onedio
Kanalizasyon Çalışmasında Tarihi Hamam Ortaya Çıktı
Ankara'nın Ulus semtinde yapımı devam eden Hacı Bayram Veli Çarşısı Sokağı'nın kanalizasyon çalışmalarında tarihi eserler ortaya çıkardı. Ankara Valiliği’nin arka sokağında belediye ekiplerinin kazı yaptığı sırada çıkartılan ve Roma dönemine ait olduğu belirlenen sütun başı ve parçalarının ardından bölgede inceleme yapan ekipler, tarihi Roma Hamamı’nın sütun parçalarına ulaştı. Ayrıca, yapılan kazılarda sütunların sıra halinde olduğu ve bir tünel boyunca devam ettiği belirlendi. Yapılan incelemeler ardından Ankara 2 numaralı Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu’na gönderilen rapor neticesinde tarihi eserlerin akıbeti belli olacak.Ankara Valiliği’nin arka girişinde yapılan kanalizasyon çalışmaları kapsamında Belediye Fen İşleri ekipleri yolu kazarak beton boruları yerleştirmek istedi. Kepçe yardımıyla yapılan kazı çalışmalarında toprağın 5 metre altında sütun parçalarının olduğu fark edildi. Bunun üzerine çalışmalara ara verildi.KANALİZASYON ÇALIŞMALARI DURDURULDUBölgedeki kanalizasyon çalışması durduruldu. Ancak bölgenin doğalgaz hattı da aynı yerden geçmesi nedeniyle tarihi eserlerin üzerinden hat bağlanarak kullanıma açıldı. Daha sonra kazının yapıldığı alan beton bloklarla korumaya alındı.Topraktan çıkartılan bazı parçalar incelenmek üzere çıkartıldı. Çıkartılan parçalardan sütun direği ve işlemeli başı koruma altına alındı. Bunun üzerine bölgeye Anadolu Medeniyetleri Müzesi’ne bağlı görevliler gelerek ortaya çıkan eserleri inceledi. Yapılan araştırmalarda Roma Hamamı’nda kullanılan sisteme benzer bir tarihi yapının mevcut olduğu ortaya çıktı.Zaman
Ann Marie Bone'dan Göz Alıcı 32 Yağlı Boya Eseri
Ann Marie Bone Derbyshire, İngiltere'den 5 çocuklu ve mutlu bir evlilik sahibi, inanılmaz yetenekli bir ressam. Sizin için bir kaç çalışmasını derledik. Daha fazlası için buradan web sitesine göz atabilirsiniz.
Dünden Bugüne 13 Farklı Keira Knightley
1985 Yılında İngiltere'de doğan Keira Knightley, henüz 20 yaşında Oscar ve Altın Küre ödüllerine aday gösterilerek en yetenekli ve en genç sanatçı ünvanına sahip olmuştur. Gelin 13 karede Keira Knightley'i yad edelim;
Zamanının Çok Ötesinde Olan 47 İlham Verici Kadın
Kadın demek sadece anne, kız veya kız kardeş demek değildir. Tarih boyunca adaletsizliğe uğrayan ve elde ettiği tüm haklara tırnaklarıyla kazıyarak ulaşan demektir. Bu galeri tüm cesur kadınlara ve ilham bulmak isteyenlere ithaf edilmiştir...
Kelebeğin Rüyası'na ABD'de 'En İyi Film Müziği' Ödülü
'Kelebeğin Rüyası' adlı filme besteleriyle imza atan Rahman Altın, Amerika'daki Moondance Uluslararası Film Festivali'nde 'En İyi Film Müziği' ödülüne layık görüldü.Başrollerinde Kıvanç Tatlıtuğ, Mert Fırat ve Belçim Bilgin'in rol aldığı Kelebeğin Rüyası filmi için bestelediği müziklerle daha önce 15. Milano Uluslararası Film Festivali'nde (İtalya) 'En İyi Film Müziği', 13. World Soundtrack Academy'de (Belçika) 'Halkın Seçimi', 46. SİYAD Sinema Ödülleri'nde 'En İyi Müzik' ve 19. Kral Türkiye Müzik Ödülleri'nde 'En İyi Film Müziği' ödüllerini alan Türk besteci Altın, Moondance Festival'inde film müziği dalında en güçlü aday olarak gösteriliyordu.İngiltere, İtalya, İspanya, Yunanistan ve ABD'de yayınlanan 2013 Film Müziği listelerinde '1 numara' olmayı başarmış ilk ve tek Türk besteci olarak kariyerinde önemli bir yükseliş yaşayan Rahman Altın, Moondance 'En İyi Film Müziği' ödülü alarak ''Kelebeğin Rüyası'' filmiyle gelen ödüllerine bir yenisini daha eklemiş oldu.Colorado eyaletine bağlı Boulder şehrinde düzenlenen ve ''Amerika'nın Cannes'i'' olarak gösterilen festivalde Kelebeğin Rüyası filmi, En İyi Film Müziği, En İyi Aktör ve En İyi Film dalları dahil üç dalda aday gösterilmişti.Sabah
Cem Yılmaz'a Pek Yakında Büyük Boykot!
Bordo-Mavili taraftarlar, F.Bahçe’nin, ‘Adalete Fener Yak’ kampanyası çektiği filmde rol alan Cem Yılmaz’ın 2 ekimde vizyona girecek filmini seyretmeyecek. Trabzonsporlular, Cem Yılmaz’ı protesto etmek için kampanya başlattı. 3 Temmuz sürecinde, F.Bahçe’yle çetin bir mücadeleye girişen Karadeniz ekibinin taraftarları, Cem Yılmaz’a cephe aldı. F.Bahçe’nin yeniden yargılanma için başlattığı ‘Adalete Fener Yak’ kampanyası için çekilen reklam filminde rol alan Cem Yılmaz, Bordo-Mavililer’in tepkisini çekmişti. Trabzonlular, şimdi Cem Yılmaz’dan rövanşı beyaz perdede almak için kampanya başlattı.G.SARAYLILAR DA DESTEK VERİYORCem Yılmaz’ın 2 Ekim’de vizyona girecek yeni filmi, ‘Pek Yakında’yı izlememek için kampanya başlatan Trabzonsporlular, ‘Cem Yılmaz’ı izleme, izlettirme’ sloganıyla örgütleniyor. Bordo-Mavili taraftarlar Cem Yılmaz’ın yanı sıra Adalete Fener Yak kampanyasında rol alan bütün sanatçılara tepki göstermiş, “Siz sadece bir camiaya ait olmamalısınız” diye tavır koşmuştu. Boykota G.Saraylılar da destek veriyor. Boykot çerçevesinde filmin, Trabzon’daki sinemalarda gösterime sokulmaması bile tartışılıyor. ‘Akşam
Önder Deniz Çavuşlar'ı Okumak İçin 10 Neden
Yazılarını ve paylaşımlarını http://onderdenizcavuslar.tumblr.com ve https://www.facebook.com/onderdenizcavuslar adreslerinden takip edebileceğiniz Önder Deniz Çavuşlar hakkında kimdir nedir fazla bilgim olmasa da yazdıkları mutlaka okunması gereken yeni nesil edebiyatın yazarlarından olduğunu söyleyebilirim. Kendisinin 2010'da Hiçlikle Yokluk Arası adlı bir kitabı çıkmış. Bu yazın ortasında ise Şehre Keder Yağıyor isimli kitabı okurlarıyla buluşmuş. Yazdıklarını okuduktan sonra sizi etkisi altına alan derinlere doğru sizi savuran bir kaleme sahip olduğunu keşfediyorsunuz. Cümleleri yaşanmışlık ve hüzün kokuyor kesinlikle.
İspanya'da 10 Graffiti Sanatçısı Tutuklandı
Ülkede polis en aktif sokak sanatçılarından 10'unu tutukladı. Sanatçılar metro vagonlarını boyamak için durdurduklarından, kamu huzurunu bozmaktan ve kamu malına zarar vermekten yargılanacakSokak sanatçısı Banksy’nin eserleri müzayedelerde milyon dolarlara alıcı bulurken, İspanya polisi ülkenin en aktif sokak sanatçılarından 10’unu tutukladı. Neden ise sanatçıların metronun vagonlarına 600 bin avroluk zarar verdiği iddiası. Yaşları 21 ile 27 arasında değişen 10 sokak sanatçısı, 168 metro vagonunu boyayarak kamu huzurunu bozmak suçlamasıyla yargılanacak. Graffiti sanatçılarının metroları zorla durdurarak boyama yaptıkları iddia ediliyor. Polisin üç yıldır sokak sanatçılarıyla ilgi bilgi topladığı açıklandı.Milliyet Sanat
'Dahi Bellek' İstanbul'u Çizdi
Büyük şehirleri birebir çizen Wiltshire, İstanbul'u 5 günde tuvale resmetti.Dünyanın farklı ülkelerindeki büyük şehirleri helikopterle gezerek birebir çizen Wiltshire, İstanbul'u 5 günde tuvale resmetti.Helikopterle şehirler üzerinde yaptığı turların ardından hafızasına kaydettiği görüntüleri kağıda birebir aktaran 'Dahi Bellek' lakabıyla bilinen İngiliz sanatçı Stephen Wiltshire, İstanbul'u çizdi. İstanbul semalarında gerçekleştirdiği 45 dakikalık helikopter gezisinin ardından çalışmaya başlayan Wiltshire, 5 günlük çalışmanın sonunda Palladium AVM'de kurulan dev tuvalde halka açık şekilde resmettiği İstanbul çizimini tamamladı.'HELİKOPTERLE GEZDİM'Wiltshire, ilk kez geldiği ve çok etkilendiği İstanbul'u çizmekten keyif aldığını aktararak, 'İstanbul bence çok güzel bir yer. Harika bir şekil ortaya çıktı. Çizime başlamadan önce, aklımda kalanı resmedebilmek için helikopter ile gezdim. Bazı bölümleri çizerken hatırlamakta zorlandığım da oldu. Ama sonuçta çok güzel bir çalışma ortaya çıktı. Bu resmi çizmek gerçekten de güzel bir histi' diye konuştu.Bugüne kadar toplam 14 ya da 15 büyük şehrin panoramik resmini çizdiğini kaydeden Wiltshire, şunları söyledi:'Bunu tamamen hafızamdan yararlanarak, hafızama aldığım resmi oluşturarak yaptım. Bütün bu bilgileri hatırlama yoluyla çiziyorum. Bazen detayları hatırlamak zor olabiliyor. Ancak zor olmakla beraber son derece de keyifli oldu.' Bunu yapabilmenin inanılmaz birşey olduğunu belirten Wiltshire, 'Bu konuda dahi olduğumu söyleyebilirim' dedi.7 SAATLİK ÇALIŞMAYLA 5 GÜNDE TAMAMLADIÇarşamba günü saat 12.00'de başladığı resmi, bugün 17.00'de bitiren Wiltshire, her gün 7 saatlik çalışmayla, çizimini toplam 5 günde tamamladı. Tahincioğlu Holding Yönetim Kurulu Başkanı Özcan Tahincioğlu'nun katıldığı törenle çizimini bitirerek, resmini imzaladı.5 günde yaklaşık 165 bin kişinin gördüğü çizim, ekim ayı süresince Palladium AVM'de ziyaret edilebilecek. İstanbul'un panoramik resmi, daha sonra İstanbul Büyükşehir Belediyesi'ne hediye edilerek, İstanbulluların ziyaretine açık bir noktada sergilenmeye devam edecek.Bugüne kadar Roma, Hong Kong, Frankfurt, Madrid, Dubai, Kudüs, Londra, Singapur ve New York'u resmeden Wiltshire, kuşbakışı seyrettiği şehirleri birebir resmediyor. Londra'da doğan, 3 yaşında otizm teşhisi konan, 4 yaşında konuşmaya başlayan 33 yaşındaki Stephen Wiltshire, 'dünyada milyonda bir eşine rastlanabilecek fotoğrafik hafızaya sahip' olarak biliniyor.TRTHaber
Fotoğraf ve Fotoğrafçılık ile İlgilenenlerin Bayılacağı 31 Enfes Film
Birçok sıfat ile tanımlanabilecek bir hayatın içindesiniz. Mutsuzluk en iyi sıfatınız. Ve bir gün bir fotoğraf çekiyorsunuz. Ve her şey değişiyor. Sinema tarihi için önemli bir film olan 1966 yılı yapımı bu filmi görece yüksek imdb puanına karşın büyük bir beklenti içine girmeksizin izlemenizi tavsiye edebilirim.Imdb puanı: 7,7
Ünlü Rapçi Ceza'nın Bilinmeyen 13 Yönü
etiket
Birçoğumuzun 2006'da Yerli Plaka ile tanıdığı ünlü rapçi CEZA hakkında bilinmeyenler...1977 Üsküdar'da doğdu, rap konusunda Türkiye'nin çıkardığı ilk jenarasyondan gelmekte....
Yedi Güzel Adam'ın 7 Güzel Sesi
Cahit Zarifoğlu yedi tane adamdan bahseder 'Yedi Güzel Adam' şiirinde. Bu adamların arkalarında bıraktığı sözlerden Yedi Güzel örnek ;
Dünyanın En Popüler Kitaplarının Okunma Süreleri
Bir kitabı elinize daha almadan ne kadar süreceğini merak edip, buna vaktim yok dediğiniz oldu mu?Ya da tam okumaya başladığınız sırada birden “bu kitap bitmeyecek” sesini duydunuz mu, o taa derinden, en içten gelen ses. Biz kitap kurtları için bir kitabın kalınlığı hiçbir zaman problem olmadı fakat benim kitap okumaya vaktim yok diyenler için size hangi kitapların ne kadar sürede okunabileceğini gösteren bir liste hazırladık. Böylece içinizdeki “o” sese değil yazımızdaki sürelere göre kitabınıza başlayabilir ya da daha hiç başlamadan bırakabilirsiniz.
'Atatürk'ün Sandalına Takılan Veletlerden Biriydim'
Fotoğrafın efsanevi ismi Ara Güler anılarını anlattı...86 yaşındaki fotoğraf sanatçısı Ara Güler, Atatürk ile ‘tanışmasından’, 6-7 Eylül’e, Adnan Menderes'ten Picasso'nun evine kadar anılarını ‘fırçalar’ eşliğinde İzzet Çapa'ya anlattı.Dünyaca ünlü isimlerin fotoğraflarında imzası bulunan sanatçı Charli Chaplin'i felçli halde çekme fırsatı olduğu halde çekmediğini belirtirken, çektiği en güzel kadının İtalyan oyuncuAntonella Rinaldi olduğunu dile getirdi.Hürriyet gazetesinden İzzet Çapa'ya konuşan Ara Güler'in söyleşisinin ilk bölümü şöyle:Ara Abi sen kim bilir şimdi neler anlatacaksın da ben nereden başlayacağımı bilemiyorum...- O zaman ne demeye gelip karşıma oturdun ulan!Dakika 1 Gol 1! Ne soracağımı da unuttum. Bari gazetecilik ezberinden gidelim; çocukluğunuzdan başlarsak efendim.- Bir yaz günüymüş, 16 Ağustos perşembe... Anamın sancıları tutmuş ve altıyı çeyrek geçe de ben doğmuşum. O günden bugüne kadar da yaşıyoruz işte.Allah daha çok ömür versin. Anne babandan bahsedelim mi biraz?- Babam aslen Şebinkarahisarlı, annemse İstanbullu. İkisi de Ermeni. Dedemin yalnız Kadıköy'de altı tane evi vardı, o yüzden annemlerin İstanbul'da tam nerede oturduğunu bilmiyorum.Annen zengin bir ailenin kızı yani...- Evet öyleydiler.Peki ya baba tarafı?- Baba tarafında kimse yoktu ki! 1915 Ermeni Tehciri sırasında sürüldükten sonra bir daha ailesinden haber alamamış. Kalmış mı adam yetim! Bizimkini yatılı Ermeni mektebine yollamışlar da o yüzden ölmemiş. O mektebe gitmese, bunu da öldüreceklerdi. Büyük facialar vardır bu memlekette! Allah'ın belası bir memleketti, ne zaman ne olacağı da belli değildi.Neyse biz ülkeyi bırakıp babana geri dönelim...- Eczane sahibi zengin bir herifti. Bakma o zamanlar zaten 4, bilemedin 5 eczane vardı İstanbul'da. Ayrıca öyle şimdiki gibi bakkaldan alışveriş eder misali 'Bana bilmem ne ilacını ver' falan yoktu. İlaçlar dükkanın arkasında yapılırdı. Büyük kimyacıydı benimki. Eczacıbaşı'nın kurucusu Süleyman Ferit Bey de sınıf arkadaşıydı.Eczacıbaşı sonradan aldı yürüdü ama...- Babamın yanında çoluk çocuk gibi kalıyordu aslında. Fakat 1956'da Adnan Menderes kalkınma fonundan Türk sanayici ve eczacılara büyük yardımlar etti. İşte ondan sonra Eczacıbaşı da Eczacıbaşı oldu.Nasıl bir ortam vardı evde?- O zamanlar buradaki Ermeniler, Fransız aileleri gibi yaşardı. Entelektüel bir yapımız vardı. Her birimiz en az 2-3 lisan konuşurduk. Beni de en iyi mekteplerde okuttular hep.Sen kaç lisan biliyorsun peki?- Türkçe, Fransızca, İngilizce, Ermenice biliyorum. Gerisini saymayayım, s*ktir et. Sınıfta kalmayan herif adam olmazSeni sınıfta oturmuş öğretmeni dinleyen bir çocuk olarak hayal bile edemiyorum Ara Abi. Hakikaten nasıl bir öğrenciydin?- Nasıl olacağım, haylazın tekiydim. 3 kere sınıfta kaldım. Zaten bana sorarsan, sınıfta kalmayan herif, adam olamaz. Hep bir korku vardır dersleri iyi olan öğrencilerde, o korkudan dolayı da sürekli çalışırlar.Evdekiler ne diyordu senin bu adam olma 'stratejine'?- Sokaklarda serserilik yapmayayım diye babam ortaokulun sonunda İpek Film'de işe koydu. Sinema şirketlerinin patronu, İsmail Cem'in babası İhsan Bey eczaneden arkadaşıydı.Ne iş yapıyordun film şirketinde?- Ne yapacağım ulan? Verdikleri her işe koşuyordum.Çekirdekten sinemacısın yani...- Benden başka orada çalışan herkes sinemacı oldu ama benim macera yarım kaldı.O niye?- Yeni bir filmin fragmanını göstermek için onlarca insanı şirkete davet etmişlerdi. Gösterim sırasında odanın kapısını bir açtım, baktım her taraf yanıyor. Ama öyle böyle değil, çok büyük bir yangın çıkmıştı binada. İtfaiyenin damdan en son kurtardığı adam bendim. Anam üzüntüden şeker hastası oldu o gün. Babam da bir daha izin vermedi sinema yapmama.Sen de 'sinema olamazsa tiyatro yaparım' mı dedin?- Muhsin Ertuğrul babamın arkadaşıydı zaten. Oyunlar için gerekli bütün makyaj malzemeleri bizim eczanede yapılırdı. Tiyatroyla hep ayrı bir bağım vardı. Her akşam piyesleri sahne arkasından izlerdim. Tahsilim de tiyatro üzerinedir zaten.Oyun da yazmışsın duyduğum kadarıyla...- Dokuz tane bir boka yaramaz piyes yazdım. Her şiir yazan kendini şair zanneder ya... Çocukça bir hevesti benimkisi, öyle çıkıp da oyun yazarıyım diyemem. Hikayeler falan da yazıyordum ayrıca. Hatta Ali İhsan Aygün takma adıyla Yeni İstanbul gazetesinin öykü yarışmasına katılmışlığım bile var.Neden takma isim kullandın Ara Abi?- Ermeni olduğumdan işin içine kamış koymasınlar diye, neden olacak? Ama kazandıktan sonra gittim dedim ki benim adım Ara Güler'dir.Küçükken Atatürk'le tanıştığın doğru mu?Florya Köşkü'nün yanındaki halk plajının üstünde evimiz vardı. Atatürk de zaman zaman oraya gelir denize girerdi. Atatürk'ü görmüşümdür. Çünkü hep orada otururdu, çizgili mayosuyla. Öyle barikat falan da yoktu. O geldiğinde biz de bütün veletler toplanırdık. Daha küçüğüz tabi, Atatürk'ün kim olduğunu bilmezdik bile.Sonra tanıştın mı bari?Ulan ne tanışması? Küçüğüz diyorum, kafan mı basmıyor. Arkası kesik bir sandalı vardı. İşte ben o sdandalın arkasına takılıp yüzen veletlerden biriydim. Olay bundan ibaret.Gelelim o zaman muhabirlik 'virüsünü' kapmana!Sinema şirketi yanınca bvabam beni hikaye yazıyorum diye Yeni İstanbul Gazetesi'nde işe soktu. 1950'de muhabir oldum. Ondan sonra da b*ku yedim; işte bugüne kadar geldim.6-7 Eylül olayları sırasında muhabirdin öyleyse?Tabii o günleri çok iyi hatırlıyorum. Yıl 1955. Hakj Oyunlarını Yayma ve Yaşatma Kurumu vardı. Açıkhava Tiyatrosu'nda bir gösteri olacaktı. Benim vazifem de gidiğ fotoğraf çekmekti. Neyse ben çıktım yola İstiklal Caddesi'nde yüyüryorum. Bir de ne göreyim? Camı çerçeveyi indiriyorular her yerde.Ne yaptın peki?Taksim Sineması'nın karşısında balkonu olan bir kahvehane vardı. Hemen oraya sığındım. Dışarda o ona bağırıyor, camlar kırılıyor, tüm dükkanlar yağmalanıyor, anlayacağın tam bir kaos. Millet dükkanların vitrinlerinden içeri dalıp yeni elbiselerle çıkıyordu. Kocaman herifler 3 paltoyu birden üstlerine giyiyorlardı. Soygun oldu resmen soygun!Tam bir rezillik...- Mehmet Cemal’in anasının Gilda diye bir dükkanı var, süs eşyaları satılıyordu. Gittiğimizde “Cemal Paşa’nın dükkanıdır burası” diye engel olmaya çalışıyorlardı. “Gilda Türk değildir. Gilda ne demek?” diye başladılar yıkmaya. O zihniyet bugün olsa bütün Türkiye yıkılır, bir tane dükkan kalmaz çünkü gavur isminden geçilmiyor.Aklın sizin eczanede kalmıştır...6 Eylül öğleden sonra başlayıp 7 Eylül sabahına kadar süren olaylarda 73 klise 7 ayazma 2 manastır bir fabrika ile 5538 gayrimenkul tahrip edildi ama bu olayda Beyoğlu'nda tek dokunulmayan dükkan babamın dükkanıdır.Şanslı adammış baban...- Ne şanslısı ulan? Bizim eczaneyi ilkyardım kliniğine çevirmişlerdi de ondan yıkmamışlar. Yaralananların hepsi oradaymış. Bu da işlerine geldiği için dokunmamışlar. Yoksa etraftaki tüm dükkanları talan etmişler. İptidai bir memleketti burası, iptidai!Dönemin başbakanı Adnan Menderes’le çok vakit geçirmişsin...- Sorma, Adnan Menderes benim canıma okumuştur o dönem.Hayrola niye?- İstimlaklar yapılırken devamlı yanında olmamı isterdi de ondan.Sen pek istemediğin yerde duracak bir adama benzemiyorsun halbuki...- O zamanlar Hayat Dergisi’nde çalışıyordum. Mecmua ilk çıkacağı zaman 100 bin satar diye hesap etmiştik. Ona göre kağıt stoğu yaptık, fakat 400 bin satınca boku yedik. Düşün bir, kağıt ta Macaristan’dan geliyor.Yeni kağıt siparişi verseydiniz siz de...- Ulan sen hangi dönemden bahsettiğimin farkında mısın? Matbaada baskı yapılacak kağıdın dağıtımı hükümete bağlıydı. İstedikleri haberleri basmayanlara kağıt mağıt vermiyorlardı. Biz de mecbur kalıyorduk bu p*zevenkin suyuna gitmeye. Beni sevdiği için Adnan Menderes’e yağ çekme görevi de bana verilmişti. O yüzden her gittiği yerde peşindeydim.O çalkantılı dönemde meslektaşların öoğu ya gözaltına laındı ya da hapse girdi. Senin var mı böyle bir tecrüben?Bu memleketin çalkantısız dönemi mi var? 27 Mayıs ihtilali olduğunda gittim çektim, tankları falan... O sırada Time Life, Stem ve Paris Match'ın buradaki temsilcisiydim.Hemen içeri aldılar tabii..Sorduğun suale cevap mı vereyim, yoksa sen mi anlatırsın?Tamam sustum dinliyorum?Neyse ihtilal oldu, fotoğrafları çektim, Filmleri yıkamadan beş rulo hazırladım, yurtdışına göndermek için üzerine etiketlerini yapıştırmıştım. Filmleri gören gümrükçü 'Abi hergün buradasın. Seni tanıyoruz. Ama bu tank resimlerini nasıl göndeririz? Bizim ağzımıza s*çarlar' dedi.Sen ne yaptın peki?Ne yapacağım? Resimleri tasdik ettirmek için Radyoevi'ne gittim. Sonuçta her şey oarad bitiyor. Kenan diye bir albay resimlere bakıp 'Bunlar ne?' diye sordu. UIan sanki p*ezevenk bu memlekette yaşamıyor. Başladı beğenmediklerini atmaya. Aklı sıra bana sansür uyguluyor. 'Hepsini atıyorsun, ben Time muhabiriyim. Adamlara kartpostal mı göndereyim? Sen istediğin kadar ihtilal yap, ben o resimleri göndermezsem dünyanın hiç bir şeyden haberi olmaz' dedim. O da yanındakilere 'Çok konuşuyor, alın şu i*bneyi' diye bağırdı.Nereye götürdüler seni?Daha bir gün önce makineli tüfekle o radyoevini basan herifler tutup kolumdan beni genel müdürün boş odasına götürdü. Kapının önüne e kaçmayayım diye bir er koydular. Arada gidip çocuğa 'Bana sigara ver ulan!' falan diyordum. Sabaha karşı aşağıdaki beni çağardı, resimleri verdi 's*ktir git' dedi.Sonuçta yurtdışına yollayabildin fotoğrafları..Yolladım yollamasına da bu olay yüzünden Türkiye'deki ihtilal dünyada 24 saat 'rötarlı' çıktı.Sophia Loren beni arkadaşı sanıp poz verdiBiraz havayı yumuşatalım... Fotoğrafını çektiğin en güzel kadın kimdi?- Kesinlikle Antonella Rinaldi! Müthiş bir İtalyan hatundu.Sophia Loren'den de mi güzeldi?- Yahu bırak onu bunu, Antonella muazzamdı.Sophia'yı da çektin ama değil mi?- Hem de ne çekmek! 11 kere gittim Cannes Film Festivali'ne. Bir keresinde Sophia, kocası Carlo Ponti'yle gelecekmiş. Otelin önünde müthiş bir kalabalık, her taraf fotoğrafçı kaynıyor. Hiç ipimde değil, ben milyon kere çekmişim Sophia Loren'i... Ben o fotoğrafçıların arasına girmiyorum, lüks muhabirim randevuyla çalışıyorum anladın mı? Neyse 'Kim bekler bunları?' deyip asansöre doğru yürüdüm. Arkamdan kim geldi dersin?Albay Kenan mı?- Zevzeklik etme. Bir baktım Sophia ve Carlo da asansöre doğru yürüyor. Hop ben de otel müşterisi gibi bindim arkalarından. Suratımı tanıyorlar ama kim olduğumu bilmiyorlar. Gazeteci olduğumu bilseler anında atarlar. Dokuzuncu katta indiler. Takibe devam ettim. Hep birlikte yürüyoruz, zannedersin aynı ailedeniz. Neyse süitlerine geldik, 'Oh be patırtıdan kurtulduk' dediler. Makinemi bir kenara bıraktım, bunlarla sohbet etmeye başladım.Sen, Carlo ve Sophia mı var sadece odada?- Birkaç kişi daha vardı canım. Ben de aralarında kaynayıverdim işte. Baktım Sophia yatak odasına geçti. Ayakkabılarını çıkarttı rahat etmek için, yatağın üzerine oturdu. Hemen 'Böyle birkaç kare resmini çekeyim mi senin' dedim, o da 'Çeeek' dedi. Beni hâlâ arkadaşlarından biri zannediyor (gülüyor).Ara istedi bir göz, Sophia verdi badem göz...- Fotoğrafları çektim, İstanbul'a yolladım. Rezalete bakar mısın, gazete 'Muhabirimiz Sophia Loren'in yatak odasında' diye manşet yapmış. Karıyı düzmüş gibi olduk iyi mi?Her ünlü kolay kolay 'çeek' dememiştir herhalde?Ne kolayı resim çekmek uğruna akıl hastanesine yattımNeden yaşadıkların yüzünden sinirin mi bozuldu?Yok ulan o kadar da değil Ürdün Kralı Talal akıl hastanesinde yatıyordu. Adamın öyle bir karısı vardi ki kafayı üşütmemesi işten bile değildi. Tüm dünya basını devrik kralın bir kare fotoğrafını çekmek için yarış halindeydi ama başaran yoktu. Neyse ben bunun resmini çekmek için hastaneye gitti. Tabii almıyorlar içeri. Başladım garip garip hareketler yapmaya, 'hastayım' falan demeye. Maksat hastaneye deli olarak girip fotoğraf çekebilmek!Çekebilsin mi bari?Gittiğimin ilk günü bana bir iğne yapmazlar mı feleğim şaştı. Fotoğraf çekmeye teşebbüs edince Talal'ın korumalarrı 'Bir daha seni görürsek vururuz' dediler. O gece hastaneden kaçtım.İçende ukte kalmış fotoğrafını çekemediğin başka kimler var?Bir tane çok zorlamama rağmen çekemediğim bir de fırsat olmasına rağmen bile bile çekmediğim var.Senin gibi adam fırsatını buluğ deklanşöre basmaz mı?pire gibi dolanarak dünyanın en cevval tipini yaratmışCharlie Chaplin'i felçli halde çekmek bana yakışmazdı da ondan. Chaplin benim dünyamı kuran bana vizyonu veren hayata bakmayı öğreten adam... O zamanlar İsviçre'de bir satoda yaşıyordu.. Karısı daAmerikalı ünlü yazar Eugene O'Neill'in kızı Oona'ydı. Bunların şatosunun önünde 3 gün kar kıyamet demedim bekledim. Sonunda Oona donmamdan korkup 'Konuşursan konuş ama resim çekme' dedi.E yine çaktırmadan çekseydin, son fotoğrafı olurdu...Adam yürüyen iskemlede felçli resimlerini çektirip akıllarda böyle bir imaj bırakmak istemiyordu. Çünkü o da benim gibi elimdeki fotoğraf möakinesinin acımasız olduğunu biliyordu.Objektifinden kaçan isim kimdi?Jen Paul Sartre! Tam ayağının altına alıp dövmelik, şımarık Fransız Rosif diye bir sekreteri vardı herifin. Gece sokakta görsem de karanlıktra benzetsem şu p*zevengi diye içimden çok geçirdim ama yapamadım. Aslında kazığı şuradan yiyorsun; Türk olduğun için.. Türk gazeteci olduğunu duyduklarında yarı yarıya kaybediyorsun. Bir de o it araya kamış koydu. Sonunda bir kaç resmini çektim Sartre'nin ama kendisiyle konuşma fırsatım olmadı.Sağlık olsun sende gidip koskoca Picasso çektin!Ulan çektim ama çekene kadar nele çektim sen gel onu bana sor. Herkes adamı tanımak istiyor fakat bir o kadar da çekiniyo. Oğlu benim arkadaşımdı Bir gün yemeğe davet etti gittim. Masada muhabbet ederken 'Babamla seni bir araya getirmemi istyiyorsun ama o beni hiç sevmez' dedi.Neden sevmezmiş?Yahu Picasso kaç çocuğu olduğunu bile bilmezdi. Mahallede atlamış durmuş işte. Antika bir herif...Sonunda nasıl kesişti peki yollarınız?Fotoğrafçılığını yaptığım Skira Yayınevi, Picasso'nun kitabını basacaktı. Patron da arkadaşım. 'Beni yanında götürmezseb senin için ne bir fotoğraf çekerim ne de bir daha seninle konuşurum' dedim. Ev atmosferindeki fotoğrafları çekme görevini yaptım.Tehditle ulaştın Picasso'ya yani...Gittim, üç gün evinde kaldım. Bir ara bana dönüp 'Sen benim bu kadar fotoğrafımı çekiyorsun, ben de senin remini çizeyim' demez mi! Düşünsene çağın en büyük ressamı Picasso beni çizecekti, ama herif 90 küsur yaşında ulan. Verdiği sözü bes dakika sonra unutur diye başladım etrafıda boş kağıt aramaya. Her yere baktım, bir temiz sayfa bulamadım. En sonuda çektim kütüphanesindn bir kitap, açtım kağapını, uzattım Picasso'ya. İçimden de 'Naıl olsa sayfayı yırtıp alırım' diye geçiriyorum.Sözünü unutmadan çizdi mi resmini?Çizdi tabii. İmzasını da attı. Türkiye'de b,r tane orjinal Picasso vardır o da benim evimde.Kitabını geri verseydin adamın?Ulan sonra baktım kitap da antika. Sayfasını yırtmam imkansız. Onu da öylece alıp, yanımda getirdim. Dali 10 dakikalık poz için 25 bin dolar istediRessamlarla devam edelim... Salvador Dali desem...- Herif Dali değil bildiğin deli. O da az uğraştırmadı beni. İlk tanışmamız Paris Meurice Otel'de kaldığı süitte oldu. Kapısını çaldım, içeri girdim. Burun burunayız herifle. Öfkeli gözlerle bana baktı, 'Niye fotoğrafımı çekmek istiyorsun?' diye sordu. Benden 'Ünlü bir kişisiniz de ondan' cevabını aldıktan sonra şöyle bir baktı; 'Peki. 10 dakika poz veririm ve 25 bin dolar isterim' dedi.Pamuk eller cebe...- 'Yanımda nakit yok gidip alayım' diye ayrıldım otelden. Parayı bırak, istediğim gibi çekim yapmam için en az bir saat lazım. Neyse biz hem vakit hem de nakit konusunda pazarlığımızı yaptık. Tekrar gittim bunun yanına. Fakat herif yerinde durmuyor, zannedersin makineyle eskrim yapıyor.Neymiş derdi?- Dali günlük yaşamında da gerçeküstü öğelerin peşinde bir adamdı. Öyle bir hava yaratıyordu işte. Bir ay boyunca böyle uğraştırdı beni, sonunda 'Ya dosdoğru çekeriz fotoğrafları ya da çeker giderim' dedim.Dali'ye resti çektikten sonra ne oldu?- Ertesi gün için söz verdi. Bir gittim, bu sefer odada üç Fransız gazeteci var. 'Bunların gözü önünde çalışamam' dedim. Onları göndereceğine söz verdi.Fotoğraf değil rest çekiyorsun adama...- Bu aldı gazetecileri karşısına; 'Katranın kimyasal formülünü bilir misiniz?' diye sordu. Ulan nereden bilsin adamlar? Neyse baktı hiçbirinden ses yok, Dali kendisi verdi formülü. Sonra da 'Ben bastonumu bir kazan katranın içine soksam, o baston 25 bin dolar eder. Siz aynısını yapsanız, hepinize aptal derler. Anladınız mı?' dedi. Gazeteciler başlarını sallayınca da 'İyi o zaman gidip yazın ne anladıysanız' diye adamları gönderdi. İşte ben de o gün Salvador Dali'nin fotoğraflarını çektim. Resimlerden birini de imzalattım. Herif ne kullandıysa 24 saat kurumadı attığı imza. Ee haydi artık keselim, yoruldum ulan!Tamam tamam son bir soru... Genelde huysuz ve aksi bir izlenimin var. - Enayiliğe kızıyorum da ondan. Herif enayi bir şey soruyor, azarlıyorum. O zaman da aksi olmuş oluyorum. Anladın mı? Bitti mi şimdi?T24
2 Bin Yıllık Mezar Taşı Tuvalete Giriş Basamağı Oldu
Aspendos yakınlarındaki köyde inceleme yapan müze müdürü tuvalet girişi olarak kullanılan 2 bin yıllık mezar steli buldu.Aspendos Antik Kenti yakınlarındaki bir köyde duvar taşı, su arığı ve tuvalete giriş basamağı olarak kullanıldığı belirlenen tarihi eserler, Antalya Müze Müdürü Mustafa Demirel tarafından tespit edilerek bulundukları yerlerden çıkarıldı.Camili Mahallesi'nde tarihi buluntular olabileceği bilgisi üzerine Müze Müdürü Demirel, birinci derece sit alanı olan bölgede inceleme yaptı. Demirel, mahalle sakinlerinden Ahmet Demir'in evinin bahçesinde Roma dönemine ait mezar stelinin (taşı) tuvalet girişinde basamak olarak kullanıldığını görünce büyük şaşkınlık yaşadı.AHIRLARDA DA TARİHİ ESERLER BULUNDUBetonla bulunduğu yere sabitlenen mezar taşını kazmayla zarar vermeden çıkaran Demirel, tarihi eseri daha sonra Aspendos kazı ekibine teslim etti. Mahallede incelemelerine devam eden Demirel, su arığı, ev ve ahırlarda duvar taşı olarak aynı döneme ait eserlerin kullanıldığını belirledi.2 bin yıllık Roma mezar stelini tuvalet basamağı olarak kullanan 68 yaşındaki Ahmet Demir, 'Bu mermer parçanın bu kadar eski olduğunu bilmiyordum. Bahçede çalışırken bulduk ve üzerindeki yazıları okuyamadığımız için çok önemli bir şey olacağını düşünmemiştik. Evimizin hemen dışındaki tuvaletimizde basamak olarak kullandık' ifadesini kullandı. ANTALYA - AA
Kitaptan Uyarlanan En İyi 30 Aşk Filmi
Nicholas Sparks'ın aynı isimli kitabından uyarlanan filmde John isimli genç orduya yazılır. Gitmeden önce Savannah isimli bir üniversite öğrencisine aşık olur ve çok geçmeden de kızın kalbini kazanır ancak John'un orduya çağrılması çiftin yalnız mektuplar aracılığıyla iletişim kurmasına neden olacaktır.