Bakanlık: 11 Kişi Domuz Gribinden Öldü
Sağlık Bakanlığı, 2014'ten bu yana 16 kişinin grip nedeniyle hayatını kaybettiğini, bu ölümlerden 11'ine domuz gribi virüsünün neden olduğunu açıkladı. Domuz gribinde toplam vaka sayısı ise 170. Sağlık Bakanlığı Müsteşarı Eyüp Gümüş; 'Herhangi bir grip salgını yok' dedi.Sağlık Bakanlığı Müsteşarı Eyüp Gümüş grip salgınıyla ilgili bir basın toplantısı düzenledi. Gümüş, Sağlık Bakanlığı Bilim Kurulu'nun 5 Şubat'ta yaptığı toplantıda herhangi bir salgın olmadığı tespiti yapıldığını açıkladı.'2014'ten bu yana toplam 16 kişi gripten dolayı hayatını kaybetti. Bunlardan 11'i domuz gribi, 5'i virüsün diğer tiplerinden dolayı yaşamını yitirdi. Bilim Kurulumuz toplandı, buna göre şu anda bir salgın durumu söz konusu değil.'Gümüş'ün verdiği bilgiye göre domuz gribi nedeniyle yaşanan 11 ölümün 2'si 2014 sonu, 9'u Ocak ayı içinde gerçekleşti. 170 kişiye H1N1 virüsü yani domuz gribi teşhisi kondu. Gümüş, bu sayının 2009'daki domuz gribi vakalarının altında olduğunu açıkladı:'2009’a dönüş mü var diye soruluyor. 2009'da 1 milyon 502 bin 654 grip vakası vardı, bunların 20 bin 800’ü yatarak tedavi edildi, 2800 hasta yoğun bakımda tedavi oldu. O yıl 556 hastamızı kaybetmiştik. 2012-2013 içinde 812 domuz gribi vakası ortaya çıktı, 2013-2014'te ise 17 vaka tespit edilmişti. Şu an itibariyle yoğun bir aşılamaya girmemiz sözkonusu değil.'Gümüş domuz gribinden hayatını kaybeden 9 kişinin 45 yaşın altında olduğunu, tedavi gören 5 hastanın kronik diğer bazı hastalıkları da bulunduğunu açıkladı. Hayatını kaybedenler arasında çocuk bulunmuyor.Gümüş, Mersin'in Anamur ilçesinde hayatını kaybeden üç kişi için H1N1 virüsü tespiti yapıldığını söyledi, 'Etken bulamasak da viral bir hastalık pnemöniden hayatını kaybeden hastalarımız.' dedi.Risk grubundakilere tavsiyelerSağlık Bakanlığı Müsteşarı Eyüp Gümüş uzun süreli griplerde sağlık kuruluşlarına başvurulmasını istedi. Gümüş şu an itibariyle yoğun bir aşılamaya gidilmeyeceğini belirterek Nisan sonuna kadar risk gruplarına yönelik tedbirleri arttıracaklarını anlattı. Gümüş, grip ilaçlarının kamu hastanelerinde hastalara ücretsiz verileceğini belirtti.Gümüş, gribe yakalananlara yatak istirahati ile sıvı, vitamin desteği tavsiyesinde bulundu. Sağlık Bakanlığı hastanelerde bakımı sağlamak gerekiyor.risk grubundaki hastaların yakın takibi açısından yaşlı bakım evleri gibi yerlerde takibi de arttıracak.Çocuklar için ayrı bir risk değerlendirilmediSağlık Bakanlığı Bilim Kurulu temsilcileri de özellikle çocuklar için bu yıl diğer yıllardan farklı bir tedbir alınmasına gerek görülmediğini anlattı. Özellikle oyuncak paylaşımı nedeniyle çocuklar arasında gribin daha kolay yayıldığını belirten yetkililer aileleri, çocukların ellerini sık sık yıkamaları, mendil kullanmaları ve burun akıntısı döneminden itibaren okula göndermemeleri konusunda uyardı. Bakanlık yetkilileri risk grubundakilerin mevsimsel grip dönemi başlamadan aşılanması gerektiğini de vurguladı.Al Jazeera Turk
Bin 200 Yıllık Viking Yüzüğünde Allah Yazısı
İsveç'te yapılan bir kazıda 9. yüzyıldan kalma bir kadın mezarında üzerinde Arapça 'Allah'a' yazan yüzük bulundu.İsveç'te yapılan bir kazıda 9. yüzyıldan kalma bir kadın mezarında bulunan yüzük, Viking Dönemi İskadinavyası ile İslam dünyası arasındaki yakın temasa dair kanıtlar sunuyor.Radikal'den Tolunay Bayram'ın haberine göre, 1800'lerin sonlarında Birka olarak bilinen bir Viking ticaret merkezinde yapılan kazılarda gümüş bir yüzük bulunmuştu. Yüzüğün üzerindeki mor renkli ametist taşı üzerinde araştırmalar yapan bilim insanları, taşın aslında cam rengi olduğunu tespit etti. Üzerinde Arapça karakterlerle 'Allah için' veya 'Allah'a' yazan yüzüğün ticari bir ürün olarak satıldığı ve bölgeye bu şekilde geldiği düşünülüyor.
Haldun Taner 100 Yaşında
Edebiyat ve tiyatronun ölümsüz ustası Haldun Taner’in 100. doğum günü kutlanıyor. Beşiktaş ve Kadıköy belediyeleri Taner’i anmak için bir dizi etkinlik düzenledi.'Bir güçlü yazar, bir güzel insan: Haldun Taner 100 Yaşında' başlıklı sergi, 17 Mart'ta Kadıköy Belediyesi Caddebostan Kültür Merkezi (CKM) Sanat Galerisi'nde sanatseverlerle buluşacak.17 Mart-16 Nisan tarihleri arasında CKM Sanat Galerisi'nde ziyaret edilebilecek olan sergi Taner’in fotoğrafları, özel eşyaları ve kitaplarının yanı sıra hayatının belirli dönemleri, ilgi alanları ve edebi yolculuğu da gözler önüne serilecek.Yapı Kredi Yayınları, Haldun Taner'in, öykü, oyun ve düzyazı başlıklarında toplanan kitaplarını, önceki baskıları da incelenerek Mehmet Ulusel'in tasarladığı özel kapaklarla yayına hazırlıyor.Yazarın 'Şişhane'ye Yağmur Yağıyordu', 'Keşanlı Ali Destanı' ve 'Koyma Akıl, Oyma Akıl' eserleri mart ayında piyasaya çıkacak. Mayısta ise 'Yalıda Sabah', 'Sersem Kocanın Kurnaz Karısı' ve 'Çok Güzelsin Gitme Dur' eserleri raflarda yerini alacak. Yapı Kredi Yayınları'nda Haldun Taner rafı, 2016'de tamamlanacak.Beşiktaş’ta saygı gecesiHaldun Taner’in 100. Yaşı, yarın Akatlar Kültür Merkezi’nde de kutlanacak. 19.00’da başlayacak kokteylin ardından konuşmacıların kürsüye çıkacağı bir panel gerçekleştirilecek.Büyük usta Haldun Taner’in hayatı, eserleri ve tiyatrosunun her yönüyle ele alınacağı panele; Türk tiyatrosunun önemli isimleri Gülriz Sururi, Ahmet Gülhan, tiyatro eleştirmeni ve akademisyenler, Prof. Dr. Özdemir Nutku, Prof. Dr. Hülya Nutku ve Prof. Dr. Ayşegül Yüksel katılacak.Ardından ise Haldun Taner’in yazdığı ve ilk kabaresi olan  “Vatan Kurtaran Şaban” isimli oyun Kabare Dev Aynası Tiyatrosu tarafından sahnelenecek.Radikal Kitap
Doktorun Sözleri Sizi Daha Hasta Edebilir mi?
Doktorun hastaya söylediği her sözün iyileştirici ve ağırlaştırıcı etkisinin olduğunu biliyor muydunuz?Rahatsızlığınızdan ötürü doktora gidip de bu ziyaretin hiç işe yaramadığını düşündüğünüz oldu mu?Doktorun herhangi bir tedavi ya da semptomla ilgili olumsuz sözlerinin hastanın kendisini daha kötü hissetmesine yol açabileceği belirtiliyor. Örneğin bir diz rahatsızlığından dolayı hastaneye giden hastaya doktor “Size kötü bir haberim var; diziniz kemik erimesi nedeniyle aşınmış. Vereceğim ilacın biraz faydası olabilir; ama o da midenize zarar verebilir,” diyorsa hasta bundan olumsuz etkilenir.Uzmanlar bunu, hastanın rahatsızlığıyla ilgili endişelerini artıran ve tedavinin yan etkilerine gereğinden fazla vurgu yapan bir yaklaşım olarak değerlendiriyor. Araştırmalar, ilaçların yan etkisiyle ilgili yapılan bulantı, yorgunluk, baş ağrısı ishal gibi uyarıların kişilerin bu semptomları hissetme ihtimalini artırdığını, plasebo etkisi yaratmak için verilen haplarda bile (herhangi bir etken madde içermeyen teselli ilacıyla hastada iyileşme duygusu yaratılması) bu durumun ortaya çıkabildiğini gösteriyor.Hastada iyileşme beklentisi yaratan plasebo etkisi uzun zamandır tıpta biliniyor. Fakat bunun tam tersi bir işlev gören nosebo etkisinin çok daha tesirli olduğu belirtiliyor. Uzmanlar nosebonun olumsuz etkisinin tıbbın birçok alanında görülebileceğini, hatta bazı durumlarda ölümcül sonuçlar bile doğurabileceğini söylüyor.Ancak bu türden akıl-beden bağlantısı yoluyla doğru bir yaklaşım tedavide çok olumlu gelişmeler de sağlayabilir. Bir araştırmada, anlayışlı bir doktor tarafından plasebo haplar verilen depresyon hastalarının, daha az anlayışlı psikiyatristlerin etkili ilaçlar verdiği hastalardan daha iyi gelişme kaydettiği görüldü.Bazı bilim insanları doktorların plasebo etkisini kullanarak hastalara daha az ilaç vermeleri gerektiğine, aradaki açığın zihin gücüyle kapatılabileceğine inanıyor. İnsanlarla etkileşim kurma yoluyla ilaç almadan kendi kendimizi iyileştirmenin mümkün olabileceği belirtiliyor.Bunu yapmanın en basit yöntemi, doktorun hastaya daha empati kurarak yaklaşması ve onun korku ve kaygılarını gözetmesidir. Tedavi için ilaç verilirken ilacın pozitif yanlarının öne çıkarılması, yan etkilerinin ve risklerinin ise korku yaratmayacak şekilde dile getirilmesi öneriliyor.Araştırmacılar, doktorların her sözünün, her bakışının önemli olduğunu, bunun ise onlar açısından ekstra bir yük getirmeyeceğini, tersine kendilerini tedavinin bir parçası olarak görmeleri gerektiğini ifade ediyor.BBC Türkçe
İstediği Zamana Geri Dönüp Fotoğrafını Çekebilen Sanatçıdan Gerçeğinden Farksız 12 An
Bazen öyle anların fotoğraflarını çekmeyi kaçırırız ki, pişmanlıkları uzun sürer. Fakat Çek fotoğraf sanatçısı Jojakim Cortis ve arkadaşı Adrian Sonderegger, neredeyse istedikleri her anı tekrar canlandırıp o anı sahte de olsa fotoğraflamayı başarabilen bir yeteneğe sahipler. Tasarım, görsellik ve ışığı çok etkili kullanarak ve bunlarla fotoğrafçılık sanatını birleştirerek, isterlerse 1980'lere isterlerse 1850'lere geri dönüp o anları ölümsüzleştirebiliyorlar.
Reklam
İyi ki Doğdun Nubar Terziyan!
Yeşilçam filmlerinin unutulmaz oyuncusu, 1993’te kaybettiğimiz Nubar Terziyan, bugün 106 yaşına bastı. 500’ü aşkın filmde mahallenin manavı, kasabı, sütçüsü; ‘jönün’ babası, amcası, en yakın dostu, ama oyuncuların hep en tontonu olan Nubar Terziyan’ı, oğlu Berç Alyanakziya anlatıyor...12 yaşından itibaren arkadaşlarıyla kurduğu yarı amatör temaşa heyetinin oyunlarında sahneye çıkan, 1948’de ‘Efsuncu Baba’ filmindeki rolüyle sinemaya adım atan Nubar Terziyan, yıllarca hayatını sinemadan kazandı. Oğlu, hafızalara kazınan ‘tonton’ yüzünün genetik miras olduğunu söylüyor: “Bizim soyadımız Alyanakziya’dır, çünkü hepimiz al yanaklıyız. Ziya da ışık demek.”Berç Bey, babasının oyunculuğa başladığı dönemde, İhsan Alyanak gibi isimler tanındığı için, kendisine Terziyan soyadını seçtiğini belirtiyor. “Neden Terziyan?” sorusunun cevabı yok, fakat belli ki Nubar Bey, birçok diğer Ermeni oyuncunun aksine, Yeşilçam’a girerken kimliğini saklama gereği duymamış, takma da olsa köklerini hatırlatan bir soyadını tercih etmiş.Aslen Kumkapılı olan Nubar Terziyan, hayatının büyük kısmını Büyükdere’de geçirdi. Yaz kış sahilinden denize girdiği mahallenin bir sokağı artık onun adını taşıyor. Büyükdere Surp Hripsimyants Kilisesi Yönetim Kurulu’nda bulunan Berç Alyanakziya, tabelası takılmış olan ‘Nubar Terziyan Sanatkârlar Sokağı’nın, birkaç ay içinde şenlikli bir açılışla merhaba diyeceğini müjdeliyor.Kaynak: Gözde Kazaz | Agos
Daredevil Dizi Oluyor
Daredevil, hikayenin merkezinde yer alan ve gündüzleri avukatlık yapıp, geceleri ise suçluların peşinden giden Matt Murdock'ın yaşadığı maceraları konu alıyor. 2003 yılında Mark Steven Johnson'ın yazıp yönettiği çizgi romanın sinema uyarlamasında Matt Murdock, Ben Affleck tarafından canlandırılmıştı. İlk etapta 13 bölüm olarak planlanan dizinin 2015 yılında yayınlanması bekleniyor.Zamanında izlemesi zevkli bir filmdi. Alıştığımız süper kahramanlar haricinde bir başka kahraman :)
Reklam
Kütahya Çinisi 'UNESCO' Yolunda
Osmanlı döneminde 16'ncı yüzyılda zirvesine ulaşan Türk çiniciliğinin en önemli merkezlerinden Kütahya'daki bu mirasın uluslararası alana taşınması için çalışma başlatıldı.Kültür ve Turizm Bakanlığı ile Kütahya Çiniciler Odası iş birliğinde, geleneksel el sanatları arasında yer alan ve yaklaşık 600 yıldır cami, saray, kervansaray gibi mekanları süsleyen Kütahya çinilerinin Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütünün (UNESCO) Somut Olmayan Kültürel Miras Listesine alınması amacıyla müracaat edildi.Kütahya Çiniciler Odası Başkanı Sadık Erilbaylı, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Kültür ve Turizm Bakanlığı ile iki yıldır yürüttükleri çalışmada önemli bir aşamaya geldiklerini söyledi.Bakanlık ile UNESCO'ya başvurduklarını anlatan Erilbaylı, 'İnşallah gelecek yıl Somut Olmayan Kültürel Miras Listesine Kütahya çiniciliği de eklenecek. Kütahya'da 600 yıllık bir el sanatını yaşatmanın gururunu hep birlikte yaşıyoruz' dedi.Erilbaylı Kütahya'da, bakanlıkça onaylanan 417 çini atölyesi ile bu alanda 53 sanatçı, 826 usta bulunduğu bilgisini verdi. Evlerinde uğraşanlarla yaklaşık 6 bin kişinin çinicilik sektöründe çalıştığını dile getiren Erilbaylı, şöyle konuştu:'Bütün dünyanın camilerini, mabetlerini ve saraylarını süslemeye devam ediyoruz. Bunların yanı sıra bazı sorunlarımız da bulunuyor. Ürettiğimiz çinileri gerçek değerinde satamıyoruz, bunları bir çatı altında toplayamıyoruz. Bununla ilgili de çalışmalarımız sürüyor. Ayrıca enerji ve istihdam desteğinin verilmesini istiyoruz. Avrupa Birliği ülkelerinde el sanatlarında katma değer vergisi oranı yüzde 1, bizde ise yüzde 18. Bunun yüzde 5'e çekilmesiyle ilgili olarak Maliye Bakanlığımıza da müracaatımızı yaptık, son aşamasına kadar geldik. Allah'ın izniyle bundan da sonuç alacağımıza inanıyoruz.'Çin malı çini ürünlerinin Türkiye pazarında yoğun olarak görüldüğünü vurgulayan Erilbaylı, Kütahya çinisi satın almak isteyenlerin bu konuda dikkatli olması gerektiğini belirtti.Kütahya çiniciliğinin 'yaşayan insan hazinesi'UNESCO'nun 2009 yılında 'yaşayan insan hazinesi' seçtiği çini sanatçısı Mehmet Gürsoy ise 40 yıldır bu işin içinde olduğunu bildirdi.Bu sanata, 16'ncı yüzyılda zirvede olan Türk çiniciliğinin 17'nci asrın başlarında devletin taleplerinin azalması gerekçesiyle gerilemeye başlamasından dolayı adım attığına değinen Gürsoy, 'Dünyada bütün müze, saray ve camileri eski ustaların yaptıkları eserler süslüyor. Maalesef günümüzde bu canım eserler üretilemiyordu. İşte bunların unutulmaması için bu sanata başladım. 2009 yılında da UNESCO ile Kültür ve Turizm Bakanlığı, çalışmalarımın değerlendirilmesi sonucu beni miras taşıyıcı olarak kabul etti' ifadesini kullandı.AA
20. Yüzyılın Okunması Gereken 50 Romanı
Edebiyat, yaratıcılığa dayanan bütün sanat dallarında olduğu gibi, özneldir. Belirli ve herkes için geçerli ölçütlerle değerlendirilemez bu alanda verilen eserler. Yine de edebiyat eserlerini, çağdaşları ve toplum üstündeki etkilerinden yola çıkarak bir değerlendirmeye tutabiliriz. Özellikle söz konusu olan tür romansa, onların kendinden sonraki eserleri nasıl etkilediği, öbür yazın türleri üstündeki etkisinin ne olduğu ve okurların gözünde nasıl bir yer edindikleri önemlidir. Bunun içindir ki onlarca yıl önce yazılmış bir roman hâlâ okunur, edebiyat dünyasını ve bireyleri bugün de etkilemeye devam eder. Aşağıda, 20. yüzyılda yazılan ve mutlaka okunması, anlaşılması gereken 50 roman listesi yer alıyor. Kitapların sıralaması yazıldıkları yıllara göre yapılmıştır. 1. Şikago Mezbahaları (1906) – Upton Sinclair İşçi sömürüsünü ve Amerika’daki yetersiz gıda güvenliğini sergileyen roman, Başkan Roosevelt’in 1906′da sağlıkla ilgili iki yasayı geçirmesine neden oldu. 2. Dönüşüm (1915) – Franz Kafka Dönüşüm, varoluşçuluğu temele alan mükemmel romanlardan biridir. Kafka’nın karakteri Gregor Samsa, bir sabah uyandığında kendini bir böcek olarak bulur. Bu böcek metaforu ise bütün toplumsal rahatsızlıklara cesaret kırıcı bir bakış açısı sunar. 3. Sanatçının Bir Genç Adam Olarak Portresi (1916) – James Joyce Bu yarı otobiyografik roman, cinselliğe, sürgüne, sömürgeciliğe ve estetiğe bir yolculuk yapar. Kitap, Joyce’un kendisiyle mücadelesine ayna tutmaktadır. 4. Siddhartha (1922) – Hermann Hesse Roman, yalnızca Siddhartha Gautama’nın hikâyesini anlatmaz, Siddhartha’yı yüce Buda olarak tanımlar, çünkü ana karakter ona benzer bir aydınlanma yolu izler. Yolculuğu boyunca karşılaştığı herkes ve yaşadığı her olay, Siddhartha’ya değerli bir katkıda bulunur. 5. Muhteşem Gatsby (1925) – F. Scott Fitzgerald Caz çağının alegorisi olma özelliği taşıyan ünlü roman, “Amerikan Rüyası”nın çöküşünü, lüks bir hayat süren bir adamın hüzünlü hikâyesi yoluyla anlatır. 6. Döşeğimde Ölürken (1930) – William Faulkner Bilinçakışı yöntemiyle yazılan romanda, on beş farklı anlatıcının ağzından karışık bir düzende aile bireylerinden birisinin gömülme arzusu yerine getirme çabası anlatılır. 7. Mübarek Toprak (1931) – Pearl S. Buck Dünya Savaşı’ndan sonra, bir çiftçi ve karısının yaşam savaşının betimlemesi özelliği taşıyan roman, çiftçinin ve ailesinin, yaşamlarını kontrol etme hikâyesini zaman ve yer kavramlarını aşarak anlatır. 8. Dalgalar (1931) – Virginia Woolf Sansür döneminde kadınların arzularını ve eşcinselliğini oldukça keskin hatlarla ve açıksaçıklıkla araştıran Woolf, bu kavramların “edepli toplum” değerlerinden öte bir yerde düşünülmesi için okurlarına meydan okur. Arkadaşları karşılıklı bir trajedide hemfikir olurken birçok fikir ve felsefe nihai feminist hareketin belirginleştiğini ima eder. 9. Fareler ve İnsanlar (1937) – John Steinbeck Büyük bunalım boyunca fakirlik ve eziyetle mücadele eden iki göçmen işçinin trajik ve tozlu hikâyesi, Steinbeck’in en meşhur eserlerindendir. Kahramanlarının birbirleriyle olan ilişkisini ve etraflarındaki umutsuzluğu inceleyen bir eserdir. 10. Tanrıya Bakıyorlardı (1937) – Zora Neale Hurston Antropolog Hurston, Karaib ve ya Afrika soyundan gelen Amerikalıların kişisel deneyimerine ışık tutmak için Amerika’nın güneyi ve Karayipler ile ilgili araştırmasına dikkat çeker. 11. Sessiz Gezegenin Dışında (1938) – C.S. Lewis Lewis, Narnia gibi canlı ve hayal gücü kuvvetli bir dünyada, insan içgörüsüne bazı fantastik yaratıklarla uzaylı manzaraları yerleştirerek bilimkurguyu çözmeye çalışır. 12. Hoşça Kal Berlin (1939) – Christopher Isherwood Bir hiciv geçidi, eksantrik ve grotesk figürlü, ilginç hikâyeler dizisi, Berlin’deki Nazi saldırısının öncesinde ana karakter Isherwood’un başına gelen olaylardan esinlenerek ortaya çıkmıştır. 13. Altın Gözde Yansımalar (1941) – Carson McCullers Carson McCullers, ABD’nin güneydoğu eyaletlerinden birinde, barış zamanı bir ordugâhta geçen bu romanında, beş kişinin yalnızlıkları, düşleri, saplantıları, başarısızlıkları ve zaaflarından bir “insani cehennem” örüyor. 14. Yabancı (1942) – Albert Camus Varoluşçu bir roman olarak etiketlenmesine rağmen, Camus, politika, felsefe, edebiyat ve din gibi çok geniş bir açıdan alır sorunları. Romanda bir katilin hayatında gittikçe artan absürt ve ruhsuz olayları anlamlandırma çabası yer alır. 15. Başka Sesler Başka Odalar (1948) – Truman Capote Old South, etrafında bir viraneye dönüşürken genç bir çocuk tanımadığı akrabalarıyla yaşamak için gönderilir ve kendisini insanlığın anlamını, onun güzel ve karmaşık yapılarını sorgularken bulur. 16. 1984 (1949) – George Orwell 1984, şimdiye kadar yazılmış en etkili politik ve distopik romanlardan biridir. Bu tartışmasız klasik, bireyin toplumla olan ilişkisini dikkatli bir biçimde irdeler. Sadık bir sosyalist olan Orwell, komünizm, faşizm ve totalitarizmin mantıksal aşırılıklarını ortaya çıkarmak niyetindedir ve bunu büyüleyici ve korkunç anlatımı ve diliyle yazmıştır. 1951 yılında yayımlanmasına rağmen, Salinger’in ikonik, isyankâr antikahramanı Holden Caulfield hâlâ yaşamaktadır ve Amerikan toplumunun iki yüzlülüğünü ve sahtekârlığını dile getiren güvenilmez bir ses olarak da okunmaktadır. 18. Görülmeyen Adam (1953) – Ralph Ellison Çok az roman insan hakları hareketinden önce Afroamerikan toplumunun duygularını Görülmeyen Adam kadar iyi yakalamıştır. Ellison, marjinalleşme, hayal kırıklığı ve çağdaşlarını değersizleştirme gibi kavramları politik bir bireşime dönüştürmektedir. 19. Sineklerin Tanrısı (1954) – William Golding Makro konuya mikro bir bakış getiren roman, bir uçak kazasından sonra adaya sıkışan, orada uygarlık çatışmalarına ve farklı gruplaşma yolları arayan ve bunu, gücü güvence altına almak için yapan İngiliz okul çocuklarının hikâyesini anlatır. 20. Lolita (1955) – Vladimir Nabokov Birçok okur romanın merkezindeki tartışma yaratan pedofili ilişkiyi görüp, romanın özünü atlamıştır. Lolita, kurbanla kurban eden arasındaki çizginin bulanıklaşmasını özenle inceler. 21. Şafak Tapınağı (1956) – Yukio Mişima İnsan zihninin gizli kalmış yerlerini usta bir anlayışla anlatan Mişima, tapınaktaki evi tarafından büyülenen genç Budist’in deliliklerini ve eziyetlerini incelemektedir. 22. Zen Kaçıkları (1958) – Jack Kerouac Beat neslinin temel taşı olarak bilinen Kerouac, özgür Zen Kaçıkları’nda konformist Atom Çağı’nda, toplumun gittikçe sertleşen anlam arayışını net bir biçimde gösterir. 23. Gece (1958) – Elie Wiesel Çok az roman, soykırımın onur kırıcı ve iç burkan korkularını toplama kampında geçen, yarı otobiyografik, didaktik ve trajik bu roman kadar iyi anlatabilir. 24. Parçalanma (1958) – Chinua Achebe Igbo lideri Okonkwo, kabilesinin hem içerde hem de İngiliz kolonisi gibi dış kaynaklarla parçalanmasını izlemektedir. Bu roman postkolonyel edebiyat tarzında şimdiye kadar yazılmış en aydınlatıcı ve provokatif eserlerden biridir. 25. Bülbülü Öldürmek (1960) – Harper Lee Lee’nin bu uzun eseri, zorlukların içinde dürüstlüğü devam ettirme ve toplumsal ahlakı sürdürebilme mesajlarını taşıyan, içerik bakımdan zengin bir romandır. 26. Madde 22 (1961) – Joseph Heller Heller, bu kara mizah ögeleri barındıran romanında, absürt hükümet bürokrasisi yoluyla savaşa ve şiddete ciddi eleştiriler gönderir. 27. Otomatik Portakal (1962) – Anthony Burgess Özgür iradenin sınırlarını ve doğasını sorgulayan bu provokatif ve distopik roman, sokak çetelerinin acımasızlığıyla hükümetin yaptığı tuhaf deneyleri konu edinir. 28. Guguk Kuşu (1962) – Ken Kesey Zihinsel sağlık enstitüsü ve MKULTRA’da edindiği tecrübelerle ortaya çıkan Kesey’nin tartışmalı romanı, toplumun yanlış anlaşılan, aşağılanan ve gözden kaçanlarına bir ışık tutmaktadır. 29. Kedi Beşiği (1963) – Kurt Vonnegut Kedi Beşiği’nde teknoloji, din, bilim ve soğuk savaş, nüktedan ve kırıcı bir mizaha kurban gitmektedir ki bu eser aynı zamanda ana ilkeleri de ayrıntılı biçimde inceler. 30. Herzog (1964) – Saul Bellow Mektup tarzında düzenlenen bu roman, orta yaş bunalımına yenik düşen ana karakter Moses Herzog’un zihnine bir gedik açar. 31. Paris Bir Şenliktir (1964) – Ernest Hemingway Bu yaratıcı romanda Hemingway, 1920′li yıllarda Paris’te bir göçmen olarak edindiği tecrübeyi ve sayısız önemli yazar ve sanatçıyla olan iletişimini dile getirir. 32. Kişisel Bir Sorun (1964) – Kenzaburo Oe Ailevi sorumluluk ve gerçeklerden kaçış bu romanın merkezini oluşturur. Bir babanın, yeni doğan zihinsel engelli oğlundan uzaklaşmak gibi yüz kızartıcı kararı ve bu karardan kendini alkole ve kadınlara vererek vazgeçmesi anlatılır. 33. Maus Hayatta Kalanın Öyküsü (1972) – Art Spiegelman Spiegelman’in babasıyla olan hasarlı ilişkisini düzeltme çabalarını anlatan ilginç bir hikâyeyle çerçevelenen iki ciltlik bu roman, soykırım edebiyatı ve grafik roman tarzına önemli bir örnektir. 34. Gravity’s Rainbow (1973) – Thomas Pynchon II. Dünya Savaşı’nın tuhaf ve postmodern bir yorumu olan bu roman, birbirinden farklı gerçek konu ve fikirleri araştırırken 73 bölümde 400′ü aşkın karakteri uzun uzun anlatır. 35. Suttree (1979) – Cormac McCarthy Ortada hiçbir neden yokken varlıklı bir adam, lüks hayatını terk edip Tennessee nehrindeki tekne evine kendini hapseder. Orada birçok kötü insanla karşılaşır, kendisi ve çevresi hakkında çok şey öğrenir. 36. Alıklar Birliği (1980) – John Kennedy Toole Şimdiye kadar Pulitzer kazanmış ve aynı zamanda sevimli bir absürt tarzı olan romanlardandır. Toole, trajik ve gülünç olan New Orleans’ın bir portesini çizer. 37. The Color Purple (1982) – Alice Walker Walker, 1930′ların Georgia’sında geçen bu romanında, o zamanlar görmezden gelinen bir grup olan Afroamerikan kadınların var olma mücadelesini ele alıyor. 38. Beyaz Gürültü (1985) – Don DeLillo Postmodern bir ana karakter olan Jack Gladney ve ailesi, yerel bir felaketin ardından kendi varoluşlarını incelemeye başlar. 39. Watchmen (1986) – Alan Moore Watchmen, soğuk savaş, Thatcherizm ve Reaganizm hakkında yorum yapan, geleneksel süper kahraman mitoslarını tahlil eden, yarı gafik tarzında yazılmış bir romandır. 40. Mutfak (1988) – Banana Yoshimoto Tokyo’da kederin, yenilginin, aşkın ve yemeğin merkeze alındığı bir kitap olan Mutfak, Yoshimoto’nun ilk romanıdır ve toplum tarafından askıya alınan hayatın sınırlarına dikkatle bakan bir romandır. 41. Biz (1988) – Yevgeny Zamyatin 1920-1921 yılları arasında yazılan fakat 1988′e kadar basılmayan bu Zamyatin romanı, iki farklı Rus devriminden edinilen deneyimlerle ortaya çıkan totaliter, kötücül ve distopik bir geleceği anlatır. 42. A Good Scent from a Strange Mountain (1992) – Robert Olen Butler Vietnam savaşından kısa bir süre sonra Louisina’da kendi yalnız hayatlarını dokumaya başlayan göçmenler, gaziler, fahişeler ve öbür yabancılaştırılmış insanları konu alan bir kitaptır. 43. Snow Crash (1992) – Neal Stephenson Cyberpunk hareketinin temel taşlarından biri olan ve oldukça titizlikle yazılan bu roman, Second Life gibi metaverselerin, Google Earth gibi evrensel servislerin ve internet kültüründeki dil temelli fikirlerin nihai doğuşunu doğru bir biçimde öngörmüştür. 44. Art & Lies (1994) – Jeanette Winterson Benlik, cinsellik, yaratıcılık hakkında sorular soran, Picasso’nun, Sappho’nun hayatını içeren büyülü gerçekliğin postmodern bir eseridir. 45. Life After God (1994) – Douglas Coupland Coupland, hayatlarında din olmadan yetişen bireyler ile maneviyatı ve anlamı bulmada sayısız yolları deneyen insanları karşılaştırır. 46. Fight Club (1996) – Chuck Palahniuk Palahniuk, bu ilk romanında Amerikan toplumunun yalnızca yapay şeyler üretmek için insan doğasını kısıtlamasına ve baskı altına almasına derin ve keskin bir ayna tutar. 47. The Lives of Animals (1999) – J.M. Coetzee Coetzee, insanoğlunun hayvanlara gösterdiği farklı davranışlarla veganizmden esinlenerek yazdığı bu romanda, bu iki bakış açısını dengeleyerek eserine yansıtmaktadır 48. Saksı Olmanın Faydaları (1999) – Stephen Chbosky Anlatıcı Charlie, aslında parçası olmak istediği dünyadan ayrılma ve tecrit hissi ile büyüyen yeni nesil için, yeni çağın Çavdar Tarlasında Çocuklar’daki Holden Caulfield’i gibi davranır. 49. Places Left Unfinished at the Time of Creation (1999) – John Phillip Santos Santos, ailesinin mirasını anmak ve araştırmak için gelecek, geçmiş ve günümüz arasında bir köprü kurar. Bunu yaparken Meksika geleneğinin parçalarıyla süslenmiş hikâyelere ve arkeolojik duyarlılığı olan bir tarih bilincine yer verir. 50. Sputnik Sweetheart (1999) – Haruki Murakami Çok az yazar Murakami’nin anlattığı gibi karşılıksız aşkı ve kaybı anlatabilir. Yazarın şiirsel ve çağrışımsal tarzıyla bezenmiş roman, bireylerin kendilerini bir bütün olarak toplumdan uzaklaştırmasını ve bunun yarattığı yalnızlığı yansıtır. Temaya, milliyetlere, toplumların kökenine, geçen yıllara ya da kabul gören başarı düzeyine aldırmadan, bu elli kitabın yazarı, okurlara yeni fikir ve bakış açısı kazandırmayı başarmıştır. Bazıları toplum tarafından göz ardı edilen grupların ya da bireylerin sözlerini yansıtmıştır, bazıları dışta olanı açıklamak için içsel bir bakış sergilemiş, bazıları da insanlık için olası kaderleri doğru varsaymıştır. Her durumda tümü de uygarlığın nerede başladığını ve şimdi nerede olduğunu anlatan, okunmayı hak eden romanlardır. (Onlineaccredittedegrees) | Notosoloji
Reklam
Uçan Otomobil AeroMobil, 2017’de Müşterilerle Buluşacak
Bilim kurgu edebiyatında sıkça kullanılan uçan otomobil konsepti her zaman ilgi çekiciliğini korumayı başarıyor. Elektrikli kompakt otomobiller hayal olmaktan çıkıp Apple’ın da girmeyi planladığı bir reel sanayi haline gelirken, bunların uçan türlerine kafa patlatanlar da hızlı bir gelişim göstermekte.Bunlardan AeroMobil, ilk ‘kullanılabilir’ uçan otomobil modelini 2017’de müşteriye teslim etmeyi planlıyor. SXSW etkinliğinde konuşan şirketin CEO’su Juraj Vaculik şu anda ürünün güvenlik ekipmanları ve motoru üzerinde çalıştıklarını söyledi.2017 yılında süper lüks spor araçları kategorisinde satın alım yapan müşterileri hedefleyerek iki kişilik ve paraşütlü modeli çıkarmayı planlayan şirket ardından dört kişilik ve daha gelişmiş güvenlik ekipmanlarıyla donatılacak modeli genel müşterilere sunacak. Şirketin şu anda çalıştığı model yalnızca çim zemin üzerinden kalkabiliyor ve inebiliyor. Juraj Vaculik gelecekte benzin istasyonları ve belirli alanların bu çim şeritler ile kaplanacağını, uçan arabalar için bunun gerektiğini ve mümkün olduğunu da belirtmiş.Aracın fiyat beklentisi hakkında herhangi bir açıklama yapmayan Juraj Vaculik ayrıca aracın hem otomobil hem de giriş seviyesinde uçuş yapabilen araç kategorisinde yer alacağını ve kullanılması için pilotluk sertifikası gerektiğini belirtmiş. Araç için farklı motorlarda geliştiren şirketin 2017 yılında uçan otomobili ilk alıcılarıyla buluşturup buluşturamayacağını göreceğiz.Webrazzi
Tesla'nın Yeni Filmi 2016'da Geliyor
Hepimiz teknolojiyi sever, ilgi duyarız. İşte o teknoloji, zaman içinde şekillenerek, gelişerek bugün bizlere aklımızın alamayacağı, binbir çeşit şey sunuyorsa, bunu temellerini oluşturan en önemli isimlerden biri de Nicola Tesla'dır. Yaşadığı dönemde gereken ilgi ve desteği göremeyen Tesla, beyaz perdeye taşınarak aslında ne kadar önemli bir kişilik olduğunu bilmeyenlere gösterecek.Film genel olarak henüz yetişkinliğinin başlarında olan Tesla'nın 1886'da Amerika'ya yaptığı yolculuğu eşsiz bir şekilde tasvir ediyor. Film Tesla'nın Thomas Edison, George Westinghouse, Guglielmo Marconi, Albert Einstein, Charles Luciano, J.P. Morgan, Mark Twain, J. Edgar Hoover ve Nazi Almanyasından Heinrich Himmler gibi tarihin en önemli ve tartışmalı isimlerinden olan pek çok kişi ile ilişkilerine ve etkileşimlerine değinilecek.
Emel Kurhan | Dört Mevsim Yalnızlık Sergisi
İstanbul’un en hareketli, en renkli mahallelerinden birinin, Galata’nın yan sokaklarından birinde eski bir apartmanın ikinci katında misafirliğe davetlisiniz. Emel Kurhan’ın İstanbul’daki dördüncü kişisel sergisi sizi günümüzün belki de en büyük çelişkisini, hem yalnızlık korkusu hem de içine kapanma duygularını aynı anda yaşayan birinin evinde sizi bekliyor. Dört Mevsim Yanızlık başlığı sizi korkutmasın, sergiyi gezdikten içinizi melankoliden çok umut duygusu kaplayacak ve yüzünüzde bir gülümsemeyle çıkacaksınız. Sergiyi 4 Nisan’a kadar Öktem & Aykut’da görebilirsiniz.
Reklam
Elnur Hüseynov, Eurovision'da Azerbaycan'ı Temsil Edecek
'O Ses Türkiye' yarışmasının birincisi Elnur Hüseynov, Azerbaycan'ı Eurovision'da temsil edecek. 'O Ses Türkiye'nin Azerbaycanlı birincisi Elnur Hüseynov'un Eurovision'da ülkesini temsil edeceği bildirildi. Konuya ilişkin Azerbaycan İctimai Televizyonu'ndan (İTV) yapılan açıklamada, Eurovision şarkı yarışmasında ülkeyi Elnur Hüseynov'un temsil edeceği vurgulandı. Daha önce de temsil ettiHüseynov'un söz konusu yarışmada 'Hour of the Wolf' şarkısını seslendireceğini belirten İTV, daha önce de sanatçının Eurovision'da Azerbaycan'ı temsil ettiğini de hatırlattı.Elnur Hüseynov performansı ile 18 Şubat'ta seyircilerden 1 milyonun üzerinde SMS oyu toplayıp 'O Ses Türkiye' yarışmasının birincisi olmuştu.CHA
'Sil Baştan' Gerçek mi Oluyor?
Bilim dünyasının üzerinde çalıştığı bir deney, gelecekte insanların beynindeki kötü anıları iyileriyle değiştirmek üzerine yoğunlaşıyor.Uyurken beyninize girilip size acı veren anılar yok edilsin ya da kötü anılar mutlu hatıralarla yer değiştirsin ister miydiniz? Kulağa ‘Eternal Sunshine of the Spotless Mind’ (Sil Baştan) filminden bir sahne gibi mi geliyor? Bilim dünyası şu ara tam da böyle bir çalışmanın üstünde... Tabii amaç, Michel Gondry imzalı filmdeki gibi ayrılık acılarını tedavi etmek değil ama sonuç post travmatik stres bozukluğundan muzdarip kişileri iyileştirebilir. Fransız Bilimsel Araştırmalar Merkezi ve ESPCI ParisTech’ten nörobilimciler, uyuyan farelerin anılarını değiştirmeyi başardı. Farelerin beynine bağlanan elektrodlar aracılığıyla, nötr anılar pozitif olanlarla değiştirildi.
Reklam
Ghostbusters’a Yeni Bir Film Daha Geliyor
1984 ve 89 yıllarında vizyona giren 2 Ghostbusters / Hayalet Avcıları filminden sonra hayranları bir yenisini beklese de sonuçsuz kalmıştı. Birkaç senedir etrafta dolaşan Ghostbusters 3 dedikoduları önce yalanlanmış, ardından da yine bitmek bilmeyen bir senaryo yaratım sürecine girilmişti.Herkes özellikle geçtiğimiz sene Hayalet Avcıları 3’ü beklerken resmen ters köşe yapılmış ve bu sene başında tamamı kadın oyunculardan oluşan Ghostbusters filmi duyurulmuştu. Yönetmen koltuğunda Paul Feig’in oturduğu filmin kadrosunda Melissa McCarthy, Kristen Wiig, Leslie Jones ve Kate McKinnon bulunuyor.Filmin heyecanı daha tazeyken şimdi yeni bir Ghostbusters filmi ile ilglili bilgiler geldi. Sony’nin yeni kurduğu Ghost Corps firması, bu sefer de erkeklerden oluşan bir Ghostbusters filminin yapımına başladı. Paul Feig’in çekeceği filmden bağımsız olacak yapımın daha şimdiden yapım kadrosu oldukça başarılı gözüküyor.Iron Man 3 ve Mission Impossible 5 gibi filmlerin senaristliğini yapan Drew Pearce’ın kaleme alacağı yeni Ghostbusters filminin yönetmen koltuğunda Joe ve Anthony Russo kardeşler oturacak. Russo kardeşler, son olarak Captain America: The Winter Soldier filmini çekmişti. Şu sıralar ise merakla beklenen Captain America: Civil War’un hazırlığı içerisindeler. Muhtemelen sonraki projeleri ise yeni Ghostbusters filmi olacak.Kadroda bir diğer önemli isimse Channing Tatum. Tatum’un filmin yapımcıları arasında yer aldığı belirtelim. Ancak Tatum aynı zamanda filmde önemli karakterlerden birisini de oynayacak. Bugün çıkan haberlerde ise ikinci oyuncunun Chris Pratt olabileceği belirtiliyor. Guardians of the Galaxy ile yıldızı parlayan Pratt, Jurassic World ile bu sene beyazperdeye tekrar konuk olacak ki ismi son dönemde Indiana Jones filmi ile de geçiyor.Ghostbusters’ın yeni filminin bu yapım kadrosunu, en azından Chris Pratt haricinde doğru olduğunu Drew Pearce, Twitter hesabından doğruları. Sony henüz resmi açıklamayı yapmasa da senaryonun ve kadronun biraz daha şekillendikten sonra duyurunun yapılacağını tahmin ediyoruz. Bu film ve kadınlardan oluşan Ghostbusters filminin yeni haberleri geldikçe aktarmaya devam edeceğiz.Süper Karga
Herkes Kaka Yapar! Kaka Hakkında Muhtemelen Bilmediğiniz 9 İlginç Bilgi
etiket
Ne 'b.ktan' içerik deyip geçmeyin.. Herkes kaka yapar. Ama bu herkesin kaka hakkında bilgi sahibi olduğu anlamına gelmiyor maalesef.Kaka sadece alay malzemesi değildir. Dışkı üzerine çalışan doktorlar ve bilim adamlarının bulgularına göre kaka mide ve bağırsaklarımızdaki bakteri familyasının bir yan ürünüdür ve sağlığınızı doğrudan etkiler. Dışkınıza daha fazla dikkat ederek bu yaşamsal bakteriler ve sizin tüm sağlığınız hakkında fikir sahibi olabilirsiniz.İşte kaka hakkında bilmek isteyebileceğiniz bazı gerçekler:
Sıradan Nesneler Kullanarak Süper Yaratıcı Çizimler Yapan Sanatçıdan 20 Başarılı Çalışma
Yaratıcılıkta sınır tanımayan bu sanatçının ismi Christoph Niemann. New York Times ve diğer prestijli gazetelere, dergilere ciddi çizimler yapmanın yanında, eğlence amacıyla günlük, sıradan nesneleri kullanarak böyle yaratıcı şeyler de ortaya çıkarıyor. Niemann bu tarz çalışmalarına 'Pazar Eskizleri' adını vermiş. Bu çalışmalarını da, Times ve New Yorker için çizdiği ciddi, politik karikatürlerinden ayırt etmiyor. Bu tür çizimin önde gelen diğer isimleriyse  Javier Perez ve Gilbert Legrand.Niemann'ın çizimlerini sevdiyseniz, Instagram hesabından diğer işlerine de göz atabilirsiniz.
Altyazı Sevenlerin Bile Dublajlısını Gönül Rahatlığıyla İzleyebileceği 10 Film
‘’Edriiiınnnn’’ diye konuşulamayacak derecede dağılmış ağızla konuşan Rocky Balboa’yı unutmak mümkün müdür? Bilgisayar çağı Türkiye’de yeni yeni başlarken TV’nin önüne geçip merakla beklediğimiz, bu kadar unutamadığımız bir film yoktur galiba. Rocky’nin o eşsiz dublajlı sesini hatırladıkça gidip izleyesim geliyor. Aranızda eski diye izlemeyenler varsa bir an önce izleme listesinin en üstüne koysun.   Filmden Türkçe dublajlı bir kesiti buraya tıklayarak izleyebilirsiniz
Reklam