Babacan, Eximbank Hakkında Çarpıcı Bilgiler Verdi
İstanbul’da yeni binaya, tadilat parası hariç 5 yılda 6,75 milyon dolar kira ödenecekKendi evi olan Genel Müdüre aylık 6 bin TL kira yardımı!805 bin TL’ye iki makam aracı satın alındı!Binaya taşınmadan 8 ay boyunca 900 bin dolar kira ödendiANKARABaşbakan Yardımcısı Ali Babacan, Genel Müdürlüğü İstanbul’a taşınan Türk Eximbank’ta uzun yıllardır çalışan 10. Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’in iki kızının işten çıkarıldığını kabul ederken, CHP İstanbul Milletvekili Umut Oran’ın soru önergesi üzerine bankaya dair çarpıcı bilgileri de açıkladı. Babacan, İstanbul’da kiralanan yeni bina için aylık 112 bin 500 dolar kira ödendiğini, 5 yıllık kira sözleşmesi yapıldığını, yapılan tadilat bedelinin yarısının kiradan düşüleceğini, tadilat dolayısıyla taşınma öncesinde 8 ay boyunca bina için 900 bin dolar ödendiğini, Eximbank’ta çalışan uzmana 500 TL, Genel Müdüre ise aylık 6 bin TL kira yardımı yapıldığını, Eximbank için satın alınan iki makam aracına 805 bin TL ödendiğini açıkladı.Genel Müdürlüğü Ankara’da bulunan Eximbank’ın, eğitim öğretim yılının ortasında olunduğuna bakılmaksızın Kasım 2012’de İstanbul’a taşınma kararı alınınca, ailevi nedenlerden dolayı Ankara’da kalmak zorunda olduğunu belirten personel işten çıkartılmışlardı. Aralarında önceki Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’in iki kızının da bulunduğu 37 personelin iş akitleri feshedilirken, 56 personelin ise Ankara’da kalmalarına izin verilmişti.CHP’li Umut Oran’ın Aralık 2012’de verdiği önergeyle bu gelişme kamuoyuna duyurulurken, Babacan’ın Ekim 2013’te gönderdiği yanıtta bazı bilgiler ‘ticari sır/banka sırrı’ gerekçesiyle yanıtsız bırakılmıştı. Umut Oran’ın, Eximbank Genel Müdürü’nün Anadolu Ajansı’na yaptığı açıklamada verdiği bilgilerin dahi önergeye yanıt olarak gönderilmediğine dikkat çekerek yeni soruları yöneltmesi üzerine Babacan bu kez somut bilgiler içeren bir yanıtı gönderdi.İşten çıkartılan 37 kişinin ismini açıklayarak, Sezer’in kızlarının da sözleşmelerinin feshedildiğini kabul eden Babacan’ın, Umut Oran’a, Eximbank Genel Müdürü Hayrettin Kaplan ve Genel Müdür Yardımcısı Ahmet Kopar’ın imzaladığı bilgi notuyla verdiği yanıtta dikkat çeken bilgiler şöyle:Aylık kira 112.500 dolarİstanbul’daki bina Sabri Ünlü ve Jan Bastiaan Lems’ten, stopaj bedeli dahil aylık 112 bin 500 dolar karşılığı bedelle, ihale yapılmaksızın doğrudan temin usulüyle Nisan 2012’de 5 yıllığına kiralandı.Tadilat parasının yarısı kiradan düşüyor!Binada yapılan mekanik tadilatlara ilişkin bedellerin yarısı kiradan mahsup edilecek. Ancak bu tadilat bedelinin ne kadar olduğu açıklanmadı.Taşınmadan 8 ayda 900 bin TL ödendiBinaya taşınma işlemi ise 8 ay sonra 3 Aralık 2012’de tamamlandı. Böylece taşınma gerçekleşene kadar 900 bin dolar kira ödenmiş oldu.37 kişi işten çıkartılırken, 111 kişi işe alındı2012 yılı içerisinde 37 deneyimli personelin işine son verilmesine karşın, aynı yıl içerisinde “banka işlem hacmindeki artış nedeniyle” 111 yeni personel alındı ve toplam personel sayısı 453’e ulaştı.Makam aracına 805 bin TLMakam için 2011 yılında AudiA6 ve Volvo S80 marka modelde iki araç 805 bin TL karşılığında satın alındı.Genel Müdüre ayda 6 bin TL kira ‘yardımı’Eximbank Yönetim Kurulu kararıyla, Genel Müdüre kendi evinde otursa dahi, en düşük memura ödenen kira yardımının 13 katı tutarında (6 bin TL) aylık kira yardımı yapılıyor!
Gayrimenkul Yatırımında Değer Kazancını Tahmin Etme
İşletme kuranlar ile Yatırımcıların en çok sordukları soru, ne zaman kendini amorti ederek bana kar bırakır? Öncelikle şunu belirtelim kı bunun net bir cevabı olamaz sadece tahminler olur. Bu ileri dönük planlarda ne kadar net rakamlar ve verilerle doğru tahminlerde bulunulursa o kadar başarılı olur. Yatırıma göre ayrı hesaplama yöntemleri vardır. Bunun içinde konuşunda uzman birinden destek almanız yada işinizde uzman olmanız lazım. Yatırımın amacı elindeki nakit varlığı değerlendirme yollu ile değer yitirmesinin önüne geçmek kazanç sağlayarak varlıklı hayat sürmektir. Demek ki öncelik değer erimesinin önüne geçilmesidir. Onun içinde yatırımdan beklenen değer artısı tüfe ve faizlerden daha yüksek olmasıdır ki o zaman yatırım olur. Genelde bu hesaplamalarda alım İle satış arasındaki fark kar gözü ile bakılır ki bu çok yanlış yaklaşımdır. Kar bütün giderler ve değer kayıplarından sonra elde kalan nakittir iste bizi zengin eden o noktadır. Yatırım olarak borsa, forex, işletme için yatırımlar harcamalar ve teçhizat, makina yatırımı, altın, döviz, gayrimenkul olarak karsımıza çıkıyor. Bazılarından kısa zamanda yüksek oranlarda kar elde edilse de risk durumunda yüksek ve konusunda uzman olmak gerekiyor. Konut, arsa ve tarla yatırımı risksiz ve geliri garantili olduğundan dolayı en çok ve ilk akla gelen yatırım aracı oluyor. Gayrimenkul yatırımında İleri doğru değer artısını tahmin etmek için alım yapılan fiyat ile bölgede değer artısı ve kaç yıl sonra elden konutunuzu satmaya karar verdikten sonra hesaplamak çok kolay oluyor. Yıllık artısı % 15 olan 150.000 TL satın alınan bir konutun 4 yıl sonraki değerini öğrenmek istiyorsunuz burada hemen bileşik faiz hesaplaması devreye giriyor. İsteyenler formülle hesaplasın daha çok dört işlemle nasıl hesaplanır ona bakalım. Alım fiyatı 150.000 işe bir yıl sonra 150.0000.15+150000 = 172500 TL Konutun bir yıl sonraki fiyatı = 1725001.15= 198375 İkinci yıl fiyatı 1983751.15= 228.131 TL 3. yıl Fiyatı 228.1311.15 262.350 TL olur 4, yıl fiyatı işe 301.703 tl olarak 4 yılda yüzde yüz kar artışı oldu 4 yılık zamanda kira geliri olarak aylık 600 den 12 ay sonraki yıl 50 TL artarak 4 yıllı tamamlasın Birinci yıl 600*12= 7200 İkinci yıl da 650 den 7800 sonraki yıl da 700 den 8400 sonraki yılda 750 den 9000 tl Toplamda kira geliri = 32.400 tl Kiradan gelen kar. Konut fiyatı 301.703 Alım fiyatı 150.000 tl kar 151000 tl + 32400 TL kira dan toplamda 184.000 TL Karınız olur Gider olarak da alım ve satımda danışmanlık ücretlerini + tabu harçlarını, vergilerini, bakım onarım ile kredi faizlerini de ekleyerek totalden çıkarsa net rakam bulunur. İşletme yönetiminde hesaplamalar daha farklı yapılır. Ayrıca alımda ne kadar düşük fiyat ile konut yatırım kriterlerine uygun olursa alımda da kar elde edildiğinden daha yüksek kazanç olur.
AKP Cepte Para Ağızda Tat Bırakmadı
İftar sofraları el yakıyor: 4 kişilik ailenin ramazanda iftar ve sahur sofrasının maliyeti 1900 TL’yi aşıyor! CHP İstanbul Milletvekili Umut Oran, bugün başlayan ramazan ayında iftar ve sahur sofralarının maliyeti ile ücretlilerin gelirlerini kıyaslayan bir inceleme yaptı. Umut Oran, 40 temel gıda maddesinin bir yılda yüzde 17 zamlandığını ve aylık iftar-sahur sofrası maliyetinin 4 kişilik ailede 1900 TL’yi aştığını bildirdi. Memur-Sen’in imzaladığı toplu sözleşme gereği memur ve emeklilerine Temmuz ayında zam yapılmayacağını da anımsatan Umut Oran, “AKP cepte para ağızda tat bırakmadı. İftar sofraları el yakıyor” dedi. Konuyla ilgili yazılı açıklama yapan CHP’li Oran, şunları kaydetti: - Oruç ibadetini yerine getiren bir kişinin, gerekli günlük enerji, vitamin ve mineralleri alabilmesi ve sağlıklı biçimde yaşam aktivitelerini sürdürebilmesi için günde yaklaşık 3 bin kaloriye ihtiyacı bulunuyor. Buna göre orta halli dört kişilik bir ailenin Ramazan ayı boyunca yapacağı mütevazı iftar ve sahur sofralarının maliyeti 1.900 TL’yi aşıyor. Bu tutarın 1.354 TL’sini iftar, 555 TL’sini de sahur sofralarının maliyeti oluşturuyor.- Mutfak yangın yeri gibi: Halkın en fazla tükettiği 40 temel gıda ürünündeki yıllık ortalama fiyat artışı yüzde 17’ye yaklaşıyor. - Bir asgari ücret, dört kişilik mütevazı bir Türk ailesinin Ramazan ayı iftar ve sahur maliyetinin yarısına dahi yetmiyor, aynı tarih itibariyle ortalama SSK emekli aylığı bunun ancak yarısını karşılayabiliyor. Ortalama memur emeklisi aylığının ancak yüzde 80’ine yetebildiği aylık iftar ve sahur maliyeti, ortalama memur maaşı ile ancak karşılanabiliyor. - Zengin-yoksul arasındaki uçurumu derinleştiren AKP, lüks otellerde verdiği gösteriş ve israfa dayalı pahalı iftarlarla bu kutsal ayı da özünden kopardı, rahmet, bereket ve mağfiret ayı olan Ramazan’ı adeta festivale dönüştürdü. AKP’nin ihmal ettiği dar gelirli ve yoksul kesimler ise hayat pahalılığı yüzünden her yıl biraz daha güç ekonomik koşullarda iftarını açmaya çalışıyor. Rahmet ve bereket ayı olan Ramazan, bu yıl uzun ve sıcak yaz günlerine denk geldi. Bu kutsal ayı adeta bir festivale dönüştürme gayretindeki “AKP zenginleri”nin gösteriş, israf ve şaşaasının aksine, iktidarın yıllarca ihmal ettiği dar ve sabit gelirli milyonlar, her yıl biraz daha pahalanan iftar ve sahur sofralarının maliyetini  karşılamaya, bu koşullarda Ramazan’ı idrak etmeye çalışacak. AYLIK İFTAR VE SAHUR MALİYETİ 2 BİN TL’YE YAKLAŞIYOR Oruç ibadetini yerine getiren bir kişinin, gerekli günlük enerji, vitamin ve mineralleri alabilmesi ve sağlıklı biçimde yaşam aktivitelerini sürdürebilmesi için günde yaklaşık yaklaşık 3 bin kaloriye ihtiyacı bulunuyor. Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) resmi verileri ve piyasadan derlediğimiz fiyatlarla yaptığımız araştırmada, günlük 3 bin kalori esasına göre orta halli dört kişilik bir ailenin iftar ve sahurda yapabileceği gıda tüketiminin günlük asgari maliyetini en uygun fiyatlarla yaklaşık 64 TL olarak hesapladık. Buna göre mütevazı koşullardaki bu ailenin Ramazan ayı boyunca yapacağı iftar ve sahurların toplam maliyeti 1.900 TL’yi aşıyor. Bu tutarın 1.354 TL’sini iftar, 555 TL’sini de sahur sofralarının maliyeti oluşturuyor. Orta halli dört kişilik mütevazı bir Türk ailesinin Ramazan ayı iftar ve sahur sofralarının maliyetinin geçen yıla göre yüzde 20’ye yakın, son üç yılda ise yüzde 75 dolayında pahalandığı görülüyor. Hayat pahalılığı hız kesmezken, ücret, maaş ve aylıkları yerinde sayan çalışan ve emekli kesim, tarımsal faaliyetle geçinenler ve diğer dar ve sabit gelirlilerin alım gücü reel olarak geriliyor, bu kesimler giderek daha da yoksullaşıyor. Yıllardır izlediği politikalarla kendi yakın ve yandaşlarını zengin, yoksulları ise daha yoksul hale getiren AKP iktidarı, servet uçurumunu giderek daha da derinleştiriyor. İftar sofraları sürekli pahalanan halkın Ramazan ayını huzur içinde idrak etmesi giderek zorlaşıyor. AKP iktidarı, halka ağız tadıyla bir Ramazan geçirmeyi bile çok görüyor. MUTFAK YANGIN YERİ GİBİ...Mayıs sonu itibariyle son bir yılda TÜFE bazında genel enflasyon yüzde 9.66, Endekste yer alan 130 gıda ürünündeki ortalama artış ise yüzde 14.11 olarak açıklandı. Gofret, kraker, kek, tahıl gevreği, badem içi, cips, kakao, çikolata gibi fantezi ürünler dışarda tutulup, halkın en fazla tükettiği 40 temel gıda ürünü baz alındığında ise bu ürünlerdeki ortalama artış yüzde 17’ye yaklaşıyor. TÜİK’in “TÜFE madde sepeti ve ortalama fiyatlar” verisine göre Mayıs 2013-Mayıs 2014 döneminde gıda grubunda en çok pahalanan ürünlerin başında yüzde 71.9’la kuru fasulye ve yüzde 55.9’la patates geliyor. Son bir yılda kuru barbunya yüzde 50.2, pirinç yüzde 45.1, mercimek yüzde 32.8, yumurta yüzde 25.7, tereyağı yüzde 24.3, elma yüzde 19.6, balık yüzde 19.1, buğday unu yüzde 17.5, beyaz peynir yüzde 17, semizotu yüzde 16, kaşar peyniri yüzde 15.6, sucuk yüzde 14.1, şehriye ve ekmek yüzde 13.6, makarna yüzde 13.5, yoğurt yüzde 13.1, dana eti yüzde 12.5, çay yüzde 11.6, su yüzde 10.7, reçel yüzde 10.5, margarin yüzde 10 zamlandı. Bulgur, süt, baharat, zeytin, şeker, maydanoz, tuz, salça ve salatalıkta yüzde 2 ile yüzde 9.9 arasında değişen oranlarda yıllık fiyat artışları yaşanırken, domates, sivri biber, kuru soğan, patlıcan, limon, kabak, tavuk eti ve ay çiçek yağı ise ucuzladı. Halkın en çok tükettiği 40 temel gıda maddesinde son bir yıldaki ortalama fiyat artışı yüzde 16.8 olarak gerçekleşti. İFTAR SOFRASI KURMAK ZORGelirleri reel olarak gerileyen ücretli-maaşlılar başta dar ve sabit gelirli kesimlerin, ekonomik nedenlerle Ramazan’ın manevi hazzını yaşamaları da giderek zorlaşıyor. Mayıs 2014 itibariyle net 846 TL olan asgari ücret dört kişilik mütevazı bir Türk ailesinin Ramazan boyunca iftar ve sahur maliyetinin yarısına dahi yetmiyor. Aynı tarih itibariyle 1.002 TL olan ortalama SSK emekli aylığı bu maliyetin ancak yarısını karşılayabiliyor. Aynı tarihte 1.529 TL olan ortalama memur emeklisi aylığının ancak yüzde 80’ine yettiği aylık iftar ve sahur maliyeti, 2 bin 167 TL olan ortalama memur maaşı ile ancak karşılanabiliyor, ancak diğer ihtiyaçlar için ise para kalmıyor. Ortalama Bağ-Kur tarım emekli aylığı aylık iftar ve sahur maliyetinin ancak üçte birine, ortalama Bağ-Kur esnaf emekli aylığı da ancak yarısına yetebiliyor. MEMURA TEMMUZ’DA ZAM DA YOK, ENFLASYON FARKI DA AKP’nin adeta yan kuruluşu niteliğindeki Memur-Sen’in, “kraldan çok kralcı” bir yaklaşım sergileyerek hükümetle yaptığı sözleşme yüzünden bu yıl Temmuz ayında memurlar ne zam ne de enflasyon farkı alabilecekler. Hükümetle Memur-Sen arasında Ağustos ayında imzalanan ve 2014 ile 2015’i kapsayan toplu sözleşme, kamu çalışanları açısından son yılların en kötü örneğini oluşturdu. Memur-Sen, hükümetin memur ve emeklilerine Ocak ve Temmuz aylarında “yüzde 3 + yüzde 3 + enflasyon farkı” önerisi yerine yılın tümü için 123 liralık seyyanen zammı kabul etmişti. Bu nedenle memurlar ve memur emeklileri, ilk kez bu yıl Temmuzda zam alamadığı gibi maaşlara enflasyon farkı da yansımayacak. AKP RAMAZANI DA ÖZÜNDEN KOPARDI Halkımızın yüzlerce yıllık kavram ve değerlerinin içini boşaltan, dini siyasete, siyaseti ise haram servetini büyütmeye alet eden AKP iktidarında Ramazanların da eski tadı kalmadı. Zengin-yoksul arasındaki uçurumu derinleştiren AKP, yarattığı mutlu azınlığa lüks ve şatafat, milyonlara ise yoksulluk ve tevekkülü layık gördü. AKP döneminde bir yandan lüks ve savurganlık, öbür yandan açlık ve yoksulluk arttı. AKP, lüks otellerde verdiği gösteriş ve israfa dayalı pahalı iftarlarla bu kutsal ayı da özünden saptırdı. AKP, rahmet, bereket ve mağfiret ayı olan Ramazan’ı adeta festivale dönüştürdü. AKP’nin ihmal ettiği dar gelirli ve yoksul kesimler ise giderek artan hayat pahalılığı yüzünden her yıl biraz daha eriyen alım güçleri ile kıt ekonomik koşullarda iftarını açmaya, oruç ibadetini yerine getirmeye çalışıyor. Halkımızı oluşturan işçi, memur, çiftçi, emekliler ve diğer dar ve sabit gelirliler Ramazan ayı boyunca piyasadaki bazı fırsatçıların fahiş zamlarıyla karşı karşıya kalacaklar. Ramazan’ın bitiminde ise bayramı var. Bayramlar, küslerin barıştığı, uzak olanların kavuştuğu, özellikle çocuklar için bayramlıkların alınıp, harçlıkların verildiği günlerdir. Oysa dar ve sabit gelirli kesimler Ramazan ayını zor çıkaracak. Ağustos ayındaki Köşk seçimlerine odaklanan hükümetin, milyonların sıkıntılarına duyarsız kalma hakkı yoktur. Hükümet, bu kesimleri rahatlatacak ekonomik tedbirleri ivedilikle almalıdır.
9 Maddede Dünyanın Kullanılan En Eski Köprüsü: Adana Taşköprü
Adana’da Seyhan Nehri’nde Seyhan ve Yüreğir yakalarını birleştiren Taşköprü, dünyanın hâlâ kullanılan en eski köprüsü.3500 veya 2000 yıl önceye tarihlendirilen köprü hakkında elbette pek çok rivayet var.Biz de asırlara meydan okuyan, Adana’nın simgesi Taşköprü’ye uzanalım, öyküsünü hatırlatalım istedik.“Adania denilen bir şehirle savaştım. Önünden bir nehir akıyordu. Nehrin üzerinde de bir köprü vardı.”Bazı arkeologlara göre, Hitit Kralı I. Arnuwanda, M.Ö. 1550′ye tarihlenen bir kitabede Adania ile savaşını anlatırken Taşköprü’den böyle bahsetmiş. Hititlere dayanan bir başka rivayete göre ise Kral Hattusili Suriye’ye giderken Adana’dan geçmiş ve Seyhan Nehri üzerine bu köprüyü yaptırmış
Reklam
Ek Gelir ve Kefil Gösterirken Dikkat Edilmesi Gerekenler
Konut kredisi ya da ihtiyaç kredisi kullanmak önemli bir finansal karar. Gelirinizin sadece %45’ni kredi taksitlerine ayırabilecek olmanız ise bu kararı daha da önemli kılıyor. Kredi kullanmak için gösterdiğiniz gelire ilave olarak bankalar sizden ek gelir veya kefil beyan etmenizi de isteyebilir. Bu özellikle konut kredilerinde sıklıkla karşılaşılan bir durumdur. Her kazanç ek gelir, her kişi de kefil olarak kabul edilmemektedir. Hangi şartlar altında kabul edildiklerini ise şöyle sıralayabiliriz;Ek Gelirin Kabul EdilmesiEk gelirin kabulü için gösterilecek gelirin kayıt altına alınmış olması ve çeşitli evraklar ile bankaya ispat edilebiliyor olması gereklidir. Öte yandan düzenli olarak elde edilen bir gelir olmalıdır. Örneğin aylık ise her ay elde edilen bir gelir veya yıllık ise her yıl elde edilen bir gelir olmalıdır. Son olarak ek gelir krediyi kullanacak kişilerin veya hane halkı geliri olarak kabul edilen kişilerin adına olmalıdır. Başka kişilerin adına kayıtlı gelirler bankalar tarafından kabul edilmez.İlgili Haber: Aylık Gelir Durumu ve Kredi BaşvurusuKefilin Kabul EdilmesiBanka tarafından kefil gösterilecek kişinin kabulü ise bazı şartlara bağlıdır. Kefil, kredi kullanacak kişi gibi krediye uygun şartları taşımak zorundadır. KKB düzeni ve gelirin yeterli olması şartı aranmaktadır. Buna ek olarak çoğunlukla kefil olarak gösterilecek kişinin aynı ilde ikamet etmesi istenmektedir. Öte yandan Aynı ikamette bulunmadıkları için hane halkı gelirine dahil edilemeyen aile üyeleri de kefil olarak gösterilebilir. Kefil olarak gösterilen kişiler kefillik şartlarını gösteren belgeleri imzalamalıdırlar. Aynı kredinin borçlusu gibi üzerine sistemsel olarak kredi kefilliği gösterilecektir. Kefil, ilerde bir kredi talebi olursa kefil olduğu kredi adına açılan kredi gibi kabul edilecektir. Kefil olduğu kredi gelirinden düşülerek hesaplama yapılacaktır.Kefil Olma DurumuKredilere kefil olma durumu, kredi sahibi kredisini ödemiyor ise veya ilerde bir kredi talebiniz olacaksa size çeşitli zorluklar çıkartabilmektedir. Bankaların kefil istemesinin nedenin krediye başka bir borçlu olmasını istemesi olduğu unutulmamalıdır. İlerde doğabilecek tüm sorumlulukları da kredi borçlusu gibi üzerine aldığınız unutulmamalıdır.Konutkredisi.com.tr, kredi süreçlerinizde size sağladığı ücretsiz danışmanlık hizmeti ile bu konularda yaşayacağınız problemlerde hızlı çözümler sunar. Unutmayın kredi kullanırken alacağınız danışmanlık hizmeti kredinizin sonuçlanma ve sorunsuz geçme ihtimalini 4 kat daha arttırır.
Uruguay Devlet Başkanı'nın Fotoğrafı Sosyal Medyayı Salladı
Uruguay Devlet Başkanı Jose Mujica’ nın bir hastanenin acil servisinde sıra beklerken görüntülendiğine dair hem dünya hem de Türkiye’de sanal alemde yayılan haberin gerçeği yansıtmadığı ortaya çıktı. Ekonomi Bakanı Mario Bergara’nın Aralık 2013′teki yemin törenine havanın sıcak olmasından dolayı rahat bir şekilde, sandaletleriyle giden Mujica’nın bu görüntüsü yeni bir fotoğraf gibi yansıtılarak, “Hastanede sıra bekledi” başlığıyla verildi. Bir Meksika radyosundan paylaşılan yanlış bilgiyi dünya basınıyla birlikte DHA’dan Mehmet Çiftçi de geçince Türkiye basınında yanlış haber aynı şekilde kendine yer buldu. Diken Galeri: Dünyanın En Fakir Başbakanıyla Tanışın: Uruguay'ın Devlet Başkanı Jose Mujica
Reklam
Gelirlerine Göre Dünyanın En Büyük 10 Şirketi
Walmart Stores Inc. Sam Walton tarafından kurulmuş dünya çapında şubeleri olan bir Amerikan perakende satış yapan mağazalar zinciridir. Amerika'nın birçok eyaletinde şubeleri vardır. Walmart, Amerika'nın önemli ekonomi dergisi Fortune'nun 2007 sayısında yeralan 'Amerika'nın en büyük yatırımlarını yapan 500 şirket' raporunda 'Dünya çapında yüksek ciro yapan şirket' olarak yer almıştır. Walmart mağazalar zincirinde büyük çoğunluğu Amerika'da olmak üzere 2.1 milyon insan çalışmaktadır. Walmart'ın en önemli rakipleri Metro, Carrefour ve Tesco'dur.
Dedikodu Yapmanın Yararları ve İncelikleri
Başkalarının arkasından konuşmak kariyerini mahvedebilir, ilişkilerini bozabilir ve ismine leke sürebilir. Ancak dedikodunun o kadar da kötü olmayan (hatta faydalı bile olabilen) tarafları var. Neler mi? “Magazin sayfaları, Twitter ve Facebook sağolsun, dedikodunun ne kadar iğrenç olabileceğini hep birlikte görüyoruz. Gossip: The Inside Scoop kitabının yazarlarından, Northeastern Üniversitesi Sosyoloji ve Kriminoloji Bölümü’nden Profesör Jack Levin ise, “Dedikodu, iş ve sosyal çevremizle bağlantı kurabilmemizin önemli yollarından biridir” diyor. Kötü niyetle yapılanları saymazsak, istihbarat almanın ve aktarmanın hiçbir kötü tarafı olmadığı gibi, duygusal ve fiziksel anlamda kendini iyi hissetmene faydası bile var. Michigan Üniversitesi’nde yapılan bir çalışma da, dedikodunun insanlarla olan iletişimini güçlendirdiğini, ruh hâlini iyileştirdiğini ve stresi azalttığını ortaya koyuyor. Tabii düşüncesiz davranmadığın sürece… İşte güvenilir kaynaklardan öğrendiğimiz altın kurallar. Facebook profilinde yazanlardan daha fazlasını açık etmeyi kim ister? The Blame Game kitabının yazarı New Yorklu Psikolog Ben Dattner, küçük bir dedikodunun hızla yayılıp büyüyebileceğini söylüyor. Örneğin patronunun hakkında konuşuyorsan, sadece küçük bir detayla sınırlı kalmanda ve güvenilir bir arkadaşınla konuşmanda fayda var. Böylece daha büyük dedikoduların çıkıp patronun kulağına kadar gitmesini önlersin. Onun tuhaf yemek alışkanlıklarından bahsetmek çok zevkli olabilir ama asla çok kişisel bilgileri açıklama. Liposuction yaptırdığı ya da boşanmanın eşiğinde olduğu gibi. Özel ama olumlu olan haberleri yaymak (en iyi arkadaşının hamile olduğu ya da ofisten birinin terfi ettiği haberi gibi), sosyal çevrenle olan bağının sıkı olduğunu gösterir. Bir artısı daha var: Arkadaşının haberi kendi veremeyeceği durumlarda, ona destek olmuş olacaksın. Dattner, sadece iyi haberi bilen tek kişi olup olmadığına dikkat etmeni öneriyor. Ona şöyle diyebilirsin: “Senin adına çok heyecanlanıyorum! Bu gizli bir bilgi mi, yoksa duyurmaya başlayalım mı?” Gerçekten iş hakkında olduğu (örneğin ofis arkadaşının kötü kokan nefesi ya da berbat saç kesimiyle ilgili olmadığı) sürece, bazı ofis dedikoduları sana fayda sağlayabilir. Gossip kitabının yazarı Joseph Epstein, “Küçük dedikoduların sosyal değeri büyüktür. Ortaya iyi ve sosyal anlamda değeri olan bir laf atarsan, sana geri dönüşü mutlaka iyi olacaktır” diyor. İş arkadaşlarından birinin Amerika’daki ofise transfer olduğunu öğrenirsen hiç durma; detayları paylaşmaya başla. Belki de bir fırsat yakalaman için sana da bir kapı açılır. Patronunu sektörle ilgili aydınlatmak ya da personelle ilgili bilgi vermek de, onun gözündeki yerini sağlamlaştıracaktır. Araştırmalar, dedikodunun düzgün yapıldığında ve bir grup sınırları içinde kaldığında son derece etkili olduğunu gösteriyor. Eğer bir arkadaşına bir konuda uyarıda bulunmanın zamanı geldiyse, bunu ortak arkadaşlarınızın yanında onu şikâyet eder gibi konuşarak yapma. Örneğin elbiseni lekeli olarak geri verdiğini ya da senden aldığı borcu hâlâ ödemediğini doğrudan söylemek yerine, bunu ekstra bir bilgi gibi paylaş: “Esra’nın düğününde Gülten’in giydiği elbise muhteşemdi. Bu arada Esra’ya ortak hediye almıştık ama Gülten bana para vermeyi unuttu herhalde…” Aynı zamanda arkadaşlarını da böylesi dedikodulardan koruyabilirsin. Levin, “İnsanlar sosyal çevresinde konuşulacağını bildiği zaman olumsuz davranışlardan daha uzak durur. İster inan ister inanma; davranışları denetlemek söz konusu olduğunda, dışlanma korkusu adaletin kılıcından daha caydırıcıdır” diyor. Eğer çeneni tutamıyorsan (insanlık hâli), ağzından çıkan sözleri iyi seç. Bir kadın hakkında dedikodu yapacaksan, hiç değilse anlattığın kişi bir erkek olsun. Knox College’ın araştırmalarında, insanların kendi cinsinden biri hakkında anlatılanlara daha fazla kulak kabarttığı ortaya çıkmış. (Muhtemelen kendi deneyimlerimiz hakkında bize faydalı ipuçları verebildiği içindir.) Dolayısıyla erkek arkadaşına bir kadının dedikodusunu yaptığında, muhtemelen sağda solda bunu anlatmayacaktır. Bir erkek hakkında sağlam bir dedikodun mu var? Bu durumda onu kız arkadaşlarınla paylaş. Anlatırken insanların beden diline de dikkat et. Gözlerini kaçırıyor, dudaklarını sıkıp geriliyorlarsa, bunları pek duymak istemediklerini anlayabilirsin. O zaman gevezeliğe bir son verip sohbeti daha hoş bir konuya çevir. Elbette en iyisi, bu tarz tepkilere yol açabilecek bir dedikoduyu kendine saklaman olur. Seninle ya da bir tanıdığınla ilgili çirkin bir iftirayı susturman gerektiğinde, bunu en hızlı şekilde yapmanın yolları:
Twitter Hesabı Nasıl Ele Geçirilir, Korunmak İçin Ne Yapmalı?
Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek 'in 2 milyona yakın takipçiye sahip hesabının çalınmasıyla birlikte şifre ve hesap güvenliği konu başlıkları tekrar gündemin ilk sıralarına çıktı. Twitter hesapları nasıl hack'leniyor? Hesaplar hackerlara karşı nasıl korunabilir? Güvenlik yazılım firması Trend Micro kullanıcılara altın değerinde tüyolar verdi. İşte hackerlardan korunma yolları: Yaşanan olaylar dünya çapında şifre güvenliği konusunda yeterli bilincin yerleşmediğini gösteriyor. Genellikle kullanıcıların yeterince karmaşık şifreler kullanmadığı görülüyor. Ne kadar karmaşık şifreler kullanılsa da saldırganların sosyal mühendislik hamlelerine kanmak da hesapların ele geçirilmesine yol açıyor. Twitter üzerinden alınan 'Doğrudan Mesajlar' vasıtasıyla zararlı bağlantılara yönlendirilen kullanıcılar, gittikleri web sitesinde şifrelerini kaybedebiliyorlar. Güvenlik kontrolleri olmayan bir web sitesinde sosyal medya hesaplarında kullanılan şifrelerin kullanılması, hesapların ele geçirilmesinde kullanılan bir başka yöntem. Saldırganların elinde, çalınan bir kullanıcı adı ve şifrenin diğer platformlarda denenmesini sağlayacak çok basit yazılımlar bulunuyor. Öncelikle yapmanız gereken kendinize karmaşık bir şifre belirlemek, mutlaka içerisinde sayı harf ve karakter olmalıdır ve kesinlikle e-posta adresinizin şifresi ile aynı olmamalıdır. Birçok kullanıcı burada hata yapmaktadır. E-posta şifresini çalınan kullanıcılar aynı zamanda Facebook ve Twitter hesabınızı da kolayca ele geçirebilir. Çalan kişinin yapması gereken tek şey Facebook veya Twitter hesabınıza girip şifremi unuttum linkine tıklayıp e-postanıza bir kurtarma maili istemektir. Bu nedenle ilk önce e-posta hesabınızın güvenliğinden emin olmalısınız. Eğer birçok şifreyi aklınızda tutmakta zorlanıyorsanız şifre yöneticisi programlardan birini kullanabilirsiniz. Ne kadar güçlü bir şifre seçerseniz seçin bilgisayarınıza atılacak bir keylogger şifrenizi ilgili kişiye gönderecektir. Bu nedenle iyi bir anti-virüs programı kullanmanız gerekiyor. Facebook ve Twitter şifreniz yalnızca bu sitelere özgü olmalıdır, başka hiçbir yerde kullanmayınız. E-mail adresinizdeki doğum günü ve güvenlik sorusu gibi kriterleri mutlaka doldurunuz. İki aşamalı kimlik tanıma yöntemlerini seçin. Twitter'da son dönemde artan saldırılar üzerine tartışılan iki aşamalı giriş sistemi sayesinde sosyal medya hesaplarınızı güvende tutabilirsiniz. Facebook ve Google'da yer alan, Twitter'da da kısa sürede hayata geçmesi beklenen sistemlerle kullanıcı adı ve şifre girişinin yanında özel bir soruya cevap vererek hesaba giriş yapabilirsiniz. Bunun yanında –belki de daha da etkili bir yöntem olarak- Türkiye'deki bankalardan da alışık olduğumuz şekilde, kullanıcı adı ve şifre girişinin ardından cep telefonlarına gönderilen kısa mesajda gelen ikinci şifreyle giriş yapmak da mümkün. İnternet üzerindeyken şüpheci olun. Tanımadığınız kişiler tarafından gönderilen bağlantılara itibar etmeden önce iki kez düşünün. Ayrıca tanıdığınız kişilerden gelen mesajların da gerçekliğine dikkat edin. Bilgisayarınızda eklenti eksik veya flash player eksik gibi yazılara itibar etmeyin. Özellikle e-posta adresinize cep telefonunuzu tanımlamayı unutmayınız. Twitter hesabınızı HTTPS bağlantısı kurabilirsiniz. Twitter hesabınız ile HTTPS etkinleştirmek için, ilk olarak Twitter hesabınıza giriş yapın. “Profile”e tıklayın ve “Edit Your Profile” tıklayın. Sayfanın alt kısmında “HTTPS Only” kutucuğuna tıklayın. Yine aynı sayfada bulunan “Save” butonuna tıklayın ve yaptığınız değişikliği kaydedin. Twitter güvenlik için şifrenizi tekrar girmenizi isteyecektir, şifreyi girerek yaptıklarınızı onaylayın. Ekranın üst kısmında ayarlarınızı başarıyla kaydedildiğine dair bir mesaj göreceksiniz. Artık Twitter giriş yaptığınızda, şifreniz korumalı kalır. Burada dikkat etmeniz geren bir husus var. Eğer cep telefonu veya benzeri bir cihaz ile Twitter hesabınıza girecekseniz cihazınızın HTTPS bağlantısını destekleyip desteklemediğini mutlaka öğrenin aksi durumda Twitter hesabınıza cihazınız ile giriş yapamazsınız.T24
Reklam
Kırkpınar'da Şampiyon Atlı
653. Tarihi Kırkpınar Yağlı Güreşleri'nin başpehlivanı, geçen yılın başpehlivanı İsmail Balaban'ı finalde mağlup eden Fatih Atlı oldu.Kırkpınar Yağlı Güreşleri'nde altın kemeri, geçen yılın başpehlivanı İsmail Balaban'ı yenen Atlı takacak.Rakipleri Güngör Ekin, Bayram Ertan, Mehmet Yeşil Yeşil, Osman Aynur ve Abdullah Güngör'ü yenen, geçen yılın başpehlivanı Antalyalı İsmail Balaban'la, Ahmet Yavuz, Faruk Akkoyun, Şaban Yılmaz ve Recep Kara'yı mağlup eden Samsunlu Fatih Atlı, başpehlivanlık unvanı için cazgırın isimlerini anons etmesinin ardından er meydanına çıktı.Peşrevleriyle er meydanının dört bir yanındaki seyirciyi selamlayan başpehlivanlara seyirciler, tezahüratlarıyla sevgi gösterisinde bulundu. Peşrevin ardından güreşe başlayan pehlivanlar ilk dakikalarda birbirlerini tarttı. Karşılaşmanın normal süresinin bitimine dek her iki pehlivandan da önemli atak gelmedi. Seyirciler de bu durumu sık sık ıslıklarıyla protesto etti. Kule hakem heyeti de iki pehlivana pasif güreştikleri için ihtar verdi.Kuvvetlerini puanlama bölümüne saklayan ve normal güreş süresinde pasif güreşen Atlı ve Balaban, bu bölümde birbirlerini açık düşürmek için karşılıklı atağa çıktı. İsmail Balaban'ın iç kazık denemelerine Fatih Atlı müsaade etmedi.Puanlama bölümünde de sonuç alınamayınca, puan alan pehlivanın galip sayılacağı, 'altın puan' da denilen ''uzatmalı puanlama bölümüne'' geçildi. Bu dakikalardan sonra ataklarla izleyiciler büyük heyecan yaşadı.Tek dalma taktiğine sıkça başvuran İsmail Balaban'ın hatasından yararlanan Fatih Atlı, 55. dakikada rakibinden 1 puan alarak karşılaşmayı kazandı. Atlı, rakibini sarılarak teselli etmeye çalıştı.Altın kemere hak kazanan Atlı, 653. Tarihi Kırkpınar Yağlı Güreşleri Başpehlivanı unvanını aldı.AA
"Hesap Sormak İçin 34 Yıl Beklemeyeceğiz"
Başbakan Erdoğan, 'Kimse Türkiye'den korkmasın, çekinmesin. Tam tersine AB'nin Türkiye'ye ihtiyacı vardır, bu ihtiyaç bugün artmıştır' dedi. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, 'Biz gerek Fransa'da, gerekse diğer Avrupa ülkelerinde bu tür konuların (1915 olayları) iç politika malzemesi yapılmasının tehlikesini her fırsatta vurguladık. İç politikada istismarla oy kazanmak uğruna, ırkçılığa, ayrımcılığa, özellikle de İslamofobi'ye kapı aralanmasının Avrupa için, Avrupa değerleri için tehdit oluşturacağını defalarca dile getirdik' dedi.Başbakan Erdoğan, Fransa'nın Lyon kentinde, Avrupalı Türk Demokratlar Birliğinin (UETD) 10. yıl etkinliğindeki Lyon Buluşmasında misafirperverlikleri için Fransa'daki yetkililere ve UETD yöneticilerine teşekkürlerini iletti.UETD'nin etkinlikleri kapsamında Almanya'nın Köln şehrinde 24 Mayıs'ta yaptığı konuşmasını hatırlatan Erdoğan, önceki gün de Viyana'da yaşayan binlerce kişiyle bir araya geldiklerini söyledi.Başbakan Erdoğan, Türkiye ile Fransa'nın diplomatik ilişkilerinin 16. yüzyıla, Kanuni Sultan Süleyman dönemine dayandığını belirterek, Osmanlı cihan devleti ile Fransa'nın birçok alanda işbirliği yaptığını, 400 yıldan fazla bu coğrafyada irtibat halinde olduklarını dile getirdi.Fransa'nın zor zamanlarında Osmanlı'nın Fransa'ya yardıma koştuğunu vurgulayan Erdoğan, 'Osmanlı ile Türkiye'ye, Fransa birçok alanda katkı vermiş, destek vermiştir. Asırlardır devam eden dostluğumuz buradaki vatandaşlarımızla artık çok farklı bir boyut kazandı. Şu anda Fransa'da 620 bin civarında vatandaşımız bulunuyor. Vatandaşlarımızın yarısı çifte vatandaş olarak Türkiye ve Fransa Cumhuriyetleri vatandaşları olarak hayatlarını idame ettiriyor. İşçi olarak geldiğiniz Fransa'da on yıllar boyunca bütün sıkıntılara tahammül ettiniz, sabrettiniz, direndiniz. Allah'a hamdolsun, emeklerinizin karşılığını alır hale geldiniz. 30 bin kardeşimiz burada kendi işini kurdu. 50 bin kişiyi istihdam eder konuma ulaştı. Son yerel seçimlerde 194 kardeşimiz çeşitli kademelerde belediye yönetimlerine seçildi. Sanatta, sporda, siyasette Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları artık ağırlıklarını hissettirmeye, 'Fransa'da biz de varız' demeye başladı' diye konuştu.'Sizlerle iftihar ediyoruz'Başbakan Erdoğan, 'Türkiye'de sizin hasretinizi çektiğimiz kadar sizin başarılarınızla da gurur duyduk. 77 milyon her birimiz sizlerle gururlanıyor, sizlerle iftihar ediyoruz' dedi.Bütün zorluklara rağmen Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmanın, Türkiye'nin bir evladı olmanın asaletini yere düşürmediklerine dikkati çeken Erdoğan, onu daha da yüksek burçlara taşıdıkları için kendisini dinleyen kalabalığa şükranlarını iletti.'Engeller hakkaniyetle uyuşmuyor'Başbakan Erdoğan, Fransa ve Türkiye ile ilgili konuların iç siyasette kullanılması sebebiyle zor günler yaşadıklarına değinerek, şöyle konuştu:'Türkiye üzerinden, 1915 olayları üzerinden, buradaki vatandaşlarımız üzerinden birileri iç politikada prim sağlama gayretine girişti. Biz gerek Fransa'da, gerekse diğer Avrupa ülkelerinde bu tür konuların iç politika malzemesi yapılmasının tehlikesini her fırsatta vurguladık. İç politikada istismarla oy kazanmak uğruna, ırkçılığa, ayrımcılığa, özellikle de İslamofobi'ye kapı aralanmasının, Avrupa için, Avrupa değerleri için tehdit oluşturacağını defalarca dile getirdik. Türkiye'nin Avrupa Birliği üyeliği önüne çıkarılan engeller hakkaniyetle uyuşmuyor, ahde vefa ilkesine uymuyor. Bizim sadece Fransa'da 620 bin vatandaşımız var. Bütün Avrupa'da sayıları 6 milyona yaklaşan vatandaşımız var.''Kimse Türkiye'den korkmasın'Erdoğan, 50 yıldır Avrupa'da bulunan, çalışan, ter döken, iş kuran, hayatlarını burada büyüten vatandaşların Avrupa Birliği'ne (AB) üye olacak bir Türkiye'nin öncüleri olduğunu söyledi.'Kimse Türkiye'den korkmasın. Kimse Türkiye'den çekinmesin' diyen Erdoğan, şöyle konuştu:'Tam tersine şunu herkesin bilmesini istiyorum; AB'nin Türkiye'ye ihtiyacı vardır. Bu ihtiyaç bugün daha fazla artmıştır. AB'nin güçlü ekonomisinin Türkiye'ye ihtiyacı var. AB'nin genç, dinamik nüfusundan dolayı Türkiye'ye ihtiyacı var. AB'nin ırkçılıkla, ayrımcılıkla, antisemitizim ve İslamofobia ile mücadele için Türkiye'ye ihtiyacı var. En önemlisi de AB'nin İslam dünyasıyla, tüm Müslümanlar'la, Doğu, Ortadoğu, Kuzey Afrika, Balkanlar'la daha sağlıklı irtibat kurabilmesi için Türkiye'ye ihtiyacı var. Türkiye, ilelebet kapıda bekletilecek ülke değildir. Hele hele son 12 yılda gerçekleştirdiğimiz reformlarla, büyüyen ekonomisiyle aktif dış politikasıyla Türkiye AB'nin kapısında ilelebet bekleyecek bir ülke hiç değildir.''Artık eski Türkiye yok'Reformları kararlılıkla yaptıklarını, demokratik standartları yükselttiklerini, ekonomiyi istikrarla büyüttüklerini anlatan Erdoğan, 'Yıllık ortalama yüzde 5 büyüyen bir ekonomiyle şu anda Avrupa'nın 6. büyük ekonomisi konumundayız. Bunu daha da ileriye taşıyacağız. Bölgemizde ulaşabileceğimiz her yerde en güçlü şekilde hakkı savunuyor, adaleti savunuyor, mazlumların elinden tutuyor, zulme karşı onurlu bir mücadele veriyoruz. Artık eski Türkiye yok. Türkiye çok değişti. Türkiye hızla değişiyor' şeklinde konuştu.'İnsanlar, sermaye, şirketler renklere ayrıldı' Erdoğan, milletin güçlü iradesi doğrultusunda son derece sağlam temeller üzerinde artık yeni Türkiye'nin yükseldiğini dile getirerek, şöyle devam etti:'1960 yılında bir askeri darbe yapıldı. Bu darbenin ardından ekonomi altüst oldu. Türkiye daha da fakirleşti. Sizler, babalarınız, dedeleriniz işte o darbenin ardından ekmek parası için, helal rızık için kalktınız buralara geldiniz. Ardından 1980 yılında bir başka darbe yapıldı. Yine demokrasi askıya alındı. Ekonominin dengeleri yine altüst oldu. Özgürlükler bir kez daha kısıtlandı. Baskı, zulüm, zorbalık bir kez daha arttı. İşte o dönemde de başta Fransa olmak üzere Avrupa ülkelerine bir çok vatandaşımız kaçmak, sığınmak zorunda kaldı. Şairlerimiz, yazarlarımız, sanatçılarımız, akademisyenlerimiz vatanlarını terk edip gurbete gelmek zorunda kaldı. Ardından 28 Şubat darbesi geldi. Bir kez daha devlet kendi öz vatandaşına zulm etmeye, vatandaşının haklarını kısıtlamaya başladı. Kızlarımız inançlarının gereği başörtüleriyle okullarına gidemediler. Meslek liseleri kapatıldı, imam hatip okulları kapatıldı, kapılarına adeta kilitler vuruldu. Kuran öğrenmek bir keza daha zorlaştırıldı. İnsanlar, siyasi partiler, sermaye, şirketler, sivil toplum örgütleri renklere ayrıldı. Aralarında ayrımcılık yapıldı. İşte o dönemde de başörtülü kızlarımız, imam hatipli gençlerimiz, çok sayıda vatandaşımız bir kez daha vatanını terk etti.''Ahmet Kaya o dönemin lincine uğradı''Değerli dostum, değerli sanatçımız Ahmet Kaya işte o dönemin, o atmosferin lincine uğradı' ifadesini kullanan Erdoğan, konuşmasını şöyle sürdürdü:'Geldi Paris'te, gurbette, vatan hasreti içinde hayata gözlerini yumdu. Şimdi o çok sattığını iddia eden gazetelerin köşelerinde yazan birileri İstanbul'daki ödül töreninde Ahmet Kaya'ya neler yaptıklarını bizler biliriz. Tarih buna şahit ama bunlarda utanma yok, bunlarda ar yok. 'Sanatçıdan yanayız' derler ve o dönemde neler yaptıklarını gördük. Çatalları, tabakları nasıl ona fırlattıklarını gördük ve o salondan nasıl kaçırıldığını gördük. Şu anda bunlar hala bu ülkede güya özgürlük mücadelesi veriyorlar. Güya ülkemizde bunlar hala demokrasiyi konuşuyorlar. Bunların demokrasiyi konuşmaya hakkı yok. Biz bunların cemaziyel evvelini biliriz.''Makbul-makbul olmayan vatandaş ayrımı'Erdoğan, Türkiye'de on yıllar boyunca makbul-makbul olmayan vatandaş ayrımı yapıldığını vurgulayarak, standart vatandaş üretmek istediklerini söyledi.Kendi kriterlerine uymayanların dışlandığına ve horlandığına dikkati çeken Erdoğan, inançların, değerlerin, kimlikleri ve kültürleri yok saydıklarını aktardı.'Ret, inkar ve asimilasyon politikalarını biz sonlandırdık'Erdoğan, insanlara kendi vatanlarını zindan haline getirdiklerine işaret ederek, şunları kaydetti:'İnsanımızı öz yurdunda garip, öz vatanında parya haline getirdiler. İşte biz en başta buna son verdik. Her türlü ayrımcılığı elimizin tersiyle ittik. Her türlü yasağı, baskıyı, kısıtlamayı kaldırmanın mücadelesini verdik. Ret, inkar ve asimilasyon politikalarını biz sonlandırdık. Kardeşliğimizin, birliğimizin, tek millet oluşumuzun önündeki engelleri tek tek biz kaldırdık. Anneler evlatlarıyla kendi ana dillerinde konuşamıyorlardı. Yasaktı, horlanma sebebiydi. Buna biz son verdik. Farklı dil ve lehçelerde yayınların, propagandanın, okulların önünü biz açtık. Yıllarca ihmal edilmiş Doğu'yu, Güneydoğu'yu, Karadeniz'i, Orta Anadolu'yu yollarla okullarla, hastanelerle, üniversitelerle, yurtlar, barajlar konutlarla biz buluşturduk. İnsanımıza insan olduğunu hatırlattık. Devletle millet arasındaki mesafeyi kaldırdık. Başörtüsü üzerindeki zulme son verdik. Sadece üniversitelerde değil, artık kamuda başörtüsüne özgürlük sağladık. İmam hatip okullarının, meslek liselerinin kapılarındaki kilitleri biz kaldırdık. Artık katsayı diye bir zulüm yok. Artık eşit olarak bu yarışa girmek var. Şimdi düz liseli hangi haklara sahipse meslek lisesi mezunu da aynı hakka sahip imam hatipli de aynı hakka sahip. Bunları biz getirdik.''Vatan toprakları üzerinde operasyon yaptırmayız'Erdoğan, özellikle yurt dışına çıkarken pasaportu, parası farklı olarak değerlendirilen vatandaşların artık yurt dışına çıkarken başı öne eğik çıkmadığını, gururla 'Ben Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıyım' diyebildiğini söyledi.Afyonkarahisar'dan yola çıkarken 'bu ülkede ayrımcılığa son vereceğiz' dediklerini anımsatan Erdoğan, tek bayrak, tek devlet ve tek millet vurgusunu yaptı.Türkiye'yi birleştiren en önemli unsurun bayrak olduğunu ifade eden Erdoğan, 'Bayrakları bayrak yapan üstündeki kandır, toprak eğer uğrunda ölen vatandır' dedik. Yola böyle çıktı' diye konuştu.Erdoğan, 780 bin kilometrekareyle vatan toprakları üzerinde operasyon yaptırmayacaklarına işaret ederek, 'tek devlet' dediklerini ve bu topraklarda ikinci bir devleti hayal edenlerin boşuna hayal kurduğunu dile getirdi.'Böyle bir hayalin içine kimse girmesin' ifadesini kullanan Erdoğan, 'tek millet, tek bayrak, tek vatan, tek devlet' dediklerini ve yola böyle çıktıklarını söyledi.Türkiye'de bir kısmının siyasal Kürkçülük, bir kısmının siyasal Türkçülük, bir kısmının da 'şuculuk, buculuk' yaptığını ifade eden Erdoğan, 'Bir kısmı da bakıyorsunuz ki o da kumsallarda dolaşıyor. Bir siyasi parti diyor ki 'ben Kürtlerin temsilcisiyim', öbürü 'ben Türklerin partisiyim, temsilciyim', öbürü de diyor ki 'ben kumsalların, sahillerin partisiyim'. AK Parti ne diyor 'Biz 77 milyonun partisiyiz'. Aramızdaki fark bu' diye konuştu.Alanda bulunanlardan bir ricası olduğunu kaydeden Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:'Fransa'da 620 bin Türk var. Tamamı çifte vatandaşlık anlayışından hareketle niye müracaatını yapıp aynı zamanda Fransa vatandaşı olmuyor? Diyorum ki Fransa vatandaşı olmamış olan Türk vatandaşlarıma sesleniyorum, kesinlikle aynı zamanda Fransız vatandaşı olun. Fransa'daki siyasi hakları aynen sizler de kullanmalısınız. Bunun size faydası var zararı yok. Kim size farklı bir şey söylüyorsa, bilin ki size zarar veriyor. Siz bizim Fransa’daki elçilerimizsiniz, bunu böyle biliniz. Niye bu elçilerin sayısı 300 bin olsun. Ben istiyorum ki bu elçilerin sayısı 620 bin olsun.”3 çocuk tavsiyesini de hatırlatan Erdoğan, bu mücadelede vatandaşlarla el ele, omuz omuza vererek, Türkiye’yi çok daha farklı yerlere getireceklerini ifade etti.'34 yıl bekleyerek değil hemen hesabı sorulacak'Bu arada önemli bir şey yaptıklarını kaydeden Erdoğan, eski Türkiye’nin kapıların kapattıklarını, darbeler dönemini artık tarihe mahkum ettiklerini dile getirdi.Erdoğan, şunları kaydetti:'Darbe yapanlardan hesabının sorulması için önemli bir adım attık. 12 Eylül 2010’da Anayasayı değiştirdik ve 12 Eylül darbecilerinin yargılanmasına imkan sağladık. İşte yargı süreci bitti.  34 yıl sonra da olsa geç de olsa darbenin sorumluları mahkum edildi. Gençleri yaşlarını büyüterek, denge olsun diye idam ettirmişlerdi. Binlerce vatandaşa ülkelerini dar etmiş, gurbete gitmelerine sebep olmuşlardı. Yıllarca baskı rejimiyle ülkeyi yönettiler, demokrasiye, ekonomiye zarar verdiler. Yıllarca kendilerini Anayasayla korudular ama işte o dönemler geride kaldı. Darbe yapanın yanına kar kalmayacağı, artık görülmüş oldu. Geç de olsa darbe yapanlardan nihayet hesabı soruldu.Elbette bu iş burada sona ermeyecek. Bu ülkede tekrar darbe olması için, hiç kimsenin darbeye teşebbüs etmemesi için ne gerekiyorsa yapacak, mücadelemizi sonuna kadar sürdüreceğiz. Şu hususun altını çiziyorum. 17 ve 25 Aralık’ta milletin seçilmiş iktidarına yargı yoluyla darbe yapmaya yeltenenlerden de bunun hesabı sorulacak. Üstelik 34 yıl bekleyerek değil hemen hesabı sorulacak.'AA
Reklam
Fakirler Altına, Zenginler Hisse Senedine Yatırım Yapıyor
Yıllar boyunca finansal meseleleri anlatmak için pek çok lisede konuşmalar yaptım. Lise öğrencilerine bir şeyler öğretmek ve onlardan bir şeyler öğrenmek benim için her zaman güzel bir fırsat oldu. Bu konuşmaların her birinde öğrencilere 'Zengin biri gibi mi yatırım yapmayı tercih edersiniz, yoksa fakir biri gibi mi?' sorusunu soruyorum. Elbette her zaman zengin biri gibi yatırım yapmayı tercih ediyorlar. Bu soruyu, yatırım fonu ile münferit hisse senedi ve endeksli yatırım fonu ile aktif olarak yönetilen fonları karşılaştırmaları gibi önemli kavramları anlatmak için soruyorum. Lise öğrencilerinin çoğunun yatırım konusuyla pek bir alakası yok, ancak zengin bir yatırımcının binlerce hisse senedi olduğunu ve fakir yatırımcıların daha azına sahip olduğunu anlamakta sıkıntı çekmiyorlar. Vurgulamak istediğim nokta şu, bir avuç dolusu münferit hisse senedi alırsanız, fakir bir yatırımcının takip ettiği yolu izlersiniz. Öte yandan özellikle de endeksli yatırım fonu gibi yatırım fonları satın alırsanız, zengin bir yatırımcı gibi yatırım yapmış olursunuz. Ancak yakın zamanda anladım ki zengin ve fakir yatırımcılar arasındaki ayrım sandığımdan çok daha derin bir konu. İngiliz dergisi The Week'in internet sitesinde kısa zaman önce yayınlanan makalede, bu konu 'Zengin insanlar yatırım yapmak için verimli üretim yapan şirketleri seçerken, fakir olanlar altına yatırım yapmayı tercih ediyor, bu iyi bir haber değil' cümleleriyle özetlenmiş. Amerikan araştırma şirketi Gallup'ın yaptığı ankete göre, yüksek gelire sahip olan Amerikalıların yüzde 87'si kendi evlerine sahip, ancak buna rağmen yatırımlarını hisse senetleri ve gayrimenkul alanlarında yapıyor. Öte yandan yıllık gelirleri 30 bin dolar veya daha az olan Amerikalılar uzun vadeli yatırım yapmak adına yüksek olasılıkla altını tercih ediyor. Altına yatırım yapan zengin Amerikalı yatırımcı oranı ise yalnızca yüzde 18. Varlıklı Amerikalıların hisse senedi ve gayrimenkul yatırımı tercihlerini yansıtan veriler 200 yıl öncesinden beri var. Yani sizi hisse senetlerine yapılan yatırımların bono, altın, nakit ve gayrimenkul yatırımlarını fazlasıyla geçtiğini tekrar hatırlatarak sıkmama gerek yok. Halka açık şirketler genellikle temettü ödemesi yapıyor ve insanların istediği şeyleri sunarak şirketlerini büyütüyor. Altın ise öylece bekleyerek son yatırımcısından daha fazla kendisine yatırım yapabilecek birini arıyor. BloombergView'de köşe yazarlığı yapan Barry Ritholtz, araştırmaların düşük gelirli ve yüksek gelirli insanların hayattan beklentilerinin farklı olduğunu gösterdiğini yazmıştı. Bu farklı beklentilerin sonucu olarak, iki grup insan da yatırım konusunda farklı alanlara güveniyorlar. Amerika'da 2008 yılında yaşanan finansal kriz yüzünden yüksek gelirli insanların çoğu hisse senedi ve gayrimenkul yatırımlarında fazlasıyla temkinli olmaya çalışıyor. Ancak buna rağmen zengin olan ve olmayan insanların yatırım konusunda sahip oldukları bakış açıları arasında büyük bir farklılık bulunuyor. Gayrimenkul alanına yatırım yapmak yalnızca depozitoyu ve konut kredisini ödemekle olmuyor. Kat mülkiyeti kanununa ve yasal sistemin meşruiyetine güvenilmeli. Sahip olduğunuz gayrimenkulün sizden yasa dışı bir biçimde alınmayacağına inancınızın tam olması gerekiyor. Buna benzer bir şekilde, hisse senetlerine yatırım yapıldığında da ülkenin finansal sistemine ve ekonomisine güvenmek gerekiyor. Finansal sistemin ve ekonominin işleyişine devam edeceğini ve sermayenin verimli kullanımının ödüllendirileceğini bilmek de önemli. Durumu başka bir şekilde özetlemek gerekirse, yatırımınızı hisse senetleri ve gayrimenkul alanlarında yapıyorsanız, yatırım konusunda iyimser bir yaklaşım izlediğiniz söylenebilir. Ancak Ritholtz'a göre eğer altına yatırım yapıyorsanız kötümser bir yaklaşıma sahipsiniz demektir. Ritholtz altınla ilgili düşüncelerini şu şekilde belirtmiş: 'Altın taşınabilen bir yatırım ve kanunlarla düzenlenmemiş bir şekilde de alınıp satılabilir. Toplumda bir çöküş olduğunda bile bir değere sahip olan bir yatırım. Altın, şu anda var olan düzenin bozulmamasını sağlayan bir çit görevi görüyor.' Diğer bir deyişle, altın pek çok insan tarafından zenginlikle bağdaştırılsa da, aslında kötümser yatırımcılar tarafından kullanılan bir yatırım türü. Varlıklı insanların yatırım konusunda sahip oldukları güven, geçim sıkıntısı içinde olan insanlara oranla çok daha fazla duruyor. Ekonomik açıdan daha düşük mertebede olan insanların başarılı bir yatırımcı olmak için tamamlamaları gereken eksiklikleri bilme ve anlama oranlarının düşük olduğu da bir gerçek. Eğer bu analiz doğru ise –ki ben bu analizi oldukça faydalı görüyorum- yatırımınızın başarısı; hisse senetleri, bonolar, altın, gayrimenkul gibi yatırım alanlarına karşı duruşunuza, bakış açınıza ve bilginize – ya da bilgi eksikliğinize—bağlı. Bu, özellikle de düşük gelirli yatırımcılar için kötü bir haber niteliği taşıyor. 200 yıl boyunca insanların yaşam standartlıyla ilgili gelişiminin büyük bir kısmı, insanların teknolojik ve sosyal gelişimlere ön ayak olması ve bunları başarılı bir biçimde işletmesi sayesinde ortaya çıkmıştır. İyimser bakış açısına sahip olan varlıklı yatırımcılar gelişimin devam edeceğini düşünmeye meyilliler. Altına yatırım alanında bir gelişmeden söz etmek ise akıntıya karşı kürek çekmekten başka bir şey değil. Peki, tüm bunlar ne anlama geliyor? Uzun vadeli bir yatırım başarısı sağlamak için gereken ön koşul geleceğe güvenmekten geçiyor. Bu da aslında iyimser kelimesinin başka bir anlamı. Düşük gelirli yatırımcılar kendi hayatlarından yola çıkarak kötümser bir yaklaşımın iyimserlikten daha mantıklı olduğuna inanabilir. Benim bildiğim kadarıyla bu bakış açısını değiştirmenin direkt bir yolu yok. Ancak düşük gelirli insanların temel ekonomi eğitimi aldığı durumlarda, bu kasvetli görünüm bir noktaya kadar dengelenebilir. Bir kaç düşük gelirli yatırımcı, yatırım sektörünün nasıl işlediğine dair bilgiye sahip olduğunda, hala şüpheci olsalar bile iyimser bir bakış açısıyla yatırım yapma yolları bulabilirler. Ne yazık ki yatırım sektöründeki pek çok birey ve şirket, yatırımcılara satın alacakları her şeyi satma konusunda fazla istekliler. Bu durumun değişmesi zaman alacak gibi gözüküyor, ama değiştiğinde yapabileceğimiz en iyi şey hangi varlık sınıflarının daha verimli olacağı konusunda deneme yanılma yoluyla edindiğimiz kanıtlardan ders çıkarmak olacaktır. Buna ek olarak, sıklıkla yatırım konusundaki duruşumuzu incelemeliyiz. Başkalarını veya bazen bizi engelleyen sistemi suçlamamıza imkan veren kötümser düşüncelerin her zaman daha cazip geleceğini unutmamak gerekiyor. Ancak kötümser bir yaklaşım, yukarıda da anlatıldığı gibi uzun vadede bize pahalıya patlayabilir. Kısacası benim tavsiyem şu yönde, bir yandan arkanızı kollarken bir yandan da geleceğe güvenin. Bunun için yapılabilecek en iyi hazırlık ise öğrenebildiğiniz kadar öğrenmek ve hangi kaynağınız varsa onu yatırım alanında uygulamaya sokmaktır. WSJ
Reklam
İspanya'nın Yeni Kralı 6′ncı Felipe Oldu
Parlamenter monarşiyle yönetilen İspanya’da 6′ncı Felipe’nin krallık dönemi bugün resmen başladı. 76 yaşındaki babası Juan Carlos’un tahtından feragat etmesinin ardından yerini alan 46 yaşındaki 6′ncı Felipe için mecliste yemin töreni düzenlendi. Dünyadaki diğer monarşilerden farklı olarak 6′ncı Felipe, 1975 yılında babası Juan Carlos’un krallık töreninde olduğu gibi taç giymeyecek. 6′ncı Felipe’nin İspanyol Anayasası üzerine yemin ettiği tören sırasında kürsüde, İspanyol monarşisinin sembolü olan taç ve kral asası altın kaplamalı bir sandığın üzerinde durdu. 6′ncı Felipe, İspanya Silahlı Kuvvetler’in en üst komutanı olarak mareşal nişanının takılı olduğu Kara Kuvvetleri’ne ait resmi davet üniformasıyla törene katıldı. Törende eşi Kraliçe Letizia ile küçük kızları Prenses Sofia ve Leonor da hazır bulundu. Törende, Felipe’nin teyzesi, Lugo Düşesi Elena gözyaşlarını tutamadı. Juan Carlos ve eşi Sofia ise basın karşısında ön plana çıkmak istemedikleri için bugün mecliste düzenlenen törene katılmıyor. Yeni kral için meclisteki yemin töreninin ardından sadece resmi davetler için kullanılan şehir merkezindeki Kraliyet Sarayı’nda resepsiyon verilecek.Dipnot Tv
Altın Oranın ve Spiralin Karmaşık Estetiğini Gözler Önüne Seren 11 Çalışma
Sadece kalem, silgi, pergel ve cetvel kullanılarak yapılan muazzam boyut kazanmış sanat eserlerinin içinde matematiği ve fiziği görebilirsin. Sanatçı Rafael Araujo yaşamın öyküsünü anlattığı bu eserlerinde insanüstü boyutun temellerini gizemli bir boyutta işliyor çünkü hiç bilgisayar teknolojisine ihtiyaç duymadan yapıyor. Sanatçının diğer eserlerini linkten inceleyebilirsiniz. Ayrıca nedir bu yaşamın öyküsü ve ya fraktal, altın oran gibi konulara meraklıysanız buradan devam ediniz.
İkna yeteneğinizi geliştirmenin bilimsel olarak kanıtlanmış 50 yolu
Yes! 50 Scientifically Proven Ways to Be Persuasive, Noah Goldstein, Steve Martin ve Robert Cialdini tarafından yazılan, psikolojik araştırmaları ikna etme kabiliyetini geliştirmeye dayalı ipuçlarıyla ve örnekleriyle beraber veren bir popüler psikoloji kitabı. Yazarlara göre “ikna etmek” bir sanat değil, bir bilim. Hal böyleyken, doğru yaklaşımla herkes bu yeteneğini geliştirebilir. Peki bu 50 yol nedir?Bahsedilen 50 madde, kitabın pazarlama tekniklerinin algı üzerindeki etkilerini gösteren araştırma sonuçlarıyla desteklenen 50 bölümünden oluşuyor. Uplifers olarak bu hafta paylaşacağımız ilk 25 madde iş hayatıyla ilgili gibi görünse de; ikna kabiliyetinizi arttırmak için işe yarayacak bir çok öneri sunuyor.1. Talebin yüksek olduğunu gösterin.Yakın zamanda telefon hatlarında verilen “Operatörler bekliyor” mesajından “Hat meşgulse tekrar arayın”a geçiş, kullanıcı üzerinde herkesin aynı ürünü almaya çalıştığı algısını yaratarak, arama hacmini ve ürün/hizmete olan talebi arttırmış.2. Sürü psikolojisini kişiselleştirin.Bir otelin banyosunda havluların geri dönüşümünü teşvik etmek amacıyla, “Odada sizden önce kalanların bir çoğu havlularını geri dönüştürerek çevre dostu oldular” bilgisi verdi. Ancak yazı “Bu odada kalan kişilerin çoğunluğu, havlularını tekrar kullanarak çevre dostu olduklarını gösterdiler” olarak değiştirildiğinde, mesaj neredeyse aynı olmasına rağmen kişisellik arttığından, geri dönüşüm %33 oranında artmış.3. Olumsuz davranışı gösteren reklamlar, bu davranış biçimini tetikliyor.Petrified Forest National Park’ta yapılan bir araştırmada, parkta sergilenen parçaların çalınmaması için iki farklı uyarı üzerinde çalışılmış. Bir uyarıda yıl içerisinde çok miktarda parçanın çalındığı bilgisi verilirken, diğerinde ziyaretçilerden parçaların yerini değiştirmemeleri istenmiş. İlk uyarı, çalma eyleminin ne kadar yaygın olduğu hissi uyandırdığından, çalınma oranını üç kat arttırmış.Kadınları oy vermeye teşvik etmek için hazırlanan ve bir önceki yıl 22 milyon kadının oy vermediği bilgisini veren reklam da, oy vermemenin sosyal olarak kabul edildiği algısını yarattığından; amacına ulaşamamış..4. Ortalamaya göre konumlandırmaktan kaçının.Kaliforniya’da yapılan bir araştırmada, bir bölgedeki elektrik kullanımı haftalık olarak gözlenmiş. Araştırmanın sonuçlarına göre; elektrik kullanımında muhafazakar olan kişilere bir teşekkür notu gönderilirken, daha cömert kullanan kişilere de küçük bir uyarı notu gönderilmiş. Sonuç şaşırtıcı; elektriği ortalamanın üstünde kullanan kişiler kullanımlarını azaltmaya çalışırken, ortalamanın altında elektrik kullandığını öğrenenler elektrik tüketimlerini arttırmış. Bölgenin genel elektrik kullanımı istemeden arttıran bu çalışma; enerji kullanımında tutumlu olan kişilere “ortalamanın altındasınız” algısını yaratmaktansa, bir “gülen yüz”le birlikte, “yapmakta olduklarına devam etmeleri” istenilerek düzeltilmiş...
Reklam