onedio
Efsane Dizi Bizimkiler'in Oyuncuları Şimdi Ne Yapıyor
Bizimkiler, Türk televizyon tarihinin 1989-2002 yılları arasında 13 yıl boyunca kesintisiz yayınlanan tek yerli dizisidir. Biz 80'lerin sonu 90'ların başında çocuk olanlar bu diziyi çok iyi biliriz. Özellikle pazar akşamlarını çekilir hale getiren en nadir programdı Bizimkiler, hemen arkasından Parliament Cinema Club'unun mükemmel filmleri gelirdi annelerin ütü yapma zamanıydı tam o sırada aile saadeti güzel bir çay partisi yanına kurabiye, poğaça gibi el işleri ile taçlandırılırdı. Dizide herkes kendinden bir şey bulurdu. Tüm karakterler rolüne cuk otururdu ve bu samimiyet bizi 13 yıl ekrana bağlayacak kadar güçlüydü. İşte o efsane dizinin çoğunun aramızdan ayrıldığı efsane oyuncuları.
World Of Tanks Xbox 360 Edition
Bu yazı daha önce Oyungezer Dergisi'nde yayınlanmıştır.**Son 20 senedir FPS’ler en popüler oyun türü. Call of Duty ’ler, Battlefield ’lar, Counter-Strike ’lar oyuncuların gönlünü ve vaktini çalmak konusunda hep başarılı oldular. Ama görünen o ki artık oyuncular zavallı birer piyade olarak savaşmaktan sıkıldı. Elbette geleceğin teknolojisi silahlar veya atlayıp gidebildiğimiz araçlarla zaman zaman güçlendik. Ama bütün bunlar eninde sonunda elinde eften püften bir tüfekle ortalıkta koşan şaşkınlar olduğumuz gerçeğini değiştirmedi. Kulağınıza saçma gelebilir, benimkine de çok akıllı bir önerme gibi gelmiyor ama World of Tanks ’ın başarısının arkasındaki en önemli sebeplerden biri bu bence. Yüz kiloluk bir askeri bırakıp yüz tonluk bir çelik canavara dönüştüğünüzde, Kalashnikov yerine 88mm bir topu ateşlediğinizde oyunun kuralları, hissiyatı ve size verdiği tatmin çok değişiyor.Elbette oyunun ücretsiz olması, parayla satın aldıklarınızın oyunda adaleti bozmaması, tank ve harita zenginliği (hem kalite hem sayı olarak), oynaması kolay uzmanlaşması zor yapısı gibi pek çok sebep var World of Tanks ’ın başarısının ardında. Sonuçta bunlar başarılı bir online oyunun anahtarı. Ama başarılı olmak ve fenomen olmak arasında hayli kalın bir çizgi var ve bence bunun ismi de 'oyunun büyüsü'. WoT için bu büyü, çeliğin farkından geliyor.Simülasyonun inceliği, çatışmanın hızıWorld of Tanks ’ın türü de ayrı bir tartışma konusu. Tanklarla giriştiğimiz bu ölüm kalım savaşının büyük kısmında tankımızı dışarıdan görüyoruz, ancak nişan alıp düşmanı vurmak için veya uzak noktaları taramak için kullanıyoruz iç görümü. Bunun sebebi tankın namlusunu kafamızı çevirir gibi hızla çeviremeyişimiz. Bu yüzden oyun sadece iç görümle oynansa, hareket etmekte ve çevremize hâkim olmakta çok zorlanacaktık. Ancak oyunda ölüm kalım savaşının düşmanı neresinden vurduğunuza bağlı olduğunu, on santim aşağı vuran bir merminin sekmek yerine düşman tankını paramparça ettiğini düşününce iç görümün oyundaki anahtar nokta olduğunu anlıyorsunuz. Oyunun bir tank simülasyonu ile hızlı bir çatışma oyunu arasında gidip geldiği yer de burası. Bu yüzden WoT ’un kendine has bir formülü olduğunu ve niş bir oyun türünü sahiplendiğini söylemek yanlış olmaz. Her ne kadar Hawken ve Titanfall gibi oyunlarla birlikte yüksek tonajlı oyun sayımız artsa da WoT kendisinden birebir kopyalanmış klonlarını bir kenara koyduğunuzda halen kendine has bir oyun.(Terimlerin zorlama Türkçeleştirmeleri beni de rahatsız ediyor ama üstteki paragraftaki şu Türkçe terimler sizi rahatsız etti mi: Ölüm kalım savaşı (Deathmatch), iç görüm (First Person), çatışma (Shooter). Beni etmedi öyle devam edelim)WoT mu büyüktür, Xbox mı?World of Tanks ’ın kendine has formülü ve çeliğin büyüsü bugüne dek 80 milyon bilgisayar oyuncusunu kendine çekti. Ancak Wargaming’in tank istilasının bununla yetinmeyeceği ortada, çünkü şimdi de Xbox 360’a çıkarma yapıyorlar. Bu Wargaming için olduğu kadar oyun dünyası için de büyük bir adım. Çünkü PC tarafında son beş senedir inanılmaz bir hızla yükselen free2play oyunlar bugüne dek konsol tarafına pek dokunamamıştı. Konsollara çıkan free2play oyunlar kutulu oyunların çok gerisinde kalmıştı. Ama bu oyunların hiçbiri bir World of Tanks değildi, onun oyuncu sayısının onda birini dahi görmemişlerdi, böylesine popüler bir online oyun konsolları hiç denememişti.Abartıyor muyum? World of Tanks ’ın kayıtlı kullanıcı sayısının Xbox 360’ın ömrü hayatındaki satış sayısından fazla olduğunu düşünürsek, hayır. Muhtemelen siz bunları okurken dünya üzerinde WoT oynayan insan sayısı Xbox 360 oynayanlardan fazla. Zaten oyunun daha yeni çıkmış Xbox One yerine satacağını satmış Xbox 360’a çıkmasının sebebi de bu. Bu yüzden WoT ’un konsollarda free2play devrini başlatacak potansiyeli olduğu ortada. Ve eğer WoT çok başarılı olursa bütün free2play üreticileri (aynı bağımsız oyunlarda olduğu gibi), bir şekilde konsola da çıkmanın yolunu arayacak ve dalga dalga Xbox Live’a, PS Store’a akacaklar. Eğer başarısız olursa konsollardan soğuyup uzaklaşacaklar. Kısacası World of Tanks Xbox 360 Edition , öyle ya da böyle oyun sektörünün bu konudaki gidişatına yön verecek.Gamepad’in ucundaki tonlarca çelikPeki, oyunun Xbox 360 sürümü bu baskıyı, bu yükü kaldıracak güçte mi? Bilgisayar versiyonunu kadar iyi mi? Öncelikle şunu söyleyelim ki bu bilgisayar sürümünün Xbox’a aynen taşınmış hali değil. Wargaming’in geçen sene başında satın aldığı ve Xbox oyunları konusunda deneyimli WG Chicago stüdyosu tarafından sıfırdan hazırlanmış. Öyle ki kullandığı grafik motoru bile farklı. Ancak oyunun grafikleri, tankları, haritaları, kuralları birebir aynı. Chicago ekibi orijinal oyuna her şeyiyle sadık kalmış. Benim gördüğüm kadarıyla oyunun iki sürümü arasındaki asıl fark arayüz ve kontrollerde. Oyunu bilgisayarda yüzlerce saat oynamış biri olarak Xbox kontrolünü elime ilk aldığımda hayli afalladım. Zaten konsoldaki hiçbir iç görümlü oyunda iyi değilimdir. Ancak oyunun kontrolleri gamepad’e çok iyi geçirilmiş ve tanklara çok ani hareketler yaptıramadığınız, stratejik oynamanız gereken bir oyun olduğundan gamepad ile oynanması daha az zorluyor. Diğer çatışma oyunlarının aksine gamepad ile oynayan birinin, klavye - fare ikilisini kullanan bir oyuncuya karşı çok büyük bir dezavantaj taşımadığını bile söyleyebilirim.Oyunun bilgisayar versiyonuna göre en zayıf olduğu nokta arayüz. Hem çatışma sırasında hem de menülerde bilgisayardaki detaylı, bol bilgili ve ince arayüzün bir konsolda kullanılamayacağı ortada. Oyunun lansman etkinliğinde sohbet ettiğim baş tasarımcısı Jeff Gregg de en çok zorlandıkları ve üzerinde en çok çalıştıkları konunun arayüz olduğunu söylüyor. Bu yüzden konsolda hayatınızı kolaylaştıracak daha basit ve kullanışlı bir arayüz kullanmışlar. Bunu yaparken teknoloji ağacı da biraz daha sadeleşmiş; tankınıza tek tek parçalar takmak yerine bu parçaların gruplandığı paketleri açarak ilerliyorsunuz. Bu sayede konsol oyuncularının kolay alışıp kullanabileceği bir arayüz geliştirilmiş. Ama yine de bilgisayardaki çalışma hızından ve o detay seviyesinden çok uzak.Altınla zafer olmazWoT ’u Xbox 360’da oynamak için Live Gold üyeliğine ihtiyacınız var. Zaten aksi olsa şaşardık, Live Gold olmadan online hiçbir şey yaptırmıyor Microsoft size. Ama bunun dışında oyunun ekonomisi birebir aynı. Premium üyelik çatışmalardan daha fazla para ve deneyim kazanmanızı sağlıyor, altın ile aldığınız her şeyi oyun içi parayla da alabiliyorsunuz. Bunun tek istisnası az sayıdaki premium tanklar ama bilgisayarda olduğu gibi bunlar oyundaki en güçlü tanklar olmaktan çok uzak (cidden Löwe’ye kim para verir yahu?).Xbox 360 Edition bu ay piyasaya çıktı ve aynı bilgisayarda olduğu gibi sürekli olarak yeni güncelleştirmelerle içeriği gelişecek. Zaten şu an oyunda sadece Amerikan, Alman ve İngiliz tankları var. Aslına bakarsanız oyunun mevcut içeriğini bilgisayara çıktığı ilk günlerle kıyaslayabiliriz. Yani Xbox 360 sürümü orijinal oyunu birkaç sene geriden takip ediyor. Hızlı bir tempoyla aradaki bu farkı kapatacak mı, yoksa hep birkaç yıl geride mi kalacak bunu zaman gösterecek.Toparlarsak; World of Tanks bilgisayardaki rahatlığında ve zenginliğinde olmasa da Xbox 360’a gayet güzel uymuş. Bana şurasını da şöyle yapsalarmış dedirten bir şey olmadı (ki nadiren olur bu). Zaten bilgisayarda oynuyorsanız daha kısıtlı ve yavaş çalışan bir WoT ’un kimseye çekici gelmeyeceği ortada. Sonuçta Xbox 360 sürümünün, ayaklarınızı uzatabilmekten başka getirdiği fazla bir yenilik yok. Ama bilgisayarda oyun oynamayan Xbox 360 sahipleri için World of Tanks yepyeni bir çatışma deneyimi sunuyor ve yepyeni bir dünyanın kapılarını açıyor. Xbox’ta böylesine bağımlılık yapacak bir shooter bilmiyorum ben. Halen Halo ve CoD mu oynuyordunuz? O diskleri rafa kaldırmanın vakti geldi.WOT360 KünyeTür : SavaşYapım : Wargaming ChicagoDağıtım : WargamingDahası için worldoftanksxbox360edition.com+Orijinal oyunun dinamikleri değişmemişKonsola adaptasyonu için çok uğraşılmış-PC sürümüne göre içeriği şu an çok zayıfMenüler PC’deki kadar akıcı çalışmıyorNotu : 8+Son Karar WoT bilgisayarda olduğu kadar popüler olur mu Xbox’da bunu herkes çok merak ediyor. Kesin olan Xbox’da bulabileceğiniz en iyi oyunlardan biri olduğu.
Gıda Terörü: Bu Yiyecekler Zehir Saçıyor...
Türkiye Ziraatçiler Derneği’nin araştırması ‘gıda terörü’nü açığa çıkardı. Araştırmaya göre, küflenen peynirden krem peynir, iç yağdan kıyma, soyadan sucuk, sakatattan tavuk döner yapılıyor, kaçak çay ise domuz kanıyla renklendiriliyorFehim Genç'in Milliyet'te yer alan haberine göre, Türkiye’de son dönemde gıda maddelerinde yapılan sahteciliklerde büyük bir artış görüldüğünü belirten Türkiye Ziraatçiler Derneği (TZD) Başkanı İbrahim Yetkin, “Derneğimizin yaptığı araştırmanın sonuçları, Türkiye’de bir gıda terörü olduğunu gösteriyor” dedi. Gıdadaki sahteciliğin önüne geçmek için denetimin şart olduğunu vurgulayan Yetkin, şunları söyledi:“Maalesef Türkiye’de yeterli bir denetim uygulandığını söyleyebilmek mümkün değil. Türkiye’de Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı kayıt sistemine kayıtlı yaklaşık 40 bin gıda üreten işletme bulunmaktadır. Bunu gıda ürünlerini üreten, dağıtan ve satan kayıtlı ve kayıtdışı olarak ele aldığımız zaman bu rakam yaklaşık 500 bin işyeri olmaktadır. Buna rağmen bugün itibariyle Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı bünyesinde 4 bin 600 gıda denetçisi, 1100 gıda mühendisi çalışmaktadır. Toplam 5 bin 700 denetim unsuru ile 500 bin işyerinin sağlıklı bir biçimde denetlenemeyeceği ve bu sayının acil olarak artırılması gerektiği açıktır.” ‘Vatandaş uyanık olsun’ Hileli gıdaların yaygın bir şekilde piyasada bulunması nedeniyle vatandaşın alışveriş yaparken bilinçli davranmasının daha büyük önem kazandığını kaydeden Yetkin, tüketicilere şu önerilerde bulundu: “Açık ortamlarda satılan ürünler satın alınmamalı. Paketlenmiş ürünlerde bilinen markalara ağırlık verilmeli. Rastgele yerler yerine, güvenilir satış noktalarından alışveriş yapılmalı. Satın alınan ürünlerin ambalajında Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’nın üretim izninin bulunup bulunmadığına dikkat edilmeli. Ürünlerin son kullanım tarihlerine özellikle dikkat edilmeli.” Tüketici sahipsiz değil Tüketicilerin alışveriş yaparken bu hususlara dikkat etmelerinin hem kendilerinin, hem de ailelerinin sağlığı açısından büyük önem taşıdığını ifade eden Yetkin, şunları söyledi: “Tüketiciler, şüphelendikleri konularda bilgi almak, şikayet etmek ya da ihbarda bulunmak için Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’nın kurduğu ‘174 Alo Gıda’ hattını Türkiye’nin her yerinden telefonla arayabilirler. Ayrıca alo174@tarim.gov.tr adresine e-mail gönderebilirler. Öte yandan Türkiye Ziraatçiler Derneği’ne başvurmaları halinde biz de kendilerine, yasal yollardan haklarını aramaları için yardımcı oluyoruz.”Fehim Genç | Milliyet
Dünyaca Ünlü Keman Virtüözü İstanbul'a Geliyor!
Dünyanın en önemli müzik otoritelerince 20. ve 21. yüzyılın en üstün keman virtüözü kabul edilen Itzhak Perlman, bu sene 70. yılını kutlayan Yapı Kredi ana sponsorluğunda Map İletişim ve Piu Music organizasyonuyla 29 Nisan 2014 tarihinde İstanbul Kongre Merkezi’nde vereceği konser için tekrar Türkiye’ye geliyor. Her gittiği ülkede müzikseverlerin yoğun ilgisiyle karşılaşarak konser biletleri aylar öncesinden tükenen, “Schindler'in Listesi” filminden de tanınan ve geçtiğimiz aylarda İstanbul’da müthiş bir konsere imza atan Itzhak Perlman’ın konser biletleri, Biletix.com üzerinden satılıyor. 20 milyon dolarlık Soil Stradivarius geri geliyor! Geçtiğimiz aylarda da Yapı Kredi sponsorluğunda İstanbul’da konser veren Perlman, bu yıl yine geçmişte Yehudi Menuhin’e ait Stradivari’nin altın çağında yapılmış en iyi kemanı olduğu düşünülen 1714 yapımı antik Soil Stradivarius ile katılacak. Perlman konsere, geçmişte Yehudi Menuhin’e ait Stradivari’nin altın çağında yapılmış en iyi kemanı olduğu düşünülen 1714 yılı yapım tarihli, 300 yıllık Soil Stradivarius ile katılacak. Perlman’ın kullandığı enstrümanın değerinin 20 milyon dolar olduğu tahmin ediliyor. 5 ayrı dalda Grammy sahibi... En İyi Oda Müziği ve En İyi Enstrümantal Solist Performansı gibi toplamda 5 ayrı dalda Grammy Ödülü’ne sahip olan Perlman’ın, Harvard, Yale, Brandeis, Roosevelt, Yeshiva ve Hebrew Üniversitelerindefahri ve onursal doktoraları bulunuyor. Schindler’in Listesi filminden de tanınan Perlman, 1945 yılında Birleşik Krallık Filistin Mandası altında bulunan Tel Aviv’de doğdu. Çocukluk yıllarında radyodan dinlediği klasik müziklerle kemana olan ilgisi başladı. İlk eğitimini Shulamit Konservatuarı’ndaveTel-Aviv MüzikAkademisi’ndeRivka Goldgart’tan aldı. Sonrasında Juilliard Okulu’nda büyük keman eğitmeni Ivan Galamian ve onun asistanı Deraothy DeLay ile çalışmak için Amerika Birleşik Devletleri’ne gitti. Perlman dört yaşında çocuk felci geçirmiştir.Zaman içinde iyileşerek koltuk değnekleri ileyürümeyi öğrenen Pearlman, hızlı hareket edebilmek ve otururken keman çalmak için elektrikli amigo scooter kullanıyor. 20- ve 21. yüzyılın en üstün kemancılarından biri olarak görülen Perlman, halen eşiyle birlikte New York’ta yaşıyor. 2009 yılındaki Barack Obama’nın göreve başlama merasiminde, John Williams’ın Air and Simple Gifts adlı eserinde Yo-Yo Ma (çello), Gabriela Montero (piyano) ve Anthony McGill (klarnet) ile birlikte sahne aldı. Son yıllarda, orkestra yönetmeye başlayan Perlman, Detroit Senfoni Orkestrası’nın başmisafir orkestra şefliği görevini de yürütüyor. 2002-2004 yılları arasında Saint Louis Senfoni Orkestrası’nda müzik danışmanı olarak hizmet verdikten sonra, Kasım 2007’de Westchester Senfoni Orkestrası Perlman’ın sanat yönetmenliğine ve baş orkestra şefliğine atandığını duyurdu. Bu çerçevede 11 Ekim 2008 tarihinde, Beethoven’ın 5.Piyano Konçertosu’nun çalındığı, Leon Fleisher’ın da yer aldığı Beethoven programında ilk konserini verdi. Leventritt Yarışması – Galibiyet En İyi Oda Müziği Performansı En İyi Enstrümental Solocu Performansı (orkestra ile) En İyi Enstrümental Solocu Performansı (orkestra olmadan) En İyi Klasik AlbümEn İyi Tasarlanmış Albüm, Klasik Newsweek Magazine, Perlman’ı baş makalede yayınladı A.B.D Başkanı Ronald Reagan tarafından “özgürlük madalyası” (Medal of Liberty) ile ödüllendirildi. A.B.D Başkanı Bill Clinton tarafından “sanatlar ulusal madalyası” (National Medal of Arts) ile ödüllendirildi Kennedy Merkezi Ödülleri (2003) Fahri / Onursal derecelerde Harvard, Yale, Brandeis, Roosevelt, Yeshiva and Hebrew üniversiteleri tarafından ödüllendirildi. milliyet
'Pulitzer' Ödülleri Açıklandı
ABD'nin en prestijli ödüllerinden biri olarak kabul edilen ve bu yıl 98.'si verilen 'Pulitzer' ödülleri sahiplerini buldu. 'Pulitzer Gazetecilik, Edebiyat, Drama ve Müzik' ödülleri, New York'da Columbia Üniversitesi'nin Gazetecilik Okulu'nda yapılan basın toplantısında, Pulitzer ödüllerinin yöneticisi Sig Gissler tarafından açıklandı. Pulitzer'in en önemli ödülü olarak kabul edilen 'Kamu Hizmeti' dalındaki ödülü, Ulusal Güvenlik Kurumu (NSA) eski çalışanı Edward Snowden'in basına sızdırdığı gizli belgeleri yayımlayan Guardian US ve The Washington Post aldı. Sıcak Gelişme Haberciliği katagorisinde ise geçtiğimiz yıl Boston Maratonu'nda meydana gelen patlamayı takip eden Boston Globe çalışanları aldı. Bu yıl 4. kez 'Kamu Hizmeti' ödülü 2 gazete arasında paylaşılmış oldu. ‘Makale’ katagorisinde ise ödül verilmedi. Snowden'in sızdırdığı belgelerde ABD'nin birçok devlet başkanını dinlediği ve milyonlarca insanın e-mail bilgilerine ulaştığı ortaya çıkmıştı. Önce Guardian gazetesinde yayınlanan belgeler daha sonra Washington Post, New York Times ve Wall Street Journal'da da yayınlanmıştı. ABD hükümeti Snowden hakkında casusluk davası açmıştı. 1917 yılından bu yana verilen 'Pulitzer' ödülleri, ABD'de gazeteciliğin en seçkin ödülü olarak kabul ediliyor. Bu ödülü kazananlar, ayrıca 10 bin dolarlık para ödülünün de sahibi oluyor. Sadece gazetecilikte kamu hizmeti dalında ödül alan gazeteye altın madalya veriliyor. Gazetecilik dalında verilen ödüller şöyle: Kamu Hizmeti: Guardian US ve The Washington Post Sıcak Gelişme Haberciliği: The Boston Globe çalışanları Araştırmacı Gazetecilik: Chris Hamby of The Center for Public Integrity, Washington DC Aydınlatıcı (Açıklayıcı) Gazetecilik: EliSaslow (Washington Post) Yerel Habercilik: Will Hobson and Michael LaForgia of the Tampa Bay Times (Florida) Ulusal Habercilik: David Philipps of The Gazette, Colorado Uluslararası Habercilik: Jason Szep and Andrew R.C Marshall (Reuters) Yorum: Stephen Henderson (Detroit Free Press) Eleştiri: Inga Saffron, Philadelphia Inquirer Editöryal yazı: The Oregonian Editöryal çalışanları (Portland) Karikatür: The Charlotte Observer gazetesinden, Kevin Siers Flaş Haber Fotoğrafı: Tyler Hicks The New York Times Haber Fotoğrafı: Josh Hanner, The New York Times cihan.com.tr ORHAN AKKURT
Türk Erkeği Ve Diğer Mucizeler
Gazeteci Murat Toklucu 'nun 'Türk Erkeği ve Diğer Mucizeler, Zihinler Altında 20.000 Fersah' kitabı çıktı. Kitap, Toklucu'nun, zevk ve meraktan başladığı on yıllar öncesinin gazete kupürlerini inceleme ve toplama işini sistematiğe dökmesiyle ortaya çıkmış. İletişim Yayınlarından çıkan serinin ilk kitabı, yazarın deyişiyle 'nev-i şahsına münhasır memleket hallerini birbirine bağlayan bir zihniyet haritası' çıkarıyor ortaya. Ediştörlüğünü Tanıl Bora'nın ve oldukça güzel tasarımını Suat Aysu'nun yaptığı kitapta yer alan konu başlıkları şöyle: 'Türk erkeği efsanesi, Atatürk filmi nasıl çekilemedi?, Striptiz millî bünyeye zararlı mı?, Yeşil Yol: Yeşilay ve içki yasağı mücadelesi, Bir iletişim aracı: Belediye hoparlörü, Veliefendi hipodrom isyanları, Bir dernek macerası, 1959 il olmak isteyen ilçeler savaşı, Gerçek bir sanatçı, büyük bir dolandırıcı, İlk Türk gangsterleri, Türkiye vampirini arıyor, Türk futbol tarihinin ilk şikeli maçı, Bitli bitnikler, Altın Makas polis karakolu, İmamın karısı vakası, İstanbul'a metro müjdesi, Temel atma rekortmeni Necmettin Erbakan, Âlemlerin kralı Cüneyt Arkın, Bagajında odun taşıyan 'Türk Elvis'i, Bir milletin homofobiyle imtihanı 1: AİDS, Bir milletin homoiobiyle imtihanı 2: Bülent Ersoy, Ne acayip mafyamızdın sen İnci Baba, Futbolcuların seks hayatı bizi neden ilgilendiriyor?' Kitapta kupürlerden oluşan yazılar öyle 'ciddi' meselelere değil, daha duyulmamış küçük vakalara dair. Yazar, önsözünde gazete arşivlerinde dikkatinizi çe­kecek ilk şeylerden birinin bazı şeylerin hiç değişmemesi, yıllardır aynı konular üzerinde bıkıp usanmadan konuşulması olduğunu söyleyerek buna birkaç örnek veriyor. 'Spor sayfalarına göz atıp 1940'ların başından beri en az elli kez stadlarda yaşanan olayları önlemek için yeni kararlar açıklandığını, 60 yıl arayla açıklanan bazı karar­ların neredeyse kelimesi kelimesine aynı olduğunu ve bu kadar gürültüye rağmen bir arpa boyu yol alınamadığını görebilirsiniz. 'Ya da sözgelimi 30'lu yıllardan bugüne dek gazetelerde çıkan düğünde kaza kurşunuyla ölen in­san haberi sayısının çokluğunu görüp, bir ülke insanı­nın bu kadar zamanda düğünde havaya ateş etmemeyi öğrenememesine hayret edersiniz. '1969 yılında dönemin başbakanı Süleyman Demirel'in 'Gerekirse sokağa solculardan daha fazla adam dökeriz. Onların beş bin kişi topladığı yerde biz iki yüz bin kişi toplarız' cümlesini arşivlerde okumuşsanız, 44 yıl son­ra Tayyip Erdoğan'ın sadece rakamları değiştirerek aynı cümleyi kurmasına belki şaşırmaz ama sağ iktidarların değişmeyen zihin yapısına dair ilginç bir örnek görmüş olursunuz.' Toklucu, zaman içinde bazı ilginç zihniyet değişikliklerine de dikkat çekiyor: 'Örneğin 1946'da Yeşilay yönetimi 'İçki içeceğinize mey­ve yiyin' önerisi yaptığında pek ciddiye alınmamış, sa­dece bazı köşe yazarları açıklamayla alay eden yazılar yazmıştır. Bugün ise başbakan 'Şarap içeceğinize üzüm yiyin' diyebiliyor, 70 yıl önce gülünüp geçilmiş bir söz ülkenin en önemli gündem maddesi haline gelebiliyor ve bir köşe yazarı televizyonda başbakanı 'Üzüm yeme­yin şarap için mi deseydi?' diye coşkuyla savunabiliyor. Özetle, zaman değişiyor ve dün marjinal olan bugün son derece normal hale gelebiliyor.' (NV) Murat Toklucu, 'Türk Erkeği ve Diğer Mucizeler, Zihinler Altında 20.000 Fersah', İletişim Yayınları, 242 sayfa.Bianet
Reklam
Avrasya Tüneli'nden Geçiş 4 Dolar
Ulaştırma Bakanı Elvan, Avrasya Tüp Tüneli Projesi’nde tünel açma makinasının montajının tamamlandığını ve yakında çalışmaya başlayacağını söyledi. Elvan’ın verdiğiye bilgiye göre, Haydarpaşa’dan Cankurtaran’a 3,4 km tünel açılacak, geçiş ücreti 4 dolar olacak. Avrasya Tüp Tünel Geçişi, önümüzdeki yıl devreye girmesi bekleniyor. 14.6 kilometrelik dünyanın 6’ncı büyük tüneli sayesinde Kazlıçeşme’den Göztepe’ye 15 dakikada geçilebilecek. Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanı Lütfi Elvan, Marmaray Projesi’nin kardeşi olarak nitelendirilen Avrasya Tüp Tünel Projesi’nde 14 metre yüksekliğe sahip dev köstebeğin montajını tamamlandıklarını belirtti. Bakan Elvan, “Çok yakında İstanbul Boğazı’nın altını delmeye başlıyoruz” dedi. Bakan Elvan, Avrasya Tüp Tünel Projesi’nin Marmaray’ın kardeşi olacağını ancak sadece karayolu araçları için yapılacağını belirterek, “Günde 90 bin araca hizmet verecek tünel biri gidiş biri dönüş olmak üzere 2 katlı olacak” diye konuştu. Elvan, 2 milyar liranın üzerinde maliyeti bulunan projenin kazı çalışmalarında önemli ilerleme sağladıklarını belirterek, doğu yönünde kazı çalışmalarında ilerlemenin yüzde 70’in üzerinde olduğunu kaydetti. Kazlıçeşme-Göztepe arasını 100 dakikadan 15 dakikaya indirecek projede, Boğaz’ın altından geçecek tünelin delme işlemlerinin başlamak üzere olduğunu belirtti. Dev köstebek Haydarpaşa Limanı’ndan Cankurtaran’a kadar olan 3.4 kilometreyi Boğaz’ın 106 metre altından kazacak. 1.500 ton ağırlığında olan ve 130 metre uzunluğundaki bu makineyi 40 metre derinlikte monte edildi, 1.5 yıldan kısa sürede kazı işlemlerini tamamlanması planlanıyor. Elvan geçişlerde alınacak ücretin KDV dahil 4 dolar olacağını açıkladı. IMC
Bahar İçin En Güzel Sarı Saç Tonları!
Güneş kendini göstermeye başladığında artık saçlarımızı yenileme vaktimiz geldiğini hissediyoruz. Yeni bir saç rengi denemek için bahar en ideal mevsim. Artık abartılı renkler, röfleler yerine saçlarda doğal görünüm tercih ediliyor. Uçlarda yapılan açık tonlamalar sanki güneşte kendiliğinden açılmış gibi hafif. İşte baharın hafifliğine uygun en güzel sarı saç tonları!
Reklam
Kaliteli Demokrasi, Güçlü Hukuk Devleti Olmayınca, Ekonomi De Küme Düştü
IMF’YE GÖRE TÜRKİYE 17. SIRADAN 19. SIRAYA İNECEKCHP Genel Başkan Yardımcısı Umut Oran, kaliteli demokrasi, güçlü bir hukuk devleti olmayınca ekonominin de güçlü olmadığını, refah ve gerçek bir büyüme yaratılamadığına işaret ederek, 'Türkiye Cumhuriyetin yüzüncü yılında dünyada ilk 10 ekonomi arasında yer almak istiyorsa demokrasi kalitesini arttırmamız ve tam manasıyla bir hukuk devleti olmamız lazım.Bu zihniyetle devam edersek değil en büyük 10 ekonomiden biri olmayı, G20’nin bile dışında kalmakla karşı karşıya kalacağız' dedi.CHP İstanbul Milletvekili Umut Oran, konuyla ilgili olarak yazılı açıklama yaparak şunları kaydetti:Kaliteli demokrasi, güçlü bir hukuk devleti olmayınca ekonomi de güçlü olmuyor, refah ve gerçek bir büyüme yaratmıyor.Türkiye Cumhuriyetin yüzüncü yılında dünyada ilk 10 ekonomi arasında yer almak istiyorsa demokrasi kalitesini arttırmamız ve tam manasıyla bir hukuk devleti olmamız lazım.Bu zihniyetle devam edersek değil en büyük 10 ekonomiden biri olmayı, G20’nin bile dışında kalmakla karşı karşıya kalacağız.IMF’ye göre Türkiye, 2013 yılında GSYH büyüklüğüne göre ülke sıralamasında 17’nciliğini korurken, bu yıl Hollanda ve Suudi Arabistan’a da geçilerek 19’unculuğa düşecek.Türkiye 2014’te, dünyanın önde gelen sanayileşmiş ve gelişmekte olan ülkelerini kapsayan  G20 ’de en alt sınıra doğru iniyor.  Büyük ekonomi sıralaması GSYH büyüklüğüne göre yapılırken, bir ülkenin asıl kalkınmışlığı ve refah seviyesini kişi başına GSYH’si gösteriyor.Kişi başına GSYH’ye göre yapılan sıralamada ise 2013’te bir basamak düşerek 65’inci olan Türkiye’nin bu yıl 2 basamak daha düşerek 67’nciliğe ineceği tahmin ediliyor.Türkiye, kişi başına GSYH’a göre sıralamada 2000 yılında dünya ülkeleri içinde dünyada 63’üncü sıradaydı. 2002 sonundan bu yana işbaşında olan AKP döneminde anlatılan “hızlı büyüme” masallarına rağmen Türkiye, 2000 yılındaki sırasının hala çok altında.Türkiye’nin kişi başına milli gelirde ise çok altlardaki sırasının giderek daha da aşağılara inmesi dünya ile karşılaştırmada kalkınmışlık ve refah düzeyinin giderek gerilediğini gösteriyor.2014’te öngörülen kişi başına GSYH’ye göre Türkiye, sadece Lüksemburg, Norveç, İsviçre, İsveç, Danimarka, Almanya, Fransa, ABD, Japonya gibi gelişmiş ülkelerin değil; İsrail, Umman, Bahreyn, Lübnan gibi Ortadoğu, Çek Cumhuriyeti, Slovakya, Slovenya, Estonya, Litvanya, Macaristan, Hırvatistan gibi eski Doğu Bloku ülkelerinin de altında kalıyor. Uruguay, Şili gibi Orta Amerika ülkeleri ve eski Sovyet ülkesi Kazakistan’ın kişi başına milli geliri Türkiye’den daha yüksek. Gabon, Panama, Venezuela, Palau, Barbados ve Şeyseller bile kişi başına gelirde Türkiye’nin önünde…IMF’ye göre Türkiye 2014 yılında 19’uncu sıraya düşecekBüyük ülke, itibarlı ülke, güçlü ülke olmanın yolu kaliteli demokrasiden geçiyor. Türkiye bugün Türkiye insani gelişmişlik sıralamasında 187 ülke arasında 90’ıncı sırada, basın özgürlüğü sıralamasında 179 ülke arasında 154’üncü, cinsiyet eşitliği bakımından 134 ülke arasında 120’inci sırada yer alıyor. Türkiye dünyada “hibrid rejim” ya da “yarı demokrasi” olarak geçiyor.Bağımsız ve tarafsız bir yargı olmazsa, güçlü bir ülke ve kaliteli bir demokrasi de olmuyor. Adalet Bakanlığı Adli Sicil ve İstatistik Genel Müdürlüğü tarafından son açıklanan verilere göre 2002 yılında cumhuriyet savcılarının soruşturma evresinde bir dosyayı görme süresi 212 günken, bugün bu süre 363 gün.  2002 yılında Cumhuriyet Savcıları 2.953.000 dosyayı soruştururken, 2012 yılında 6.285.000 dosyayı soruşturmuş, soruşturulan her 2 dosyanın sadece 1’inde kamu davası açılmasına karar verilmiş. 2002 yılında Ceza Mahkemelerinde bir dava ortalama 232 gün sürerken bu süre 2011 yılında 291 güne çıkmış, 2012 yılında 229 güne inmiş. Yani 10 yılda 4 gün ilerleme sağlanmış. Hukuk mahkemelerinde de aynı trend devam ediyor. 2002 yılında bir dosya 174 günde görülürken 2012 yılında 232 günde görülmüş. 2002 yılında Yargıtay Ceza Daireleri ve Genel Kurulu’nda 244.000 dosya varken bu sayı 2012 yılında 770.000’e çıkmış. Bir dosyanın ortalama görülme süresi 2 kattan fazla artmış. 2002 yılında bir dosya 138 günde görülürken, 2012 yılında 306 günde görülüyor. Bu veriler de gösteriyor ki, Türkiye’de hukuk işlemiyor, yargı hızlı, adil ve bağımsız karar alamıyor.Türkiye Cumhuriyetin yüzüncü yılında dünyada ilk 10 ekonomi arasında yer almak istiyorsa, demokrasi kalitesini arttırmamız ve tam manasıyla bir hukuk devleti olmamız lazım. Eğer bir ülkede hukukun üstünlüğü olmazsa, yargı bağımsızlığı olmazsa, kuvvetler ayrılığı çalışmazsa, kaliteli ve gerçek demokrasi olmuyor. Kaliteli demokrasi, güçlü bir hukuk devleti olmayınca ekonomi de güçlü olmuyor, refah ve gerçek bir büyüme yaratmıyor.Gelir dağılımı adaletli olmayınca, kişi başına düşen gelir artmayınca, refah ve kalkınma bireye yayılmazsa da gerçek manada büyüme olmuyor İnsan hakları standartı yüksek olmayınca, ekonomi de güçlü olmuyor. Hukuk yoksa, demokrasi yoksa, güçlü ekonomi yoksa, o ülke itibarlı ve güçlü ülke de olmuyor. Bu nedenle de Türkiye sıralamalardaki yerini kaybediyor. Bu zihniyetle devam edersek, değil en büyük 10 ekonomiden biri olmayı G20’nin bile dışında kalmakla karşı karşıya kalacağız.IMF’ye göre Türkiye, 2013 yılında GSYH büyüklüğüne göre ülke sıralamasında 17’nciliğini korurken, bu yıl Hollanda ve Suudi Arabistan’a da geçilerek 19’unculuğa düşecek . Kişi başına GSYH’ye göre yapılan sıralamada ise geçen yıl bir basamak düşerek 65’inci olan Türkiye’nin bu yıl 2 basamak daha düşerek 67’nciliğe ineceği tahmin ediliyor.2000 yılında Türkiye dünyanın en büyük 18’inci ekonomisiydi.Cari fiyatlarla dolar cinsinden GSYH tutarına göre yapılan değerlendirmeye göre 2000 yılında Türkiye dünyanın 18’inci büyük ekonomisi konumunda bulunuyordu. Bülent Ecevit hükümetinin ABD’nin Irak operasyonuna destek vermemesi üzerine, yapılan manipülasyonla ani sıcak para çıkışı yoluyla ağır bir ekonomik kriz yaşatılan 2001 yılındaki hızlı küçülmeyle Türkiye büyük ekonomi sıralamasında 22’nciliğe düştü. İzleyen yıllarda yeniden büyümeye geçen Türkiye 2002’de 21’inci, 2003’te 18’inci, 2004’te 17’nciliğe yükseldi ve izleyen altı yılda bu sırayı korudu. Türkiye, 2011’de ise Endonezya’nın yükselişi sonucu 18’inciliğe indikten sonra 2012’de ise Hollanda’nın bir basamak düşmesi ile tekrar 17’nci oldu. 2013’te de bu sırayı koruyan Türkiye’nin bu yıl ise 2 basamak birden düşerek 19’unculuğa ineceği tahmin ediliyor.Üstelik IMF, Türkiye’nin 2013 yılı GSYH’sını 827.2 milyar dolar olarak öngörürken, TÜİK’in geçtiğimiz günlerde açıkladığı tutar 820 milyar dolarla bunun da altında kaldı. 2014 yılı için de hükümetin açıkladığı OVP’de yer alan 867 milyar dolarlık hedefe karşılık IMF tahmini bu yıl için 767.1 milyar dolar düzeyinde bulunuyor.2013’te sıralama fazla değişmedi…IMF’nin 8 Nisan itibariyle güncellediği veri tabanına göre 2013 yılında milli gelirde ilk 7 ülkenin sırası değişmedi. ABD 16 trilyon 780 milyar dolarla birinciliğini korurken, Çin 9 trilyon 181 milyar dolarla ikinci,  Japonya 4 trilyon 902 milyar dolarla üçüncü sırada yer aldı. Bu ülkeleri 3 trilyon 636 milyar dolarla Almanya, 2 trilyon 737 milyar dolarla Fransa, 2 trilyon 536 milyar dolarla İngiltere, 2 trilyon 243 milyar dolarla Brezilya izledi. Rusya 2 trilyon 118 milyarla bir basamak yükselip 8’inci olurken, İtalya 2 trilyon 71 milyar dolarla 9’unculuğa düştü. 1 trilyon 871 milyar dolarlık milli gelire sahip Hindistan’ın 10’uncu sıradaki yeri değişmedi.Sırasıyla Kanada, Avustralya, İspanya, Meksika, Güney Kore, Endonezya, Türkiye, Hollanda ve Suudi Arabistan dolar cinsinden GSYH’ye göre ilk 20 ülke arasında yer aldı.Suudi Arabistan ve Hollanda 2014’te Türkiye’yi solluyor…Tahminlere göre 2014 yılında, 17 trilyon 528 milyar dolarla ABD en büyük ekonomi olmaya devam ederken, ikinci sıradaki Çin’in GSYH’si 10 trilyon doları aşacak, üçüncü sıradaki Japonya’nın milli geliri de 4 trilyon 846 milyar dolara yükselecek.IMF projeksiyonlarına göre 2014 yılında da ilk 20 ülkenin sıralaması çok fazla değişmezken, en dramatik değişimi Türkiye yaşayacak. 18’inci sıradaki Hollanda ile 19’uncu sıradaki Suudi Arabistan’ın birer basamak yükselmesi sonucu Türkiye 2 basamak birden düşerek 19’unculuğa inecek.G20 dışında kalma riski var…AKP döneminde Türkiye’nin ekonomik büyümesi, cari açığı patlatma pahasına, “sıcak para” ile finanse edildi, sözü edilen “hızlı” büyüme masalının aksine, “el parası” ile kağıt üzerinde sahte bir büyüme sağlandı. Ancak bunun ülkeye ve topluma bir hayrı dokunmadı. Türkiye 2014’te, dünyanın önde gelen sanayileşmiş ve gelişmekte olan ülkelerini kapsayan  G20’de en alt sınıra doğru iniyor .Ekonomik hacim mi halkın refah düzeyi mi?Büyük ekonomi sıralaması GSYH tutarına göre yapılırken, bir ülkenin GSYH büyüklüğünün nüfusu ile de orantısı bulunuyor. Çin, Hindistan gibi kalabalık nüfuslu ülkelerin ilk 20 ekonomi arasına girmesine, bu ülkelerin kalkınmışlığının yanı sıra, hatta ondan daha fazla nüfus faktörü etki ediyor. Bir ülkenin kalkınmışlığı ve refah seviyesini ise asıl kişi başına GSYH’si gösteriyor. Asıl bakılması gereken, kişi başına milli gelir sıralamasında Türkiye’nin nerede olduğu ve AKP döneminde nereden nereye geldiği…İlk 20 ekonomi arasında yer alan Türkiye’nin kişi başına milli gelirde ise çok alt sıralarda bulunması ve sıralamadaki yerinin giderek aşağılara inmesi ülkenin kalkınmışlık ve refah düzeyinin dünya ile karşılaştırmada göreli olarak gerilediğini gösteriyor.Türkiye, kişi başına gelirde 67’nciliğe düşüyor…Türkiye, 2013 yılında GSYH büyüklüğüne göre ülke sıralamasında 17’nciliğini korurken, kişi başına milli gelire göre ülkeler sıralamada ise bir basamak düşerek 65’inci oldu. 2014’te ise Türkiye’nin 2 basamak birden düşerek 67’nciliğe ineceği öngörülüyor.2012’de Türkiye,  TÜİK’e göre 10 bin 497 dolar, IMF’ye göre 10 bin 523 dolar olan kişi başına milli geliri ile 64’üncü sırada yer alıyordu. 2013’te ise Türkiye IMF’ye göre 10 bin 815 dolar olan ancak TÜİK’in 10 bin 782 dolarla daha da düşük açıkladığı kişi başına GSYH ile 65’inciliğe geriledi. 2014’te ise OVP’deki 11 bin 277 dolarlık hedefe karşılık IMF,  9 bin 920 dolarlık kişi başına milli gelir öngörüyor. Bu da Türkiye’nin 2 basamak daha düşerek 67’nciliğe inmesi anlamına geliyor. Bu da AKP’nin 11 yılı aşan iktidarında “hızlı büyüme” masallarına rağmen halkın refah düzeyini dünyanın gerisinde bıraktığının; dünya ile karşılaştırmada göreli olarak halkı yoksullaştırdığının kanıtı…Kişi başına gelirde Gabon’un bile gerisindeyiz…IMF projeksiyonlarına göre kişi başına milli gelirde Lüksemburg bu yıl 116 bin 134 dolarla açık ara birinciliğini koruyacak. Lüksemburg’u 99 bin 574 dolarla Norveç,  96 bin 635 dolarla Katar, 86 bin 145 dolarla İsviçre, 61 bin 889 dolarla Danimarka izleyecek.2014’te öngörülen kişi başına GSYH’ye göre Türkiye, sadece Lüksemburg, Norveç, İsviçre, İsveç, Danimarka, Almanya, Fransa, ABD, Japonya gibi gelişmiş ülkelerin değil; İsrail, Umman, Bahreyn, Lübnan gibi Ortadoğu, Çek Cumhuriyeti, Slovakya, Slovenya, Estonya, Litvanya, Macaristan, Hırvatistan gibi eski Doğu Bloku ülkelerinin de altında kalıyor. Uruguay, Şili gibi Orta Amerika ülkeleri ve eski Sovyet ülkesi Kazakistan’ın kişi başına milli geliri Türkiye’den daha yüksek. Gabon, Panama, Venezuela, Palau, Barbados, Şeyseller bile kişi başına gelirde Türkiye’nin önünde…Ekonomisi “iflas” etti denilen Yunanistan’ın kişi başına milli gelirinin 2014’te 22.6 bin dolar, Kuzey Kıbrıs’ın ise 24.2 bin dolarla Türkiye’yi ikiye katlıyor.
Hangi Yüzüklerin Efendisi Karakterisin?
etiket
J. R. R. Tolkien'in başarısı hemen hemen tüm insanlığı kapsayabilen tipleştirmelerinden gelir. Bu karakterlerin zaafları ve güçleri herkes için geçerlidir kuşkusuz. Peki, siz bu karakterlerden hangisisiniz?  Bu testi yapmadan geçemezsin!..
Lenovo'dan 130$'a 13MP Kamera ve 8 Çekirdekli Telefon
Motorola'nın mobil bölümünü satın olarak bu kategoride daha iddialı olacağını açıkça ortaya koyan Lenovo, yakın zamanda mobil dünyasına oldukça iddialı bir telefon sunacak. Golden Warrior S8 (Altın Savaşçı) olarak isimlendirilen telefonu iddialı yapan özelliği ise fiyatı. Şu an için sadece Çin'de bazı görsellerde ortaya çıkan Golden Warrior S8 sahip olduğu teknik özellikler orta sınıfta, fiyatı itibariyle ise giriş seviyesinin de altında konumlandırılacak. Golden Warrior S8'in fiyatı sadece 130 dolar olacak. İnanılmaz bir fiyata sahip akıllı telefonun dünya genelinde satışa sunulup sunulmayacağı henüz bilinmiyor, ancak satıldığı takdirde akıllı telefon kategorisinde dengeleri değiştirebilir. 5.3-inç büyüklüğünde Gorilla Glass 3 ile güçlendirilen HD çözünürlüklü LCD ekranla donatılan modelin güç birimini MediaTek cephesinden 1.4GHz'de çalışan 8 çekirdekli MTK6592 işlemcisi oluşturuyor. Bellek tarafına baktığımızda 2GB RAM, 16GB depolama ve microSD kart desteği karşımıza çıkıyor. Golden Warrior S8'in bunun dışında Android 4.2.2 Jelly Bean, 13MP arka kamera, 5MP ön kamera, 2.000mAh kapasiteli pil, altın sarısı rengi ve çift SIM kart desteği gibi dikkat çeken özelliklere sahip. Lenovo düşük maliyetli akıllı telefonlarını Çin dışında satışa sunmuyor. Dünya devi üretici ürünlerini genel olarak Asya ve diğer Güney Doğu Asya ülkelerinde kullanıcılarla buluşturuyor. Motorola'yı satın olarak dünya geneline açılma noktasında önemli bir eşik atlayan Lenovo dileriz fiyatı ve teknik özellikleriyle dikkat çeken Golden Warrior S8'i birçok ülkede satışa sunar.teknolojioku
Reklam
Göz Hastanesi Açmak
Son yıllarda hızla artan diğer bir sektör de göz hastaneleri oldu. Son bir yılda açılan göz hastanesi sayısı 50 adeti geçti.Göz hastanelerinin hedef kitlesi şehir merkezinden uzak alanlar olarak belirleniyor. Bu ince ayrıntı göz önünde bulundurularak Anadolu’da göz hastanesi yatırımı yapmak mantıklı bir girişim adımı olarak ele alınabilir.Sadece göz alanında faaliyet veren bu sağlık merkezlerinin girişim maliyeti biraz bütçeleri zorlasa da devlet ve diğer yatırımcılar tarafından desteklenen bir alandır.Göz hastanesi kurulumu bitirildikten sonra faaliyet start verilmesi ile birlikte yatırımcılar kar aşamasına geçmektedir.Yazının devamı içinhttp://isfikri.org/goz-hastanesi-acmak.html
Pişman Etmez Bu Aşk İnsanı
Sinema tarihinin en etkileyici yönetmenlerinden İstanbul doğumlu Elia Kazan’ın mektupları, kitaplaştırıldı. Kazan’ın mektupları, 22 Nisan’da ABD’de Selected Letters of Elia Kazan adıyla yayımlanacak. Seçki, 2003’te 94 yaşında hayatını kaybeden yönetmenin etraflıca bir portresini çizmese de, 20’nci yüzyılın en büyük yönetmenlerinden birinin zihnine ışık tutması bakımından önem taşıyor. Elia Kazan’ın mektupları, Hollywood’un altın çağında şöhretin doruklarında gezen yıldızlar hakkında yönetmenin görüşlerini de içeriyor. Kazan; Warren Beatty’den Marlon Brando’ya, Paul Newman’dan James Dean’e pek çok isim hakkında düşündüklerini açıkça kaleme almış. Kitapta, yönetmenin eşini Marilyn Monroe’yla aldattığını itiraf ettiği bir mektup da yer alıyor. Kazan, eşi Molly Day Thatcher’a yazdığı mektupta, Hollywood’dan ne denli nefret ettiğini de belirtiyor: “Acı acı, deli gibi nefret ediyorum. Farkında olmadan çürümenin farklı evrelerinde salınan çok çok iyi insanlarla dolu... Ve çok süslü olmasının dışında mezar gibi, kabir gibi, mezar çukuru gibi bir yer.” Marilyn’e yardım ettim hiç de pişman değilim ElIa Kazan, 1955’te eşi Molly Day Thacher’a yazdığı mektubunda, Marilyn Monroe ile ilişki yaşadığını itiraf ediyor. Kazan, mektubunda eşini incittiği için utandığını ama üzgün olmadığını yazıyor: “Utandığım şey hakkında sana yazamamamın nedeni, utanmam. Seni incittiğim için utanıyorum. Öte yandan, suçlu ve aşağılık hissetmek zorunda kaldığım için de içerliyorum. “Hiçbir anlamı yoktu, demek yerinde olabilir. Ama insanî bir tecrübeydi ve eğer senin için bir önemi varsa gayet insanî bir şekilde başladı. Sevgilisi yeni ölmüştü. Adamın ailesi, naaşı görmesine bile izin vermiyordu... Harmon Jones’un setinde tanıştık. Onu gördüğümde gözyaşları içindeydi. Kimsesiz bir çocuk gibi acınası göründüğü için onu yemeğe çıkardım. Bütün akşam hıçkıra hıçkıra ağladı. Onunla ‘ilgilenmiyordum,’ sonraları oldu bu.... Yetenekli, komik, hassas, çaresizdi. Charlie Chaplin’in bütün karakterlerinin vücut bulmuş hâli gibiydi. “Ondan etkilendiğim için hiç utanmıyorum. Onu tanıdığımda bir sokak kedisinden farkı yoktu. Sanırım ona umut verdim. Pazarlandığı gibi, her hareketinden cinsellik akan biri değildi. Öyle biri varsa da, ben bilmiyorum zaten. “Yaşananlar için hiç üzgün değilim. Seni seviyorum ve sana yardım etmek istiyorum. Seni incittiğim için üzgünüm. Gel gör ki, ben de bir insanım. Bir daha olabilir, inkâr edemem. Umarım olmaz, zira daha önce olmaması için çok direndim. Ama bu sefer direnemedim işte. Ona yardım ettim. Eğer dediklerim hoşuna gitmiyorsa ve onurunu korumak adına benden boşanmak istersen, hiç durma. Benden boşanırsan, açıkça söyleyeyim: Yine evlenirim ve çocuk yaparım. Ben bir aile babasıyım ve bu işte çok da iyiyim. Sen ne dersen de, umurumda değil.” Paul Newman, Brando’dan daha erkeksi ElIa Kazan’ın, A Street Car Named Desire/ İhtiras Tramvayı filminde birlikte çalıştığı Marlon Brando’yla yakın bir dostluğu vardı. Ne ki, yönetmenin, aktör hakkındaki şüpheleri de uzun süre devam etti. Kazan, senarist Budd Schulberg’e yazdığı 1953 tarihli mektubunda başrolü Brando’ya vermek konusunda şüpheleri olduğunu yazıyor. “Bu iş için Brando diye tutturmayacağım. Hatta çok yanlış bir seçim olur bence... Eğer Brando’yu alamazsak, benim oyum Paul Newman’dan yana. Bu çocuk, kesinlikle büyük bir film yıldızı olacak. En az Marlon Brando kadar yakışıklı, ayrıca ona kıyasla daha erkeksi.” Brando’nun başrolde olduğu Rıhtımlar Üstünde; En İyi Yönetmen, En İyi Erkek Oyuncu ve En İyi Senaryo da dâhil olmak üzere sekiz dalda Oscar kazanmıştı. Yakışıklısın, daha ne istiyorsun be adam ElIa Kazan’ın 1961 tarihli A Splendor in the Grass/ Aşk Bahçesi filminde Warren Beatty ve Natalie Wood başrolde yer alıyordu. Film sırasında Kazan, adeta Beatty’nin akıl hocası oldu. Ne ki, yönetmen Beatty’ye eleştirilerinde lafını hiç sakınmıyor. Kazan, 1963 tarihli mektubunda Warren Beatty’den “diva gibi hâl tavrına bir ket vurmasını” istiyor: “Sevgili Warren Beatty, arkadaşının sabırsızlığını mazur gör. Ama Maryland’deki herkesin burnundan getirdiğini duyduğumda umutsuzluğa düşüyorum... Her şeyin var: Yakışıklısın, zekisin, yeteneklisin. Ziyan etme bunları.” ElIa Kazan, yazar John Steinbeck’e yolladığı mektubunda East of Eden/ Cennet Yolu romanının beyazperde uyarlaması için uygun başrolü bulmakta yaşadığı zorlukları anlatıyor. Kazan, film için en uygun oyuncunun James Dean olduğunu yazıyor Steinbeck’e: “Şu Jimmy Dean’de karar kılmadan önce pek çok çocuğa baktım. Brando’nun endamı onda yok ama çok daha genç ve çok ilginç bir karakteri var; cesur ve kendine özgü bir tuhaflığı var. Ne olduğunu bilmiyorum ama “gerçek bir sorunu” var. Biraz aylak bir tip ama çok iyi bir oyuncu ve ehveni şer bence.”Taraf
Dolar mı? Altın mı? Euro mu? Hangi Yatırım Daha Karlı?
Dolar mı, altın mı, euro mu sorusu son birkaç senenin en popüler yatırım sorularından birisi. Dolar gibi dünyanın en güçlü para birimine mi, yoksa 12 yıllık boğa piyasası saltanatı süren ve yatırımcılarına sürekli kazandırmış olan altına mı yatırım yapmak gerekiyor? Avrupa Birliği para birimi olan Euro ise ekonomik krizlerden daha ne kadar etkilenir?Genel olarak hemen hepimizin paraya olan ihtiyacı artış gösterdi. Bunun nedeni ise gelişen teknoloji, yükselen yaşam standartları ve bunun dışında kişisel ihtiyaçlarımız gösterilmektedir. Gelecekte daha iyi bir yaşama sahip olmak, çocuklarımıza daha iyi bir eğitim olanağı sunmak, emeklilikte rahat bir yaşam sürmek, kendi işimize, evimize sahip olmak gibi milyonlarca ihtiyacımız var.Paraya olan ihtiyacımıza ek olarak günümüzde parayı daha bilinçli bir şekilde yönettiğimizi de söylemek gerekir. Birikim yapma konusunda herkes çok daha sağlam adımlar atıyor ve geleceğe yönelik yatırım yapıyor. Bu yatırım da çok farklı şekillerde yapılmaktadır. Kimisi gayrimenkul yatırımı yapıyor, kimisi eski yöntemle bankalarda bekletiyor. Kuyumcudan altın alarak yastık altı denilen şekilde paranın değerlendirilmesi ise günümüzde pek tercih edilmiyor ve bankalarda oluşturulan altın hesapları kullanılıyor.Günümüzde yatırım yapma konusunda da daha bilinçli olduğumuzu belirtmek gerekir. Finans piyasalarına duyulan güven artmış durumda ve başarılı yatırımcı sayısında artış gözlenmektedir. Finans piyasalarının eskiye göre daha iyi bir şekilde denetlenmesi, işlem özelliklerinin günümüz teknolojisi ve şartları ile uyumlu hale getirilmesi gibi nedenlerden dolayı yatırımcıların finans piyasalarına olan güveni artmış durumda. Forex ve borsa piyasası günümüzün en yüksek işlem hacmine sahip finans piyasalarıdır ve borsa nasıl oynanır 1 sitesi olarak bu iki finans piyasası hakkında yeni yatırımcılara bilgiler vermeye devam ediyoruz.Altın Yatırımı Karlı mı? Altın 12 yıllık geçmişi boyunca yatırımcılarına sürekli kazanç sunmuştur. Merkez bankalarının elinde her daim rezerv olarak bulunduğu için de güvenli liman olarak değerlendirilmektedir. Dövizlere güvenin azaldığı zamanlarda ilk olarak tercih edilen emtiadır. Bilindiği gibi altın 2013 yılında göstermiş olduğu performans nedeniyle artık güvenli liman olarak görülmüyor ve yatırımcılarına büyük kayıplar yaşattı. 12 yıl boyunca düzenli bir artış gösteren altın 1,800 dolar seviyelerinden 1,180 dolar seviyelerine kadar sert düşüşler gösterdi ve ayı piyasası hakimiyetine girdi. Durum böyle olunca birçok uzman ve ünlü yatırımcı altından uzak durulması gerektiği hakkında uyarılarda bulundu. Altın yatırımları ile ünlü olan Paul Johnson yaşamış olduğu büyük kayıpla gündeme damgasını vuran isim oldu. Dolar Yatırımı Karlı mı? Amerikan doları ise FED’in yapmış olduğu varlık alımlarının sonlandırılacağı haberi ile değer kazandı. USD/TL paritesinin değeri 2 seviyesinin üzerine çıktı ve merkez bankasından müdahale geldi. Doların göstermiş olduğu iyi performans altının değer kaybetmesine neden oldu. Bilindiği gibi dolar ve altın fiyatları arasında ters bir ilişki bulunmaktadır. FED’in yaratmış olduğu spekülasyon nedeniyle altın büyük bir değer kaybı gösterirken, dolar yukarı yönlü hareket etmeye başladı. Durum böyle olduğu için de yatırımcılar, yatırımı dolara mı yapmalı sorularını uzmanlara yöneltmeye başladılar. Altın ve dolar arasındaki ilişki forex piyasasının çift yönlü işlem özelliği ile birleştiği zaman kazançlı yatırımlar yapılabilmektedir. Altın bilindiği gibi Amerikan doları üzerinden işlem görmektedir ve çift yönlü işlem özelliği sayesinde de hem değer kazanan hem de değer kaybeden yatırım aracından kazanç elde edilebilmektedir. Bu durumda; altın değer kaybederken Amerikan doları satın alınıp altın elde çıkarıldığında kazanç elde edilecektir. Aynı şekilde altın değer kazanırken de dolar satılıp altın alımı yapıldığı zaman yatırımdan kar elde edilmiş olur. Euro Yatırımı Karlı mı? Euro Bölgesi’ne bakıldığı zaman 2013 yılının, geçen yıllarda olduğu gibi politik olaylar, ekonomik krizler, spekülasyonlar, enflasyon, artan işsizlik, yüksek faiz oranları gibi olayların yoğun yaşandığı bir yıl olduğu görülmektedir. Almanya ve Fransa’nın birbirine ters düşen görüşleri, Yunanistan’da ve Güney Kıbrıs Rum Kesimi’nde görülen krizler Euro’yu olumsuz etkiledi. G20 toplantılarına damgası vuran isimlerin başında Avrupa Merkez Bankası Başkanı Mario Draghi vardı. Euro Bölgesi’nin ve Euro para biriminin geleceği hakkında yapmış olduğu yorumlar tüm dünyada dolandı. 2012 yılında piyasaların kahini olarak bilinen Nouriel Roubini tarafından yapılan Euro’nun iflas edeceği yorumu büyük ses getirmişti. Yatırımcılar Euro’dan uzak dururken, 2013 yılında euroya yatırım yapma konusunda tereddütlüydü. Euro açıklanacak olan makro ekonomik veriler öncesinde genel seyrinden aşağı da bir seyir izledi ama genel anlamda olumlu gelen veriler sonrasında yönünü yukarı çevirmeyi başardı. Hangi Finans Piyasası Daha Karlı? Forex piyasası günümüzün en kazançlı finans piyasası olarak görülmektedir. Tüm dünya üzerinden yönetilen küresel bir finans piyasası olması, her fiyat hareketinden yararlanmayı sağlayan işlem özellikleri, risklerin sınırlandırılabilme özelliği ve internet üzerinden haftanın 5 günü 24 saat boyunca işlem yapabilme özelliği sayesinde en güvenli ve kazançlı yatırımlar forex piyasasında yapılmaktadır. Hangi yatırım daha karlı sorusunun en doğru cevabı olarak işlem yapılan piyasaya ve yatırımcının deneyimine göre değişkenlik gösterdiğini söylemek gerekir. Borsada hisse senetleri kazandırırken, forex piyasasında işlem özellikleri nedeniyle deneyimli yatırımcının kazandığı ortadadır. Bu nedenle bu finans piyasalarında işlem yapacak olan yeni yatırımcıların parasını piyasaya yatırmadan önce iyi bir deneyim kazanması gerekmektedir. Demo hesap olanaklarından faydalanılarak bu deneyimi risk almadan kısa sürede kazanabilirsiniz. Finans piyasalarında ve özellikle forex piyasasında EUR/USD paritesi şeklinde işlem gören euro ve dolar yine en çok işlem hacmine sahip yatırım aracı oldu. Dövizler ve emtialar dışında ise 2013 yılının kazandıran yatırım araçları hisse senetleri oldu. Dövizlerde ve emtialarda görülen düzensiz fiyat hareketleri sonrasında yatırımcılar hisse senedi alım satımı yapmaya yönlediler. Özellikle ABD ve Avrupa hisse senetlerinin göstermiş olduğu iyi performans sayesinde yatırımcılar hisse senetlerinden güvenli kazanç elde etti. Dolar, altın ve euro yatırımı finans piyasalarının en yüksek işlem hacmine sahip yatırımlarıdır. İşlem hacimlerinin yüksek olması kısa vadede yüksek kazançlar elde edebileceğiniz anlamına gelmektedir. Ama bunun için iyi bir deneyime sahip olmanız ve anlık meydana gelen fiyat dalgalanmalarından nasıl faydalanacağınızı bilmeniz gerekmektedir. KAYNAK
Reklam
Ben Cardwell Facebook ile Zengin Oldu
İnternetten para kazananlar serisine yeni bir girişimci katıldı. 21 yaşındaki Ben Cardwell geçen yıl üniversite öğrenimine devam edebilmek için bir benzin istasyonunda pompacı olarak çalışıyordu. Cardwell şimdi ise binlerce doların sahibi oldu. Facebook üzerinden kurduğu e-ticaret sitesi ile başarı yakalayan Cardwell geçen yıl aralık ayının sonunda ise toplamda 1 milyon dolarlık satış yapma başarısı gösterdi. Benzin istasyonunda çalıştığı günleri esprili bir şekilde anan Cardwell “Benzin istasyonu işi bir zamanlar eğlenceliydi. Soygun yapmak için gelen hırsızların yakalanmasına yardım bile ettim” diyor. Benzin istasyonunda çalışmanın zorlukları olduğuna da işaret eden Cardwell, “4 yıl boyunca üst üste yılbaşı tatilinde çalışmak zorunda kaldım” ifadesini kullanıyor. Business Insider’ın haberine göre benzin istasyonundan ayrılmak istediği zaman kendisine terfi önerilen Cardwell bunu geri çevirip okuluna odaklanmak için işinden ayrılıyor. Daha sonra nasıl para kazanabileceğinin yollarını düşünmeye başlıyor. Cardwell daha sonra Yeni Zelanda’nın en büyük online ticaret platformlarından biri olan TradeMe üzerinden kıyafet satışı yapıyor. Burada da işleri pek yolunda gitmiyor. Daha sonra Cardwell markasını yaymak için Facebook üzerinden bir grup kurup satış yapmaya başlıyor. Bu da ilk başlarda beklenen etkiyi yapmıyor. Facebook’a girmesinden sonra birkaç hafta içinde bir Facebook çalışanı Cardwell’e mesaj atarak Facebook’a reklam vermesi gerektiğini ve böylece işlerini büyütebileceğini anlatıyor.Ben Cardwell Facebook Reklamları ile Kazanmaya başladı
Sağlıklı Saçlar İçin 5 Altın Kural
Saç bakımına sadece mevsim geçişlerinde değil, her zaman dikkat etmek gerekiyor. Saç ve saç ürünleri konusunda araştırmalar yapan Ecz. Dr. Özden Kasımoğlu’dan saç bakımında dikkat edilmesi gereken kurallarSaç bakımı tüm kadınların ortak sorunu. Stresten, mevsim geçişlerinden ve saç şekillendiricilerden yıpranan saçları daha sağlıklı hale getirmenin 10 yolunu Ecz. Dr. Özden Kasımoğlu açıklıyor.1. Stresten uzak durun, stres saçlarınızın dökülmesine yol açar.2. Saçlarınızı iyi durulayın, iyi durulanmayan saç çabuk yağlanır; saçlarınızı matlaştırır ve elektriklendirir.3. Ellerinizi saçlarınızdan uzak tutun, sürekli saçlarla oynamak saçları yağlandırır ve fazla yağlanma saçlarınızı döker.4. Sağlıklı beslenin, yanlış uygulanan diyet, hızlı ve belirgin kilo kaybı ve dengesiz beslenme saç dökülmesine neden olur.5. Tararken özen gösterin, yanlış fırça kullanımı saçlarınızı döker, saçlarınızı taramadan önce sıvı saç kremi kullanmak, yıpranmasını ve dökülmesini önlemeye yardımcı olur.
Reklam
THY Milletvekilini Uçaktan İndirdi
AKP'den istifa eden, İstanbul Milletvekili Muhammed Çetin'in THY ile yaşadığı sorunlar bitmiyor. Daha önce THY'nin Pakistan uçağından, koltuk anlaşmazlığı nedeniyle indirilmeye çalışılan, ancak buna direnerek gündeme gelen Çetin, bu kez de THY'nin Şikago uçuşunda 'tehlikeli yolcu' olarak anons edildi ve uçaktan polis eşliğinde indirildi. POLİS ZORUYLA UÇAKTAN İNDİRİLMİŞ Çetin, THY'nin Şikago uçuşunda yaşadıklarını, twitter hesabından duyurdu. Uçakta, kendisinin polis zoruyla indirileceğine ilişkin hem Türkçe, hem de İngilizce anons yapıldığını, ardından iki polis memurunun kendisini 'elinden tutarak ve iterek' uçaktan çıkarmaya çalıştıklarını anlatan Çetin, 'Yolcular gitsin diye kendi isteğimizle indik. Yerli ve yabancı yolcular bizi alkışla uğurladılar' ifadesini kullandı. DAHA ÖNCE THY ŞU AÇIKLAMAYI YAPMIŞTI Çetin'in THY'nin İslamabad uçağında yaşadığı koltuk sıkıntısının ardından, THY da yazılı bir açıklama yaparak, 'kendisini uçuşlarımızda upgrade etmeyeceğiz' demişti. THY açıklamasında şöyle denilmişti; 'İstanbul Bağımsız Milletvekili Muhammed Çetin, Turk Hava Yollari ile son donemde yaptigi seyahatler sirasinda ucak icinde Sirketin aleyhinde konusmalar yaparak kurumsal kimligimizi rencide etmistir. Bu gelismeler uzerine Turk Hava Yollari Yonetimi İstanbul Bağımsız Milletvekili Muhammed Çetin'i ucuslarda Upgrade etmeme karari almistir. Bugun aksamki İslamabad uçağında ucusu bulunan Sayin Cetin, ekonomi biletiyle yer almasina karsin ucak icinde hakki olmadigi halde baska yolcuya ait business sinifindaki koltuga oturmustur. Kabin ekiplerinin uyarisi uzerine ekonomide ucmayacagini ve inmek istedigini soylemistir. Daha sonra ucak kapi acmis ancak Sayin Milletvekili inmekten vazgecmistir. Bunun uzerine gerekli tutanaklar tutularak islem yapilmistir.' Karşı Gazete
Bitcoin, Kripto Para ve Hukuk (3. Bölüm)
Bu hafta sizlere gerek sosyal ortamlarda gerekse özel olarak bana yöneltilen sorulardan kısa bir derleme yaparak, Türkiye’de Bitcoin ve kripto para eko sisteminin hukuksal durumunu paylaşmak istiyorum. Bu cevapların tamamının kişisel yorumlarımdan ibaret olduğunu belirtmek isterim. Zaten, hepinizin bildiği üzere bu konular konuşuldukça yasal gelişmeler gün yüzüne çıkacaktır.Soru: Bitcoin yasal mı? Bu konuda bana birçok soru geliyor. Konunun çok geniş bir yelpazeye sahip olması nedeniyle tedirginlik yaratmasını doğal karşılıyorum. Ayrıca tüm dünyada yaşanan olumsuz gelişmeler, bu piyasanın içerisinde yer alan herkesin “acaba” yanlış bir şey mi yapıyorum? huzursuzluğunu yaşamasına sebep oluyor.  Bitcoin cüzdanlarından çalınan paralar, bazı borsaların büyük şaibelerle kapanıp ortadan kaybolması, bankaların ve devletlerin şüpheli bakış açıları ve teknolojinin tamamen internet üzerinde yaşıyor olmasından kaynaklanan güvenlik açıkları ve en önemlisi, illegal işlerle bitcoini birbirine yakıştıran haberler… Bu tür haberlerin dilden dile yayılması ile “güvenilirlik” problemi de aynı hızla artıyor. Şunu belirtmekte özellikle fayda var. Bu, yeni bir teknoloji ve başlangıç aşamasında bu kadar şüphe uyandırması ve anlaşılamamasından kaynaklanan “korku” gayet doğal bir tepki. Hele bir de işin içinde “para” kavramının bol bol geçmesi ile tedirginlik iki kat artıyor. Kesin olarak söyleyebilirim ki; Türkiye’de bitcoin ve diğer kripto paralar yasa dışı değildir. Türk Ceza Kanun’unun 2. Maddesi bu anlamda en önemli kanuni dayanaktır. Maddeye göre; Kanunda suç olarak tanımlanmamış hiçbir eylemden dolayı kişilere ceza verilemeyeceği açıkça belirtilmiştir. “Kanunun açıkça suç saymadığı bir fiil için kimseye ceza verilemez ve güvenlik tedbiri uygulanamaz.” Bu maddeden hareketle, bugün itibarı ile Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin yasal mevzuatlarında “Bitcoin ve kripto para” kavramları ile ilgili düzenleme bulunmamaktadır. Ancak, yeri gelmişken şu ayrımı yapmakta fayda görüyorum. Zaten bütün sıkıntı şimdi bahsedeceğim ayrımı yapamıyor olmamızdan ileri geliyor. Hırsızlık, her ne şekilde yapılırsa yapılsın suçtur. Dolandırıcılık, hangi teknolojiyle yapıldığına bakılmaksızın eğer kanunda sayılan unsurları içeriyorsa cezalandırılır. Kısacası, eğer siz bitcoin ile dolandırıcılık yaparsanız, bitcoin kullanarak dolandırıcılık yaptığınız için değil, dolandırıcılık yaptığınız için cezalandırılırsınız.Soru: Madencilik yaparsam suç işlemiş olur muyum? Hayır olmazsınız. Kripto para madenciliği, dijital dünya içerisinde belirli protokollere bağlı olarak çalışan programları bilgisayarınızda çalıştırmanız anlamına gelir. Bunu yapmanın hiçbir yasal kısıtlaması bulunmamaktadır. Bu konuyla ilgili olarak karşınıza en çok çıkacak sorun, elektrik dağıtım şirketlerinin tüketiminizi sorgulaması olacaktır. Standart konut elektriği kullanımı sözleşme gereği sınırlandırılmıştır. Bu sınırı aşan aboneler olağan dışı elektrik tüketimi nedeniyle araştırılırlar. Ancak bunun aşılması kolaydır. Elektrik şirketi ile üretim gücünüze bağlı olarak yapacağınız anlaşma ile hiçbir yasal sıkıntı yaşamadan üretiminize devam edebilirsiniz. (büyük çapta yapılan üretimler buna dahil değildir.)Soru: Bitcoin Borsalarında alış/satış yapıyorum. Banka hesap hareketlerim nedeniyle sorun yaşar mıyım? Bu soruya şimdilik benim bildiğim kadarıyla yaşanmış bir somut olay olmadığı için net cevap veremiyorum. Ancak yapılan şeyin finansal ve vergisel anlamda dikkat çekecek hacimlere ulaşmasıyla net olarak devlet kurumlarından bir tepki/düzenleme gelecektir. Bunun yapılabilmesi için de öncelikle bu faaliyetin ekonomik anlamda bir tanıma ihtiyacı olacaktır. Vergilerin ancak kanunla düzenlenebilirliği ilkesi gereği bu konuda bir kanun düzenlemesi yapılana kadar herhangi bir sorun yaşanacağını düşünmüyorum. Vergi mevzuatında sanal para ile yapılan işlemlere ilişkin düzenleme bulunmuyor. Aynı zamanda bu sistemin benzeri de yok. Bu nedenle bekleyip görmekten başka çaremiz kalmıyor.Soru: Maliye, Vergi Dairesi..vs Bitcoin ile ilgili hesap hareketlerimden dolayı beni soruşturmaya alırsa ne yapmalıyım? Bana, vergisel anlamda herhangi bir soruşturmaya maruz kalırsa ne yapması gerektiğini soran herkese verdiğim cevabı sizlerle de paylaşmak istiyorum. Anlatın. Tüm sistemi, yaptığınız her işlemi, Bitcoin’in ne olduğunu, kaynağının nereden geldiğini, borsaların çalışma mantığını, yani kısaca bildiğiniz her şeyi anlatın. Burada saklanacak bir şey yok. Yasa dışı bir şey yapmıyorsunuz. Devletin vergi mevzuatlarında yer almayan yeni bir işle uğraşıyor olmanız sizi vergi kaçakçısı yapmaz. Devlet mekanizması, bu yeni teknolojiyi ve ekonomik hareketi bir şekilde düzenlemek durumundadır. Herhangi bir düzenleme yapmadığı sürece bu eko sistemi kullananları vergilendiremeyecektir. Zaten devletin kendi iç dinamikleri zamanla bu konuları ele almak zorunda kalacaktır. Dünyadaki gelişmeleri izleyenleriniz devletlerin bu konuda somut adım atmakta ne kadar zorlandığını da fark etmiştir. Çünkü, sistemsel değişiklikler gerektiren bir ekonomi sözkonusu.Soru: Kripto para borsaları belirli bir limiti aşan işlem hacmi için neden kişisel bilgilerimi istiyor? Bunun şu aşamada tek bir mantıklı açıklaması olabilir. Henüz bir düzenleme olmadığından bu borsalar, haklı olarak kendilerini yapılan işlemlerin rakamsal büyüklüğüne göre devletin olası vergilendirme girişimlerine karşı savunabilmek için yapıyorlar. Kısacası; yarın bir gün, vergi müfettişi o borsanın hesap hareketlerindeki yüksek meblağların kaynağına inmek istediğinde borsa şirketi paranın kaynağını gösterebilmek için bu verileri saklıyor. Kişisel olarak borsaların bu şekilde çalışıyor olmasını olumlu buluyorum. Sonuçta şirketler ne kadar ciddi çalıştığını sadece müşterilerine karşı değil, devlete karşı da gösterme imkânını bu sayede bulacaktır. Sizler de yaşadığınız ya da aklınıza takılan hukuki konuları bu başlık altında bulunan yorum kısmına yazarak, bu yazının gelişmesine katkı sağlayabilirsiniz.
Bitcoin, Kripto Para ve Hukuk (2. Bölüm)
Kripto paranın her ne kadar isminde “para” kelimesi geçse de şimdilik gerçek anlamda para olmadığını, daha geniş bir kitle tarafından kabul edildiği şekliyle “değerli veri” olarak kabul edilebileceğini 1. Bölümde anlatmıştık. Bu yazıda sizlerle Bitcoin deneysel keşfinin Türkiye’deki hukuki durumunu genel hatlarıyla paylaşmak istiyoruz. Aslında henüz ne dünyada ne de Türkiye’de herhangi bir hukuki tanım yapılmadığı için söz konusu “değerli veri” nin ilerde nasıl bir hukuki statüye ulaşacağı belirsiz. Ancak T.B.M.M.’nin buna benzer bir kavram olan “elektronik para” konusuna nasıl baktığını, nasıl tanımladığı ve nasıl bir düzenlemeye tabi tuttuğunu anlayabileceğimiz bir kanun var. Bu kanun; 6493 Sayılı “Ödeme Ve Menkul Kıymet Mutabakat Sistemleri, Ödeme Hizmetleri Ve Elektronik Para Kuruluşları Hakkında Kanun” Yürürlük tarihi: 27.06.2013 Yürürlüğe gireli dokuz ay olan bu kanunun şu aşamada nasıl uygulanacağını gösteren herhangi bir yönetmelik bulunmuyor. Ancak, BDDK’dan yapılan açıklamaya göre yönetmelik ve tebliğ taslak çalışmaları devam ediyor. Hatta şu günlerde taslak için bankalardan ve bu konularla ilgili olan kişi, kurum ve kuruluşlardan görüş bildirmeleri bekleniyor. Görüşlerin bildirilmesi için son gün 04.04.2014 olarak belirlendi. Bu aşamadan sonra yönetmelik ve tebliğler son halini alacak ve yayınlanacaktır. Kanunun Genel Hatları 6493 Sy. Yasanın 1. Maddesine göre; Bu Kanunun amacı, ödeme ve menkul kıymet mutabakat sistemlerine, ödeme hizmetlerine, ödeme kuruluşlarına ve elektronik para kuruluşlarına ilişkin usul ve esasları düzenlemektir. Bu maddeden de anlaşıldığı gibi, “elektronik para kavramı” kanuna girmiş, ayrıca kelime anlamı da tanımlanmıştır. Elektronik Para;  Elektronik para ihraç eden kuruluş tarafından kabul edilen fon karşılığı ihraç edilen, elektronik olarak saklanan, bu Kanunda tanımlanan ödeme işlemlerini gerçekleştirmek için kullanılan ve elektronik para ihraç eden kuruluş dışındaki gerçek ve tüzel kişiler tarafından da ödeme aracı olarak kabul edilen parasal değeri, ifade ediyor. Burada çok net bir belirleme yapmamız gerekiyor. Kanunda geçen bu tanım “bitcoin ve diğer kripto paralar” için geçerli değildir. Ana konumuz olan kripto paralar ile bu kanunda geçen hiçbir tanım örtüşmemektedir. Zaten BDDK’nın 25.11.2014 tarihinde yaptığı açıklamada da açıkça Bitcoin ’in söz konusu kanun kapsamında elektronik para olarak kabul edilemeyeceği belirtilmiştir. Peki neden 6493 Sayılı kanunu inceliyoruz? Bunun sebebi, Türkiye’de kripto para eko sistemine ve benzer yeniliklere nasıl bir bakış açısının gelişeceğini, siyasi iradenin, Merkez Bankası’nın ve diğer bankaların Bitcoin teknolojisini nasıl bir yorumlama ile kabul edebileceğini ya da reddedeceğini anlayabilmektir. Kanunun genelinden anlaşılan kabul edilebilirlik şartlarını şöyle sıralayabiliriz. Söz konusu sanal paraların adı her ne olursa olsun kesinlikle takip edilebilir olması gerekiyor. Buradaki takip edilebilirliğin hem ihraç edilen sanal paranın miktarı ile ilgili hem de kullanıcıların sahip olduğu miktarlarla ilgi olduğu görülüyor.   Elektronik paraların üreticilerinin/ihraç edenlerin kanunda sayılan özellikleri taşıyan ve gerekli izinleri almış olan şirketler olması gerekiyor. Bu özellikler detaylı bir şekilde kanunda sayılmış. Burada ayrıca değinmiyoruz.   Üretilen/İhraç edilen tüm elektronik paraların karşılığının mutlaka teminat altına alınması gerekiyor. (İhraç eden şirketler piyasaya sunduğu her 1 elektronik para için karşılık fon göstermek zorunda.)   Elektronik paraları kullanan şirketlerin, gönderenlerin ve alıcıların yani tüm kullanıcıların kayıt altına alınması ve aracı kurum olarak işlem gören tüm şirketlerin bankalar eliyle işlem yapması öngörülüyor. Bu maddeden transferlerin tamamının kayıt altına alınması zorunluluğunun olduğu anlaşılıyor.   Yine elektronik para ihraç eden kuruluşlar, elektronik parayı elinde bulundurma süresine bağlı olarak elektronik para hamiline faiz veremez ve herhangi bir menfaat sağlayamaz. Bu maddeden anlaşılan şey ise, elektronik paranın bir yatırım aracı olarak kullanılamayacağı, sadece ödeme kolaylığı sağlayan bir sistem olacağı ön görüsünde bulunabiliyoruz.   Kanun’un genel yorumlamasını yaptığımızda önümüzdeki aylarda “elektronik para” olarak piyasa çıkacak olan sanal paranın sadece para transfer işlemleri ile çeşitli ödeme kolaylıkları sağlayacak bir çalışma olduğu sonucuna varıyoruz. Aslına bakılırsa şu aşamada söz konusu elektronik paranın kullanıcılarına ödeme kolaylığı sağlamaktan öteye geçen bir faydası olmayacağı görünüyor. Paypal tarzı ödeme kuruluşlarına yatırılan gerçek para karşılığı, bu sistemin bizlere çeşitli sitelerde ödeme kolaylığı sağlamasından farklı değil öngörülen sistem. Her ne kadar kripto para eko sisteminin mantığıyla hiçbir ortak noktası bulunmasa da bu tür kanunların ülkemizde çıkıyor olması teknolojik gelişmelere ulaşma ve uygulama hızımızın artmasına sebep olacaktır. Bu nedenle tüm bu gelişmeleri yakından takip etmeli, kripto para eko sisteminin devlet tarafından kabul edilebilir olmasını sağlayacak adımları atabilecek alt yapı çalışmalarını bu çerçevede değerlendirmeliyiz. (2.Bölüm Sonu)
Bitcoin, Kripto Para ve Hukuk (1. Bölüm)
Merhaba… Her şeyden önce şunu belirtmekte fayda var. Bugün burada, tüm belirsizlikleri ile birlikte ‘yeni bir icat’ olarak değerlendirilmesi gereken bir konuyu ele alıyorum. Bu nedenle her türlü sorgulamaya, eleştiriye ve katkıya açık bir yazı dizisi sunmayı planlıyorum sizlere. Lütfen düşünce, eleştiri ve karşıt görüşlerinizi benimle paylaşmaktan çekinmeyin. GİRİŞ Kriptopara (Bitcoin’i de içine alan genel tanımdır.) teknolojisi, alt yapısında barındırdığı tüm yenilikler sayesinde veri transferi güvenliğini ciddi anlamda “mümkün” kılan bir teknolojidir. Bu yazı dizisinde en başından başlayarak Bitcoin’in ne olduğuna, nasıl ortaya çıktığına, diğer Bitcoin türevi kriptoparaların anlam ve mantığına dair açıklamalar yapmaksızın, konuyu bilen ve araştıran kişilerin, bu dünyanın Türkiye’deki öncülerinden biri olma yolunda adımlar atan veya atmayı planlayan şirketlerin ve girişimcilerin yoluna biraz olsun ışık tutabilmek niyetinde olduğumu bilmenizi isterim. CoinTürk’ü kurarken öncelikli olarak önem verdiğim konu, paylaşımcı olmak ve bu eko sistemde yaşanacak gelişmelerde Türkiye’nin mümkün olan en iyi şekilde, “yine gerilerden takip eden ülke olarak kalmadan” yerini alabilmesini sağlayacak adımları atabilmekti. Bu çıkış noktasından hareketle, hukuken bu yeni eko sistemin konumunun ne olduğunu, geleceğinin nasıl şekilleneceğini, yatırımcı sektörlerin muhtemelen ne tür sorunlarla karşılaşabileceğini ve bu sorunların aşılması için ne tür çalışmaların yapılması gerektiğini kısa kısa anlatarak, fikirler sunarak ve sorgulayarak bir yol haritası çıkarmaya çalışacağım. “Kriptopara” gerçekten [Para] mıdır? [Değerli Veri] midir? Kriptopara’nın gerçekten para olup olmadığını anlamanın basit bir yolu var. Para nedir? sorusuna verdiğimiz cevaptaki tanım eğer kriptoparalar açısından da geçerli olabiliyorsa cevaba ulaşmış oluruz. Peki para nedir? “Her türlü mal veya maddi kıymeti satın alma gücü olan varlığa para denir. Üretici ve tüketicilerin piyasalarda karşılaşarak alış veriş yapabilmelerini sağlayan değişim aracıdır. Bilimsel olarak para, devletçe bastırılan, mal ve hizmet satın alma gücü olan ve herkes tarafından kabul gören bir mübadele (değişim) aracıdır. Para toplumda ortak değer ölçüsüdür. Her ülkenin değer ölçüleri farklı olabilir. Para aynı zamanda biryatırım ve tasarruf aracıdır.” Buradan hareketle bitcoin ve diğer altcoinler, şu aşamada her ne kadar “Kriptopara” olarak dilimize girmiş olsa da geçek anlamda bir para değildir. Birincisi, devletler tarafından üretilmezler, basılmazlar ya da ihraç edilmezler. İkinci olarak, herkes tarafından da kabul edilmemişlerdir. Uzatmaya gerek yok, sonuçta “bugün” için bitcoin bilimsel ya da ekonomik olarak para sınıfına girmemektedir. Peki bu durum, onun ‘değerli’ olmasını engeller mi? Tabi ki hayır. Çünkü altın ya da gümüşte para değildir. Yine, herhangi bir mağazaya girip, bir parça gümüş vererek bir kazak alamazsınız günümüz dünyasında. Ancak bu durum o varlığın “sadece para” olmadığı için değersiz olduğu anlamına gelmez. BITCOIN DEĞERLİ BİR VERİDİR. Birçok ortamda tartışılan ve kabul gören bir görüş olarak, ortaya Bitcoin ve türevlerinin “belirli bir değeri olan veriler bütünü” olduğu sonucu çıkmaktadır. Bitcoin’in üretimi, yani piyasaya sunulma şekli belli başlı çalışmaların yapılmasına bağlı olmak koşuluyla düzenlenmiştir. Bilgisayarların bazı işlemler yürüterek bir takım matematiksel problemleri çözmesine bağlı bir üretim süreci öngörülmektedir. Yapılan bu işlemler karşılığında, o bilgisayarın emeklerinin karşılığı olarak belirli miktarda bitcoin piyasaya sürülmekte ve o kişinin kullanımına özgülenmektedir. Ben teknik bir profesyonel değilim. Bir avukat olarak, takdir edersiniz ki bu konunun derinlerine inmem mümkün değil. Tabi ki orta düzeyde bilgim ve bazı öngörülerim var. Ancak üretim işinin daha detaylı anlatımlarını bu konudaki profesyonellere bırakmak istiyorum. Kısaca “POW” yani “Proof Of Work”(İşin İspatı)  temeline dayalı olarak çalışan bu sistemde, bu çalışmayı yapan bilgisayar bu işin karşılığında kendi piyasasında “değerli” olarak kabul edilen bir veri ile ödüllendirmektedir. Bu verinin adı bugün için Bitcoin ve aynı mantıkla üretilen diğer birçok altcoinlerdir. Konumuza geri dönersek, Bitcoin değerli bir veridir. Bu verinin taraflar arasında bir değiş tokuş aracı ya da yatırım aracı olarak kullanılmaya başlanması da bu eko sistemini dünyada bugün aldığı şekle bürünmesini sağlamıştır. Hukuksal olarak ortada korunması, tanımlanması, mevcut dünya düzenine entegre edilmesi gereken “değerli bir veri” bulunmaktadır. Bu veri hukuksal anlamda şimdilik “çıplak bir şekilde” masanın üzerinde durmaktadır. Adeta uzaydan dünyamıza düşmüş bir varlık gibi anlaşılmaya çalışılmaktadır. Bırakalım dünya bu yeni varlığın dilini çözmeye uğraşa dursun. Zararlı mıdır? yoksa çok büyük faydaları mı vardır? anlamaya çalışsın. Üzerinde deneyler yapsın, kurcalasın, bozsun yeniden toparlasın. Başta söylediğim gibi bu “şey” yeni bir icattır, yeni bir keşiftir. Hiç şüpheniz olmasın ki zamanla anlaşılacak ve hak ettiği değeri bulacaktır… 1- Bölümün Sonu…
Reklam