Sanatçılar, Ünlü Ressamların Tablolarını Canlandırdı
Türkiye’den 56 sanatçının 42 ünlü ressamın eserini canlandırdığı ‘Sanat Objesi Olarak Sanatçı’ sergisi, 17 Ocak Cuma günü CKM Sanat Galerisi’nde ziyarete açılıyor. Katılımcılar, Türk Eğitim Vakfı’na (TEV) bağış yaparak sergide yer alan fotoğraflara sahip olabilecekler. Türkiye’den 56 sanatçının gönüllü olarak yer aldığı ‘Sanat Objesi Olarak Sanatçı’ sergisi, bugün Pera Palas’ta yapılacak açılışın ardından, 17 Ocak Cuma günü Kadıköy Belediyesi Caddebostan Kültür Merkezi (CKM) Sanat Galerisi’nde ziyarete açılacak. Sergide ünlü sanatçıların 42 ünlü ressamın eserini canlandırdığı pozları yer alıyor. Küratör Nilgün Yüksel ve fotoğraf sanatçısı Niko Guido’nun, Yapı Kredi Private Banking sponsorluğunda hazırladıkları proje, sanat dalında öğrencilerin eğitim almasına aracı olacak. Katılımcılar, Türk Eğitim Vakfı’na (TEV) bağış yaparak sergide yer alan fotoğraflara sahip olabilecek. Hürriyet
Dünya Avrupada'ki Türkün Bu İcadını Konuşacak
Avrupa’da yaşayan ve isminin açıklanmasını istemeyen bir Türk Vatandaşı « Yakıt olmadan çalışan araç icat etti » Evet yanlış duymadınız icat ettiği araçta hiç bir yakıt kullanılmıyor. Ne benzin, ne motorin nede farklı bir yakıt. Şimdi sıkı durun araç tekerlek kullanmadan gidiyor. İşte araç hakkındaki inanılmaz detaylar. Bilim kurgu filmlerinde şahit olduğunuz araçlardan birini bir türk icat etti ve bunu yıllarca sır gibi sakladı, taki bugüne kadar kendisi ile röportaj yapma imkanı bulan Post Gazetesi Yazarına öyle açıklamalarda bulunuyor ki duyduklarınıza inanamayacaksınız. Merhaba, öncelikle bu görüşmeyi kabul ettiğiniz için teşekkür ediyorum, bana biraz bahseder misiniz nedir bu « Yakıtsız Araç » projesi? Aslında bu proje yaklaşık olarak 6 yıl önce hazırlanmıştı, ancak o zamanlar tecrübesiz ve yetersizdim bunları konuşmak ve paylaşmak için yeterince cesaretim yoktu, geçen zaman içerisinde teknolojiyi takip ederek projeyi daha da ileri seviyelere ulaştırmayı ve geliştirmeyi düşündüm. Belli bir noktaya ulaştığında ise neler yapılabileceği konusunda çeşitli endişelere kapıldım, bu nedenle projeden kimseye bahsetmedim. Ülkemizde insanları korumak oldukça zor, size kim bu konuda güvence verebilir ki? Size bir şey olmayacağına dair kim koruma sağlayabilir? Yaşanan bir çok şeyi görüyor, izliyor ve bu durumlardan endişe duyuyoruz. Ancak tanıdığım ilk andan bu yana güvendiğim bir kişi var ki ; o kişi şu anda ülkemi yönetiyor. Yanlız ona güvenebilir ve bu konuyu yanlız onunla konuşabilirim diye düşünerek bu röportaj sonrasında kendisine ulaşabileceğime inanarak yayına alınmasını istedim. Tahmin ettiğimiz kişiden mi bahsediyorsunuz, Sayın Başbakanımız Recep Tayyip Erdoğan doğru mu anladım? Evet, Sayın Başbakanımız Recep Tayyip Erdoğan’dan bahsediyorum. Türkiye’de güvendiğim en değerli şahsiyet kendisidir. Ne kurmayları nede çevresinde bulunan hiç kimse bu sözüme alınmasın, asla ama asla kendilerine güvenmediğimi ya da kendilerinin bu bilgiyi taşıyabileceklerini düşünmediğim için değil sadece Başbakanımız Recep tayyip Erdoğan’a herkes den daha fazla güvendiğim için bu projeyi yalnızca Başbakanımız’a kendi ellerimle teslim edeceğim. Peki inanılması güç bir şeyden bahsediyorsunuz, bize biraz bahseder misiniz araç nasıl çalışıyor, ne şekilde hareket ediyor ya da yakıt ihtiyacını nasıl karşılıyor. Aslında bu konuları detaylı şekilde açıklamam mümkün değil, dediğim gibi bu konuları yanlızca Başbakanımız bulunduğum şehre geldiğinde ve benimle görüştüğünde kendisine açıklayabileceğim konular. Ancak size bazı detaylar verebilirim. 1. Aşamada : Araçta herhangi bir yakıt bulunmuyor, motor tamamen akümülatörden aldığı elektrik vasıtası ile çalışıyor ancak motorun amacı kesinlikle aracın tekerleklerini çalıştırmak değil. Amacı çok farklı. Bu arada elektrik üretimine yardımcı olması için dinamo ve bazı yükseltme gücüne sahip prensipleri de harekete geçiriyor özel bir yakıt hücresi gibi de düşünebiliriz ancak kesinlikle içerisinde benzin, motorin yada farklı bir yaıt bulunmuyor. 2. Aşamada : Araç yerde değil kendine ait daha önceden hazırlanmış olan bir yolda ilerliyor bu yolun bazı özellikleri bulunuyor. Bunun yanı sıra araç yerden 1,618 cm yüksekte gidiyor yani havada. Ve herhangi bir dayanağı ya da tutacağı bulunmuyor. 3. Aşamada : Aracın iç yapısı tamamen bilgisayar sistemlerine sahip ve yeni teknolojiler ile donatılmş şekilde hareket ediyor, ancak bilgisayar donanımı kesinlikle aracın otomatik kullanılması gibi bir noktaya bağlı değil. Yani dışardan bir müdahale olsa dahi araç el ile kumanda ediliyor, herhangi bir şekilde donanımına ya da iç aksamlarından herhangi bir noktaya müdahale söz konusu değil. 4. Aşamada : İşlem hacmi ve hızı aracın tepkileri önceden sezebilme özelliği bulunuyor bu aracın sizin yapmış olduğunuz manevraları hafızasına alarak tekrarlayan süreç içerisinde hangi manevraları yapacağınızı önceden tahmin ediyor. Anlık hareketlerinizi öğrenme yeteneğine sahip. Tıpkı bir işlemcinin klavye dokunuşu sırasında gösterdiği hız gibi tepkilere yanıt verebiliyor. 5. Aşamada : Güvenlik kısmında ise, aracın kesinlikle bir diğer araca çarpması söz konusu değil, araç güzergah dışına çıkamıyor aynı zamanda kontrol mekanizması karşısında giden bir araca çarpmasına engel olacak şekilde tasarlanmış durumda. Herhangi bir şekilde uyudunuz ya da kalp krizi geçirdiniz. Direksiyon da bulunan nabız ölçer ile ani değişiklikleri acil servise bildirerek yol güzergahı üzerindeki « Sağlık Kontrol » merkezlerine kilitlenerek aracı sizin yerinize oraya götürüyor. Nabız değişikliklerinden kalp ritmizine, ses tonunuza kadar bir çok şeyi algılama ve anlama yeteneğine sahip şekilde geliştirilecek bu aracın ciddi bir donanımı bulunuyor. 6. Aşamada : Otokontrol , araçta daha önceden belirlenmiş olan güzergaha otomatik kontrol sistemi ile gidebiliyorsunuz. Bu, adresi veri tabanına daha önceden girilmiş mekanlar aracın ön camında size sunuluyor, direksiyonda bulunan hareket kabiliyeti olan bir modül ile gideceğiniz yer, gazetelerinizi, internet aramalarınızı, telefonunuzu, görüntülü görüşmelerinizi ve bir bilgisayarda yapılabilecek herşeyi yapabiliyorsunuz. Peki bu aracın bir videosu yada bir fotoğrafını görebilir miyiz ? Neyazıkki hayır, bilgiler çok güvenli şekilde korunuyor, nedeni ise günümüzde öyle teknolojler var ki bu aracın kopyası bir kaç saat içerisinde yapılabilir durumda. 3 boyutlu lazer yazıcılar vasıtası ile elde edeceğiniz bir veriyi çıkarmanız sadece saatler alır, şu anda günümüzde çok çeşitli amaçlar için kullanılan bu yazıcılar araç prototiplerini yüksek maliyet gerektirmeden çıkarılmasına kadar bir çok konuda kullanılıyor. Henüz patenti alınmamış bir çok aksamı bulunuyor bu nedenle önce patentlerin alınması gerekiyor. Sonrasında bu projenin tüm detayları paylaşılacak. Elinizde başka projeler var mı ? Bu güne dek sadece bu proje üzerinde mi çalıştınız ? Elbette va, elimde bir çok proje bulunuyor ülkemin geleceği için çalıştım ve kendi imkanlarımı projeleri en iyi seviyeye ulaştırmak için sarf ettim. Benim arkamda hiç bir insan gücü bulunmuyor, elimde ve kalbimde bulunan inancım Allah’ın varlığı, benim için en büyük güç kaynağı. Allah bu gibi projeleri her kula nasip etmez, Allah kimseye taşıyamayacağı yükü yüklemez ve istediğine verir, sanırım bu bağlamda Allah’ın bu bilgiyi verdiği kul olmak bile büyük bir lütuf. Bu sebepten ötürü hem projeme olan inancım hem de Allah’a olan inancım sizin gibi değerli insanları vesile kılarak ülkeme bu gün bunu açıklamama yardımcı oldu. Bunun için çok teşekkür ediyorum. İsmimi neden vermek istemediğimi sanrım bu durumda açıklamam gerekiyor. Bir çok petrol şirketini, hatta petrolün değerini bile düşürebilecek uzun vadeli bir çalışma ancak can güvenliği olmayan bir çalışma bu ve ne olursa olsun kimse tarafından korunamazsınız. Bizler sadece basit insanlarız, dünyanın insafına kalmış kum taneleriyiz. Bu nedenle endişelerim bulunduğu için ismimin açıklanmasını kesinlikle istemiyorum. Ancak devletimiz böyle bir sorumluluğu alabilir ve korkmadan bu başarıyı göğüsleyebilir. Tek başıma bunu yapmam mümkün değil . Son olarak okurlarımıza söylemek istediğiniz bir şey var mı ? Evet, her türk vatandaşının potansiyel bir mucit olduğunu hepimiz biliyoruz, eline imkan verilmesi halinde bir tenekeden bile bir çok şey icat edebilir. Ülkemiz içerisinde tüm kurum ve kuruluşların yatırımlarını doğru şekilde yapmak için guruplar kurduğunu, bazı devlet kurumları oluşturduğunu görüyorum. Ancak üzülerek söylemem gerekiyor ki ; herşey de olduğu gibi bunda da ciddi çıkar oluşumları söz konusu. Ülkemizde atılan her adımda bir yerlerde tanıdığınız ve bir yerlerde yüksek mevkide dostlarınız olması gerekiyor. Kimse bu işi doğru yapmak için ve tarafsız yapmak için orda olduğunu bilmiyor ya da projelere bu şekilde bakmıyor. Bu senin işin, bu işi ömür boyu sana vermediler, bu koltuğu bu görevi ömür boyu sen idare etmeyceksin. Olabildiğince menfaat ve çıkar sağla diye orada oturmuyorsun demiyor kimse, bunu söyleme cesareti bile yok kimsenin. Bir vergi dairesinde bulunan veznedarın görevi gelen faturayı alıp ödemeyi kabul etmek ise, aynı yerdeki Müdür’ün görevi bu işleri doğru idare etmektir. Lakin ülkemizde bu sistem de bir yanlışlık var. Ciddi bir disiplin eksikliği ve çıkar ilişkisi var. Bunun kat-i suretle düzelmesi gerekiyor. Bir personelin disiplinsiz hareketi ona verilen rahatlık ile alakalıdır. Ülkemiz içerisinde çok ciddi oyunlar oynanıyor, gelişmekte olduğumuzu gören ülkeler içeride ve dışarıda bizi bir şekilde yıpratmak istiyorlar. Ülkemiz hiç olmadığı kadar güçlü ve hiç olmadığı kadar istikrarlı bir şekilde ilerleme kaydediyor. Ancak idarenin her bir mekanizmasına işlemiş kişi, kurum ve kuruluşlar’ın teker teker tespit edilip temizlenmesi şart. Ülkemiz içerisinde gerçekten güzel çalışmalar mevcut ancak ne yazıkki bu çalışmalar gün ışığına çıkamıyor. İdare mekanizmasındaki bazı odaklar nedeni ile girişimcilerin ve gelişimin önü kesiliyor. Bunu birebir yaşıyan biri olarak konuşuyorum. Röportaj için teşekkür ediyorum ve buradan her Türk Vatandaşına bir şey söylemek istiyorum. Her ne pahasına olursa olsun, para, pul, mal, mülk ne olursa olsun açlıktan öleceğini bilsen dahi ülkenin içerisinde karışıklığa izin verme, ülkeni satma, ülkenin insanını rencide etme, insanı insana kırdırmak yalnızca şeytanın işidir. Bu oyuna gelmeyelim. Ülkemizin hiç olmadığı kadar bizlere ihtiyacı var, dış güçlere ve odaklara köle olmayın onları aranızdan uzaklaştırın. Genç ve tecrübesiz olmanızdan faydalanmalarına izin vermeyin. Nasıl görmek istiyorsanız o şekilde bir ülke bırakın. Unutmayın « Başka Türkiye Yok ».
Reklam
Hayvanlı selfie fotoğraf dönemi: #Felfies
Son günlerde bir selfie fotoğraf çılgınlığıdır gidiyor. Telefonlarının ön kameralarını kullanmayı seven milyonlarca kişi, her gün selfie fotoğraflar çekiyor ve bunları Facebook, Twitter, Instagram gibi mecralar başta olmak üzere birçok farklı platformda paylaşıyor. Bu akım, telefon ve tablet üreticilerini de cihazlara yerleştirilen ön kameraların daha iyi olması konusunda teşvik ediyor. Peki selfie akımına ne gibi farklılıklar getirilebilir? Mashable'da bazı örnekler mevcut.Mesela sevimli hayvanlarla birlikte fotoğraf çekilerek ortaya ilginç, ama sevimli görüntüler çıkabiliyor. #Felfies denen bu yeni fotoğraf akımıyla ilgili birkaç örneği sizlere sunmamız gerekirse...
Reklam
Kim bu Haşhaşiler?
Başbakan Erdoğan'ın parti grup toplantısında konuşmasında Cemaat yapılanmasını Haşhaşiler'e benzetti. Peki kim bu Haşhaşiler? Haşhaşinler veya Haşhaşin Tarikatı 1090 yılının Eylül ayında İsmaili din adamı Hasan Sabbah tarafından kurulmuş bir dini tarikat ve siyasi bir örgüttür. Tarikat 11.yy'da İsmaililik mezhebi esaslarına dayanan Fatımiler devleti içindeki dinsel bir hizipleşme sonucu ortaya çıkmıştır. Bu hizipleşme sonucu ortaya çıkan iki koldan biri olan Nizarilik kolunun temsilcisi olan Haşhaşin Tarikatı önce İran sonra da Suriye'ye yayılmıştır. Kuşatılması ve ele geçirilmesi güç kaleler temelinde örgütlenmiş olan Haşhaşin Tarikatı önemli kişilere yönelik suikastlere dayanan etkili bir askeri strateji geliştirerek Orta Çağ İslam dünyasında çok önemli ve farklı bir güç olarak ortaya çıkmıştır. Haşhaşin Tarikatı ideolojik açıdan dönemin Sünni siyasi ve dini çevrelerini düşman olarak görmüşlerdir. Özel olarak da Abbasi Halifeliği ve onun koruyucusu olan Büyük Selçuklu Devleti esas düşmanları olmuşlardır. Bununla birlikte Haşhaşinlerin Haçlıları ve Moğolları hedef alan bazı saldırıları da olmuştur. Tarihçe İslam'daki ilk kırılma peygamber Hz. Muhammed'in vefatından sonra gerçekleşmiştir. Hz. Muhammed'den sonra dini ve siyasi liderin kim olacağı hakkındaki tartışmalar ve gerilimler Şia ve Sünni mezheplerini ortaya çıkarmıştır. Sünnilik, Arap aristokrasisi temelli iktidarın, Şia ise Arap olmayan muhalif müslüman kesimin temsilcisi olmuştur. Böylece Şia'nın dini akideleri Arap olmayan milletlerin eski dinlerinden etkilenmiştir.Şia mezhebi 765 yılında altıncı imam Cafer es-Sadık'ın ölümü sonrası yeni imamın belirlenmesinde iki kola ayrılmıştır. Ilımlı gruplar Cafer'in küçük oğlu Musa Kazım'ı yedinci imam olarak tanımışlardır. Bu grup günümüzün On iki İmam Şiası'dır. Aşırılıkçı uç gruplar ise Cafer'in büyük oğlu İsmail'i yedinci imam olarak tanımışlardır. Bu grup ise İsmaililik olarak adlandırılır. İslam içindeki en uç ve farklı mezhep olan İsmaililik Neo-Platoncu felsefeden etkilenen, ezoterik bir mezheptir. Öğreti açısından İslam'daki en zengin, sistematik ve felsefi mezhep olarak görülür. İsmaililer ilk büyük başarılarını Fatımiler adlı Kuzey Afrika, Sicilya, Hicaz, Mısır'ı kontrol altında tutan bir imparatorluk kurarak kazanmışlardır. Burada Kahire adlı yeni bir şehir kuran İsmaililer El-Ezher Medresesi'ni kurup burayı dini öğretilerinin ve misyonerlik faaliyetlerinin merkezi haline getirmişlerdir. Fatımilerin sekizinci halifesi El-Mustansır'ın ölümünden sonra ortaya çıkan yeni halife tartışmaları neticesinde İsmaililer iki kola ayrılmış, Fatımileri yöneten askeri diktatörlük halifenin küçük oğlu el Mustali'yi, Doğu İsmailileri ve Fatımiler'deki dini hiyerarşi ise halifenin büyük oğlu Nizar'ı halife olarak tanımışlardır. Mustali kolu Fatımiler çöktükten sonra ortadan kalkmıştır. Nizariler ise İsmaililiğin esas kolu olarak Haşhaşinler aracılığıyla devam etmiştir. Haşhaşinlerin tarihi Alamut Kalesi'nin alınmasıyla başlar. Hasan Sabbah uzun süren misyonerlik ve insan kazanma faaliyetleri sırasında Selçuklularla mücadele etmek için rahat edebileceği ulaşılmaz bir yer aramış, Deylem'de yaptığı faaliyetler sırasında Alamut Kalesi'nde karar kılmıştır. Büyük ve yüksek bir kayalık tepe üzerine inşa edilmiş olan bu kaleye sadece dar bir patikadan ulaşılmaktaydı. Hasan Sabbah'ın buraya vardığı sırada kale onu Selçuklu sultanından almış olan Alevi Mehdi adındaki bir hükümdarın elindeydi. Önce bölgeye dailerini yollayan Hasan, bölge halkını ve Alamut'ta yaşayanları kendi tarafına çekmiştir. Hasan Sabbah bu olayları şöyle anlatmaktadır:' Ve sonra Kazvin'den Alamut'a bir dai gönderdim. Alamut insanlarından bazıları dainin telkinlerine uyup mezhep değiştirdiler ve Alevileri de buna teşvik ettiler. Dai yenilgiye uğramış gibi göründü, ancak bir yolunu bulup dönmelerin tümünü kale dışına çıkardı ve bütün kapıları kapatarak kalenin sultanın malı olduğunu ilan etti. Uzun münakaşalardan sonra onları yeniden içeri aldı ve insanlar da daha kötüsüyle karşılaşmamak için onun himayesi altına girdiler. ' Bundan sonra 4 Eylül 1090 günü gizlice kaleye alınmış, kalenin önceki sahibi elinden bir şey gelmediği için kaleyi terk etmiştir. İranlı tarihçilere göre Hasan Sabbah, Mehdi'ye üç bin altın dinar değerinde bir senet vermiştir. Böylece Hasan Sabbah ve Haşhaşinler örgütlerini resmen kurmuş ve faaliyetlerine başlamışlardır. Haşhaşiler Orta Çağ İslam dünyasında çok önemli rol oynamışlardır. Büyük Selçuklu Devleti'nin en parlak döneminde düşüşe geçmesine ve Sencer, Berkyaruk, Muhammed Tapar arasındaki taht kavgalarına önemli etkide bulunmuşlardır. Bu süreçte bazı Selçuklu sultanlarıyla müttefik olan Haşhaşiler çoğuyla da mücadele içinde olmuşlardır. Selçukluların dağılmasından sonra da etkisini sürdüren İran Haşhaşileri Moğolların İran'ı ve Bağdat'ı ele geçirmesine kadar ayakta kalmış, sonrasında ise son liderleri Rükneddin'in Hülagü'nün isteklerine uymasıyla tüm kaleler boşaltılmış (1256 Alamut, 1258 Lemeser, 1270 Girdkuh) ve Moğollar başta Alamut olmak üzere tüm kaleleri yakıp yıkmışlardır. Suriye Haşhaşileri Haçlı Seferleri sırasında siyasal olaylarda önemli bir rol oynamışlardır. Râşidüddin Sinan el-İsmâili döneminde siyasal ve öğretisel olarak en parlak dönemlerini yaşamışlardır. 1273 yılında ise kalelerini Baybars'a teslim etmişlerdir. Hasan Sabbah'ın kurduğu Haşhaşin Tarikatı sıkı bir hiyerarşi ve katı kurallara dayanmaktadır. Tarikat kendi örgütlenmesini da've (Farsça davet) olarak adlandırmıştır. Tarikatın temsicileri 'davetçiler' anlamındaki dai lerdir. Dailerin en alt kademesinde 'davete cevap veren' anlamına gelen müstecip ler, en üst kademede ise 'delil' manasına gelen hücce yani baş dai yer almaktadır. Cezire , dainin faaliyet gösterdiği bölgedir. İsmaililer de diğer mezhepler gibi dini liderlerine şeyh, pir, ata gibi ünvanlarla hitap eder. Tarikat mensuplarının birbirleri için kullandıkları terim ise 'yoldaş' anlamına gelen refik tir. Sıklıkla 'fedai' olarak bilinen suikastçiler ise tarikat tarafından esasiyun olarak adlandırılmıştır. Hasan Sabbah Kimdir?- Vikipedi Alamut - Vikipedi Kaynak: Vikipedi
Adele Rekora Doymuyor!
Piyasaya çıkmasının üzerinden neredeyse üç yıl geçmesine rağmen, Adele’nin 21 isimli albümü satış rekorları kırmaya devam ediyor. Raflarda yerini almasıyla birlikte, iki sene üst üste tüm dünya genelinde en çok satılan albüm unvanını alan '21', 2012 yılında Michael Jackson'ın Thriller albümünü geride bırakarak tüm zamanların en çok satan beş albümü arasına girmişti. Başarıya doymayan albüm şimdi de, dijital ortamda 3 milyonun üzerinde satışa ulaşarak yeni bir rekora imza attı. Milliyet Sanat
Reklam
Hayal, Merak, Düşünceler
Hayal, Merak, Düşünceler ‘Hayat zorsa, ona inan ben daha zorum.’‘İnsan istemediği sürece asla yeteneği yoktur.’Yıllar önce izlediğim bir dizide bir şarkı söyleniyordu. O şarkı nedense beni duygusal olarak etkilerdi. ‘Oysa bir umutlu insanı yaşatan’ sözleriyle başlıyordu. Umut denince aklıma nedense hep o şarkı geliyor.   Umut aslında hep vardır. Hep içindeydi yaşantıların, hiç yok olmadı.  Yaşantımızda hayal, merak ve düşünceler vardır. Yaşam var oldukça bu üçü her zaman bizimle olacaktır. Hayal, merak ve düşünceler insana yön veren etmenlerden bazılarıdır. Yeter ki kullanmasını bilelim.  Hiçbir zaman bunlardan uzak durmayalım. Hayata olumlu yönden bakıp, düşüncelerimizi olumlu yapalım. Ama bazen ne istediğimizi bilemiyoruz. Günler hep aynı, monoton bir yaşam sürdürüyoruz. Durum böyle olunca sıkıntılar ortaya çıkıyor. Bu durumda insanı yaşatan nedense hep mutluluklardır.Umut aslında insanı ayakta tutan yaşama sevinci veren bir kıvılcımdır. Umut ışığını yitiren yaşamda bir tat almaz. Kap karanlık bir odada küçücük bir ışık ortama nasıl bir enerji getiriyorsa umutta insan için bir çıkıştır.  Işığın yandığı yerde umut yeşerir. Aslında bütün mesele olmak yada olmamaktır.Bilim ve teknolojinin gelişmesinin birinci aşaması hayallerdir. Hayal eden insan üretkendir. Hayaller insanda umudu tetikler.Tüm tasarımlar hayalle başlar.  İnsanlar düşüncelerini hayallere aktarır. Bazen bir rüyada bazen bir düşte...  Düşünce zihinde gerçeklesen anlık iletimlerdir.  Düşünceler genelde bir soruna çözüm olur. Eğer düşüncelerimizi bir kâğıda veya projeye aktaramazsak yok olup giderler.  İnsanlar bir ürünü tasarlarken ilk önce hayal eder. Devamında düşünceyi kâğıda aktarıp çizim yapar daha sonra tasarlar.Merak öğrenmenin bir adımıdır. İnsanlar bir konuyu merak eder ve daha sonra öğrenir. Sorunlara çözüm ya ihtiyaçtan ya da meraktan ortaya çıkar. Meraklarımız bize yol gösterir. Öğrenilmek istenilen ne varsa eğer iyiyse hayatı olumlu yönünde etkiler. Kişinin kendine geliştirmesine yardımcı olur. Düşünce genelde aklımıza gelen fikirlerdir.  Fikirlerimize sahip çıkıp yaşantımıza uygularsak geleceğe bırakacağımız bir eserimiz olur.Mademki bu dünyaya geldik bari arkanızda bıraktığız bir eserimiz olsun. Hayal merak ve düşünceler insan var olduğu sürece he zihinlerde yerini alacaktır. Hatta olara sahip çıkıp yaşantımızı uygularsak neden istediklerimiz gerçekleşmesin? Hayal dünyamızı kapılarını sonuna kadar açıp istediğimiz gibi düşünüp hayal kurabilirsiniz? Hayal kurmak için istediğiniz kadar malzemeden çalabilirsiniz!Meraklar öğrenme yeteneğimizi geliştirip düşüncelerimiz hayatta bir adım önde olmanıza vesile olur. Şimdi sizlere hayal meral ve düşüncelerinizle baş başa bırakıyorum hadi ne düşünüyorsunuz! Hayal et, tasarla, uygula. Hayallerinizin peşinden koşun!Yahya KARAKURT / Teknoloji ve Tasarım Öğretmeni
Reklam
'Kediler İnsanları Dev Bir Kedi Zannediyor'
İngiliz bir bilim insanı, kedilerin sahiplerini ‘daha büyük bir kedi olarak gördüğünü’ öne sürdü. On yıllar süren araştırmalarını bir kitapta toplayan biyolog, köpeklerin aksine kedilerin aslında fazlasıyla vahşi olduğunu savundu.Eğer bir kediniz varsa büyük olasılıkla onunla halı üzerinde yuvarlanmıyor ve temizlemek için yalamıyorsunuz. Ancak İngiliz biyolog Dr. John Bradshaw, kedilerin yine de sahiplerini bizim sandığımızdan farklı gördüğünü öne sürdü. Bradshaw’a göre, kedileri insanları ‘daha büyük bir kedi olarak’ tanımlıyor. Evcilleşmiş kedilerin davranışlarını 30 yıldan uzun bir süredir inceleyen Bradshaw, kedilerin insanların yanında sergiledikleri davranışlar için alışagelmişin dışında açıklamalar sundu. Çalışmalarını ‘Cat Sense’ adlı kitapta toplayan Bradshaw, şirin görünmenin dışında neredeyse bir fonksiyonları bulunmayan kedilerin köpeklere nazaran çok daha az evcilleştiğini söyledi. ANNESİNİN KARNI ZANNEDİYOR İngiliz araştırmacı, kedilerin yüzde 85’inin evcil olmayan kedilerle çiftleştiğine dikkat çekerek, kedilerin insan yanında sergiledikleri davranışların öğrenilmiş olmaktan çok, içgüdüden geldiğini belirtti. Bradshaw’a göre, kediler bir yorganı, kanepeyi veya sahibinin el veya kollarını sıkarmış gibi yoğurmaya başladığı zaman, aslında annesinden daha fazla süt istediğini belirtiyor. Kedilerin bacak veya kollarımıza sürtünmesi ise aslında insanlara bir diğer kediye gösterecekleri davranışla yaklaşmalarını temsil ediyor. Kedilerin öldürdükleri fareleri ortalıkta bırakması da marifetlerini göstermeyi amaçlamıyor. Avlarını yemek için güvenli bir ortam isteyen kediler, aslında fareyi ısırdıklarında, büyük kedilerin, yani insanların verdiği yemeğin daha iyi olduğunu fark ediyor. Nankörlükleriyle ünlü kedilerin umursamaz tavırları göz önüne alındığında, Bradshaw’ın düşünceleri destek buluyor.Kaynak: Objektif Haber
Ahmet Ümit ile Agatha Christie Yan Yana
Polisiye roman türünün ustası Ahmet Ümit’in ismi, Pera Palace’ın 410 numaralı odasına verildi. Greta Garbo, Ernest Hemingway, Agatha Christie gibi dünyaca ünlü konuklarının isimlerini odalarında ölümsüzleştiren Pera Palace Hotel Jumeirah tarihinde ilk kez, yaşayan bir Türk yazarın ismini bir odaya verdi. Üstelik Agatha Christie’nin 411 numaralı odası ile yan yana… Sabitfikir'in haberine göre Pera Palace Hotel Genel Müdürü Pınar Kartal Timer, konuya ilişkin şunları söyledi: 'Tarihi önemi, köklü geçmişiyle, İstanbul’un sosyo kültürel yaşamına önemli katkılar sağlayan, her dönemin zamansız hoteli Pera Palace, bu bilinç doğrultusunda, kültür-sanat hayatımızın önemli temsilcilerini hatırlamak, hatırlatmak ve bir anlamda ölümsüzleştirmeyi misyon edindi. Bunun ilk adımı, değerli yazarımız Ahmet Ümit’in adının 410 numaralı odaya verilmesidir. Ayrıca bu çalışmayla yabancı misafirlerimize, sanatçılarımızın tanıtımı açısından bir fırsat sağlıyoruz. Bundan dolayı da hem mutlu hem de gururluyuz.'Sabitfikir
Reklam
Mutlaka Görülmesi Gereken 16 Festival
Albuquerque Geleneksel Balon Festivali, Albuquerque Sıcak hava balonlarının bir araya geldiği dünyanın en büyük balon festivali olma özelliğine sahip olan Albuquerque balon festivali genellikle Ekim aylarında düzenleniyor.
RTÜK'ün Ceza Verdiği 'Duygusuz Seks' Ne Kadar Mümkün?
İnsan ruh sağlığı açısından birine bağlanabilme kabiliyetimiz üzerinde çok çalışılmış konulardan biridir.Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK), ‘Arkadaştan Öte’ adlı filmin TV tanıtımlarında kullanılan “Benden seksten başka bir şey istemeyeceğine yemin eder misin?” cümlesini çocuk ve gençlerin ahlakını bozucu olarak değerlendirdi. Böylece seks eylemi bir kez daha kirletici ve insan ahlakını bozucu bir yakınlaşma olarak tescillenmiş oldu. Peki, insan beyni açısından bakarsak içinde duygu barındırmayan bir seks yaşantısı ne kadar mümkün? İnsanlar için cinsel yakınlık anlık ya da mevsimsel bir aktivite değil. 'Libido' adını verdiğimiz cinsel olarak uyarılmışlık enerjisi ile yakınlık arayışı neredeyse gündelik yaşamın bir parçası. İster evrim diyelim, ister yaratılış, görünen o ki cinsellik hem bir başkası ile yakınlaşabilme, hem de bir bağlanabilme deneyimi. Çünkü kişi için akılda kalıcı bir haz deneyimine neden olan cinsel yakınlıklar bağlanma eğilimlerini tetikliyor. İnsan ruh sağlığı açısından birine bağlanabilme kabiliyetimiz üzerinde çok çalışılmış konulardan biridir. Dünyaya yeni gelen bir bebek anneye bağlanabilme kabiliyeti ile doğar. Arno Gruen, doğumdan hemen sonra annenin karnına yüz üstü bırakılan bir bebeğin, ilk beş dakika içinde kollarından aldığı destekle kafasını kaldırıp anne ile göz göze gelme eğiliminde olduğunu söyler. İlk beş dakika içinde kurulan bu ilk temas bebeğin sakinleşebilmesi için çok hayati görünmektedir. Bebek 72 saat sonra artık anneyi tanımış olacaktır, onu diğer kişilerden ayırabilir, onu görünce ya da dokununca sevindiğini gösteren tepkiler verir. İlk temel bağlanma sistemleri, bu temas yaşantıları sırasında oluşacak ve devamında kazanılan deneyimlerin toplam bilgisi, anne dışındaki kişilerle ilişki kurarken kullanılacaktır. Temas ve bağlanmayı bu kadar önemli kılan salgıladığımız hormonlar. Bu hormonlardan bir tanesi; sarılma, şefkat ve bağlılık hormonu olarak bilinen oksitosin. Kadınlarda çok kolaylıkla salgılanan bu hormonun bedendeki önemli etkilerinden biri döllenme ve doğum sırasında rahim yolundaki kasılmalara sebep olması. Böylelikle spermler, asidik ortamı nedeniyle daha kolay öldükleri rahim yolundan alkali bir ortam olan rahme daha hızlı geçebilirler. Oksitosin doğum sırasında da rahmin kasılmasını sağlar. Ve sonunda da anneden süt gelmesine neden olur. Bebeğin süt emerken meme ucunu vakumlaması da bu hormonu tetikler ve bu kez de süt kanalları kasılarak sütün bebeğe ulaşmasını sağlar. Biri ile sarılmak, okşanmak oksitosinin üretilmesini sağladığı için anne tarafından sık sık kucaklanan ve okşanan bebek, dünyaya gelirken en güçlü duyu organı olan teni sayesinde hissettiği duygular aracılığı ile bu hormonu salgılar ve anneye bağlanır. Yeterince ten teması kuramayan bakımhane bebeklerindeki erken bebek ölüm oranı daha yüksektir. Erkekler de birisi ile temas sırasında oksitosin salgılarlar. Orgazm olabilme sürecinde etkin bir rol oynayan oksitosin, orgazm sonrasında hemen bozunmaya başlar. Çünkü erkek gövdesinde etkin olan yüksek düzeyli dişil bir hormon uzun vadede olumsuz etkilere sebep olacaktır. Bu nedenle 'genel olarak', erkekler orgazm olduktan sonra kendi içlerine kapanır, konuşmak ya da temas kurmak istemezler. Oysa 'genel olarak' kadınlar daha çok sarılmak, bağlantıda kalmak isterler çünkü oksitosin dişi hormon sisteminin doğal bir parçasıdır ve bedendeki etkinliği sistem tarafından desteklenir. O halde cinsel ilişkiden sonra partnerinden uzaklaşan ya da çok eşli kadın ve erkeklerin bu eğilimlerini oksitosin seviyeleri ile mi açıklayacağız? Bunu söyleyebilmek için geçerli bir sebebimiz yok. Anımsanmalı ki, örneğin, sarılmak oksitosin salgılanmasına neden oluyor ve oksitosin seviyesi ise bağlılığı sürdürebilme ve pekiştirebilme kabiliyetimizde etkin. Bir döngü ile karşı karşıyayız. Şöyle bir örnekle açıklarsak; komik bir uyarana kahkaha ile yanıt verebilmemiz ne kadar mutlu olduğumuz yani serotonin düzeyimizle çok yakından ilgilidir. Ancak mutluluğu sürebildiğimiz sürece daha fazla serotonin üretiriz ve daha da mutlu olabiliriz. Buradaki döngü, tüm duygusal süreçlerimizde geçerlidir. Bu sistem, baskın bir ruh hali ve davranış değişimine neden olur; Sonunda yüksek sesle güleriz veya ağlarız ya da öfke ile bir şeyi parçalayıp 'sakinleşiriz'. (Aslında organizmalarımız, yaşamı sürdürmeyi amaçlayan denge halini koruma çabasındadır. Çünkü bir günle sınırlı olan zaman ve enerjimizi, olabildiğince doyurucu bir oranla uyumaya, beslenmeye, ilişkide olmaya, yalnız kalmaya, üretmeye ve dinlenmeye ayırmak zorundayız. Bu dengenin bozulması halinde depresyon, psikotik atak, anksiyete bozukluğu gibi tıp tarafından hastalık olarak tanılanmış, yaşam dengemizi bozan durumlar ortaya çıkar.) Temelde birbirine dokunmaya dayanan cinsel yakınlık bu nedenle her iki cinsiyet için de ruh sağlığı üzerinde sabır, hoşgörü ve sakinlik gibi etkileri olan oksitosinin salgılanması için oldukça önemli bir yaşantı. Bu açıdan bakınca 'Benden seksten başka bir şey istemeyeceğine yemin eder misin?' cümlesi, RTÜK gibi sansür kurullarınca değil, günümüz insanlarının neden yakınlaşmayı reddettiklerini ve bu yakınlığın yarattığı hazzı kısa kesmek istediklerini anlamaya çalışan bilim insanlarınca değerlendirilmeli gibi görünüyor.T24Mahmut Şefik Nil
Reklam