Dünya Avrupada'ki Türkün Bu İcadını Konuşacak
Avrupa’da yaşayan ve isminin açıklanmasını istemeyen bir Türk Vatandaşı « Yakıt olmadan çalışan araç icat etti » Evet yanlış duymadınız icat ettiği araçta hiç bir yakıt kullanılmıyor. Ne benzin, ne motorin nede farklı bir yakıt. Şimdi sıkı durun araç tekerlek kullanmadan gidiyor. İşte araç hakkındaki inanılmaz detaylar. Bilim kurgu filmlerinde şahit olduğunuz araçlardan birini bir türk icat etti ve bunu yıllarca sır gibi sakladı, taki bugüne kadar kendisi ile röportaj yapma imkanı bulan Post Gazetesi Yazarına öyle açıklamalarda bulunuyor ki duyduklarınıza inanamayacaksınız. Merhaba, öncelikle bu görüşmeyi kabul ettiğiniz için teşekkür ediyorum, bana biraz bahseder misiniz nedir bu « Yakıtsız Araç » projesi? Aslında bu proje yaklaşık olarak 6 yıl önce hazırlanmıştı, ancak o zamanlar tecrübesiz ve yetersizdim bunları konuşmak ve paylaşmak için yeterince cesaretim yoktu, geçen zaman içerisinde teknolojiyi takip ederek projeyi daha da ileri seviyelere ulaştırmayı ve geliştirmeyi düşündüm. Belli bir noktaya ulaştığında ise neler yapılabileceği konusunda çeşitli endişelere kapıldım, bu nedenle projeden kimseye bahsetmedim. Ülkemizde insanları korumak oldukça zor, size kim bu konuda güvence verebilir ki? Size bir şey olmayacağına dair kim koruma sağlayabilir? Yaşanan bir çok şeyi görüyor, izliyor ve bu durumlardan endişe duyuyoruz. Ancak tanıdığım ilk andan bu yana güvendiğim bir kişi var ki ; o kişi şu anda ülkemi yönetiyor. Yanlız ona güvenebilir ve bu konuyu yanlız onunla konuşabilirim diye düşünerek bu röportaj sonrasında kendisine ulaşabileceğime inanarak yayına alınmasını istedim. Tahmin ettiğimiz kişiden mi bahsediyorsunuz, Sayın Başbakanımız Recep Tayyip Erdoğan doğru mu anladım? Evet, Sayın Başbakanımız Recep Tayyip Erdoğan’dan bahsediyorum. Türkiye’de güvendiğim en değerli şahsiyet kendisidir. Ne kurmayları nede çevresinde bulunan hiç kimse bu sözüme alınmasın, asla ama asla kendilerine güvenmediğimi ya da kendilerinin bu bilgiyi taşıyabileceklerini düşünmediğim için değil sadece Başbakanımız Recep tayyip Erdoğan’a herkes den daha fazla güvendiğim için bu projeyi yalnızca Başbakanımız’a kendi ellerimle teslim edeceğim. Peki inanılması güç bir şeyden bahsediyorsunuz, bize biraz bahseder misiniz araç nasıl çalışıyor, ne şekilde hareket ediyor ya da yakıt ihtiyacını nasıl karşılıyor. Aslında bu konuları detaylı şekilde açıklamam mümkün değil, dediğim gibi bu konuları yanlızca Başbakanımız bulunduğum şehre geldiğinde ve benimle görüştüğünde kendisine açıklayabileceğim konular. Ancak size bazı detaylar verebilirim. 1. Aşamada : Araçta herhangi bir yakıt bulunmuyor, motor tamamen akümülatörden aldığı elektrik vasıtası ile çalışıyor ancak motorun amacı kesinlikle aracın tekerleklerini çalıştırmak değil. Amacı çok farklı. Bu arada elektrik üretimine yardımcı olması için dinamo ve bazı yükseltme gücüne sahip prensipleri de harekete geçiriyor özel bir yakıt hücresi gibi de düşünebiliriz ancak kesinlikle içerisinde benzin, motorin yada farklı bir yaıt bulunmuyor. 2. Aşamada : Araç yerde değil kendine ait daha önceden hazırlanmış olan bir yolda ilerliyor bu yolun bazı özellikleri bulunuyor. Bunun yanı sıra araç yerden 1,618 cm yüksekte gidiyor yani havada. Ve herhangi bir dayanağı ya da tutacağı bulunmuyor. 3. Aşamada : Aracın iç yapısı tamamen bilgisayar sistemlerine sahip ve yeni teknolojiler ile donatılmş şekilde hareket ediyor, ancak bilgisayar donanımı kesinlikle aracın otomatik kullanılması gibi bir noktaya bağlı değil. Yani dışardan bir müdahale olsa dahi araç el ile kumanda ediliyor, herhangi bir şekilde donanımına ya da iç aksamlarından herhangi bir noktaya müdahale söz konusu değil. 4. Aşamada : İşlem hacmi ve hızı aracın tepkileri önceden sezebilme özelliği bulunuyor bu aracın sizin yapmış olduğunuz manevraları hafızasına alarak tekrarlayan süreç içerisinde hangi manevraları yapacağınızı önceden tahmin ediyor. Anlık hareketlerinizi öğrenme yeteneğine sahip. Tıpkı bir işlemcinin klavye dokunuşu sırasında gösterdiği hız gibi tepkilere yanıt verebiliyor. 5. Aşamada : Güvenlik kısmında ise, aracın kesinlikle bir diğer araca çarpması söz konusu değil, araç güzergah dışına çıkamıyor aynı zamanda kontrol mekanizması karşısında giden bir araca çarpmasına engel olacak şekilde tasarlanmış durumda. Herhangi bir şekilde uyudunuz ya da kalp krizi geçirdiniz. Direksiyon da bulunan nabız ölçer ile ani değişiklikleri acil servise bildirerek yol güzergahı üzerindeki « Sağlık Kontrol » merkezlerine kilitlenerek aracı sizin yerinize oraya götürüyor. Nabız değişikliklerinden kalp ritmizine, ses tonunuza kadar bir çok şeyi algılama ve anlama yeteneğine sahip şekilde geliştirilecek bu aracın ciddi bir donanımı bulunuyor. 6. Aşamada : Otokontrol , araçta daha önceden belirlenmiş olan güzergaha otomatik kontrol sistemi ile gidebiliyorsunuz. Bu, adresi veri tabanına daha önceden girilmiş mekanlar aracın ön camında size sunuluyor, direksiyonda bulunan hareket kabiliyeti olan bir modül ile gideceğiniz yer, gazetelerinizi, internet aramalarınızı, telefonunuzu, görüntülü görüşmelerinizi ve bir bilgisayarda yapılabilecek herşeyi yapabiliyorsunuz. Peki bu aracın bir videosu yada bir fotoğrafını görebilir miyiz ? Neyazıkki hayır, bilgiler çok güvenli şekilde korunuyor, nedeni ise günümüzde öyle teknolojler var ki bu aracın kopyası bir kaç saat içerisinde yapılabilir durumda. 3 boyutlu lazer yazıcılar vasıtası ile elde edeceğiniz bir veriyi çıkarmanız sadece saatler alır, şu anda günümüzde çok çeşitli amaçlar için kullanılan bu yazıcılar araç prototiplerini yüksek maliyet gerektirmeden çıkarılmasına kadar bir çok konuda kullanılıyor. Henüz patenti alınmamış bir çok aksamı bulunuyor bu nedenle önce patentlerin alınması gerekiyor. Sonrasında bu projenin tüm detayları paylaşılacak. Elinizde başka projeler var mı ? Bu güne dek sadece bu proje üzerinde mi çalıştınız ? Elbette va, elimde bir çok proje bulunuyor ülkemin geleceği için çalıştım ve kendi imkanlarımı projeleri en iyi seviyeye ulaştırmak için sarf ettim. Benim arkamda hiç bir insan gücü bulunmuyor, elimde ve kalbimde bulunan inancım Allah’ın varlığı, benim için en büyük güç kaynağı. Allah bu gibi projeleri her kula nasip etmez, Allah kimseye taşıyamayacağı yükü yüklemez ve istediğine verir, sanırım bu bağlamda Allah’ın bu bilgiyi verdiği kul olmak bile büyük bir lütuf. Bu sebepten ötürü hem projeme olan inancım hem de Allah’a olan inancım sizin gibi değerli insanları vesile kılarak ülkeme bu gün bunu açıklamama yardımcı oldu. Bunun için çok teşekkür ediyorum. İsmimi neden vermek istemediğimi sanrım bu durumda açıklamam gerekiyor. Bir çok petrol şirketini, hatta petrolün değerini bile düşürebilecek uzun vadeli bir çalışma ancak can güvenliği olmayan bir çalışma bu ve ne olursa olsun kimse tarafından korunamazsınız. Bizler sadece basit insanlarız, dünyanın insafına kalmış kum taneleriyiz. Bu nedenle endişelerim bulunduğu için ismimin açıklanmasını kesinlikle istemiyorum. Ancak devletimiz böyle bir sorumluluğu alabilir ve korkmadan bu başarıyı göğüsleyebilir. Tek başıma bunu yapmam mümkün değil . Son olarak okurlarımıza söylemek istediğiniz bir şey var mı ? Evet, her türk vatandaşının potansiyel bir mucit olduğunu hepimiz biliyoruz, eline imkan verilmesi halinde bir tenekeden bile bir çok şey icat edebilir. Ülkemiz içerisinde tüm kurum ve kuruluşların yatırımlarını doğru şekilde yapmak için guruplar kurduğunu, bazı devlet kurumları oluşturduğunu görüyorum. Ancak üzülerek söylemem gerekiyor ki ; herşey de olduğu gibi bunda da ciddi çıkar oluşumları söz konusu. Ülkemizde atılan her adımda bir yerlerde tanıdığınız ve bir yerlerde yüksek mevkide dostlarınız olması gerekiyor. Kimse bu işi doğru yapmak için ve tarafsız yapmak için orda olduğunu bilmiyor ya da projelere bu şekilde bakmıyor. Bu senin işin, bu işi ömür boyu sana vermediler, bu koltuğu bu görevi ömür boyu sen idare etmeyceksin. Olabildiğince menfaat ve çıkar sağla diye orada oturmuyorsun demiyor kimse, bunu söyleme cesareti bile yok kimsenin. Bir vergi dairesinde bulunan veznedarın görevi gelen faturayı alıp ödemeyi kabul etmek ise, aynı yerdeki Müdür’ün görevi bu işleri doğru idare etmektir. Lakin ülkemizde bu sistem de bir yanlışlık var. Ciddi bir disiplin eksikliği ve çıkar ilişkisi var. Bunun kat-i suretle düzelmesi gerekiyor. Bir personelin disiplinsiz hareketi ona verilen rahatlık ile alakalıdır. Ülkemiz içerisinde çok ciddi oyunlar oynanıyor, gelişmekte olduğumuzu gören ülkeler içeride ve dışarıda bizi bir şekilde yıpratmak istiyorlar. Ülkemiz hiç olmadığı kadar güçlü ve hiç olmadığı kadar istikrarlı bir şekilde ilerleme kaydediyor. Ancak idarenin her bir mekanizmasına işlemiş kişi, kurum ve kuruluşlar’ın teker teker tespit edilip temizlenmesi şart. Ülkemiz içerisinde gerçekten güzel çalışmalar mevcut ancak ne yazıkki bu çalışmalar gün ışığına çıkamıyor. İdare mekanizmasındaki bazı odaklar nedeni ile girişimcilerin ve gelişimin önü kesiliyor. Bunu birebir yaşıyan biri olarak konuşuyorum. Röportaj için teşekkür ediyorum ve buradan her Türk Vatandaşına bir şey söylemek istiyorum. Her ne pahasına olursa olsun, para, pul, mal, mülk ne olursa olsun açlıktan öleceğini bilsen dahi ülkenin içerisinde karışıklığa izin verme, ülkeni satma, ülkenin insanını rencide etme, insanı insana kırdırmak yalnızca şeytanın işidir. Bu oyuna gelmeyelim. Ülkemizin hiç olmadığı kadar bizlere ihtiyacı var, dış güçlere ve odaklara köle olmayın onları aranızdan uzaklaştırın. Genç ve tecrübesiz olmanızdan faydalanmalarına izin vermeyin. Nasıl görmek istiyorsanız o şekilde bir ülke bırakın. Unutmayın « Başka Türkiye Yok ».
Kim bu Haşhaşiler?
Başbakan Erdoğan'ın parti grup toplantısında konuşmasında Cemaat yapılanmasını Haşhaşiler'e benzetti. Peki kim bu Haşhaşiler? Haşhaşinler veya Haşhaşin Tarikatı 1090 yılının Eylül ayında İsmaili din adamı Hasan Sabbah tarafından kurulmuş bir dini tarikat ve siyasi bir örgüttür. Tarikat 11.yy'da İsmaililik mezhebi esaslarına dayanan Fatımiler devleti içindeki dinsel bir hizipleşme sonucu ortaya çıkmıştır. Bu hizipleşme sonucu ortaya çıkan iki koldan biri olan Nizarilik kolunun temsilcisi olan Haşhaşin Tarikatı önce İran sonra da Suriye'ye yayılmıştır. Kuşatılması ve ele geçirilmesi güç kaleler temelinde örgütlenmiş olan Haşhaşin Tarikatı önemli kişilere yönelik suikastlere dayanan etkili bir askeri strateji geliştirerek Orta Çağ İslam dünyasında çok önemli ve farklı bir güç olarak ortaya çıkmıştır. Haşhaşin Tarikatı ideolojik açıdan dönemin Sünni siyasi ve dini çevrelerini düşman olarak görmüşlerdir. Özel olarak da Abbasi Halifeliği ve onun koruyucusu olan Büyük Selçuklu Devleti esas düşmanları olmuşlardır. Bununla birlikte Haşhaşinlerin Haçlıları ve Moğolları hedef alan bazı saldırıları da olmuştur. Tarihçe İslam'daki ilk kırılma peygamber Hz. Muhammed'in vefatından sonra gerçekleşmiştir. Hz. Muhammed'den sonra dini ve siyasi liderin kim olacağı hakkındaki tartışmalar ve gerilimler Şia ve Sünni mezheplerini ortaya çıkarmıştır. Sünnilik, Arap aristokrasisi temelli iktidarın, Şia ise Arap olmayan muhalif müslüman kesimin temsilcisi olmuştur. Böylece Şia'nın dini akideleri Arap olmayan milletlerin eski dinlerinden etkilenmiştir.Şia mezhebi 765 yılında altıncı imam Cafer es-Sadık'ın ölümü sonrası yeni imamın belirlenmesinde iki kola ayrılmıştır. Ilımlı gruplar Cafer'in küçük oğlu Musa Kazım'ı yedinci imam olarak tanımışlardır. Bu grup günümüzün On iki İmam Şiası'dır. Aşırılıkçı uç gruplar ise Cafer'in büyük oğlu İsmail'i yedinci imam olarak tanımışlardır. Bu grup ise İsmaililik olarak adlandırılır. İslam içindeki en uç ve farklı mezhep olan İsmaililik Neo-Platoncu felsefeden etkilenen, ezoterik bir mezheptir. Öğreti açısından İslam'daki en zengin, sistematik ve felsefi mezhep olarak görülür. İsmaililer ilk büyük başarılarını Fatımiler adlı Kuzey Afrika, Sicilya, Hicaz, Mısır'ı kontrol altında tutan bir imparatorluk kurarak kazanmışlardır. Burada Kahire adlı yeni bir şehir kuran İsmaililer El-Ezher Medresesi'ni kurup burayı dini öğretilerinin ve misyonerlik faaliyetlerinin merkezi haline getirmişlerdir. Fatımilerin sekizinci halifesi El-Mustansır'ın ölümünden sonra ortaya çıkan yeni halife tartışmaları neticesinde İsmaililer iki kola ayrılmış, Fatımileri yöneten askeri diktatörlük halifenin küçük oğlu el Mustali'yi, Doğu İsmailileri ve Fatımiler'deki dini hiyerarşi ise halifenin büyük oğlu Nizar'ı halife olarak tanımışlardır. Mustali kolu Fatımiler çöktükten sonra ortadan kalkmıştır. Nizariler ise İsmaililiğin esas kolu olarak Haşhaşinler aracılığıyla devam etmiştir. Haşhaşinlerin tarihi Alamut Kalesi'nin alınmasıyla başlar. Hasan Sabbah uzun süren misyonerlik ve insan kazanma faaliyetleri sırasında Selçuklularla mücadele etmek için rahat edebileceği ulaşılmaz bir yer aramış, Deylem'de yaptığı faaliyetler sırasında Alamut Kalesi'nde karar kılmıştır. Büyük ve yüksek bir kayalık tepe üzerine inşa edilmiş olan bu kaleye sadece dar bir patikadan ulaşılmaktaydı. Hasan Sabbah'ın buraya vardığı sırada kale onu Selçuklu sultanından almış olan Alevi Mehdi adındaki bir hükümdarın elindeydi. Önce bölgeye dailerini yollayan Hasan, bölge halkını ve Alamut'ta yaşayanları kendi tarafına çekmiştir. Hasan Sabbah bu olayları şöyle anlatmaktadır:' Ve sonra Kazvin'den Alamut'a bir dai gönderdim. Alamut insanlarından bazıları dainin telkinlerine uyup mezhep değiştirdiler ve Alevileri de buna teşvik ettiler. Dai yenilgiye uğramış gibi göründü, ancak bir yolunu bulup dönmelerin tümünü kale dışına çıkardı ve bütün kapıları kapatarak kalenin sultanın malı olduğunu ilan etti. Uzun münakaşalardan sonra onları yeniden içeri aldı ve insanlar da daha kötüsüyle karşılaşmamak için onun himayesi altına girdiler. ' Bundan sonra 4 Eylül 1090 günü gizlice kaleye alınmış, kalenin önceki sahibi elinden bir şey gelmediği için kaleyi terk etmiştir. İranlı tarihçilere göre Hasan Sabbah, Mehdi'ye üç bin altın dinar değerinde bir senet vermiştir. Böylece Hasan Sabbah ve Haşhaşinler örgütlerini resmen kurmuş ve faaliyetlerine başlamışlardır. Haşhaşiler Orta Çağ İslam dünyasında çok önemli rol oynamışlardır. Büyük Selçuklu Devleti'nin en parlak döneminde düşüşe geçmesine ve Sencer, Berkyaruk, Muhammed Tapar arasındaki taht kavgalarına önemli etkide bulunmuşlardır. Bu süreçte bazı Selçuklu sultanlarıyla müttefik olan Haşhaşiler çoğuyla da mücadele içinde olmuşlardır. Selçukluların dağılmasından sonra da etkisini sürdüren İran Haşhaşileri Moğolların İran'ı ve Bağdat'ı ele geçirmesine kadar ayakta kalmış, sonrasında ise son liderleri Rükneddin'in Hülagü'nün isteklerine uymasıyla tüm kaleler boşaltılmış (1256 Alamut, 1258 Lemeser, 1270 Girdkuh) ve Moğollar başta Alamut olmak üzere tüm kaleleri yakıp yıkmışlardır. Suriye Haşhaşileri Haçlı Seferleri sırasında siyasal olaylarda önemli bir rol oynamışlardır. Râşidüddin Sinan el-İsmâili döneminde siyasal ve öğretisel olarak en parlak dönemlerini yaşamışlardır. 1273 yılında ise kalelerini Baybars'a teslim etmişlerdir. Hasan Sabbah'ın kurduğu Haşhaşin Tarikatı sıkı bir hiyerarşi ve katı kurallara dayanmaktadır. Tarikat kendi örgütlenmesini da've (Farsça davet) olarak adlandırmıştır. Tarikatın temsicileri 'davetçiler' anlamındaki dai lerdir. Dailerin en alt kademesinde 'davete cevap veren' anlamına gelen müstecip ler, en üst kademede ise 'delil' manasına gelen hücce yani baş dai yer almaktadır. Cezire , dainin faaliyet gösterdiği bölgedir. İsmaililer de diğer mezhepler gibi dini liderlerine şeyh, pir, ata gibi ünvanlarla hitap eder. Tarikat mensuplarının birbirleri için kullandıkları terim ise 'yoldaş' anlamına gelen refik tir. Sıklıkla 'fedai' olarak bilinen suikastçiler ise tarikat tarafından esasiyun olarak adlandırılmıştır. Hasan Sabbah Kimdir?- Vikipedi Alamut - Vikipedi Kaynak: Vikipedi
Hayal, Merak, Düşünceler
Hayal, Merak, Düşünceler ‘Hayat zorsa, ona inan ben daha zorum.’‘İnsan istemediği sürece asla yeteneği yoktur.’Yıllar önce izlediğim bir dizide bir şarkı söyleniyordu. O şarkı nedense beni duygusal olarak etkilerdi. ‘Oysa bir umutlu insanı yaşatan’ sözleriyle başlıyordu. Umut denince aklıma nedense hep o şarkı geliyor.   Umut aslında hep vardır. Hep içindeydi yaşantıların, hiç yok olmadı.  Yaşantımızda hayal, merak ve düşünceler vardır. Yaşam var oldukça bu üçü her zaman bizimle olacaktır. Hayal, merak ve düşünceler insana yön veren etmenlerden bazılarıdır. Yeter ki kullanmasını bilelim.  Hiçbir zaman bunlardan uzak durmayalım. Hayata olumlu yönden bakıp, düşüncelerimizi olumlu yapalım. Ama bazen ne istediğimizi bilemiyoruz. Günler hep aynı, monoton bir yaşam sürdürüyoruz. Durum böyle olunca sıkıntılar ortaya çıkıyor. Bu durumda insanı yaşatan nedense hep mutluluklardır.Umut aslında insanı ayakta tutan yaşama sevinci veren bir kıvılcımdır. Umut ışığını yitiren yaşamda bir tat almaz. Kap karanlık bir odada küçücük bir ışık ortama nasıl bir enerji getiriyorsa umutta insan için bir çıkıştır.  Işığın yandığı yerde umut yeşerir. Aslında bütün mesele olmak yada olmamaktır.Bilim ve teknolojinin gelişmesinin birinci aşaması hayallerdir. Hayal eden insan üretkendir. Hayaller insanda umudu tetikler.Tüm tasarımlar hayalle başlar.  İnsanlar düşüncelerini hayallere aktarır. Bazen bir rüyada bazen bir düşte...  Düşünce zihinde gerçeklesen anlık iletimlerdir.  Düşünceler genelde bir soruna çözüm olur. Eğer düşüncelerimizi bir kâğıda veya projeye aktaramazsak yok olup giderler.  İnsanlar bir ürünü tasarlarken ilk önce hayal eder. Devamında düşünceyi kâğıda aktarıp çizim yapar daha sonra tasarlar.Merak öğrenmenin bir adımıdır. İnsanlar bir konuyu merak eder ve daha sonra öğrenir. Sorunlara çözüm ya ihtiyaçtan ya da meraktan ortaya çıkar. Meraklarımız bize yol gösterir. Öğrenilmek istenilen ne varsa eğer iyiyse hayatı olumlu yönünde etkiler. Kişinin kendine geliştirmesine yardımcı olur. Düşünce genelde aklımıza gelen fikirlerdir.  Fikirlerimize sahip çıkıp yaşantımıza uygularsak geleceğe bırakacağımız bir eserimiz olur.Mademki bu dünyaya geldik bari arkanızda bıraktığız bir eserimiz olsun. Hayal merak ve düşünceler insan var olduğu sürece he zihinlerde yerini alacaktır. Hatta olara sahip çıkıp yaşantımızı uygularsak neden istediklerimiz gerçekleşmesin? Hayal dünyamızı kapılarını sonuna kadar açıp istediğimiz gibi düşünüp hayal kurabilirsiniz? Hayal kurmak için istediğiniz kadar malzemeden çalabilirsiniz!Meraklar öğrenme yeteneğimizi geliştirip düşüncelerimiz hayatta bir adım önde olmanıza vesile olur. Şimdi sizlere hayal meral ve düşüncelerinizle baş başa bırakıyorum hadi ne düşünüyorsunuz! Hayal et, tasarla, uygula. Hayallerinizin peşinden koşun!Yahya KARAKURT / Teknoloji ve Tasarım Öğretmeni
'Kediler İnsanları Dev Bir Kedi Zannediyor'
İngiliz bir bilim insanı, kedilerin sahiplerini ‘daha büyük bir kedi olarak gördüğünü’ öne sürdü. On yıllar süren araştırmalarını bir kitapta toplayan biyolog, köpeklerin aksine kedilerin aslında fazlasıyla vahşi olduğunu savundu.Eğer bir kediniz varsa büyük olasılıkla onunla halı üzerinde yuvarlanmıyor ve temizlemek için yalamıyorsunuz. Ancak İngiliz biyolog Dr. John Bradshaw, kedilerin yine de sahiplerini bizim sandığımızdan farklı gördüğünü öne sürdü. Bradshaw’a göre, kedileri insanları ‘daha büyük bir kedi olarak’ tanımlıyor. Evcilleşmiş kedilerin davranışlarını 30 yıldan uzun bir süredir inceleyen Bradshaw, kedilerin insanların yanında sergiledikleri davranışlar için alışagelmişin dışında açıklamalar sundu. Çalışmalarını ‘Cat Sense’ adlı kitapta toplayan Bradshaw, şirin görünmenin dışında neredeyse bir fonksiyonları bulunmayan kedilerin köpeklere nazaran çok daha az evcilleştiğini söyledi. ANNESİNİN KARNI ZANNEDİYOR İngiliz araştırmacı, kedilerin yüzde 85’inin evcil olmayan kedilerle çiftleştiğine dikkat çekerek, kedilerin insan yanında sergiledikleri davranışların öğrenilmiş olmaktan çok, içgüdüden geldiğini belirtti. Bradshaw’a göre, kediler bir yorganı, kanepeyi veya sahibinin el veya kollarını sıkarmış gibi yoğurmaya başladığı zaman, aslında annesinden daha fazla süt istediğini belirtiyor. Kedilerin bacak veya kollarımıza sürtünmesi ise aslında insanlara bir diğer kediye gösterecekleri davranışla yaklaşmalarını temsil ediyor. Kedilerin öldürdükleri fareleri ortalıkta bırakması da marifetlerini göstermeyi amaçlamıyor. Avlarını yemek için güvenli bir ortam isteyen kediler, aslında fareyi ısırdıklarında, büyük kedilerin, yani insanların verdiği yemeğin daha iyi olduğunu fark ediyor. Nankörlükleriyle ünlü kedilerin umursamaz tavırları göz önüne alındığında, Bradshaw’ın düşünceleri destek buluyor.Kaynak: Objektif Haber
RTÜK'ün Ceza Verdiği 'Duygusuz Seks' Ne Kadar Mümkün?
İnsan ruh sağlığı açısından birine bağlanabilme kabiliyetimiz üzerinde çok çalışılmış konulardan biridir.Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK), ‘Arkadaştan Öte’ adlı filmin TV tanıtımlarında kullanılan “Benden seksten başka bir şey istemeyeceğine yemin eder misin?” cümlesini çocuk ve gençlerin ahlakını bozucu olarak değerlendirdi. Böylece seks eylemi bir kez daha kirletici ve insan ahlakını bozucu bir yakınlaşma olarak tescillenmiş oldu. Peki, insan beyni açısından bakarsak içinde duygu barındırmayan bir seks yaşantısı ne kadar mümkün? İnsanlar için cinsel yakınlık anlık ya da mevsimsel bir aktivite değil. 'Libido' adını verdiğimiz cinsel olarak uyarılmışlık enerjisi ile yakınlık arayışı neredeyse gündelik yaşamın bir parçası. İster evrim diyelim, ister yaratılış, görünen o ki cinsellik hem bir başkası ile yakınlaşabilme, hem de bir bağlanabilme deneyimi. Çünkü kişi için akılda kalıcı bir haz deneyimine neden olan cinsel yakınlıklar bağlanma eğilimlerini tetikliyor. İnsan ruh sağlığı açısından birine bağlanabilme kabiliyetimiz üzerinde çok çalışılmış konulardan biridir. Dünyaya yeni gelen bir bebek anneye bağlanabilme kabiliyeti ile doğar. Arno Gruen, doğumdan hemen sonra annenin karnına yüz üstü bırakılan bir bebeğin, ilk beş dakika içinde kollarından aldığı destekle kafasını kaldırıp anne ile göz göze gelme eğiliminde olduğunu söyler. İlk beş dakika içinde kurulan bu ilk temas bebeğin sakinleşebilmesi için çok hayati görünmektedir. Bebek 72 saat sonra artık anneyi tanımış olacaktır, onu diğer kişilerden ayırabilir, onu görünce ya da dokununca sevindiğini gösteren tepkiler verir. İlk temel bağlanma sistemleri, bu temas yaşantıları sırasında oluşacak ve devamında kazanılan deneyimlerin toplam bilgisi, anne dışındaki kişilerle ilişki kurarken kullanılacaktır. Temas ve bağlanmayı bu kadar önemli kılan salgıladığımız hormonlar. Bu hormonlardan bir tanesi; sarılma, şefkat ve bağlılık hormonu olarak bilinen oksitosin. Kadınlarda çok kolaylıkla salgılanan bu hormonun bedendeki önemli etkilerinden biri döllenme ve doğum sırasında rahim yolundaki kasılmalara sebep olması. Böylelikle spermler, asidik ortamı nedeniyle daha kolay öldükleri rahim yolundan alkali bir ortam olan rahme daha hızlı geçebilirler. Oksitosin doğum sırasında da rahmin kasılmasını sağlar. Ve sonunda da anneden süt gelmesine neden olur. Bebeğin süt emerken meme ucunu vakumlaması da bu hormonu tetikler ve bu kez de süt kanalları kasılarak sütün bebeğe ulaşmasını sağlar. Biri ile sarılmak, okşanmak oksitosinin üretilmesini sağladığı için anne tarafından sık sık kucaklanan ve okşanan bebek, dünyaya gelirken en güçlü duyu organı olan teni sayesinde hissettiği duygular aracılığı ile bu hormonu salgılar ve anneye bağlanır. Yeterince ten teması kuramayan bakımhane bebeklerindeki erken bebek ölüm oranı daha yüksektir. Erkekler de birisi ile temas sırasında oksitosin salgılarlar. Orgazm olabilme sürecinde etkin bir rol oynayan oksitosin, orgazm sonrasında hemen bozunmaya başlar. Çünkü erkek gövdesinde etkin olan yüksek düzeyli dişil bir hormon uzun vadede olumsuz etkilere sebep olacaktır. Bu nedenle 'genel olarak', erkekler orgazm olduktan sonra kendi içlerine kapanır, konuşmak ya da temas kurmak istemezler. Oysa 'genel olarak' kadınlar daha çok sarılmak, bağlantıda kalmak isterler çünkü oksitosin dişi hormon sisteminin doğal bir parçasıdır ve bedendeki etkinliği sistem tarafından desteklenir. O halde cinsel ilişkiden sonra partnerinden uzaklaşan ya da çok eşli kadın ve erkeklerin bu eğilimlerini oksitosin seviyeleri ile mi açıklayacağız? Bunu söyleyebilmek için geçerli bir sebebimiz yok. Anımsanmalı ki, örneğin, sarılmak oksitosin salgılanmasına neden oluyor ve oksitosin seviyesi ise bağlılığı sürdürebilme ve pekiştirebilme kabiliyetimizde etkin. Bir döngü ile karşı karşıyayız. Şöyle bir örnekle açıklarsak; komik bir uyarana kahkaha ile yanıt verebilmemiz ne kadar mutlu olduğumuz yani serotonin düzeyimizle çok yakından ilgilidir. Ancak mutluluğu sürebildiğimiz sürece daha fazla serotonin üretiriz ve daha da mutlu olabiliriz. Buradaki döngü, tüm duygusal süreçlerimizde geçerlidir. Bu sistem, baskın bir ruh hali ve davranış değişimine neden olur; Sonunda yüksek sesle güleriz veya ağlarız ya da öfke ile bir şeyi parçalayıp 'sakinleşiriz'. (Aslında organizmalarımız, yaşamı sürdürmeyi amaçlayan denge halini koruma çabasındadır. Çünkü bir günle sınırlı olan zaman ve enerjimizi, olabildiğince doyurucu bir oranla uyumaya, beslenmeye, ilişkide olmaya, yalnız kalmaya, üretmeye ve dinlenmeye ayırmak zorundayız. Bu dengenin bozulması halinde depresyon, psikotik atak, anksiyete bozukluğu gibi tıp tarafından hastalık olarak tanılanmış, yaşam dengemizi bozan durumlar ortaya çıkar.) Temelde birbirine dokunmaya dayanan cinsel yakınlık bu nedenle her iki cinsiyet için de ruh sağlığı üzerinde sabır, hoşgörü ve sakinlik gibi etkileri olan oksitosinin salgılanması için oldukça önemli bir yaşantı. Bu açıdan bakınca 'Benden seksten başka bir şey istemeyeceğine yemin eder misin?' cümlesi, RTÜK gibi sansür kurullarınca değil, günümüz insanlarının neden yakınlaşmayı reddettiklerini ve bu yakınlığın yarattığı hazzı kısa kesmek istediklerini anlamaya çalışan bilim insanlarınca değerlendirilmeli gibi görünüyor.T24Mahmut Şefik Nil
Reklam
Çok Satan Kitapların Sırrı Ortaya Çıktı
ABD'de bir üniversitede bilgisayar uzmanları, 'istatistiksel stilometri' yöntemiyle 'en çok okunanlar'ın sırrını ortaya çıkardı 'Bestseller' kitapların sırrının, klişelerden uzak durmak ve aşırı fiil kullanmamak olduğu ortaya çıktı. 'Association of Computational Linguistics' dergisinde yayımlanan araştırma, bu konudaki yapılan ilk bilimsel çalışma. ABD'nin New York kentindeki Stony Brook Üniversitesi bilgisayar uzmanları, popüler bir kitabın özelliklerini ortaya koyabilmek amacıyla 'istatistiksel stilometri' adını verdikleri bir algoritma geliştirdi. Araştırmacılar, geliştirdikleri algoritmayı bilim kurgudan şiire birçok alanda uyguladı. Bir kitabın ticari başarı elde edip edemeyeceğini yüzde 84 doğruluk oranıyla öngörebilen teknik, sözcüklerin ve dilbilgisinin kullanımını matematiksel olarak irdelemeye dayanıyor. İnternet kütüphanesi olarak da bilinen 'Project Gutenberg' arşivinden klasikleşmiş eserleri yükleyerek inceleyen bilim adamları, basılan bir kitabın çok satmasında ilginçlik, orijinallik, yazım tarzı ve öykünün ilerleyişi gibi bir dizi unsurun yanı sıra şans faktörünün de etkili olduğuna işaret etti. Bol bağlaç ve sıfat, az fiil ve zarf Çok satan kitaplarda 've', 'ancak', 'fakat' gibi bağlaçların sıkça kullanıldığını belirten araştırmacılar, ticari başarı yakalayan eserlerin aynı zamanda sıfatlar ve isimler açısından da zengin olduğunu belirledi. Raflarda kalan kitaplarda ise aşırı derecede fiil ve zarf kullanıldığı ortaya çıkarıldı. Okur tarafından ilgi gören kitaplarda düşünce süreci betimlenirken rağbet görmeyen kitaplar, çok fazla duygusallık barındırıyor.T24
Ayten'in Acıklı Akıbetini Anlattılar
1992 yılında, başlarında Yeşil kod adlı Mahmut Yıldırım'ın bulunduğu JİTEM ekiplerince kaçırılıp, işkence edilerek öldürülen 27 yaşındaki Ayten Öztürk'ün katledilmesi babası Hıdır Öztürk tarafından kitaplaştırıldı. Ayten'in babası Hıdır Öztürk'ün moderatörlüğünde çok sayıda yazar, aydın gazeteci, bilim adamı ve sanatçının katkılarıyla hazırlanan kitap 'Ayten'in Acıklı Akıbetini Anlattılar' adını taşıyor. “Kızımın kaçırıldığını duyduğumda, bu işin devlet tarafından yapılabileceği ihtimalini aklımın köşesinden bile geçmedi. İlk başta birilerinin evlenmek amacıyla kaçırdığını düşündüm. Onunla aynı iş yerinde çalışan arkadaşlarından şüphelendik, hatta bunlar hakkında şikayetçi olduk” diye anlatıyor 27 Temmuz 1992’de kaçırılan ve 11 gün sonra cesedi Elazığ Asri Mezarlığı’na yakın bir arazide toprağa gömülü halde bulunan kızı Ayten Öztürk’ün babası Hıdır Öztürk… Cesetle karşılaşma anını ise Ayten’in kız kardeşi Makbule Öztürk, şu kan donduran ifadeleri kullanarak anlatıyor: “Paramparçaydı ceset, burnu kopuk, kulakları kesik, gözleri oyuktu. Cesedin hiçbir tarafı ablama benzemiyordu. Donup kalmıştım… Önce annem hareketlendi; yüzünden kızını tanıyamayacağını anlamış olacak ki; ayaklarını incelemeye başladı. Gözleri ayak parmakları arasındaki küçücük bene takılınca yüreğimizi kanatan çığlığı kopardı. Bu arada diş doktoru nişanlım, cesedin ağzındaki dişleri inceledi, ‘Bu benim dolgumdur’ diye mırıldanınca, koroya dönüştü ağlamamız…” Yeşil’le tanıştırılıyor! Ayten Öztürk’ün kaçırılma süreci 1992 baharında başlar. Tunceli Alay Komutanı Mustafa Sabri Yazgankıran, baba Hıdır Öztürk’e arar ve kızlarını da alarak alaya gelmesini ister. Baba, iki kızı Ayten ve Makbule’yi de alarak alay komutanlığına gider. Görüşmede sakallı ve zayıf, polis olarak tanıtılan bir kişi daha vardır. O da Yeşil kod adlı Mahmut Yıldırım’dır. Aile onun Yeşil olduğunu bilmez. (Ta ki 2006 yılında gazetelerde fotoğrafı çıkana kadar) Alay komutanı iki kızın bilgilerini alır, bunları Yeşil’e verir. Hayatının hiç bir döneminde 'Devlet baba'ya karşı gelmemiş olan aynı zamanda Tunceli Özel İdare'de valinin yanında şef olarak çalışan Hıdır Öztürk'e “devlete karşı gelmeme!” konusunda uyarı çekilen baba ve kızları alaydan ayrılır. Baba yıllar sonra o görüşmenin kızlarının “infaz” görüşmesi olduğunu gözyaşlarıyla anlatır. Kaçırılıp, öldürülür Bu görüşmeden iki ay sonra 32 yaşındaki Ayten Öztürk, çalıştığı fabrikanın önünden Toros marka beyaz bir araçla, 4 kişi tarafından 27 Temmuz 1992’de kaçırılır. Ve 11 gün sonra işkence edilmiş haldeki cesedi Elazığ Asri Mezarlığı yakınlarında toprağa yarı gömülü halde bulunur. Aysel Çürükkaya’nın kardeşi Un fabrikasında çalışan bir işçi olan ve legal-illegal siyasetle uzaktan yakından ilgili olmayan Ayten Öztürk’ün tek suçu ise! bir dönem PKK içerisinde yer almış ve sonra eşi Selim Çürükkaya ile örgütten ayrılmış olan Aysel Çürükkaya’nın kız kardeşi olmasıdır. Diyarbakır’daki JİTEM binasında işkence Tunceli Alay Komutanlığı’nda Yeşil’in “imha edilecekler” listesine eklediği Ayten Öztürk, kaçırıldıktan hemen sonra Diyarbakır’daki JİTEM binasına götürülmüş ve burada günlerce işkenceye uğramıştır. Ersever ve Aygan Yeşil’i suçlamıştı Ayten’in vahşi bir şekilde JİTEM tarafından katledilmesi, Cem Ersever’in “Tunceli’de Ayten Öztürk adlı kızı Yeşil ve ekibi kaçırıp öldürdü” ile İsveç’te yaşayan PKK itirafçısı Abdülkadir Aygan’ın “Tam olarak hatırlamıyorum, yaz ayıydı. Yeşil ve ekibi Ayten Öztürk’ü Diyarbakır şehitlikteki Olağanüstü Hal Bölge Valiliği’nin yanındaki JİTEM’in kullandığı binaya getirdiler” açıklamaları ile vahşetin itirafıydı. Ajanlığı kabul etmeyince öldürdü Aygan’ın anlatımına göre Yeşil, Ayten’i Diyarbakır’a getirmiş ve “Çürükkayaların akrabası onunla işim var biraz” demişti. Aygan’a göre ajan olmayı kabul etmeyen Ayten’e Yeşil tarafından vahşi bir şekilde işkence uygulanmış ve sonunda öldürülüp gömülmüştü. Devletin kadrolu celladı, PKK içindeki ablasının intikamını Ayten’i öldürerek almıştı! Tunceli Alay Komutanlığı, Tunceli Valisi ve Yeşil ile ilgili hiçbir işlem yapılmadı; ve Öztürk’ün acılı babası 22 yıldır kızı için yürüttüğü adalet savaşını ise hiçbir zaman bırakmadı. Ve acılı anne, kızının parçalanmış cesedini pazardan aldığı gelinlikle mezara verdi... Babanın sözleri Ayten Öztürk’ün babası Hıdır Öztürk, TBMM İnsan Hakları İnceleme Komisyonu bünyesindeki Terör ve Şiddet Olaylarına ilişkin alt komisyonda konuşmuş ve “Cesedi parçalanmış, gözleri çıkarılmış, kulakları kesilmiş bir evladın babası olarak buradayım’’ sözleriyle yankı uyandırmıştı. Acılı baba dönemin Tunceli Jandarma Alay komutanı ile görüşmesinin ardından kızının ortadan kaybolduğunu ve görüşmede ‘Yeşil’ kod adlı Mahmut Yıldırım’ın da bulunduğunu söylemişti. Murat Aydın / Cnnturk.com ****
Reklam
İşte Dünya'nın Kalp Atışı
Bilim insanlarının, Dünya’nın ‘kalp atışını’ dinlemek için 1990’da başlattığı proje başarıya ulaştı. Almanya’da açılan 9101 metre derinliğindeki teleskop, Dünya’nın en derin noktasındaki sesi kaydetti. Dünya’nın çekirdeğine inecek en derin sondajı yapmak ve gezegenimizin derinliğindeki sesi dinlemek için 20 yılı aşkın bir süredir çalışan bilim insanları, amaçlarına ulaştı. Almanya’nın güneyinde, 300 milyon yıl önce süper kıta Pangea’yı oluşturan iki kara parçasının birleştiği noktada sondaja başlayan araştırmacılar, on yıllar süren çalışma sonunda yerkabuğunu 9101 metre delmeyi başardı. İŞTE O SES Yapılan çalışma, kayaların ısı haritasından, sismik basınca ve kaya katmanlarının yapılarına kadar bilim insanlarına birçok yeni bilgi sundu.Ancak araştırmacıların en çok merak ettiği sorulardan bazıları, en derin noktada nasıl bir ses olduğu, hatta nasıl bir kokuya sahip olduğuydu. Hollandalı sanatçı Lotte Geeven, Almanya Yerbilimi Araştırma Merkezi’ndeki bilim insanlarının yardımıyla gerçekleştirdiği çalışmada, sondaj çalışması sona eren delikteki sesi yakalamayı başardı. DERİNLİKTE YATAN GİZEM Dünya’nın en derin noktasına inme çabası, ilk olarak 1970 yılında Sovyet Rusya’da, Kola Yarımadası’nda başlatılan sondaj çalışmasıyla hayata geçti. Kola Superdeep Borehole adı verilen ve olabildiğince derine inmeye çalışan sondaj projesini temsil eden çalışmada, 12 bin metrenin ötesine geçen Ruslar, 180 dereceye varan sıcaklıklar nedeniyle 15 bin metre hedefine ulaşamadı. Bavyera eyaletinde 1990 yılında başlayan KTB Borehole projesi ise 9101 metrede durdu. Geeven, ses mühendislerinin yardımıyla bu derinlikteki sismik aktiviteyi okumayı başardı ve ‘Dünya’nın kalp atışı’ ilk kez duyurdu. Günümüzde, Katar’dan ABD’ye kadar dünyanın birçok noktasında derinlikleri 9 bin metrenin ötesine geçen sondaj delikleri bulunuyor. Milliyet
Tarihe Damga Vuracak, Sıradışı Yeteneklere Sahip 6 Çocuk
Bazı çocuklar gerçekten sıradışı. Bu sıradışı yetenekler genç yaşta keşfedildiği ve üzerine gidildiği zaman dünyayı değiştirebilecek güce sahipler. İşte hala hayatta olan en sıradışı yeteneklere sahip çocuklardan 7 tanesi.
2013 Yılına Damga Vuran Olaylar
2013'e damga vuran Haziran ayı Taksim Gezi Parkı protestolarının kitleselleştiği, polis şiddeti ve protestoların dozunun arttığı bir ay oldu 2013 yılında Türkiye ve dünyada birçok önemli gelişmeler ve olaylar yaşandı. Türkiye için yıla damgasını vuran gelişme ise Taksim Gezi Parkı olaylarıyla başlayan süreçti. Parktaki ağaçların sökülmesini protesto amacıyla Mayıs ayının son gününde başlayan gösteri yurt geneline yayıldı. Türkiye dışında da ses getiren olaylar, bütün bir yılı etkisi altına aldı. İşte Milliyet'in derlediği 2013 almanağından, Türkiye ve dünyada yılın olayları   Ocak: Ustalara veda Türkiye ocak ayında basın, sanat ve edebiyat dünyasının önemli isimlerini sonsuzluğa uğurladı. Şarkıcı Şenay Yüzbaşıoğlu, edebiyatçı Metin Kaçan, dünyaca ünlü Türk ressam Burhan Doğançay, usta gazeteci Mehmet Ali Birand, 'Deprem dede' lakaplı Prof. Dr. Ahmet Mete Işıkara, yazar İsmet Kür ve sanatçı Ferdi Özbeğen'in ölüm haberleri ocak ayında peş peşe geldi. Yine ocak ayı içinde avukatlar için başörtüsü yasağı kalktı. Çözüm süreci kapsamında BDP Heyeti ilk kez İmralı'da Abdullah Öcalan'la görüştü.  Şubat: Amerikalı Sierra cinayeti Ankara'da ABD Konsolosluğu'ndaki canlı bomba saldırısı Şubat ayına damga vurdu. İstanbul Zeytinburnu'nda bulunan ABD'li Sarai Sierra cinayeti Türkiye gündeminden uzun süre düşmedi. Cumartesi annelerinin simgeleşen ismi Berfo Ana'yı (105) da yine bu ay kaybettik. Ay içerisinde Milliyet'te Namık Durukan imzası ve 'İmralı tutanakları' başlığıyla yayınlanan haber Türkiye'nin gündemini belirledi.  Mart: Öcalan'ın 'çekilin' çağrısı Mart ayına damga vuran en önemli olay Diyarbakır'da yapılan Nevruz Şenliği'nde Abdullah Öcalan'ın mesajının Türkçe ve Kürtçe olarak okunması ve Öcalan'ın PKK'ya yaptığı 'çekilin' çağrısı oldu. Bu çerçevede PKK'nın kaçırdığı 8 kamu görevlisi Kuzey Irak'a giden bir heyet tarafından Türkiye'ye getirildi. Geçirdiği kalp ameliyatının ardından uzun süre yoğun bakımda kalan Müslüm Gürses'in ölümü hayranlarını üzüntüye boğdu. Tiyatrocu Metin Serezli de Mart ayında yaşamını yitirdi.  Nisan: Akil insanlar Nisan ayının birinci gündem maddesi 63 kişilik Akil İnsanlar Heyeti'nin açıklanması ve 9'ar kişilik grupların 7 bölgede ziyaretlere başlaması oldu. İsrail, Mavi Marmara saldırısıyla ilgili Türkiye'den özür diledi ve tazminat görüşmeleri başlatıldı. Susurluk davasından hükümlü eski İçişleri Bakanı Mehmet Ağar, denetimli serbestlik çerçevesinde 1 yıl tutuklu bulunduğu cezaevinden tahliye edildi. Piyanist ve besteci Fazıl Say hakkında dini değerleri aşağıladığı iddiasıyla açılan davada 10 ay hapis ile cezalandırılması kararı çıktı. Hüküm 5 yıllık denetimli serbestlik şartıyla geri bırakıldı.  Mayıs: Reyhanlı ve Gezi Mayısta Türkiye tarihinin en kanlı terör eylemlerinden biri gerçeklişti. Hatay Reyhanlı'da belediye önünde patlatılan bomba yüklü iki araç nedeniyle 52 kişi yaşamını yitirdi. Mayıs ayının son günü ise Taksim Gezi Parkı'nda ağaçların sökülmesini protesto ile başlayan Türkiye geneline yayılan kitlesel olayların fitili ateşlendi. Çevik Kuvvet'in 30 Mayıs'ta Gezi Parkı'nda eylem yapan protestoculara müdahalesiyle başlayan olaylar yaz sonuna kadar sürdü.  Haziran: Gezi Parkı olayları Haziran ayı Taksim Gezi Parkı protestolarının kitleselleştiği, polis şiddeti ve protestoların dozunun arttığı bir ay oldu. Eylemcilerden 27 yaşındaki kaynak işçisi Ethem Sarısülük, Kızılay Güvenpark'taki gösteriler sırasında polisin açtığı ateş sonucu kafasından kurşunla vurularak yaşamını yitirdi. Ataşehir'de ise bir sürücünün otomobiliyle protestocuların arasına dalması sonucu Mehmet Ayvalıtaş yaşamını yitirdi. Eskişehir'de de 19 yaşındaki Ali İsmail Korkmaz, sopalı saldırıya uğradı. Kafasına aldığı darbeler nedeniyle 38 gün komada kaldıktan sonra yaşamını yitiren Korkmaz'ın dövüldüğü ana ilişkin güvenlik kameraları görüntüleri ülke genelinde tepkilerin artmasına neden oldu. Hatay'daki protestolar sırasında da Abdullah Cömert, kafasına aldığı darbe sonucu hayatını kaybetti. Adli Tıp Kurumu, Cömert'in, gaz fişeğinin kafasına isabet etmesi sonucu beyin kanaması nedeniyle hayatını kaybettiğini belirledi. İstanbul 6. İdare Mahkemesi, Taksim Gezi Parkı Koruma ve Güzelleştirme Derneğinin açtığı davada, belediyenin projesinin yürütmesini durdurduğunu açıkladı. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş da Gezi Parkı'nda AVM projesinden vazgeçildiğini ve buraya bir kent müzesi yapılmasının düşünüldüğünü açıkladı. Protestolar devam ederken, Okmeydanı'nda evinden ekmek almaya çıkan 16 yaşındakiBerkin Elvan, gaz bombasının kafasına isabet etmesi sonucu ağır yaralandı. Diyarbakır'ın Lice ilçesinde karakol yapımına tepki gösteren çevre köylerden BDP'li grup ile güvenlik güçleri arasında çıkan arbedede Medeni Yıldırım öldü.  Temmuz: 5. yüz nakli Gezi Parkı eylemlerinin etkisi devam etti, birçok ilde eylemlere katılan kişilerle ilgili kimlik tespitleri ve gözaltılar yapılmaya başlandı. Türkiye'nin 5'inci yüz nakli ameliyatı, Akdeniz Üniversitesi'nde yapıldı. Muğla'da beyin ölümü gerçekleşen Polonyalı turist Andrzej Kucza'nın yüzü ve çenesi, Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. Ömer Özkan başkanlığındaki ekip tarafından, 1 yıldır nakil bekleyen 26 yaşındaki Recep Sert'e nakledildi.  Ağustos: Ergenekon davası Başbakan Erdoğan Başkanlığı'nda toplanan Yüksek Askeri Şura'da, Türk Silahlı Kuvvetlerinin yeni komuta kademesi belirlendi. Öcalan'ın avukatlarının, 'yeniden yargılanma' ve 'cezasının infazının durdurulması' talebiyle yaptıkları başvuru Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi'nce reddedildi. Yıllarca süren Ergenekon davasında karar açıklandı. Genelkurmay Başkanı emekli Orgeneral İlker Başbuğ müebbet hapis cezasına mahkum edilirken CHP milletvekili Mustafa Ali Balbay toplam 34 yıl 8 ay hapis cezasına çarptırıldı. CHP Milletvekili Mehmet Haberal ise cezası açıklandıktan sonra tahliye edildi.  Eylül: Suriye ile helikopter krizi   Eylül ayına damga vuran olay Türkiye'nin sınır ihlali yapan bir Suriye helikopterini düşürmesi oldu. M-17 tipi Suriye helikopteri TSK tarafından düşürüldü. Hükümet Eylül ayı sonunda Demokratikleşme Paketi'ni açıkladı. Bingöl M Tipi Ceza İnfaz Kurumundan aralarında terör örgütü mensuplarının da bulunduğu 18 tutuklu ve hükümlü tünel kazarak firar etti. Firariler ertesi gün kırsalda yakalandı. Alkollü içkilerin 22.00 - 06.00 saatleri arasında perakende satışını yasaklayan düzenleme yürürlüğe girdi. Sinema ve tiyatro sanatçısı Tuncel Kurtiz vefat etti. Kurtiz'in ölümü büyük bir üzüntü yarattı. 'Şu Çılgın Türkler' kitabının yazarı Turgut Özakman da hayatını kaybetti.  Ekim: Maramaray açıldı Ekim ayında kamuda başörtüsü yasağı ve okullarda Andımız uygulaması kalktı. İstanbul'da iki kıtayı denizin altından birleştiren Marmaray projesi 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı'nda açıldı. Kamuoyunu uzun süre meşgul eden Münevver Karabulut cinayetiyle ilgili davada rekor tazminat kararı çıktı. Garipoğlu ailesinin 37 bin 500 lira maddi, 1 milyon 250 bin lira manevi tazminat ödemesine karar verildi. Gölcük'te bayram tatilinde Hatay'a giden annesi tarafından evde bırakılan bebek öldü. Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödülü Ahmet Kaya'ya verildi.  Kasım: Kızlı - Erkekli evlere denetim tartışması   Kamuda başörtüsü yasağının kalkmasıyla AKP milletvekilleri Meclis'e başörtüleriyle geldi. Meclis'te grubu bulunan partilerin kadın milletvekillerinin yaptığı konuşmalar güne damgasını vurdu. Öğrenci evleriyle ilgili 'kızlı - erkekli' tartışması başladı. 10 Kasım'da Anıtkabir'i 1 milyon 89 bin 615 kişi ziyaret etti ve bir rekor kırıldı. Uzun süredir gırtlak kanseriyle mücadele eden gazeteci Savaş Ay ile tiyatrocu Nejat Uygur hayatını kaybetti.  Aralık: Yolsuzluk ve rüşvet operasyonu Aralık ayına 17 Aralık'ta başlayan yolsuzluk ve rüşvet operasyonu damgasını vurdu. Soruşturma kapsamında AKP hükümetinin bakanlarının adı yolsuzluğa karıştı. Eski Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan, eski Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar ve eski İçişleri Bakanı Muammer Güler'in çocukları gözaltına alındı. Gözaltına alınan isimlerden Güler ve Çağlayan'ın oğlu tutuklandı, Bayraktar'ın oğlu serbest bırakıldı. işadamları, bürokratlar ve devlet memurları hakkında da kara para aklama, rüşvet ve altın kaçakçılığı suçlaması getirildi. Soruşturmayla ilintili olarak 3 bakan istifa ederken Bakanlar Kurulu'nda da büyük revizyon gerçekleşti ve 10 yeni isim girdi. CHP Milletvekili Mustafa Balbay tahliye edildi. İzmir'deki askeri tersanede bakımı yapılan römorkör suya indirildiği sırada alabora olarak yan yattı ve 8'i asker 10 personel yaşamını yitirdi.  Sanat dünyasında yaşananlar Picasso'nun 'Le Reve' isimli tablosu 155 milyon dolara satılarak, bugüne kadar ABD'li bir koleksiyonerin satın aldığı en pahalı eser unvanını aldı. Fahrelnissa Zeid'ın 'Atom Patlaması ve Bitkisel Hayat' isimli tablosu 2 milyon 741 bin dolara satıldı. Zeid, Ortadoğu'nun en yüksek fiyatla satılan eserini resmeden kadın sanatçı unvanını kazandı. Dan Brown'ın 'Cehennem'i, ilk haftasında 369 bin kopya satarak bir rekora imza attı. 4 yıl süren protestolara rağmen tarihi Emek Sineması, kamuya ait olmasına rağmen yerine AVM yapılmak için özel inşaat firması Kamer tarafından yıkıldı.  2013'te dünyada yaşananlar   Haiyan Tayfunu: Filipinler'i 8 Kasım'da vuran tayfun 10 bin kişinin ölümüne neden oldu. Bangladeş'te fabrika faciası: Başkent Daka'daki fabrika çöktü, 1100 işçi öldü. NSA sızıntısı: ABD'li Edward Snowden, Amerikan Ulusal Güvenlik Dairesi'nin (NSA) tüm dünyayı gizlice nasıl izlediğini kanıtlayan belgeleri sızdırdı. Mısır'da askeri darbe: Mısır'ın Genelkurmay Başkanı el Sisi komutasındaki Mısır Silahlı Kuvvetleri yönetime müdahale etti. İran'ın nükleer anlaşması: İsviçre'nin Cenevre kentinde İran'la yürütülen nükleer müzakerelerde 24 Kasım'da anlaşma sağlandı. Mavi Marmara için özür: İsrail Başbakanı Netanyahu 22 Mart'ta, Mavi Marmara baskını nedeniyle Türkiye'den özür dilediğini açıkladı. Rusya'ya meteor düştü: Saatte 60 bin kilometre hızla hareket eden meteor Çelyabinsk'te patladı. İngiltere kraliyet bebeği: İngiltere Prensi William ve eşi Düşes Kate'in oğulları George 22 Temmuz'da doğdu. Curiosity Mars'ta su buldu: Mars'a gönderilen keşif robotu Curiosity su izine rastladı. Tarihi değiştiren kemik bulundu: Bilim insanları 400 bin yıllık bir insan iskeletinde DNA buldu. Yapay et: Hollanda'da üretilen yapay et 'tatsız' bulundu. Kansere mucize tedavi: Bilim insanları, kanserle mücadele için 'immünoterapi'yi seçti. Papa istifa etti: Papa 16. Benediktus, ilerleyen yaşını gerekçe göstererek istifa etti. 'Selfie' sözlüğe girdi: 'Telefonla kendi fotoğrafını çekmek' anlamına gelen 'Selfie' kelimesi Oxford sözlüğüne girdi. Rusya'da Greenpeace krizi: Eylül ayında, Kuzey Buz Denizi'nde Rus Gazprom firmasına ait petrol platformunu protesto ettikten sonra tutuklanan Türk aktivist Gizem Akhan ve 29 Greenpeace aktivisti yıla damga vurdu. 63 gün tutuklu kalan Akhan Türkiye'ye döndü. Boston maratonu saldırısı: Saldırıyı Çeçen Çarnayev kardeşler gerçekleştirdi. Pistorius sevgilisini öldürdü: Güney Afrikalı paralimpik atlet Sevgililer Günü'nde sevgilisi Reeva'yı öldürdü. İspanya'da tren kazası: 80 kişinin öldüğü olay ülkede son 40 yıldaki en büyük kaza oldu. Kenya'da AVM baskını: Başkent Nairobi'deki alışveriş merkezinde meydana gelen silahlı saldırıda 67 kişi hayatını kaybetti.  2013'te en çok konuşulan isimler Yıl boyunca dünya çapında en çok konuşulan magazinel isim ABD'li şarkıcı Miley Cyrus oldu. Ilımlı tavırlarıyla birçok farklı dinden insanın sempatisini kazanan Papa Francesco ve İran'ın yeni cumhurbaşkanı Hasan Ruhani en çok konuşulan liderler arasında...  2013'ün en çok ses getiren ünlü isimleri Miley Cyrus: ABD'li şarkıcı Cyrus, yılın en çok konuşulan ismi oldu. Time dergisinin 'Yılın Kişisi' listesinde zirveyi zorlayan Cyrus, MTV Müzik Ödülleri'nde yaptığı dansla tarihe geçti. Papa Francesco: Arjantinli Jorge Bergoglio 13 Mart tarihinde yeni Papa olduğunu ilan etti. Papa Francesco göreve geldiğinden bu yana eşcinsellere ve ateistlere karşı ılımlı yaklaşımıyla takdir topladı. Time dergisi de Papa Francesco'yu yılın kişisi seçti. Malala Yusufzay: Pakistanlı insan hakları aktivisti 16 yaşındaki Malala ülkesindeki kızların okula gitmesi için sürdürdüğü mücadele nedeniyle Taliban tarafından başından vuruldu. İyileşen Malala yıl boyunca yaptığı konuşmalarla kendisinden söz ettirdi. Hasan Ruhani: İran'ın yedinci Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani göreve geldiği 8 Ağustos tarihinden bu yana ılımlı yaklaşımlarıyla konuşuluyor. Ruhani, ABD Başkanı Barack Obama ile de telefonda konuştu. Jennifer Lawrence: ABD'li aktris Lawrence Hollywood'a farklı bir ses getirmesiyle konuşuldu. Lawrence, 'Silver Linings Playbook' (Umut Işığım) filmiyle En İyi Kadın Oyuncu Oscar'ını kazandı.  2013'te hayata veda eden dünyaca ünlü isimler 2013 yılında birbirinden önemli isimler birer birer yaşama veda etti. Güney Afrika'nın efsanevi lideri Nelson Mandela ve Venezuela Devlet Başkanı Hugo Chavez bunlardan sadece ikisi... Nelson Mandela: Güney Afrika'da Apartheid rejimine son veren ülkenin ilk siyasi lideri, 5 Aralık'ta 95 yaşında öldü. Hugo Chavez: Venezuela Devlet Başkanı 5 Mart'ta kansere yenik düştü. Chavez, 58 yaşındaydı. Margaret Thatcher: İngiltere tarihinin tek kadın başbakanı Margaret Thatcher 8 Nisan tarihinde 87 yaşındayken meydana gelen felç sonrasında hayata veda etti. James Gandolfini: 'Sopranos' dizisi ile yıldızlaşan Amerikalı aktör, 19 Haziran'da Roma tatili sırasında hayatını kaybetti. Kalp krizi geçiren aktör 51 yaşındaydı. Doris Lessing: 2007'de Nobel Ödülü alan İngiliz yazar, 17 Kasım'da 94 yaşında hayatını kaybetti. Paul Walker: 30 Kasım'da 'Hızlı ve Öfkeli' filminin yıldızı, 40 yaşında araba kazası sonucu öldü. Mikhail Kalaşnikof: Rus silah tasarımcısı 94 yaşında hayatını kaybetti. T24
Reklam