olarak tescillenirken, toplantıda Botswana, Okawanga Delta'sı doğal miras alanlarından bininci alan olarak tescil edildi. TrtHaber
Kırkpınar'da Şampiyon Atlı
653. Tarihi Kırkpınar Yağlı Güreşleri'nin başpehlivanı, geçen yılın başpehlivanı İsmail Balaban'ı finalde mağlup eden Fatih Atlı oldu.Kırkpınar Yağlı Güreşleri'nde altın kemeri, geçen yılın başpehlivanı İsmail Balaban'ı yenen Atlı takacak.Rakipleri Güngör Ekin, Bayram Ertan, Mehmet Yeşil Yeşil, Osman Aynur ve Abdullah Güngör'ü yenen, geçen yılın başpehlivanı Antalyalı İsmail Balaban'la, Ahmet Yavuz, Faruk Akkoyun, Şaban Yılmaz ve Recep Kara'yı mağlup eden Samsunlu Fatih Atlı, başpehlivanlık unvanı için cazgırın isimlerini anons etmesinin ardından er meydanına çıktı.Peşrevleriyle er meydanının dört bir yanındaki seyirciyi selamlayan başpehlivanlara seyirciler, tezahüratlarıyla sevgi gösterisinde bulundu. Peşrevin ardından güreşe başlayan pehlivanlar ilk dakikalarda birbirlerini tarttı. Karşılaşmanın normal süresinin bitimine dek her iki pehlivandan da önemli atak gelmedi. Seyirciler de bu durumu sık sık ıslıklarıyla protesto etti. Kule hakem heyeti de iki pehlivana pasif güreştikleri için ihtar verdi.Kuvvetlerini puanlama bölümüne saklayan ve normal güreş süresinde pasif güreşen Atlı ve Balaban, bu bölümde birbirlerini açık düşürmek için karşılıklı atağa çıktı. İsmail Balaban'ın iç kazık denemelerine Fatih Atlı müsaade etmedi.Puanlama bölümünde de sonuç alınamayınca, puan alan pehlivanın galip sayılacağı, 'altın puan' da denilen ''uzatmalı puanlama bölümüne'' geçildi. Bu dakikalardan sonra ataklarla izleyiciler büyük heyecan yaşadı.Tek dalma taktiğine sıkça başvuran İsmail Balaban'ın hatasından yararlanan Fatih Atlı, 55. dakikada rakibinden 1 puan alarak karşılaşmayı kazandı. Atlı, rakibini sarılarak teselli etmeye çalıştı.Altın kemere hak kazanan Atlı, 653. Tarihi Kırkpınar Yağlı Güreşleri Başpehlivanı unvanını aldı.AA
Reklam
İzmir Kadifekale'de Yıkılan Evlerin Altından Roma Tarihi Çıktı
İzmir’in Kadifekale sırtlarında, üzerindeki evler kamulaştırılıp yıkıldıktan sonra ortaya çıkmaya başlayan Antik Roma Tiyatrosu, etrafı tel örgülerle çevrilerek koruma altına alındı.Kadafekale’de, M.S. 200 yıllarında yapıldığı tahmin edilen, geçen yıllarda varlığı ortaya çıkarılan, 16 bin kişilik Antik Roma Tiyatrosu, Büyükşehir Belediyesi’nin üzerindeki evleri kamulaştırıp yıkmasıyla ortaya çıkmaya başladı. Yapıldığı dönemde kentin kuşbakışı görülebildiği, Romalılar’ın imbat rüzgarının serinliğinde oyunlar izledikleri Antik Roma Tiyatrosu’nun sahnesi ile sahne davurları, kulis odaları girişi, orkestra yeri, oditoryumun bir bölümü kazı çalışmalarıyla ortaya çıktı. Tiyatronun havadan çekilen görüntüsü de dikkat çekti. İzmir Büyükşehir Belediyesi, Antik Roma Tiyatrosu’nun, hazine avcıları tarafından tahrip edilmesini önleme ve güveniliğini sağlamak açısından, etrafını tel örgülerle çevirmeye başladı. Önümüzdeki haftalarda arkeologlar eşliğinde tiyatronun kazılıp kent kültürüne armağan edilmesi için çalışma yapılacak. Antik tiyatro ortaya çıkarıldığında dünyanın ilgi odağı yerlerden biri olabilecek. İzmirliler de Romalılar gibi körfez manzaralı antik tiyatroda sanatçıları izlemeye fırsatı bulacak. İzmir Büyükşehir Belediyesi, Kadifekale’deki gecekondular arasına sıkışıp kalan 16 bin kişilik Antik Roma Tiyatrosu’nu gün yüzüne çıkarabilmek için kamulaştırılılan onlarca binanın yıkımını gerçekleştirdi. Proje kapsamında öncelikle, arkeolojik yüzey araştırması yapılarak tiyatroya ve sur duvarlarına ait antik arkeolojik mimari kalıntılar ile Antik Tiyatro’nun gerçek yeri tam olarak tespit edildi. İzmir 1 No’lu Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu’na sunulan “Antik Tiyatro ve Kadifekale 1.derece arkeolojik sit alanının genişlemesi” önerisi Kurul tarafından kabul edildi ve tiyatro ile Kadifekale’nin 1. derece arkeolojik sit alanı genişledi. Kadifekale’deki antik tiyatro ile ilgili en ayrıntılı bilgi, 1917-18 yıllarında Otto Berg ve Otto Walter’ın araştırmalarında ve araştırmalarına yönelik hazırladıkları plan ve kesitlerde bulunuyor. 16 bin kişi kapasiteli olduğu düşünülen tiyatronun kalıntılarının Roma dönemi özellikleri taşıdığı biliniyor. Eski kaynaklarda, Erken Hıristiyanlık yani Roma İmparatorluğu’nun paganizm döneminde İzmirli St. Polikarp’ın bu tiyatroda öldürüldüğü ve tiyatronun tarihin trajik sahnelerine şahitlik ettiği öne sürülüyor. Bölgenin temizlenmesi ardından kazı başlayacak ve İzmir kenti ve Körfezi’ne hakim noktada 16 bin kişilik antik tiyatro yeniden ayağa kaldırılacak. Antik tiyatro kültür sanat faliyetleri ve konserlere ev sahipliği yapacak. Burası Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu’nun son 5 yılındaki en önemli projeleri arasında bulunuyor. (DHA)
Dünya Kupaları Tarihindeki 10 Siyasi Kare
Geniş kitleleri peşinden sürükleyen futbol, her zaman güç ve iktidar  sahiplerinin egemen olmak ve kendilerini meşrulaştırmak istediği bir  alan oldu. En büyük futbol organizasyonu olan Dünya Kupası da “Futbolun ideolojisi yoktur” sözünü yalanlayan birçok siyasi olaya tanıklık etti.
Reklam
Şatoda Yaşamanın Mantıksızlığını Gösteren 16 Sebep
Günümüzde artık eğlence merkezleri haricinde pek şato yapılmıyor, ama yapılmış olanları restore ettirip yaşayanlar illaki vardır. Biz size bir şatoda yaşamanın, esasen şato fikrinin bizzat kendisinin neden son derece mantıksız olduğunu sebepleriyle izah etmeye çalışacağız. Günün birinde zengin olup şatoda yaşamaya karar verirseniz bunları göz önünde bulundurun.
Tarihe Mal Olmuş 26 Efsane Şehir
Günümüzde sadece çok küçük bir kısmı kalmış olan dünyanın dört bir tarafından döneminin en güzel şehirleri olan kayıp kentler.
Reklam