onedio
Bilim İnsanları Dünyanın En Hızlı Hayvanını Keşfetti
Bilim insanları dünyanın en hızlı hayvanını keşfetti. ABD'de bulunan bir akar türü, kendi boyutunun 332 katı mesafeyi bir saniyede kat edebiliyor. ABD'nin California eyaletindeki bir akar türünün, bedeninin 332 katı mesafeyi bir saniyede kat edebildiği ortaya çıktı. Amerikalı bilim adamları, akarın hareketlerini hızlı kamerayla inceledi. Hız ve boyutu göz önüne alındığında bacakları dâhil 3 milimetre büyüklüğündeki ''Paratarsotomus macropalpis'', rekorun önceki sahibi kaplan böceğini geride bıraktı. Bilim adamları, bu hayvanın rekor sürede durup yön değiştirebildiğini de gördü. Kaplan böceği bedeninin 171 katı mesafeyi bir saniyede kat edebiliyor. Araştırmanın sonuçları ''FASEB'' dergisinde yayımlandı. Akarın vücut büyüklüğüne göre hızı, bir insanın saatte 2100 km hızla koşmasına denk geliyor. Araştırmada yer alan Pitzer College öğrencisi Samuel Robin, 'Her şeyden hızlı olan bir canlıyı keşfetmek çok heyecan verici. Bu sayede yeni nesil robotlar ve biyometrik cihazların tasarımında yeni fikirler elde edebiliriz' ifadesini kullandı. Akarın keşfedilmesinde rol oynayan Pomona College Biyoloji Profesörü Jonathan Wright, hayvanların bacaklarını hızla hareket ettirmelerinde kas biyokimyasının etkisini araştırırken akarlara yöneldiklerini söyledi. Wright, bağıl hız ve adım uzaklığının canlılar küçüldükçe arttığını, ancak bacakların hızla hareket etme kabiliyetinin bir limiti olması gerektiğini belirtti. Hayvan ve böcekler üzerinde yapılan araştırmalar, henüz 'üst limitin' ne kadar olduğunu ortaya çıkaramadı. Paratarsotomus macropalpis akarının yakalanmasının da son derece güç olduğuna dikkat çeken Wright, 'Kayalarda ve kaldırımlarda inanılmaz bir hızla ilerliyorlar. Kameralarda bile hareketlerini tespit etmek çok zor. Dahası 60 derecelik asfalt üzerinde bile zorlanmadan ilerleyebiliyorlar' ifadesini kullandı. Al Jazeera
1949'un Tv  Tabuları
TV hayatımıza onlarca yıl önce girmiş olsa da orada olanlar hâlâ çok konuşuluyor. Bir eğlence programına katılan dansözün giydiği kıyafetin olay olduğu yıllar çok da uzağımızda değil. Öpüşme sahneleri hâlâ ertesi günün gazetelerinde manşet oluyor ve ardından gelen “Araya yastık koyduk” açıklamalarıysa çok daha taze… Televizyonun Amerikalıların hayatına girmesiyse 1940′larda oldu. Günümüzde bile birçok ‘tabu’ya sahip TV’de 60′ların ortalarına kadar evli çiftlerin aynı yatakta olduğu sahneler bile gösterilemezdi. My Retrospace adlı blogda yayınlanan 1949′a ait ‘Television Taboos’ (Televizyon tabuları) isimli bu dergi yazısı o yılların komik yasaklarını hatırlatıyor. Anlaşılan o yıllarda dar kazaklar ve keyifle içki içmek TV’ye göre değildi. Gelin TV’nin ‘Jersey Shore’lu, ‘Bugün Ne giysem’li günlerinden İkinci Dünya Savaşı sonrasına bir yolculuk yapalım. İşte 1949 yılında bir Amerikan dergisinde yer alan makaleye göre o yılların TV tabuları: “TV henüz emekleme döneminde olsa da oldukça sağlıklı bir bebek, ancak sansürler etiği hakkında endişe veriyor. Televizyon tabuları (hoş genç aktrislerin yapmaması gereken şeyler) gittikçe artıyor. Örneğin TV kızları çok fazla bacak ve göğüs gösteremez. İçini gösteren dantelli iç çamaşırları, dar kazaklar giyemez. Öpüşme sahneleri ise ağırbaşlı ve soğuk olmalı. Eğer öpüşme ateşli bir hal alırsa ateşli çiftimiz kararmaya başlar ve yerlerini siyah ekran alır.”
Norveç'in 7 Yaşındaki Starı: Angelina Jordan
Ürdün'lü 7 yaşındaki Angelina Jordan Norveç'in 'Got Talent' yarışmasında seslendirdiği 'Bang Bang' parçası herkesi büyüledi. Onu dinlerken dikkat çeken en önemli özelliklerden birisi Amy Winehouse'un sesine benzerliği.
Reklam
Dr. House İstanbul'a Geliyor
Türkiye’de ve dünyada Dr. House dizisiyle tanınan Hugh Laurie, 21. İstanbul Caz Festivali kapsamında 9 Temmuz’da sahne alacak. 21- İstanbul Caz Festivali’nin programı açıklandı. Festivalde Hugh Laurie’nin yanı sıra, Zülfü Livaneli ‘Rumi Suite – The Eternal Day’ adlı eserini ilk kez seslendirecek. Ayrıca trompetin ustası Hugh Maskela, perküsyon ustası Manu Katche, basgitarın tanınan ismi Richard Bona ve daha birçok konuk İstanbul’da sahne alacak. Bu yıl 1 - 16 Temmuz 2014 tarihleri arasında gerçekleşecek olan İstanbul Caz Festivali'nin direktörü Pelin Opcin dün akşam düzenlenen bir törenle festivalin bu yıl ağırlayacağı konukları açıkladı. İstanbul’un Santralistanbul, Cemil Topuzlu Açıkhava Sahnesi başta olmak üzere birçok farklı mekanda düzenlenecek festivalin büyük sürprizi Dr. House dizisiyle tanınan aktör, yazar ve müzisyen Hugh Laurie’nin vereceği konser olacak. Masakela ile trompetin büyüsü Dünyanın en tanınmış trompetçilerinden biri olan Hugh Masakela da İstanbul Caz Festivali'nin konukları arasında. Güney Afrikalı müzisyen ülkesinin farklı etnik kültürlerinden beslenmiş ve müziğinde onları biraraya getirmiş bir isim. Nelson Mandela için yazdığı 'Bring Him Back Home' adlı şarkısı ile birçok ödül kazanan Masakela, bu defa tüm kadrosuyla birlikte İstanbul'da 14 Temmuz'da Ortaköy'de sahne alacak. Al Jazeera
Reklam
Rihanna-Shakira Düetinin Klibini Yayımlayan Kanallara RTÜK'ten 'Eşcinselliği Çağrıştırma' Cezası
Shakira ve Rihanna ’nın birlikte söylediği ‘ Can’t Remember To Forget You ‘ şarkısının klibini yayınlayan kanallar, videonun ‘ eşcinselliği çağrıştırdığı ‘ gerekçesiyle RTÜK’ten para cezası aldı. Daha önce Dream TV, Kral TV ve Show TV ‘ye klibi yayınlamaktan dolayı ceza veren RTÜK’ün gerekçesi ortaya çıktı. Hürriyet’in haberine göre son toplantısında ‘ Can’t Remember To Forget You ‘ klibini görüşen RTÜK, videodaki dansın ‘ eşcinselliği çağrıştırdığı ‘, ‘ çocuk ve gençler için rol model ‘ oluşturabileceğini belirtti. RTÜK verdiği cezanın gerekçesinde ‘klipte Shakira’nın, bir yatağın içerisinde ellerini sık sık bacaklarının arasına götürdüğü, iki kadın sanatçının aynı yatağın içerisinde, son derece açık saçık giysiler ve ritmik hareketlerle kıvrıldıkları’ söylendi. Kurulun yaptığı açıklamada “Klipte sergilenen erotik dansların eşcinselliği çağrıştırdığı, özellikle çocuk ve gençler açısından rol model oluşturabilecek türden olduğu dikkate alınmalıdır” ifadeleri de yer aldı. RTÜK’ün sakıncalı bularak ceza verdiği video klip Türkiye’de hâlâ yasaklı YouTube’da iki ay içerisinde 268 milyon kez izlendi.Diken
Lady Gaga Konserine Hazır mısınız?
Günümüzün dünya turnesine çıkmış en ünlü sanatçılarından Lady Gaga, “Lady Gaga’s artRAVE: the ARTPOP Ball” turnesi kapsamında ilk kez Türkiye’ye geliyor. Daha önceki turnelerinde 4 milyonun üzerinde bilet satışı gerçekleştiren Lady Gaga’nın 16 Eylül’de İTÜ Stadyumu’nda gerçekleşecek olan Türkiye konseri, Pozitif Live organizasyonu ve Live Nation Global Touring işbirliği ile gerçekleşiyor. Şu anda listelerde 1 numaralı en çok satan album olan ARTPOP’un tanıtımı kapsamında gerçekleşecek konserin biletleri 05 Mayıs Pazartesi saat 10:00’da satışa çıkıyor.Türkiye’deki organizasyonu Pozitif Live tarafından üstlenilen “Lady Gaga’s artRAVE: the ARTPOP Ball” turnesi kapsamında gerçekleşecek konser, 4 platin plak sahibi sanatçının Billboard 200 listesine 1 numaradan giriş yapan son albümü ARTPOP’un dünya turnesi kapsamında düzenleniyor.04 Mayıs’ta ABD’de başlayan “Lady Gaga’sartRAVE: the ARTPOP Ball ” turnesi, takip eden aylarda Kuzey Amerika, Asya ve Avustralya’yı dolaştıktan sonra Avrupa’ya gelecek. Avrupa turnesinin ilk durağında İstanbul’a uğrayacak olan Lady Gaga, son yılların en çok dinlenen parçaları Alejandro, Bad Romance, Poker Face, Born This Way ve son albümünden dinlenme rekorları kıran G.U.Y gibi şarkılarıyla hayranlarına gerçek Monster deneyimini yaşatmaya hazırlanıyor.Live Nation Global Touring’den yapılan açıklamaya gore “Lady Gaga’s artRAVE: the ARTPOP Ball” turnesinin Kuzey Avrupa ve Avrupa bilet satışlarına inanılmaz bir talep var ve bu talebi karşılayabilmek adına da ek konserler turneye ekleniyor.
Kurt Cobain'in, Eşi Courtney Love'a Yazdığı Mektup 20 Yıl Sonra Ortaya Çıktı
Nirvana grubunun efsanevi solisti Kurt Cobain ‘in, 20 yıl önce intihar ettiği gün cüzdanından çıkan ve eşi Courtney Lova ‘a yazdığı düşünülen bir mektubu ilk kez ortaya çıktı. CBS televizyonun haberine göre, San Francisco’daki Phoenix Hotel ’de yazıldığı tahmin edilen mektupta Cobain, “Sen Kurt Cobain, Courtney Michelle Love’ı, sivilceli bir fahişe olsa ve senin tüm paranı hortumlasa bile yasal eşin olarak kabul ediyor musun?” sözleri yer alıyor. eşi Love’a dan bahsediliyor. Cobain’in bu notu eşiyle ‘ dalga geçmek ‘ için kaleme aldığı düşünülüyor. Nirvana’nın vokalisti, intihar mektubunda eşine methiyeler düzmüştü. Mektup, Seattle polisinin Cobain’in intiharı hakkında ortaya atılan iddiaları değerlendirmek için tekrar soruşturma açması üzerine ortaya çıktı. Daha önceden de, bu soruşturma kapsamında yeniden ele alınan olay yeri görüntüleri ve otopsi raporu kamuoyuyla 20 yıl sonra ilk kez paylaşılmıştı. Diken
Reklam
Assassin's Creed Filminin Yönetmeni Justin Kurzel Olacak
Ünlü oyun serisi Assassin's Creed'in filmi için yönetmen arayışları nihayet son buldu. Başrolünde Fassbender'ın olacağı filmin yönetmeni belli oldu.Ubisoft’un dünyaca ünlü oyun serisi Assassin’s Creed’in filminden haberler gelmeye devam ediyor. Şu ana kadar Michael Fassbender’ın başrolü oynayacağı açıklamasının dışında pek detayın belli olmadığı filmin yönetmen arayışı sürüyordu. Ay başında iki senaristle anlaşmış olsalar da henüz bir yönetmenin bulunamamış olması, yapımın yavaş ilerlemesine sebep oluyordu. Nihayet müjdeli haber geldi.Deadline sitesinin aktardığı habere göre yapımcılar Justin Kurzel ile filmin yönetmenliği için anlaşmış durumda. Şu sıralar Macbeth filmiyle uğraşan Kurzel, bu filmde de Michael Fassbender ile çalışmıştı. Böylece Macbeth sonrası filminde de Fassbender ile çalışmış olacak. Muhtemelen Kurzel’in seçiminde bunun payı büyüktür zira filmin 2015′in Ağustos ayında vizyona girecek olması takvimi biraz daraltıyor. Oyuncusundan tam verim almak için onunla taze çalışmış bir yönetmen, takvimi kısaltmaya yardımcı olabilir.Oyunun yapımcısı Ubisoft’un halen isim haklarını elinde bulundurduğunu ve filmi kendisinin de içinde olduğu bir süreçle yürüttüğünü belirtelim. Bu da oyuncuların “ucuz bir aksiyon filmine mi dönecek” sorularına şimdilik cevap olabilir. Ancak iş sinema olunca mükemmel bir film çıkacağını kimse garanti edemez. En azından oyunun senaryosuna katkıda bulunacakları için alt metninin sağlam olacağını düşünebiliriz.Film ülkemizde de Tiglon tarafından sinemada dağıtılacak. Firma, daha önce de yaptığı açıklamada dünya ile aynı dönemde, Ağustos ayında vizyona sokacağını açıklamıştı.Superkarga
Murat Başekim'le Çizgi Roman Ve Fantastik Üzerine
Murat Başekim, Türkiye’de çizgi roman ve fantastik edebiyat okurunun aşina olduğu bir isim. Kısa ömürlü Tam Macera dergisinde yazdığı Cinhan öyküleri, akabinde kendine has üslubuyla Anadolu’nun tekinsiz gecelerine musallat ettiği Deli Gücük senaryoları ve “şark gotiği” kısa öyküleriyle sadece sağlam bir üsluba değil, dehşet verici bir hayal gücüne sahip olduğunu gösterdi.Geçtiğimiz haftalarda çıkan ilk romanı İskit, hayalperest hikayeci Od’un bozkırın sert şartlarında hayatta kalabilmek ve sevdiği kadınla ocaklanmak için hikayeleri bir kenara bırakıp ok salmayı, savaşmayı ve can almayı – kısacası İskit olmaya – karar vermesini anlatıyor. Murat’la yazın serüvenini, İskit’i, tarihi ve hikayeleri konuştuk.Öteki Sinema için söyleşen: Can YalçınkayaHocam, Türk okuru seni yazdığın korku çizgi romanlarıyla tanıdı ilk kez. Bize biraz yazarlığa nasıl başladığından ve çizgi roman serüveninden bahseder misin?İlk okuduğum eserler, banka tabelaları, Cin Ali serisi ve onlardan beş yıl sonra da ‘Balonda Beş Hafta’ ile Poe Hikayeleri idi. Tabii böyle bir külliyat ile ‘zehre’ alışınca, insan fena bağımlı oluyor. Kendisi de öykünüyor ve aynı aromada metinler üretmek istiyor… O yüzden 1999’dan itibaren ben de hemen banka tabelaları yazmaya başladım. Fakat beceremeyeceğimi anlayınca, çok sevdiğim korku/macera türlerine yönelmeye çalıştım. Birkaç tanesi güzel bir edebiyat dergisinde çıktı. Sonra kendim için birşeyler yazmaya daha devam ettim.Derken 2007’de Tam Macera projesi başladı. Cinhan karakterinin senaristliğini verdiler. Hayallerime kavuşmuştum artık. Mahmud Asrar ve bir sayıda da Yıldıray Çınar en güzel şekilde betimledi senaryolarımı.Derken Levent Abi’nin, Deli Gücük projesi başladı. Yaklaşık 1989’dan beri hayalim bu idi: bir derginin bir köşesi… Bir projenin bir kıyısı… Bir karakterin hikayeleri.Böylece DG albümlerine katkıda bulunma ve Korkut Öztekin, Ozan Küçükusta, Gürdal Akkoç, Emre Yüce, Sümeyye Kesgin, Murat Başol, Koray Kuranel, Uğur Sertçelik, Mert Yavaşça gibi usta çizerlerle çalışma imkanı buldum.Senin de ikinci albümün sonuna yazdığın o inceleme yazısında (‘ Canavarlar, Deliler, Çizgi Romanlar, ve Diğer Lanetli Hikayeler’-Can T. Yalçınkaya) derinlikle anlattığın korku edebiyatı tarihçesine bayılan birisi olarak, sevdiğim metinlere öykünüyorum sadece işte.Kendisini ‘sanatçı’ ilan eden popçular gibi ben de ‘yazar’ demeyeyim… Mesele bir tek öykünme.Mimesis’çilik patikam,’ öyküN-yazıcılığı’ sicilim budur.Deli Gücük serisinde Aziz Tuna’yla beraber karaktere şekil veren yazarlardan biri sensin. Hatta Deli Gücük kısa öykülerinden oluşan bir kitabın da yayınlandı DG adıyla. Bize bu iyi saatte olsunlar karakteriyle olan ilişkini anlatır mısın?Aramızda seviyeli bir ilişki var. Ben DG’nin yaşadığı maceraların, kendi payıma düşen %10’unu naklediyorum, o da ara sıra Kızılay’da falan uzaktan görünüp ödümü kopartıyor. Şaka bir yana, DG ve onun yaratıcısı Levent Cantek olmasa hikaye kitabım olmazdı. O yüzden ikisine de ömür boyu minnettarım.Cinhan’ı yazarken DG hikayelerini severek okuyordum. Sonrasında katkı imkanı bulunca mutlu oldum. DG hikayelerinin İsviçre Ordu Çakısı gibi çok yönlü olmasını, nice sivri uç bulundurmasını seviyorum. Son albümlerdeki sağlam hikayelerinde de gördüğümüz üzere, Kemal Tahir’den Cthulhu’ya kadar uzanabilen cesur ve nefis bir yelpazesi var DG mitolojisinin. Yani bu varlık Doğu ile Batı mitlerinin çarpıştığı bir Anadolu masalı oldu artık ciddi ciddi. Bu gücünü seviyorum.Son olarak İskit adlı romanın yayınlandı. Çizgi romanlar ve kısa öykülerden sonra roman yazmak nasıl bir deneyim oldu?Severek yol kat etmesem, çok zorlu bir külfet olurdu. Ama eğlendim. Önce kendime anlattım. Ve çok öğretici oldu benim için. Aylarca sabah 4.30-9.30 aralığında deldim dağı ve tüneli açtım. Umarım bu arada karpal-tüneli de açmamışımdır.Şimdiye kadar yayınlanan işlerin tarihi/fantastik olarak nitelendirilebilir (bilim kurgu öykülerinle ödüller kazandığını da not olarak düşelim elbette!). Bu türü tercih etmendeki nedenler neler?Sevdiğim hikayelere ‘gerçek dünya vizesi’ koymuyorum. Sınırlarımdan serbestçe geçebiliyorlar. “Uydurma bunlar” suçlaması benim için bir hikayenin kalifiye olma ihtimalinin ilk (ama yegane olmayan) habercisi. O eski sihrin peşindeyim. Gerçek dünya yeterince acılarla, sevimsizliklerle dolu zaten… Bir de bunları yazıda yeniden üretmeye, simüle etmeye gerek yok diye düşünüyorum. Gerçekçilik akımına torpil geçen Kanonlar, beyaz Avrupalı adamlar tarafından yazılmıştı, bunu unutmamaya çalışıyorum. Gerçek hayatta da, edebiyatta da fazla gravitas’ın zararlı olduğunu düşünüyorum.Ama tabii Kanonları topyekün umursamaz değilim, Kızılmaske’nin Karamazov Kardeşler’den daha iyi olduğunu söyleyecek halim yok. (Ama Zagor daha iyi elbette.)Tarihi anlatılar yazarken nasıl bir araştırma süreci içine giriyorsun? Örneğin İskit’te kullandığın detaylar tarihi bilgilerle ne kadar örtüşüyor? İskit bir tarihi roman mı? Fantastik mi?Bir diyar üretmek istemedim; yapılabilecek tüm araştırmayı yapayım dedim. Mevcut herşeyi topladım, okudum. Özümsedim. Sonra da sadık kalarak kurdum. Nice bakımdan İskit, tarihi bir anlatı. Marifetli bir üstün-insan kahramanı bile yok. Fakat o noktada bırakmayıp, bir köşesinden büktüm. Gerçekçilik sınırlarını biraz zorlayıp hokus-pokus yaptığım yerler oldu.İskit’te değindiğin temalardan biri de “hikaye olarak tarih”. Sence tarihçiler de hikayeci midir? Ya da Herodotus gibi “yalancı” mıdırlar?Tarih, bence, bir ormana gidip, sonra sadece oradaki çiçeklerden bir demet toplayıp sunma acizliği. Gerçeği asla bilemeyeceğiz; hem sonra algımız sürekli kendi zamanımızın filtresinden süzülecek. Onların düşünce ve yaşam biçimlerini asla tam anlayamayacağız. Örneğin bazı eski ilkel kabileler, küçülen, solan Ay’ı tekrar eski parlak haline getirmek için ayin yapardı. Böylece her ay, korku dolu nice geceler geçiriyorlar… Bunu bizim bu çağda anlamamız imkansız. Çünkü o sihir yitirildi… Her anlamda.Yani evet, her tarih, bir anlatıdır bence. Uzun zaman sonra, bu devirleri nasıl anlatacaklar kimbilir…11 Eylül kitaplara girer elbette, ama ya diğer acılar, mutluluklar? Tarihçilerin ilgi, bilgi ve dikkat çeperine girmeyi başarmış her bir tarihi yaşanmışlığa karşılık, çemberin dışında kalan, unutulacak belki yüzlerce, binlerce bilgi parçası olacak.İskit’ten tarihi roman olarak bahsediyoruz fakat “yaşadığımız toplumla uyuşmama”, “ulusal/kültürel aidiyet hissetmeme” gibi modern temaları işleyen, hatta meta-anlatı yapısıyla postmodernizme de göz kırpan bir yanı var. Bu düşüncelere katılır mısın?Tamamen doğru. Bir yanı ile bizimle de konuşsun istedim. Mevcut nice kılıç-büyü hikayeleri ile metinlerarası bir hısımlığı var… Ama ne yazık ki kahramanımızın tek hısmı bunlar, diğer öyküler. Onun dışında mutlak bir yabancılaşma, sürgün ozan hali içinde. Tek başına. İnsanlık tarihi gökdeleninin bize ait katlarına yakın dertleri ve tasaları var.Bundan sonra sırada ne var?Şu anda iki eser yazıyorum:“Vizeye girmemiş bir öğrenci için telafi sınavı” ve “Karneler”.Bu epik çalışmalar bittikten sonra, umuyorum ki başka şeylerle uğraşma fırsatı bulabileceğim.
Yıldız Savaşları 7'nin Oyuncu Kadrosu Açıklandı
JJ Abrams’ın yönetmenliğini yapacağı Yıldız Savaşları (Star Wars) serisinin yedinci filminin oyuncu kadrosu açıklandı. Harrison Ford, Carrie Fisher ve Mark Hamill gibi daha önce filmde oynamış isimlere yeni oyuncular da katıldı. 2015′in Aralık ayında vizyona girmesi planlanan filmin yeni oyuncuları arasında Coen biradelerin Inside Llewyn Davis filminin oyuncularından Oscar Isaac’ le Adam Driver ve adı pek duyulmamış Daisy Ridley yer alıyor. Oyuncu kadrosunu açıklamaktan dolayı çok heyecanlı olduğunu belirten JJ Abrams, filmin çekimlerine önümüzdeki ay Londra’da başlayacaklarını söyledi. Diken
Reklam
'The Water Diviner' Kamera Arkası
Avustralyalı bir babanın Çanakkale Savaşı’nda kaybolan iki oğlunu aramak için 1919’da Türkiye’ye gelişi anlatılıyor.Russell Crowe'un yönettiği Cem Yılmaz, Yılmaz Erdoğan'ın rol aldığı filmin çekimleri Çanakkale ve İstanbul'un değişik mekanlarında gerçekleştiriliyor
Reklam
Gaz Bulutu Dev Karadeliğe İlerliyor
Gökbilimciler, G2 adı verilen ve hızla Samanyolu Galaksisi'nin merkezinde yatan dev karadeliğe doğru ilerleyen gaz bulutunu takip ediyor. Gaz bulutunun nasıl yok olacağı, dev karadeliklerin evrimi hakkında bilim dünyasına yeni bilgiler sunacak.Astronomların 2011 yılında keşfetmelerinden bu yana yakın takibe aldıkları G2 uzay bulutu, Sagittarius A karadeliği tarafından yutulmak üzere. Gaz bulutunun Samanyolu'nun merkezinde yatan karadelik tarafından nasıl çekileceği, karadeliklerin evrimi ve işleyişleri hakkında çok önemli yeni bilgiler sunacak. G2'yi takip eden ABD'nin Northweatern Üniversitesi'nden Darly Haggard, 'çok olağandışı ve heyecan verici bir gözlem yapacaklarını' ifade etti. Güneş'ten 4 milyon kat daha büyük olan ve kısaca Sgr A olarak bilinen dev karadelik, sadece etrafındaki yıldızlara yaptığı etkiyle kendisini belli ediyor. Almanya'nın Max Planck Enstitüsü'nde görevli Stefan Gillessen, 2011 yılında Dünya'dan üç kat daha büyük ve Sgr A yönünde ilerleyen bir gaz bulutu keşfetti. Bilim insanları, geçtiğimiz ay Sgr A* ile etkileşime girmeye başlayan gaz bulutundaki değişimleri çeşitli dalgaboylarında gözlemlemeye başladı. Gökbilimciler, G2 gaz bulutunun dev karadeliğe en çok yaklaşacağı mesafenin 150 AU olduğunu belirtti (1 astronomik birim 150 milyon kilometreye eşit). Kozmik ölçekte mesafenin çok az olduğuna dikkat çeken Haggard, gelecek günlerde yaşanacak etkileşimi takip etmek için Chandra X-ray ve NRAO gözlemevlerinin X-ray ve radyo dalgaboylarını biraraya getirdiklerini belirtti. Ayrıca Avrupa Güney Gözlemevi'ne (ESO) bağlı Çok Büyük Teleskop (VLT), Sgr A* üzerinde kilitlenmiş durumda. Karadelik avını yutmaya başladı Gillessen, karadeliğe iyice yaklaşan gaz bulutunun, arka vagonları ön kısmından daha yavaş ilerleyen bir tren gibi ilerlediğini belirtti. G2'nin ön kısmı karadelik tarafından çekilirken, Gillessen gaz bulutu için gelişmelerin 'olumsuz' olduğunu ifade etti. NASA tarafından 1999 yılında ateşlenen Chandra X-ray gözlemevinden gelen dalgaboyları, henüz G2'nin karadelikle çok fazla etkileşime geçmediğini gösterse de, gökbilimciler kısa süre içinde bu durumun değişeceğinden emin. Gaz bulutunun yutulmasıyla karadelikte parlamaların meydana gelmesini bekleyen gökbilimciler, yapılacak gözlemle Sgr A* gibi karadeliklerin nasıl ortalama bir yıldızdan milyonlarca kat büyüyebildiğini anlamaya çalışacak. Al Jazeera
Conchita Wurst'a 'Eurovision'dan Çekil' Baskısı
Rusya, Bellarus ve Ermenistan’da, drag queen* Conchita Wurst ’un Eurovision’dan çekilmesi için kampanya başlatıldı. Bu sene Kopenhag’da düzenlenecek Eurovision’da Avusturya’yı temsil edecek olan Wurst, Rise Like a Phoenix adlı şarkıyı seslendirecek. Şarkı, Wurst’un kırsalda yaşayan bir oğlan çocuğundan sakallı bir drag queen olmaya giden hayatını anlatıyor. Ancak Wurst’un yarışmaya katılması, bazı ülkelerden tepki çekti. Rusya, Bellarus ve Ermenistan’da Wurst’un yarışmadan çekilmesi için imza kampanyaları başlatıldı. Eurovision’da Ermenistan’ı temsil edecek Aram MP3 adlı 30 yaşındaki erkek şarkıcı, Wurst’un yaşam biçiminin “doğal olmadığını” savunurken, “kadın mı erkek mi olduğuna karar vermesi gerektiğini” söyledi. 25 yaşında bir gey olan Wurst ise cevap olarak “Ona kadın olmak istemediğimi söyledim. Ben sadece çalışan bir kraliçe ve evde tembel bir oğlanım” dedi. Wurst, Reuters’a verdiği bir söyleşide de “Sakallarım, kim olduğun ve nasıl göründüğünden bağımsız bir şekilde, istediğin her şeyi başarabileceğine dair bir beyan” diye konuşmuştu. Eurovision, 1950’lerde 2. Dünya Savaşı’nın ardından birlik duygusunu pekiştirmek amacıyla başlamıştı. Yedi ülkede başlayan yarışma, yıllarla 37 ülkeye yayıldı. Eurovision’u 1998’de İsrailli trans şarkıcı Dana International, “Diva” isimli şarkıyla kazanmıştı. Bu sene 59. düzenlenen Eurovision Şarkı Yarışması 6-8 Mayıs 2014 tarihlerinde, finali ise 10 Mayıs 2014 tarihinde Danimarka Kopenhag'da gerçekleşecek.  Drag queen, performans sanatı amacı ile drag tarzında giyinen kişileri tanımlar. Kadın cinsiyet rolüne göre giyinen drag queen’ler, eşcinsel, trans ya da heteroseksüel olabilir. Bianet
Bursa Surları'ndaki Kule Kazısından Bazilika Çıktı
Tarihi M.Ö 2200'e kadar (Bithynia dönemi) uzanan surların Tophane yamaçlarındaki kazıda, yaklaşık bin 600 yıllık erken Roma dönemine ait bazilika ortaya çıkarıldı Tarihi M.Ö 2200'e kadar (Bithynia dönemi) uzanan Bursa Surları'nın Tophane yamaçlarındaki kule kazısı sırasında, yaklaşık bin 600 yıllık erken Roma dönemine ait bazilika ortaya çıktı. Bazilikanın, surlardan sonra Bursa'da izi ortaya çıkmış, görünürdeki en eski yapı olmasının muhtemel olduğu bildirildi. Uludağ Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Sanat Tarihi Bölümünde dersler veren ve Bursa surlarının restorasyon projelerini hazırlayan Mimar Dr. İbrahim Yılmaz, AA muhabirine yaptığı açıklamada, 'Tophane Ön Yamaç Surları Restorasyon Çalışması'nın 'Saltanat Kapısı'nın kuzeyinden başlayarak 'Kaplıca Kapı'ya kadar uzanan kadar yaklaşık bin 200 metrelik bölümü kapsadığını belirtti. Yılmaz, bu kısma ait tüm restorasyon projelerinin Bursa Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu tarafından onaylandığını ancak mesafenin uzun olması nedeniyle restorasyon uygulama çalışmalarının iki etaba ayrıldığını kaydederek, birinci etap restorasyon uygulama çalışmasının, İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü önünden askeri garnizona kadar olan yaklaşık 500 metrelik mesafeyi içerdiğini, etap kapsamında 'A' ve 'B' olmak üzere iki büyük kule, bu kuleler arasında ise uzun sur beden duvarlarının bulunduğunu anlattı. 'Bursa'da izi ortaya çıkmış görünürdeki en eski yapı' Kulelerin restorasyon çalışması çerçevesinde, öncelikli olarak 'A Kulesi'nin ön ve yan duvarlarının iç kısımlarında güçlendirme amacıyla kazı çalışmaları yapıldığını hatırlatan Yılmaz, şunları kaydetti: 'Yapılan kazı çalışmalarında, kulenin alt kotlarında eski çağlara ait bazı duvar kalıntıları bulunmuştur. Bulunan kalıntıların erken Roma dönemi bazilikasına ait olduğu ve Bursa'nın mimarlık tarihinde yeni ufuklar açacağı düşünülerek kazının daha da genişletilmesi kararı alınmıştır. Bu amaçla kalıntıların üzerinde bulunan tek katlı yapı kamulaştırılarak yıkılmış ve kazıya geniş alanda ve derinlemesine devam edilmiştir. Kazı sonucunda beklendiği gibi doğu-batı ekseni üzerinde uzanan dikdörtgen bir plan şemasına sahip, mermer sütunları ve duvar süslemeleri olan, Hristiyanlığa geçişte ve ilk Roma devrinde kullanıldığı tahmin edilen bir bazilika yapısı ortaya çıkartılmıştır. Mimarlık tarihinde plan biçimini en uzun süre koruyan, Roma çağında ortaya çıkmış, ilk Roma döneminde de kullanılmış, hem mahkeme hem de dini yapı olma özelliği taşıyan bu bazilikanın, surlardan sonra Bursa'da izi ortaya çıkmış görünürdeki en eski yapı olması muhtemeldir.' Yılmaz, Bazilikanın teknik özelliklerine de değinerek, bu bilgileri verdi: 'Bazilikanın doğu kısmında yuvarlak bir apsis (ayin yapılan yer), apsisin önünde de aydınlatma amaçlı mazgal türü bir pencere boşluğu bulunmaktadır. Bursa bazilikasında ortada bir nef, nefin sağ ve sol yanlarında ise pastophorium türü iki adet hücre bulunmaktadır. Bu hücrelerin bir tanesi apsisin kuzey doğusunda, diğeri ise güney doğusunda yer almaktadır. Birinci hücrenin (oda) adı diokonikon, ikinci hücrenin adı ise prothesisdir. Diokonikon hücresi kutsal eşyaların bulunduğu yerdir. Bu hücre, dini eşya ve metinlerin saklandığı, din adamlarının ayin için hazırlık yaptığı odadır. Prothesis hücresi ise hediyelerin saklandığı ve kabul edildiği odadır. Bazilikada apsisin kuzey batısında neften girilen içinde rahip iskeletinin de bulunduğu bir mezar odası vardır.' 'Bursa'nın kültür tarihindeki önemini daha da artıracaktır' Burada halen devam eden kazı çalışmasında bazilikanın 'narteks' denilen giriş kısmı ile 'atrium' olarak adlandırılan avlunun ortaya çıkartılmasına çalışıldığını belirten Yılmaz, 'Özgün ve şu ana kadar bilinmeyen Bursa bazilikasının ortaya çıkması, Bursa'nın kültür tarihindeki önemini daha da artıracağı muhakkaktır. Burada, kazı sonra yapılacak korumaya yönelik restorasyon çalışmaları, turizm açısından da Bursa'ya önemli kazançlar sağlayacaktır' değerlendirmesinde bulundu. Yılmaz, 'B Kulesi' kısmında restorasyon öncesi yapılan temizlik çalışmalarında ise kuleye ait kazamat (yerin altına kazılmış siper) kalıntılarının ortaya çıktığına işaret ederek, 'Kalıntıların incelenmesi sonucu, 'B Kulesi'nin İç Kale'de bulunan Bey Sarayı'nı koruyan ilk kule olduğu anlaşılmıştır. Bu kule, kalıntılarının üzerinde geleneksel malzeme ve yöntemler kullanılarak özgün haliyle tamamlanmış ve eski ihtişamlı haline getirilmiştir. Kule iki katlı olmasına rağmen Tophane Parkı'nın ön görünüşünü etkilememesi amacıyla bir katı yapılmıştır. Diğer katının zemini seyir terası olarak bırakılmıştır' dedi.Milliyet
Reklam