onedio
'Yeniden Programlanmış Hücreler' İnsana Nakledildi
Japonya'da 'yeniden programlanmış hücreler' anlamına gelen iPS hücreleri ilk kez insana nakledildi.Dünyada bir ilke imza atan bilim insanlarından Masayo Takahaşi, sanayi ülkelerinde 55 yaşın üzerindekilerde körlüğün başlıca nedeni olan 'Yaşa Bağlı Makula Dejenerasyonu'na (YBMD) yakalanan 70 yaşındaki kadın hastaya iPS hücrelerinin nakledildiğini belirtti.Bu yöntemin güvenilirliğini test etmek için kolları sıvayan Takahaşi ve ekibi, hastanın kolundan deri hücreleri alıp bunları pluripotent kök hücrelerine (iPS) dönüşmesi için yeniden programladı ve daha sonra bunları retina hücreleri olarak nakletti.Japonya Sağlık Bakanlığı, Takahaşi ve ekibinin bu projesine geçen yıl yeşil ışık yakmış ve bu tür klinik deneylere onay veren ilk ülke olmuştu.İlk deneylerin Japonya'da başlaması rastlantı değil.Kyoto Üniversitesi'nden Japon bilim adamı Shinya Yamanaka, 2012'de İngiliz John B. Gurdon ile klonlama ve kök hücreler konularındaki çalışmaları nedeniyle Nobel Tıp Ödülü'ne layık görülmüştü.Japon bilim insanı, 2006'da hücrelerde yeniden programlamanın yumurtadaki dört belirli gen kontrol ajanı ile yapılabileceğini keşfetmiş, bu dört ajanı yetişkin bir hücreye enjekte ederek o hücreyi kök hücreye çevirmeyi başarmıştı.Bu yolla üretilen ve iPS (induced pluripotent) hücreleri denen kök hücreler, herhangi türde bir başka yetişkin hücreye dönüştürülebiliyor.Dünya genelinde YBMD'nin tedavisi için embriyo kök hücreleri kullanılıyor. Bu yöntem, etik nedenler ve dokunun reddine sık rastlanması yüzünden tartışmalara yol açıyor.Gözün, okumak, dikiş dikmek ya da araba kullanmak gibi işlerde gerek duyulan 'merkezi keskin görme' yeteneğini etkileyen YBMD, retinanın maküla adı verilen merkezi bölgesini etkiliyor.YBMD, Türkiye'de de oldukça sık rastlanan bir hastalık.AA
Ahmet Kaya İlk Kez 'Utanç Müzesi'nde
Devrimci 78'liler Federasyonu tarafından organize edilen 'Utanç Müzesi' 12 Eylül darbesinin yıl dönümünde, Çankaya Belediye Başkanı Alper Taşdelen ve Devrimci 78'liler Federasyonu Başkanı Mehmet Özer'in açılış konuşmalarıyla sergilenmeye başladı.Ezilenlerin, haklı olanların tarihte sürekli egemenlerce öğütülmeye çalışıldığını, 12 Eylül'ün bu açıdan en acımasız, en vahşi dönemlerden biri olduğunu söyleyen Çankaya Belediye Başkanı Alper Taşdelen, 12 Eylül'ün yalnızca askeri bir darbe değil toplumun çok kapsamlı olarak yeniden formatlanması olduğuna dikkat çekti. Başkan Taşdelen, 'Bugün ekonomik, siyasal, kültürel ve hukuki alanda mevcut olan her şeyin temeli, 12 Eylül döneminde atılmıştır' değerlendirmesinde bulundu.DİYARBAKIR CEZAEVİ KÖŞESİDevrimci 78'liler Federasyonu Başkanı Mehmet Özer de yaptığı konuşmada, 'Verilen mücadele ile 12 Eylül generallerin apoletlerinin söktürülmesinde mesafe aldık. Şimdi sıra 12 Eylül işkencecilerinden hesap sormaktadır. Bu davada mağdur değil tarafız' dedi.Çankaya Belediyesi Çağdaş Sanatlar Merkezi'ndeki sergi açılışına CHP Ankara İl Başkanı Av. Necati Yılmaz ile CHP Çankaya İlçe Başkanı Mehmet Perçin'de katıldı.Sergide, 60'lı yılların gençlik önderleri Deniz Gezmiş, Mahir Çayan, İbrahim Kaypakkaya'nın ve darbe döneminde yaşı büyütülerek idam edilen Erdal Eren'in yanı sıra idam ve işkence başta olmak üzere çeşitli şekillerde öldürülen çok sayıda gençlik önderinin eşyaları, fotoğrafları yer alıyor. 12 Eylül işkencelerinin simge mekanlarından Diyarbakır Cezaevi ile ilgili köşe de serginin çarpıcı ayrıntıları arasında. Sergide ayrıca işkencelerde kullanılan işkence aletleri ile idam sehpasının birebir örneği de sergileniyor.
Pink Floyd Hakkında Bilmeniz Gereken 15 Detay
Müziğin Schopenhauer'u Pink Floyd, 1965'ten bu yana her albümünde müziğin ''10 Emir''ini yazmıştır. Her şarkısındaki felsefi çözümlemeler ile müziğe ayrı bir boyut kazandırmışlardır.  Şimdi gelin onlar hakkında bazıları sizin bildiğiniz, bazılarını ise bilmediğiniz birkaç bilgi verelim. Bu liste Onedio'daki listeler arasında herhangi bir kiremit olmayacakPS: Bilgilerin çoğu, http://pinkfloydfan.tr.gg/ - http://www.telegraph.co.uk/ - www.buzzfeed.com sayfalarından alınmıştır. .
Yeni Sezon İngiltere X Factor'den Dikkat Çeken 10 Performans
İlk şarkı seçimiyle beğenilmeyen yetenek Simon'un yardımıyla Say Something şarkısını söyler. Ayrıca Melanie, geçmişte yaşadığı bir acıyı şarkıda yaşamasını belirtir ve yarışmacı dikkat çeken bir yeteneğe dönüşüverir. Şarkı için 2:10 dk dan sonra izleyebilirsiniz
Üniversiteli Hem Yurtsuz Hem İşsiz, Kısacası Sahipsiz
TOKİ rant kapısı olacağına neden tüm üniversiteliye yurt yapmıyor?CHP İstanbul Milletvekili Umut Oran, yeni eğitim öğretim yılı öncesinde üniversite öğrencilerinin yurt sorunu ve mezunlarının işsizlik durumu hakkında bir çalışma yaptı. Üniversitelerin 2014-2015 eğitim öğretim yılına sancılı başladığını belirten Umut Oran, 'Üniversiteli gençler yurtsuz ve umutsuz. Altyapısı hazırlanmayan her ile üniversite politikası sınıfta kaldı milyonlarca genç okurken sahipsiz, yurtsuz, mezunken işsiz kaldı. 5,5 milyon öğrenci için sadece 420 bin yataklık yurt var, yani 13 öğrenciye 1 yatak düşüyor. TOKİ hükümete ve yandaşlarına rant kapısı olacağına acilen üniversitelilerin yurt sorununu çözmelidir' dedi.CHP'li Umut Oran'ın konuyla ilgili açıklaması şöyle:AKP’nin yükseköğrenim politikaları popülist ve plansız. 62. Hükümet programında ve 2014-2018 10. Kalkınma Programında üniversite gençliğinin yurt ve istihdam sorunlarının çözümü ile ilgili tek bir cümle bile yok. CHP’nin daha önce dile getirdiği Başbakanlığa bağlı TOKİ yandaş müteahhitler ve havuz hesaplarla Recep Tayyip Erdoğan ve yakınlarına kentsel dönüşüm adıyla rant kapısı olup, lüks konutlar yaparak, yapı denetiminden kaçış aracı olacağına milyonlarca gencimizin ücretsiz kalacağı yurtların yapımında kullanılsın.2002’de 73 olan üniversite sayısı 2014’te 184’e ulaştı. “Her şehre üniversite” denirken adeta bakkal dükkânı açar gibi açılan üniversiteler ilçelere kadar yayıldı. Apartman binalarında açılan birçok “tabela” üniversitesi diploma dağıtıyor.Üniversite sayısı 12 yılda yüzde 150 arttı, ama ya akademik-bilimsel kalite? 184 üniversitemiz var, ne yazık ki dünya sıralamasında ilk 100’e giren tek bir Türk üniversitesi yok. Türk üniversitelerinin kütüphane imkânları yetersiz, bilimsel yayınları itibar görmüyor.“Her şehre üniversite” politikası diplomalı işsizler ordusu yarattı. Üniversite sayısında patlama paralelinde üniversiteli iş gücü sayısındaki artış, toplam işgücündekinin kat kat üzerinde gerçekleşti. Bunların istihdamının yetersiz kalması nedeniyle üniversite mezunu işsiz sayısı 4’e katlandı. 2000’de her 10 işsizden biri üniversite mezunuyken, gelinen noktada her 5 işsizden biri üniversite diplomalı.Son 12 yılda üniversite öğrencisi sayısı yaklaşık yüzde 227 artarak 5.5 milyona çıkarken, devlete ait yurt kapasitesindeki artış ise yüzde 60 dolayında. Yeni öğretim yılında kamu yurtlarına başvuran öğrencilerin üçte ikisi açıkta kaldı. 6 milyona yaklaşan öğrenciye karşılık, özel yurtlarla birlikte toplam 420 bin dolayında yurt kapasitesi bulunuyor. Toplam yurt kapasitesi, toplam öğrenci sayısının yüzde 10’una ulaşmıyor. Her ile üniversite açmakla övünen iktidar üniversite gençliğinin barınma sorununu çözmemiş büyütmüştür.Özerklik, araştırmacılık, bilimsel-akademik kalite gibi konularda ciddi sorunları bulunan üniversitelerimiz, ülkenin gelişimi ve kalkınmasına yeterli katkı veremiyor. İzlenen ekonomi politikaları istihdam yaratmıyor, üniversite mezunlarındaki artışla bunların üretim süreçlerinde yer alma oranları paralel gitmiyor. Bu koşullarda üniversite sayısındaki artış, işsizler ordusunun eğitim düzeyini yükseltmiş oluyor.Üniversitelerinin kalitesini artırıp bunu sürekli kılabilen ülkeler, geleceğin yıldızları olacak; bilgi devrimini gerçekleştirip refah düzeylerini yükseltecektir. Bizim üniversitelerimiz de ülkeyi bilgi çağına taşıyacak kaliteye erişmeli, bilgi ekonomisine uygun, çağı kavrayan, evrensel düşünen, dünyadaki gelişmeleri yakından izleyebilen, donanımlı yeni nesiller yetiştirmelidir.Devlet yükseköğretime ayırdığı kaynakları artırmalı, ekonomik açıdan zayıf ailelerin çocukları için eğitimde fırsat eşitliği sağlamalıdır.Üniversite öğrencilerinin barınma sorunu çözülmeli, devlet makul maliyetle ve nitelikli barınma koşulları sağlamalıdır.Ülkemizde 200’e yakın üniversite ile buralarda okuyan ve yeni kayıt yaptıran milyonlarca öğrenci 2014-2015 eğitim öğretim yılına başlıyor. “Her ile üniversite” açmakla övünen AKP’nin 12 yıllık iktidarında, yeterli alt yapı ve akademik birikim olmaksızın açılan çoğu tabela üniversitesi ile ülkemizde adeta bir “üniversite enflasyonu” yaşanıyor. Ancak Türkiye’nin az sayıdaki köklü ve birikimi olan üniversitesi dışında verilen eğitim, teoriden ileri gitmiyor, öğrencileri ekonomik ve sosyal yapının gereklerine, reel yaşamın pratiklerine hazırlamıyor. Bu dönemde sayıları hızla artarak 6 milyona yaklaşan üniversite öğrencisini ise alacakları eğitimin kalitesi bir yana, barınmadan ulaşıma, öğrenim maliyetlerinden burslara birçok önemli sorun bekliyor. Ailelerin gelecekte iyi yaşam koşullarına sahip olmaları düşüncesiyle çocuklarını üniversite eğitimi aldırmak için tüm imkanlarını seferber ettiği ülkemizde, üniversitede okumaya hak kazanan milyonlarca genci mezuniyet sonrası bekleyen işsizlik olgusu ise öğrencilikte yaşadıkları sıkıntılarla kıyaslanmayacak kadar büyük ve asıl önemli sorunu oluşturuyor.ÜNİVERSİTE ENFLASYONU - KALİTE EROZYONU…Türkiye’de 2002 yılında 73 olan üniversite sayısı son yıllarda yaşanan patlama ile 184’e ulaştı. Türkiye’de halen 104 devlet ve 80 de vakıf üniversite ve meslek yüksekokulu bulunuyor. Bunların büyük bölümü üç büyük ilde... Ancak AKP’nin “Her şehre üniversite” politikası ile Türkiye’de üniversitesi olmayan il kalmadı. Son yıllarda adeta bakkal dükkânı açar gibi yeni üniversiteler açıldı. Üniversiteler ilçelere kadar yayıldı. Beş altı katlı apartman binalarında açılan “butik” üniversiteler diploma dağıtıyor. Türkiye, üniversite sayısında Hollanda, Belçika, Norveç, Finlandiya, İsviçre, Danimarka, Portekiz gibi Avrupa ülkelerini geride bırakıyor.Özellikle 2000’li yıllarda adeta patlama yaşanan üniversite sayısı paralelinde üniversite öğrencisi ve mezunu sayısında da patlama yaşandı. 2002 yılında 1.7 milyon olan yüksek öğretim kurumlarında okuyan öğrenci sayısı, 2014’te 5.5 milyona ulaştı. Türkiye’de üniversite öğrencisi sayısı dünyada 128, Avrupa’da 11 ülkenin nüfusundan fazla...2000’de üniversiteye başvuranların yüzde 30’u yerleştirilirken, bu oran yüzde 50’ye ulaştı. Yükseköğretim kurumlarından mezun olanların 1999-2000 öğretim yılında 224 bin dolayında bulunan sayısı, 2013-2014 öğretim yılında 700 bine yaklaştı. Son 12 yıl toplamında 5 milyonun üzerinde mezun verdi. İLK 100’E GİREN TÜRK ÜNİVERSİTESİ YOKSon yıllarda yükseköğretimde nicel olarak yaşanan hızlı büyümeye karşılık, kalite ise aynı paralelde artmadı, hatta aşağılara indi. 184 Türk üniversitesinden hiçbiri, dünya sıralamasında yazık ki ilk 100’e giremiyor. The Times Higher Education World University Rankings 2013-2014 verilerine göre genel değerlendirmede dünyanın en iyi 100 üniversitesi sıralamasında ABD 45 üniversite ile başı çekiyor, bu ülkeyi 11 üniversite ile İngiltere, 8 üniversite ile Hollanda, 6 üniversite ile Almanya, 5 üniversite ile Avustralya izliyor. Genel değerlendirmede en iyi dereceye sahip Türk üniversitesi olan Boğaziçi, 199’uncu sırada.Türkiye’deki bütün üniversitelerin kütüphanelerindeki toplam kitap sayısı, sıralamada birinci olan Harvard Üniversitesi’ndekinden daha az. Türkiye’de gerekli akademik, fiziksel ve bilimsel alt yapıya sahip olmadan kısa bir zaman dilimi içinde art arda açılan yeni üniversiteler nedeniyle öğretim elemanı ihtiyacı arttı. Bunu karşılamak için özellikle taşra üniversitelerine yönelik olarak akademik unvanların edinilmesi kolaylaştırıldı. Bu durum akademik kaliteyi aşağı çekti. Türk üniversiteleri, bilimsel yayın sayısında AB ülkeleriyle kıyaslandığında orta sıralarda gözükmekle birlikte yapılan atıf sayısında ise en sonlarda, örneğin Bulgaristan’ın bile gerisinde bulunuyor. Bu da yayınların bilimsel niteliğine güvensizliği gösteriyor.ÜNİVERSİTE ENFLASYONU DİPLOMALI İŞSİZLİĞİ PATLATTIAKP döneminde izlenen daha çok tüketime dayalı ekonomik büyüme modeli yeterli istihdam yaratmadığı için ülkemizin işsizlik sorununu çözemezken, üniversite diplomalıların sayısı ile üretim süreçlerinde rol alabilme oranları paralel gitmedi. Son yıllarda eğitim düzeyine göre işsizlikte en hızlı artış, açık farkla üniversite mezunlarında bulunuyor. Üniversite sayısında patlama yaşanan 2000’li yıllarda, üniversiteli iş gücü sayısındaki artış, toplam işgücündekinin kat kat üzerinde gerçekleşti. Bunların istihdamının yetersiz kalması nedeniyle üniversite mezunu işsiz sayısı ise üniversiteli işgücündekinden de toplam işsizlikten de çok daha hızlı arttı. Sonuçta her şehre üniversite politikası, ülkede bir üniversiteli işsizler ordusu yarattı.Türkiye’de 2000 yılı ortalamasında 23 milyon 78 bin kişi olan toplam iş gücünün yüzde 8.8 oranındaki 2 milyon 37 binini üniversite mezunları oluşturuyordu. Yıllık ortalama verilere göre 2013’te toplam işgücü yüzde 22.5 artışla 28 milyon 271 bin olurken, bunun içinde üniversiteli işgücü sayısı yüzde 165 artışla 5 milyon 388 bine ulaştı. Bu dönemde işgücü içinde üniversite diplomalıların payı yüzde 8.8’den yüzde 19.1’e yükseldi.Toplam işsiz sayısının yüzde 83.5 artışla 1 milyon 497 binden 2 milyon 747 bine çıktığı bu dönemde, üniversiteli işsizlerin sayısı ise yüzde 290 artışla 143 binden 557 bine yükseldi. Üniversiteli işsizlerin 2000 yılında yüzde 7 olan oranı, 2013’te yüzde 10.3’e çıktı. Toplam işsizler içinde üniversite diplomalıların oranı ise bu dönemde yüzde 9.6’dan yüzde 19’a yükseldi. Başka deyişle 2000’de her 10 işsizden biri üniversite mezunuyken, gelinen noktada her 5 işsizden biri üniversite diploması taşıyor.ÜNİVERSİTELİ “YURT”SUZ…Üniversite öğrencilerinin barınma talebinin karşılanmasında da 12 yılda yapılanlar yetersiz kaldı. Devlet, üniversite ve öğrenci sayısındaki hızlı artış paralelinde yurt kapasitesi sağlayamadı. Bu dönemde üniversiteli sayısı yaklaşık yüzde 227 artarken, yurt kapasitesindeki artış yüzde 60 dolayında kaldı. Üniversite gençliğinin barınma sorunu çözülmedi, aksine büyüdü.Öğrenci sayısının 5.5 milyona ulaştığı 2013-2014 eğitim öğretim yılında yükseköğretim öğrencilerine yönelik 368’i kamu (YURTKUR) yurdu, 1.873’ü de özel olmak üzere toplam 2.241 yurtta barınan öğrenci sayısı 415 bin dolayında gerçekleşti. Bunların da 305 binini kamu yurtlarında, yaklaşık 110 binini de özel yurtlarda kalanlar oluşturuyor.2014-2015 eğitim öğretim yılı için 385 bin 326 öğrenci YURTKUR’a bağlı yurtlar için başvuru yaptı. Mezun olanlardan boşalan kapasiteye göre bunlardan 119 bin 59’u, yeni öğretim döneminde sayıları 384’e ulaşan bu yurtlara yerleştirilebildi. Başka deyişle devlet yurtları için başvuranların üçte ikisi açıkta kaldı.Devlet yurtlarında, deprem güçlendirmesi çalışması nedeniyle kullanımda olmayan yatakların da kullanıma alınmasıyla toplam kapasite 310 bine, halen inşa çalışmaları süren yurtların sisteme katılmasıyla da 320 bine çıkacak. Özel yurtlarla birlikte yeni öğretim yılında en fazla 430 bin dolayında bir üniversite öğrencisi yurt imkânından yararlanabilecek. Oysa yükseköğretim kurumlarına yerleşen yeni öğrenci sayısı, mezun sayısından fazla olduğu için toplam üniversiteli sayısı 6 milyona yaklaşıyor. Öğrencilerin önemli bir bölümü de ailesinden ayrı, başka kentlerde üniversite öğrenimi sürdürüyor. Toplam yurt kapasitesi, toplam öğrenci sayısının yüzde 10’una bile ulaşmıyor.  17 ARALIK YURT SORUNU DA YARATTI!Bu arada özel yurtlarda kalan çok sayıda üniversite öğrencisi de devlet yurtlarına geçmek için YURTKUR’a başvurdu. Özel yurtların önemli bir bölümü, AKP hükümetinin iktidarı boyunca işbirliği yaptığı ancak 17-25 Aralık yolsuzluk operasyonları sonrasında yolunu ayırarak “paralel devlet” adı altında tasfiye süreci başlattığı oluşuma ait bulunuyor. Bu yurtlarda kalan yoksul aile çocuklarının yeni siyasal konjonktürde kendilerini güvende görmeyerek devlet yurtlarına geçme çabasına girmesi de kapasiteyi zorlayan bir faktör. YURT AYRI DERT, KİRA AYRI DERTDevlet yurtlarının ihtiyacı karşılamaması nedeniyle, ekonomik durumu nispeten elveren aileler çocuklarını özel yurtlara yerleştirirken, bu imkânlara sahip olamayan milyonlarca genç bir araya gelerek, müşterek kiralama yoluyla, asgari konfordan yoksun evlere yüksek kiralar ödemek zorunda kalıyor. Devlet yurtlarında kalan öğrenciler ise iktidarın öngördüğü gençlik modeli doğrultusunda baskı ve dayatmalarla karşı karşıya kalıyor. Bu kapsamda yurtların karma özelliği ortadan kaldırılıyor, üniversite öğrencilerinin sosyal paylaşım alanlarına müdahale ediliyor. Öğrenciler, devlet yurtlarında rızası dışında dini etkinliklere yönlendiriliyor, idari personel zorunlu olarak bu etkinliklerde görevlendiriliyor.ÜNİVERSİTELER ÜLKEMİZİ BİLGİ ÇAĞINA TAŞIMALIDIR…Ülkemizin üniversite sayısının artmasından gurur duyarız. Ancak üniversiteler, yeterli alt yapıya, bilimsel birikim ve kaliteli akademik kadrolara sahip gerçek birer araştırma kurumu ve bilim yuvası olarak açılmalıdır. Üniversite sadece bina ve tabela, öğretmen-öğrenci demek değildir. Üniversiteler, öncelikle ülke, toplum ve insanlık için bilim üreten, araştırma kurumlarıdır. Üniversiteler, sadece bilimin evrensel ilke ve yöntemleriyle kendilerini sınırlar. Üniversiteler, her türlü düşüncenin, hipotezin, teorinin özgürce tartışılıp araştırıldığı özgür platformlardır. Üniversiteler, herhangi bir inanç ya da ideolojinin bağnazlığına esir edilemez. Üniversiteler etnik, bölgesel ve kültürel kalıpları aşmış, özgürce sorgulayan kurumlardır.Özerklik, araştırmacılık, bilimsel düzey, akademik kalite gibi konularda ciddi sorunları bulunan, çoğu adeta “yüksek lise” konseptinde faaliyet gösteren üniversitelerimiz, ülkenin gelişimi ve kalkınmasına yeterli katkı veremiyor, daha çok işsizler ordusunun eğitim düzeyini yükseltmeye yarıyor.YÜKSEKÖĞRETİM SİSTEMİ KÖKDEN DEĞİŞMELİDİR!..Üniversitelerinin kalitesini artırabilen ve bunu sürekli kılabilen ülkeler, geleceğin yıldızları olacak; bilgi devrimini gerçekleştirip refah düzeylerini artıracaktır.Bizim üniversitelerimiz de ülkeyi bilgi çağına taşıyacak bilimsel kaliteye erişmeli, bilgi ekonomisine uygun, çağı kavrayan, evrensel düşünen, dünyadaki gelişmeleri yakından izleyebilen, donanımlı yeni nesiller yetiştirmelidir.Üniversitelerin, merkezi baskı altında tek tipleştirilmesine son verilmelidir. Üniversite özerkliği ve akademik özgürlükler genişletilmelidir.Büyük bölümü verdikleri eğitim teoriden ileri gitmeyen, özellikle birer ticarethane gibi işletilen ve öğrencilerini “müşteri” olarak gören özel üniversiteler başta Türk üniversiteleri, bilim üreten kurumlar haline getirilmelidir.Üniversitelerde tüm bileşenler için uygun ortam ve koşullar yaratılmalıdır. Bu bağlamda öğrencilerin barınma sorunu hayati önemdedir. Devlet, üniversite öğrencilerinin barınma sorununu çözmede yetersiz kaldığı için, üniversitelerin bulunduğu semtler kiralar normalin üzerinde artışlar göstermekte ve maddi imkânları kısıtlı milyonlarca üniversite öğrencisine ağır mali yük getirmektedir. Devlet bu alandaki alt yapısını hızla geliştirerek, üniversite öğrencilerine makul maliyetli ve nitelikli barınma koşulları sağlamalıdır. TOKİ hükümete ve yandaşlarına rant kapısı olacağına üniversitelilerin barınma sorunu çözecek yurtları acilen yapmalıdır.Gelir dağılımının bozuk olduğu ülkemizde, devlet ekonomik açıdan zayıf ailelerin çocuklarını gözeterek, eğitimde fırsat eşitliğini sağlayacak önlemleri almalıdır.Üniversitelere ayrılan kamu kaynakları artırılmalıdır.
Reklam
Reklam
Güneş Fırtınası Bugün Dünya'ya Ulaşacak
Güneş'te yaşanan dev bir patlama, Dünya'ya ilerleyen çok güçlü bir kozmik fırtına doğurdu. Bilim insanları, yüklü parçacıklardan oluşan güneş fırtınasının atmosfere ulaşmasıyla enerji ve iletişim şebekelerinin hasar görebileceğini belirtti.Güneş'te yaşanan dev bir patlama, Dünya'nın enerji ve iletişim ağını tehdit ediyor. NASA Güneş Dinamikleri Gözlemevi (SDO) tarafından 10 Eylül'de gözlemlenen ve şiddeti X1.6 olarak belirlenen güneş patlaması, dev bir kozmik fırtınayı Dünya'ya doğru harekete geçirdi.NASA'dan yapılan açıklamada, en şiddetli Güneş faaliyetini temsil eden X sınıfı patlamanın, güneş lekelerinin en aktif olduğu 2158'inci bölgede yaşandığı ve ortaya çıkan fırtınanın direkt Dünya'ya yöneldiği ifade edildi.ABD'nin Uzay Hava Tahmin Merkezi'nden yapılan açıklamada, saatte 4.02 milyon kilometre hızla ilerleyen kozmik fırtınanın, Güneş'in merkezinden Dünya'ya savrulduğu belirtildi. Merkezde görev alan Tom Berger, fırtınanın bugün Dünya'ya ulaşmasını beklediklerini söyledi.Berger yaptığı açıklamada, 'Güneş'te devasa bir manyetik patlama meydana geldi... Doğrudan Dünya'ya yöneldiği için yüksek enerjili parçacıklar ve manyetik plazmadan oluşan fırtınanın bir kısmı bize uğrayabilir' ifadesini kullandı. Dünya'nın manyetik alanını etkileyebilecek olan kozmik fırtına, enerji ve iletişim ağlarında hasara neden olabilir. Yörüngedeki uydular da kozmik fırtınaya hedef olmaları durumunda geçici ve süresiz olarak devre dışı kalabilir.Berger, 'Güneş fırtınasının korkutucu boyutta olmadığını' vurgularken, 'Gerekli uyarı yapıldı ancak insan hayatı tehlikede değil' dedi. Dünya'yı sıyırması ve Kuzey Kutbu üzerinden geçme ihtimali de bulunan kozmik fırtınanın, güçlü kuzey ışıkları ortaya çıkarması bekleniyor.Kaynak: Al Jazeera
10 Sevimli Sualtı Fotoğrafı İle 'Suda Oynayan Köpekler 2'
Sudan nefret eden kedilerin aksine köpekler suda oynamayı çok severler. Bu yüzden fotoğrafçı Seth Casteel suda oynayan köpekleri su altından fotoğraflamış. Fotoğrafçının ilk çalışmasını sizlerle paylaşmıştık. Yine ortaya aşırı sevimli ve fazlasıyla eğlenceli görüntüler çıkmış.İyi eğlenceler dileriz...
Reklam
300 Yılllık Hüseyin Paşa Yalısı Restorasyon İçin Ağaoğlu'na Emanet...
Anadolu Hisarı'nda yer alan 300 yıllık İstanbul'un en eski sivil mimari örneği Amcazade Hüseyin Paşa Yalısı işadamı Ali Ağaoğlu tarafından restore edilecek.Konut inşaatı yapan firmanın tarihi eser restorasyonu yapacak olması şaşkınlık veriyor. Vakıflar mülk sahibi biz değiliz derken, Köprülü Amcazade Hüseyin Paşa Vakfı Başkanı Ahmet Cengiz Köprülü ise “ihalede en yüksek ücreti o şirket verdi” dedi. Tarihi yalı restorasyon sonrası Ali Ağaoğlu’nun konutu mu olacak, yoksa butik otel mi yapılacak şimdilik belli değil.Ömer Erbil ’in Radikal’deki haberine göre, Amcazade Hüseyin Paşa Yalısı 1697 yılında inşa edildi. Boğazın hatta İstanbul’un en eski sivil mimari örneklerinden biri. Sadrazam Köprülü Fâzıl Ahmet Paşa'nın amcasının oğlu ve Sultan 2. Mustafa'nın sadrazamlarından 'Amcazâde' lakaplı, Hüseyin Paşa tarafından yaptırıldı. Tarihi yalı Osmanlı tarihinde büyük önemi olan Karlofça ve Pasarofça anlaşmasının imzalanmasına şahitlik etti. Sultan 2. Mustafa, Sultan 3. Ahmet ve Sadrazam Damat İbrahim Paşa da bu yalıda misafir olarak ağırlandı. Bu nedenle Pâdişah ağırlamış ender yalılardan da biri…Mülkiyeti Mülhak Köprülü Amcazade Hüseyin Paşa Vakfı’na ait tarihi yalı 55 dönüm araziye sahip. 2007 yılında Ağaoğlu tarafından Restore et-işlet-devret modeliyle 25 yıllığına kiralanan yalının restorasyonuna tam 7 yıldır başlanılamadı.Tabelasında Başbakanlık Vakıflar Genel Müdürlüğü yazmasına rağmen, Vakıflar ‘biz sadece denetleyiciyiz, söz sahibi değiliz’ diyor. Vakıf Başkanı Ahmet Cengiz Köprülü ise, “ihalede en yüksek ücreti Ağaoğlu verdi, restorasyon projesini uygulamak zorunda aksine izin vermeyiz” diyor.Arazinin tamamının 800 dönümden 55 dönüme düştüğünü belirten Köprülü, külliyenin şuan 8 bin 711 metrekare arsaya sahip olduğunu söyledi. Yıllarca içindeki gecekonduları temizlemekle uğraştıklarını anlatan Cengiz, 2 harem binası, divanhane, meşruta ile kuzey yalısının ayağa kaldırılacağını kaydetti.Restitute, röleve ve restorasyon projelerinin bitirildiğini, Koruma Kurulu’nun restitute ve röleve projelerini onayladığını şimdi restorasyon projesi için kuruldan onay beklediklerini ifade eden Cengiz, “Ekpertiz raporunu vakıflara yaptırdık. İhaleye o zaman Koç, Sabancı, Zorlu gibi önemli gruplar katıldı. İhaleyi Ağaoğlu kazandı. 25 yıllığına kiraladık. Toplam 85 milyon lira vakfa kaynak girecek. Şuan her ay 34 bin lira kira geliri getiriyor. 7 yıldır aksatmadan kiramız ödendi” dedi.Ağaoğlu’nun normal konut inşaatı yaptığını restorasyonun özel bilgi ve beceri gerekmez mi sorumuza ise Cengiz şu yanıtı verdi:“17. Yüzyıl mimarisi restore edecek bu çaplı bir restorasyon firması var mı? Ağaoğlu ya da başka bir firma. Kim alırsa alsın ihaledeki şartımız bizim restorasyon projemizin uygulanması. Proje dışında bir uygulamaya ne biz ne kurul izin vermez. Ağaoğlu da isterseniz biz çekilelim noktasına birkaç kez geldi. Çünkü yıllardır kurul ve Boğaziçi İmar Müdürlüğü’ndeki bürokrasiden onlarda yıldı. 17. Yüzyıl üslubuna uygun ahşap olarak yapmak zorundalar. Aksi halde sözleşmemizi feshederiz. Bilim heyetimiz var her aşamasını denetleyecek.”Yalının bugünkü değeri yaklaşık 1 milyar dolar. 1893 Rus savaşı sırasında göçmenler bu yalıya yerleştirildiklerinden, yalı tamir olmaz şekilde tahrip oldu. Fildişi kakmayla tezyin edilmiş kapı cepheleri, altın yaldızlı bordürleri, lâlelerle süslü iç mimarisi ile yalı muhteşem bir güzelliğe sahipti. 19. yy. sonunda ise harem tamamen yandı. 1972 yılında Türkiye Turing ve Otomobil Kurumu tarafından yalı tamir gördü. Osmanlı devlet adamlarının yalılarının kırmızı olması geleneğine uygun olarak aşı boyalı rengiyle dikkat çekiciydi. Şimdi yalının etrafı tamamen kapatıldı. Kuruldan çıkacak onaya göre restorasyon için gün sayılmaya başlandı.Ali Ağaoğlu proje ile ilgili daha önce tarihi yalının butik otel olarak işletileceğini açıklamıştı. Yakın zamanda bir gazeteye verdiği demeçte ise kendisinin taşınacağını belirtti.T24
Reklam
Makineye Bulaşık Yerleştirebilen Robotlar
Britanya Bilim Festivali'nde sergilenen bir robotun kısa süre içinde bulaşık makinesine eşya yerleştirebilecek bir aygıt olarak görülebileceği ifade ediliyor. ' Boris ' adı verilen robot, tanımadığı nesneleri insan gibi eliyle kavrama yeteneğine sahip ilk robotlardan biri.Boris, İngiltere'deki Birmingham Üniversitesi tarafından beş yılda 350 bin sterlin harcama yapılarak geliştirilmiş bir robot.Yüzü ve bileklerine yerleştirilen derinlik sensörleri, 10 saniye içinde nesnelerin biçimini tespit ederek robot parmaklarıyla uygun bir tutma yöntemi uygulamasını ve isabetli kol hareketiyle engelleri aşarak hedefe ulaştırmasını sağlıyor.Robotu geliştiren ekibin başında görev yapan Profesör Jeremy Wyatt, Boris'in 'eşya tutmak için değil, nasıl tutacağını öğrenmek için programlandığını' belirtti.Profesör ve uluslararası PacMan projesindeki ekibi, 2015'in Nisan ayına kadar bu robotu 'bulaşık makinesine eşya yerleştirebilir' hale getirmeyi hedefliyor.Profesör Wyatt, 'Mutafak tezgahında olduğu gibi eşyaları dağıtıyorsunuz ve bunları inceleyen robot birini gözüne kestiriyor, tutuyor ve bulaşık makinesine yerleştiriyor' diyerek robotun çalışma mantığını açıklıyor.Boris'e neden mutfak işlerinin verildiği sorusuna ise Wyatt gülerek şu cevabı veriyor:'Bulaşık makinesine eşya yerleştiren robotları bugün için ekonomik ve sosyal bir gereklilik olarak gördüğümden değil tabii. Ama bu, insanın yüzmilyonlarca yıl süren evrimi sonrasında geliştirdiği ve manipülatif yetenek gerektiren tipik insan işlerinden biri. Yani bu işi bir robotun yapmasını sağlayarak gelecekte robotları daha esnek kılmayı ümit ediyoruz.'Sanayi robotlarını birinci kuşak, insansız hava araçları, şoförsüz arabalar ve diğer hareketli robotları ikinci kuşak robotlar olarak değerlendiren Profesör Wyatt, Boris'in üçüncü kuşak robotları temsil ettiğini belirtiyor.Akıllı robot BobFestivalde bilim ekipleri farklı bir akıllı robot olarak Bob'u da takdim ettiler.Boris maharetli ama hareketsiz iken Bob lazerli mesafe sensörleriyle etrafındaki nesnelerin ve insanların varlığını tespit ederek tekerlekleriyle rahatça dolaşabiliyor.Bob'u programlayan ekibin başında bulunan Dr. Nick Hawes bu robotun, 'etrafındaki engellerin yerini gösteren bir ısı haritası çıkardığını' söylüyor.En zoru ise hareket halindeki insanlar. Dr. Hawes, Bob'un insan gördüğünde yavaşladığını ve onlarla arasında koyacağı sosyal mesafeyi gözeterek durduğunu belirtiyor.Bob insan müdahalesi olmadan bir hafta boyunca kapalı bir ortamı keşfedip basit gözlemler yaparak belli görevleri yerine getirebiliyor.Dr Hawes , bu robotta yeni olan şeyin 'bağımsızlık' hali olduğunu ve kısa bir süre önce güvenlik şirketi G4S'te gözetim görevlisi olarak üç haftalık bir staj yaptığını söylüyor.Festivale katılan ekipler uzun vadede bu robotların ofis, hastane, depo gibi ortamlarda insanlarla yan yana çalışmasını sağlamayı hedeflediklerini ve İngiltere'nin 'marifetli el' sahibi robot teknolojisini patentleştirdiğini ifade ediyor.BBC Türkçe
'The Cut' Filmekimi'nden Çekildi
Fatih Akın'ın Venedik Film Festivali'nde ses getiren yeni filmi 'The Cut' (Kesik), dağıtımcısının talebi üzerine Filmekimi programından çekildi. Film Türkiye'de aralık ayında gösterime girecek.Venedik Film Festivali’ndeki prömiyerinin ardından Türkiye’deki ilk gösterimini Filmekimi’nde yapacağı belirtilen film daha önce programda bulunmasına rağmen son açıklanan listede yer almadı.Diken'in haberine göre İKSV filmin listeden çıkarıldığını doğrularken, bu durumun kendilerinden kaynaklanmadığını, tamamen film yapımcılarının gösterim tarihleriyle aldığı stratejik bir karar olduğunu vurguladı. Yönetmen Akın, filmle ilgili uzun bir süredir milliyetçi gruplardan ‘nefret mesajları ve bir de ölüm tehdidi’ aldığını söylemişti. Akın, “O film Türkiye’de tek bir sinemada yayınlanmayacak. Beyaz berelerimiz ve Azerbaycan bayraklı planörümüzle gelişmeleri takip ediyoruz. Hodri Meydan!” sözleriyle açıkça tehdit edilmişti.Filmde, baş kahraman Nazaret Manugyan’ın (Tahar Rahim) eşinin adının Agos gazetesinin 2007′de öldürülen yayın yönetmeni Hrant Dink’in eşi Rakel’le aynı olması, Nazaret’in kardeşinin de Hrant adını taşıması, Dink suikastına gönderme niteliğindeydi.Akın filmle ilgili Agos’a verdiği söyleşide de, Hrant Dink’le ilgili bir film çekmek istediğini, fakat Dink’i oynamak isteyecek Türkiyeli oyuncu bulamadığını söylemişti.Kaynak: Diken
Reklam
Dünyanın En Çılgın ve Çıplak Müzik Festivali: Kazantip
Ukrayna’nın Kazantip müzik festivali bu sene yine ilginçliklere sahne oldu.Biz ise bu sene dışında size Kazantip’in nasıl bir yer olduğunu anlatacağız.Çılgın eğlence anlayışınız nedir? Bodrum Mikonos ya da ibiza’da sabahın ilk saatlerine kadar Avrupa’nın en güzel kadınlarıyla dans etmek mi? Yoksa Amsterdam’ın efsanevi Kırmızı Fener Sokağı’nı ve kulüplerini arşınlamak mı?İşte Kazantip festivali video ve fotoğraflarla - TIKLA
Curiosity Mars'taki Dağa Ulaştı
ABD Uzay ve Havacılık Dairesi NASA'dan yapılan açıklamada, Mars'taki keşif aracı Curiosity’nin Mount Sharp'ın (Keskin Dağ) eteğine ulaştığı bildirildi. Curiosity‘nin gelecek hafta sondaja başlaması bekleniyor.Keşif aracı Curiosity, 2012 yılının ağustos ayında Mars'a inmişti. Misyonun hedefi, Kızıl Gezegen'de bir zamanlar yaşam bulunup bulunmadığını tespit edebilmek için Mars toprağının incelenmesini içeriyor.Kaliforniya Teknoloji Enstitüsü'nde Curiosity projesinde yer alan bilim adamı John Grotzinger, “Nihayet uzun süredir hedeflediğimiz bu uzak sınıra ulaştık” dedi.Mount Sharp, antik Gale Krateri'nin içinde yer alıyor. Dağın yüksekliğinin 6 bin metre civarında olduğu belirtildi.© Deutsche Welle TürkçeAFP/AP, BS/EC
Reklam