onedio
Rolden Role Yeşilçam'da Cüneyt Arkın
Cüneyt Arkın, asıl adı Fahrettin Cüreklibatır, (d. 8 Eylül 1937; Karaçay, Odunpazarı, Eskişehir), Türk oyuncu. Sinemada canlandırdığı Malkoçoğlu karakteri kendisine lakap olarak atfedilmiştir.
Kalp Acısı Öldürür mü?
Aşırı stres ve üzüntü gibi duygu yoğunluğunun ölüme yol açabileceği söyleniyor. Bu olgunun tıp literatürüne girmesi neden bu kadar uzun sürdü?1986’da 44 yaşındaki bir kadın Massachusetts Hastanesi’ne kaldırıldı. Gün boyunca bir şeyi yoktu; ama akşamüstü göğsünden sol koluna doğru yayılan yoğun bir ağrı hissetti. Bu kalp krizinin temel belirtilerinden biriydi; ama kadının ne herhangi bir kalp ve damar hastalığı, ne de kalbinin etrafındaki atardamarlarda pıhtı oluşması vardı.Dışarıdan kalp krizi gibi görünen şey aslında değildi. Bu olağandışı vakayı New England Tıp Dergisi ’nde kaleme alan doktor Thomas Ryan ve John Fallon, kalp kaslarındaki bu arızanın kaynağını fizyolojik değil duygusal nedenlere bağlıyordu. Kadın, hastalanmadan birkaç saat önce 17 yaşındaki oğlunun intihar haberini almıştı.Doktorlar yıllar boyunca psikoloji ile fizyoloji arasında bir bağ olduğu fikrini küçümsedi. Duyguların kalpte fiziksel izler bıraktığı düşüncesine prim vermediler. Gerçek kalp doktorları, kardiyologlar gözleriyle gördükleri gerçek sorunlar üzerinde yoğunlaşırdı: damar sertliği, damar tıkayan kan pıhtıları, parçalanmış atardamarlar gibi. Duygusallık ve hassaslık psikiyatristler içindi.Buna rağmen aşırı yoğun duyguların kalbi etkilediği düşüncesi onyıllar öncesine dayanıyor; fakat insanlardaki bir etkilenme değil söz konusu olan. Yabanıl hayat biyologları ve veterinerler aşırı duyguların vücut fizyolojisinde büyük sorunlara yol açtığını fark etmişti.20. yüzyıl ortalarına gelindiğinde, herhangi bir hayvanın ani hayati tehlike korkusu geçirdiğinde ilginç bir olayın ortaya çıktığını gözlediler. Bir hayvan yırıtıcı bir hayvanın pençesine düştüğünde kanındaki adrenalin miktarı öyle çok artıyordu ki neredeyse kanı zehirleyip, kalp de dahil hayvanın kaslarında hasara yol açıyordu. Buna “yakalanma miyopatisi/kas hastalığı” adı veriliyordu.Bu etki 1974’te veterinerler arasında artık öyle iyi biliniyordu ki Nature dergisine yazılan bir makalede konuyu açıklamaya gerek duymadan bu sorunu önlemek için alınabilecek önlemler tartışılıyordu. Hayvanların bilimsel araştırmalarda kullanılmak üzere yakalanması bu sonuca yol açıyor, bu yüzden genelde ölümle sonuçlanıyordu.Yani Massachusetts’teki hastanede doktorlar kadının kalp sorununu şaşkınlıkla karşılıyorken veterinerler birçok hayvanda stressten kaynaklı kardiyomiyopati olgusunu biliyordu.1990’lara gelindiğinde artık insanlarda da birçok vaka araştırması yapılmış, aşırı psikolojik stresin neden olduğu fizyolojik sorunlar yavaş yavaş tanınmaya başlanmıştı.1995’te üç araştırmacı doktor, İsraillilerin 18 Ocak 1991 tarihinde önceki ve sonraki iki ayda olduğundan çok daha fazla kalple ilintili bir sorun nedeniyle ölmüş olduklarını fark etti. Bu, Körfez Savaşı’nın başladığı tarihti. Irak’tan İsrail’e 18 adet füze atılmıştı. Fakat ölümlerin nedeni yaralanma değil, kalp-damar bağlantılı ölümlerdi ve çoğu hastanedeki tedavi dışı insanlarda meydana gelmişti.Araştırmacılar Amerikan Tıp Derneği Dergisi ’ne yazdıkları makalede sorunu hayati tehlike arz eden bir durum algısına bağlıyordu. İsrail hükümeti kimyasal saldırıya karşı vatandaşlarını uyarmış, her eve gaz maskeleri ve acil müdahale malzemeleri dağıtılmıştı. Herkes endişe içindeydi ve bu ölüm korkusu bazılarına fazla geliyordu.1996’da ise başka bir araştırma ekibi 17 Ocak 1994 tarihinde Los Angeles’ta meydana gelen ani kalp durması vakalarını inceledi. O tarihte bu bölgede daha önce görülmemiş büyüklükte, 6,8 şiddetinde bir deprem olmuştu. New England Tıp Dergisi’nde aktardıkları araştırma sonuçlarına göre o gün kardiyovasküler nedenli ölümlerde büyük bir artış kaydedilmişti. Ölenlerin çoğunun daha önce tümüyle sağlıklı olduğu söylenemez tabii ki.Stres kaynaklı kardiyomiyopati (kalp kasları hastalığı) ancak 2005’te tıp literatürüne girebildi. Bazı doktorlar buna Japonca adıyla ‘takatsubo’ ya da ‘acılı yürek sendromu’ da diyor.Yani bize fizyolojik olarak zarar veren şey doğrudan üzüntü ya da reddedilme duygusu değil, bu duyguların yol açtığı fizyolojik tepkilerdir. Bugün zihnimizin ve duygularımızın fiziksel olarak bedenlerimiz üzerinde doğrudan etkisi olduğu, bazen bu etkilerin felaketle sonuçlanabildiği konusunda pek şüphe yok.Fakat ne yazık ki veterinerlerin ve yabanıl hayat biyologlarının onyıllar önce farkında olduğu bir olgu daha birkaç yıl önce doktorlar tarafından kabul görüp tıp literatürüne girdi. Bu bize aslında hayvanlarla ortak özelliklerimizin ilk bakışta göründüğünden çok daha fazla olduğunu da gösteriyor.Jason G Goldman | BBC Future
Cahiers Du Cinema'nın '2014'ün En İyi Filmleri' Listesine Bir Bakış
Yılın sonuna geldik, liste çılgınlığı başladı. Sight and Sound’un ardından Cahiers du Cinéma da 2014’in en iyilerini seçtikleri on filmlik listesini yayınladı. Her sene olduğu gibi yine –görece- şaşırtıcı filmleri listelerine almışlar. Biz de listedeki bu filmleri masaya yatırmaya, az çok onlara yakından bakmaya karar verdik.Listenin ilk sırasında henüz bir film olarak da Fransa da bile dağıtıma çıkmamış, Hors de Satan, Hadewijch, Twentynine Palms ve İstanbul Film Festivali’nden ödülle dönmüş Camille Claudel, 1915 gibi filmleriyle tanıdığımız, Fransız sinemasının filmlerini merakla beklediğimiz önemli yönetmenlerinden Bruno Dumont’un dört bölümlük televizyon dizisi P’tit Quinquin yer alıyor. Dizi daha önce Cannes’da uzun bir film olarak gösterilmişti. Diziyi izleyenlerin listenin başında olmasının şaşırtıcı olmadığını, iyi bir dizi olduğunu ama henüz bildiğimiz üzere film olarak dağıtıma çıkmamış bir yapım olmasının ise ilginç olduğunu düşünüyoruz. Her ne kadar son zamanlarda bazı dizilerinin bir sinema eseri olarak değerlendirilmesi durumuna da alışmıştık. Örneğin, Bernardo Bertolucci, Breaking Bad’i göstererek televizyonda yapılan işlere dikkat çekmişti. Tabii ki bu durum yeni değil. Lynch’in Twin Peaks’ini, Trier’in Riget’ini (The Kingdom) de hatırlıyoruz. Yakın zamanda bazı eleştirmenlerce Jane Campion filmografisindeki en iyi iş olarak değerlendirilen Top of The Lake’i de yine anabiliriz. Bu durumda son zamanlarda televizyonun ‘reality’ şovların ötesine sinemayı belki de tamamen kopyalayarak geçirdiği evrim oldukça dikkat çekici, bu yüzden listenin başında başarılı bir yönetmenin elinden çıkma P’tit QuinQuin olması da bu açıdan çok da şaşırtıcı olmamalı diye düşünüyoruz.Listenin ikinici filmi Sight and Sound’un da yine ikinci sırasında yer alan Jean Luc Godard’ın 3D sinemasal şiiri Audieu au Langage. Bu sene Cannes Film Festivali’nde de Xavier Dolan’ın Mommy’si ile Jüri Özel ödülü paylaşan film, Godard’ın hala neden film çekmesi gerektiğinin kanıtı. Godard’ın Cannes Film Festivali’ne katılmayacağını açıklayıp, festival ekibi için yayınladığı görsel mektubu bile televizyonun sinemaya dönüşürken, sinemanın limitlerini her zaman zorlayarak nasıl bir ifadeye, bir şiire, görsel bir oyuna dönüşebileceğinin de diğer bir kanıtı.
Ünlü Ressamın Kayıp Başyapıtı Çocuk Filminde Bulundu
Macar sanat tarihçisi Gergely Barky (43), kızı Lola ile birlikte film izlerken, ünlü Macar ressam Bereny’nin, 1920’li yıllarda ortadan kaybolan “Uyuyan kadın ve siyah vazo” isimli tablosunu, filmdeki bir sahnenin arka planında fark ettiğini açıkladı.Daha önce sadece siyah beyaz bir fotoğrafını gördüğü tabloyu hemen tanıyan Barky, “Bereny’nin kayıp başyapıtını filmde görünce neye uğradığımı şaşırdım. Neredeyse kızım Lola’yı kucağımdan yere düşürecektim” dedi.'Bir araştırmacı gözlerini işinden asla alamaz, kızıyla birlikte film izliyor olsa bile' diye ekleyen araştırmacı:  Baş rollerini Michael J Fox, Geena Davis ve Hugh Laurie’nin paylaştığı filmin, yapım şirketlerine onlarca e-posta gönderdiğini, beklediği cevabı ise ancak iki yıl sonra, filmin set tasarımcılarından birinden geldiğini söyledi.İngiliz Daily Mail gazetesine konuşan sanat tarihçisi “Bir set tasarımcısı bana yazdı ve tablonun evinin duvarında asılı olduğunu söyledi. Tabloyu çok ucuz bir fiyata California'daki bir antikacıdan almış ve 'Stuart Little' filminin seti için çok uygun olacağını düşünmüş” dedi.İsmi basına açıklanmayan set tasarımcısının, tabloyu özel bir koleksiyonere sattığı ve orijinalliği kanıtlanan tablonun, önümüzdeki günlerde Budapeşte’de; 87 bin 200 sterlin başlangıç fiyatıyla açık artırmaya çıkartılacağı açıklandı.
Reklam
David Guetta’dan Yeni Albüm: 'Listen'
David Guetta 5 yıllık bir aranın ardından 6. stüdyo albümü “Listen“i piyasaya sürdü. 3 sene boyunca albüm kaydı için çalışan Dj, yeni albümünde Nikki Minaj ve Sia gibi isimlerle çalıştı.Fransız müzisyen albümünden gurur duyduğunu aktardı:“Bir önceki albümüm “Nothing But The Beat” adını taşıyordu. Albüm dans ritmleriyle doluydu, seksi olmak ve parti vermekle alakalıydı. Ama yeni albüm daha derin hisler barındırıyor. Elbette bu albüm de sizi dansa davet ediyor. Sonuçta ben bir Disc Jokey’im ve olumlu düşünen bir insanım. Son yıllarda hayatımın iniş çıkışları oldu ve yaşadıklarım albümüme yansıdı.”DJ Guetta yeni albümünde müzik dünyasının yükselen değeri Sam Martin’e de yer verdi. Martin, “Dangerous” ve“Lovers On The Sun,” isimli iki parçada David Guetta’ya eşlik edecek.Dj Guetta konuyu şu sözlerle açıkladı:“Ben her zaman yetenekli kişilere kapılarımı ardına kadar açmışımdır. “Dangerous” parçasında Sam Martin ile yaşadığımız tecrübenin aynısını “Titanium” parçasında Sia ile yaşamıştık. Albümümde bir dolu yıldız isim var ama “Dangerous” parçası da çok özel, bunu da kullanmak istiyorum diye düşündüm ve bu parçanın kendini anlatmasını istedim.”Guetta yeni albümünde şarkı yazımında da değişikliğe gittiğini belirtiyor. Ünlü Dj “Listen“albümünde ritm odaklı hareket etmeyip, piyano ve gitara ağırlık verdi.Euronews
Reklam
Mars'ta Geçmişte Yaşam Olduğu İhtimali Güçlendi
Mars’tan gelen meteor üzerinde yapılan incelemeler, Mars’ta geçmişte hayat olabileceğine ihtimalini güçlendiriyor.EPFL’den ve uluslararası bilim insanlarından oluşan bir araştırma ekibi 18 Temmuz 2011’de birçok insanın gözleri önünde Fas’da bir çöle düşmüş olan meteorda yaptıkları incelemelerde yaşam izine rastladılar.Araştırmacılar, Journal Meteoritics and Planetary Sciences adlı dergide yayınladıkları araştırmalarında, Mars’ta yaşamın varlığının çok daha olası olduğunu belirttiler. Lozan Politeknik Üniversitesi (EPFL) Dünya ve Uzay Bilimleri Laboratuvarı’nın Philippe Gilet, “Şu an daha açıklayıcı bir teori yok” dedi. Tissint adı verilen meteordaki organik karbon kalıntılarını inceleyen ekip bu kalıntıların büyük olasılıkla biyolojik kaynaklı olduklarını söyledi. Alman, Çinli ve Japon araştırmacıları da kapsayan ekip, kayanın içindeki çatlaklara, meteor henüz Mars’da bir kaya parçası iken organik madde açısından zengin sıvının sızdığını düşünüyorlar.
Eski Fotoğraf Makinesi Meraklılarına Dev Hizmet
Collection Appareils, 10.000’den fazla antika ve vintage fotoğraf makinesinin görselleri ve detaylı bilgileriyle oluşturulmuş muazzam bir online arşiv.Bu müthiş arşivde kendinizi kaybetmek istiyorsanız buraya bakabilirsiniz.
Reklam
Randevu İstanbul 5 Aralık'ta Başlıyor
Sinema-Tarih Buluşması ismini bırakarak Randevu İstanbul adını alan TÜRSAK festivalini, Benicio del Toro'nun bu kez de Kolombiyalı uyuşturucu baronu Pablo Escobar'ı canlandırdığı 'Escobar: Paradise Lost' açacak17. kez düzenlenecek film festivali Randevu İstanbul, 5 Aralık’ta başlıyor. TÜRSAK tarafından düzenlenen festival, 11 Aralık’a kadar sürecek. Sinema-Tarih Buluşması olarak bilinen ancak 3 yıl önce Randevu İstanbul adını alan festival, bu yıl on bölüme ayrılmış. 40. yılı şerefine yenilenmiş kopyasıyla 'Teksas Katliamı' (The Texas Chainsaw Massacre) için ayrılmış Pelikül Korkular, üç filmin gösterilecek Macaristan Sineması ve belgesel filmlerin de yer aldığı Haklarınız İçin Savaşın bölümleri dikkat çekiyor. Festivalde merakla beklenen Jimi Hendrix biyografisi ‘Jimi’ de izleyiciyle ilk kez buluşacak. Prömiyerini Randevu’da yapacak diğer bir film de Olivier Assayas’ın Cannes’da yarışan filmi ‘Sils Maria’.Açılış filmi Andrea di Stefano’nun yönettiği Benicio Del Toro'nun başrolde olduğu, müziklerini de Max Richter’in yaptığı 'Kayıp Cennet' (Escobar: Paradise Lost) olan festivalin bilet fiyatları gündüz seansları için 5 TL olarak belirlendi. Gösterimler ise Cinemaximum Zorlu, Cinemaximum Kanyon ve Fransız Kültür Merkezi’nde yapılacak.Milliyet Sanat
Reklam
Üniversite Laboratuvarından 100 Beyin Çalındı
Texas Üniversitesi, bilimsel çalışmalar için saklanan 100 insan beyninin kayıplara karıştığını açıkladı. Beyni kaybolanlar arasında, 50 yıl önce üniversite kampüsünde silahlı saldırı düzenleyen bir kişi de var.Texas Üniversitesi, psikoloji laboratuvarında saklanan 200 beyinden yarısının kaybolduğunu belirtti. Yerel bir gazetede yer alan habere göre, yaklaşık 30 yıl önce bölgedeki devlet hastanesinden getirilen beyinlerden 100 tanesi, yeterli yer olmadığı için bodrum katına kondu.Psikoloji Profesörü Austin American Statesman gazetesine yaptığı açıklamada, 'Bodrum katında folmaldeit kavanozları içinde beyinler bulunduğu duyanlar onları odalarına koymak ve Cadılar Bayramı şakası yapmak için almış olmalı' yorumunda bulundu.Üniversite yetkilileri, kaybolan beyinlerden birinin 1966 yılında üniversite kampüsünü basan ve 16 kişiyi öldüren Charles Whitman'a ait olabileceğini belirtti. Üniversitenin, bilimsel derslerde kullanılmak için aldığı beyinlerin kime ait olduğu bilgisini yok ettiği ifade edildi.Texas Üniversitesi kaybolan beyinler için başlatılan soruşturmanın devam ettiğini belirtti.Kaynak: Reuters ve Al Jazeera
Reklam
Yeni Joker’i Kimin Oynayacağı Belli Oluyor!
Batman’in en az Batman kadar ünlü olan düşmanı Joker, bugüne kadar farklı aktörler tarafından canlandırıldı. Tim Burton’ın Batman’inde Jack Nicholson tarafından canlandırılan Joker; Christopher Nolan’ın üçlemesinin ikinci ve en iyi filmi olan The Dark Knight’ta Heath Ledger tarafından canlandırılmıştı. Heath Ledger, Joker’e farklı bir boyut katmış, hatta bu rolüyle en iyi yardımcı erkek oyuncu Oscar ödülünü de kazanmıştı. Ne yazık ki kendisi bu ödülü göremedi, ve maalesef ölümü sebebiyle The Dark Knight Rises’ın planları da aksadı.Heath Ledger, şüphesiz Joker rolünü çok üst noktaya taşıdı ancak artık bunu aşmamız gerekiyor diyebilirim. Özellikle de Heath Ledger’ın artık hayatta olmaması, bu roldeki karakterin sonsuza kadar geri dönmeyeceği anlamına geliyor. Christian Bale de Batman’i oynamayı bırakıyor, her ne kadar role çok yakışsa da şimdilik Ben Affleck’i bu rolde izlemeye alışacağız. Aynı değişimi şimdi de Joker de yaşayacağız.Suicide Squad filmi için oyuncu görüşmeleri devam ediyor ki dün gelen haber de yeni Joker’i gösterir nitelikte. Geçtiğimiz Oscar ödüllerinde ödül kazanan Jared Leto’nun yeni Joker olma yolunda hızla ilerlediği belirtiliyor. Daha önce Tom Hardy’nin Suicide Squad’da başrolü oynayacağı, Margot Robbie’nin de Harley Quinn rolünde yer alacağını duyurmuştuk. Bu ikilinin görüşmesi devam ediyor, hatta sona yaklaşmış durumda. Jared Leto’nun da görüşmelerinin sona yaklaşıldığı, bu sebeple yapımcıların artık rahat konuştuklarından dolayı basının da haberi olduğu belirtiliyor.
Beyin Yakan Animasyon: Kader
Animasyon olarak izleyeceğimiz kısa filmde insanların kaderlerini/geleceklerini değiştirip değiştiremeyeceği anlatılıyor. İzliyoruz...
Haftanın Kitap Önerisi: Müzik ve Zihnin Gizemleri
Müzik yeteneği nasıl keşfedilip desteklenebilir?Müzikle beyin arasında nasıl bir ilişki var? Erken yaşta müzik eğitiminde nelere dikkat edilmelidir? Bach’ın dehasının sırları nelerdir? Tedavide müzikten nasıl yararlanılabilir? Müzikle resim arasında nasıl bir ilişki vardır? Pythagoras’tan Kepler’e, oradan da Galilei’ye kozmoloji şifresinin derinlerinde müziğin izleri nelerdir?
Reklam