onedio
Dünya Bu Türk'ün Peşine Düştü
Alternatif enerji üretiminde büyük bir buluşa imza atan Turgay Kamışlı, üç bakanlığın destekleme kapsamına aldığı ve birçok ödül alan buluşuyla hidrojen enerjisini kendi tasarımı olan prototip reaktörle üretiyor. Literatürde benzeri olmayan bir yöntemle, geleceğin enerjisi olarak adlandırılan hidrojeni, katalizör ve tetikleyici kullanmadan elde ediyor. Kamışlı, çok sayıda üniversite ve araştırma merkezinden, kendi buluşu reaktörlerin yüzde 100 hidrojen ürettiğine dair test ve analiz raporları aldı. Alüminyum ve borun geri dönüşümü olmayan tehlikeli ve zehirli atıklarını kullandığını söyleyen Kamışlı, mevcut maden atıklarını reaksiyonla fermente ederek zararlı ve tehlikeli muhteviyatı pastörize ettiğini belirtti. Kamışlı, reaktörlerin çalışmasıyla dışa vuran egzotermik dış ısıdan yararlandığını kaydetti. Reaktörlerin iklim şartlarına göre 20 dakikayla 1 saat içerisinde reaksiyona geçtiğini ifade eden Kamışlı, fermente sonrası oluşan pastöre atığın tarım alanlarında ve inşaat sektöründe kullanılabileceğini dile getirdi. Dünya Enerji Konseyi'nden destek Teknolojisi gelişmiş ülkelerde hidrojenin suyun elektroliziyle elde edildiğine işaret eden Kamışlı, 'Bunun haricinde alternatif deformasyonlarla, mesela doğal gazla, kömürle hidrojen elde edersiniz, suyu ayrıştırırsınız. Benim sistemimde, alüminyum ve bor gibi maden atıklarını kullanarak suyu ayrıştırıyorsun, hidrojeni elde ediyorsun. Devletin ve üretim tesislerinin zehirli ve tehlikeli madeni atıkları, çimento ve demir fabrikalarında bertaraf edilen atıkları ya da kayıt dışı olarak araziye dökülen atıkları enerjiye çeviriyorum. Bununla ilgili birçok üniversite ve Türkiye Hidrojen Araştırma Merkezi ile müşterek çalışmalarım oldu. Dünya Hidrojen Enerjisi Konseyi Başkanı Prof. Dr. Nejat Veziroğlu da üretim şekliyle yeni bir buluş olduğunu bildirdi' dedi. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı, Ekonomi Bakanlığı ve Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı'nın kendi projesini sanayi-devlet iş birliğiyle destek kapsamına aldığını anlatan Kamışlı, 'Buluşum, 18 Nisan 2013 tarihinde Enerji Bakanlığı ile yapılan toplantıda, atıkların bertarafı ve Türkiye'de hidrojen enerjisinin eldesi olarak desteklenen en iyi projelerden biri kabul edildi. İstanbul Demir ve Demir Dışı Metaller İhracatçıları Birliğinin 2012 yılında düzenlediği 'Metalik Fikirler Ar-Ge Proje Pazarı' yarışmasında 'metal ve cevherlerin (alüminyum, demir, bor gibi) atıklarının değerlendirilmesi ve enerji üretilmesi' projesi olarak üçüncü oldu. 2010 yılında Gaziantep'te yapılan sempozyumda bu sistem TÜBİTAK tarafından Türkiye'nin en iyi 8 projesinden biri seçildi. Çalışmalarımda üniversitelerden büyük destek gördüm, bana kapılarını açtılar' diye konuştu. ' Hayata geçerse enerjiye yüzde 20 25 katkısı olur ' Kamışlı, hidrojen enerjisinin elektrik üretiminde, araç yakıtlarında, ısınmada, her türlü gaz motorunda rahatlıkla kullanılabildiğini, ABD, Rusya, İngiltere gibi gelişmiş ülkelerin uzay çalışmalarında da kullandıklarını kaydetti. Bir litre hidrojenin 5 litre petrol türevi yakıta muadil olduğunun altını çizen Kamışlı, 'Şu an dünya birim fiyatı olarak hidrojenin metreküpü 25-30 lira civarında. Ben bu sistemle hidrojen enerjisini çok çok ucuza, 50 kuruş ile 1 lira arasında bir maliyetle üretiyorum. Üniversitelerdeki ilgililer kar marjı olarak devlete bire 9 katlayacağını, katma değer olarak devletin patentten büyük gelir sağlayacağını söylediler. Bu enerji türü ülkemizde hayata geçsin istiyorum. Hayata geçerse ülkemizde yüzde 20-25 enerjiye katkısı olur. Çünkü tehlikeli atıklarla çalışıyor. Bu atıklar pastörize oluyor, fermente kazanında reaksiyona giriyor' ifadelerini kullandı. 100 litre benzin enerjisi 10 lira Projesine yurt dışından da ilgi olduğunu, birçok bilim adamının kendisiyle görüştüğünü anlatan Kamışlı, 'Geri dönüşümü olmayan metal ve cevherlerin atıklarının değerlendirilerek hidrojen gazı üretilmesiyle ülke ekonomisine büyük katkı sağlanacağını düşünüyorum. Ben şov yapma ya da pazara çıkarma niyetinde değilim. Şu an başvuru yapsam zaten dış ülkelere giderim. Bu ülkemde hayata geçsin, ülkemin olsun istiyorum, amacım budur. Bu sistemle 100 litrelik bir benzin enerjisini 10 liraya üretebiliriz. Bu mübalağa değil, gerçektir' dedi. ' Bazılarının rahatı kaçıyor ' 'Bu buluş yüzünden bazılarının rahatı kaçıyor' diyen Kamışlı şunları söyledi: 'Ben bu çalışma sebebiyle 125 ve 160. maddeden yargılandım. Bazı elçiliklere çağrıldım. Vatandaşlık başvurusu yapmamı istediler. Hatta bir elçilik Enerji Bakanlığı toplantısına katılmak istedi fakat kabul edilmedi. Dışarıdan gelen bilim adamları bizlerden bir şey alıp götürmeye geliyor. Bazı projelerin güvenliği yok. Benim projemin de güvenliği olduğuna inanmıyorum. Bu projenin Türkiye'de kalmasını istiyorum, fakat başıma etik olmayan olaylar geliyor. Maddi ve manevi baskılar ve etkisizleştirmeyle karşılaşıyorum. Bu konuda saldırıya da uğradım. Kıbrıs'ta Cumhurbaşkanı Eroğlu'nun yemeğinden 1 saat önce kaldığım yerin camları kırıldı. Bu konuyu Kıbrıs'ta ülkemin imajı sarsılmaması için gündeme getirmedim. Maalesef o saldırıyı yapan da Türkiye'den bir bilim adamıydı.'Kaynak: İHA
Piramitler Su Yardımı İle İnşa Edilmiş
Bilim insanları, Giza piramitlerinin nasıl inşa edildiğine dair en çok merak edilen sorulardan bir tanesinin cevabını buldu. Araştırmalar, antik Mısırlıların su yardımıyla taş blokları taşıdığını gösterdi. Piramitlerin inşasında kullanılan devasa kayaların, taş ocağından inşaat alanına nasıl taşındığı sonunda anlaşıldı. Araştırmacılar, antik Mısırlıların ağır nesneleri taşımak için kullanılan mekanizmanın önündeki kumları ıslatarak taşımayı kolaylaştırdığını belirtti. Amsterdam Üniversitesi araştırmacıları, çöl kumu üzerinde kurulacak bir kızakta ağır nesneleri çekmek için gerekli olan kuvveti hesapladı. Araştırmada, kızağın önündeki kumun ıslatılmasının, ilkel kızaktaki sürtünmeyi azaltarak taşımayı kolaylaştıracağı anlaşıldı. Physical Review Letters dergisinde yayımlanan araştırma, yüzyıllardır bilim dünyasını meşgul eden en önemli sorulardan birine açıklık getirmiş olabilir. Araştırmacılar, M.Ö 2589 ile 2504 yılları arasında inşa edilen ve dönemin teknolojisiyle ortaya çıkarılması neredeyse imkansız gözüken piramitler hakkında sayısız teori öne sürmüştü. Hollandalı araştırmacılar, savlarını desteklemek için antik Mısır duvar resimlerinden de ipucu çıkartmaya çalıştı. M.Ö 1900 yılına ait, dönemin bölge hükümdarlarından Djehutihotep'e ait mezarda, aranan delile ulaşıldı. Mezardaki duvar resminde, 172 işçi devasa bir heykeli iplerle bir kızak üzerinde çekerken tasvir edilmişti. Tasvirdeki erkeklerden bir tanesi, kızağın önüne su dökerken görülüyordu. Denemeler teoriyi doğruladı Araştırmada yer alan fizik profesörü Daniel Bonn, meslektaşlarıyla minyatür kızaklar inşa ederek, çöl kumu üzerinde antik duvar resimlerindeki yöntemin gerçekliğini sınadı. Kızağın ilerleyeceği kum üzerine su dökülmeden yapılan ilk denemelerde, kayalar ön tarafta birikerek kızağı çekmeyi iyice güçleştirdi. Kuma su döküldüğünde ise zemin sertleşti ve kızak çok daha rahat bir şekilde çekilebildi. Araştırmacılar, su damlalarının kum taneleri arasında köprü görevi görerek birbirlerine yapışmasını sağladığını belirtti. Bu mantık, çocukların kumsalda kuru kum yerine ıslak kumdan daha sert kaleler yapılabilmesini de açıklıyor. Bonn, kızağın dengesinin sağlanması için kullanılacak su miktarının çok önemli olduğuna dikkat çekerek, kumun hacminin yüzde 2-5'i kadar suyun optimum miktar olduğunu belirtti. Araştırmacılar, elde edilen yeni bilgilerin günümüzde de kullanılabileceğini ifade ediyor. Yeni yöntem, asfalt, kömür veya beton gibi tanecikli materyallerin taşınmasında yeni yöntemler sunabilir. aljazeera.com.tr
Mısır'da 50 Mumya Bulundu
Mısır’da daha önceden yağmalanan bir antik mezarda 50 mumya bulunduMısır’da daha önceden yağmalanan bir antik mezarda 50 mumya bulundu. Mısır’da daha önceden yağmalanmış bir yer altı mezarında bulunan ve M.Ö. 1400’lü yıllarda yaşamış aristokratlar olduğu düşünülen 50 mumyanın içinde kraliyet ailesine mensup bir prens ve prenses de yer alıyor.ÇALIŞMALAR TAMAMLANDIKrallar Vadisi’nde bulunan KV 40 bölümündeki ufak bir çöküntünün araştırılması sonucu 3 yıl önce tespit edilen anıt mezardaki arkeolojik çalışmalar kalın kurum tabakası yüzünden güçlükle tamamlanabildi. Rusya'nın Sesi'nin The Daily Mail'den aktardığı haberde, yerin 5 metre altında bulunan ve 4 odadan oluşan mezarın yasadışı define avcıları tarafından 19. yüzyılda yakıldığı, söz konusu kurum tabakasının bu yüzden oluştuğu bildirildi. İlk olarak antik dönemde yağmalanan mezarda bulunan değerli eşyaları çalan hırsızlar, o dönemde mumyalara zarar vermemişti.PRENS DE BULUNDUMezarda çalışmalar yürüten arkeologlar ve Mısır tarihi uzmanları, buradaki vazoların üzerinde bulunan yazıtlardan mumyaların 30’unun kimliğini belirlemeyi başardı. Söz konusu mumyaların içinde IV. Thutmose ve III. Amenhotep’in akrabaları olan ve M.Ö. 14. yüzyılda hüküm sürmüş 18. kraliyet soyundan gelen bir prens ve bir de prenses bulunuyor. Arkeologlar, varlıkları hakkında herhangi bir bilgi olmayan 8 prenses, 4 prens ve birkaç yabancı hizmetçinin de söz konusu mezarda yattıklarını düşünüyor.Birgün
Davut Heykeli Yıkılıyor mu?
Rönesans'ın başyapıtlarından Michelangelo'nun Davut heykelinin ayak bileğindeki basınç yüzünden yıkılma riski altında olduğu belirtildi. İtalyan gazetesi La Repubblica'nın haberine göre uzmanlar 5,5 tonluk heykelin bacağındaki küçük çatlaklara dikkat çekti. Ulusal Araştırma Konseyi Floransa’daki heykel üzerinde yaptığı araştırmada Davut heykelinin ağırlığının büyük kısmını taşıyan sağ bacağının arkasında yarıklar olduğunu tespit etti. Bu yarıklar daha önce alçı ile kapatılmasına karşın tekrar ortaya çıktı. Yapılan kapsamlı araştırmalarla da heykelin ayak bileğinde de güçsüzlük olduğu anlaşıldı. Uzmanlar bunun 300 yıl boyunca kent merkezinde öne doğru yaslanmış, kötü bir açı ile durmasından kaynaklanmış olabileceğini belirtiyor. La Gazetta del Sud'un haberine göre 5 metre boyundaki heykel, Mikelanj'ın kullandığı mermerin kötü kalitesi, ağırlığı ve dengesiz duruşu nedeniyle zaten kırılgan bir durumda. Deprem ya da yol çalışması gibi sebeplerden de heykelin yıkılabileceği konusunda kaygılar var. Davut heykelinin depremden etkilenmeyecek bir müzeye ya da şehir dışında farklı bir alana taşınması öneriliyor. Michelangelo, Davut heykelinin yapımına 1501 yılında başladı ve 3 yılda tamamladı. Heykel, Floransa'nın bir nevi sembolü haline geldi. Heykel geniş çevrelerce, Michelangelo'nun en iyi iki heykelinden biri ve Rönesans heykel sanatının bir başyapıtı olarak kabul ediliyor. Eser, Davut'un Calut'a saldırma anını simgeliyor.T24
Reklam
Son Haliyle Google'ın Sürücüsüz Araba Projesi
Sürücüsüz otomobil testlerine uzun bir süredir devam eden Google, ilk etapta yeni aracını otoyollarda denemiş ve şehir içi trafiğin keşmekeşinden uzak durmuştu. 1.1 milyon kilometreyi aşkın bir mesafe boyunca sürücüsüz otomobilini test eden Google, bu süre içinde önemli aşamalar kaydetmeyi de başardı ve geçtiğimiz yıl içinde şehir içi trafik testlerine de başladı.Google’dan yapılan açıklamada şehirde yapılan 1 millik bir yolculuğun otoyolda yapılan 1 millik yolculuktan çok farklı olduğu; küçük bir alan içinde çok sayıda farklı nesnenin farklı prensipler çerçevesinde hareket ettiği belirtildi. Yazılımda gerçekleştirilen iyileştirme sayesinde sürücüsüz otomobilin aynı anda hareket eden farklı unsurların tespit edilebildiğini duyuran Google, sürücüsüz otomobilinin şehir içinde kullanacağı gelişmiş tespit sisteminin nasıl işlediğini gösteren bir videoyu da paylaştı.Google’dan yapılan açıklamada sürücüsüz otomobilin gelişimi açısından çözülmesi gereken çok sayıda problem olduğu ve önce Mountain View’da, daha sonra diğer şehirlerde sürücüsüz otomobile daha fazla sokak öğretileceği belirtildi.
Reklam
Ayasofya, Cami Olarak Yeniden İbadete Açılacak mı?
Ayasofya’nın “Ayasofya Camii” adıyla camii olarak yeniden ibadete açılması için kanun teklifi verildi... Teklifi veren isim ise cemaate yakınlığı ile biliniyor... AK Parti'den istifa eden Burdur bağımsız milletvekili Hilmi Yıldırım, Ayasofya’nın “Ayasofya Camii” adıyla camii olarak yeniden ibadete açılması için kanun teklifi verdi. Hilmi Yıldırım’ın verdiği kanun teklifinin gerekçe bölümünde; “Ayasofya Camii, etrafındaki eserleriyle, külliyesiyle beraber bir vakıftır; Fatih Sultan Mehmet’in vakfiyesidir ve hukuken el konulmuş durumdadır, vakıf bırakılma maksadına aykırı biçimde kullanılmaktadır. Ayasofya’nın hâlâ vakfedilme amacı dışında kullanılması böyle bir yasağın devamı, bugünün dünyasında hukuk ve insan hakları ihlalidir. Bugüne kadar ülkemizde vakıflarla ilgili pek çok olumlu adımlar atılmışken maalesef bu ayıp ortadan kaldırılamamıştır. Bugün Ayasofya’nın vakfedilme gayesi dışında kullanılması, hem hukuken, hem örfen, hem de ahlaken yanlıştır, kabul edilemez” ifadeleri kullanıldı. CEMAATİN AK PARTİ'Yİ SIKIŞTIRMA HAMLESİ Mİ? Burdur bağımsız milletvekili Hilmi Yıldırım, 17 Aralık Yolsuzluk ve Rüşvet operasyonundan sonra AKP’den istifa etmişti. Yıldırım hakkında Cemaat’e yakın olduğu iddiaları ortaya atılmıştı. Kulislerde Yıldırım'ın bu teklifi ile AK Parti'yi muhafazakar kitleler karşısında zor durumda bırakmak istediği iddia ediliyor. Gerekçede şu ifadeler yer aldı: “Ayasofya Camii Türk milletinin tarihi kimliğinin bir parçası, ayrılmaz hatta asli unsurlarından biridir. Ne var ki, bu hâlâ ibadete kapalı tutulmakta, resmi kayıtlarla müze olarak görülmekte ve fiilen de müze olarak kullanılmaktadır. Ayasofya Camii 1934 yılında bir restorasyon vesilesiyle ve aradan geçen 80 yıla rağmen hâlâ tartışmalı kabul edilen bir kararnameyle müzeye dönüştürülmüştür. Bu kararın 1930’larda ülkemizin ve dünyanın içinde bulunduğu şartlar çerçevesinde alındığı anlaşılmaktadır. Tarihe, geçmişle hesaplaşmak için değil, yaşananlardan ders çıkarmak için bakmak lazımdır. Kararın doğruluğunu ya da yanlışlığını tartışmak her zaman mümkündür. Ancak bu siyasetçilerden ziyade bilim adamlarının, tarihçilerin işidir; zira tarihi olayları kendi bağlamından kopararak, sadece bugün dünyasından bakarak yargılamak çoğu zaman yanıltıcıdır adil değildir. Ancak söz konusu kararın bugün halen muhafaza ediliyor olması, izah edilebilir bir durum değildir. Ayasofya Camii, etrafındaki eserleriyle, külliyesiyle beraber bir vakıftır; Fatih Sultan Mehmet’in vakfiyesidir, ve hukuken el konulmuş durumdadır, vakıf bırakılma maksadına aykırı biçimde kullanılmaktadır. Ayasofya’nın hâlâ vakfedilme amacı dışında kullanılması böyle bir yasağın devamı, bugünün dünyasında hukuk ve insan hakları ihlalidir. Bugüne kadar ülkemizde vakıflarla ilgili pek çok olumlu adımlar atılmışken maalesef bu ayıp ortadan kaldırılamamıştır. milliyet.com.tr
Reklam
Yaşasaydı Kral 2. Leopold'u Bile Ağlatmayı Başaracak 5 Dram Filmi
İçlerinde kırmızı paltolu bir kızın saflığını, kemanın tüyleri hizaya getiren notalarını, nüktedanlıktan uzak bir yakarışı, korku ve acıyla yoğrulmuş bir sergüzeşti içeren filmlerdir bunlar.Gustavo Santaolalla'nın, Ithzak Perlman'ın ve daha nice müzisyenin melodramdan uzak müziklerini, yönetmenlerin ve tarihin eşsiz hikayeleri bu filmlerde birleştirdi. Here we go..
15 Dünya Şehrinin Harika Tabloları
Dünya çapında ün yapmış müthiş manzaralara sahip şehirlerin Sam Brewster tarafından çizilen mükemmel portreleri sizlerle. İyi eğlenceler dileriz...
Reklam
Dan Brown Açıkladı: 'Cehennem' İstanbul'da Çekilecek
Yazdığı her kitap olay olan Dan Brown NTV'de yayınlanan Gece Gündüz programına konuştu. Brown, yeni kitabı ‘Cehennem’in çok yakında film olacağını ve çekimlerin İstanbul'da yapılacağını açıkladı. Geçtiğimiz mayıs ayında tüm dünya ile aynı anda Türkiye'de de satışa çıkan yeni kitabı 'Cehennem'le ilgili Gece Gündüz programına Floransa'da verdiği röportajda Dan Brown şunları söyledi: 'Kitabın film olması için çok sayıda şirketten teklif var. Bu çok sevindirici. Ama zannedersem Sony Columbia Pictures önce davranacak. Yani yakın bir zamanda film ekiplerini İstanbul'da görebilirsiniz.' TOM HANKS SEMBOLLERİ İSTANBUL'DA TAKİP EDECEK  Sinemada Tom Hanks’in canlandırdığı Harvardlı simgebilim uzmanı profesör Robert Langdon bulmacaları çözerek, sembolleri takip ederek içine ‘yuvarlandığı’ Dante’nin ‘cehennemi’nde dünyayı geri dönülmez bir değişime sürükleyecek çok güçlü bir düşmana karşı savaşacak. Büyük bir bölümü Floransa ve İstanbul'da geçen hikayenin baş kahramanı Robert Langdon’u İstanbul'da Yerebatan Sarayı ve Ayasofya Müzesi’nin sembollerle dolu duvarları arasında dolaşırken göreceğiz. Kaynak : Akşam
Dünyanın En Hızlı Kara Canlısı Nedir?
ABD’nin Kaliforniya eyaletindeki Pomona Collega’da yürütülen bir araştırma, 3 milimetre büyüklüğündeki bir kene türünün en hızlı hareket eden kara canlısı olduğunu ortaya çıkardı. Çalışmada, canlıların boyutlarına göre aldıkları hız esas alındı. Paratarsotomus macropalpis olarak anılan ‘ hızlı kene ’, saniyede kendi boyunun 322 katı hıza ulaşıyor. Bir insanla kıyaslandığında kene, bir saatte 2 bin kilometre koşabiliyor. Daha önce en hızlı kara canlısı olarak belirlenen Avustralya’da yaşayan kaplan böceği, saniyede kendi boyunun 171 katı hıza çıkıyordu. Çita ise 16 katına çıkabiliyor.teknolojioku
Reklam
Ressam Osman Hamdi Bey'in Bilinmeyen Defterleri
Ressam Osman Hamdi Bey’in kızı Nazlı Hamdi’nin tuttuğu misafir defterleri bir sergi için bir araya getirildi. Günlükler dönemi daha iyi anlamaya yarıyor. Bir ev düşünün ki ziyaretçileri arasında arkeolog ve casus Gertude Bell’den Bavyera Prensi Rupprecht’e kadar dönemin diplomat, şair, ressam, yazarlarının tümü bulunsun. 1907-1911 tarihleri arasında ressam Osman Hamdi Bey’in evi tam olarak böyleydi. Gelen gidenin imzaladığı, düşüncelerini, temennilerini yazdığı ‘misafir defteri’nin sorumluluğu ise Osman Hamdi Bey’in küçük kızı Nazlı Hamdi’ye aitti. O misafir defteri şu an İstanbul’da, Anadolu Medeniyetleri Araştırma Merkezi’nde sergilenmeye başladı. ‘Kaplumbağa Terbiyecisi’ tablosunun ressamı, İstanbul Arkeoloji Müzeleri’nin kurucusu Osman Hamdi Bey’in ziyaretçileri arasında Servet-i Fünun yayıncısı Ahmed İhsan başta olmak üzere birçok edebiyatçı da bulunuyordu. Şair Nigar ve diğer misafirleri deftere düşüncelerini yazarken, Osman Hamdi Bey’in evinde geçirdikleri zamandan, kendilerine yapılan ikramlara kadar pek çok ayrıntıyı da not etmişti. Bu defter ve dönemin entelektüel dünyasına ve kültür ortamına dair pek çok ayrıntı Prof. Dr. Edhem Eldem’in küratörlüğünde hazırlanan ‘Nazlı’nın Defteri, Osman Hamdi Bey’in Çevresi’ başlıklı sergide bir araya geldi. Prof. Dr. Edhem Eldem, defterde imzası bulunan isimlerin izini sürerek, onların yaşam hikayelerine dair de birçok bilgiyi hem bu sergide hem de aynı isimle yayımlanan kitabında topladı. Ayrıca Eldem, 1907’de 14 yaşında olan Nazlı Hamdi’nin gözünden de döneme bakma fırsatını yarattı. Aile fertlerinin yazıları ve anılarının yanı sıra, Osman Hamdi ve çevresindeki insanların da birbirleri ile bağlantıları yine bu sergi ekseninde ortaya çıkıyor. Defterin titizlikle incelenmiş sayfalarının yanı sıra, imzalayan kişiler için hazırlanmış panolarda belge, görüntü ve objelere de yer veriliyor. Üç bölüme ayrılan serginin başlıkları, ‘Nazlı ve ailesi’, ‘Eskihisar’da bulunan yazlık ve bahçedeki dost ziyaretleri’ ve ‘1909 sonbaharında Münih ve Paris’e yapılan yolculuk’ olarak ayrılıyor. Sergi, 10 Temmuz 2014 tarihine kadar İstanbul, İstiklal caddesi üzerindeki Koç Üniversitesi Anadolu Araştırmaları Merkezi’nde ziyaret edilebilir. Kaynak: Al Jazeera
Natali AVAZYAN'ın Albümünden 31 Eski İstanbul Fotoğrafı
Natali Avazyan Twitter hesabından Türkiye'nin 81 iline ait çok özel fotoğraflar paylaşıyor. Biz de sizler için bu özel koleksiyonun İstanbul fotoğraflarından belli başlılarını derledik. Yanına da günümüze ait fotoğrafları koyduk ki değişime tanıklık edin.  Günümüze ait fotoğraflar birebir o mekanın fotoğrafı olmayıp, yakın yerlerden çekilmiş fotoğraflarıdır. Fotoğraflara bakarken bunu göz önünde bulundurmanızı rica ediyoruz.  Daha çok fotoğraf için: https://twitter.com/NataliAVAZYAN
Reklam