Engel-SİZ 8 Film
Otizm, sosyal ve iletişim becerilerini engelleyen bir genel gelişim bozukluğudur. Küçük yaşlarda ortaya çıkar ve otistik çocuklar öğrenme ve algılama bozukluğu çekerler. Her ne kadar bir çokları otistik çocuklara 'aptal, idiot' gözüyle baksalar bile bir çoğu normal zeka seviyesindeyken sadece bunu dışa vurmakta, eyleme geçirmekte güçlük yaşarlar. Bu çocukların yaşamlarına dokunan bazı filmler yapılmıştır.
Jackie Chan'in 60. Doğum Günü İçin 'Chopstick'lerden Yapılan Harika Portre
Portreler oluştururken farklı yollar kullanan sanatçı Hong Yi nam-ı diğer 'Red' yine ezber bozmaya devam ediyor.  Zhejiang ve Pekin bölgesinden 1 aylık uğraşlar sonucu topladığı 64.000 chopstick (yemek çubuğu) ile Jackie Chan'in portresini yaptı. Chan'in 60. doğum günü için anlaşmaya varılan sanatçının ortaya çıkardığı iş gerçekten büyüleyici.İşte yapım aşamasından kareler ve hızlandırılmış videosu...
Düğün Dernek Tahtını Kaptırdı
Recep İvedik 4, en çok izlenen film rekorunu 'Düğün Dernek'ten devraldı. Şubat ayında gösterime giren ve ilk hafta sonu seyirci rekoru kıran 'Recep İvedik 4', 6 milyon 912 bin 803 izleyiciyle en çok izlenen film rekorunu 'Düğün Dernek'ten devraldı. Şahan Gökbakar'ın başrolünü üstlendiği ve kardeşi Togan Gökbakar'ın yönettiği 'Recep İvedik 4', daha önce yayınlanan ilk 3 filmin başarısının üzerine çıktı. AA muhabirinin 'Box Office Türkiye' sitesinden derlediği bilgilere göre, gösterime girdiği 21 Şubat'tan itibaren rekorlar kıran film, ilk hafta sonu 1 milyon 641 bin kişi tarafından izlendi ve ilk hafta sonu izlenme rekorunu ele geçirdi. İkinci hafta sonu 1 milyon 161 bin, üçüncü hafta sonu ise 662 bin kişiyi sinemalara çeken film, ikinci ve üçüncü hafta sonu izlenme rekorunu da kaptırmadı. 7 haftadır sinemalarda izleyicisiyle buluşan film, gösterime girdiği tarihten bugüne kadar 6 milyon 912 bin 803 kişi tarafından izlenerek daha önce en çok izlenen film rekorunu 6 milyon 880 bin 917 izleyiciyle elinde bulunduran 'Düğün Dernek' filminin rekorunu elinden aldı. İlk hafta sonu 17 milyon 530 bin 953 lira hasılat elde eden film, 7 haftada 68 milyon 420 bin 442 liralık hasılatıyla 68 milyon 32 bin 508 lira gişe elde eden 'Düğün Dernek'in gişe rekorunu da elde etmiş oldu. 'Düğün Dernek'in 18 haftada elde ettiği seyirci sayısını 7 haftada egale eden filmin, yıl sonuna kadar 2 milyon izleyici rakamını geçeceği tahmin ediliyor.  AA
Bu Yaz Ülkemize Gelecek 7 Yabancı Grup
Hadi bakalım. Kulakların pasını sildikten sonra, belkide kendimiz için bir dönüm noktasına şayet olacağız. Sahne şovları, kafalardaki harika notalı anıları, dedikodular, 20'lik delikanlı performansları, idolleri olan gençlere karşı duyarlı hareketler... Hepsi büyük isim, görülen bazı isimler bile gözleri ovuşturmak için yeterli. PS: Keşke Radiohead'i ve Coldplay'i de listeye büyük şükela bir hevesle ekleyebilseydim ama olmadı. Onlar bu yılda yok. (Umarız Y ve X kuşağı eceliyle ölmeden bir kez daha Türkiye'ye uğrarlar.) :( PPS: Ayrıca buradan Peter Gabriel'e bir şeyler söylemek istiyorum. ''Geri dön, geri dön. Ne olur geri dön....''
Reklam
Reklam
Orhan Veli 100 Yaşında
Türk şiirinde 'Garip' akımının sembol ismi Orhan Veli’nin bugün doğum günü, 36 yaşında hayata gözlerini yuman şair yaşasaydı, 100 yaşında olacaktı… Damla Uğantaş Beni bu güzel havalar mahvetti, Böyle havada istifa ettim Evkaftaki memuriyetimden. Tütüne böyle havada alıştım, B öyle havada aşık oldum; Eve ekmekle tuz götürmeyi Böyle havalarda unuttum; Şiir yazma hastalığım Hep böyle havalarda nüksetti; Beni bu güzel havalar mahvetti. Tam 64 bahar önce, henüz 36 yaşındayken hayata veda eden Orhan Veli 'Güzel Havalar' şiiirinde böyle der; beni bu güzel havalar mahvetti... Türk şiirinde 'Garip' akımının sembol ismi Orhan Veli’nin bugün doğum günü, 36 yaşında hayata gözlerini yuman şair yaşasaydı, 100 yaşında olacaktı… 36 yıllığına uğradığı bu dünyada büyük bir isim bırakan, Türk şiirine damga vuran isimler arasında ön sıralarda yer alan Orhan Veli Kanık kimdi? İlk cevap, 'Ben Orhan Veli' dizesiyle başlayan şiirinde kendisinden: **Ben Orhan Veli **'Yazık oldu Süleyman Efendiye' **Mısra-i meşhurunun mübdii.. **Duydum ki merak ediyormuşsunuz, **Hususi hayatımı, **Anlatayım: **Evvela adamım, yani **Sirk hayvanı falan değilim. **Burnum var, kulağım var, **Pek biçimli olmamakla beraber. **Bir evde otururum, **Bir işte çalışırım. **Ne başımda bulut gezdiririm, **Ne sırtımda mühr-ü nübüvvet. **Ne İngiliz kralı kadar **Mütevaziyim, **Ne de Celâl Bayar'ın **Sabık ahır uşağı gibi aristokrat. **Ispanağı çok severim **Puf böreğine hele **Biterim **Malda mülkte gözüm yoktur. **Vallahi yoktur. **Oktay Rıfat'la Melih Cevdet'tir En yakın arkadaşlarım ... “Yeni bir zevk ortaya çıkarabilmek için eski olan her şeyden uzak duran” Orhan Veli’ye göre kafiye ilkel; mecaz, teşbih, mübalağa gibi edebi usuller gereksizdi.” Melih Cevdet ve Oktay Rifat ’la birlikte şiirlerini topladıkları “Garip” bu amacın manifestosu oldu, yarattıkları akımın da adı. Biçime, kurala, gösterişe karşı çıkan Garip'çilerle şiir sokak lisanında, her türlü dolayımdan bağımsız olarak sokağa açılmıştı. **Mektup alır, efkarlanırım; **Rakı içer, efkarlanırım; **Yola çıkar, efkarlanırım. **Ne olacak bunun sonu, bilmem. **'Kazım'ın' türküsünü söylerler, **Üsküdar'da; Efkarlanırım. O ekmeği, denizi, rakıyı, en yalın, en “sokak” haliyle şiire taşıdı. 'Yazık oldu Süleyman efendiye' şiiri dönemin edebiyatçıları arasında önemli tartışmalara konu oldu: “Hiçbir şeyden çekmedi dünyada nasırdan çektiği kadar; çirkin yaratıldığından bile o kadar müteessir değildi; kundurası vurmadığı zamanlarda anmazdı ama allahın adını, günahkâr da sayılmazdı. yazık oldu Süleyman Efendiye ” Kimi edebiyatçıların tepkisine neden olan şiir, kimilerince “Türkçe’de yazılmış en güzel dizeler arasında” söz konusu edildi. Şiirlerinin yanı sıra bu tartışmalar Orhan Veli’nin geniş kitlelerce tanınmasını sağladı, kendisine duyulan ilgiyi arttırdı. Türk hikâyesinin büyük ismi Sait Faik Abasıyanık Orhan Veli'yi bu gel-gitler arasında anlatır: 'Üzerinde en çok durulmuş, zaman zaman alaya alınmış, zaman zaman kendini kabul ettirmiş, tekrar inkâr, tekrar kabul edilmiş; zamanında hem iyi hem kötü şöhrete ermiş bir şair.' Hayatı 1914 yılında İstanbul’da doğan şair lise yıllarında edebiyata ilgi duymaya başladı. Babasının görevi nedeniyle Ankara’ya taşınan Orhan Veli, Gazi İlkokulu'nu ve Ankara Erkek Lisesi’ni bitirdi. Ahmet Hamdi Tanpınar ’ın öğrencisi olduğu lise yıllarında Melih Cevdet Anday ve Oktay Rifat ile tanıştı. PTT Genel Müdürlüğü Telgraf İşleri Reisliği Milletlerarası Nizamlar Bürosu'nda memurluk yapan Orhan Veli, askerliği bitirmesinin ardından döndüğü Ankara’da Milli Eğitim Bakanlığı Tercüme Bürosu'nda çalıştı. Hasan Âli Yücel'in Milli Eğitim Bakanlığı görevinden ayrılmasının ardından bakanlıktaki görevinden istifa etti. 1948 yılının sonuna doğru Bedri Rahmi Eyüboğlu , Abidin Dino , Necati Cumalı , Sabahattin Eyüboğlu , Oktay Rifat ve Melih Cevdet'in de aralarında bulunduğu arkadaşlarıyla birlikte bir edebiyat dergisi çıkarmaya karar verir. Masraflarını Mahmut Dikerdem'in karşıladığı ve 15 günde bir yayımlanacak olan “Yaprak”ın ilk sayısı 1 Ocak 1949'da çıkar. Cahit Sıtkı Tarancı , Sait Faik Abasıyanık , Fazıl Hüsnü Dağlarca , Cahit Külebi gibi yazar ve şairlerin yazdığı Yaprak, 1 Haziran 1950'ye kadar 28 sayı yayımlandı. Orhan Veli, “Yaprak”ın kapanmasının ardından İstanbul'a döndü. Aynı yıl 10 Kasım'da bir haftalığına geldiği Ankara'da belediyenin kazdığı bir çukura düştü ve başından yaralandı. İki gün sonra İstanbul'a döndü. 14 Kasım günü bir arkadaşının evinde öğle yemeği yerken fenalık geçiren şair hastaneye kaldırıldı. Beyinde damar çatlaması yüzünden başlayan rahatsızlığın sebebi doktor tarafından anlaşılamadı ve şaire alkol zehirlenmesi teşhisiyle tedavi uygulandı. Beyin kanaması geçirdiği sonradan fark edilen Orhan Veli, aynı akşam sekizde komaya girdi ve gece 23.30’da Cerrahpaşa Hastanesi'nde hayata veda etti. Orhan Veli’yi hastanede ziyaret eden Ahmet Hamdi Tanpınar olayı şöyle anlatır: “Daha orta mektebin birinci sınıfında talebem olan Orhan'ı Cerrahpaşa Hastanesi'nde son defa oksijen çadırının altında yarı çıplak, güçlükle nefes alır ve o kadar güzel hayallerin yakaladığı dünyamızı yalnız akı görünen gözlerinden boşanırken gördüğüm günü hiçbir zaman unutamam. Şiirimize tatlı anlaşmazlığı ve lezzeti getiren zekâ, kendisi olmaktan çıkmıştı.” 36 yaşında ölen şairin cenazesi 17 Kasım 1950'de, Beyazıt Camisi'nden kaldırıldı. Cenaze, akademisyenler, yazar ve sanatçılardan oluşan kalabalık tarafından Sirkeci'ye kadar taşındı, oradan bir otomobil ile Aşiyan Mezarlığı'na götürülerek toprağa verildi. 1 Şubat 1951'de arkadaşları tarafından anısına “ Son Yaprak” çıkarıldı. Tek sayı olarak basılan bu dergide, Orhan Veli rahatsızlandığında üzerinde olan ceketin cebindeki diş fırçasını saran kâğıda yazılmış olarak bulunan ve hiç yayımlanmamış olan Aşk Resmi Geçidi* şiiri de yer buldu. Cemal Süreya'ya göre Orhan Veli şiiri Türk şiirine damga vuran isimlerden, İkinci Yeni akımının sembol ismi Cemal Süreya, 1967 yılında yazdığı bir yazıda Orhan Veli ve şiirini şöyle değenlendirmişti: Orhan Veli'nin Yanlışı Orhan Veli'nin kavgası edebiyatımızın en büyük kavgasıdır, buna inanıyorum. Bu kavganın yurdumuzdaki bütün şiir köklerini büyük büyük ırgalayan bir işlevi oldu. Irmağın yatağını daha doğal bir vadiye indirdi. Şiire kasket giydirdi, sivilleştirdi onu. Bugünkü şiir verimleri onun da verimleridir biraz. Ama şiiri? Ben öteden beri ne zaman Orhan Veli'nin şiirine yaklaşmak, ısınmak istediysem, başaramadım. Hep ters geldi bana. Başlangıçta aynı noktadan çıkan Oktay Rifat'la Melih Cevdet'e karşı durumum bambaşka olmuştur. Onların şiirinden çok şey öğrendim. Sanırım, bizim kuşak şairlerinin çoğu da aynı duygu içindedir. Çünkü bu iki şair, Orhan Veli öldükten sonra sanatlarında büyük bir aşama yaptılar, geliştiler. Orhan Veli ise krizalit döneminde kaldı. Belki o da yaşasaydı şiirini tam anlamıyla kuracaktı. Kurabilecek miydi acaba? İkiyüzlü bir sevgi gösterisi demek olan bu soruyu sormamak daha iyi. O zaman, daha ikiyüzlü bir cevapla karşılaşmak mümkündür: şiirini kurmadan ölmemek de şairin bir güçlü yanı değil mi? Ben Orhan Veli'nin şiirinde baştan itibaren çok büyük bir eksiklik, çok büyük bir hata buluyorum. Bu, bir görüş ayrılığı değil, anlayış farkı değil, şiiri temelinden tehlikeye düşürdüğüne inandığım bir şey. Şu: Bilmem yanılıyor muyum, Orhan Veli, büyük kavgasını sürdürürken eski sanata karşı cevaplarını yazılarında değil, hep şiirlerinde vermek istedi; başka türlü söylersek, yeni bir şiir ne olmalıysa onun değil, eski şiir ne değilse onun çevresinde dolanmaya başladı. Bu onu sınırladı. Tam anlamıyla özgür olmasını daha ilk noktada engelledi. Bu yüzden yeni bir sanatın gizli, el değmedik olanaklarını kazanmaya pek fırsat bulamadı. Oysa yeni şiir, eski şiirin tersi değil, çok daha başka bir şeydi.Yeni bir sanat girişimi, kendi diyalektiği ile ve kendi açtığı alanlarda hareket etmeliydi; eski sanata karşı cevapları, tepkileri, yeni alanlardan kaldıracağı hasatla gerçekleştirmeliydi. Orhan Veli bu yola giremedi, asıl şiirini yazamadı. Orhan Veli, şiirlerinde eski şiirle o kadar uğraştı ki, kendi sanatının estetik yönüyle ilgilenmeye pek vakit bulamadı. Oktay Rifat'la Melih Cevdat Anday'ın Orhan Veli'nin ölümüne yakın zmanlardaki şiirleri de öyledir. Bütün gemileri yakmanın neşesi içindedirler ama, bir yetinme duygusunu yaşadıkları, ötesini pek fazla düşünmedikleri de anlaşılmaktadır.Mısra yok, ölçü yok, müzik yok, imge yok, güzel yok, kafiye yok, metafizik yok, dram yok. Ve bunlar eski şiirde var diye yok. Üstelik o sırada yardımcı malzemeye çok ihtiyacı olan Orhan Veli'nin lşiir,ötesi alanlardan da yararlanmak istemediğini görüyoruz. Tarihsel, toplumsal verilerle, felsefeyle, coğrofyayla ilgilenmiyor hiç. İşe sıfırdan başlamak istiyor. Bu sıfırdan çok şey doğabilirdi. Ama kendi gelişimini özgür bırakmak, bu arada bütün malzemeyi, bütün şiirsel durumları kendine koşullandırmak suretiyle.. Bİr de yeni yapıyı daha entellektüel planda kurmak suretiyle.. Oysa Orhan Veli halk gibi, hatta 'halk olarak' yazılan bir şiirin peşindeydi. 'Halk için halk tarafından'. Bence çıkışındaki biçim başkaldırması bu amacını zararlandırıyordu. Garip'teki afacan şiirlerin sonra sonra Yaprak'taki toplumsal yergi şiirlerine dönüşmesi belki de bu çelişkinin giderilmesi için atılınmış bir serüvenin sonucu oluyor. Aslında Orhan Veli'nin bütün şiirleri eskşi şiire bireryergisidir desek yeri. Ama ters yönden de olsa yine eski şiirden çıkar bunlar. Bu yüzden iyice formalist bir yapıları vardır. Güzelliklerini, değerlerini,hiç değilse tuhaflıklarını eski şiirden alırlar. Sözgelimi 'Kitabe-i Seng-i Mezar'larınvarlık gerekçesi eski şiirlerin tutumuna bağlanır: 'Lopinaların en harelisi', Ahmet Hamdi'nin 'Minarelerin en ilahisi' mısrası ile eğlenmektedir: 'Rakı şişesinde balık olsam', 'Göllerdebu dem bir kamış olsam'ı yıpratır. Bukonuda dolaylı, dolaysız örnkleri istediğimiz kadar genişletebiliriz. OrhanVeli'nin bütün şiirlerinde böyle bir tutum görüyoruz. Gerçi; 'Dalgacı Mahmut', 'Kapalıçarşı' gibi özgün ve eski sanattan bağımsız şiirleri de var. Ama çok az. Bence asılgüzel şiirleri de böyle şiirleridir. Çünkü bu şiirler yeni bir hava sunuyor, yeni bir şiirsel ağıntı kuruyorlar. Sadece edebiyat tarihçisinde değil, şairde de tükenmez ve adlandırılmaz bir kıpırtı, bir karıncalanma doğurabiliyorlar. Yeni şiirsel özlere köprü kurabiliyorlar. Orhan Veli'nin edebiyat hayatımızda hiçbir şairinkine benzemeyen bir kaderi oldu. Yeni şiirimizin, işlev olarak kurucusu olan bu adamkuramını yazılarıyla değil, başka iki şeyle yaptı: Hayatıyla ve şiiriyle. Hayatıyla, çünkü Orhan Veli hayat tarzıyla, sakalıyla, tipiyle, serüvenleriyle, hakkında çıkarılan hikayelerle de yeni şiirin kuruluş yıllarında büyük rol oynadı. Şiiriyle, çünkü Orhan Veli, yazacağı makalaleri, daha doğrusu fıkraları da şiirinde vermeye alışmıştı. Dikkat edilirse, sözgelimi Yaprak dergisinde şiir üstüne en az yazı yayımlayan odur. Nazım Hikmet eşyanın ve olayın korkunç bir röportajcısıydı. Eski şiire birçok yerden bağlı olduğu halde, bu bağlılıktan korkmamış ve sonuçta şiirini çok yeni, çok zengin olanaklarlaenine boyuna donatmıştır. Orhan Veli ise şiirlerinde şenlikli ve alçakgönüllü bir günlük yazarı niteliğinde iken, girtdiği serüvende en çok korktuğu şeye, eski şiire takılıp kaldı; eski şiirin geleneğinden negatif parodiler çıkarmaya çalıştı; Nazım Hikmet'ten çok daha köklü, çok daha önemli bir kavgaya girmek istedi, bir öncü kimliğinde, Türk şiirine kazandırdı o kavgayı; ama bu arada kendi şiirinin şehit düşmesini de önleyemedi. Ölümünden on beş yıl sonra bakıyoruz ki tüfeği depoya konulmuş çoktan. Orhan Veli kavgadan hiçbir zaman başını alıp Melih Cevdet'in 'Aı'sı, Oktay Rifat'ın 'Telefon'u gibi bir şiir yazamadı. Eksik kaldı. Yeni bir şiiri öneren, köklü bir sanat devrimini getirmeye çalışan birçok şairin, sanatçının eski sanatla alay eden, ona takılan birçok eskizleri olmuştur. Ama bunun yanı sıra onların hiçbiri o yeni şiirin, o devrimin yörüngesinde onun iç gelişmesine bağlı ürünler vermeyi deihmal etmemiştir. Gerçeküstücülerin de vardır böyle deneyleri. Ama sözgelimi bir André Breton oturup 'Serbest Birleşme'yi de patlatmıştır. Orhan Veli böyle. Türk şiirinin kavgasını kazandı. Kendi şiirinin kavgasını kaybetti. Öyle sanıyorum ki hepimizin onun serüveninden alacağımız büyük dersler var. ___ Aşk Resmi Geçidi **Birincisi o incecik, o dal gibi kız, **Şimdi galiba bir tüccar karısı. **Ne kadar şişmanlamıştır kim bilir. **Ama yine de görmeyi çok isterim, **Kolay mı? İlk göz ağrısı. **İkincisi Münevver Abla, benden büyük **Yazıp yazıp bahçesine attığım mektupları **Gülmekten katılırdı, okudukça. **Bense bugünmüş gibi utanırım **O mektupları hatırladıkça. **.............. çıkar **.............. dururduk mahallede **......................... halde **............ yan yana yazılırdı duvarlara **................... yangın yerlerinde. **Dördüncüsü azgın bir kadın, **Açık saçık şeyler anlatırdı bana. **Bir gün de önümde soyunuverdi **Yıllar geçti aradan, unutamadım, **Kaç defa rüyama girdi. **Beşinciyi geçip altıncıya geldim. **Onun adı da Nurinnisa. **Ah güzelim **Ah esmerim **Ah **Canımın içi Nurinnisa. **Yedincisi, Aliye, kibar bir kadın. **Ama ben pek varamadım tadına. **Bütün kibar kadınlar gibi **Küpe fiyatına, kürk fiyatına. **Sekizinci de o bokun soyu. **Elin karısında namus ara, **Kendinde arandı mı küplere bin. **Üstelik ....... **Yalanın düzenin bini bir para. **Ayten'di dokuzuncunun adı. **İş başında şunun bunun esiri, **Ama bardan çıktı mı, **Kiminle isterse onunla yatar. **Onuncusu akıllı çıktı **....... gitti ......... **Ama haksız da değildi hani. **Sevişmek zenginlerin harcıymış **İşsizlerin harcıymış. **İki gönül bir olunca **Samanlik seyranmış ama, **İki çıplak da, olsa olsa, **Bir hamama yakışırmış. **İşine bağlı bir kadındı on birinci, **Hoş, olmasın da ne yapsın, **Bir zalimin yanında gündelikçi. **.........leksandra **Geceleri odama gelir, **Sabahlara kadar kalır. **Konyak içer sarhoş olur, **Sabahı da işbaşı yapardı şafakla. **Gelelim sonuncuya. **Hiçbirine bağlanmadım **Ona bağlandığım kadar. **Sade kadın değil, insan. **Ne kibarlık budalası, **Ne malda mülkte gözü var. **Hür olsak der, **Eşit olsak der. **İnsanları sevmesini bilir Yaşamayı sevdiği kadar. t24.com.tr
Reklam
Pişman Etmez Bu Aşk İnsanı
Sinema tarihinin en etkileyici yönetmenlerinden İstanbul doğumlu Elia Kazan’ın mektupları, kitaplaştırıldı. Kazan’ın mektupları, 22 Nisan’da ABD’de Selected Letters of Elia Kazan adıyla yayımlanacak. Seçki, 2003’te 94 yaşında hayatını kaybeden yönetmenin etraflıca bir portresini çizmese de, 20’nci yüzyılın en büyük yönetmenlerinden birinin zihnine ışık tutması bakımından önem taşıyor. Elia Kazan’ın mektupları, Hollywood’un altın çağında şöhretin doruklarında gezen yıldızlar hakkında yönetmenin görüşlerini de içeriyor. Kazan; Warren Beatty’den Marlon Brando’ya, Paul Newman’dan James Dean’e pek çok isim hakkında düşündüklerini açıkça kaleme almış. Kitapta, yönetmenin eşini Marilyn Monroe’yla aldattığını itiraf ettiği bir mektup da yer alıyor. Kazan, eşi Molly Day Thatcher’a yazdığı mektupta, Hollywood’dan ne denli nefret ettiğini de belirtiyor: “Acı acı, deli gibi nefret ediyorum. Farkında olmadan çürümenin farklı evrelerinde salınan çok çok iyi insanlarla dolu... Ve çok süslü olmasının dışında mezar gibi, kabir gibi, mezar çukuru gibi bir yer.” Marilyn’e yardım ettim hiç de pişman değilim ElIa Kazan, 1955’te eşi Molly Day Thacher’a yazdığı mektubunda, Marilyn Monroe ile ilişki yaşadığını itiraf ediyor. Kazan, mektubunda eşini incittiği için utandığını ama üzgün olmadığını yazıyor: “Utandığım şey hakkında sana yazamamamın nedeni, utanmam. Seni incittiğim için utanıyorum. Öte yandan, suçlu ve aşağılık hissetmek zorunda kaldığım için de içerliyorum. “Hiçbir anlamı yoktu, demek yerinde olabilir. Ama insanî bir tecrübeydi ve eğer senin için bir önemi varsa gayet insanî bir şekilde başladı. Sevgilisi yeni ölmüştü. Adamın ailesi, naaşı görmesine bile izin vermiyordu... Harmon Jones’un setinde tanıştık. Onu gördüğümde gözyaşları içindeydi. Kimsesiz bir çocuk gibi acınası göründüğü için onu yemeğe çıkardım. Bütün akşam hıçkıra hıçkıra ağladı. Onunla ‘ilgilenmiyordum,’ sonraları oldu bu.... Yetenekli, komik, hassas, çaresizdi. Charlie Chaplin’in bütün karakterlerinin vücut bulmuş hâli gibiydi. “Ondan etkilendiğim için hiç utanmıyorum. Onu tanıdığımda bir sokak kedisinden farkı yoktu. Sanırım ona umut verdim. Pazarlandığı gibi, her hareketinden cinsellik akan biri değildi. Öyle biri varsa da, ben bilmiyorum zaten. “Yaşananlar için hiç üzgün değilim. Seni seviyorum ve sana yardım etmek istiyorum. Seni incittiğim için üzgünüm. Gel gör ki, ben de bir insanım. Bir daha olabilir, inkâr edemem. Umarım olmaz, zira daha önce olmaması için çok direndim. Ama bu sefer direnemedim işte. Ona yardım ettim. Eğer dediklerim hoşuna gitmiyorsa ve onurunu korumak adına benden boşanmak istersen, hiç durma. Benden boşanırsan, açıkça söyleyeyim: Yine evlenirim ve çocuk yaparım. Ben bir aile babasıyım ve bu işte çok da iyiyim. Sen ne dersen de, umurumda değil.” Paul Newman, Brando’dan daha erkeksi ElIa Kazan’ın, A Street Car Named Desire/ İhtiras Tramvayı filminde birlikte çalıştığı Marlon Brando’yla yakın bir dostluğu vardı. Ne ki, yönetmenin, aktör hakkındaki şüpheleri de uzun süre devam etti. Kazan, senarist Budd Schulberg’e yazdığı 1953 tarihli mektubunda başrolü Brando’ya vermek konusunda şüpheleri olduğunu yazıyor. “Bu iş için Brando diye tutturmayacağım. Hatta çok yanlış bir seçim olur bence... Eğer Brando’yu alamazsak, benim oyum Paul Newman’dan yana. Bu çocuk, kesinlikle büyük bir film yıldızı olacak. En az Marlon Brando kadar yakışıklı, ayrıca ona kıyasla daha erkeksi.” Brando’nun başrolde olduğu Rıhtımlar Üstünde; En İyi Yönetmen, En İyi Erkek Oyuncu ve En İyi Senaryo da dâhil olmak üzere sekiz dalda Oscar kazanmıştı. Yakışıklısın, daha ne istiyorsun be adam ElIa Kazan’ın 1961 tarihli A Splendor in the Grass/ Aşk Bahçesi filminde Warren Beatty ve Natalie Wood başrolde yer alıyordu. Film sırasında Kazan, adeta Beatty’nin akıl hocası oldu. Ne ki, yönetmen Beatty’ye eleştirilerinde lafını hiç sakınmıyor. Kazan, 1963 tarihli mektubunda Warren Beatty’den “diva gibi hâl tavrına bir ket vurmasını” istiyor: “Sevgili Warren Beatty, arkadaşının sabırsızlığını mazur gör. Ama Maryland’deki herkesin burnundan getirdiğini duyduğumda umutsuzluğa düşüyorum... Her şeyin var: Yakışıklısın, zekisin, yeteneklisin. Ziyan etme bunları.” ElIa Kazan, yazar John Steinbeck’e yolladığı mektubunda East of Eden/ Cennet Yolu romanının beyazperde uyarlaması için uygun başrolü bulmakta yaşadığı zorlukları anlatıyor. Kazan, film için en uygun oyuncunun James Dean olduğunu yazıyor Steinbeck’e: “Şu Jimmy Dean’de karar kılmadan önce pek çok çocuğa baktım. Brando’nun endamı onda yok ama çok daha genç ve çok ilginç bir karakteri var; cesur ve kendine özgü bir tuhaflığı var. Ne olduğunu bilmiyorum ama “gerçek bir sorunu” var. Biraz aylak bir tip ama çok iyi bir oyuncu ve ehveni şer bence.”Taraf
Reklam
Gitarlarını Dünya Çalıyor
Ekrem Özkarpat, namı Türkiye’yi aşmış bir çalgı ustası. Her ne kadar yaptığı gitarlarla ünlense de kontrbastan tambura, cümbüşten buzukiye kadar birçok enstrüman üretiyor. Özkarpat, his ve düşüncenin enstrümana geçtiğine inanıyor. Ona göre sevgi ile yapılan sazdan daha güzel ses çıkıyor. Çalgı yapımcıları, yaşadıklarında sadece usta müzisyenlerin tanıyıp bildiği gizemli kişilerdir. Çoğu zaman öldükten sonra isimleri ve efsaneleri kulaktan kulağa dolaşır ve onları tüm dünya tanır. Çok küçük bir azınlık yaşarken ismini dünyaya duyurabilir. Ülkemizde de böyle bir usta var. El yapımı gitarlarıyla artık dünya çapında bir markaya dönüşen Ekrem Özkarpat’tan bahsediyoruz. Uzun yıllardır ülkemizdeki birçok ünlü müzisyenin, gitar virtüözünün elinde onun imzasını taşıyan gitarlar var. Ülkemizin en önemli sanatçılarından Erkan Oğur’un onun yaptığı gitarları çaldığını söylemek bile Özkarpat’ın önemini anlatmaya yeter sanırım. Sadece Erkan Oğur mu? MFÖ, İsmail Soyberk, Erdem Sökmen, Bülent Ortaçgil, Neşet Ruacan, Özdemir Erdoğan, Kıraç, Cenk Erdoğan, Aykut Gürel ve daha niceleri. Almanya’dan Amerika’ya birçok yabancı müzisyen de onun gitarlarını çalıyor. Ekrem Özkarpat, Taksim Tünel’deki Gitar Atölyesi ismini verdiği mekanda yapıyor enstrümanlarını. Enstrüman diyoruz çünkü o her ne kadar gitarlarla ünlense de cümbüşten kontrbasa, tamburdan mikrotonal gitara kadar birçok çalgı yapıyor. Onun ağaçla olan arkadaşlığı çocukluk yaşlarına dayanıyor. Daha beş altı yaşlarında rulman tekerli arabalar, sapanlar ve oklar yapmış. Sonraları gitgide ağaç işlerine olan merakı artmış. İstemese de 14 yaşında Almanya’ya ailesinin yanına gitmiş. Burada mesleğe hazırlama sınıfına girmiş ve marangozluk, ağaç işleri, metal işleri, elektrik ve elektronik üzerine dersler görmüş. Lakin içindeki diğer bir özlem olan denizcilik onu Almanya’da fazla tutamamış. Kaptan olmak hayaliyle Türkiye’ye dönüp denizcilik lisesine girmiş. Bir yandan eğitimine devam ederken diğer yandan mahallelerinde gitar yapımıyla uğraşan Murat Sezen’in atölyesinde ona yardım etmeye başlamış. Artık okul harici bütün zamanlarını atölyede geçirir olmuş. Denizcilik meslek lisesini bitirip hayallerindeki mesleğe kavuşunca hemen mavi sulara atmış kendini. Ancak bu mesleği ve ortamını fazlaca asosyal bulan Ekrem Özkarpat, işi bırakıp yeniden atölyenin yolunu tutmuş. Bu iş bir nevi doktorluk gibi Yaptığı işin teknik olarak eğitimini de almak için İTÜ Devlet Konservatuvarı enstrüman yapım bölümüne girmiş. “Bu okul, bana Türk müziği enstrümanlarının yapım mantığı, akord yapısı, sazların fiziksel ve ses özelliklerini tanıması açısından çok şey kazandırdı.” diyen Özkarpat’ın okulda yapmadığı enstrüman kalmamış. Bir gitar yapımcısının, kendi sazı dışında ne kadar çok saz hakkında bilgisi varsa, bunun yapılacak yeni enstrümanın ses sistemi ve yapısını daha iyi tasarlayabilmeyi sağladığını söylüyor. Okul yıllarında Şişli’de kendi atölyesini kuran Ekrem Özkarpat, daha sonra İstanbul’da müziğin kalbinin attığı yer olan Tünel’e gelmiş. Sonrasında daha çok tanınmaya başlamış. Peki onun gitarlarını özel kılan ne? “Çok fazla müzisyen tanıma imkanım oldu. Kim nasıl bir ses istiyor, nasıl bir tel yüksekliği, nasıl bir perde, nasıl bir sap istiyor. Kişinin neye ihtiyacı olduğunu daha net algılıyorum. Bu iş de bir nevi doktorluk gibi. Ne kadar farklı problemler çözerseniz düşünceleriniz açılıyor. Müzisyene özel gitar tasarlıyorum.” diyor. Bugüne kadar klasik gitar başta olmak üzere, elektronik gitarlar, baslar, perdeli perdesiz gitarlar yapmış Özkarpat. Sahnede çok görmeye başladığımız çift saplı gitarları ülkemizde ilk yapan da o. Bunu Erkan Oğur’un isteği ile yapmış. Yurtdışına açılması ise ülkemize gelen müzisyenler yoluyla olmuş. Konserler vasıtasıyla Türk müzisyenlerin kendisi ile tanıştırdığı sanatçılar giderken gitarlarını götürmeye başlamış. Sonrasında ise yurtdışından talepler gelmeye başlamış. Ekrem Özkarpat çok ince eleyip sık dokuyan bir usta. Bunun için ayda ancak iki ya da üç gitar yapabiliyor. Çok uzun süre bekletilmiş kaliteli ağaçları seçiyor. Enstrüman yapımını sadece teknik bir mesele olarak da görmüyor. Yaptığı her enstrümanla duygusal bir bağ kurmuş: “Kişinin o sazı yaparken yaşadığı hissiyatın ağaca geçtiğine inanıyorum. Bir hesap yapıyorsunuz ama ağaç da sizin çıkmasını istediğiniz sesi dinleyip kendi elastikiyet modunu dengeliyormuş gibi bir hisse kapılıyorum. Severek yapılan bir sazdan aldığınız netice daha güzel oluyor.” Ekrem Özkarpat, stüdyo sanatçılarına ve konservatuvar öğrencilerine de gitar yapıyor. Hangi kayıtta hangi gitarının çalındığını bildiğini söylüyor. Zorlu ve çok da getirisi olmayan bu işin keyfinden beslendiğini anlatıyor: “Bir müzisyene keyif alacağı ve onda daha fazla çalışma aşkı oluşturacak bir gitar vermiş olmak benim için sevinç. Düzgün kayıtlar yapmaları kalbinden gelen müziği yansıtmaları beni de keyiflendiriyor. Müziğe hizmet ettiğimi düşünüyorum.” En büyük şikayeti ise bu işi ülkemizde yapan kişi sayısının azlığı. Teknik liselerin ağaç işleri bölümünden eli alet tutan çok fazla mezun çıkmadığından yakınıyor. Eğitim sisteminin yetersizleştirildiğini vurguluyor. ALİ PEKTAŞ | Zaman
“Seks Kasedi” Geliyor
Romantik komedilerin aranan ismi Cameron Diaz, olay yaratacak bir filmle geliyor. 42 yaşındaki güzel oyuncu Cameron Diaz yeni bir romantik komedi filminde rol aldı. “Seks Kasedi” adlı romantik komedide Cameron Diaz ve Jason Segel rutin ilişkilerini canlandırmak için bir seks kaseti çeken evli bir çifti canlandırıyor.Filmin 2 Eylül’de gösterime girmesi planlanıyor.haber kaynağı: sanattakvimi.info/sinema
Reklam
Avrupalı Zengin Roman'ların Hiç Bilmediğiniz Hayatlarından İlginç Fotoğraflar
1990 yılındna bu yana her sene 8 Nisanda çeşitli etkinliklerle kutlanan Roman Günü hakkında bir çoğumuz haberdarız. Daha da ötesi romanlar yani daha çok çingene adıyla tanınan, Avrupa ve Asyada yerleşen hemen-hemen her ülkede sık-sık rastlayabileceğimiz göçebe bir halk. Hayat tarzlarına uygun işler yaparak geçim sağlarlar. Kadınlar falcılık yapar, dilenir ya da dans ederler. Erkekler çalgı çalar, lehimcilik, kalaycılık, hayvan ticareti gibi mesleklerde çalışırlar. Ama göreceğiniz çingeneler bildiğiniz tarzlardan değil.
Lady Gaga İstanbul'a Geliyor
Lady Gaga, 4Mayıs’ta başlayacak dördüncü dünya turnesi kapsamında 16 Eylül’de İstanbul’da olacak İlginç sahne kostümleri ve sıra dışı sahne şovlarıyla tanınan ABD’li pop yıldızı Lady Gaga, “ArtRave: The Artpop Ball” adını verdiği dördüncü dünya turnesine 4 Mayıs’ta başlıyor. Ünlü şarkıcı, 10 Kasım’da tamamlamayı planladığı turnenin Avrupa ayağında toplam 25 konser verecek. Gaga’nın turnesinin Avrupa ayağı, İstanbul’da başlayacak. Sinem Vural ’ın Hürriyet’te yer alan haberine göre, milyonlarca hayranı bulunan popçu, Pozitif’in organizasyonuyla 16 Eylül’de İstanbul’da sahneye çıkacak. Konsere İTÜ Stadyumu ev sahipliği yapacak. Şarkıcı, İstanbul konserinin ardından soluğu Yunanistan’da alacak ve 19 Eylül’de Atina’da sevenleriyle buluşacak. T24
7 Korkunç Senaryo İle İstanbul'dan Kıyamet Manzaraları
Ankaralı sanatçı Cihan Engin, photoshop ve tablet kullanarak İstanbul’da kıyameti resmetti. Şehrin simgelerinden Kız Kulesi, Boğaz Köprüsü, FSM Köprüsü ve Galata Kulesi’nin dev tsunami dalgaları ve buzullar altında kaldığı, kasırgalarla yerle bir olduğu, zombie istilasına uğradığı hatta çöle döndüğü bu senaryolar gerçekten tüyler ürpertici. Sanatçının diğer çalışmalarını görmek için: http://onedio.com/haber/ankara-dan-kiyamet-manzaralari-243792 http://onedio.com/haber/10-etkileyici-illustrasyon-ile-mustafa-kemal-ataturk-244030
Sakın Şaşırma: Orhan Veli Yüz Yaşında
'Sakın Şaşırma: Orhan Veli Yüz Yaşında' sergisi hem şairin yaşamını hem de 'Garip' akımının bilinmeyen yönlerini ortaya çıkarıyor. Türk edebiyatında ‘Garip’ akımının öncüsü, 1914 doğumlu şair Orhan Veli Kanık’ın doğumunun yüzüncü yılı bir sergiyle kutlanıyor. ‘Sakın Şaşırma: Orhan Veli 100 Yaşında’ adını taşıyan sergi 3 Mayıs tarihine kadar Yapı Kredi Kültür Merkezi’nde ziyaret edilebilir. Büyük bir arşiv çalışmasının sonucu olan sergi, gerek 36 yaşında hayatını kaybeden Orhan Veli’nin kendine ait fotoğraf ve belgelerinden, gerekse koleksiyonerlerdeki dokümanlardan seçilerek oluşturuldu. Kısa yaşamında yeni bir akımın öncülüğünü yapacak kadar etkili olan Orhan Veli’nin sergide, resim, heykel, fotoğraf, imzalı şiir, mektup ve kitapları yer alıyor. Ayrıca şairin yaşadığı döneme ait gazete ve dergiler de hem Orhan Veli ve arkadaşlarının çalışmalarına, hem de Garip akımının nasıl şekillendiğine dair önemli bilgiler veriyor. ‘Sakın Şaşırma: Orhan Veli Yüz Yaşında’ sergisinin bir başka özelliği de, Orhan Veli’nin yayın yönetmenliğini yaptığı ‘Yaprak’ dergisinin 28 sayısının da kopyalarının yer alması. Bu dergiler içerikleri itibariyle, şairin bir yayıncı olarak da edebiyata nasıl baktığını gösteriyor. “Sakın Şaşırma: Orhan Veli 100 Yaşında” 4 Nisan – 1 Mayıs 2014  Yapı Kredi Kültür Merkezi, 1. kat İstiklal Caddesi, No: 161 Beyoğlu / İstanbul aljazeera.com
Reklam