Kurtlar Vadisi'nin Yapımcısından Yeni Dizi: Haşhaşiler
Kurtlar Vadisi'nin ekibi yeni bir dizi hazırlıyor. Selçuklu dönemini anlatacak olan dizide Haşhaşiler, Hasan Sabbah, Alparslan, Ömer Hayyam gibi karakterler yer alacak.Pana Film’in yeni dizi projesi hakkında ilk detaylar ortaya çıktı. Selçuklu İmparatorluğu’nun altın döneminin anlatılacağı yapımda Alparslan, Hassan Sabbah, Nizam-ül Mülk, ve Ömer Hayyam gibi tarihe damga vuran karakterler yer alacak.Sultan Alparslan’ın Anadolu’nun kapılarını Türklere açtığı 11. ve 12. yüzyıla ışık tutacak olan projede dönemin dikkat çeken tarihi kişileri yer alacak. Hassan Sabbah’ın ve kurduğu Haşhaşi örgütünün dönemin devletlerinde estirdiği terör faaliyetlerini de izleyici karşısına çıkacağı yapımın önemli mekânlarından birisi de Haşhaşilerin merkezi olan Alamut Kalesi olacak.Pana Yazım Grubu tarafından kaleme alınan yapımın tarih danışmanlığını Prof. Dr. Mehmet Çelik yapıyor. Oyuncu kadrosu saklanan yapımın yakında izleyici karşısına çıkması bekleniyor.Pana Film’in yakın dönem planları arasında dizi projesi ile birlikte ‘Alparslan’ konulu bir film de yer alıyor.     Yazete.com
Kapatılan Linyit Ocağı, ‘Zeytin Madeni’ne Dönüştürüldü
Soma’da iktidara yakın Kolin şirketinin 6 bin ağacın hukuka aykırı olarak kesilmesine tepkiler dinmemişken, Aydın’dan ‘ örnek ‘ bir haber geldi. İktidarın enerji politikaları nedeniyle doğa tahribatiyla karşı karşıya bulunan birçok köyün aksine, Aydın’ın Kuloğulları köyü, kapatılan linyit ocağındaki zeytinlik çalışmasıyla dikkat çekiyor.Hürriyet’ten Erdal İpekeşen’in haberine göre, Aydıner isimli firma, 2007’de linyit madeni bulunan araziyi satın alarak, madeni işletmek yerine 13 bin ağaçlık bir zeytin ormanı kurmayı tercih etti.Habere göre, Aydıner firması önce araziyi teraslayarak tarım yapılır hale getirdi, incelemeler neticesinde toprağın en çok zeytine uygun olduğunu tespit ederek çalışmalara başladı.2007’de önce zeytinlik oluşturulmaya başlanırken, zeytin fabrikasının da temelleri atıldı. Bu süreçte Ziraat Mühendisi Mücahit Özkaya danışmanlık, Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi Bahçe Bitkileri Bölümü de teknik destek sağladı. Köy muhtarı Dursun Ertürk’ün de yıllara dayanan çiftçilik tecrübesinden yararlanıldı, Ertürk işletmenin başına getirildi. Köylüler de madende çalışmak yerine toprakta çalışma fırsatı elde etti.Arazide yerel çeşitlerden Memecik zeytin çeşidine ayrı bir önem veriliyor. Bunun yanında Gemlik zeytin çeşidi seçilmiş. Çiftlikte tarım ilacının kullanılmadığı belirtiliyor, bunun yerine fidanların etrafına fare ve diğer kemirgenlere karşı PVC boruları geçirilmiş. Sinek ve böceklere karşı da hindi, kaz, ördek, tavuk, horoz gibi kanatlı hayvanlar kullanılmış.Köy Muhtarı Dursun Ertürk kanatlı hayvanlara ‘parasız çalışan işçilerim’ ismini vermiş. diyor. Bu kanatlıları da yine modern tarım kapsamında yaşlandıklarında kesip satmayı düşünüyorlar.Ağaçların arasında büyüyen otları ise gezici ağıllarla koyunların temizlemesi sağlanmış. Ertürk’ün buluşu ile tekerlekli kafesler üretilmiş ve koyunların bu kafesler içinde götürüldükleri yerde otlamaları sağlanmış.Kraterleşmiş maden havuzları ise yapay göletlere dönüştürülmüş, göletlerin içinde balık ve kaplumbağa ile beraber kaz ve ördekler ve bazen yaban kazları bulunuyor.Bir zamanlar ‘Açık Alan Kömür İşletmesi’ olan sahada kurulan çiftliğin zeytinyağı şimdi yarışmalarda ödüller almaya başlamış. Milano’da Gino Celletti’den Monocultivar Zeytinyağı yarışmasında altın madalya kazanmış, Roma’da 2015 yılı kataloğunda dünyanın en iyi 500 zeytinyağından biri olarak ‘çok iyi’ dereceyle yer almayı başarmışlar.Diken
AKP Seçimler Öncesi Çağlayan, Güler ve Bağış'ı Yüce Divan'a mı Çıkaracak?
AKP içinde 'Seçimler yaklaşırken suça bulaşanları neden koruyalım' görüşünün daha sık dillendirilmeye başlandığı ifade edildi17-25 Aralık yolsuzluk ve rüşvet iddialarına ilişkin TBMM’de kurulan Soruşturma Komisyonu, şüpheli dört eski AKP’li bakanı dinledi. Kulislerde, eski Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan , eski İçişleri Bakanı Muammer Güler ve eski Avrupa Birliği Bakanı Egemen Bağış ’ın Yüce Divan’a gönderilmesi için parti içinde bir eğilim olduğu konuşuluyor.AKP içinde “Seçimler yaklaşırken suça bulaşanları neden koruyalım” görüşünün daha sık dillendirilmeye başlandığı ifade ediliyor. Bu yönde bir iddia da süreci yaptığı hukuki değerlendirmeleriyle ve başvurularıyla yakından takip eden savcı kökenli CHP milletvekili Ali Özgündüz’den geldi. Özgündüz de “AKP içindeki mütedeyyin vekiller, bize rahatsızlıklarını aktarıyor” dedi.Dilek Gedik’in Taraf’taki haberine göre, Meclis Soruşturma Komisyonu’nun yılbaşından hemen sonra raporunu hazırlayarak eski dört bakan hakkındaki görüşünü açıklaması bekleniyor.Raporun “Yüce Divan” yönünde olması durumunda TBMM Genel Kurulu’nda gizli oylama yapılacak. Kulislere yansıyan bilgilere göre, Soruşturma Komisyonu’nun AKP’li üyelerinin eski bakanların ifadelerinin alındığı toplantılardaki tavırları bile bu yönde eğilimin bir işareti.Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın dışındaki üç bakanın komisyondaki mesaileri oldukça sert geçti. Şüpheli konumunda olan eski Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan, eski İçişleri Bakanı Muammer Güler ve eski AB Bakanı Egemen Bağış’a sadece muhalefet partili komisyon üyelerinin değil AKP’li üyelerin de soruları, iktidar partisi içindeki rahatsızlığın işaretleri olarak değerlendirildi.AKP yönetiminin, seçim kararının alınmasına kısa bir süre kala, Soruşturma Komisyonu’ndan çıkacak sonucun belirleyici olabileceğini değerlendirdiği ve siyaseten “Yüce Divan’a gidip, aklansınlar” seçeneğini Meclis grubu ve parti tabanından gelen baskılar ışığında değerlendirebileceği ifade ediliyor.CHP İstanbul Milletvekili Ali Özgündüz de AKP Grubu içindeki mütedeyyin milletvekillerinin rahatsız olduğunu belirterek “İdeolojik dinciler değil gerçek dindarlar rahatsız. Mütedeyyin milletvekilleri rahatsızlıklarını bize aktarıyor” bilgisini verdi.Özgündüz, bu milletvekili grubunun 17 ve 25 Aralık yolsuzluk ve rüşvet soruşturmaları ile ilgili süreci ve Meclis Soruşturma Komisyonu çalışmalarını yakından takip ettiğini dile getirerek “AKP’nin vicdan sahibi milletvekilleri, iddiaları, delilleri merak ediyor. Yolsuzluklara bulaşanları niye koruyalım diyorlar. İsterlerse kendilerine orijinal fezlekeyi incelemeleri için göndeririz” çağrısında bulundu.T24
Maliye Bakanı Şimşek: '25 Alanda Değişim Öngörüyoruz'
Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, 'Türkiye'nin rekabet gücünü, verimliliğini artıracak, Türkiye’yi hızlı büyüme patikasına oturtacak, yeni kapsamlı bir reform programı hazırladık. 25 alanda değişim ve dönüşüm öngörüyoruz' dedi.Şimşek, Avrupalı Türk Demokratlar Birliği'nin (UETD) Frankfurt'ta düzenlediği bir toplantıya katıldı. Bakan Şimşek'e Türkiye'nin Frankfurt Başkonsolosu Ufuk Ekici de eşlik etti.Şimşek burada yaptığı konuşmada, Frankfurt'ta uluslararası yatırımcılarla bir araya geldiğini belirterek, 'Almanya'nın önde gelen fonları, bunlar gelişmekte olan ülkelere yatırım yapıyorlar. Onların bütün temsilcileriyle, fon yöneticileriyle bir araya geldik. Türkiye'deki son reform çalışmaları ve Türkiye'nin ekonomik görünümüne ilişkin fikir alışverişinde bulunduk' dedi.Türkiye'nin AK Parti hükumetleri döneminde büyük bir değişim ve dönüşüm yaşadığını ifade eden Şimşek, bunun en önemli sebebinin siyasi istikrar olduğunu vurguladı.Ülkelerin kalkınması adına siyasi istikrarın tek başına yeterli olmayacağını anlatan Şimşek, 'Mesela Orta Doğu'da, Orta Asya’da, dünyanın bir çok köşesinde 30-40 yıl iktidarda olan şahıslar, partiler var. Ancak beraberinde reform yapmazlarsa, o ülkelerin refahı artmıyor. Çünkü reform çok önemli. Türkiye'de ise siyasi istikrarın olduğu dönemlerde çok güçlü reformlar yapılıyor. Rahmetli Menderes, Rahmetli Özal dönemlerini hatırlayın. O dönemler Türkiye'nin hızlı çıkış yaptığı dönemlerdi. Ortak özellik hem siyasi istikrar var, yani güçlü bir iktidar var hem de reformcu bir kimlik var' ifadelerini kullandı.'1990 yılından 2002 yılına kadar yerimizde saymışız'AK Parti hükümetleri döneminin de böyle bir dönem olduğunu ifade eden Şimşek, şöyle devam etti:'Türkiye gerçekten bu dönemde bir çok sorununu çözdüğü gibi bir zıplama dönemi yaşadı. Basit bir örnek vereyim 1990 yılında Türkiye'nin milli geliri 200 milyar dolar, 2000’li yılların başına gelirseniz yine 200 milyar dolar. Yani 10 yılda yerimizde saymışız. 2002’de AK Parti iktidara geldiğinde milli gelirimiz 200 milyar dolarmış. Geçen sene, bu küresel krize, avro bölgesindeki borç krizine, Orta Doğu’daki çalkantılara, petrol fiyatlarının 10-15 yıl öncesine göre 20 dolarlardan 100 dolarlara çıkmasına rağmen Türkiye milli gelirini 820 milyar doların üzerine çıkardı.Yani 1990 yılından 2002 yılına kadar yerimizde saymışız. Aslında dünyada da büyük bir kriz yokken kendi krizlerimizle boğuşmuşuz. Siyasi istikrarsızlık var ama 2000’li yılların başından itibaren büyük bir değişim ve dönüşümün temelini oluşturacak siyasi bir istikrar var, uzun vadeli bir vizyon var ve reformlar uygulanınca Türkiye o zaman gerçekten dünya ile arayı hızlı bir şekilde kapatabiliyor.'Türkiye'nin siyasi istikrar ve reformları 20 yıl daha devam ettirmesi durumunda büyük ekonomilerle arasındaki farkı tamamen kapatacağına işaret eden Bakan Şimşek, 'Bir rakam vermek açısından söyleyeyim. AB üyelerinin geliri diyelim ki 100 avro ise bizim 2000’li yılların başında 30 avro civarındaydı, yaklaşık olarak söylüyorum. Mesela basitleştiriyorum, geçen sene Avrupa 100 iken biz 55’e çıkmışız. Arayı ciddi bir şekilde kapatmaya başlamışız' diye konuştu.'Vergilerin yüzde 23’ünü eğitime harcıyoruz'Bakan Şimşek, Türkiy’de son 12 yılda vergi gelirlerinin dağılımının değiştiğine de değindi. Türkiye'nin en büyük payı eğitime ayırdığına dikkati çeken Şimşek, sözlerini şöyle sürdürdü:'2002 yılında Türkiye’de bütün bireylerden, bütün şirketlerden, bütün çalışanlardan toplanan vergi 100 liraysa bunun 86 lirası, yani yüzde 86’sı devletin faizine gidiyordu. Yani devletin o kadar borcu var ki, geriye bir şey kalmıyordu. Geriye kalan yüzde 14 ile ne yapacaksınız? Maaş mı ödeyeceksiniz, yatırım mı yapacaksınız? Sağlıkta devrim mi yapacaksınız? Mümkün değil. Bu nedenle devlet o dönemde herkese borçluydu. IMF’ye de borçlu, hatta memuruna borçlu, işçisine borçlu zaten hizmet yapamıyor sağlık sistemi berbat bir durumda. Şimdi bakın çok değil 12 yıl sonra bugüne baktığınız zaman, mesela 2014 yılı için topladığımız her 100 liralık verginin biz şimdi 86 lirasını tam tersini millete hizmet olarak sunuyoruz. Yüzde 14’ ü faize gidiyor, yüzde 86’sı eğitime, sağlığa, altyapıya, araştırma geliştirmeye gidiyor ve tabii ki fakirlere yardıma gidiyor. Türkiye bu anlamda büyük bir başarı sağladı.Şu anda bir bütçe dönemindeyiz. 2015 bütçesi Meclis'te. Muhalefeti dinlerseniz sanırsınız ki hangi ülkeden bahsediyorlar. Yarını bu ülke çıkartamayacak gibi anlatıyorlar. Halbuki vergilerin yüzde 23’ünü biz eğitime harcıyoruz. En büyük önceliği eğitime verdik. 2000’li yılların başında bütçeden en büyük pay savunmaya gidiyordu. Biz şimdi en fazla parayı milli eğitime veriyoruz. İkinci sırada sağlık geliyor. Sağlığa da vergi gelirlerinin yüzde 21’ini veriyoruz. Aslında sağlık ve eğitim beraber vergi gelirlerinin neredeyse yarısını oluşturuyor. Geriye bir o kadarını sosyal güvenliğe yani emeklilere, sosyal kesimlere destek olarak veriyoruz. Bir o kadarını yatırım olarak harcıyoruz. Vatandaşın teveccühünün aslında arkasında bu davanın millete bir hizmet davası olduğu açık ve net.''Türkiye Avrupa'nın 2. büyük ekonomisi olabilir'Şimşek, Türkiye'nin Almanya, İngiltere, Fransa, İtalya ve İspanya’nın ardından Avrupa’da en büyük altıncı ekonomiye sahip olduğunu ifade etti.Yapılan tüm uluslararası çalışmalara göre Türkiye’nin 2040-2050’li yıllarda Avrupa’da en büyük ikinci ekonomi olabileceğini belirten Şimşek, Türkiye’nin genç nüfusu ve eğitime destek vermesiyle yaklaşık 820 milyar dolar olan milli gelirini 5 trilyon dolar civarına ve kişi başına düşen milli geliri de 50-60 bin dolarlara çıkarabileceğini dile getirdi.'Türkiye’yi hızlı büyüme patikasına oturtacak yeni, kapsamlı bir reform programı hazırladık'Avrupa Birliği’nin (AB) son ilerleme raporunda Türkiye’nin 33 fasıldan 30’unda ilerleme sağladığını açıklamasını hatırlatan Şimşek, '26 fasılda ileri düzeyde AB’ye uyum var diyor. Bu şu demek aslında; siyasi engeller olmasa Türkiye şu anda AB ile müzakerelerde 26 faslı açıp kapatmış demek. Bunu kendileri söylüyor. Geriye bir kaç fasıl kalacaktı ve aslında normalde Türkiye çoktan üyeliğe neredeyse hazır noktada' şeklinde konuştu.Türkiye'nin yeni reform paketine ilişkin ekonomi alanında da gelişmeler olduğunu aktaran Şimşek, şunları kaydetti:'Başbakanımız reform programının bir kısmını açıkladı. Biz bir yıldır ekonomi ekibi olarak bir reform programı üzerine çalıştık. Türkiye’de ikinci nesil reformları, Türkiye’nin rekabet gücünü, verimliliğini artıracak, Türkiye’yi hızlı büyüme patikasına oturtacak yeni kapsamlı bir reform programı hazırladık. 25 alanda değişim ve dönüşüm öngörüyoruz. Onlara ilişkin bin 300’e yakın tedbir var. Bu tedbirler enerji verimliliğinden tutun, tasarrufların artışına kadar. Finans piyasalarının gelişmesinden tutun Türkiye’nin dünyada 5. en büyük sağlık ihracat merkezi olmasına kadar bir çok alan var.Bütün bu alanlara ilişkin hangi reformu hangi kurum ne zaman yapacak ve ne kadarlık bir bütçe gerekiyor bunların hepsi belirlendi. Biz seçimi beklemeyeceğiz. Seçimden önce de reformların bir kısmını uygulamaya koyacağız. Dolayısıyla Türkiye bir anlamda yatırımlar açısından daha cazip olacak. Tabii Türkiye’nin sorunları var, eksikler var. Türkiye daha gelişmekte olan bir ülke. Biz daha her şeyi halletmedik ama gerçekten büyük ilerleme var.''Modada İtalya’yı geçmek istiyoruz'Türkiye’nin bir çok alanda dünyanın alanında en iyi ülkeleriyle rekabet edeceğini ve bu ülkeleri geçeceğini ifade eden Bakan Şimşek, sözlerini şöyle tamamladı:'Örneğin modada İtalya’yı geçmek istiyoruz. Dünyanın en iyi tekstil konfeksiyon üretim üstlerinden birisiyiz. Markalaşma, tasarım noktasında bazı eşikleri, bazı aşamaları kaydedersek onları geçeriz. Çünkü üretim bizde. Biraz daha katma değeri yüksek alanlara, dizayna, tasarıma ağırlık vereceğiz. Biz şuan da turizmde dünyanın en büyük altıncı ülkeyiz. Vatandaşımız yılda 32 milyar dolar turizm geliri elde ediyor. 36 milyona yakın turist geliyor. Turizmde niye Fransa’yı geride bırakmayalım? İstanbul Paris’i niye geçmesin? Bunlar olacak. Biz iktidara geldiğimizde İstanbul’a gelen turist sayısı 2-3 milyondu. 12 yılda 10 milyonu aştı. Aynı şeyi makine tesisatta yapacağız. Dünyanın en iyi ülkelerinden bir tanesi Almanya. Bu konuda da biz burayla yarışmak istiyoruz.'Bakan, Şimşek konuşmasının ardından UETD üyeleriyle fotoğraf çekildi. Ardından, Almanya'dan ayrılan Şimşek, akşam saatlerinde Türkiye'ye hareket etti.AA
Fenerbahçe Tek Golle 3 Puanı Aldı
Spor Toto Süper Lig'in 12. haftasında Fenerbahçe, tarla gibi bir zeminde oynanan maçta deplasmanda Balıkesirspor'u 1-0 mağlup etti. Sarı-lacivertliler'e altın değerinde 3 puanı kazandıran gol, kaleci Emrullah'ın büyük hatasının da payıyla Portekizli yıldız Raul Meireles'ten geldi.Spor Toto Süper Lig'in 12. haftasında Fenerbahçe, deplasmanda Balıkesirspor ile karşılaştı. Ligde son 2 maçında 4 puan bırakan İsmail Kartal'ın ekibi, Balıkesir Atatürk Stadı'ndan 3 puanı, Meireles'in tek golüyle aldı. Balıkesir Stadyumu'nun 'tarlayı' anımsatan kötü zemininde oynanan futbolun kalitesi oldukça düşük kaldı. Zorlu zemin şartlarında oynanan maçta, duran toplar ve doldur-boşaltlarla rakip kalede tehlike yaratmaya çalışan iki ekibin maçında Fenerbahçe'ye galibiyeti getiren gol büyük bir hata sonucu geldi.Maçın 40. dakikasında Meireles'in sağ kanattan ceza sahasına ortaladığı top, doğrudan kaleye yöneldi. Kaleci Emrullah Şalk, üzerine gelen topu elinden kaçırınca Fenerbahçe zorlu deplasmanda 1-0 öne geçti.Karşılaşmanın ikinci yarısında zeminin daha da ağırlaşması nedeniyle iki ekip defansif bir anlayışa büründü. Sarı-lacivertliler'de teknik direktör İsmail Kartal 69'da Kuyt'ın yerine Alper Potuk'u, 75'te Emre Belözoğlu'nun yerine Selçuk Şahin'i ve 85'te Sow'un yerine Emenike'yi sahaya sürdü. Ev sahibi ekibin maçın son bölümünde çok adamla yaptığı akınlardan sonuç çıkmayınca Fenerbahçe sahadan 1-0 galibiyetle ayrıldı.Bu sonucun ardından puanını 24'e çıkaran Fenerbahçe, maç fazlasıyla 1. sıraya yükseldi. Ligde üst üste 8. maçından da galibiyet çıkaramayan Balıkesirspor ise 2 puanla son sırada kaldı.MAÇTAN NOTLAREMRE'YE BÜYÜK PROTESTOBalıkesirspor deplasmanında ilk 11'de başlayan Emre Belözoğlu ve Volkan Demirel'e tribünlerden tepki geldi. Balıkesirspor taraftarı top Emre Belözoğlu'na geldiğinde tepki gösterdi. Aynı tepkilerini Fenerbahçe kalecisi Volkan Demirel'e de gösteren Balıkesirli taraftarlar top Volkan Demirel'in ayağına geldiğinde ıslıkla tepki gösterdi.Tepkilerin sebebi ise Emre'nin PFDK'dan aldığı cezanın az olması olarak yorumlandı.İKİ EKİP 38 YIL SONRASpor Toto Süper Lig'de 38 yıl sonra karşılaşan Balıkesirspor ile Fenerbahçe arasında yapılacak maçta 2 bine yakın polis, jandarma ve özel güvenlik personeli görev yaptı. Balıkesirsporlu futbolcular, sahaya, 'Bütün insanlar özgür ve eşit doğar' yazılı dövizle çıktı.Rakibiyle ligde daha önce 1975-1976 sezonunda yaptığı maçlarda deplasmanda 3-0 yenilen ve sahasında golsüz berabere kalan Balıkesirspor'un 38 yıl sonra Fenerbahçe'yi konuk ettiği mücadeleye taraftarlar büyük ilgi gösterdi.Fenerbahçe taraftarı, kale arkasında kendilerine ayrılan bölümü, kırmızı-beyazlılar, kapalı ve maratonu doldururken, kale arkalarında yer yer boşluklar görüldü.Maç için stat içi ve dışında yoğun güvenlik önlemi alınırken, 2 bine yakın polis, jandarma ve özel güvenlik personeli görev yaptı.156 basın mensubunun akredite olduğu maç öncesinde sahaya ısınmak için çıkan her iki takımın oyuncuları da taraftarlarınca tezahüratlarla desteklendi.AZİZ YILDIRIM OTELDE İZLEDİTakımıyla Balıkesir'e gelen Fenerbahçe Kulübü Başkanı Aziz Yıldırım, cezası nedeniyle maçı konakladığı otelinde televizyondan izledi. Sakatlığı bulunan Diego ile Serdar Kesimal, Balıkesir'e gelmezken, teknik direktör İsmail Kartal, ligde son yapılan Eskişehir maçı kadrosunda 3 değişiklik yaparak takımını sahaya sürdü. Eskişehir maçında forma giymeyen Alves ile maçın ikinci yarısında oyuna dahil olan Mehmet Topal ve Webo ilk 11'de sahaya çıktı. Kartal, Kadlec, Alper Potuk ve Emenike'yi yedek soyundurdu. Balıkesirspor'un hafta içinde sözleşme imzaladığı teknik direktörü Kemal Özdeş ise Suat Altın İnşaat Kayseri Erciyesspor maçı kadrosunda 2 değişiklik yaptı. Özdeş, Okan Alkan ve İlhan Depe yerine Jabbie ve Alanzinho'yu ilk 11'de sahaya sürdü. Sakatlığı devam eden Andre Nuno ve Santos kadroya alınmadı.Bugün, Balıkesirspor Kulübü yöneticileri, teknik heyet ve futbolculara, İl Emniyet Müdürlüğü tarafından moral kahvaltısı verildi. Kahvaltıya, il yöneticileri katıldı.Fotomaç
Türkiye'de 2014 Yılına Damga Vurmuş 29 Unutulmayacak Olay
2014 yavaş yavaş geride kalırken, birçoğumuzun hemfikir olacağı üzere gerçekten unutulmaz birçok olayla hatırlayacağımız bir yıl olacak. Komşularla yaşanan sorunlar ve ortadoğuda alevlenen silahlı hareketler, ülke içinde yaşadığımız soruşturmalar, harareti yüksek seçim dönemleri ve maalesef birçok can kaybının yaşandığı iş kazaları, 2014 yılına dair hatırlayacağımız olaylardan olacak. İşte 2014 yılında Türkiye...
Reklam
Çağlayan'ın Saat Cezasını Sarraf'ın Adamı Yatırmış
Gümrük Bakanlığı 17 Aralık operasyonuyla gündeme gelen ve Rıza Sarraf tarafından eski Bakan Zafer Çağlayan’a İsviçre’den getirtilen saat için 213 bin 300 TL ceza kesti. ‘Alındı belgesi’nde cezayı yatıran isim olarak Sarraf’ın adamı Murat Yılmaz var.Eski Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan’a işadamı Rıza Sarraf tarafından getirilen saatle ilgili Gümrük ve Ticaret Bakanlığı’nın kestiği cezanın ödemesinin, 17 Aralık operasyonuna adı karışan ve TBMM’ye gönderilen fezlekede Sarraf’ın adamı ve “çantacısı” olarak nitelendirilen Murat Yılmaz tarafından yapıldığı ortaya çıktı. Saat için 213 bin 300 lira ödendi.17 Aralık soruşturmasındaki en çok tartışılan konulardan birini Rıza Sarraf tarafından eski Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan’a alındığı iddia edilen 700 bin liralık Patek Philippe 5101G marka saat oluşturuyor. Çağlayan, önceki gün TBMM soruşturma komisyonunda bu konudaki sorularla karşılaşmıştı. Çağlayan, kendisi “yoğun çalıştığı için” saatin alınmasını Reza Zarrab’dan “rica ettiğini”, “onun yurtdışından getirttiğini” belirterek, “Ama parasını kendim ödedim” demişti.
2. Dünya Savaşı'nın 5 İlginç Subayı
2. Dünya Savaşı, elemleriyle, trajedileriyle, kahramanlıklarıyla acı dolu bir tarihi olay. Ülkemiz bu savaşa girmediyse de, savaş ve takip eden gelişmeler, bütün dünyayı derinden etkiledi.Bu savaş boyunca öne çıkan subaylardan beşine dair bilgiler okuyacaksınız. Aralarında eğlenceli olanlar da var, kahramanlığıyla öne çıkanlar da. 3.sünün mutlaka çıkacaksa Dota 2 turnuvalarıyla yapılması temennimiz.
Reklam
Rolleri Uğruna Tanınmayacak Hallere Bürünen 25 Başarılı Oyuncu
Bir oyuncunun rolü için onlarca kilo alıp vermesi, saatlerce süren makyajlara katlanması ve bunların yanında harika bir oyunculuk sergilemesi beraberinde bol bol ödül de getiriyor görüldüğü üzere. İzleyiciye ise şaşkınlıkla izlemek düşüyor.Voldemort, Gollum gibi değişimlerde bilgisayar efekti olduğu için dahil edilmedi. Johnny Depp makyajlarıysa apayrı bir kategoride sayılmaktadır.
Nobel Ödülü 4.8 Milyon Dolara Satıldı
ABD'li genetik bilimci James Watson'ın 1962'de DNA'nın çift sarmallı yapısını keşfettiği için verilen Nobel ödülünü satışa çıkardığı, ödülün 4,8 milyon dolara satıldığı bildirildiABD'li genetik bilimci James Watson'ın 1962'de DNA'nın çift sarmallı yapısını keşfettiği için verilen Nobel ödülünü satışa çıkardığı, ödülün 4,8 milyon dolara satıldığı bildirildi.BBC'nin haberine göre, New York'taki Christie's müzayede evinde açık artırmayla satışa sunulan altın madalyanın 2,5 ila 3,5 milyon dolara satılması bekleniyordu. İlk defa hayatta olan bir Nobel sahibinin ödülü satılmış oldu. 86 yaşındaki Watson'un ödülünü maddi zorluklar nedeniyle satışa çıkardığı belirtildi.Watson'ın, satıştan elde ettiği gelirinin bir bölümünü okuduğu Chicago Üniversitesi, çalıştığı Cambridge Üniversitesi ve başkanlık ettiği Cold Spring Harbor Laboratuvarı’na bağışlayacağı duyuruldu.Watson'ın 2007'de verdiği bir röportajda, 'siyahların beyazlardan daha az zeki olduğuna dair' açıklamasının ardından bilim çevreleri tarafından dışlandığı belirtiliyor.Watson, DNA'nın çift sarmallı yapısını keşfettiği çalışmasıyla Francis Crick ve Maurice Wilkins ile tıp dalında ödül almaya hak kazanmıştı. 2004'te hayatını kaybeden Crick'in ödülü de geçen yıl 2,2 milyon dolara satılmıştı.Dünya.com
'Gerçek Sanatçı Saray Övmez, Berkin'in Annesine Hakareti Normal Görmez'
MHP lideri Devlet Bahçeli, ‘Ak Saray’ı öven sanatçılar, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın Berkin Elvan’ın annesini yuhalatmasına ‘ insani bir şey ‘ diyen türkücü Yavuz Bingöl ve Erdoğan’a methiyeler düzen Yazar Alev Alatlı‘ya yüklendi: “Aydın aydınlatır, karartmaz.”Twitter’dan gündeme dair açıklamalarda bulunan Devlet Bahçeli, son günlerin en çok konuşulan isimlerinden biri olan Yavuz Bingöl’e ve Berkin Elvan konusundaki açıklamalarına değindi. “Gerçek sanatçı saray övmez, duvar kağıtları altın varaklı, bardak ve çanakları altın sırmalı olan binlerce odalı kaçak yapıyı haklı çıkarmaz” ifadelerini kullanan Bahçeli, “Heyhat, böyle bir ortamda 15 yaşındayken 16 kiloya düşerek hayatını kaybetmiş Berkin Elvan’a ve annesine hakaret de normal görülür” yorumunu yaptı.Alev Alatlı’yı da unutmadıAk Saray’ı “Neredeyse benim evim daha ihtişamlı” sözleriyle savunan sanatçı Hülya Avşar ve saraya maniler düzen İbrahim Tatlıses‘e de göndermelerde bulunan Bahçeli, Erdoğan için “Bugün George Orwell olsa sizi ayakta alkışlardı. O yetmez Daniel Defoe de kalkar o da alkışlardı” diyen yazar Alev Alatlı hakkında da şu ifadeleri kullandı:“Hele birisi var ki, bugüne kadar yazdığı kitapları manen yakmış ve münevverliği iktidar mürebbiyeliğiyle değiştirmiştir. Buna göre, Rus yazar Aleksandr Soljenitsin yaşasaymış, yüzbinlerce Suriyeliye kapılarını açan hükümeti ve övülen şahsı ayakta alkışlarmış! ‘Evrensel dolandırıcılığın hüküm sürdüğü zamanda gerçeği söylemek devrimciliktir’ diyen George Orwell da alkışlarmış.Yani dünya alem alkış yarışına girermiş. Yerel dolandırıcılığı görmeyen, yerel ve küresel bağlantılı soygunu inkar edenden aydın falan olmaz. Aydın aydınlatır, karartmaz. Aydın vicdanın sesini dinler, telkinlere gelmez. Aydın çağa yön verir; yoksa iplerini iktidarın emrine vermez.”Diken
Reklam
İşte Zafer Çağlayan ve Muammer Güler'in Mal Varlıkları
TBMM Soruşturma Komisyonu'nda ifade veren eski bakanlar Muammer Güler ve Zafer Çağlayan'ın mal varlıkları komisyona ulaştı.Eski bakanlar Muammer Güler ve Zafer Çağlayan ’ın mal bildirimleri, TBMM Soruşturma Komisyonu’na ulaştı. Edinilen bilgilere göre, Güler’in oğlu Barış Güler ’in 6 dairesi ve 26 tarlası bulunuyor, THY Hukuk Müşavirliği'nde çalışan kızı Burcu Güler 'in ise iki dairesi bulunuyor.İşte Muammer Güler ve Zafer Çağlayan'ın yakınları ile birlikte mal varlıkları...Burcu Güler - Muammer Güler'in kızı İki tane dairesi var. 1. dairesi değer olarak 270 bin TL gösterilen Şişli’de bir rezidansta. Ancak dairenin gösterilen rakamdan daha yüksek olduğu belirtiliyor.İkinci dairesi ise Esenyurt Garden City'de bulunan değerli bir daire.Burcu Güler THY’de Hukuk Müşavirliğinde çalışıyor. Aylık maaşı 3 bin 500 - 4 bin TL civarında.Barış Güler - Muammer Güler'in oğlu Bankada 809.000 TL + 29.000 TL var. Vakıfbank, Halkbank, TEB, Denizbank'ta Barış Güler’in üzerine kayıtlı 6 daire ve Tekirdağ Bölgesinde 26 tarlası var. Tüm daireler 2010 yılı öncesinden. Ankara - Emek Ankara- Bahçelievler İstanbul – Beylikdüzü İstanbul – Başakşehir Kocaeli – Ş.Çakırköy – 2 daireMUAMMER GÜLER MAL VARLIĞI1- Daire 19902 - Arsa 19973 - Yazlık Koop. 4.000..- 20004 - Yazlık Koop 12.000..- 20015 - Daire 275.000.- 20066 - Daire 140.000.- 20077 - Daire 160.000. Dolar 20098 - Kagir Ev 40.000. TL 20079- 420.000 TL 200910- Koop Hissesi 1/16 2005MUAMMER GÜLER BANKA (İlk Bakan Olduğunda Bildirdiği) 21.02.2013 1.873.788 TL 24.01.2014 2.224.000 TL ARAÇ 21.02.2013 2010 Model Hyundai 38.000 24.01.2014 2013 Model Hyundai 58.000 Beyan Edilmemiş Olan… 29.05.2013 Hyundai İX35 20 Diesel JEEP (Bu günkü değeri yaklaşık 120.000 TL. Aynı arabadan aynı tarihte Barış Güler de alıyor.BARIŞ GÜLER’İN ORTAK OLDUĞU FİRMALAR1- BBS Danışmanlık Gayrimenkul ve Eğitim AŞ: Yüzde 20 hisse. (Yüzde 79’u avukatı Ahmet Şefik Kuş, yüzde 1’i Kuş’un eniştesi Süreli Demir’e ait)2- AŞK Beslenme ve Danışmanlık LTD ŞTİ: Yüzde 5 hisse. (Yüzde 85’i avukatı, yüzde 10’u avukatın eniştesine ait)3- BBS Sigorta Aracılık AŞ: Yüzde 48 hisse. (Yüzde 51 avukatına, yüzde biri avukatın eniştesine ait)4- Innova Gayrimenkul Geliştirme Hizmeti AŞ.: Yüzde 50 hisse (Şirketin yüzde 50’si de Osman Baran’a ait görünüyor)NAKİT MAL VARLIĞI 2007: 336 bin TL, 2008: 460 bin TL, 2010: 907 bin TL, 2010: 1.176 bin TL, 2012 6. ay: 236 bin (600 bin TL gayrimenkul alıyor)BANKA HESAPLARI 2010’da 228 bin Euro, 2011 yılında 238 bin Euro, 2012’de 6. ay 242 bin Euro, 9. ay 1 milyon 409 bin Euro. (Gayrimenkul satışı depi 3 milyon 100 bin TL)Zafer Çağlayan’ın eşiNAKİT (2007’den 2014’e kadar): 17 bin dolar, 47 bin Euro.TAŞINIR MALLAR (27 Eylül 2007-22 Ekim 2013): 171 bin 500 TL’lik tablo ve 5 adet saat, 1 milyon 139 bin TL’lik altın ve mücevherat (Hiç değişmemiş).PARA AKIŞI 2009: 1 milyon 300 bin TL TAŞ Yapı’dan gelen para. 2010: TAŞ Yapı’ya 2 belge karşılığı 3 milyon 701 bin TL mal satışı. TAŞ Yapı’ya 2 belge 175 bin TL. 2013: LİMAK’a 50 bin TL havale. 2013’te 815 bin TL fatura kesmiş. Kolin inşaat’a 8 belge (mal ve hizmet kesili) 1 milyon 35 bin TL.T24
Uşak Hakkında Bilinmeyen Gerçekler
Son günlerde sosyal medyada sürekli olarak çıkan Uşak ile ilgili yanlış haberleri düzeltebilmek adına bu galeri hazırlanmıştır. Sosyal medyada Uşak ile ilgili bir kötü izlenim yaratarak, Uşak espri malzemesi haline getirilmeye çalışılmaktadır. En başta mülki ve yerel idareler, STK'lar ve diğer kurum ve kuruluşların Uşak ile ilgili tanıtım yapamaması, Uşak'a gereken değerin ve özenin gösterilmemesi sonucunda, Uşak bugün çok yanlış bilinmekte ve haketmiş olduğu değeri ve önemini elde edememektedir. Bu galeride Uşak'ın aslında nelere sahip olduğunu ve sosyal medyada yansıtıldığı gibi değersiz ve önemsiz bir yer olmadığını anlayacaksınız...
Bugün Mutlaka Okumanız Gereken 10 Köşe Yazısı
Şişli’de Sarıgül bombası nihayet patladı. Patlayacağı zaten belliydi. Yerel seçimler öncesi Mustafa Sarıgül’ün Şişli Belediye Başkanlığı için “emanetçi” birisini aradığı biliniyordu. Teklif götürdüğü isimler Sarıgül’ün koltuk önerisini reddetmişti. Sarıgül’ün teklif götürdüğü isimlerden birisi de yıllardır yakınında olan Hayri İnönü’ydü. Hayri İnönü yalnız başkan adaylığını değil Sarıgül ile “anlaşmayı” da kabul etti.Sağır sultanların bile duyduğu bir anlaşmaydı bu. Yerel seçimlerden sonra Hayri İnönü artık Sarıgül’ün “emanetçisiydi.” Sarıgül yalnız belediye başkanını değil, belediye meclisine girecek isimleri de belirledi. Oğlu Emir Sarıgül’ü de 4’üncü sıradan belediye meclis üyesi yaptı. Yetmedi belediye başkan yardımcılığı koltuğuna da oturttu.
Reklam
İstanbul'da İki Yeni Devlet Kurmuşlar!
Dışişleri Bakanlığı’na başvurarak Demokratik ve Anayasal Songhrati Thaumaturgy Cumhuriyeti ile Lemurya isimli devletin fahri konsolosları olduğunu söyleyen iki kişi, yakalanıp ceza aldı. İstanbul'da adres göstererek hayali devlet kuran kişiler, Türkiye'ye diplomatik nota da verdi.Yeni Şafak Gazetesinin haberine göre, İstanbul'da 4 kafadar, hayali devletler kurarak, diplomatik dokunulmazlık kazanmaya çalıştı.Habere göre; 4 kafadar, Dışişleri Bakanlığı’na başvurarak Demokratik ve Anayasal Songhrati Thaumaturgy Cumhuriyeti isimli bir devletin fahri konsolosları olduğunu söyledi ve Türkiye’de bu devletin temsilciliğini açmak istedi.Güney Asya’da olduğunu iddia ettikleri ve takımadalardan oluştuğunu söyledikleri devlet adına ticaret, ekonomi ve kültür ofisi açmak istediklerini ifade eden kafadarlardan Ahmet Çatalkaya, temsilcisi olduğu devletin 2003 yılında Malezya’dan bağımsızlığını kazandığını ve kendisinin de devletin İstanbul’daki fahri konsolosu olduğunu iddia etti.1996 yılına kadar Başbakanlık Müşaviri olarak çalıştığını öne süren Çatalkaya, söz konusu ülke adına ofis açmak için Genelkurmay Başkanlığı, İçişleri Bakanlığı ve Milli İstihbarat Teşkilatı’yla da temas kurduklarını öne sürdü.Sahte diplomatın bir diğer iddiası ise, temsilcilik talep edilen belgede ismi ve imzası bulunan Songhrati Thaumaturgy Cumhuriyeti isimli devletin hükümet başkanı Keith Mackenzie Mcocsci’nin esasen Türk vatandaşı olduğu ve Ankara’da bulunduğuydu.OLMAYAN ÜLKENİN DİPLOMATITemsilcilik için resmi başvurunun yapılmasının ardından Dışişleri’ni arayan Ahmet Çatalkaya, konuyla ilgili Genelkurmay Başkanı’nı bilgilendirdiklerini ve Genelkurmay’ın gerekli istihbarat çalışmasını yaparak olumlu görüş verdiğini de öne sürdü.Belgeleri inceleyen Dışişleri yetkilileri, yaptıkları inceleme sırasında şok gerçekle karşılaştı. Yeryüzünde Songhrati Thaumaturgy Cumhuriyeti diye bir ülke yoktu ve hiç olmamıştı.Dışişleri çalışanları, belgedeki yazışma adresinin İspanya’ya, telefon ve faks numaralarının Almanya ve İngiltere’ye ait olduğunu, belgede verilen internet sitesinin ise böyle bir ülkeyle hiç ilgisinin bulunmadığını gördüler. Temsilcilik için gösterilen adresin ise İstanbul’da bir turizm şirketine ait olduğu ortaya çıktı.PİŞKİNLİĞİN DE ÖTESİBu tespitler üzerine 4 kafadar, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’na şikayet edildi. Başsavcılık diğer üç kişiyi serbest bırakırken, Çatalkaya hakkında soruşturma başlattı.Sahte diplomatın vukuatları bununla da sınırlı değil. Ahmet Çatalkaya’nın 2011 yılında da “Yeni Lemurya Cumhuriyeti” adında, olmayan bir devlete ait sahte pasaportla yakalanıp tutuklandığı ortaya çıktı.İstanbul 44. Asliye Ceza Mahkemesi’nde yargılanan Çatalkaya, suçlamaların asılsız olduğunu iddia ederek, adı geçen devletin Irak Büyükelçiliği’ne atandığını gösteren belgeler de sundu.VİYANA SÖZLEŞMESİ’NE ATIFÇatalkaya, savunmasında, Viyana Sözleşmesi gereği diplomatik dokunulmazlığının sağlanması hususunda Yeni Lemurya Cumhuriyeti’nin Türkiye’ye nota verdiğini iddia etti.Mahkemenin talebi üzerine Dışişleri’nden gelen yanıtta, “Adı geçen ülke uluslararası sistemde ve tarafımızca tanınan gerçek bir ülke değil” dendi.Çatalkaya, İstanbul’da yargılandığı bu davada “resmi evrakta sahtecilik” suçundan 2 yıl hapis cezasına çarptırıldı.Yeni Şafak | Milliyet
İnşaat Rantına Önlem Paketi
Ekonomiden Sorumlu Başbakan Yardımcısı Ali Babacan, Başbakan Ahmet Davutoğlu'nun imar sektörünü de kapsayan yeni bir şeffaflık paketi açıklayacağını söyledi.Finans sektörünün temsilcileriyle görüşmek için ABD'nin New York kentinden bulunan Ekonomiden Sorumlu Başbakan Yardımcısı Ali Babacan, Başbakan Ahmet Davutoğlu'nun imar sektörünü de kapsayan yeni bir şeffaflık paketi açıklayacağını söyledi. Babacan Anadolu Ajansı 'na verdiği röportajda, paketin 'imar' başlığıyla ilgili olarak inşaat sektörünün gelişmesini ve milli gelirden aldığı payın artmasını istediklerini belirten Babacan, 'Hem yerel yönetimlerimizde hem de imar yetkisi olan merkezi kuruluşlarımızda mevzuatla ilgili düzeltilmesi gereken, iyileştirilmesi gereken hususlar var' dedi.'Belediye başkanları da rahatsız'İmar sektöründe şeffaflık gerektiğine vurgu yapan Başbakan Yardımcısı şöyle konuştu:'İmar değişikliklerinin mutlaka şeffaf bir zeminde götürülmesi önemli. Bunun yanında da imar uygulamaları ile beraber bir de rant kavramını bir arada düşünmek gerekiyor. Bu oluşan rantın nerede nasıl vergilendirileceği önemli. Belediyenin alacağı pay, merkezi hükümetin alacağı vergi önemli. Öte yandan, yine bu oluşan rantın toplumda ya da inşaat sektöründe adil bir paylaşımı da çok önemli. Hem ölçüsüz olmamalı bu rant, mutlaka diğer sektörlerle, diğer iş sahaları ile mukayeseli, ölçülü bir ranttan bahsediyor olmalıyız hem de bunun daha adaletli bir paylaşımından bahsediyoruz. Belediye başkanlarımızın çoğu da mevcut uygulamalardan son derece rahatsız. Onlar da istiyorlar ki kanunla düzenlenmiş bir alan haline gelirse bunlar, belirsizlikler kanunla giderilirse bizler de çok rahat ederiz'.Başbakan Yardımcısı Ali Babacan, belli başlı gayrimenkul projelerine bakıldığında, bunların önemli bir kısmının aslen sanayici olan ve inşaat sektörüne de giren firmaların projelerinden oluştuğunu kaydetti. İnşaat sektöründe proje bazında rekabetten arındırılmış uygulamalar görülebildiğini ve böylece normalden çok daha fazla rant oluşabildiğini anlatan Babacan, 'Bunları biraz daha normalleştirmek gerekiyor. Bizim yapmak istediğimiz herhangi bir sektörün önünü kapatmak diğer sektörün önünü açmak değil, oyun sahasını düzeltmek ve rekabet sahasını eşitlemek' dedi.'Petrol fiyatları enflasyonu düşürecek'Petrol fiyatlarındaki düşüşün enflasyona da olumlu etkileri olduğunu ifade eden Babacan, şunları kaydetti:'Her 10 dolarlık düşüşün enflasyona etkisi yarım puan. Örneğin gelecek yıl petrol fiyatları ortalama 72 dolar olursa, biz hesabımızı 102 dolara göre yaptık, 102 dolar değil de 72 dolar olursa, bu enflasyonun beklediğimizden 1,5 puan daha aşağıda oluşmasını sağlar. Cari açığın beklediğimizden 1,5 puan daha düşmesini sağlar. Büyüme konusunda ise her 10 dolarlık düşüş büyümeye 0,3'lük katkıda bulunuyor. Petrol 102 değil de 72 dolar olursa bunun büyümemize etkisi yüzde 0,9 olacak olumlu yönde.''Petrol fiyatları düşse bile rehavete kapılmayacağız' diyen Babacan, 'Petrol fiyatları hiç düşmemiş gibi bütçe disiplinine devam edeceğiz. Petrol fiyatları hiç düşmemiş gibi ülkemizdeki tasarruf programlarının artması için gayret göstereceğiz, reform irademizi aynen sürdüreceğiz.' ifadelerini kullandı.Kaynak: AA
Reklam
İngiltere'de Sürücüsüz Araç Denemeleri Başlıyor
İngiltere'de sürücüsüz taşıtların trafiğe ve yol güvenliğine etkisinin araştırılması için 1 Ocak'tan itibaren dört bölgede test sürüşleri başlayacak. Sürüşler en az bir buçuk yıl sürecek. Bu süre üç yıla da çıkabilir.Proje, İngiltere Maliye Bakanı George Osborne'un bütçe hazırlıklarını anlattığı 'Sonbahar Raporu'nun açıklanmasının ardından, kamu sektöründe görev yapan sivil toplum kuruluşu Innovative UK tarafından duyuruldu.BBC Türkçe'de yer alan habere göre; Osborne, proje için Temmuz ayında ayrılan 10 milyon sterline ek olarak, 9 milyon sterlin daha fon sağlanacağını duyurdu.Sürücüsüz arabaların test sürüşleri Bristol, Coventry, Milton Keynes ve Londra'nın güneydoğundaki Greenwich bölgesinde başlayacak.Bristol'de oluşturulacak ve aralarında Axa sigorta şirketinin de bulunduğu konsorsiyum, arabaların trafiği azaltıp azaltmadığını ve yol güvenliğini artırıp artırmadığını araştıracak.Konsorsiyum ayrıca, halkın bu yeni teknolojiye tepkilerini, uygulamanın yasal sürecini inceleyecek ve sigorta değerlendirmesi yapacak.Sürücüsüz arabalar, Greenwich'te de yolcu taşıma amaçlı servis aracı ve vale park hizmetleri için denenecek.Halkın tepkisi incelenecekGreenwich'te projeyi hayata geçirecek Ulaşım Araştırma Laboratuvarı'nın üyeleri arasında General Motors, AA ve RAC sürücü kursları da bulunuyor.Proje kapsamında, otomatik sürüş özelliği bulunan bir araba simülatörü de incelenecek bölgenin üç boyutlu bir modelini çıkaracak, bu modelleme sayesinde de halkın bilgisayar aracılığıyla sürülen araca tepkileri gözlemlenecek.Ulaşım Araştırma Laboratuvarı Başkanı Rob Wallis, bu yöntemle halkın 'yenilikçi teknolojiyi kabullenebildiğini veya otomatik araçlara güvendiğini' gösterebileceklerini söyledi.Milton Keynes ve Coventry bölgelerindeki projenin uygulayıcıları arasında da Ford, Jaguar Land Rover ve mühendislik firması Arup da bulunuyor.Söz konusu bölgelerde de sürücüsüz araçlar hem karayollarında hem de yayalara ayrılan bölgelerde özel tasarlanan eğitim alanlarında test edilecek.Bu grup da, araçların navigasyonuna yardımcı olması için yollarda ve çevre bölgelerdeki alt yapıya gerekli teknolojilerin geliştirilmesi üzerinde çalışacak.t24
Ak Saray'ın Altın Varaklı Bir Bardağı, Asgari Ücretten Fazla
Cumhurbaşkanı Edoğan'ın eşi Emine Erdoğan'ın kadın kuruluşlarını kabul ettiği yemekte, kullanılan bardaklar dikkat çektiMimarlar Odası Ankara Şube Başkanı Tezcan Karakuş Candan ,Emine Erdoğan 'ın Ak Saray'da sivil toplum kuruluşlarını kabul ettiği yemekte, masada duran altın varaklı kadehlerin maliyetinin asgari ücretle çalışan işçinin maaşından fazla olduğunu söyledi.Cumhurbaşkanı’nın eşi Emine Erdoğan’ın sarayda, kadınlarla ilgili çalışma yürüten sivil toplum kuruluşlarının temsilcileriyle buluştuğu yemekte, fotoğraflara yansıyan özel kadehlere dikkat çeken Tezcan Karakuş Candan’a göre “O masada duran altın varaklı kadehlerdi. Osmanlı serisi deniyor onlara. Tek bardağın maliyeti bin lira civarında. Özel olarak üretilmiş. Asgari ücretli bir işçinin maaşından daha pahalı bir bardak.”Saraya, Manisa’da özel olarak üretilen 4 bin metrekarelik bir halı dokunduğu belirtiliyor. Üç boyutlu, yanmaz halının her metrekaresinde 400 bin ilmek var. Candan, sadece halının maliyetinin 1 milyon 200 bin lira olduğunu söylüyor. Candan, “Sadece halı için harcanan para 600 öğretmenin bir aylık maaşına denk. Bir işçi 1 ay boyunca çalışırsa bu halının 3 metrekaresi dokunabiliyor.” ifadelerini kullandı.T24
James Bond'un Yeni Filmi: Spectre
James Bond'un yeni macerasının çekimleri 8 Aralık'ta başlıyor. 2015 yılının Kasım ayında vizyona girmesi beklenen yeni James Bond filminin yapımcıları, yeni serinin ismini ve oyuncuları İngiltere'de düzenlenen basın toplantısıyla açıkladı.Radikal'deki habere göre, James Bond serisinin 24'üncü filmini çekecek olan Sam Mendes, 'James Bond' karakterine eşlik edecek oyuncuların isimlerini açıkladı. James Bond filminde Daniel Craig'e karşı kötü karekter için kameranın karşısına geçecek isim Zincirsiz ve Soysuzlar Çetesi'ndeki oyunculuğuyla tanıdığımız Alman aktör Christoph Waltz olacak.Ünlü Fransız oyuncu Monica Bellucci ile Mavi En Sıcak Renktir filmindeki performansıyla Altın Palmiye kazanan Lea Seydoux ise yeni Bond kızları oldu.
Başbakan Davutoğlu: 'Paralel Yapı Bir Cemaat Değil'
Başbakan Ahmet Davutoğlu, isim vermeden Gülen Cemaati'ne ilişkin olarak, cemaat vasfını kaybettikleri için 'Paralel Yapı' ismini verdiklerini belirterek, 'Siz kendi yakınlarınızı devletin belli kademelerine getirmek için sınavlara müdahele edeceksiniz, sonra da ben hayır işi gönül işi yapıyorum diyeceksiniz' diye konuştu.Başbakan Ahmet Davutoğlu, TGRTHaber televizyonunda canlı yayınına katılarak, gündeme ilişkin soruları yanıtladı.Alevilerle ilgili çalıştaylar gerçekleştirildiği ama sonuçlandırılamadığı ifade edilerek kanuni olarak bir düzenleme düşünülüp düşünülmediğinin sorulması üzerine Davutoğlu, 'sonuç getirilemedi' demenin doğru bir tespit olmadığını söyledi.Başbakan Davutoğlu, sorunun kültürel, tarihi bir arka planı varsa bunun bir anda noktasal bir vuruşla çözülemeyeceğini vurguladı, bunun ciddi bir psikolojik ve zihniyet dönüşümüyle sağlam zeminlere oturacak bir süreç olarak görülmesi gerektiğini kaydetti.Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın başbakanlığı döneminde başlayan çalıştayların devrim mahiyetinde bir atılım olduğunu belirten Davutoğlu, ilk defa Alevileri temsil eden sivil toplum kuruluşları, dedeler ve kanaat önderleri bir araya getirilerek bu sorunun tartışılmaya başlandığını vurguladı.Tunceli'deki konuşmasında herkesin takmak zorunda olduğu maskeleri indirmesi, herkesin gönlünü açması, birbiriyle rahat konuşması şeklinde çağrı yaptığını dile getiren Davutoğlu, o dönemde Alevilerle ilgili çok ciddi adımlar atıldığını, Alevi klasiklerinin basıldığını, Din Kültürü dersindeki Alevilikle ilgili müfredatın artırıldığını, Madımak'ın kültür merkezine dönüştürüldüğünü anlattı.Alevilerle ortak kültürel geçmişi paylaşmak anlamında bir süreç başlattıklarını, bunların sıradan adımlar olarak görülmemesi gerektiğini ifade eden Davutoğlu, 'Hacı Bektaş Türbesi'ne girişte ücretin kaldırılması noktasal, önemsiz gibi görülebilir. Sembolik değeri çok yüksek. Çünkü, oralar dergahlar kapatıldıktan sonra ücret alınması müzelik kimliğiyle ancak meşruiyet zemini bulabiliyordu. Alevi geleneğin dergahları vatandaşlarımızın ziyaretine açıktır. Bunun içinde ayrıca bir meşruiyet alanı oluşturmaya gerek yok. Zaten bu alanda' dedi.Dersim olaylarında kullanılan kışlanın müzeye çevrilmesi gibi adımlar atıldığını, bunların bir anlamda psikolojik eşiğin aşılmasına dönük adımlar olduğunu söyleyen Davutoğlu, 'Bu tür sorunların önemli bir kısmı psikolojiktir. Yani yüzde 60-70. O aşıldığı zaman geri kalan o teknik detaylar daha rahat konuşulur hale geliyor' dedi.Alevi kanaat önderleriyle yemekBaşbakan Davutoğlu, Alevi kanaat önderleriyle bir araya geldiği yemeğin başbakanlık konutunda verdiği ilk davet olduğunu ve bunun devam edeceğini, başka Alevi kanaat önderleriyle de bir araya geleceğini söyledi.Başbakan olarak bir şey dikte etmek, deklare etmek için yemekte bir araya gelmediğini dile getiren Davutoğlu, şöyle devam etti:'Önce dinlemek, halleşmek ve samimiyetle her şey paylaşmak ihtiyacı var. Feyiz dolu bir akşamdı. Sofra duasıyla başlayan ve biten güzel bir akşam geçirdik. Alandan gelen arkadaşımız ilk defa orada görüştüler. Her ikisi de Alevi toplumunun önemli isimleri. Çok samimi sohbet oldu. Bütün vatandaşlarımızın izleyebilmesini isterdim. İzleyebilmiş olsalardı şunu görürlerdi; Aslında zikredilen farklar o kadar büyük farklar değil. Sanki iki taraf var ve bu iki tarafın anlaşması mümkün değil. Konuşulduğunda aşılması mümkün olmayacak hususlar değil.Bundan sonra da görüşmeye devam edeceğim. Bu bazı sorunların sürüncemede bırakılması anlamına gelmiyor. Aksine beraber çözdüğümüz zaman sorunlar kalıcı şekilde çözülür. Ben şu anda bu makamda olmasaydım, bölgedeki etnik ve mezhebi çatışmaları gören, sorumluluk hisseden bir aydın olarak da böyle bir faaliyet içinde olmayı arzu ederdim. Yanı başımızda birbirleriyle etnik ve mezhep kimliği altında şehirlerin mahallelerin bölünerek çatıştığı kardeş halkları gördüğümüzde, bizim önce almamız gereken ders, böyle bir noktaya gelmeden önce, ki bizim toplulumuzda böyle bir şey hiç olmayacaktır ama bunu tahrik edebilecek unsurlara karşı önce iletişim, konuşma.'Toplantı önceden planlandıBaşbakan Davutoğlu, yemeğe katılanları kast ederek, 'Ne kavramda bir farklılık gördüm ne de iletişimde bir ötekileştirme dili' dedi.Davutoğlu, tasavvuf geleneği kavramlarıyla Alevi-Bektaşi geleneğinin kavramlarının birbirine zıt olmadığını dile getirdi.AİHM kararı ve süreciyle ilgisi yokYemekte, farklı kanaatler sergileyenler olduğunu, iki taraf olarak konuşulmadığını ifade eden Davutoğlu, bu toplantının Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararı ve süreciyle ilgili olmadığını, daha önceden planlandığını söyledi.Davutoğlu, 'AİHM veya başka bir uluslararası taraf üzerinden kendi vatandaşlarımızla konuşmayı ben zillet adlederim. Bizim bu meseleleri çözmek için Strazburg'a, Brüksel'e başka bir yere ihtiyacımız yok. Oturur, konuşur, kendimiz çözeriz. Bunu çözecek aklımız ve vicdanımız var. Başkasının tavsiyesine ihtiyacımız yok. AİHM ve Avrupa Konseyi'nin prensipleri bizim de kabul ettiğimiz kurucu ülke olarak da onayladığımız prensipler' dedi.Davutoğlu, Yargıtay kararının da hukuki süreç içinde geliştiğini, toplantının bununla ilgisinin olmadığını belirterek, şunları kaydetti:'Belki bir tevafuk oldu ama, biz bunları görerek ileride AİHM kararı çıkabilir ben Hacı Bektaş'ta şimdiden tedbiren konuşayım demedim. Muharrem ayı vesilesiyle başladı. Son derece doğal. Meseleler biliniyor, çalıştaylarda da ortaya kondu. Sohbetimizde de nasıl çözüleceği belirlendi. Hiçbir sünni de cemevine karşı değildir. Alevi vatandaşımızın da camiye karşı olduğu kanaatinde değilim. Orada da hepsi özellikle vurgulayarak, Alevi İslam geleneği kavramını kullanarak dile getirdiler. İslamın dışında, İslamla bağlantısı kopmuş bir Aleviliğin Alevilikten de kopacağı konusunda masada ortak bir kanaat vardı. Birçok AK Parti belediyesi cemevi inşa etmiştir, katkı sağlamıştır. Cemevinin meşrulaşması gibi bir sıkıntısı yok. Zaten doğal olarak gelmiş, modern bir kavramdır. İhtiyaç neyse hep beraber oturur, çözeriz.'Zorunlu din dersiDavutoğlu, din dersini kaldırmanın, Aleviliğin öğretilmesi sorununu çözmeyeceğini ifade ederek, Din kültürü dersinin din kültürü etrafında olması, uygulamalı din eğitiminin de seçmeli nitelikte, Aleviliğin de öğretilmesi şeklindeki taleplerin haklı ve doğru olduğunu söyledi.Bunun milli birlik ve beraberlik açısından tehdit değil, faydalı olarak görüldüğünü vurgulayan Davutoğlu, şöyle devam etti:'Bu doğal bir şey. Bunlar asırlarca nasıl bir arada yaşamışlarsa aynı şekilde yaşarlar. Moderniteden gelen sıkıntılar aslında bunlar. Geleneksel toplumda olmayan sıkıntılar. 100-200 sene önceki İstanbul sokaklarına gittiğinizde Mevlevi dergahı, Bektaşi dergahı, Nakşi dergahı, hepsi yan yana yaşamışlardır. Kilise, sinagog bunları da zıtlık içinde kimse görmemiştir. Şimdi yeniden bu kültürü inşa etmemiz lazım. Moderleşme içinde bazı bu kurumlar tehdit gibi algılandı. Eskiyi temsil eden, geri kalmış gibi algılandı, müzelere döndürülüp ücret kondu. Geleneksel hoşgörü kültürüyle çağdaş eşit vatandaşlık kültürünü birleştireceğimiz yerde çözüm. Eşit vatandaş. Hiçbir vatandaşımız bizim açımızdan karşı, ötekileşmiş olamaz. Devlet böyle baktığı anda kendini reddeder. Seçim, demokrasi bir rekabettir. Herkes halktan oy almak için söylemini kullanır. Ama bu şeyde bir oy hesabı olamaz. Olsa seçim öncesinde bu dosyayı açmamayı düşünebilirdik. Hayır. Ben bana oy verenler kadar oy vermeyenlerin de başbakanıyım. ''Bu konuyu siyaset üstü bir konu olarak mı bakıyorsunuz?' sorusunda, 'Evet, kesinlikle' yanıtını veren Davutoğlu, 'Biz oy hesabı içinde, oy talebinde değiliz. Yeter ki toplumumuzda herkes bu ülkeye ait olmak dolayısıyla mutlu hissetsin. Kendisini siyasal, sosyal, ekonomik ilişkiler ağının dışında görmesin, kimliğini, düşüncesini rahatlıkla ifade edebilsin. Siyaset parçalaştırıcı, bölen bir alan haline dönüşür, eğer kimlik siyaseti üzerinden bir şey üretilmeye kalkışılırsa' diye konuştu.'Bunlar Türkiye'deki istikrarla ilgili bir yeni soru işaretleri uyandırma çabası olarak da değerlendirilebilir'Başbakan Ahmet Davutoğlu, Anayasa Mahkemesi bağlamında devam eden seçim barajı tartışmalarını değerlendirerek, 'Burada geçen sene 30 Mart seçimleri öncesinde ve daha önce ortaya çıkan tabloya baktığımızda, 2015 seçimlerinin önemini de gördüğümüzde, bunlar Türkiye'deki istikrarla ilgili bir yeni soru işaretleri uyandırma çabası olarak da değerlendirilebilir' dedi.Başbakan Davutoğlu, Anayasa Mahkemesi Başkanına atfen çıkan haberler hususunda, ertesi gün Anayasa Mahkemesi Başkanlığı'nın yaptığı açıklamayla konuyu açıklığa kavuşturduğunu ifade etti.Anayasa Mahkemesi üzerinden bir tartışma yapmak istemediğini belirten Davutoğlu, 'Açıklığa kavuşan bir husus var. Orada Anayasa Mahkemesi Başkanına atfedilen beyanların, doğru olmadığı ortaya çıktı. ...Gazetecinin iyi niyetle bir algı, bir iletişim sıkıntısından olabiliyor bazen. Bizim için esas olan pazartesi günü yapılan açıklamadır ve o yalanlanmıştır.' diye konuştu.'Hiçbir zaman baraj korkumuz olmadı'AK Parti yeni kurulduğunda, 14 ay sonra iktidar olacağını düşünerek kurulmadığını vurgulayan Davutoğlu, partinin iktidar hedefiyle kurulduğunu fakat o dönem erken seçime gidilip gidilmeyeceğinin belli olmadığını hatırlattı. Davutoğlu, seçim barajının o dönem de var olduğunu aktararak, şunları söyledi:'Yeni kurulan bir parti olarak da 'Aman barajlar kalksın' diye bir şey yapmadı. Çünkü, Sayın Cumhurbaşkanımız liderliğinde kendine güveniyordu, 'Ben iktidar olurum' diyordu. Kendine güvenen bir parti olarak hiçbir zaman barajın arkasına da saklanmadık, barajdan da korkmadık. 2001 Ağustos ile 2002 Kasım arasında bir muhalefet partisi olarak, barajı bahane göstermeden halka ulaşmaya çalıştık ve başarılı olduk. Sonra da barajın arkasına saklanmadık. Aldığımız oy oranları herhangi bir şekilde baraj dolayısıyla alınmış oy oranları değil. Milletvekili dağılımını koysak bile yüzde 50'yi yakalamış Türk siyasetinde kaç parti var, yüzde 48,5 yüzde 49'ları yakalamış? 2011 seçimlerinde geldiğimiz düzey belli. Dolayısıyla AK Parti olarak bu konuda herhangi bir kaybımız yok.''Erdoğan, geçen yıl 3 seçenek önerdi'Başbakan Davutoğlu, geçen yıl bu sebeple AK Parti Genel Başkanı olarak Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın 3 teklifte bulunduğunu anımsatarak, barajın tamamen kaldırılması, daraltılmış bölgeye geçilerek barajın yüzde 3 ile 5 arasında tutulması ya da mevcut sistemle devam edilmesi seçeneklerinin sunulduğunu dile getirdi.Burada önemli olanın parlamenter sistemde temsil ile istikrarı bir arada sağlanması olduğunu vurgulayan Davutoğlu, şöyle devam etti:'1995'te Anayasa Mahkemesi'nin aldığı karar var. O zaman yapılan itirazı reddederken, temsil ile istikrar aynı derecede önemlidir. Temsili sağlarsınız, 1965-1969'da Milli Bakiye Sistemi'yle en küçük partilere bile şeyler dağıtıldı, fakat ondan sonra gelen koalisyon hükümetleri gösterdi ki; temsille sağladığınız olumlu unsurlar istikrar getirmiyorsa bu sefer başka sıkıntılar doğuruyor. Peki istikrar yeterli mi? Yetmez. Birçok Ortadoğu ve başka ülkelerde antidemokratik istikrar var ama demokrasi olmadığı için meşruiyet yok, temsil yok. O zaman bizim yapmamız gereken en uygun bir şekilde bunları buluşturabilmek. Bu tartışma geçen sene açılmış olsaydı, biz teklif ettiğimizde, memnuniyetle bütün partililerle oturulur, konuşulur ve yeni bir formül neyse onun üzerinde çalışılırdı.''Baraj tartışmaları, istikrarla ilgili soru işareti uyandırma çabasıdır'Davutoğlu, anayasal bir zorunluluk olarak, değişikliğin 1 yıl önceden olmadıkça uygulanma şansı bulunmadığına dikkati çekerek, 'O zaman grup konuşmamızda da vurguladığım gibi; bu konuları böyle bir reaktif ya da bir şeyi engellemek için ele alınan konular değil de ilkesel, rasyonel, birlikte oturup değerlendirip, herkesin temsille istikrarı birlikte sağladığı bir noktaya, her fikre açığız. Birden Anayasa Mahkemesi Başkanlığının reddettiği o konuşma etrafında bir fırtına kopartıldı, bir algı yürütülmeye çalışıldı. Burada geçen sene 30 Mart seçimleri öncesinde ve daha önce ortaya çıkan tabloya baktığımızda, 2015 seçimlerinin önemini de gördüğümüzde, bunlar Türkiye'deki istikrarla ilgili bir yeni soru işaretleri uyandırma çabası olarak da değerlendirilebilir. Şu anki temsil, geçerli oylar üzerinden zaten yüzde 95'lere varan güçlü bir temsil şeyimiz var. Bu noktada bir sıkıntı yok' dedi.Davutoğlu, söz konusu tartışmaların zamanlamasına işaret ederek, Anayasa Mahkemesi'nin 1995'te, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin de 2008'de aldığı kararların şu anki seçim sistemine meşruiyet gölgesi getirmeyeceğini söyledi. Bu kararların barajı meşru gördüğünü anımsatan Davutoğlu, şu değerlendirmelerde bulundu:'Ama bu çözülmek istenseydi yeni bir teklifle, 2013'ün Eylül ayında yapılan teklif şu ana kadar tartışılır, konuşulurdu. Bunları bekletip, şimdi böyle bir tartışma açmak doğru değil. Önümüzdeki dönemde bu çerçevede de bir kriz beklemiyorum. Türkiye'de seçim normal zamanında yapılır. Meşru prosedürler içinde yapılır. Bu tartışma etrafında hiçbir vatandaşımızın tedirgin olmaması lazım. İstikrarımızı bozacak bir şeye izin vermeyiz, temsili yok edecek bir demokrasiye zaten izin vermeyiz. Bundan heveslenip de 'acaba bu sefer AK Parti'nin ayağını kaydırmak suretiyle Türkiye'de istikrarı bozabilir miyiz' diye hevesleniyorsa, hevesleri kursaklarında kalır.''Cemaat, gönül beraberliğidir'Başbakan Davutoğlu, Türkiye'deki bütün cemaatlerin fişlendiği yönündeki iddialara ilişkin soruya şöyle yanıt verdi:'Bir kere bazı kavramların ne kadar yozlaştırıldığı, hepimizin önem verdiği kavramların ne kadar anlam kaymasına uğradığı, özellikle bu cemaat kavramı etrafında son yaşadıklarımızla görüldü. Biraz önce cemevi dedik, cami dedik… Cemaat de aynı şeyden gelir; cem etmekten yani bir araya getirmekten, muhabbetle bir araya getirmekten. Cemaat, gönül beraberliğidir. Şu cemaat olur, bu cemaat olur, her bir yol eğer o gönül muhabbetine dayanıyorsa bunlar zaten yasakla ortadan kalkacak şeyler değil. Kalksaydı 12 Eylül kaldırırdı, 28 Şubat kaldırırdı. Cemaatler kanunla, yasayla bir araya gelmez ki, kanunla, yasayla kaldırılabilsin. Gönül erleri bir araya gelir ve yapar. Dolayısıyla herhangi bir cemaate, devletin tavır alması demek, sosyolojik bir gerçekliğe tavır alması demek. Dolayısıyla böyle bir şey söz konusu değil. Peki, 'Paralel yapı bir cemaat midir?' diye soruyorsanız, cemaat değil. Aradaki ayrım burada. Bunun için niye biz 3 sene önce bu yapıya da bir cemaat, bir gönül şeyi olarak mukabelede bulunup, her türlü imkanı sağlıyorduk. Hiçbir cemaat yapısı AK Parti iktidarlığında herhangi bir kısıtlamaya tabii tutuldu mu? Herkes özgürce kendini ifade etti. 28 Şubat'ın bunaltıcı atmosferinden bu ülkeyi kim çıkardı, herkes kendisine sorsun.''Cemaat gibi görünüp, başka amaçlara yöneldiler'Davutoğlu, 28 Şubat döneminde bazı kesimlerin 'başörtüsü teferruattır' diyerek maske taktığını belirterek, bu maskeleri kaldıranın AK Parti iktidarları olduğunu söyledi. Söz konusu yapıyı cemaat olarak tanımlamadığına vurgu yapan Davutoğlu, 'O vasıfla gönüllü işler yaparken, hiçbir zorlukla karşılaşmazken şimdi neden karşılaşıyor? Çünkü cemaat gibi görünüp yaptığı faaliyetlerin ötesinde başka bir amaca yöneldi. Nedir o amaç? Millete gidip de onun rızasını almadan, meşruiyetini milletten almadan Ankara'da bürokrasiyi örgütleyerek ve kontrol altına alarak millet adına otorite kullanmaya kalktı. İşte o zaman 'Arkadaş sen cemaat değilsin' deriz. Çünkü niyetin gönül ve muhabbet köprüleri kurarak, millet arasında irtibatları kuvvetlendirmek değil, niyetin cemaat görünümü altında halkın oylarıyla seçilmiş iktidara bir politika dikte etmek' ifadesini kullandı.Davutoğlu, 'pararlel yapı'nın dış mihraklarla işbirliği yaptığını aktararak, devletin gizli belgelerinin ortaya çıkarılarak gizli bir operasyonun parçası olunmaya çalışıldığını belirtti.'Onlar, cemaat vasfını kaybetti'MİT tırlarına yapılan operasyon dahil olmak üzere birçok olayın alt alta konulduğunda mevcut yapının 'cemaat' olarak adlandırılamayacağını vurgulayan Davutoğlu, şunları söyledi:'Bunlara cemaat adını vermek, cemaat kavramına ihanet etmektir. Şimdi artık cemaat demiyoruz. Paralel yapı diyoruz. Çünkü cemaat vasfını kaybetti. İster seküler olsun ister dini görünümlü olsun devleti bürokraside örgütlenmek suretiyle ele geçirmeye çalışırsa bu 60'lı yıllardaki cunta faaliyeti olsun... Ezanın tekrar aslına döndürülmesini bir darbe gerekçesi olarak, daha sonra birçok... Son örneği 28 Şubat'tır. Başkası da dini argümanlar kullanarak bir şekilde devletin içinde paralel bir örgütlenmeyle millet iradesine ipotek koymak... Buna cemaat faaliyeti denir mi? Burada cemaat vasfını kaybetti. Öyle olmamış olsaydı, yitirmemiş olsaydı, bizim için geçmişte ne idiyseler aynı şekilde yürürlerdi. Kendi yakınlarınızı devlet kademelerine getirmek için personel birimlerini tutacaksınız, imtihanları kontrol edeceksiniz, birçok kul hakkına da gireceksiniz. Sonra da 'Ben, hayır, hizmet işi yapıyorum' diyeceksiniz. İşte o andan itibaren çizgi geçilmiş ve başka bir şeye dönüşmüş olur o faaliyet.''Yapılanlar, örtülü bir operasyondur'Davutoğlu, bu faaliyetlere destek veren vatandaşları tenzih ettiklerini aktararak, vatandaşların Türkçe'yi yayan bir faaliyete destek verdiklerine dikkati çekti. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın başbakanlığı döneminde meydana gelen yasa dışı dinleme faaliyetlerine de değinen Davutoğlu, şu değerlendirmelerde bulundu:'Biz yapmadık' dediler. Peki yapmadınız da neden sahip çıktınız? O çıkar çıkmaz, 'Bu devlete ihanettir. Biz buna karşıyız' demediniz de o tapeleri yayarak bir algı oluşturmaya çalıştınız? İyi niyetli bütün cemaat yapılarına soruyorum. Bu cemaat faaliyeti midir? Değil. Biz o zaman deriz ki 'Bu örtülü bir siyasi operasyondur. Örtülü başka bir istihbari bir operasyondur. O zaman bu yapı oradan çıkar. Bu yapı suçüstü yakalanınca, bu sefer de kendilerini aklamak için diğer cemaat yapılarına 'Onlar da bizim gibi' dediler. Hayır onlar sizin gibi değil. Başka hiçbir yapı böyle bir eylem içine girmedi. Emniyet ve yargı içinde örgütlenerek, 'Sadece benim elemanlarım buraya girer, başkası giremez' demedi. İnsanların mahremine girmedi. Kasetlerle şantajlar yapmaya kalkmadı. Bu ister ana muhalefet partisi liderine yapılsın geçmişte olduğu gibi, isterse başka birine yapılsın, bizim için suçtur.''MGK'da hiçbir cemaat konuşulmadı'Davutoğlu, diğer cemaatlerin bu tür söylemleri üstüne alınmaması gerektiğini anlatarak, bu konuda ayrımın net olduğunu söyledi. MGK'da hiçbir cemaatin konuşulmadığına vurgu yapan Davutoğlu, hiçbir cemaate karşı da tedbir düşünülmediğini kaydetti. Davutoğlu, MGK'da paralel bir yapını ve ona karşı alınacak tedbirlerin konuşulduğunu belirtti. Paralel yapının hedeflerine ulaşması durumunda meşru siyaset yapılacak alanın ortadan kalkacağını aktararak, 'Meşru devlet yönetimi başka yollarla ipotek altına alınacaktı. Kimse bunu başka şeylerin içine çekmesin. Kendisini aklayabilmek için tekrar cemaat yapısı içine kendisi içine koyarak birtakım... Öyle ifadeler kullanmışlar ki, bunlar çocukça algı operasyonu' diye konuştu.'Türkiye'de sivil topluma asla baskı yapılamaz'Türkiye'de sivil toplumun baskı altına alınamayacağını ifade eden Davutoğlu, şöyle devam etti:'Hiçbir cemaat, sivil toplum örgütü baskı altına alınmayacaktır. Ama kim olursa olsun kiminle irtibatlı olursa olsun. Halkın meşruiyetini almadan devlet üzerinde bir ipotek kurmaya kalkarsa bu devlet öyle sokakta bulunup da bu hale getirilmedi. 12 yıldır gecemizi gündüzümüze kattık. Bütün AK Parti kadroları ve siyasetçileri itibariyle söylüyorum. Aslında muhalefete de sesleniyorum. 'Sizin de hukukunuz zedeleniyor. Çünkü halka gidip talepte bulunuyorsunuz. Birisi görünmeyen bir muhalefet yapmak istiyor ve sizi kullanmak istiyor. Ne görünmez iktidara ne de görünmez muhalefete izin veririz. Muhalefet yapacak olan da çıksın er meydanına. Görüyorsunuz, Anadolu'yu geziyorum. Çıksın besmeleyi de söyleyerek, 'Euzü billahi mine'ş-şeytani ve's-siyaset' diyerek, 'Siyasetten uzağım' diyeceksiniz. Peki uzaksan uzak dur. Ben akademisyen kimliğim içindeyken herhangi bir siyasi faaliyet içinde olmadım. Engelleyen bir şey yoktu. Oraya gitmiş olsaydım, hocalık yapsaydım siyaset yapmazdım. Öğrencilerimi yetiştirirdim, öğrencim istiyorsa siyaset yapardı, istiyorsa ilim yapardı. Ama onun üzerinden bir siyasi manipülasyona kalkmazdım.'Davutoğlu, 'cemaat'in pak ismini kimsenin kirletmemesi gerektiğini belirterek, demokratik bir yönetimden kimseye tehdit gelmeyeceğini söyledi. Demokratik yönetimlerde sivil toplum örgütleri dahil kimsenin takibat altında olmadığına vurgu yapan Davutoğlu, sivil toplumu aşarak kamu alanı etkisi altına almak isteyenlerin bunun dışında olduğunu kaydetti.'Atılması gereken adım atılacağı zaman atılır'Başbakan Ahmet Davutoğlu, Çözüm Süreci'ne ilişkin, 'Hız katma konusunda hiçbir tereddüdümüz yok. İnşallah seçimden önce nihai noktaya doğru geliriz. Tabii hedefimiz bu. Mümkün olsa yarın. Bizim için bir şey yok ama önemli olan, biz bunu dediğimizde bütün aktörlerin de aynı iradeyi gösterdiğinden emin olmamız. Bir zaman zikretmiyorum. Atılması gereken adım atılacağı zaman atılır' dedi.Başbakan Davutoğlu, 'Türkiye, iletişim özgürlüğüne geçti mi, Artık rahat rahat telefonla konuşabilecek miyiz' soruları üzerine, hükümetlerin topluma taahhüdü olması gereken bu konunun, kendilerinin de taahhüdü olduğunu dile getirerek, toplumun, bir başka gözün, kulağın kendisini takip ettiği inancını taşımayacak şekilde özgürleşmesi gerektiğini söyledi.Devletler arasındaki bazı konularda bu tür risk olabileceğine değinen Davutoğlu, şunları belirtti:'Halkımızın, sıradan vatandaşımızın iletişim özgürlüğü teminat altındadır, olacaktır. Eğer kriminalojik bir şeyin parçası ise uyuşturucu işi yapıyorsa dinlenecek, aksi takdirde neslimizi koruyamayız. Kaçakçılık yapıyorsa terör faaliyeti içindeyse bunları takip etmek devletin görevidir, etmediği zaman huzur kalmaz, düzen kalmaz. Bunun dışında vatandaşlarımızın siyasi düşünceleri, ait oldukları sivil toplum kuruluşları sebebiyle etnik, mezhebi kimlik sebebiyle dinlenmesi, takip edilmesi diye bir şey söz konusu olamaz. Bu konuda kimin şikayeti varsa bizzat ben de takip ederim, arkadaşlarım da takip eder. Böyle bir şeye izin vermeyiz.'Davutoğlu, geçmişte yaşanan 'bazı acı tecrübeler'den sonra iletişim özgürlüğü alanını, keskin bir şekilde tahkim etmeye kararlı olduklarını, bunu ihlal edeceklere karşı karşı tedbir alacaklarını bildirdi ve kimsenin tedirgin olmaması gerektiğini vurguladı.Teknolojinin olanaklarına değinen Davutoğlu, devlet desteği olmadan da bu tür imkanlara rahat erişilebildiğine işaret ederek, 'Bizim meselemiz onları durdurmak, onları engellemek ve halkımızın kendisini huzur ve rahatta hissettiği atmosferi sağlamak' diye konuştu.'Ya böyle şefkatli devletin onurlu vatandaşı olma alternatifi var ya da...'Başbakan Davutoğlu, Çözüm Süreci'ne işaret edilerek sorulan '2015'in en azından ilk yarısında bu sorunun silah bırakma aşamasına gelebileceği umudu taşıyor musunuz' sorusu üzerine, 2013 Nevruz'undan itibaren bu umudu hep taşıdıklarını ifade ederek, sadece umutta bırakmayıp yasal çerçevede adımlar atıldığını anlattı.Herkesin aynı ciddiyetle davranmadığını dile getiren Davutoğlu, 6-7 Ekim olaylarının, sürecin kırılganlığı konusunda bazı ipuçları verdiğine işaret ederek, sözlerini şöyle sürdürdü:'O tecrübeden de hareketle siyasi otorite olarak yeni bir çerçeve tespit ettik. Bu çerçevede yürümeye devam edeceğiz. Nedir bu çerçeve? Bazen şer gördüğümüz şeylerden bir hayır da çıkabilecek durumlar olabiliyor. 6-7 Ekim olayları gösterdi ki kamu düzeninin olmadığı yerde hiçbir şey olmaz. Kamu düzenini tehdit altında tutan bazı unsurlar varsa Çözüm Süreci bununla birlikte yürümez. Bunu devlet olarak biz tespit etmedik, bölge halkı da Türkiye'nin her yerindeki Kürt vatandaşlarımız da bunu tespit etti. Gerek Akil İnsanlar Heyeti toplantımızda gerek Şanlurfa'da yaptığımız istişarede beni ümitlendiren, umudumuzu bir öteye taşıyan şey, Çözüm Süreci artık devletin ya da AK Parti hükümetinin sahiplendiği bir husus değil sadece. Bölgedeki bütün sivil toplum bunu sahipleniyor. Bölgedeki sivil toplum, yani örgüt tesiri dışında olan, bölgenin gerçek dinamikleri ki bunların bir kısmı değişik kanaatlere sahip, bir kısmı daha muhafazakar, bir kısmı daha seküler. Her kesimden var. Şanlıurfa'daki toplantıda da gördüğüm, hemen hemen herkesin, kamu düzeni kavramını benimsemiş olması. Devlet otoritesi demiyorum, herkesin sahiplendiği kamu düzeni önemli bir husustur.'Davutoğlu, 6-7 Ekim'den bu yana ciddi mesafe alındığını kaydederek, 'Bir kere faili meçhul bırakmıyoruz. 'Kim, ne işlemişse hesabını verir' dedim. Yasin Börü'nün de katilleri, zanlıları diyeyim tabii hukuki süreç ama bizim elimizde sağlam veriler var, dün yakalandı. Hepsi takip edilecek çünkü Çözüm Süreci, herhangi bir süreç ancak kamu düzeni ve demokratik sistem içinde olur' değerlendirmesinde bulundu.HDP'nin üslubunun demokratik prensipler etrafında değiştiğini gördüklerini ifade eden Davutoğlu, yeni bir ortam oluştuğunu ve yeni ortamda 'en kısa sürede nihai sonuca ulaşmayı' hedeflediklerini bildirdi.Davutoğlu, demokratik toplumlarda herkesin her talebi dile getirebileceğini belirterek, 'Kimseyi yasaklamayız, kimseyi engellemeyiz ama hiçbir gerekçe herhangi bir talebin silah kullanarak veya silah üzerinden geri getirilmesine zemin teşkil etmez' ifadesini kullandı.'Yeni Türkiye dediğimizde herkes silahı bir kenara bıraksın, gelsin kanaati neyse izah etsin. Örgütlenmek istiyorsa örgütlensin, meşru örgütlenme anlamında söylüyorum, illegal örgütlenme anlamında demiyorum' diyen Davutoğlu, sivil toplum kuruluşlarının temsilcileriyle yaptığı toplantıda herkesin 'Ne eksiğim var da ben bunu dile getiremiyorum, Ankara'da, Diyarbakır'da, Hakkari'de dile getiremiyorum veya karşılık bulmuyor da ben silaha başvuruyorum' sorusunu sorması gerektiğini söylediğini belirtti.Davutoğlu, halk bunu sorduğunda Çözüm Süreci'nin doğru yere oturacağını belirterek, 'Halk bunu soruyor artık çünkü karşısında yanlış uygulamalar yapan bir devlet görmüyor. Hiç de gocunmuyorum, Sayın Bahçeli ne derse desin, ayağına gelen, elini öpen bir devlet var, milletin elini öpen bir devlet var. O zaman alternatifleri ortaya koyacak. Ya böyle şefkatli devletin onurlu vatandaşı olma alternatifi var ya da her fırsat bulduğunda kendi hakkını savunduğunu iddia ettiği Kürtleri dağa çıkaran, haraç toplayan, baskı uygulayan, yol kesen, şehir basan, şehir yakan bir yapı var' görüşünü paylaştı.6-7 Ekim olaylarında kitlesel olaylara katılan, bazıları aldatılmış olan gençlere dönük bir şey yapmadıklarını söyleyen Davutoğlu, konuşmasına şöyle devam etti:'Sıkıyönetim de ilan etmedik. Talimatım çok açıktı ve hala açık, aynı talimat: Kim ne suç işlerse İzmir'de hangi kural geçerliyse Hakkari'de de aynı kural geçerlidir. Edirne'de hangi kural geçerliyse Diyarbakır'da aynı kural geçerlidir. Kimse işlediği suç dolayısıyla masum değildir. Bunun da örnekleri görüldükçe halkta da güven hasıl olmaya başladı. Hangi aktör, buna katkıda bulunacak kim varsa elini taşın altına koysun, beraber yapalım. Bu başarı olacaksa netice alınacaksa hepimizin başarısı, mutluluğu olacak. Ama herhalde Doğu Anadolu'da, Güneydoğu Anadolu'da kimse Kobani'de olduğu gibi ya da Haseki'de de olduğu gibi ya başka bir terör tehdidi altında ya da Kürt haklarını savunduğu iddia edilen bir yapının baskısı altında yaşamak istemez. Irak ve Suriye örnekleri, çok acı veren örneklerdir ama halkımızın da bu örnekleri görmek suretiyle etnik ve mezhep temelli kışkırtma yapan herkes karşısında omuz omuza durması lazım ve duruyor da.''Kolay yaralar değil sarılması gereken'Halkın bilinçlenmesi ve duyarlılığın artması sebebiyle fikir teatisi içinde yol alınacak bir dönem olduğunu anlatan Davutoğlu, şunları kaydetti:'Kimseye de bir tarih vermek istemem. Kolay yaralar değil sarılması gereken, 30-35 yıllık bir sorun, 30 bin vatandaşımızı kaybetmişiz, insanların hayatları yanmış. Bunun arkasında 12 Eylül'de Diyarbakır Hapishanesinde yapılan işkenceler de var, terör örgütünün halka yaptığı zulümler de var. Bütün bu tortu üzerinden yeni bir şey inşa etmek durumundayız. Bu yeni inşa edeceğimiz şeyin bir daha provoke edilmemesi lazım. Ama şu sıralamayı söylerim: Kamu düzeni, atılabilecek diğer adımlarla birlikte tekrar güvenin ihdas edilmesi ve sonra daha önce 2013 Mayıs'ında söz konusu olan silahları bırakarak Türkiye'den çıkma adımının geçilmesi ve bu süreçte ne yapılması gerekiyorsa beraber yapılması.''Silah bırakma çağrısı'na ilişkin bir soruya da Davutoğlu, şu yanıtı verdi:'Temel itibarıyla çağrımız bu. Gönül ister ki ve hedefimiz de buydu, 1 Ekim'de, biz seçimlere kadar hatta bu senenin sonuna kadar bu meseleyi büyük ölçüde çözelim. Nehrin yarısını geçtik geri dönmek mümkün değil. İstiyoruz ki karşı tarafa doğru kulaçları hızlı atalım. Ama tam biz bu kulaçları hızlı atalım iradesi gösterirken, birileri bu kulacı atmaya çalışanların ayaklarından suyun altına doğru çekmeye çalıştı 6-7 Ekim olaylarında. Biz buna kapılmadık, kulaç atmaya devam ediyoruz, bölge halkıyla bütün kesimlerle birlikte. Hız katma konusunda hiçbir tereddüdümüz yok. İnşallah seçimden önce nihai noktaya doğru geliriz. Tabii hedefimiz bu. Mümkün olsa yarın. Bizim için bir şey yok ama önemli olan, biz bunu dediğimizde bütün aktörlerin de aynı iradeyi gösterdiğinden emin olmamız. Bir zaman zikretmiyorum. Atılması gereken adım atılacağı zaman atılır. Sürekli zamanlar üzerinde konuştuğumuzda, bu işi engellemeye çalışanlar da o zaman etrafında engellemek için çaba göstermeye başlıyorlar. Biz, kararlı ve iyi niyetli bir şekilde tutumumuzu sürdürürüz, gerekli adımları atarız. İnşallah en kısa zamanda da nihai hedef, demokratik bir toplum içinde herkesin bütün haklarda istifade ettiği ve kimsenin dışlanmadığı bir siyaset anlayışının yerleşmesi, yeni Türkiye itibarıyla söylüyorum ve silahlı bütün faaliyetlerin, silah kullanarak herhangi bir hak talep etme iddiasındaki bütün faaliyetlerin tamamıyla devre dışı kaldığı, nihai çözümün geldiği nokta odur.''Biz görevimizi yaparız nihai karar millete ait'Başbakan Ahmet Davutoğlu, son gelen anketlerde bütün partilerde hemen hemen bir düşme, AK Parti'de ise yükselme olduğunu belirterek, 'Biz görevimizi yaparız nihai karar millete ait. Ama sürekli bu anketleri yaptırıyoruz. Yüzde 48,5-51,5 arasında dolaşan bir bantta' dedi.'Çok kapsamlı bir eylem planı açıkladınız. 2015'te ekonomik olarak bizi neler bekliyor. Veya ihracatta bir üst basamağa çıkmamızı, sıçrama yapmamızı sağlayacak neler olacak? Umutlu musunuz?' sorusuna karşılık Davutoğlu, kesinlikle ümitli olduklarını, bu hafta G-20 dönem başkanlığını üstlendiklerini, sadece Türkiye için değil dünya ekonomisinde ümit vaat eden bir dönem başkanlığı yapacaklarını söyledi.Türkiye'de felaket tellallığının bol olduğunu, her şeyin söylendiğini ifade eden Davutoğlu, Borsa İstanbul'un son haftalardaki artışına dikkati çekti.Dün katıldığı 'Doblo Amerika Üretime Başlangıç ve İhracat Töreni'ni hatırlatan Davutoğlu, bu projenin önemli olduğunu kaydederek, iktidara geldiklerinde üretilen araç sayılarına ve bugünkü rakamlara ilişkin bilgiler verdi.'Her hafta bir reform paketi ilan edeceğiz'Reel sektörün dönüşümüyle ilgili 25 paketin 9'unu ilan ettiklerini ifade eden Davutoğlu, 'Önümüzdeki hafta ekonomiyle ilgili daha sık müjdeler vereceğiz ve 8 paketi daha ilan edeceğiz. Bir makro ekonomik dönüşüm noktasında reformlar. 8 paket de özellikle sosyal destek boyutunda. Bunların hepsi reform paketleri. Bundan sonra her hafta neredeyse bir reform paketi ilan ederek yolumuza devam edeceğiz' diye konuştu.Davutoğlu, dünyada yoksulluk sınırının günde 4,6 dolar gelir olduğunu kaydederek, 2002'de Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının yüzde 30,5'inin bu rakamın altında olduğunu, şu anda bu oranın yüzde 2,06'ya düştüğünü, mutlak yoksulluk olan 2 doların altında kimsenin kalmadığını söyledi.Bu istatistiğin gelişmiş ülkelerde bile yakalanamayabildiğini vurgulayan Davutoğlu, Türkiye'de büyüyen bir ekonomi, artan bir nüfus olduğunu, istihdam konusunda neredeyse mucize kabul edilecek başarı yakalandığını, bu yıl 1,2 milyon istihdam üretildiğini, dinamik bir nüfusa sahip olunduğu için daha fazla iş talebi geleceğini anlattı.Davutoğlu, amaçlarının, 'üretimi daha hızlı artırmak, ihracatı daha dinamik pazarlara açmak, Türkiye'yi orta gelir tuzağına düşürmeden en gelişmiş 10 ekonomi arasına sokmak' olduğuna işaret ederek, şeffaflık ve yolsuzlukla mücadele konusunda reform paketleri bulunduğunu aktardı.'Şeffaflıkla ilgili açık tedbirler alacağız''Şeffaflıkla ilgili kesinlikle çok açık tedbirler alacağız. Yolsuzlukla mücadele bağlamında atılacak adımlar var' diyen Davutoğlu, kayıt dışı ekonomiyle mücadele edeceklerini anlattı.Geçen hafta 15 bin öğretmen atadıklarını ve bu hafta bedelli askerlik konusunda olumlu anlamda açıklamaları yaptıklarını dile getiren Davutoğlu, 'Üzerinde çalıştığımız, halkımızın refahını ve hayat standardını olumlu yönde etkileyecek birçok proje üzerinde çalışıyoruz. Bunları kademe kademe halkımızla paylaşacağız' ifadelerini kullandı.Davutoğlu, sorunu görme kudreti veren Allah'ın çözme kudreti de verdiğini, şimdiye kadar şahsi hayatında da karşılaştığı hiçbir sorundan kaçmadığını, kişinin kendisine güvenmemesi halinde sorunu çözemeyeceğini aktararak, 'Dolayısıyla Türkiye'nin çözülemeyecek sorunu yok. Yeter ki niyet, irade sağlam olsun' diye konuştu.'Teknoloji yoğunluklu ve profesyonel ordu'Askerlik süresine ilişkin bir soru üzerine Davutoğlu, son Yüksek Askeri Şura toplantısında iki noktaya dikkati çektiğini ve bütün komuta kademesiyle bu konuda mutabık kaldığını kaydederek, 'Bir; Silahlı Kuvvetlerimizi insan yoğunluklu bir ordu yapılanmasından teknoloji yoğunluklu ordu yapılanmasına geçmesi. Öyle teknolojik araçlar var ki şimdi herhangi bir operasyonda mesela elektronik savaş teknolojisine sahipseniz binlerce, onbinlerce askeri sahaya sürmeden netice alabiliyorsunuz' dedi.Başbakan Davutoğlu, şu anda caydırıcılığın asker sayısının artması değil, 'teknolojik ve elektronik savaş kabiliyetine sahip olmada' bulunduğunu, meselenin asker sayısını artırmak olmadığını anlattı.Savunma sanayisini geliştireceklerini, milli savunma sistemi, milli füze, elektronik savaş kabiliyetini artıracaklarını dile getiren Davutoğlu, şu anda da bunu finanse edebilecek güçleri olduğunu bildirdi.Başbakan Davutoğlu, 'Mümkün olduğu kadar profesyonelce askerliği meslek olarak benimsemiş insan unsuruna ağırlık vermek lazım. Biraz önce Meclis grup başkan vekillerimizle görüştüm. Sözleşmeli er ve erbaş alımlarıyla ilgili kolaylaştırıcı ve yaşı düşüren çok ciddi bir paket getiriyoruz. Böylece meslek olarak askerlik yapacak olanların Türk Silahlı Kuvvetleri içindeki oranını artıracağız' diye konuştu.Mesleği askerlik olanların oranını artırmak istediklerini söyleyen Davutoğlu, bedelli askerliğe buradan geldiklerini ancak bunun sürekli tekrar etmeyeceğini aktardı.'Son anketlere göre AK Parti'de yükseliş diğerlerinde düşüş eğilimi var'Davutoğlu, 'Seçimlere çok az bir zaman kaldı. Bazı gazetelerde bazı anketler yayınlanıyor. Size gelen son bir anket var mı?' sorusu üzerine şunları söyledi:'Son gelen anketlerde bütün partilerde hemen hemen bir düşüş eğilimi var. AK Parti'de yükselme eğilimi var. Son aylar itibariyle söylüyorum. Muhalif tarafta veya objektif kim olursa olsun şu anda AK Parti'nin var olan oylarını muhafaza ettiği ve bir yükselme trendi içerisinde olduğuna dönük işaretler var. Biz görevimizi yaparız nihai karar millete ait. Ama sürekli bu anketleri yaptırıyoruz. Yüzde 48,5-51,5 arasında dolaşan bir bantta.'Davutoğlu, İstanbul trafiğiyle ilgili bir çılgın proje olup olmadığına ilişkin bir soru üzerine, 'Şu ana kadar bizim dönemimizde tedbirler alınmamış olsaydı İstanbul bu hızlı gelişmesi karşısında dünyada trafiği en kötü şehirler arasına girerdi' dedi.Bu konuda yapılan çalışmalara da değinen Davutoğlu, metro ağını daha fazla genişleteceklerini, İstanbul'un kendilerine bir emanet olduğunu, bu şehre ne şekilde olursa olsun hizmet etmenin tarihte insanın sahip olacağı en büyük onur olduğunu söyledi.Başbakan Davutoğlu, 'Toplantıdan toplantıya koşuyorsunuz. Yurtiçi, yurtdışı seyahatler... Vitamin kullanıyor musunuz?' sorusuna karşılık diğer siyasetçilere de teklif edeceği bir vitamin olduğunu belirterek, 'Vatandaşla karşılaştığınızda elini elinize alın, kucaklaşın. Göğsü göğsünüze, eli elinize değsin oradan geçiyor vitamin. Başka şeye ihtiyaç yok' ifadelerini kullandı.AA
Reklam