Hızlı ve Öfkeli 7′nin Çekimleri Yeniden Başladı
Ülkemizde Hızlı ve Öfkeli 7 adıyla vizyona girecek olan ve 2015 yılına ertelenen Fast & Furious 7′nin çekimlerinin yeniden başladığı, yönetmen James Wan tarafından resmi olarak duyuruldu. Hatırlarsanız yapım geçtiğimiz yıl trajik bir trafik kazası geçirerek hayatını kaybeden Paul Walker yüzünden durdurulmuş ve Paul Walker’ın kalan sahnelerinin nasıl çekileceğine karar verilene kadar uzunca bir zaman kaybedilmişti. Geçtiğimiz hafta Paul Walker’ın sahnelerini nasıl tamamlayacaklarını açıklayan yapımcılar, bugün de Hızlı ve Öfkeli 7′nin çekimlerinin başladığını Instagram hesabı üzerinden duyurdu. Vin Diesel, Dwayne Johnson, Jason Statham, Tyrese Gibson ve Kurt Russell’ın da aralarında bulunduğu geniş oyuncu kadrosuyla çekimler altı hafta daha sürecek. Bu sürenin sekiz haftaya kadar uzayabileceği tahmin edilse de, Hızlı ve Öfkeli 7′nin 10 Nisan 2015 tarihinde tüm dünyada vizyona gireceği kesinleşmiş durumda. superkarga
İyi ki Doğdun Yılmaz Güney!
“Çirkin Kral” lakabıyla da tanınan Türk sinema oyuncusu, yönetmen, senarist ve yazar Yılmaz Güney’in bugün doğum günü. 1937 yılında Adana’da doğan Güney, sevenleri tarafından anılıyor. Güney yaşasaydı 77 yaşında olacaktı. 9 Eylül 1984 yılında hayatını kaybeden Güney, sinemamızda başyapıt kabul edilen birçok filme oyuncu ve yönetmen olarak damgasını vurdu. Güney, 1982′de Cannes Film Festivali’nde yönettiği “Yol” filmiyle Altın Palmiye ödülünü kazanmıştı. Yılmaz Güney, Adana’da bir tartışma esnasında Yumurtalık İlçe savcısını öldürmekten hapse girmiş, yarı açık cezaevinden izinli çıktığı gün firar ederek Fransa’ya yerleşmişti. “Ülkeye dön” çağrılarına uymadığı için de 1983’te vatandaşlıktan çıkarılmıştı. Güney yıllar sonra bu kararnameye eklenen bir madde ile 1993 yılında tekrar vatandaşlığa alınmıştı.Yılmaz Güney 114 filmde oyunculuk, 26 filmde yönetmenlik, 15 filmde yapımcılık, 64 filmde ise senaristlik yapmıştır. Ayrıca bir filmin yazarı 'Düzen (1978)' olup, bir filmin de 'Yol, (1981)' kurgusunu yapmıştır. Son yıllarını Paris'te geçiren Güney, mide kanseri nedeniyle 9 Eylül 1984'te yaşamını yitirdi. Paris'te bulunan Père Lachaise Mezarlığı'na gömüldü.Daha fazla bilgi için buraya tıklayınıznediyor.com ve vikipedi
Kenan Işık'ın Durumu Bugün Netlik Kazanacak
Beyindeki ödemin dağılması ve kendi kendini tedavi etmesi için günlerdir uyutulan Kenan Işık’ın durumu bugün yapılacak testlerin ardından netlik kazanacak. Tiyatro sanatçısı ve televizyon sunucusu Kenan Işık’ın durumu bugün yapılacak testlerin ardından netlik kazanacak. Uyutulmaya devam edilip edilmemesine karar verilecek. Mustafa Kaya’nın Sabah’ta yer alan haberine göre, spor salonunda düşerek beyin kanaması geçiren atv’nin “Kim milyoner olmak ister” yarışmasının başarılı sunucusu, ünlü tiyatrocu Kenan Işık’ın sağlık durumunda olumlu seyir devam ediyor. 12 gündür uyutularak tedavi edilen Işık’ın yoğun bakım ünitesinde süren bekleyişi ise bugün yapılacak tomografi sonucunda netlik kazanacak. Kenan Işık’ın sağlık durumunu saniye saniye kontrol altında tutan doktorları, aradan geçen günlerde adım adım gerçekleşen olumlu gelişmenin boyutlarını her an değerlendiriyor. Bugün de ünlü sanatçının tomografisi çekilecek ve bir takım testler yapılacak. Testlerin sonucunda Işık’ın uyutulmaya devam edilip edilmemesine karar verilecek. Sevenleri yalnız bırakamıyor Beyindeki ödemin dağılması ve kendi kendini tedavi etmesi için günlerdir uyutulan Kenan Işık’tan iyi bir haber bekleyen sevenleri ise ünlü sanatçının eşini yalnız bırakmıyor. Sanatçının eşi Beril Işık, hastanede bir yandan müjdeli haberi beklerken, bir yandan da iyi bir haber umuduyla ziyarete gelen sanatçı dostlarını ağırlıyor. Umudunu hiç yitirmediğini belirten Beril Işık, “Kenan Işık’ın geçirdiği kaza sonucu meydana gelen ödemin dağılması için ve beynin kendi kendini tedavi edebilmesi için bu tip vakalarda uzun uyku sürecinin uygulandığını biliyoruz ve kendimizi ona göre hazırladık. Sabahtan akşama kadar hastanede Işık’tan gelecek olumlu bir haberi bekliyoruz” dedi. ‘Gülen yüzünü gösterecek’ Sanatçı dostları, yakınları ve arkadaşlarının kendilerini yalnız bırakmadığını aktaran Işık, eşine uygulanacak tedavinin aşamaları hakkında ise şu bilgileri verdi: “Tüm Türkiye ‘den olduğu gibi sevenlerinin duaları ile Kenan Işık tekrar aramıza dönecek ve gülümseyen yüzünü gösterecek. Bugün yapılacak tespitlerde ne kadar gelişme gösterdiği belirlenip tedavinin süreci ile ilgili yol haritası çizilecek. İyileşeceği yönündeki umudumuzu hiç kaybetmedik.” Devlet Tiyatroları Yönetmeni, İBB Şehir Tiyatroları eski Genel Sanat Yönetmeni Kenan Işık, 21 Mart’ta spor için gittiği salonda fenalaşarak yere düşmüştü. Başını yere çarpan Işık, bilinci kapalı halde Amerikan Hastanesi’ne kaldırılmış, beyin kanaması geçirdiği tespit edilince hemen ameliyata alınmıştı. Ünlü sanatçı o günden bu yana uyutuluyordu.İMC
2014 National Geographic Fotoğraf Yarışmasına Katılan 10 Mükemmel Fotoğraf
26. kez düzenlenen National Geographic ''gezgin'' temalı fotoğraf yarışması başladı ve fotoğraf kabul etmeye devam ediyor. 30 Haziran 2014 tarihine kadar fotoğraflar kabul edilmeye devam edecek. Yarışmaya katılmak için http://travel.nationalgeographic.com adresine gidip fotoğrafınızı yüklemeniz yeterli. Yarışmaya katılım ücreti fotoğraf başına 15 dolar.Birinci olan kişi National Geographic ekibi ile Alaska'da 8 günlük bir deneyim yaşama şansı yakalayacak.İkinci olan kişi Santa Fe'deki National Geographic fotoğraf atölyesinde 5 gün geçirecek.Üçüncü olan kişi ise  Maine yelkenlisinde altı günlük bir seyir geçirecek.Şu ana kadar yarışmaya katılan bazı etkileyici fotoğraflar sizlerle...
Frozen Tarihin En Çok Kazanan Animasyon Filmi Oldu
2014 Oscar Ödül Töreni’nde “En İyi Animasyon” dalında ödül alan Frozen, Disney’den gelen açıklamaya göre bugüne kadar en çok kazanan animasyon filmi olmayı başardı.Listenin ilk sırasında daha önce yine bir Disney-Pixar ortak yapımı olan Toy Story 3 yer alıyordu. Frozen, dünya çapında 1 milyar 72 milyon $ gelir elde ederek Toy Story 3′ü geride bırakmayı başardı.Frozen ayrıca bu başarıyla birlikte gelmiş geçmiş en çok kazandıran filmler listesinde de ilk 10 sırada kendine yer bulmuş oldu. Hatırlarsanız yapım 16 hafta boyunca gösterildiği Amerika Birleşik Devletleri’nde, 10 hafta boyunca en çok izlenen film olmayı başarmıştı. Bu da 2002 yılından bu yana kırılamayan bir rekordu.Son olarak Frozen’ın Disney açısından tarihte ilk kez 1 milyar $ barajını aşmayı başaran film olduğunu da hatırlatalım. Frozen’ın DVD ve Blu-ray olarak geçtiğimiz günlerde ABD’de satışa sunulduğunu ve dünya çapında elde ettiği gelire bir de fiziksel medya gelirlerini ekleyeceğinin de altını çizelim.superkarga.com
Reklam
Zımba Tellerinden İnşa Edilmiş Minyatür Metropoller
Ephemicropolis ve Low-Rise sanatçı Peter Root tarafından zımba tellerinden yapılmış iki metropol. Ephemicropolis için, 600 x 300 cm'lik bir taban alanı üzerinde yaklaşık 100.000 zımba teli kullanmış. Bu çalışma için çok sabırlı ve özverili bir çalışma gerekmiş ve yapımı tam 40 saat sürmüş. Low-Rise'ın yapımı ise 30 saat sürmüş. Aşağıdaki hızlandırılmış videoları izleyerek nasıl yapıldıklarını görebilirsiniz.  İyi eğlenceler...
Harry Potter Spin Off'u Geliyor
Warner Bros. bu aralar DC Comics film projeleriyle ve Hobbit serileriyle ilgilenmekten, eski yapımlarını unutmuştu. Gerçi yine de bazı konularda birtakım söylentiler vardı ama bugün her şey açıklığa kavuştu. Warner Bros. CEO’su Kevin Tsujihara, J.K. Rowling’in çok satan kitap serisi Harry Potter’a yeni film çekeceklerini açıkladı.Tsujihara, yeni filmin önceki filmler için bir devam niteliğinde olmayacağını, Hogwarts Dünyası’nın bir uzantısı olacağını söyledi. Ayrıca filmin J.K. Rowling’in “Fantastik Canavarlar Nelerdir, Nerede Bulunurlar?”kitabından uyarlanacağını belirtti.CEO’nun verdiği röportaja göre, Harry Potter spin off’u bir üçleme şeklinde olacak. WB yeni spin off’un Newt Scamander adındaki bir Magizoologist (doğa büyücüsü) hakkında olacağını duyurdu. Üçlemenin ilk filmi, Harry Potter serisinin 7 yıl öncesinde, New York’ta başlayacak.“Fantastik Canavarlar Nelerdir, Nerede Bulunurlar?” kitabı hakkında bilgi verecek olursak, hikaye “Fantastik Canavarlar” ile ilgi kitap yazan Newt Scamander’ın maceralarını konu almakta. Scamander, yazdığı kitaplarla Hogwarts tarafından tanınan biridir.Çünkü yazdığı “Fantastik Canavar” kitabı Hogwarts’ta ders kitabı olarak işlenmektedir. Kitap, birinci sınıf öğrencilerine okutturulur. Bu ders kitabı, Karanlık Sanatlara Karşı Savunma Dersiyle de paralellik göstermektedir. Çünkü bu ders kitabı, genç büyücülerin olağanüstü yaratıkları anlaması açısından bir rehberdir. Scamander yalnız bu yaratıklarla ilgili kitap yazmakla kalmaz, onları araştırır, nerede olduklarını öğrenir ve kendini birçok kovalamacanın içinde bulur.Film hakkında verebileceğimiz bilgiler şuanda kısıtlı. Ancak internette Harry Potter spin off’u ile ilgili birçok söylenti dolaşmakta. İşte bu söylentilerden bazıları;*Harry Potter serisinden Hermonie karakterini canlandıran Emma Watson’ı spin off filminde görebiliriz. Verdiği röportajlarda bu konuya sıcak bakmayan Watson, “Noah” filminin tanıtımı için MTV News ile görüştüğü sırada“Filmde kısa olarak yer alabilirim.” açıklamasını yaptı.*Daha oyuncu seçimi yapılmamasına rağmen, bir başka iddiaya göre, “Thor”dan Loki karakteriyle tanıdığımız Tom Hiddleston ana kahraman Newt Scamander olarak filmde karşımıza çıkabilir. Şimdilik Hiddleston’dan bu konuya ilişkin bir cevap yok.Filmin çekileceği kesinleşse de, herhangi bir tarih verilmedi. J.K. Rowling’in yaptığı açıklamaya göre film en erken 2016′da vizyona girebilir.Gelişmeler oldukça aktarmaya devam edeceğiz.superkarga.com
Reklam
Başucumuzdan Kitapları Eksik Etmememizin 21 Nedeni
Hayattan kitabı çıkarın geri neyi kalır ki? Sanırız, Anna Quindlen'in 'Kitaplar uçaktır ve tren ve yol. Onlar gidilecek yerdir ve yolculuk. Kitaplar evdir.'  sözü bizim yapmak istediğimiz şeyi tam olarak özetliyor. Kitaplar her şeydir, siz ne isterseniz o'dur.
Küçük İskender: Ahlak İçin Seksten, Bağımsızlık İçin Özgürlükten Vazgeçemezsin
Şair küçük İskender: Birbirlerine ekranda küfreden liderlerin temsil ettikleri partilerin sokaklarda hoşgörülü, neşeli şarkılarda fink atması ayrı bir ironi Şair küçük İskender , 'Ruhu iyileştireyim derken bedeni öldürüp dışlayamazsınız. Tersi de geçerli. Ahlak derken seksten, bağımsızlık derken özgürlükten vazgeçemezsiniz. Hayat böyle bir şeyi' dedi. Twitter yasağına da değinen iskender, 'Twitter, Youtube, Facebook derken toptan çözüme gidip yakında elektriği yasaklayabilirler. TOKİ de konforlu mağaralar yaparsa yerleşir, geçinir gideriz' ifadesini kullandı.Şair küçük İskender, Türkiye'deki şiirden, ahlaktan, özgürlükten, Gezi olaylarıdan ve Twitter yasağına kadar birçok soruya yanıt verdi. Çınar Oskay 'ın sorılarını yanıtlayan İskender'in Hürriyet'te yer alan söyleşisinin ilgili bölümü şöyle: Türkiye’nin bugünleri bir şaire ne hissettirir? Muhafazakâr ya da vurdumduymaz bir şairseniz bir sıkıntı yok elbette. Ama benim gibi hayatın her an ileri ve daha güzele, eşitliğe doğru gitmesinden yana olanlar için kapan. Kapan diyorum çünkü sizi av gibi görüp peşinize düşen avcılar var. Ölümünüzün önlerindeki engelleri kaldıracağını savunan bir zihniyetin gitgide hakim olduğu bir darboğaz da denilebilir. Pencerenizden içeri giren seçim şarkıları, televizyon haberleri sizi nasıl etkiliyor? Birbirlerine ekranda küfreden liderlerin temsil ettikleri partilerin sokaklarda hoşgörülü, neşeli şarkılarda fink atması ayrı bir ironi. Zaten uzun zamandır haberleri sosyal medyadan izlemeye gayret ediyorum sahiciliği açısından. Penceremden içeri sızmaya çalışan şarkıları da kendi müzik arşivimdeki şarkılarla bastırarak akıl sağlığımı korumaya çalışıyorum. “Bu hızla 3-5 yıla kalmaz topluca Ortaçağ’a gireriz” demiştiniz. Girdik mi, daha var mı? Girmez miyiz; hatta o hızla arka kapıdan çıkıp daha da geriye düştük. Twitter, Youtube, Facebook derken toptan çözüme gidip yakında elektriği yasaklayabilirler. TOKİ de konforlu mağaralar yaparsa yerleşir, geçinir gideriz. ‘ Underground Otopark kitabında “Çocukken ülkenin, dünyanın bu hale geleceğini hiç tasavvur ettiniz mi? Aklımın ucundan bile geçmedi” diye yazdınız. Gerçekten o zamanlar daha mı iyiydi dünya? Sanırım ben daha iyiydim, biz daha iyiydik. Yoksa dünyanın anormal yükselişi doğanın çöküşü anlamına geliyor. İnsanın evrimi ne kadar büyük bir tehlikeyse asıl korkuncu da büyümekle yaşlanmayı karıştırıp o telaşla irili ufaklı diktatörlere dönüşmesinde. Küçücük bir çocuktan korkan iktidarlar, sevginin düşmanı şizofren çeteler oluşturduk; teselliyi de çoğunluğun desteği sanıyoruz. Yeniden Dostoyevski okumaya başlamak gerekiyor belki deBugünlerin 80’lerden, 90’lardan, 2000’lerden farkı ne? 80’lere laf yok; acımız kadar neşemiz de büyüktü. 90’larda liberalizmin başımıza bela olacağı endişesine Tarantino güldü geçti yine de. Derken 2000’lerin milenyum sarhoşluğuna kapıldık. Bilmiyorduk ki başkaları içindi milenyum; bizim coğrafyamız ise uranyuma girdi. Yani karanlığa, ölüme, baskıya, sonunda da cinayetlere, katliamlara... Küçük Amerika olmaktan sıkılıp küçük Almanya tadına ulaştık. Ama bildiğin Nazi Almanyası. Başbakan Erdoğan sizi şair olarak bir şekilde etkiliyor mu? Ne bileyim, mesela gün içinde aklınıza geliyor mu? Sesinin inceldiği mitingler filan sizin algı dünyanızda nasıl yer buluyor? İçindeki gerçek sesi bulmuş olabilir belki -ilginç bir ton yakalamış çünkü, tıbbi açıdan bakmalı birileri.- Beni birey olarak değil, yaptıkları açısından ilgilendiriyor kendisi; vefa ve vicdan kavramlarına getirdiği postmodern açılım birçok ailenin çöküşüne sebebiyet verdiyse karakter olarak şüphesiz her sanatçı için bir figürdür. Yeniden Dostoyevski okumaya başlamak gerekiyor belki de. Ya iktidarın yeni dili? Egemen Bağış’ın ‘nekrofiller’ benzetmesi… Başbakan’ın “Bunlar utanmasa uçak için de ‘ekmek almaya gidiyordu’ diyecek” sözleri? Tıp eğitimimi psikiyatri servisindeki hastaların tedavisini aksattığım, bozduğum iftirası yüzünden bırakmıştım biraz da; bana o günleri hatırlatan şeyler yaşıyorum. Yani bir dil, bir akıl ve bir gövdenin sacayağı vazifesi göremediği varoluşlar. Bu tuhaflıklar umarım ilerde ulusal bir ironi performansı yapmamız için yeterli malzeme ve mümkün mertebe direnç sağlar hepimize. “Faşizme karşı tıpkı bir hayvan gibi davranmalıyız” sözleriyle ne demek istediniz? -Hayvan derken saldırgan, vahşi, akılsız anlamında kullanmıyorum; gezegenine uyumlu, dürüst, doğası gereği güzel anlamına getiriyorum lafı. Bazı insanlarla beraber yaşayacağıma, çalışacağıma hayvanlarla işbirliğine gidip öze dönerim gibi fazla naif bir yanım da var hâlâ. Bu dönem fikir-sanat hayatımızı nasıl etkiledi? Çıkan filmleri, şarkıları, kitapları nasıl buluyorsunuz? Bir tiyatrocu dostumuz haklı nedenlerle yurtdışına giderken diğerine yeni olanaklar veriliyorsa olan biteni okuyan yeni bir zihniyet kandırılamaz elbette. İçimdeki his yakında kimi mizah dergilerinin de ağır cezalarla, vergilerle kapatılacağının sinyalini veriyor. Daha da siyahlara bürüneceğiz. Ama gitgide matem artar, karalar bağlayanlar çoğalırsa karanlık ve o karanlıkta saklanan farklı fikirlerin hareket alanı da genişler. Genç sanatçıların iyi işlere yöneleceğini, sertleşeceğini ümit ediyorum. Biraz hayal kuralım... Bir sabah uyandınız. Türkiye, istediğiniz gibi bir ülke olacak. Sokakları, mimarisi, insanları, gündemi... Böyle bir ülkeyi anlatır mısınız bize? Birileri cennet diyor ona, birileri de ütopya. Öyle bir Türkiye’yi hayal edebilecek kadar ne yeteneğim ne de görebilecek kadar ömrüm var. Güzel bir ülkeyi anlatacak kadar güzeldir lisanımız, güzel bir ülkeyi inşa edebilecek kadar güzel insanlarsak tabii. Sıkıntımız orada. “Okumadan sokağa çıkmayın” diyeceğiniz kitaplar, şiirler var mı? Her kitap okunmayı hak eder bence. Elbette seçiciyim ama kimi söylesem diğeri alınır. Şiirsel söylersek “Kimi sevsem öteki küsüyor” gibi bir durum. Edebiyatseverlik böyle bir nazı, kıskançlığı bertaraf etmek işte. Yine de şiirin büyüsü bambaşka. Düzyazının öğüt verdiği yerde şiirin baştan çıkartıcılığı önemli. Edebiyat hayatınızın en zevkli anı hangisiydi? Şair olarak Amsterdam’a davet edilmem ve orada yaklaşık bir ay yaşamam geliyor aklıma. Gerçekten iyi gelmişti. İnsanlar gülümsüyordu. Özgürlük haddini aşmıştı. Bu yaşıma kadar mutluluğu bir kez orada hissetmiş olabilirim. Kediler, akasya ağaçları, vapur, yağmur, Büyükada… Bizim yazarlarımız, şairlerimiz biraz uslu mu? Biz mi öyle sanıyoruz? Siz bu durağan dünyadan kopma isteği duydunuz mu? Asya, Avrupa, Amerika derken Afrika’yı atladığımı fark ettim; belki en azından bir Fas yolculuğu olabilir ilerde. Baharat kokusu mu, sıcak mı, çöl mü çekiyor beni, bilemiyorum. Burroughs etkisi de olabilir. Yahut ‘Afrika Dahil’ diyen bir Cemal Süreya rüzgârı. Belli mi olur bir Rimbaud bulurum kendime oralarda arkadaş, Afrika’nin göbeğine yerleşip bir bakkal açarız. Sence durulmaya niyetli miyim? Yola devam! Hayatınızın romanı hangisi peki? Bizim kuşağı Oğuz Atay’ın ‘Tutunamayanlar’ı vurdu. Ne gariptir ki kızıyla Cerrahpaşa’da beraber okuduk; sanırım o doktor olmuştur, ben buralara geldim. Ardı sıra Latife Tekin romanları. Şimdilerde ise Hakan Günday, Emrah Serbes gibi müthiş kalemlerin ateşi. Âşık olmak zorlaştı mı? Neye âşık olduğunla ilgili bu. Eskiden boş zaman sosyoloji diye bir meseleyle ilgilenmiştim. Aşk oralarda samimi ve elzem. Ya evlilik? O tür zararlı alışkanlıklarım yok. Dostluklar, ilişkiler nasıl evrildi? Tomris- Turgut Uyar’ınki gibi evlilikler, aşklar kaldı mı? En son, Orhan Veli’nin büyük aşkı Nahit Hanım’a yazdığı mektupları okudum. Aşka mı üzüldüm, o dönem mi içimi burktu; ama sersem etti beni. Sahicilikle ilişkili. Özlemle ilgili. Arkadaşlıklar örgütlenmeye benziyor biraz. Zamana karşı koymak, zamanı birlikte şenlendirmek için kurulmuş küçük örgütler işte sorduğun dostluklar, aşklar. Kundaklamayı sevmem “Şiir, küçük mutlulukları, ayrıntıda kalan hüzünleri, bir çiy damlasının falanını-filanını aşalı, buralardan gideli çok zaman geçti” diye yazdınız. Hayat şiire olan duyarlılığı öldürdü mü? O ifade tarzı terk edildi sadece. Dobralık ile teknoloji, hız ile masumiyet birbirine nüfuz etti. Devasa hayat yangınına itfaiye geç geldi; artık ortadaki kül ve enkazı eşeleyerek insanlığımızı bulmaya çalışıyoruz; biraz o yüzden kirliyiz. Siz ender şair gibi şairlerdensiniz galiba. Bohem, dağınık, özgür… Nasıl bir hayat böylesi, öykünelim mi? Emir/komuta zinciriyle aranız yoksa hiç de fena değil; bohem ve özgür kısmı doğru da dağınıklığımın çerçevesi var. Çok zengin nasıl para saçmazsa bu denli imgeyi biriktirenin de bonkör, müsrif ya da tatlı serseri olması imkansız. Sorumluluklarımı, ödevlerimi ihmal etmemeye çalışırım. Baktım ki boğuyorlar, içime çekilirim. Edebiyatla ilgilenmeseydim de böyle bir hayatı isterdim. Her iki anlamıyla da kundaklanmayı sevmem. Türkiye’de eşcinsel olmak nasıl bir durum? Eşcinsel kesimin ‘Yeryüzünde bir azınlık güç olarak iktidar karşısında daima muhalif sosyalist kanatta mücadele verdiğini’ yazdınız. Gezi’deki LGBTİ direnişçileri, sonrasında geniş bir kitlenin katıldığı ‘Gay pride’ bir farkındalık yarattı mı? -LGBTİ, her şeyden önce tüm dünyada heteroseksizmin faşizmiyle mücadele eder; kimseyi dışlamamayı ilke edinmiş, içselleştirmiştir. Arkadaşlarımız Gezi’de ve sonrasında bunun en başarılı örneklerini sergilediler. Direnişi ve ölçülü mizahı yan yana getirdiler. ‘Yasak Ne Ayol’ bugün çoğu insanın dilinde. Onlar sadece benim değil, hepimizin dostu. Bunu fark edenler dünyayı sevmeyi öğreneceklerdir. Türkiye’deki heteroseksist şiddeti kırmak mümkün mü? Dürüst konuşalım; umudum yok. Öncelik de kazandıramıyoruz. Doğruya doğru ülkemizde çözüm bekleyen bir sürü acil meselemiz varken bu sanki biraz ‘fazla’ görünüyor kimilerine. Tabii ki “Her şey düzelsin, size de bir güzellik yaparız” gibi bir kepazeliğe ödün vermek de ağır. Gezi sizde şiir yazma isteği uyandırdı mı? Ölen kişilerin arkasından veya toplumsal çıkışları takiben şiir yazmak tedirgin ediyor beni; yazanlara bir şey diyemem ama ben sanki pastadan pay alıyormuşum gibi hissediyorum. Örneğin Ali için, Berkin için, Ethem için şiir yazarsam biri çıkıp “Onlar ölürken yanında yoktun” diyecek diye ürküyor ve hak veriyorum bu siteme. Bugün Türkiye’de seçim var. Yeni bir dönem... İnsanlara bu pazar günü, bir şiirle veda etmek ister misiniz? Şiirsel bir aforizmamı paylaşayım: “İyi şaire sormuşlar: “Usta, diğerleri çırpınsa da senin gibi yazamıyorlar; nedendir?” İyi şair yanıtlamış: ”Meseleyi et olarak gören göz için kasap ile cerrah arasında fark bulunmadığındandır.“ Bu farklılıkları fark edenlerin kazandığı bir dönem olur umarım.T24
Komik Bir Fotoğraf Serisi: ''Kafamıza Atılan Şeyler''
Edebiyat çevirmeni, editör, ve yüksek lisans öğrencisi olan  Kaija Straumanis kendi Flickr hesabında yayınladığı 'stuff being thrown at my head' ( Kafama atılan şeyler ) isimli fotoğraf serisiyle fotoğrafçılık alanında mizahi bir eser çıkartmış oldu. Çok ince hesaplamalar yapılarak atılan nesnenin kafasına tam da çarptığı anda çekilen fotoğraflar ve ekrana yansıyan aymazlık gülümsemenize sebep olacak. İyi eğlenceler dileriz...
Reklam
Amy Winehouse ‘Hologram’ Turnesi İçin Hazırlıklar Sürüyor
2011 yılında 27 yaşında hayatını kaybeden Amy Winehouse, hologram olarak dünya turnesi yapacak. Milyarder Alki David’in yapımını üstlendiği hologram için iki sene önce Coachella’da Tupac Shakur’un hologramı için kullanılan teknoloji kullanılacak. The Sun gazetesinde çıkan haberde ”Amy Winehouse, yaşarken yapamadığı dünya turnesini nihayet gerçekleştirecek” cümlesi yer alıyor. Bir orkestra eşliğinde sahnede hit şarkılarını peşi sıra ‘seslendirecek’ olan Amy Winehouse hologramını turne boyunca, Amy’nin babası Mitch Winehouse’un sunumuyla sahnede göreceğiz. Mitch Winehouse’un kızını bu şekilde onurlandırmak fikrinden dolayı çok heyecanlı olduğu açıklandı. Geçtiğimiz günlerde bir röportaj veren Mitch Winehouse, ‘ ‘Amy için hayattaki en önemli şey müzikti, eminim birçok insan Amy’i yeniden şarkı söylerken görmekten mutlu olacaktır” demiş. Geçtiğimiz yaz Led Zeppelin davulcusu John Bonham’in oğlu Jason, babasının hologramı ile birlikte davul solo atmak istediğini açıklamıştı. Biz de bunun üstüne Yakında hologram olması muhtemel 10 müzisyeni sıralamıştık. Amy Winehouse’un 6. sırada yer aldığı listeyi buradan görebilirsiniz.
Çevresine Uyum Sağlamış 15 Çok Yaratıcı Sokak Sanatı Örneği
Fransız sokak sanatçısı OakOak'ın yaptığı bu mükemmel çalışmalar birçok ülkede gazete manşetlerine çıkmıştır. Genelde doğduğu şehir olan St. Etienne'de çalışmalarını sürdüren sanatçı gezmek amacıyla gittiği başka yerlerde de çalışmalar yapmış. Sokak sanatı alanında ünü ülke sınırlarını aşmış bu ismin çalışmaları hem çok yaratıcı hem de oldukça eğlenceli.İşte usta sanatçının eserlerinden bazıları...
Reklam
Bu Hafta 7 Film Vizyonda
Bu hafta 3'ü yerli 7 film vizyona girdi.  Kızım İçin Yönetmen Hakan Haksun imzası taşıyan 'Kızım İçin', bir baba ile kızının hikayesini beyazperdeye taşıyor. Yetkin Dikinciler, Eda Ece, İnci Türkay, Berke Üzrek, İlayda Çevik, Hakan Altıner, Sefa Zengin, Tayfun Sav ve Yakup Yavru'nun rol aldığı filmin konusu şöyle: 'Tuncer, karısından boşanıp kendi hayatına yönelmiştir. Babasının varlığından habersiz büyüyen Tuba ise 18 yaşını doldurmasına üç hafta kala, bir anda karşısında Tuncer'i bulur. Onunla birlikte bir yolculuğa çıkar. Tuba, yolculukta, babası olduğunu iddia eden Tuncer'i tanırken, sürprizlerle karşılaşacak. Bir yandan hayatında eksikliğini hissettiği sevgilerle diğer yandan aşkla tanışacak.' Peri Masalı Romantik ve hüzünlü bir hikayeyi seyirci ile buluşturacak yönetmen Biray Dalkıran'ın son filmi 'Peri Masalı', seyirciye modern bir 'Selvi Boylum Al Yazmalım' duygusu yaşatacak. Dalkıran'ın, senaryosunu da yazdığı filmde, Burcu Kıratlı, Emre Kızılırmak, Sedef Şahin, Alp Korkmaz, Çetin Altay, Sema Moritz, Selman Okumuş, Esra Açık, Itır Esen, Orhan Aydın rol aldı. Film, Mert'in evlenmek istediği Peri'nin isteğini yerine getirme çabasını anlatıyor. Meddah Yapımcılığını İklim filmin üstlendiği, yönetmenliğini Batur Emin Akyel'in yaptığı 'Meddah', Bangkok'ta World Film Festivali'nde, Hindistan'ın Kerela eyaletinin başkenti Trivandrum'da düzenlenen 18.Uluslararası Kerela Film Festivali'nde gösterildi. Filmde, meşhur bir tiyatro oyuncusuyken otel odalarında dostlarının yardımlarıyla yaşamaya çalışan Aziz'in hikayesi anlatılıyor. Adalet İçin Yönetmen Arnaud des Pallieres imzalı 'Adalet İçin/Michael Kohlhaas' filminin senaryosunu Christelle Berthevas ve Arnaud des Pallieres yazdı. Fransa ve Almanya ortak yapımı filmin başrollerinde Mads Mikkelsen, David Kross, Denis Lavant, Bruno Ganz rol aldı. 2013 Cannes Film Festivali'nde 'Altın Palmiye' için yarışan film, Kafka'nın 'Ne zaman aklımdan geçse gözyaşlarına boğulurum' dediği, Heinrich von Kleist'in 'Michael Kohlhaas' isimli unutulmaz edebiyat klasiğinden uyarlandı. Filmin konusu şöyle: '16. yüzyılda geçen hikayede Michael Kohlhaas, ailesine bağlı, varlıklı, onuruyla yaşayan bir at taciridir. Bir gün yoluna çıkan bir baron adaletsiz bir şekilde atlarına el koyar. Kohlhaas, kendisine tazminat ödenmesi için yaptığı başvuru sonuçsuz kalınca, açıktan açığa meydan okumaya başlar. Yönetime isyan eden halkın da katılımıyla bir ordu kurar ve tüm ülkeyi ateşe atmak uğruna hakkını arama mücadelesine girişir. Adaleti yalnızca kendi için değil, ülke için de sağlaması gerektiğini anlayınca ailesini de büyük bir tehlikeye atmış olacaktır.' Binlerce Kez İyi Geceler 'Binlerce Kez İyi Geceler/A Thousand Times Good Night', Norveçli yönetmen Erik Poppe imzası taşıyor. Dünyanın sayılı savaş fotoğrafçılarından Rebecca'nın hikayesini anlatan filmin başrolündeki ünlü aktris Juliette Binoche'a, Nikolaj Coster-Waldau ve Maria Doyle Kennedy eşlik etti. Filmde, Lauryn Canny, Adrianna Cramer Curtis, Larry Mullen Jr., Mads Ousdal, Chloe Annett de rol aldı. Senaryosunu yönetmen Erik Poppe'un Harald Rosenlow-Eeg ile birlikte kaleme aldığı filmin müziklerini Armand Amar yaptı. Yves Saint Laurent Fransız moda tasarımcısı ve moda tarihinin önemli isimlerinden Yves Saint Laurent'in ilham veren başarı öyküsünü beyazperdeye taşıyan 'Yves Saint Laurent'i, Fransız yönetmen Jalil Lespert yönetti. Pierre Niney, Guillaume Gallienne, Charlotte Le Bon ile Laura Smet'in oynadığı filmin konusu özetle şöyle: 'Paris 1957. Yves Saint Laurent henüz 21 yaşındadır ve vefat eden Christian Dior'un kurduğu ünlü moda evinin başına getirilir. Dior adına sergilediği ilk defilesinde bütün gözler bu çok genç asistana çevrilmiştir. Son derece başarılı ve çığır aşan bu defile sırasında ileride hayatının ömür boyu iş ortağı olacak Pierre Berge ile tanışır. 3 yıl sonra en ünlü moda markası olacak Yves Saint Laurent şirketini birlikte kurarak, moda dünyasını altüst etmeyi başarırlar.' Güzel ve Çirkin Klasik 'Güzel ve Çirkin' hikayesi, bu sefer bir Fransız uyarlaması olarak sinemaseverlerle buluşacak. Filmin yönetmenliğini vizyona girdiğinde büyük bir başarı yakalayan 'Kurtların Kardeşliği'ni de çeken Christophe Gans yaptı. Yapımcılığını Richard Grandpierre'nin üstlendiği filmin müziklerini, besteci Pierre Adenot imzası taşıyor. Vincent Cassel, Lea Seydoux, Andre Dussollier, Eduardo Noriega ve Audrey Lamy'nin rol aldığı film, Türkçe dublaj ve alt yazı seçenekleriyle sinemaseverlerle buluşacak. Star
Seçimler Üzerine Mutlaka İzlenmesi Gereken Filmler
Yarın gerçekleşecek Yerel Seçimler öncesi öyle ya da böyle bir şekilde seçimleri konu alan filmleri hatırlayalım dedik. Seçim süreci, kampanyalar ve siyasi oyunlar üzerine mutlaka izlenmesi gereken filmler. Gece gündüz zihnimizi işgal eden siyasal iklimin nefes alacak bir boşluk bırakmadığı günler geçiriyoruz. Hukukun askıya alındığı akıl almaz uygulamalar, kutuplaştırıcı retorikler bir girdap gibi çekiyor insanı seçim gerginliğine. Sinema üzerine bir kelam edecekken bile seçim ele geçiriyor düşünceleri. Seçimle yatıp seçimle kalkıyoruz. Dünyanın dört bir yanında, pek çok kez beyazperdedeki hikayeleri de işgal ediyor seçimler. Hal böyle olunca biz de bu gerçekten kaçmayalım dedik ve yarın gerçekleşecek Yerel Seçimler öncesi öyle ya da böyle bir şekilde seçimleri konu alan filmleri hatırlayalım dedik. Seçim süreci, kampanyalar ve siyasi oyunlar üzerine mutlaka izlenmesi gereken filmler. The Candidate (1972)Michael Ritchie'nin yönettiği ve senaryosuyla Oscar ödülü kazanan film, türün hakiki klasiklerinden bir tanesi. Filmde Robert Redford kazanma ihtimali olmadığı için düşündüğü her şeyi dürüstçe söyleyen genç aday Bill McKay'i canlandırıyor. Ancak anketlerde McKay'in kazanma ihtimali belirmeye başlayınca işler değişiyor. Dönemindeki bir stüdyo filmine göre oldukça gerçekçi bir film. The War Room (1993)Chris Hegedus ve D.A. Pennebaker'ın yönettiği bu Oscar adayı belgesel, seçim deyince mutlaka izlenilmesi gereken filmlerin başını çekiyor. 1992 seçimlerinde Bill Clinton'ın kampanyalarını ve bunları yaratan ekibi anlatan film, seçim kampanyalarının perde arkasını anlamak için anahtar niteliğinde. Primary Colors / Kirli Yarış (1998)Mike Nichols'un yönettiği, John Travolta ve Emma Thompson'ın başrollerde olduğu yapım Bill Clinton'ın hikayesinden ilham alarak bir valinin Başkanlık yarışındaki yükselişini anlatıyor. Yarışın tüm kirli oyunlarına yer veren film hikayesinin merkezine idealist bir danışmanı yerleştiriyor. Street Fight (2005)Bir adayın seçim ilanlarının kamu görevlileri tarafından indirilmesi mi dediniz? Bu tüyler ürpertici ve cesur belgesel bir seçim yarışının ne kadar çirkinleşebileceğini tüm yönleriyle gözler önüne seriyor. Genç ve aktivist bir avukatın uzun süredir görevde olan güçlü bir valiye seçimde rakip oluşunun ardından başına gelenleri anlatan belgesel yönetmenine haklı bir Oscar adaylığı getirmişti. No (2012)Özgün yönetmenliğiyle dikkat çeken film, Pinochet'nin kaybetmesiyle sonuçlanan Şili tarihinin en önemli referandumunu anlatıyor. Gael García Bernal muhalefetin sıra dışı kampanyalarını yaratan ve imkansız gibi gözüken bir başarının kapısını aralayan Rene Saavedra rolünde. The Best Man (1964)Başrollerinde Henry Fonda ve Cliff Robertson'ın yer aldığı film başkanlık için yarışan iki adayın dönen dolaplarla, kirli bir siyasetle dolu rekabetini anlatıyor. Gore Vidal'in kendi Broadway oyunundan uyarladığı filmde Haskell Wexler'in görüntü yönetmenliği usta işi. Recount (2008)HBO'nun bir sinema filminden hiç aşağı kalır yanı olmayan bu Altın Küre adayı TV filmi Kevin Spacey, Tom Wilkinson, Laura Dern, John Hurt gibi güçlü bir kadroyu bir araya getiriyor. 2000'de Bush'un Al Gore'u Florida oylarının tekrar sayımıyla nasıl az farkla geçtiğini anlatan film tıkır tıkır işleyen gerilimli temposuyla oldukça ilgiye değer. Wag the Dog / Başkan'ın Adamları (1997)Seçim öncesi başkanla ilgili ortaya çıkan bir seks skandalını unutturmak için Arnavutluk'ta sahte bir savaş ve bir kahramanlık hikayesi yaratılmasını konu alan film defalarca izlenmeyi hak eden bir klasik. Başrollerde Dustin Hoffman ve Robert De Niro'nun yer aldığı Barry Levinson imzalı film, olağanüstü senaryosuyla siyasal kültür ve medya üzerine son derece zeki bir taşlama. Election Day (2007)Siyasi oyunları bir kenara bırakıp seçim gününe dair bir film arıyorsanız işte o film 'Election Day'. Seçim tahminlerini, seçim anketlerini, siyasi rekabeti unutun; bu belgesel sizi doğrudan oy verme sürecinin içine bırakıyor. ABD'de 2004 seçimlerinde oy verme gününde çekilen belgesel oy vermeye çalışan vatandaşlardan sandık görevlilerine kadar uzanan 11 hikaye anlatıyor. Le mani sulla città / Kentin Üzerindeki Eller (1963)Francesco Rosi'nin Altın Aslan ödüllü filmi seçim kampanyalarıyla olmasa da seçim öncesi yolsuzluklarla ilgilenen bir film. Napoli'deki yerel seçimler öncesinde geçen hikayede belediye meclisi üyeleriyle iş adamlarının imara açılan arsalar üzerinde yaptığı yolsuzluklar anlatılıyor. Milk (2008)Bir biyografi filmi olsa da seçimlere ve Harvey Milk'in seçim kampanyalarına önemli bir yer ayırıyor. Sean Penn'e Oscar kazandıran filmin yönetmenlik koltuğunda ise Gus Van Sant bulunuyor. The Manchurian Candidate / Mançuryalı Aday (1962)Tipik bir seçim filmi değil ama bir başkan yaratma filmi. Siyasi çıkar gruplarının görünmeyen elleri üzerine bir kabus niteliğindeki film, soğuk savaş döneminin paranoya dolu politik gerilimlerinin en iyilerinden biri. The Ides of March / Zirveye Giden Yol (2011)Bir başkan adayının kazanma şansını yok edecek bir skandalla burun buruna gelen bir basın sözcüsünün hikayesini anlatan film, seçim yarışının arkasındaki mekanizmaları ve kirli siyasi oyunları ortaya döküyor. birgun.net/Alkan Avcıoğlu
Reklam
Sanat Ne Anlatır? 6 Gizemli Yapıt ve Öyküleri  - 2
Bilindiği üzere bir zamanların meşhur korku filmi Çığlık filmindeki o meşhur maske, Edward Munch'un bu aynı adı taşıyan çalışmasından esinlenilerek yapılmıştır. Peki bu resim bize ne anlatır ? Neden itici gelmesine karşın, ilginç bir şekilde izlemekten haz duyarız. Sanat mutluluğu estetiği, göze hoş gelen şeyleri, bize sunmak için ortaya çıkmış bir şey değil midir ?! Ancak Much'un eserleri eti ile kemiği ile bağırmakta, rahatsız etmekte ve orada durarak canımızı sıkmaktadır. Çünkü sanat böyle bir şeydir. Rahatsız etmeli korkumuz olmalı ve nihayetinde insanlarına derdini anlatabilmelidir. Munch Dışavurumcu bir ressam olarak böyle düşünüyordu. Çünkü o doğanın yansımasını değil, içimizde ne yansıttığına bakıyordu. Duyguların düşüncelerin ve ne hissettirdiğinin 2 boyutlu aktarılmasıdır Çığlık tablosu. Munch bir akşam üzeri, Ekeberg tepesinde yürüyüşe çıkmıştı. Birden gözü gökyüzüne kaydı, Oslofjord'un gökyüzü kıp kızıldı. Much bu doğanın çığlığı olmalı dedi. Ve gördüğü şeyi eksiği fazlası olmadan tuvaline aktarıp, sonraki nesle oldukça farklı bir bakış açısı getirdi. Bu resme dikkatli bakmalısınız, bu aslında biziz, yada her gün altından geçtiğimiz gökyüzünün kendisi...
George R. R. Martin'den Müjde!
Son yılların tüm dünyada en çok izlenen dizilerinden 'Game of Thrones’un yazarı George R. R. Martin, ‘Buz ve Ateşin Şarkısı’ serisinin altıncı kitabı ‘The Winds of Winter’dan yeni bir bölüm yayımladı. Yazarın kişisel web sitesinde yayımladığı bölüm ‘Mercy’ ismini taşıyor ve serinin 2011’de çıkan beşinci kitabı ‘Ejderhaların Dansı’ndan bu yana yayımlanan ilk bölüm olma özelliğini taşıyor. ‘The Winds of Winter’ın ne zaman tamamlanıp raflardaki yerini alacağı ise hala bilinmiyor.Milliyet Sanat
İlber Ortaylı'dan Kenan Işık'ın Son Durumu Hakkında Açıklama
Geçtiğimiz hafta beyin kanaması geçiren ünlü tiyatrocu ve sunucu Kenan Işık'ın tedavisi sürüyor. Hastaneye gelen İstanbul Üniversitesi eski rektörü Prof. Dr. Mesut Parlak ve tarihçi İlber Ortaylı, ünlü sunucunun durumu hakkında bildi aldı.  Spor salonunda çıktığında geçirdiği rahatsızlık sonucu yere düşüp başını betone çarparak beyin kanaması geçiren ünlü tiyatrocu ve TV sunucusu Kenan Işık'ın tedavisine yoğun bakımda devam ediliyor. Yaklaşık 1 haftadır uyutulan ünlü sucunun durumunun iyiye gittiği öğrenildi. Ünlü sunucuyu dostları da bir an olsun yalnız bırakmıyor. Sabah ve öğlen saatlerinde ünlü yönetmen Mehmet Aslantuğ, İstanbul Üniversitesi Eski Rektörü Prof. Dr. Mesut Parlak, ünlü tarihçi İlber Ortaylı ve Mazhar Alanson'un eşi Biricik Suden hastaneye gelerek Işık'ın durumu hakkında bilgi aldı. Işık'ın durumu hakkında kısa bir açıklama yapan İlber Ortaylı, 'Beril ile görüştüm. Durumu iyiye gidiyor. Tedavisine yoğun bakımda devam ediliyor' dedi. Günlerdir eşinden gelecek iyi bir haberi bekleyen Beril Işık ise gazetecilere verdiği bilgide, büyük kafa travmalarında, sonraki tedavinin uzun sürdüğünü ve beynin iyileşmesi için zaman tanındığını, en önemli durumun ise zaman ve sabır olduğunu söyledi. Sabah
Reklam