onedio
Ölü Bedeni Diriltilmek Üzere Dondurulup Saklanacak!
Geleceği öngören bu işlem Emre Özerginli'nin vefatı halinde ölü bedeni, tıbbın çok elverişli bir seviyeye ulaşacağı zamana kadar diriltilmek üzere -196 derecede, tüm tıbbi ihtiyaçları karşılanacak şekilde dondurulup saklanacak.A.B.D'nin Arizona eyaletinde bulunan Alcor Life Extension Foundation (Alcor Yaşam Uzatma Vakfı) kurucusu olan Prof.Dr.Jerry Lamber tarafından yapılan açıklamada Emre Özerginli'nin cansız bedeni Hibernasyon (crynonics) metodundan faydalınarak, dondur, bekle, canlandır yöntemiyle hayata döndürülmeye çalışılacak.Peki böyle bir işlem işlem başarıya ulaşabilir mi? Daha önce böyle bir işlem gerçekleşti mi? Araştırdık ve;Dr.Paul Segal 1992 yılında California Üniversitesi'nde Beagle cinsi köpeğini gerekli tıbbi şartları oluşturup dondurduktan sonra tekrar diriltmeyi başarmış ve bu deney bilim insanları için o günden beri büyük bir ıspat sayılıyor.Köpeğin kanı çekildikten sonra dondurulup, 70 dakikalık klinik ölümün ardından, kanı tekrar damarlarına enjekte edilerek oda sıcaklığına geri getirilmiş ve üç buçuk yaşındaki köpek hayata geri döndüğünde tam karakteristik özelliklerini olduğu gibi taşıyordu.Alışkanlıklarını, huyları değişmemişti.Bu da hayvanın hafızasınında yerinde olduğunu göstermiştir.İlginç olan bu olaydan binyıllar öncesinde, Mısır mezarlarından çıkan mumyaların hepsi de bedensel geri dönüş için hazırlanmış gibiydi.Mezar odalarından çıkan mumyalanmış bedenlerin kusursuz bir biçimde olması ve mezarın ötesindeki bir hayata ulaşma inancı da buradan mı geliyor? Yoksa bir ölünün para, mücevher ve sevdiği eşyalarla ne işi olabilirdi ki?Üstelik ölen kişinin yanına,canlı gömüldükleri kuşkusuz olan hizmetçiler verilmesi, bütün hazırlıkların eski hayatın, yeni bir hayatta devam etmesi için yapıldığını gösterir.O yıllarda bile şimdi olduğu gibi bedensel canlanmayı bu insanların aklına nereden gelmişti? Ölü bedenin binlerce yıl sonra diriltilebilmesi için vücut, organizmayı oluşturan organların çok emin bir yerde ve çok iyi bir biçimde korunması gerektiği düşüncesi nasıl ortaya çıkmıştı?Bu konuda ciddi araştırmaları bulunan fizikçi, astronom ve aynı zamanda biyolog olan Robert C.Ettinger, 1965 yılında yayınladığı 'The Prospect Of Immortality' (Ölümsüzlük Umudu) adlı kitabında, insan organizmasını oluşturan organların hücrelerini tıp ve biyoloji açısından birkaç milyar kere yavaşlatılarak yaşayabileceği bir dondurma yolu gösteriyor.Bu düşünce günümüzde ütopik ve imkansız gibi görünebilir, ancak Dünya yüzeyinde bulunan büyük kliniklerde insan organlarını, kemiklerini, kanını donmuş olarak saklayabilen organ bankaları bulunmaktadır.Ayrıca canlı hücrelerde sıvı nitrojen ısısında sonsuza kadar korunabilmektedirler.Ayrıca A.B.D'de uzay tasarıları gereğince, astronotları uzak yıldızlara yapılacak yolculuklarda dondurma işiyla gayet ciddi olarak uğraşmaktadırlar.14 Ocak 2004 yılında A.B.D eski başkanı G.W.Bush Ay'a gidilmesini öngören uzay programını başlatmasıyla kendisinin ve Emre Özerginli'nin Ay'dan bu kadar büyük toprak sahibi olmalarının bu konuyla bir ilgisi olabilir mi?Konuyla ilgili söyleyeceğim Emre Özerginli bu tür bilimsel gelişmelere yatırım yapan başka iş adamlarının olduğunu zannetmiyorum.Çünkü konunun detaylarına indikçe Emre Bey'in akılalmaz projeleri ve bunun yanında akılalmaz bağlantıları ortaya çıkıyor.Umarız Emre Bey de dahil, gelecekte dondurulmuş mezarlıklarda, tıp biliminin ölüm nedenlerine çare bulması için bekleyen dondurulmuş insanları yeniden hayata döndürürler..
Yaşlanmayı Yavaşlatan Gen Keşfedildi
ABD'li bilim insanları, vücutta yaşlanmanın etkilerini yavaşlatan bir gen keşfetti. Araştırmacılara göre, meyve sineklerinde ömrü uzatan gen, insan vücudunda da aktif hale getirilebilir.University of California Los Angeles (UCLA) araştırmacıları, vücutta yaşlanmanın etkilerini yavaşlatan bir gen keşfettiklerini duyurdu. Meyve sineklerinde AMPK adı verilen bir geni aktif hale getiren araştırmacılar, sineklerin yaşam süresini yüzde 30 artırmayı başarırken, daha sağlıklı hale gelmerini sağladı.Araştırmada yer alan biyolog David Walker, 'Sineklerin bağırsaklarında veya sinir sistemlerinde geni aktif ettiğimiz zaman, genin aktif hale getirildiği organ sisteminde yaşlanma etkilerinin yavaşladığını gördük' ifadesini kullandı.Discovery News'in haberine göre, insanlar meyve sineklerinde yer alan gene sahip ancak gen etki gösterecek derecede aktif kullanılmıyor. Araştırmacılar, genin bağırsaklar gibi kolayca ulaşılabilen bir organda aktif hale getirilmesi halinde, yaşlanmanın etkilerini de ortadan kaldırabileceklerini düşünüyor. Yaşlanmanın, insan beyni için de geciktirilebileceği ve ileri yaşla gelen rahatsızlıkların da önüne geçilebileceği öngörülüyor.Walker, AMPK genini aktif hale getiren ilacın, tip 2 diyabet hastaları için kullanılan metformin olduğunu belirtti. Walker, 'Yaşlanmayla beliren ve güçlenen Parkinson, Alzheimer, felç ve şeker hastalığı gibi rahatsızlıklara teker teker odaklanmak yerine, yaşlanma sürecinin önüne geçilerek tüm hastalıkları yavaşlatıcı bir çözüm bulunabilir' ifadesini kullandı.Yaşlanmayı 'erteleyen' tedavinin sonuca ulaşması için yıllar gerektiğini söyleyen Walker, gerçekçi bir hedef belirlediklerini söyledi.Kaynak: Al Jazeera
Akıllara Zarar 12 Korku Filmi Klişesi
Bir evde garip şeyler oluyor, kapının ardından gelmemesi gereken garip sesler geliyor, müstakbel kurbanın elinde şamdanlık benzeri işe yaramaz bir silah, üç buçuk atıyor ama yine de sürekli 'kim var orada?' tarzı saçma sapan sorular sorarak kapıya doğru yavaş yavaş yaklaşmakta... Nıı rım nııı rımm nırırırırı nımm...Belli ki bir şey fırtlayacak oradan, b.k mu var da o kapıyı açıyorsun!
CHP'de Yeni MYK Belli Oldu
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, 5-6 Eylül'de gerçekleştirilen 18. Olağanüstü Kurultay'ın ardından, yeni seçilen Parti Meclisi (PM) üyelerinden, Merkez Yönetim Kurul'nu (MYK) belirledi.Buna göre, Mehmet Bekaroğlu Tanıtım ve Halklar İlişkiler, Enis Berberoğlu ise İletişim ve Medya İle İlişkilerden sorumlu genel başkan yardımcılıklarına getirildi.Gürsel Tekin ise yeniden genel sekreter olarak görevlendirildi.Genel başkan yardımcılıklarının dağılımı ise şöyle oldu:-Tekin Bingöl: Parti Örgütü ve Örgüt Yönetimleri ve Yurt Dışı Örgütlenmeler-Haluk Koç: İdari ve Mali İşler-Bülent Tezcan: Seçim ve Hukuk İşleri-Seyhan Erdoğdu: Parti İçi Eğitim-Sezgin Tanrıkulu: İnsan Hakları-Veli Ağbaba: Yerel Yönetimler-Yakup Akkaya: Meslek Kuruluşları, İşçi Sendikaları ve Diğer Sivil Toplum Kuruluşları-Faik Öztrak: İşveren Sendikaları ve Kuruluşları-Selin Sayek Böke: Ekonomi Politikaları-Burhan Şenatalar: Sosyal Politikalardan-Şafak Pavey: Doğa Hakları-Sencer Ayata: AR-GE Bilim, Yönetim Platformu-Ercan Karakaş: Kültür, Sanat Platformu.Muhabir: Mehmet Tosun | AA
Reklam
Game of Thrones Dizisinde Kullanılan Dothraki Dilinin Kursu Açılıyor
Bazı fantastik romanlarda yapay diller oluyor. Buna Yüzüklerin Efendisi'nin yazarı J.R.R. Tolkien'in yarattığı onlarca Orta Dünya dilini örnek gösterebiliriz. Bunun bir örneği de Game of Thrones romanlarında var. Yazar , Game of Thrones'ta göçebe hayat sürdüren ve ata binen savaşçılar için 'Dothraki' dilini oluşturmuştu.Bu dil dizinin popülaritesi arttıkça daha da ilgi görmeye başladı ve görünüşe göre bu dili öğrenmek isteyen insanlar da var. Zira, Londra'daki dil okulu Living Language , eğitim programına Dothraki dilini de ekleme kararı aldı. Yakında dersler verilmeye başlanacak.Diğer taraftan Dothraki dilinde 3200'e yakın kelime bulunuyor. Bu kelimelerin arasında en popüler olanı ise hiç şüphesiz kraliçe anlamına gelen ' khalessi '. Bu kelime İngilizce diline bir isim olarak girmeyi başarmıştı.teknokulis
Reklam
Tanrılar Okulu’nun Yazarı Stefano D’Anna Hayatını Kaybetti
Dünyada uzun süre best seller olan 500 binin üzerinde satan “Tanrılar Okulu”nun yazarı Stefano D’Anna İtalya Como’da hayatını kaybetti. Uzun süredir kanser tedavisi gördüğü belirtilen D’Anna’nın cenaze töreninin Como’da yapılacağı öğrenildi.Türkiye’de de best seller olan kitabın yazarı D’Anna ve kardeşinin davası da bir dönem çok konuşuldu. İlk olarak 'da basılan varoluş üzerine felsefi bir roman olan ‘Tanrılar Okulu' kitabını paylaşamayan iki kardeş, mahkemede karşı karşıya gelmişti.İtalya'da 2002 yılında yayınlandıktan sonra Türkçe'ye çevrilen ve 2004’ten beri Türkiye'de 200 binin üzerinde satan 'Tanrılar Okulu' kitabına ilişkin Prof. Stefano D'Anna'ya kardeşi Ellio D'Anna, kitabı kendisinin yazdığını öne sürerek dava açmıştı. Davacı, Prof. Stefano D'Anna'nın mali ve manevi haklarını ihlal ettiğini ve kendileri haksız rekabete uğradığını, telif haklarına tecavüz edildiğini iddia etmişti.
Clint Eastwood'un Karizmasının Kanıtı 10 Unutulmaz Film
Kaçılması imkansız olarak görülen Alcatraz Hapisanesinden kaçmaya çalışan üç mahkum ve bu kaçış planını mükemmel hazırlayan banka soyguncusu Frank Morris`i (Eastwood) anlatan harika bir film . Filmde yaşanan olaylar gerçektir ve hapishaneden kaçan o üç mahkumdan asla haber alınamamıştır .
Reklam
'Yeniden Programlanmış Hücreler' İnsana Nakledildi
Japonya'da 'yeniden programlanmış hücreler' anlamına gelen iPS hücreleri ilk kez insana nakledildi.Dünyada bir ilke imza atan bilim insanlarından Masayo Takahaşi, sanayi ülkelerinde 55 yaşın üzerindekilerde körlüğün başlıca nedeni olan 'Yaşa Bağlı Makula Dejenerasyonu'na (YBMD) yakalanan 70 yaşındaki kadın hastaya iPS hücrelerinin nakledildiğini belirtti.Bu yöntemin güvenilirliğini test etmek için kolları sıvayan Takahaşi ve ekibi, hastanın kolundan deri hücreleri alıp bunları pluripotent kök hücrelerine (iPS) dönüşmesi için yeniden programladı ve daha sonra bunları retina hücreleri olarak nakletti.Japonya Sağlık Bakanlığı, Takahaşi ve ekibinin bu projesine geçen yıl yeşil ışık yakmış ve bu tür klinik deneylere onay veren ilk ülke olmuştu.İlk deneylerin Japonya'da başlaması rastlantı değil.Kyoto Üniversitesi'nden Japon bilim adamı Shinya Yamanaka, 2012'de İngiliz John B. Gurdon ile klonlama ve kök hücreler konularındaki çalışmaları nedeniyle Nobel Tıp Ödülü'ne layık görülmüştü.Japon bilim insanı, 2006'da hücrelerde yeniden programlamanın yumurtadaki dört belirli gen kontrol ajanı ile yapılabileceğini keşfetmiş, bu dört ajanı yetişkin bir hücreye enjekte ederek o hücreyi kök hücreye çevirmeyi başarmıştı.Bu yolla üretilen ve iPS (induced pluripotent) hücreleri denen kök hücreler, herhangi türde bir başka yetişkin hücreye dönüştürülebiliyor.Dünya genelinde YBMD'nin tedavisi için embriyo kök hücreleri kullanılıyor. Bu yöntem, etik nedenler ve dokunun reddine sık rastlanması yüzünden tartışmalara yol açıyor.Gözün, okumak, dikiş dikmek ya da araba kullanmak gibi işlerde gerek duyulan 'merkezi keskin görme' yeteneğini etkileyen YBMD, retinanın maküla adı verilen merkezi bölgesini etkiliyor.YBMD, Türkiye'de de oldukça sık rastlanan bir hastalık.AA
Reklam
Ahmet Kaya İlk Kez 'Utanç Müzesi'nde
Devrimci 78'liler Federasyonu tarafından organize edilen 'Utanç Müzesi' 12 Eylül darbesinin yıl dönümünde, Çankaya Belediye Başkanı Alper Taşdelen ve Devrimci 78'liler Federasyonu Başkanı Mehmet Özer'in açılış konuşmalarıyla sergilenmeye başladı.Ezilenlerin, haklı olanların tarihte sürekli egemenlerce öğütülmeye çalışıldığını, 12 Eylül'ün bu açıdan en acımasız, en vahşi dönemlerden biri olduğunu söyleyen Çankaya Belediye Başkanı Alper Taşdelen, 12 Eylül'ün yalnızca askeri bir darbe değil toplumun çok kapsamlı olarak yeniden formatlanması olduğuna dikkat çekti. Başkan Taşdelen, 'Bugün ekonomik, siyasal, kültürel ve hukuki alanda mevcut olan her şeyin temeli, 12 Eylül döneminde atılmıştır' değerlendirmesinde bulundu.DİYARBAKIR CEZAEVİ KÖŞESİDevrimci 78'liler Federasyonu Başkanı Mehmet Özer de yaptığı konuşmada, 'Verilen mücadele ile 12 Eylül generallerin apoletlerinin söktürülmesinde mesafe aldık. Şimdi sıra 12 Eylül işkencecilerinden hesap sormaktadır. Bu davada mağdur değil tarafız' dedi.Çankaya Belediyesi Çağdaş Sanatlar Merkezi'ndeki sergi açılışına CHP Ankara İl Başkanı Av. Necati Yılmaz ile CHP Çankaya İlçe Başkanı Mehmet Perçin'de katıldı.Sergide, 60'lı yılların gençlik önderleri Deniz Gezmiş, Mahir Çayan, İbrahim Kaypakkaya'nın ve darbe döneminde yaşı büyütülerek idam edilen Erdal Eren'in yanı sıra idam ve işkence başta olmak üzere çeşitli şekillerde öldürülen çok sayıda gençlik önderinin eşyaları, fotoğrafları yer alıyor. 12 Eylül işkencelerinin simge mekanlarından Diyarbakır Cezaevi ile ilgili köşe de serginin çarpıcı ayrıntıları arasında. Sergide ayrıca işkencelerde kullanılan işkence aletleri ile idam sehpasının birebir örneği de sergileniyor.
Reklam
Pink Floyd Hakkında Bilmeniz Gereken 15 Detay
Müziğin Schopenhauer'u Pink Floyd, 1965'ten bu yana her albümünde müziğin ''10 Emir''ini yazmıştır. Her şarkısındaki felsefi çözümlemeler ile müziğe ayrı bir boyut kazandırmışlardır.  Şimdi gelin onlar hakkında bazıları sizin bildiğiniz, bazılarını ise bilmediğiniz birkaç bilgi verelim. Bu liste Onedio'daki listeler arasında herhangi bir kiremit olmayacakPS: Bilgilerin çoğu, http://pinkfloydfan.tr.gg/ - http://www.telegraph.co.uk/ - www.buzzfeed.com sayfalarından alınmıştır. .
Yeni Sezon İngiltere X Factor'den Dikkat Çeken 10 Performans
İlk şarkı seçimiyle beğenilmeyen yetenek Simon'un yardımıyla Say Something şarkısını söyler. Ayrıca Melanie, geçmişte yaşadığı bir acıyı şarkıda yaşamasını belirtir ve yarışmacı dikkat çeken bir yeteneğe dönüşüverir. Şarkı için 2:10 dk dan sonra izleyebilirsiniz
Üniversiteli Hem Yurtsuz Hem İşsiz, Kısacası Sahipsiz
TOKİ rant kapısı olacağına neden tüm üniversiteliye yurt yapmıyor?CHP İstanbul Milletvekili Umut Oran, yeni eğitim öğretim yılı öncesinde üniversite öğrencilerinin yurt sorunu ve mezunlarının işsizlik durumu hakkında bir çalışma yaptı. Üniversitelerin 2014-2015 eğitim öğretim yılına sancılı başladığını belirten Umut Oran, 'Üniversiteli gençler yurtsuz ve umutsuz. Altyapısı hazırlanmayan her ile üniversite politikası sınıfta kaldı milyonlarca genç okurken sahipsiz, yurtsuz, mezunken işsiz kaldı. 5,5 milyon öğrenci için sadece 420 bin yataklık yurt var, yani 13 öğrenciye 1 yatak düşüyor. TOKİ hükümete ve yandaşlarına rant kapısı olacağına acilen üniversitelilerin yurt sorununu çözmelidir' dedi.CHP'li Umut Oran'ın konuyla ilgili açıklaması şöyle:AKP’nin yükseköğrenim politikaları popülist ve plansız. 62. Hükümet programında ve 2014-2018 10. Kalkınma Programında üniversite gençliğinin yurt ve istihdam sorunlarının çözümü ile ilgili tek bir cümle bile yok. CHP’nin daha önce dile getirdiği Başbakanlığa bağlı TOKİ yandaş müteahhitler ve havuz hesaplarla Recep Tayyip Erdoğan ve yakınlarına kentsel dönüşüm adıyla rant kapısı olup, lüks konutlar yaparak, yapı denetiminden kaçış aracı olacağına milyonlarca gencimizin ücretsiz kalacağı yurtların yapımında kullanılsın.2002’de 73 olan üniversite sayısı 2014’te 184’e ulaştı. “Her şehre üniversite” denirken adeta bakkal dükkânı açar gibi açılan üniversiteler ilçelere kadar yayıldı. Apartman binalarında açılan birçok “tabela” üniversitesi diploma dağıtıyor.Üniversite sayısı 12 yılda yüzde 150 arttı, ama ya akademik-bilimsel kalite? 184 üniversitemiz var, ne yazık ki dünya sıralamasında ilk 100’e giren tek bir Türk üniversitesi yok. Türk üniversitelerinin kütüphane imkânları yetersiz, bilimsel yayınları itibar görmüyor.“Her şehre üniversite” politikası diplomalı işsizler ordusu yarattı. Üniversite sayısında patlama paralelinde üniversiteli iş gücü sayısındaki artış, toplam işgücündekinin kat kat üzerinde gerçekleşti. Bunların istihdamının yetersiz kalması nedeniyle üniversite mezunu işsiz sayısı 4’e katlandı. 2000’de her 10 işsizden biri üniversite mezunuyken, gelinen noktada her 5 işsizden biri üniversite diplomalı.Son 12 yılda üniversite öğrencisi sayısı yaklaşık yüzde 227 artarak 5.5 milyona çıkarken, devlete ait yurt kapasitesindeki artış ise yüzde 60 dolayında. Yeni öğretim yılında kamu yurtlarına başvuran öğrencilerin üçte ikisi açıkta kaldı. 6 milyona yaklaşan öğrenciye karşılık, özel yurtlarla birlikte toplam 420 bin dolayında yurt kapasitesi bulunuyor. Toplam yurt kapasitesi, toplam öğrenci sayısının yüzde 10’una ulaşmıyor. Her ile üniversite açmakla övünen iktidar üniversite gençliğinin barınma sorununu çözmemiş büyütmüştür.Özerklik, araştırmacılık, bilimsel-akademik kalite gibi konularda ciddi sorunları bulunan üniversitelerimiz, ülkenin gelişimi ve kalkınmasına yeterli katkı veremiyor. İzlenen ekonomi politikaları istihdam yaratmıyor, üniversite mezunlarındaki artışla bunların üretim süreçlerinde yer alma oranları paralel gitmiyor. Bu koşullarda üniversite sayısındaki artış, işsizler ordusunun eğitim düzeyini yükseltmiş oluyor.Üniversitelerinin kalitesini artırıp bunu sürekli kılabilen ülkeler, geleceğin yıldızları olacak; bilgi devrimini gerçekleştirip refah düzeylerini yükseltecektir. Bizim üniversitelerimiz de ülkeyi bilgi çağına taşıyacak kaliteye erişmeli, bilgi ekonomisine uygun, çağı kavrayan, evrensel düşünen, dünyadaki gelişmeleri yakından izleyebilen, donanımlı yeni nesiller yetiştirmelidir.Devlet yükseköğretime ayırdığı kaynakları artırmalı, ekonomik açıdan zayıf ailelerin çocukları için eğitimde fırsat eşitliği sağlamalıdır.Üniversite öğrencilerinin barınma sorunu çözülmeli, devlet makul maliyetle ve nitelikli barınma koşulları sağlamalıdır.Ülkemizde 200’e yakın üniversite ile buralarda okuyan ve yeni kayıt yaptıran milyonlarca öğrenci 2014-2015 eğitim öğretim yılına başlıyor. “Her ile üniversite” açmakla övünen AKP’nin 12 yıllık iktidarında, yeterli alt yapı ve akademik birikim olmaksızın açılan çoğu tabela üniversitesi ile ülkemizde adeta bir “üniversite enflasyonu” yaşanıyor. Ancak Türkiye’nin az sayıdaki köklü ve birikimi olan üniversitesi dışında verilen eğitim, teoriden ileri gitmiyor, öğrencileri ekonomik ve sosyal yapının gereklerine, reel yaşamın pratiklerine hazırlamıyor. Bu dönemde sayıları hızla artarak 6 milyona yaklaşan üniversite öğrencisini ise alacakları eğitimin kalitesi bir yana, barınmadan ulaşıma, öğrenim maliyetlerinden burslara birçok önemli sorun bekliyor. Ailelerin gelecekte iyi yaşam koşullarına sahip olmaları düşüncesiyle çocuklarını üniversite eğitimi aldırmak için tüm imkanlarını seferber ettiği ülkemizde, üniversitede okumaya hak kazanan milyonlarca genci mezuniyet sonrası bekleyen işsizlik olgusu ise öğrencilikte yaşadıkları sıkıntılarla kıyaslanmayacak kadar büyük ve asıl önemli sorunu oluşturuyor.ÜNİVERSİTE ENFLASYONU - KALİTE EROZYONU…Türkiye’de 2002 yılında 73 olan üniversite sayısı son yıllarda yaşanan patlama ile 184’e ulaştı. Türkiye’de halen 104 devlet ve 80 de vakıf üniversite ve meslek yüksekokulu bulunuyor. Bunların büyük bölümü üç büyük ilde... Ancak AKP’nin “Her şehre üniversite” politikası ile Türkiye’de üniversitesi olmayan il kalmadı. Son yıllarda adeta bakkal dükkânı açar gibi yeni üniversiteler açıldı. Üniversiteler ilçelere kadar yayıldı. Beş altı katlı apartman binalarında açılan “butik” üniversiteler diploma dağıtıyor. Türkiye, üniversite sayısında Hollanda, Belçika, Norveç, Finlandiya, İsviçre, Danimarka, Portekiz gibi Avrupa ülkelerini geride bırakıyor.Özellikle 2000’li yıllarda adeta patlama yaşanan üniversite sayısı paralelinde üniversite öğrencisi ve mezunu sayısında da patlama yaşandı. 2002 yılında 1.7 milyon olan yüksek öğretim kurumlarında okuyan öğrenci sayısı, 2014’te 5.5 milyona ulaştı. Türkiye’de üniversite öğrencisi sayısı dünyada 128, Avrupa’da 11 ülkenin nüfusundan fazla...2000’de üniversiteye başvuranların yüzde 30’u yerleştirilirken, bu oran yüzde 50’ye ulaştı. Yükseköğretim kurumlarından mezun olanların 1999-2000 öğretim yılında 224 bin dolayında bulunan sayısı, 2013-2014 öğretim yılında 700 bine yaklaştı. Son 12 yıl toplamında 5 milyonun üzerinde mezun verdi. İLK 100’E GİREN TÜRK ÜNİVERSİTESİ YOKSon yıllarda yükseköğretimde nicel olarak yaşanan hızlı büyümeye karşılık, kalite ise aynı paralelde artmadı, hatta aşağılara indi. 184 Türk üniversitesinden hiçbiri, dünya sıralamasında yazık ki ilk 100’e giremiyor. The Times Higher Education World University Rankings 2013-2014 verilerine göre genel değerlendirmede dünyanın en iyi 100 üniversitesi sıralamasında ABD 45 üniversite ile başı çekiyor, bu ülkeyi 11 üniversite ile İngiltere, 8 üniversite ile Hollanda, 6 üniversite ile Almanya, 5 üniversite ile Avustralya izliyor. Genel değerlendirmede en iyi dereceye sahip Türk üniversitesi olan Boğaziçi, 199’uncu sırada.Türkiye’deki bütün üniversitelerin kütüphanelerindeki toplam kitap sayısı, sıralamada birinci olan Harvard Üniversitesi’ndekinden daha az. Türkiye’de gerekli akademik, fiziksel ve bilimsel alt yapıya sahip olmadan kısa bir zaman dilimi içinde art arda açılan yeni üniversiteler nedeniyle öğretim elemanı ihtiyacı arttı. Bunu karşılamak için özellikle taşra üniversitelerine yönelik olarak akademik unvanların edinilmesi kolaylaştırıldı. Bu durum akademik kaliteyi aşağı çekti. Türk üniversiteleri, bilimsel yayın sayısında AB ülkeleriyle kıyaslandığında orta sıralarda gözükmekle birlikte yapılan atıf sayısında ise en sonlarda, örneğin Bulgaristan’ın bile gerisinde bulunuyor. Bu da yayınların bilimsel niteliğine güvensizliği gösteriyor.ÜNİVERSİTE ENFLASYONU DİPLOMALI İŞSİZLİĞİ PATLATTIAKP döneminde izlenen daha çok tüketime dayalı ekonomik büyüme modeli yeterli istihdam yaratmadığı için ülkemizin işsizlik sorununu çözemezken, üniversite diplomalıların sayısı ile üretim süreçlerinde rol alabilme oranları paralel gitmedi. Son yıllarda eğitim düzeyine göre işsizlikte en hızlı artış, açık farkla üniversite mezunlarında bulunuyor. Üniversite sayısında patlama yaşanan 2000’li yıllarda, üniversiteli iş gücü sayısındaki artış, toplam işgücündekinin kat kat üzerinde gerçekleşti. Bunların istihdamının yetersiz kalması nedeniyle üniversite mezunu işsiz sayısı ise üniversiteli işgücündekinden de toplam işsizlikten de çok daha hızlı arttı. Sonuçta her şehre üniversite politikası, ülkede bir üniversiteli işsizler ordusu yarattı.Türkiye’de 2000 yılı ortalamasında 23 milyon 78 bin kişi olan toplam iş gücünün yüzde 8.8 oranındaki 2 milyon 37 binini üniversite mezunları oluşturuyordu. Yıllık ortalama verilere göre 2013’te toplam işgücü yüzde 22.5 artışla 28 milyon 271 bin olurken, bunun içinde üniversiteli işgücü sayısı yüzde 165 artışla 5 milyon 388 bine ulaştı. Bu dönemde işgücü içinde üniversite diplomalıların payı yüzde 8.8’den yüzde 19.1’e yükseldi.Toplam işsiz sayısının yüzde 83.5 artışla 1 milyon 497 binden 2 milyon 747 bine çıktığı bu dönemde, üniversiteli işsizlerin sayısı ise yüzde 290 artışla 143 binden 557 bine yükseldi. Üniversiteli işsizlerin 2000 yılında yüzde 7 olan oranı, 2013’te yüzde 10.3’e çıktı. Toplam işsizler içinde üniversite diplomalıların oranı ise bu dönemde yüzde 9.6’dan yüzde 19’a yükseldi. Başka deyişle 2000’de her 10 işsizden biri üniversite mezunuyken, gelinen noktada her 5 işsizden biri üniversite diploması taşıyor.ÜNİVERSİTELİ “YURT”SUZ…Üniversite öğrencilerinin barınma talebinin karşılanmasında da 12 yılda yapılanlar yetersiz kaldı. Devlet, üniversite ve öğrenci sayısındaki hızlı artış paralelinde yurt kapasitesi sağlayamadı. Bu dönemde üniversiteli sayısı yaklaşık yüzde 227 artarken, yurt kapasitesindeki artış yüzde 60 dolayında kaldı. Üniversite gençliğinin barınma sorunu çözülmedi, aksine büyüdü.Öğrenci sayısının 5.5 milyona ulaştığı 2013-2014 eğitim öğretim yılında yükseköğretim öğrencilerine yönelik 368’i kamu (YURTKUR) yurdu, 1.873’ü de özel olmak üzere toplam 2.241 yurtta barınan öğrenci sayısı 415 bin dolayında gerçekleşti. Bunların da 305 binini kamu yurtlarında, yaklaşık 110 binini de özel yurtlarda kalanlar oluşturuyor.2014-2015 eğitim öğretim yılı için 385 bin 326 öğrenci YURTKUR’a bağlı yurtlar için başvuru yaptı. Mezun olanlardan boşalan kapasiteye göre bunlardan 119 bin 59’u, yeni öğretim döneminde sayıları 384’e ulaşan bu yurtlara yerleştirilebildi. Başka deyişle devlet yurtları için başvuranların üçte ikisi açıkta kaldı.Devlet yurtlarında, deprem güçlendirmesi çalışması nedeniyle kullanımda olmayan yatakların da kullanıma alınmasıyla toplam kapasite 310 bine, halen inşa çalışmaları süren yurtların sisteme katılmasıyla da 320 bine çıkacak. Özel yurtlarla birlikte yeni öğretim yılında en fazla 430 bin dolayında bir üniversite öğrencisi yurt imkânından yararlanabilecek. Oysa yükseköğretim kurumlarına yerleşen yeni öğrenci sayısı, mezun sayısından fazla olduğu için toplam üniversiteli sayısı 6 milyona yaklaşıyor. Öğrencilerin önemli bir bölümü de ailesinden ayrı, başka kentlerde üniversite öğrenimi sürdürüyor. Toplam yurt kapasitesi, toplam öğrenci sayısının yüzde 10’una bile ulaşmıyor.  17 ARALIK YURT SORUNU DA YARATTI!Bu arada özel yurtlarda kalan çok sayıda üniversite öğrencisi de devlet yurtlarına geçmek için YURTKUR’a başvurdu. Özel yurtların önemli bir bölümü, AKP hükümetinin iktidarı boyunca işbirliği yaptığı ancak 17-25 Aralık yolsuzluk operasyonları sonrasında yolunu ayırarak “paralel devlet” adı altında tasfiye süreci başlattığı oluşuma ait bulunuyor. Bu yurtlarda kalan yoksul aile çocuklarının yeni siyasal konjonktürde kendilerini güvende görmeyerek devlet yurtlarına geçme çabasına girmesi de kapasiteyi zorlayan bir faktör. YURT AYRI DERT, KİRA AYRI DERTDevlet yurtlarının ihtiyacı karşılamaması nedeniyle, ekonomik durumu nispeten elveren aileler çocuklarını özel yurtlara yerleştirirken, bu imkânlara sahip olamayan milyonlarca genç bir araya gelerek, müşterek kiralama yoluyla, asgari konfordan yoksun evlere yüksek kiralar ödemek zorunda kalıyor. Devlet yurtlarında kalan öğrenciler ise iktidarın öngördüğü gençlik modeli doğrultusunda baskı ve dayatmalarla karşı karşıya kalıyor. Bu kapsamda yurtların karma özelliği ortadan kaldırılıyor, üniversite öğrencilerinin sosyal paylaşım alanlarına müdahale ediliyor. Öğrenciler, devlet yurtlarında rızası dışında dini etkinliklere yönlendiriliyor, idari personel zorunlu olarak bu etkinliklerde görevlendiriliyor.ÜNİVERSİTELER ÜLKEMİZİ BİLGİ ÇAĞINA TAŞIMALIDIR…Ülkemizin üniversite sayısının artmasından gurur duyarız. Ancak üniversiteler, yeterli alt yapıya, bilimsel birikim ve kaliteli akademik kadrolara sahip gerçek birer araştırma kurumu ve bilim yuvası olarak açılmalıdır. Üniversite sadece bina ve tabela, öğretmen-öğrenci demek değildir. Üniversiteler, öncelikle ülke, toplum ve insanlık için bilim üreten, araştırma kurumlarıdır. Üniversiteler, sadece bilimin evrensel ilke ve yöntemleriyle kendilerini sınırlar. Üniversiteler, her türlü düşüncenin, hipotezin, teorinin özgürce tartışılıp araştırıldığı özgür platformlardır. Üniversiteler, herhangi bir inanç ya da ideolojinin bağnazlığına esir edilemez. Üniversiteler etnik, bölgesel ve kültürel kalıpları aşmış, özgürce sorgulayan kurumlardır.Özerklik, araştırmacılık, bilimsel düzey, akademik kalite gibi konularda ciddi sorunları bulunan, çoğu adeta “yüksek lise” konseptinde faaliyet gösteren üniversitelerimiz, ülkenin gelişimi ve kalkınmasına yeterli katkı veremiyor, daha çok işsizler ordusunun eğitim düzeyini yükseltmeye yarıyor.YÜKSEKÖĞRETİM SİSTEMİ KÖKDEN DEĞİŞMELİDİR!..Üniversitelerinin kalitesini artırabilen ve bunu sürekli kılabilen ülkeler, geleceğin yıldızları olacak; bilgi devrimini gerçekleştirip refah düzeylerini artıracaktır.Bizim üniversitelerimiz de ülkeyi bilgi çağına taşıyacak bilimsel kaliteye erişmeli, bilgi ekonomisine uygun, çağı kavrayan, evrensel düşünen, dünyadaki gelişmeleri yakından izleyebilen, donanımlı yeni nesiller yetiştirmelidir.Üniversitelerin, merkezi baskı altında tek tipleştirilmesine son verilmelidir. Üniversite özerkliği ve akademik özgürlükler genişletilmelidir.Büyük bölümü verdikleri eğitim teoriden ileri gitmeyen, özellikle birer ticarethane gibi işletilen ve öğrencilerini “müşteri” olarak gören özel üniversiteler başta Türk üniversiteleri, bilim üreten kurumlar haline getirilmelidir.Üniversitelerde tüm bileşenler için uygun ortam ve koşullar yaratılmalıdır. Bu bağlamda öğrencilerin barınma sorunu hayati önemdedir. Devlet, üniversite öğrencilerinin barınma sorununu çözmede yetersiz kaldığı için, üniversitelerin bulunduğu semtler kiralar normalin üzerinde artışlar göstermekte ve maddi imkânları kısıtlı milyonlarca üniversite öğrencisine ağır mali yük getirmektedir. Devlet bu alandaki alt yapısını hızla geliştirerek, üniversite öğrencilerine makul maliyetli ve nitelikli barınma koşulları sağlamalıdır. TOKİ hükümete ve yandaşlarına rant kapısı olacağına üniversitelilerin barınma sorunu çözecek yurtları acilen yapmalıdır.Gelir dağılımının bozuk olduğu ülkemizde, devlet ekonomik açıdan zayıf ailelerin çocuklarını gözeterek, eğitimde fırsat eşitliğini sağlayacak önlemleri almalıdır.Üniversitelere ayrılan kamu kaynakları artırılmalıdır.
Reklam