onedio
Atso Antalya'ya "Önem Katanları" Ödüllendirecek
ANTALYA (AA) - Antalya Ticaret ve Sanayi Odası (ATSO) tarafından düzenlenen 'Kente Önem Katanlar' (KÖK) ödülleri için başvurular başladı.ATSO'dan yapılan açıklamaya göre, geçen yıl ilki düzenlenen ve inovasyon, dijital dönüşüm, bilim, eğitim, kültür-sanat, spor, çevre, kurumsal sosyal sorumluluk, Antalya araştırması ve basın gibi kategorilerin yer aldığı KÖK'te, bu yıl ilk kez 'Hizmet İhracatı' kategorisi de olacak. KÖK markasıyla sürekli hale getirilmek istenen ödüllendirme ile kentte fark yaratan kişi ve kurumları gururlandırmak, takdir etmek amaçlanıyor. Ödül için başvuranlardan, 2018 yılı ve sonrasında hayata geçirmiş oldukları bir çalışmayı anlatmaları istenecek. Daha önce başvuru yapılan çalışmalar katılım dışı bırakılacak.Açıklamada görüşlerine yer verilen ATSO Başkanı Davut Çetin, 'Döviz Kazandırıcı Hizmetler ana kategorisi altında yer alan ihracat-genel, tarım ihracatı, konaklama tesisleri ve seyahat acenteleri kategorilerine hizmet ihracatı kategorisi de eklendi. Hizmet ihracatı; konaklama tesisleri ve seyahat acenteleri dışındaki hizmet sektörlerini kapsayacak. Hizmet ihracatında, bir milyon ABD doları ve üzerindeki, diğer kategorilerde ise 4 milyon ABD doları ve üzerindeki beyanlar değerlendirmeye alınacak.' ifadelerini kullandı. Çetin, bu yıl sosyal sorumluluk büyük ödülü kapsamında, Uçak Bakım Teknolojisi Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi’ne bir uçak bakım hangarı yaptırmayı planladıklarını da bildirdi.Ödül almaya hak kazanan başvuru sahiplerine ödülleri ise ATSO'nun 139. kuruluş yıl dönümü olan 3 Nisan 2021'de düzenlenecek törenle verilecek. Tüm kategoriler, başvuru koşulları, başvuru ve ödül takvimi ile online başvuru formlarına 'www.kenteonemkatanlar.org' sayfasından ulaşılabilecek. Başvurular 25 Şubat 2021'de sona erecek.
Salgın Sürecinde Ekrana Maruz Kalan Çocuklarda Miyop Oranı Arttı
İSTANBUL (AA) - Bezmialem Vakıf Üniversitesi Hastanesi Başhekimi ve Göz Hastalıkları Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Arif Koytak, yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgını nedeniyle geçen yıl hem eğitimlerini sürdürmek hem de sosyal faaliyetlerini gerçekleştirmek amacıyla bilgisayar, tablet ve telefon ekranlarına maruz kalan çocuklarda miyop oranının arttığını bildirdi. Prof. Dr. Koytak, yaptığı yazılı açıklamada, 2020'yi neredeyse tüm dünyanın, özellikle çocukların evde ve kapalı ortamlarda geçirdiğini, miyopluk gelişimi açısından risk taşıyan bu yaş grubunun, dışarıda gün ışığında yapılan oyun ve spor gibi aktivitelerden uzak kaldığını belirtti.Çocukların, alınan tedbirlerle ders ve eğlence amaçlı aktiviteler için neredeyse tüm günlerini tablet, bilgisayar ve cep telefonu ekranı karşısında geçirdiklerini belirten Koytak, 'Bu zorunlu kısıtlamaların çocuklarda miyopluk gelişimi ve ilerleme hızı üzerinde olumsuz etkisi olacağını tahmin etmek hiç zor olmadı. Kovid-19 pandemisi nedeniyle 2020 yılında hem eğitimlerini sürdürmek hem de sosyal faaliyetlerini gerçekleştirmek amacıyla bilgisayar, tablet ve telefon ekranlarına maruz kalan çocuklarda miyop oranı arttı.' ifadelerini kullandı. Bu kaygıların haklı olduğunu çarpıcı olarak kanıtlayan ilk bilimsel araştırmanın Çin'den geldiğini aktaran Koytak, araştırma sonuçlarına ilişkin şu bilgileri paylaştı:'Yaklaşık 125 bin çocuğun son 5 yıldaki göz kırma kusuru ölçümlerine dayanarak yapılan çalışma, Çin'de 2020 yılının ilk altı ayında uygulanan sıkı sokağa çıkma yasağı ve uzaktan öğretim gibi uygulamaların 6-8 yaşları arasındaki çocuklarda miyopluk gelişimini belirgin olarak artırdığını kanıtlamış oldu. Araştırmada, 2020 yılında miyopluk görülme sıklığının önceki yıllara göre 6 yaşındaki çocuklarda 3 kat, 7 yaşındaki çocuklarda 2 kat, 8 yaşında 1,4 kat arttığı tespit edildi.' Prof. Dr. Arif Koytak, hafif ve orta düzeydeki miyopluğun kişinin yaşam kalitesi üzerinde olumsuz bir etkisi olmadığını belirterek, 'Fakat tüm miyopluk olgularının yüzde 10'unu oluşturan yüksek miyopluk (6 ve üzeri numaralar) orta yaş sonrası gözlerde ilerleyici hasara ve kalıcı görme kayıplarına neden olabilmektedir. Çin'de 6 ay yani diğer ülkelere kıyasla kısa süren karantinanın etkisi bu kadar çarpıcı sonuçlar vermişken Batı'da daha uzun süren ve daha da sürmesi beklenen sokağa çıkma yasağı, uzaktan eğitim gibi uygulamaların göz sağlığı üzerine bu olumsuz etkisinin de dikkate alınması gerekiyor.' değerlendirmesinde bulundu. Koytak, miyopluğun özellikle uzak mesafede bulanık görüşe yol açan bir göz bozukluğu olduğunu kaydetti. Önceleri miyopluğun büyük oranda genetikle ilgili olabileceğinin düşünüldüğünü kaydeden Koytak, 'Fakat artık tek faktörün genetik olmadığını biliyoruz. Toplumda miyopluk oranının hızlı artışı üzerine eğilen araştırmacılar, bu artışın çocuk ve gençlerin yakın mesafeye odaklanarak yaptıkları işlerin belirgin biçimde artmasından kaynaklanabileceğini ortaya koydu. Yine farklı ülkelerde çok sayıda çocuk üzerinde yapılan uzun süre takipli çalışmalarda oyun ve spor aktiviteleri için dışarıda az zaman geçirmenin miyopluk gelişimi açısından belirgin bir risk faktörü olduğu anlaşıldı. Açık hava ve parlak gün ışığında yapılan aktivitelerin miyopluk gelişimi açısından koruyucu etkisi tespit edildi.' ifadelerini kullandı.Prof. Dr. Koytak, son 25-30 yılda yaşanılan teknolojik ve toplumsal dönüşüm sonucu çocuk ve gençlerin artık çok daha az gezdiğini, sokakta ve oyun alanlarında daha az zaman geçirdiğini ve daha az spor yaptığını belirtti.Çocuk ve gençlerin çok daha fazla okuyup yazdığını, bilgisayar, tablet ve akıllı telefon ekranına baktıklarının bilindiğini kaydeden Koytak, '2000 yılında toplumdaki miyop oranı Avrupa ve Amerika'da yüzde 25, Çin ve Singapur gibi Uzak Asya ülkelerinde yüzde 50 civarındaydı. 2020 yılında bu oran Batı ülkelerinde yüzde 33'e, Uzak Doğu ülkelerinde yüzde 80 üzerine çıkmış durumda. Dünya Sağlık Örgütünün beklentisi 2050 yılında tüm dünya nüfusunun yüzde 50'den fazlasının miyop olacağı şeklinde.' değerlendirmesini yaptı.10 yaş altı çocuklarda miyop oluşumu ve artışını önleme tedbirleriKoytak, 10 yaş altındaki çocuklarda miyoplaşmanın önüne geçmek için yapılması gerekenleri ise şöyle sıraladı: 'Yakın zaman içinde göz muayenesi olmamış olan tüm çocuk ve gençlerin göz muayenesinden geçerek mevcut kırma kusurlarının düzeltilmesi gerekir. Sosyal mesafe ve karantina kurallarına uymak şartıyla her fırsatta özelikle gün ışığında yapılacak oyun, yürüyüş, bisiklet, spor gibi açık hava aktivitelerine ağırlık verilmeli. Bilgisayar, tablet ve cep telefonu karşısında geçirilecek zaman mümkün olduğunca kısıtlanmalı. Ekran karşısında aralıksız durulan zaman olabildiğince kısaltılmalı. Her yarım saatlik yakın çalışmanın ardına 5-10 dakikalık göz dinlendirme molasının konulması gerekir. İçeriği uygun bazı derslerin görüntülü değil, sesli kayıttan sunulması, ekrandan izlenmesi gereken şeylerin mümkünse TV ekranından ve mümkün olduğunca uzaktan izlenmesi, loş ortamlarda çalışmaktan kaçınılması lazım. Okumak, yazmak, resim çizmek gibi yakın mesafeden yapılan uygulamalar mümkün olduğunca aydınlık ortamlarda yapılmalı.'
Reklam
Muğla'da Yeni Bir Sümbül Türü Keşfedildi
İZMİR (AA) - Ege, Gazi ve Abant İzzet Baysal üniversitelerinden üç öğretim üyesi, Muğla'nın Köyceğiz ilçesindeki Sandras Dağı'nda 'Muğla sümbülü' adını verdikleri yeni bir sümbül türünü keşfetti.Ege Üniversitesinden yapılan açıklamaya göre Fen Fakültesi Biyoloji Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Hasan Yıldırım ile meslektaşları Prof. Dr. Hayri Duman ve Doç. Dr. İsmail Eker, Köyceğiz sınırlarında bulunan Sandras Dağı'nda yaptıkları ortak araştırmalar neticesinde yeni bir tür olan Muğla sümbülünü (muscari muglaensis) keşfetti.Doç. Dr. Hasan Yıldırım, yaptığı değerlendirmede Sandras Dağı'nın krom, magnezyum, nikel, kobalt ve demir gibi ağır metal barındıran ve bitki yetişmesi için zorlu şartlar oluşturan topraklara sahip olduğunu, buraya uyum sağlayıp türleşen bitkilerin de çoğunlukla lokal endemik türler olduğunu kaydetti.Sandras Dağı'nda yayılış gösteren 150 civarında endemik türün bulunduğunu, bunların 30'a yakınının dünyada sadece bu dağda bulunan 'nokta endemiği' bitki türü olduğunu belirten Yıldırım, halen bu dağdan yeni bitki türleri keşfedildiğine işaret etti. 'Muğla sümbülü' adını verdikleri yeni sümbül türünün Sandras Dağı'ndan ilk olarak 2015 yılında Gazi Üniversitesi Fen Fakültesi Biyoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hayri Duman tarafından toplandığını aktaran Yıldırım, şu bilgileri verdi:'2019 yılında Tarım ve Orman Bakanlığı bünyesinde gerçekleştirilen bir teknik kurul toplantısı esnasında Prof. Dr. Hayri Duman ve konu uzmanlarından Abant İzzet Baysal Üniversitesi Fen Fakültesi Biyoloji Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. İsmail Eker ile birlikte bu bitkiye ilişkin ortak bir çalışmanın temellerini attık. 2020 yılının Haziran ayı başında Sandras Dağı'na düzenlenen saha çalışmasında bitki tekrar toplandı ve üzerine gerçekleştirilen ayrıntılı morfolojik ve taksonomik çalışmalar sonucunda üç araştırıcı tarafından ortak bir sonuçla bilim dünyası için yeni bir tür olduğu sonucuna varıldı. Daha sonra makalesi hazırlanarak Taksonomik Botaniğin önemli dergilerinden biri olan Yeni Zelanda kökenli 'Phytotaxa' dergisinde işleme alındı. Makalemiz, bilimsel hakem süreci ve değerlendirilmesi sonucunda Aralık 2020’de yayınlanarak bilim dünyasına tanıtıldı.''Koruma altına alınmalı'Sandras Dağı'nın bitkisel çeşitlilik açısından önemli bir nokta olmasına rağmen alanda çok fazla maden çalışmasının devam ettiğini ifade eden Doç. Dr. Yıldırım, 'Bu durum maalesef dünyada sadece bu dağda bulunan 30 kadar lokal endemik türün tükenişine neden olacak sonuçlar doğurabilir. Muğla Sümbülü de henüz keşfedilmişken yok oluşun eşiğinde olabilir. Bu alanın mutlaka bir koruma statüsü altına alınması gerekmektedir.' açıklamasında bulundu.Doç. Dr. Yıldırım, müşkürüm (Muscari) cinsi sümbüllerden dünyadaki 77 türün 47'sinin Türkiye'de bulunduğunu, 30'unun ise endemik türler olduğunu da kaydetti.
Kocaeli'nde İhtiyaç Sahibi Öğrencilere Tablet Bağışı
KOCAELİ (AA) - Kocaeli'nde ihtiyaç sahibi öğrencilere ulaştırılacak 360 klavyeli tablet İl Milli Eğitim Müdürlüğüne teslim edildi.Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) öncülüğünde başlatılan 'Küçük Parmaklar' tablet dağıtım kampanyası kapsamında, Kocaeli Sanayi Odası, Kocaeli Ticaret Odası, Gebze Ticaret Odası, Körfez Ticaret Odası ve Kocaeli Deniz Ticaret Odası tarafından temin edilen tabletler için teslim töreni düzenlendi.Körfez Ticaret Odası'ndaki törende konuşan Kocaeli Valisi Seddar Yavuz, bilim, sanayi ve teknoloji üssü Kocaeli'nin, Türkiye'nin dünyayla yarışan yüzü ve yeni Türkiye'nin inşasındaki en önemli şehirlerden biri olduğunu söyledi.Şehirlerdeki yardımlaşma ve dayanışmanın başarının en önemli anahtarı olduğunu vurgulayan Yavuz, bugün de böylesine bir iş birliğini gerçekleştirmenin mutluluğunu yaşadıklarını ifade etti.Vali Yavuz, kentte 401 bin 939 öğrencinin okul öncesi ve lise eğitimine devam ettiğini belirterek, 27 bin 147 öğretmen ve 1171 okulla bu faaliyeti sürdürdüklerini kaydetti.'Canlı ders gerçekleştirme oranımız yüzde 98,2'Salgının özellikle yüz yüze eğitim faaliyetlerini olumsuz etkilediğine dikkati çeken Yavuz, şöyle devam etti:'Ancak Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin son yıllarda yaptığı teknolojik devrimler, uzaktan eğitimi mümkün kılmış ve dünyada bu konuda örnek bir ülke olduğumuzu göstermiştir. Bugün itibarıyla Kocaeli'nde canlı ders gerçekleştirme oranımız yüzde 98,2'dir. Yapılan canlı derslere katılım oranımız da yüzde 85'lerde olup, en fazla katılım ilkokulda yüzde 90 seviyesindedir. Kocaeli'nde öğrencilerimizin internete erişim oranı yüzde 99,36'dır.'İhtiyaç sahibi öğrenciler için 528 EBA destek noktası kurarak uzaktan eğitime erişimlerini sağladıklarını vurgulayan Yavuz, 'Evinde televizyon olmayan öğrencilerimizi tespit ettik. Kaymakamlarımız ve valiliğimiz koordinasyonunda evinde televizyonu olmayan ailelerimize süratle televizyonları teslim edildi. Bugün itibarıyla 14 bin 666 tableti, tableti olmayan kardeşlerimize teslim etmiş bulunuyoruz.' dedi.Vali Yavuz, uzaktan eğitime destek veren Kocaeli Büyükşehir Belediye Başkanı Tahir Büyükakın, sanayi ve ticaret odalarının yöneticileri ile öğretmenlere teşekkür etti.Kocaeli Sanayi Odası Başkanı Ayhan Zeytinoğlu da 360 klavyeli tableti İl Milli Eğitim Müdürlüğüne teslim ettiklerini belirterek, katkıları bulunan odalara teşekkürlerini iletti.Tören sonunda ihtiyacı olan öğrencilere ulaştırılacak klavyeli tabletler, İlçe Milli Eğitim Müdürlerine verildi.
Reklam
Reklam
Kovid-19 Ağır Hasta Sayısı Yaklaşık 3 Ay Sonra 2 Binin Altına İndi
ANKARA (AA) - AHMET SERTAN USUL/YEŞİM SERT KARAASLAN - Kovid-19'la mücadele kapsamında 1 Aralık 2020'de uygulanmaya başlanan sıkı tedbirlerin ardından vaka sayısının hızla düşmesiyle ağır hasta sayısı yaklaşık 3 ay sonra ilk kez 23 Ocak'ta 2 binin altına indi. Sağlık Bakanlığının 'covid19.saglik.gov.tr' sitesinde yer alan 'Genel Koronavirüs Tablosu'na göre, 1 Eylül 2020'de 991 olan ağır hasta sayısı, 2 Eylül'de 1017'ye yükselerek binli rakamlara çıktı.Eylülün sonunda 1516 olan ağır hasta sayısı 31 Ekim 2020'de ilk kez 2 bini aşarak 2 bin 75 olarak kayıtlara geçti. Kovid-19 vakalarının artış gösterdiği kasım ayında ağır hasta sayısı da hızla yükselerek 10 Kasım'da 3 bin 1, 21 Kasım'da 4 bin 121, 29 Kasım'da 5 bin 11 oldu.Tedbirler etkisini gösterdiCumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 30 Kasım 2020'de Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'nde düzenlenen Cumhurbaşkanlığı Kabine Toplantısı'nın ardından salgınla mücadelede 1 Aralık'tan itibaren geçerli olacak tedbirleri açıkladı.Bu kapsamda, hafta içi 21.00-05.00 saatlerinde, hafta sonu cuma 21.00'den pazartesi 05.00'e kadar uygulanacak sokağa çıkma kısıtlamasını da içeren tedbirler hayata geçirildi.En yüksek ağır hasta sayısının 15 Aralık 2020'de 5 bin 988 olarak gerçekleşmesinin ardından, tedbirlerin etkisiyle bu rakam her geçen gün azalmaya başladı.Ağır hasta sayısı 23 Aralık'ta 5 binin altına inerken, 31 Aralık'ta da 3 bin 918 ile 4 binin altına düştü.Ocak ayı boyunca vaka ve hasta sayılarında önemli düşüşler yaşandı. 9 Ocak'ta 3 binin altına inen ağır hasta sayısı, yaklaşık 3 ay sonra ilk kez 23 Ocak'ta 2 binin altına düşerek 1962 oldu. Bu sayı, 24 Ocak'ta 1905, 25 Ocak'ta 1808 olarak kayıtlara geçti.Aşılama sürecinde tedbirlere uyulması önem taşıyorBilim insanları, 14 Ocak'ta ülke genelinde uygulanmaya başlanan Kovid-19 aşısının rehavete neden olmaması, maske, mesafe ve hijyen kurallarına titizlikle uyulmaya devam edilmesi uyarısında bulunuyor. 'Ağır hasta sayısında düşüş, vaka ve hasta sayısındaki düşüş kadar hızlı olamıyor'Gazi Üniversitesi Dekanı ve Sağlık Bakanlığı Toplum Bilim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Mustafa Necmi İlhan, AA muhabirine yaptığı açıklamada, hayata geçirilen tedbir ve kısıtlamalarla birlikte Türkiye'de ağır hasta sayısının düşüş seyrine girdiğine işaret etti.Hastalık seyrindeki azalmanın kademeli gerçekleştiğini anlatan İlhan, şöyle konuştu:'Bilindiği üzere önce vaka ve hasta, ardından ağır hasta düşüşü oluyor. Ağır hasta sayısı düşüşü, maalesef vaka ve hasta sayısındaki düşüş kadar hızlı olamıyor. Zira bugün ağır hasta olanlar, bugün tanı alanlar değil, 3 ila 10 günden 2 ay öncesine kadar tanı alanlardan oluşuyor. Bu nedenle ağır hastalardan daha yavaş olarak da vefat sayımız azalıyor. Zira ağır hastalar dün itibarıyla 1808 iken vefat sayısı hala 100'ün üzerinde.' Prof. Dr. İlhan, yeni vaka, ağır hasta, vefat sayılarının tedbirlere tam uyum ve toplumsal bağışıklama ile istenilen düzeye inebileceğini vurgulayarak, başarının aynı zamanda küresel iş birliğiyle çözümlenebileceğini söyledi.Bir ülkede hastalık seyrinin düşmesinin salgının bitmesi için yeterli olmadığının altını çizen İlhan, tüm ülkelerde tedbirlere uyum gösterilmesi ve aşılamanın gerçekleşmesi gerektiğini vurguladı.
Prof. Dr. Tolunay: "Dünyanın Ortalama Sıcaklığı 2100 Yılına Kadar 5-6 Derece Artabilir"
EDİRNE (AA) - İstanbul Üniversitesi Orman Fakültesi Toprak İlmi ve Ekoloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Doğanay Tolunay, küresel ısınmaya bağlı olarak dünyanın ortalama sıcaklığının 2100 yılına kadar 5-6 derece artma riskinin olduğunu bildirdi. Prof. Dr. Tolunay, Temiz Enerji Vakfı (TEMEV) ve Küresel Denge Derneği işbirliğinde çevrim içi düzenlenen 'Yerelden Ulusala İklim Ağı' toplantısında, küresel ısınmaya bağlı olarak iklim değişikliğinin yaşandığını söyledi.Dünyadaki ortalama sıcaklıkların giderek yükseldiğini belirten Tolunay, '1850 yılından sonraki sıcaklıklara baktığımızda dünyanın ortalama sıcaklığından sapmaların giderek arttığını görüyoruz. Bu artışların 1980'li yıllarda başladığı, 2000'li yıllarda ise artışların çok fazla olduğu görülüyor. 2016, 2019 ve 2020 yılları ortalamalardan daha sıcak yıllar olarak kayıtlara geçti.' dedi.Tolunay, özellikle Sanayi Devrimi'nden sonra fosil yakıtların yoğun kullanılmasıyla dünyadaki hızlı nüfus artışına bağlı olarak tarım ve orman alanlarının kullanımının değişmesinin küresel ısınmaya neden olduğunu ve atmosferdeki sera gazı salınımının arttığına vurgu yaptı.Sera gazlarının yoğunlaşmasıyla atmosferde doğal olarak bulunan sera etkisini artırdığına dikkati çeken Tolunay, atmosferde artan sera gazlarının dünyanın hızlı bir şekilde ısınmasına neden olduğunu dile getirdi.İklim değişikliğinin yağış ve sıcaklıklarda farklı değişkenliklere neden olduğunu anlatan Tolunay, şunları kaydetti:'Sanayi Devrimi'ne göre 1-2 derece daha sıcağız. Küresel ısınmaya bağlı olarak iklimler değişiyor. İklim değişikliği insan faaliyetleri sonucunda giderek etkisini hızlandırıyor. Küresel ısınma bir neden ve iklim değişikliği de bir sonuç. Dünyanın ısınmasıyla hep daha sıcak hep kuraklaşacak ve yağmur yağmayacakmış gibi anlaşılabiliyor. Ancak baktığımızda tam tersi olan yerleri görüyoruz. Bazı yerlerde yağışlar artıyor. Bu sene İspanya'da örnek olarak şiddetli kış şartları oluştu. Bazı yıllar çok sıcak ve kurak oluyor. Rekor kırılıyor. Bazı yıllarda tam tersi yağışlar çok fazla oluyor. Bu değişkenlik iklim değişikliğinin bir göstergesi.'Tolunay, dünyadaki ortalama sıcaklıkların olağan süreçten farklı şekilde hızla arttığına da değinerek, 'Geçmişte yaşanan doğal iklim değişiklikleri zamanında değişimler çok yavaş seyretmiş. 1 derecelik bir değişim yüzlerce yıl alırken günümüzde bu artış çok daha kısa sürede gerçekleşti. Günümüzde ortalamadan 1-2 derecelik sapmanın 2050 yılına kadar 2 dereceye çıkması olasılığı var. Yüzyılın sonuna kadar ise 5-6 derece ortalamadan daha sıcak olabiliriz. Bir insan hayatı içinde sıcaklıkların bu kadar artma riski söz konusu.' değerlendirmesinde bulundu.
Umut Nur Sungur Yazio: Güzellik Görende mi, Görünende mi, Yoksa Her İkisinde midir?
etiket
Hayatın tüm alanlarında insanın güzeli arama çabası yok mudur sizce de? Örneğin mimaride... Her ne kadar temel amaç ve işlev, barınma olsa da süslemeye yönelik çeşit çeşit mimari tarz ve stiller görürüz etrafımızda. Peki, ama neden? Güzellik bizi saniyeler içinde zamanın durduğu ve dünya ile bir olduğumuz bir yere götürür. Yaşadığımızı hissettirir. Bize ilham verir ve bizi daha iyi olmaya, daha iyisini yapmaya iter. Bir gül, gün batımı, gökyüzündeki yıldızlar, dalgaların kıyıya vuran sesi, yeni kesilmiş çimen kokusu ne kadar güzeldir. Sağlıklı, gür, yeşil bir ağaç güzeldir. Peki, bükülmüş, eğri büğrü gövdesi olan bir ağaç güzel midir? Bu gövdede de belirlibir güzellik ve bu güzellikle birlikte bir yaşanmışlık yok mudur sizce? Ya da resim sanatından yola çıkarsak Rönesans dönemindeki güzellik anlayışına baktığımızda soluk tenli, küçük göğüslü kadınlar “güzel”dir.
Reklam
Pestisit Zehirlenmelerine Yanlış Ve Bilinçsiz Kullanım Yol Açıyor
İSTANBUL (AA) - ELİF KÜÇÜK - Yeditepe Üniversitesi Rektör Yardımcısı ve Eczacılık Fakültesi Farmasötik Toksikoloji Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Ahmet Aydın, zararlı organizmalara karşı kullanılan pestisitlerden kaynaklanan zehirlenmelere yanlış ve bilinçsiz kullanımın yol açtığını söyledi.'Pestisit', zararlı organizmaları engellemek, kontrol altına almak ya da zararlarını azaltmak için kullanılan madde veya maddelerden oluşan karışımlara deniyor. Çeşitli kimyasal maddeleri içeren pestisitin birçok türü bulunuyor. Pestisit, 'insektisit (böcek, haşerelere karşı)', 'herbisit (yabani otlara karşı)', 'fungusit (küf ve mantarlara karşı)', rodentisit (kemirgenlere karşı), 'mollusit (yumuşakçalara karşı)', 'nematisit (yuvarlak solucanlara karşı)', 'akarisit (akarlara karşı kullanılan ilaç)' şeklinde sınıflandırılan kimyasal maddelerin tümünü kapsıyor. Sebze ve meyvelerin doğada zarar görmeden yetişmesi ve yaşam alanlarının zararlı mikroorganizmalardan arınması için de uygulanan 'pestisit', yanlış ve bilinçsiz kullanıldığı takdirde hem çiftçiler hem toplum sağlığı üzerinde olumsuz etkilere yol açabiliyor. Çevresel hijyen de pestisit kullanımını doğrudan etkiliyorProf. Dr. Ahmet Aydın, AA muhabirine yaptığı açıklamada, pestisitlerin, yaşam alanlarında temas edilmek istenmeyen sinekler, böcekler ile tarım alanlarındaki yabani otlar, fare ve sıçanların ürünlere çeşitli hastalık etkenleri bulaştırmasını önlemek, tarım ürünleri ve gıda maddelerinde maya, küf, mantar gibi mikroorganizma üremesini engellemek, ahşap ürünlerin bozulmamasını sağlamak için geliştirilmiş ürünler olduğunu anlattı. Prof. Dr. Aydın, pestisit kullanımının artmış olabileceğini, bunun nüfus artışıyla bağlantılı olarak gıda maddelerine ulaşımın kolaylaştırılması adına alınan bir tedbir olabileceğini dile getirdi. Çevresel hijyenin de pestisit kullanımını doğrudan etkileyeceğine işaret eden Aydın, hijyen şartları ne kadar fazla sağlanırsa zararlı canlıların üreme ve çoğalmasının da o kadar azalacağını aktardı. Aydın, kullanılan pestisit miktarının ton bazında ne kadar arttığının üretim ve dağıtım miktarlarının elde edilmesiyle tam olarak bilinebileceğini, bunun için ciddi bir kullanım değerlendirmesi yapılması gerektiğini ifade etti. Aydın, dünyada ve Türkiye'de her yıl çeşitli kimyasal madde ve mikroorganizma kaynaklı zehirlenme vakasının yaşandığını belirterek, şu değerlendirmede bulundu:'Yanlış kullanımdan kaynaklı zehirlenmeler ile ürün ya da kimyasal maddenin yapısından kaynaklı zehirlenmeleri ayırmak gerekir. İlaç, pestisit, başka endüstriyel ve kimyasal maddelerin yanlış ve bilinçsiz kullanımı nedeniyle zehirlenmeler meydana gelebilir. Sadece pestisit olarak kullanılan kimyasal maddelerle ilgili zehirlenme istatistiğinin çıkarılması, onun diğer maddelerden kaynaklanan zehirlenmelerden fazla veya eksik olduğunu yansıtmaz. Tüm zehirlenme etkenlerine ait istatistikler çıkarılıp, pestisitlerin hangi sırada bulunduğuna ilişkin değerlendirme yapıldıktan sonra daha sağlıklı karar verilebilir.' 'Doğru kullanıldıklarında zararlı bir etkiye yol açmazları beklenmez' Prof. Dr. Ahmet Aydın, yanlış kullanılmaları halinde pestisitlerin tesirinin her türlü kimyasal maddede olduğu gibi hafiften son derece kuvvetli toksik etkilere kadar varabileceğine dikkati çekerek, şunları kaydetti: 'Pestisitler yasal, ruhsatlı ürünlerdir. Doğru kullanıldıklarında zararlı herhangi bir etkiye yol açmaları beklenmez. Örneğin, maske takarak uygulanması gereken pestisitleri maskesiz uygulayan birinde istenmeyen etkilerin görülmesi kaçınılmazdır. Meydana gelen istenmeyen etkiler, pestisitlerin doğru ve bilinçli kullanılmamasından kaynaklanmaktadır. Günümüzde pestisitlerin faydaları zararlarından çok daha fazladır. Dünya nüfusunun bu kadar artması karşılığında gıda üretiminin yetersiz kalmasının sonuçlarını düşünebiliyor musunuz? Pestisitler doğru ve bilinçli kullanıldıklarında yeterli gıda maddesine ulaşmanın, bulaşıcı hastalıklardan korunmanın en önemli maddelerinden biridir. Lütfen hatırlayalım; sıtma hastalığının çözümü kullanılan pestisitler sayesinde olmuştur.'Tarımda kullanılan pestisitin evde sinek ilacı olarak kullanılması zehirlenme sebebiProf. Dr. Ahmet Aydın, pestisit kullanımının profesyonel bir iş olduğunun altını çizerek, 'kulaktan dolma' bilgilerle uygulanmaması gerektiğini vurguladı. Hem çiftçi ve tarım işçilerinin hem de pestisit kullanılan ürünleri tüketen toplumun sağlıkları için dikkat etmeleri gerekenlere yönelik Aydın, şu önerileri sıraladı: 'Kişisel koruyucu ekipman kullanımına azami ölçüde uyulması önem arz ediyor. Kullanım miktarları, ürünün üzerinde veya çevrede kalış süreleri, uygulama ile hasat arasındaki sürenin net olarak takibi, yerine ve ortamına uygun pestisit seçimi önem taşıyor. Örneğin, tarımda kullanılan bir pestisitin evde sinek veya böcek ilacı olarak kullanılması halinde zehirlenme kaçınılmaz olacaktır. Vatandaşların ise gerekli hijyenik şartları sağlamaları, sebze ve meyve gibi gıdaları iyi yıkadıktan sonra tüketmeleri yararlı olacaktır.'Pestisit kullanımında izin ya da ruhsat verilecek ürünler için her türlü toksikoloji ve güvenlilik verisi olan kimyasal maddelerin ruhsatlandırılması, uluslararası kabul gören kriterlere uygun ürün seçilmesi, pestisitlerin dağıtım ve pazarlanmasının profesyoneller aracılığıyla yapılması ve bunun denetlemesi gerektiğini aktaran Aydın, pestisitlerin de reçete benzeri dokümanlarla temin edildiğini ancak bunun ne kadar uygulandığının kontrol edilmesinin fayda sağlayacağını sözlerine ekledi.
Reklam
Normalleşme Ne Zaman Başlayacak? Aşıda Kritik Mart Hedefi
Kısıtlamaların esnetilmesi tartışılırken, vaka sayısı kadar aşılanma oranlarının da dikkate alınması istendi. Aşı takvimine göre sağlıkçılar, 65 yaş üstü, asker, polis ve öğretmenlerin de aralarında olduğu ‘riskli ve hareketli’ 12 milyon kişi, martın ilk haftasına kadar aşılanırsa gevşeme kararları daha kolay alınacak.
Dsö'den "Kovid-19 Aşıları Yoksul Ülkelere Hakkaniyetle Dağıtılsın" Çağrısı
CENEVRE (AA) - Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) Genel Direktörü Dr. Tedros Adhanom Ghebreyesus, yeni tip koronavirüs (Kovid-19) aşılarının yoksul ülkelere eşit şekilde dağıtılması çağrısında bulunarak, 'Aşıların hakkaniyetle dağıtılmasını desteklemek her ülkenin kendi orta ve uzun vadeli ekonomik çıkarına olacaktır.' dedi. Ghebreyesus, örgütün İsviçre'nin Cenevre kentindeki merkezinde video konferans yöntemiyle basın toplantısı düzenledi.Dünya genelinde Kovid-19 vaka sayısının 100 milyona ulaştığını aktaran Ghebreyesus, 'Bundan bir yıl önce, Çin dışındaki 23 vaka dahil olmak üzere, DSÖ'ye 1500'den az Kovid-19 vakası bildirilmişti.' ifadesini kullandı.Ghebreyesus, 'tüm ülkelerde yılın ilk 100 gününde sağlık çalışanlarının ve yaşlıların aşılanması çağrısında' bulunduğunu anımsatarak, 'Aşılar bize umut veriyor, bu yüzden şimdi kaybettiğimiz her hayat daha da trajik. Yürekli olmalı, umut almalı ve harekete geçmeliyiz.' diye konuştu.Yoksul ülkelere aşı tedarikinde eşit davranılmaması durumunda 'dünyanın feci bir ahlaki başarısızlığın eşiğinde' olduğu uyarısında bulunan Ghebreyesus, yeni araştırmaların bunun sadece 'ahlaki başarısızlık' olmadığını, ekonomik bir başarısızlık olacağını da gösterdiğini aktardı.'Yoksul ülkelere aşı sağlanmazsa, zengin ülkelerin zararı 4,5 trilyon dolar olacak'Ghebreyesus, Uluslararası Ticaret Odasının (ICC), hükümetlerin, gelişmekte olan ülkelere Kovid-19 aşısına erişim sağlamaması halinde küresel ekonominin 9,2 trilyon dolara kadar zarar göreceğini açıkladığını anımsattı.Araştırmaya göre, söz konusu zararın neredeyse 4,5 trilyon dolarının en zengin ülkelerde gerçekleşeceğine işaret eden Ghebreyesus, Uluslararası Çalışma Örgütünün (ILO) yeni raporuna göre de salgının küresel işgücü gelirinde 3,7 trilyon dolar düşüşe neden olacağı tahmininde bulunulduğunu hatırlattı.Ghebreyesus, Kovid-19 aşılarının düşük ve orta gelirli ülkelere eşit şekilde dağıtılması gerektiğini vurgulayarak, şunları kaydetti:'Aşı milliyetçiliği, kısa vadeli siyasi hedeflere hizmet edebilir. Ancak aşıların hakkaniyetle dağıtılmasını desteklemek, her ülkenin kendi orta ve uzun vadeli ekonomik çıkarına olacaktır. Salgın, her yerde sona erdirinceye kadar hiçbir yerde bitiremeyeceğiz. Şu an dünyanın az gelişmiş ülkeleri (aşıları) izliyor ve beklerken, zengin ülkelerde aşılamalar devam ediyor. Her geçen gün dünyanın zenginleri ve yoksulları arasındaki uçurum daha da büyüyor.'Türk Profesör'e teşekkürGhebreyesus, Uluslararası Ticaret Odasının, Kovid-19 aşısının dünya genelinde ekonomiye etkisini araştıran bilim heyetinin başındaki Prof. Dr. Şebnem Kalemli Özcan'a teşekkür etti.Araştırmaya ilişkin bilgiler veren Özcan da Koç Üniversitesinde görevli akademisyenler Selva Demiralp, Cem Çakmaklı, Sevcan Yeşiltaş ve Muhammed Ali Yıldırım'ın da araştırmada yer aldığını kaydetti.
Reklam