onedio
Bugün Mutlaka Okumanız Gereken 10 Köşe Yazısı
Maliye Bakanlığı verilerinden, “gizli hizmet giderleri” başlığı altında geçen örtülü ödenekten, temmuzda 157 milyon 229, ağustos ayında ise 141 milyon 796 bin TL harcama yapıldığını öğreniyoruz.Bu iki rakam, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ ın başbakanlığının son iki ayında, örtülü ödenekten 300 milyon TL kullandığı anlamına geliyor.Temmuz-ağustos ile birlikte 2014 yılı ocakağustos dönemi sekiz aylık toplam örtülü ödenek harcaması ise 738 milyon 77 bin TL’ye ulaştı.Karşılaştırmalı olarak gerek temmuzağustos, gerekse sekiz aylık veriler açısından bakıldığında, örtülü ödenek harcamalarında “düşüş” var.2012-2013 dönemindeki olağanüstü artış hızı yavaşlamış.Önceki yıllarla karşılaştırıldığında, özellikle son iki yıl örtülü ödenek harcamalarında kaydedilen “rekor” artış kamuoyunda sık tartışıldı.
'Sermayesi En Güçlü 3 Bankadan Biriyiz'
Bank Asya Genel Müdürü Ahmet Beyaz, 17 Aralık'tan bu yana maruz kaldıkları karalama kampanyasına karşı, her bir iftiraya cevap yetiştirmek yerine işlerine bakmayı tercih ettiklerini söyledi. Beyaz, 'Arkadaşlarla konuştuk ve bunlara verilecek en güzel cevabın; dimdik ayakta durmak, ülkemize en güzel şekilde hizmet etmek olduğuna karar verdik.' dedi.Samanyolu Haber televizyonunda, Metin Yıkar'ın gündeme ilişkin sorularını cevaplayan Ahmet Beyaz, karalama kampanyasını yürütenlerin, yalan haber yazanların aynı zamanda Türkiye ve ekonomisine zarar verdiklerinin farkına varmaları gerektiğini söyledi. Türkiye'de artık gerek insanların, gerek şirketlerin borçluluk seviyesinin çok yüksek olduğunun altını çizdi. 'Ülke olarak da, ekonomik olarak da hassas bir dönemden geçiyoruz.' diyen Beyaz, Amerika ve Avrupa'da yaşanan ekonomik gelişmelere dikkat çekti.Bankacılığın 'güven' ve 'itibar' işi olduğunu vurgulayan Beyaz, Bank Asya'yı yıpratmaya yönelik mesnetsiz ithamlara karşı 300 den fazla dava açtıklarını belirtti. Beyaz, 'Otoriteden de bu yayınların durdurulmasını istedik. Bankacılık kanuna göre bir bankanın itibarını, şöhretini yıpratmanın 3 ila 5 yıl hapis cezası var.' dedi. Merhum iş adamı Sakıp Sabancı'nın devletin bankalara el koyduğu bir dönem, bu konuda kendisine sorulan soruya karşılık, 'El konulması gereken 5'ten fazla banka var.' dediği için para cezasına çarptırıldığını hatırlattı.Sektörde 51 bankanın faaliyet gösterdiğini, Bank Asya'nın bunlar arasında 13. en büyük konumunda olduğunu aktaran Ahmet Beyaz, ayrıcıa şu bilgileri verdi:'4,5 milyon müşteriye hizmet veriyoruz. Geçen sene Türkiye ekonomisine 30 milyar liranın üzerinde katkı yaptık. Her ay 2-2,5 milyar üzerinde kredi kullandırdık.'Bank Asya'ya yapılan sistemik saldırının başta katılım bankaları olmak üzere bankacılık sistemini de tehdit ettiğini dile getiren Beyaz, '2008 krizinden sonra faizsiz bankacılığa bir teveccüh oldu. Kamu bankaları bile faizsiz bankacılık yapmak için çalışıyor. Ülkemizde faizsiz bankacılığı geliştirmek istenen bir dönemde bunların yaşanması ilginç.' diye konuştu.Ahmet Beyaz, 10 aydır süren karalama kampanyalarına rağmen hiçbir müşterilerini mağdur etmediklerini vurguladı. Bank Asya'nın Genel Müdürü, '18 yıldır Türkiye'de faaliyet gösteren bir bankayız. 3 ayda bir bağımsız denetimden geçiyoruz. Ayrıca bankacılık otoritesinin denetimi var. 2001'de kriz yaşandı. 25'e yakın bankaya el konuldu. 100 milyara yakın zararı oldu Türkiye'ye. Bundan ders alınıp bağımsız bir kurum oluşturuldu. 2001 krizinden sonraki dönemde bankaları denetledi ve bugüne kadar sorunsuz işleyişi sağladı bu otorite. İlgili kamu kurumları denetim yapıyor, şu anda 30 denetim elemanı var, denetim yapıyor. Biz, banka olarak kendimize güveniyoruz.' dedi.Haklarındaki karalama kampanyasının ve verilen olumsuz demeçlerin etkisinde kalan bazı insanların parasını çekmiş olabileceğini ancak bu süreçte önemli kazanımları da olduğunu aktaran Beyaz, şöyle devam etti:'Bankamıza güvenen bir müşteri kitlemiz oluştu. Bankamıza daha çok mevduat girişi yapıldı. Bir bankacı dostum, 'bunların yüzde 1'i, binde 1'i bize yapılsa, dayanamazdık' dedi. Biz, güçlü sermaye yapımız sayesinde dayandık. Türkiye'nin en güçlü sermaye yeterlilik rasyosuna sahibiz. 1 milyondan fazla müşterimiz var. Bir kısmı bu söylenenlere inansa da büyük bir kısmı inanmadı. Başka bir ülkede olsa, insanlar bankanın önünde toplanır, camlar çerçeveler inerdi.'Ahmet Beyaz, yapılanlar karsışında sessiz kaldıkları eleştirilerine katılmadığını belirterek, 'Her gün bir haber çıkıyor. Bakın 1.000'e yakın yalan haber var. Bunların hepsine yetişmek mümkün değil. Biz hukuki olarak mücadelemize devam edeceğiz. Gerekli gördümüz konularda halkımızı bilgilendiriyoruz, zaten.' ifadelerini kullandı.Halka açıklık oranı yürksek bir şerket olduklarının altını çizen Beyaz, Singapur, Japonya, Dubai gibi çok farklı ülkelerden yatırımcıya sahip olduklarını aktardı. Bu hisselerin yaklaşık yarısının yabancı fonların elinde olduğunu dile getirirken, şunları söyledi:'Yatırımcımız olan bir fon Türkiye'yi yönetenlere bir mektup göndermiş. 300 milyar dolarlık büyüklükte. Bir nüshasını da bize göndermişler. Şöyle diyorlar; '2011'den bu yana pay sahibiz. Sadece orada değil, başka yatırımlarımız da var.Bank Asya'ya yapılanları hayret ile izliyoruz. Bakın, bankacılık sisteminde 1 katrilyona yakın mevduat var. 1,2 katrilyon kredi hacmi var. Bunun devam etmesi için Türkiye'ye kaynak girişi olması lazım. Bizim geçen sene yurtdışından getirdiğimiz para 1,6 milyar dolar. Bank Asya olarak sukuk ihracı yaptık. 184 yatırımcı, 250 milyon dolarlık sukuk ihracını karşıladı, Bank Asya'ya güvendi. Buna sermaye benzeri kredi diyoruz. 10 yıl bize güven duymuşlar. Bugün bile oluşturulan atmosfere rağmen rahatsız olmadılar.'Bank Asya'ya yapılan sistemik saldırının, kanunda suç olmasına rağmen ısrarla devam etmesine bir anlam veremediklerini yineleyen Beyaz, 'Yasal olarak bütün haklarımızı hem yurtiçi hem yurtdışında aramaya devam edeceğiz. Kimse bunların yanına kar kalacağını düşünmemeli. Bu süreçte attığımız her adımı ilgili kamu otoriteleri ile paylaştık. Görevini ihmal edenlere, kamu otoriteleri de olabilir hukuk mücadelemiz sürecek. Yarın bunun bir başkasına yapılmayacağını kim garanti edebilir.' şeklinde konuştu.Haklarındaki olumsuz demeçlerle ilgili olarak, yine kanun vurgusu yapan Ahmet Beyaz, Bankacılık Kanunu'nun 82. maddesini nazara verdi. Beyaz, 'BDDK özerk, kimseden emir almaz. Bunun dışında farklı insanların demeçleri beyanları BDDK'yı bağlamaz. Ben de 10 yıl boyunca BDDK'da çalıştım. Murakıp denetim yapar, rapor eder, BDDK gereğini yapar. Biz denetim konusunda çok rahatız.' diye konuştu.'TAHTAMIZ NEDEN KAPATILDI, ANLAMADIK'Bank Asya'nın borsada işlem gören hisseleri 5 hafta kapalı kaldı. Beyaz bu konuda da şunları söyledi:'Neden kapatıldı anlamadık. Kapatan kurumların gerekçesi olabilir ama bizce makul değildi. 540 milyon hisse dolaşımda. Alınır, satılır. Bu 5 hafta boyunca satmak istediniz, satamadınız. Bir sürü insan mağdur oldu. Mahkemelere gidiyor. Bank Asya hisseleri çok düştü deniyor, buna piyasa karar verir. Çok düşmesinin bizim bankacılık işlerimiz ile ilgisi yok. Bu kadar karalama kampanyası yaparsanız, olur. Biz bu arada yine mevduat topladık, kredi verdik. Hisse senetlerimizin kapalı olduğu dönemde ciddi bir mağduriyet oluştuğunu düşünüyoruz.'Bank Asya Genel Müdürü Beyaz, bütün olumsuzluklara rağmen hiç bir müşterilerini mağdur etmediklerini, buna büyük özen gösterdiklerini belirterek, 'Bugün kimse 1 lira mevduatımı çekemedim diyemez. Her Cuma battı, batıyor diye yaygara yapılıyordu. Ne beklersiniz, insanlar gitsin kapıya parasını çeksin. Evet insanlar geldi, ama para yatırmaya. Bankamıza son dönemde büyük bir teveccüh var. İnsanımız mağduriyeti çok net bir şekilde gördü. Yapılan haksızlığın herkes farkında. 'Bugüne kadar faizsiz banka kapısından girmedim ama bu linç kampanyasına karşı hesap açtırdım' diyen kimseler var. Müşterilerimizin, halkımızın kadirşinas davranışlarıyla bizi duygulandırdığı çok tavır oldu. Bunu kimse küçümsemeye kalkmasın. 1 milyon mevduat müşterisi ile bugünlere geldi Bank Asya, bu insanların fedakarlığını kimse küçümsemesin. Bu samimi bir gayrettir.' ifadelerini kullandı.Sermayesi en güçlü ilk 3 bankadan birisi olduklarının altını çizen Beyaz, 'Sermaye yeterlilik rasyosu bankanın gücünü gösteren bir oran. Likidite; bankadaki para, ödeme gücü. Mevduat ile kredi arasında bir denge olması lazım. Bu hem BDDK, hem Merkez Bankası'na haftalık raporlarız. Örneğin 30 Eylül'de vadesi dolan mevduatı öncesinde bile ödedik. Bizim için 'ödeme güçlüğüne düştü' demek çok büyük bir iddiadır.' şeklinde konuştu.Beyaz, banka yönetiminin 225 milyon liralık sermaye artırımına gitmesini de 'Ortaklarımız, son dönemde bankaya olan teveccüh karşısında biz de bankamıza olan inancımızı gösterelim diyerek, bunu en net şekilde ifade etmiş oldular. Yönetimde belirsizlik yok. Bankamızı dimdik ayakta tutarız, buradayız diyerek bir mesaj verdiler. Endişe taşımıyoruz, işimize bakıyoruz.' şeklinde izah etti.Zaman
Anıtkabir Ziyaretinizi Daha da Anlamlı Hale Getirecek 10 Önemli Detay
Anıtkabir yapılmadan önce rasat (gözlem) istasyonu bulunması dolayısıyla Anıttepe'nin ismi Rasattepe'ydi. Atatürk’ün yıllar önce bir gezi sırasında Rasattepe’yi gezerken ağzından dökülen “Bu tepe ne güzel bir anıt yeri” sözleri de bir bakıma yerin belirlenmesi açısından önemli bir yere sahipti.
21. Altın Koza Film Festivali Başladı
Bu sene yirmi birincisi düzenlenen Altın Koza Film Festivali dün başladı. Festivalin resmi açılışı ise bu akşam Merkez Park Amfi Tiyatro'da düzenlenen ve bir çok sanatçının yanı sıra sinemaseverlerin yoğun ilgi gösterdiği bir etkinlikle yapıldı.15 - 21 Eylül tarihleri arasında gerçekleştirilecek olan festival kapsamında 205 film çeşitli salonlarda ve 515 gösterimle sinemaseverlerle buluşacak. Bu filmler arasından 12 film Ulusal Uzun Metraj Film Yarışması'nda başkanlığını Reha Erdem'in yaptığı jüri önüne çıkacak.Yılmaz Güney Altın Koza'daAna temanın 'Türk Sinemasının 100. Yılı' olan festivalde Yılmaz Güney de çeşitli etkinliklerle anılacak. Bu kapsamda 19 Eylül Cuma günü saat 14.00'da Abdurahman Keskiner, Hikmet Taşdemir, Semir Arslanyürek ve Yaşar Pütün'ün katılacağı 'Yılmaz Güney Sineması' panel/söyleşi gerçekleştirilecek. Büyükşehir Belediyesi Tiyatro Salonu fuayesinde ise Yılmaz Güney'in fotoğraflarından ve film afişlerinden oluşan bir sergi açılacak. Ayrıca her sene olduğu gibi Yılmaz Güney özel ödülü bu sene de verielecek.Orhan Kemal 100. yaşında festivaldeAltın Koza Film Festivali'nde yazdığı bir çok romanı sinemaya uyarlanan Adanalı sanatçı Orhan Kemal anılacak. Festivalde 'Orhan Kemal 100 Yaşında' başlığı altında sanatçının senaryosunu yazdığı ya da kendi eserlerinden uyarlanan filmler gösterilecek. Bunun yanı sıra 17 Eylül Çarşamba günü sanatçının oğlu Işık Öğütçü'nün de katılımıyla 'Orhan Kemal 100 Yaşında' adlı serginin açılışı yapılacak. Aynı gün Büyük Şehir Belediye Tiyatrosu'nda, yönetmenliğini Mehmet Güleryüz'ün yaptığı 'Sessizlerin Sesi: Orhan Kemal' belgeselinin gösterimi yapılacak.Altın Koza'da sinema edebiyatla buluşacakTürk sinemasının 100 yıllık geçmişinde sinema edebiyat ilişkisi moderatörlüğünü Yekta Kopan'ın yaptığı ' Türk Sinemasının 100. Yılında Sinema Edebiyat İlişkisi' adlı söyleşi/panel gerçekleştirilecek. Etkinliğe Ahmet Ümit, Hakan Günday, nebil Özgentürk ve Osman Şahin katılıacak.Kısa film atölyesiAltın Koza Film Festivali kapsamında bir de kısa film atölyesi oluşturuldu. Işıl Özgentürk'ün 'Senaryo' dersiyle başlayan atölyede Dilek Tunalı 'Film Okuma', Gamze Arzu 'Oyunculuk', David Elliot 'Yapım Geliştirme', Bora Göksingöl 'Kurgu' dersleri verecek ve atölyeye katılan öğrenciler atölye sonunda bir kısa film çekecekler.
Referandum İskoçları İkiye Böldü
İskoçya'nın en büyük şehri Glasgow'da yaşayan İskoçlar, referandumun ülke için önemini vurgulayarak farklı nedenleri gerekçe göstererek oy vereceklerini söylüyor.GLASGOW - Aslı Aral/İnci Gündağİskoçya'nın yaklaşık 600 bin nüfuslu en büyük şehri Glasgow'da yaşayan İskoçlar, iki gün sonra yapılacak bağımsızlık referandumunun ülke için tarihi önemini vurgulayarak farklı nedenleri gerekçe göstererek oy vereceklerini söylüyor.İskoçya'nın başkenti Edinburgh'dan Glasgow'a yaklaşık 1 buçuk saat süren araba yolculuğu sırasında Harthill, Whitburn, Baillieston gibi köylerden geçiliyor. İskoçya'da büyük şehirlerde 'bağımsızlığa evet' yanlılarının fazlalığı, evlerin cam ve balkonlarına asılan 'evet' pankartlarıyla görülürken, köy ve kasabalarda Birleşik Krallık ile birlikten yana olanların daha fazla olması dikkati çekiyor.Halkı madencilikle uğraşan Harthill köyünde, kapısının önündeki 'hayır' pankartı ve asılı Birleşik Krallık bayrağı ile 68 yaşındaki John Cefferty'nin evi, yoldan geçenlerin ilgisini çekiyor. Cefferty, elinde tuttuğu 'hayır, teşekkürler' posterini AA'ya göstererek, 'Bize referandumda şans dileyin, birlikten ayrılmamamız lazım' diyor.Bağımsızlığa hayır diyecek birçok kişinin Cefferty kadar görüşlerini açıkça dile getirmemesi ve çekinmesi dikkatten kaçmıyor. Glasgow'a yaklaşırken Baillieston köyünün girişinde birlikten yana mesajlar veren İşçi Partisi, halka 'bağımsızlığa hayır deyin' broşürleri dağıtıyor. Ancak kampanyayı yürüten İşçi Partililer, çok fazla görüntü alınmasını istemiyor, basını görünce seçmenlerin çekindiklerini ve kendilerine yaklaşmadıklarının söylüyor.'Evet' kavanozu doluGlasgow'un tarihi şehir merkezinin yanı başındaki 'Referandum cafe', yerel halk kadar referandumu takip etmeye dünyanın dört bir yanından gelen basın mensuplarının da dikkatinden kaçmıyor. Şehrin işlek caddelerinden 'Saltmarket' üzerinde bulunan kafede, üzerinde 'evet' ve 'hayır' yazan iki farklı kapı bulunuyor. Her iki yönde oy kullanacağını söyleyen Glasgowluların yanı sıra kararsızların da kafeye geldiğini AA'ya anlatan kafe çalışanı Simon Jones, bir hafta önce açtıkları kafenin gönüllü toplum projesi olduğunu dile getiriyor.Jones, kampanya bürolarından farklı olarak kafenin tarafsız olduğunu belirterek, 'Kararsızlar arasında özellikle göçmenler bulunuyor, buraya gelerek olası bağımsızlığın neler getireceğini soruyorlar' diyor. Kafedeki 'evet', 'hayır' ve 'kararsız' kavanozlarındaki bağışlardan en çok 'evet' kavanozunun dolu olması dikkati çekiyor.'İskoçya değil, sanki bir Afrika ülkesi'Çok sayıda mağazanın bulunduğu Trongate ve Argyle caddelerinde AA'ya konuşan Glasgowlular arasında, değişik görüşlü olanlar bulunuyor.66 yaşındaki emekli Margaret Simpson, referandumda 'hayır' oyu vereceğini söyleyerek, 'Referandumun İskoçya için iyi olacağını düşünmüyorum. İskoçya küçük bir yer, olduğu gibi kalmalı' dedi.79 yaşındaki John Barrace ise referandumun gereksiz olduğunu savunarak, 'Tatilde olacağım için postayla 'hayır' oyu kullandım. Kendimden çok torunlarımın geleceğini düşünerek oy verdim' ifadelerini kullandı.'Evet' oyu kullanacağını söyleyen 27 yaşındaki fotoğraf sanatçısı Shaun Murawski de referandumun İskoçlar için fırsat olduğunu dile getirerek, adil bir demokrasi için 'evet' oyu kullanacağını ifade etti. Murowski, referandumun önemini vurgulayarak, 'Tüm İskoçlar ne istediklerini düşünmeli ve oy vermeli' dedi.Referandum toplumu ikiye böldüğü için üzgün olduğunu ancak diğer yandan da yapılacağı için mutlu olduğunu dile getiren 49 yaşındaki inşaat mühendisi Annette Aitchison, 'Evet oyu vereceğim, çünkü İskoçya için daha fazla yetki istiyorum. Bağımsız olursak, sağlık sisteminin ve devlet yardımlarının iyileştirileceğine inanıyorum. Yoksulluk sınırında yaşayan çok çocuk var, eğitimin iyileştirilmesini istiyorum, ücretsiz eğitim istiyorum' diye konuştu.Sağlık çalışanı Debrah Black de 'evet' oyu kullanacağını söyleyenler arasında bulunuyor. 46 yaşındaki Black, referandumun ülkeye heyecan getirdiğini ve birçok insanın değişiklik yaşanabileceğine inandığını kaydetti. Black, 'Bağımsızlık olursa benim seçtiğim bir hükümet ülkemi yönetecek. İskoçların elinde İskoçya'nın daha zengin olacağına inanıyorum. İskoçya'da açlık sınırında yaşayan çok insan var, bu sanki Afrika ülkesiymişiz görüntüsü veriyor ve İskoçya'da böyle bir görüntünün olması mide bulandırıcı. Evet oyu çıkarsa, hükümet bunu halletmelidir' ifadelerini kullandı.Bu arada referanduma iki gün kala 'hayır' kampanyasına yapılan bağışın 2,7 milyon, 'evet' kampanyasına yapılan bağışın ise 1,8 milyon sterlin olduğu açıklandı.18 Eylül Perşembe günü İskoç halkına 'İskoçya bağımsız bir ülke olmalı mı' sorusu yöneltilecek. 'Bağımsızlığa evet' sonucunun çıkması ve müzakerelerde anlaşılması halinde İskoçya 24 Mart 2016'da Birleşik Krallık'tan resmen ayrılacak.
Reklam
İnsanlar 500 Yılda 322 Hayvan Türünü Yok Etti
Nesli yok olan hayvan türlerine yönelik bir araştırma, 322 türün insanlar nedeniyle dünyadan silindiğini gösterdi. Araştırmada, türlerin yok olma hızının son 200 yılda hızlandığı belirtildi.Bilim insanları, hayvan türlerinin insanlar tarafından giderek artan bir tehdit altında kaldığını, özellikle amfibi ve omurgalı canlıların daha büyük bir risk altında olduğunu belirtti. Omurgalı hayvanların sayısının, insan nüfusunun iki katına çıktığı son 35 yılda yarı yarıya azaldığı belirtildi.Science dergisinde yayımlanan araştırma, insanların artan nüfusun etkisiyle geride kalan 500 yılda 322 hayvan türünün yol olduğunu ortaya koydu. Ekolog ve zoologların başını çektiği bilim insanları, eğer önlem alınmazsa hayvan türlerinin tersine çevrilmesi mümkün olmayan riskler altında kalacağı uyarısında bulundu.Stanford Üniversitesi'nden Rodolfo Dirzo, Discovery News sitesine yaptığı açıklamada, 'Eğer insan nüfusunun artışı kontrol edilmezse, 2100 yılında yaklaşık 27 milyar insan olacak. Bu düşünmesi bile zor olan, ayakta tutulması çok zor bir sayı' dedi.Dirzo, Dünya'nın kaynaklarının uzun ömürlü olması ve hayvanların riske atılmaması için 'nüfusun kontrol altına alınması gerektiğini, karbondan bağımsız teknolojilerin geliştirilmesini, gıda ve yiyeceklerin daha etkin üretilmesini ve daha az tüketmemiz gerektiğini' söyledi.Araştırma ekibinde yer alan Haldre Rogers ve Josh Tewksbury, 'hayvanların insanlar için öneminin yiyecek, enerji, para ve gelişimin gerisinde kaldığını' ifade etti. İkili, 'ekosistem içinde hayvanların değerine dikkat edilmediği sürece sayılarının azalmaya devam edeceğini' söyledi.Ekonomi ve gıda için çok önemlilerBilim insanları her ne kadar önemleri arka planda kalsa da, hayvanların gıda ve ekonominin sürekliliği adına çok önemli bir role sahip olduğuna dikkat çekti.Dünya Vahşi Yaşam Fonu'na bağlı Luc Hoffman Enstitüsü'nün direktörü olan Tewksbury, Güneydoğu Asya'daki Mekong Nehri Havzası'nın balık üretimiyle 60 milyon insana yiyecek sunduğunu; Namibya'nın yıllık ziyaretçilerinin yüzde 73'ünün ise ülkedeki ulusal parkları görmeye gelen turistler olduğunu belirtti.Tewksbury, Latin Amerika'da düzenlenen balina izleme turlarının her yıl 275 milyon dolarlık gelir sağladığını; sadece ABD'de köpekbalıkları izleme turlarının ise yıllık 314 milyon dolar kazanç getirdiğini söyledi. Bu sektör aynı zamanda ABD'de 10 bin kişiye iş imkanı sunuyor.Science dergisindeki araştırmaya katkıda bulunan Tewksbury ve diğer bilim insanları, ekosistemin korunması adına insan sağlığı, polen dağılımı, tarım ilacı kontrolü, su kalitesi, gıda yeterliliği ve diğer kritik faktörlerin düzene girmesi gerektiğinin altını çizdi.Kaynak: Al Jazeera
Anneler Dikkat Meme Önemli
Kimse bize bir ay boyunca iki meme dışarıda ateşler basarak zombi gibi evin içinde dolaşacaksın dememişti. Ama gerçek bu sevgili anne adayları…Gecelerce dua ettim “Allah’ım nooooolursun yardım et!” diye… Hadi benim günahım çoktur belki kucağımdaki daha yeni doğmuş bebenin hatırına belki kabul eder diye de düşünmedim değil. Şimdi bunun her yanında melekler var di mi? Zaten kendi melek… O zaman duanın ulaşma süresi kısalır, zaten aylardan Ramazan, duanın kabul olma oranı çarpı iki point falan… Hep bunlar geçti işte aklımdan… Niye? Memelerim iyileşsin diye. Sonunda Allah kabul etti dualarımı ve akıl fikir ihsan etti de bir dermatoloğa gitmeyi düşünebildim.Vallaha da billaha da evlenen arkadaşlarıma bundan sonra çeyrek altın yerine meme bakım kremi takacağım. Kesinlikle. İlk gün… Bebem mememle buluştu. Dünyanın en kutsal duygusu! Mu bilmiyorum. Çünkü o anın heyecanı, hastane odasındaki yaklaşık 20 kişi, aman da aman tamam da tamam tamtamlamaları falan derken an geçip gidiyor. Ulvi bir duygudan öte şaşkınlıktı hissettiğim. Karnımdan çıkan canlı şimdi kucağımdaydı ve ikimiz de ne yapacağımızı bilmiyorduk. Daha doğrusu o biliyormuş, lönk diye yapıştı mememe ve daha önce 3 ay emme kursuna gitmiş gibi çekmeye başladı sütü. O an tek düşündüğüm küçücük burnuydu. Ya o minnoş burun göğsüme yapışırsa ve nefes alamazsa. Aman tanrım! 3 gün sonra tek düşündüğüm ise emzirmemekti.“Ay ben hiç yaşamadım” diyen anne görmedim şimdiye kadar. Olsa olsa “Evet oldu ama hemen geçti” demişlerdir. Bu meme ucu çatlak ve yaraları… Henüz hamileydim. 20 günlük bebeğini ziyarete gittiğim arkadaşım da dediydi, “Canım gitti, memene bak” dediydi ama bir kulağımdan girdi öbüründen çıktı. Sonrasında da canım çıktı.Benim göğüslerimde mantar oluşmuş. Nedeni bebeğin ağzındaki pamukçuk imiş. 12 gün sabredebildim. Önce internetten okuyup lanoninli kremler kullandım. Olmadı. Kadın doğum uzmanı şöyle bir gözünün ucuyla bakıp Garmastan Pomat yazdı, kullandım, olmadı. Silikon meme ucu aldım, bebem kabul etmedi, emmedi. Makine ile sağdım daha beter oldu. Banyoda su değdi, ölüyorum sandım, çıktığımda göz yaşları içinde “Ben emzirmiyorum” dedim ama yine gözyaşları içindeki bebeme kıyamayarak can vere vere yine emzirdim. Sonunda yok böyle olmayacak deyip eve en yakın hastanedeki dermatoloğa attım kendimi. Şanslıydım. Tek bakışta mantar teşhisi koyan doktorum beni kurtardı. İki şişe izotonik sodyum klorür serumu her emzirme sonrası memelerime sürdüm, iki tane mantar kremi kullandım, bir antibiyotik bitirdim, tek dozluk mantar ilaçları içtim, ağrı kesici kullandım ve bu toplu tedavinin ardından gerçekten kırkıncı gün acımın artık dayanılır boyutta olduğunu fark ettim. Beş günde bir ilerlemeyi görmek için kontrole çağırdı doktorum. Her seferinde emzirmeye devam mı diye soruyordu. Yavrumun adını küçük fare takmıştı. Nedenini son kontrolde söyledi. Meğer meme uçlarımdaki yaralar fare kemirmiş gibiymiş. Uçları kopmuştu zaten. Kanlar içindeydi. Ancak bir buçuk ayın ardından rahat edebilmiştim.Emzirmek acı demekti, emzirmemek de acı demekti. Çünkü memeler süt doluyor, o da vücutta ateş basması, sıtma dedikleri şeyi yapıyordu. Bu sefer böğrün yanıyor ama üşüyorum diye battaniyeler altında kabuslar göre göre yatıyordum. İçeride bebe ağlıyor, yakınlar hadi gel emzir kızım diye abanırken, ben evin içinde kaçacak delik arıyor, bazen yarım saat boyunca tuvaletten çıkmıyordum. Ama işte zaman her şeyin ilacı… Bir de dermatolog J (Benimki Hisar Intercontinental Hospital’dan uzman doktor Funda Ataman idi. Çok tatlı kadın.)Demem o ki, annelik benim için eşittir “meme” olmuştu. Sütyenin içine göğüs kalkanı (Philips Avent göğüs kalkanı, meme ucunu koruyor) taktım ve ancak bir buçuk ay sonunda bebeğimi kucağıma alabildim. Yüzüne bakarak “Barıştık mı kızım?” diye sordum. O da gözlerini şaşı yaptı, ağzını açtı, kafasını sağa sola çevirip, “heh eh heh eh” diye sesler çıkarmaya başladı. Hadi uğraştırma karnım aç demekti bu. İki dakika anne duygusallığı yapayım demiştim ve kızım içine etmişti anlayacağınız.Şimdi doğurdum diyen herkese memelerin nasıl diye soruyorum, hamileyim diyen herkese memelerine iyi bak diyorum. Bu travmayı geçirmek istemeyen tüm anne adaylarına da yaşadıklarımın küpe olmasını temenni ediyor, meme bakımlarını ihmal etmemelerini öğütlüyorum.Annelerin hayal kırıklıklarını yazmayı sürdüreceğim.Sağlık, sevgi…Yazar: Anayım BenYazarın diğer yazılarını okumak için tıklayın...
Reklam
'Petrol İddiası Adice Bir İfade'
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Katar dönüşü uçakta gazetecilerin sorularını yanıtladı. Erdoğan Türkiye'nin IŞİD'den petrol aldığı iddiaları için 'Çok çirkin ve kesinlikle yalan, adice bir ifade' dedi.Cumhurbaşkanı Erdoğan, iki günlük Katar ziyareti sonrası dönüş yolunda uçakta gazetecilerin sorularını yanıtladı.Erdoğan, Katar'ın ülkeden ayrılmalarını istediği Müslüman Kardeşler üyelerinin Türkiye'ye gelme ihtimalleri hakkında 'Talepte bulunanlar olursa inceler, sakıncalı bir durum yoksa bir yabancı nasıl misafir oluyorsa onlar da gelebilir' dedi.Erdoğan'ın sözleri şöyle:'Bunların Türkiye'ye gelmek gibi bir talepleri olması durumunda incelenir, bakılır. Gelmelerini engelleyecek bir sebep varsa farklı bakılır. Engel yoksa herkese gösterilen kolaylık nedir, onlara da bakılır. İsim bazında sıkıntı var mı, yok mu, bakılır. Bu noktada yoksa, herhangi bir yabancı nasıl misafir oluyorsa onlar da gelebilir.'Bank Asya'nın durumuErdoğan, Borsa'daki tahtası uzun süre kapalı kaldıktan sonra tekrar açılan Bank Asya'nın durumu konusundaki soruları da yanıtladı, BDDK'nın atması gereken adımlar olduğunu, bu adımları atmadığı takdirde sorumlu olacağını söyledi.'Bank Asya tahtası açıldı, dip yapma süreci var. Burada bir gerçeği görmek lazım. Böyle taşıma su ile değirmeni döndüremezsiniz. Bankacılığın kendine has kuralları var. Ona göre top oynamak zorundasınız. İstediği zaman vatandaş parasını çekebilmeli. Eğer vatandaş parasını çekemez hale gelirse, sermaye rasyosunda ciddi bir kapanma var demektir. BDDK'nın atması gereken adımlar var. Hangi maddeyi uygular bilemem ama benim de ülkemin birliği, dirliği için bir yere kadar işi takip edip gerekli bilgiyi almam lazım. takipteyiz. BDDK karar vermeli ve buna göre adım atmalı. Aksi takdirde bunun sorumlusu BDDK olur.''Ekonomik risk yok'Cumhurbaşkanı Erdoğan, kredi derecelendirme kuruluşlarının Türkiye hakkındaki değerlendirmelerini de eleştirdi, 'Türkiye'de ekonomik risk yok' dedi.'Türkiye'nin önünde herhangi ekonomik bir risk söz konusu değil, bunlar bu açıklamaları siyasi yapıyor. Bu açıklamaların ekonomik bir temeli, bilimsel bir temeli yoktur. Bunu geçmişte de yaptılar. Standard and Poor's'la ilişkiyi kestik. Bunlar tavırlarını böyle sürdürürlerse Başbakan'a söylerim, 'bunlarla da ilişkiyi kes, bize bunlar bir şey kazandırmış değil'. Bunlarla gelmedik buraya. Batan ekonomileri değerlendireceksin, Türkiye gibi bir ülke büyüyor, sen kalkıyor hâlâ 'durağandır, budur' diyorsun. Siyasi yaklaşımlar... Bunların perde arkasında nelerin olduğunun sizler de benim gibi farkındasınız.''IŞİD'den petrol alındığı' iddiasıErdoğan, New York Times gazetesinde yer alan Türkiye'nin IŞİD'den petrol aldığı iddiasını kesin bir dille yalanladı, 'Türkiye'ye resmi kanallar dışından gelen petrol olursa bunu imha ediyoruz' dedi.'Bu konuyla ilgili Türkiye'nin duruşu her zaman belli. Burada bir defa 'IŞİD'den Türkiye petrol alıyor' ifadesi çok çirkin ve kesinlikle yalan. Bu ifadeleri ortaya koyanlar adice bir ifade ortaya koyuyorlar. Ben dün de açıklamamı yapmıştım. Bölgedeki tüm terör eylemlerine karşı duran bir ülkeyiz. Çünkü biz terör eylemlerinden çok çektik. Kaldı ki bize resmi kanal dışından giren bu tür petrol olursa bunları alıkoyup imha ediyoruz. Beş bin ton getirilmek istenen petrol yakalandı, imha edildi. Türkiye bu konularda hassastır, asla fırsat vermez. IŞİD ya da petrol kaçakçılığı yapan örgütlere müsamaha ile bakmamız mümün değil.''ABD ile stratejik ittifakımız devam ediyor'Amerikan basınında yer alan, Türkiye'nin ABD'nin müttefiki olmadığı yönündeki yorumlarla ilgili olarak da Erdoğan şunları söyledi:'Kerry ile de yaptığımız görüşmede söyledim. ABD basını asparagas, yalan haber üretiyor. Bu adını verdiğiniz gazete de bu tür haberler üretmekte mahir bir gazete. Bizim bir defa ABD ile stratejik ittifakımız devam ediyor. Hatta model ortaklığımız devam ediyor. NATO Zirvesi'nde bazı gerek ulusal, gerek uluslararası medya bizim görüşme yapmayacağımızı ve ertelendiğini yazdı. Biz Başkan Obama ile bir buçuk saat oturduk. ABD Milli Savunma Bakanı Türkiye'deydi, görüşmeler yaptı. Cuma günü Dışişleri Bakanı Türkiye'deydi. Bu kadar yoğun bir trafik Türkiye ile ABD arasında olurken, bu haberlerin kıymeti harbiyesi olabilir mi? Uydurma, amaç 'Türkiye ile ABD arasına nasıl fitne sokarız?' Türkiye'deki bazı grupların buna aracı olması da bunların ne kadar önemli olduğu konusunda önemli...'ABD'nin IŞİD'le mücadele stratejisiErdoğan, ABD'nin ortaya koyduğu IŞİD'le mücadele stratejisinde Ankara'yı tatmin etmeyen unsurlar olduğu yönündeki değerlendirmelerle ilgili olarak 'Buradaki mücadelenin boyutunda hem Suriye'yi hem Irak'ı görüyorsunuz. Bu ifade benim NATO Zirvesi'nde de kullandığım ifade. Olayı sadece Irak olarak değerlendirmek yanlış' dedi.Erdoğan sözlerini şöyle sürdürdü:'Koalisyona lafta değil gerçekte kim gerekecek. Afgnaistan'da dört ülke kaldı. ABD, Almanya, Türkiye, İtalya. Sayı ortaya koyduğunda 10 bin. Burada da biz 'Tamamen işin dışında kalalım' demiyoruz. Bizim söylediğimiz, 'İnsani yardım konusunda destek veririz' diyoruz, 'Ama hassasiyetlerimizi göze almanız lazım' diyoruz. Bunu böyle değerlendirmeye alırlarsa, 'İnsani yardım konusunda haklılığımızı anlarsınız' diyorum.'Erdoğan 'Peki anlayış var mı?' sorusunu, 'Kerry aksi bir şey söylemedi' diyerek yanıtladı.'Suriye rejimi ile mücadele konusunda ABD tavrı tatminkar mı?' yönündeki soruya ise 'Burada olayın iki boyutu var: Strateji ve taktik. Bunlar çalışılıyor, değerlendirmeler yapıldıktan sonra gerçeği görür, ona göre 'memnunuz ya da değiliz' derler' yanıtını verdi.IŞİD'in elindeki rehineler'Katar'dan çok, gayretlerimiz ve çalışmalarımız, Irak'taki özellikle bu işle ilgili birimlerle yürüyor. Çünkü bu işin merkezi Musul. Olayın döndüğü yer orası. Tüm bu olanlar karşısında bizim 49 rehinemize yönelik elimizde bizim de kendimize yönelik bazı değerlendirebileceğimiz imkanlar var. Bizim derdimiz şu: Türkiye, halkının yüzde 99'u Müslüman ülke. Bu 49 arkadaşımızın hepsi Müslüman. Onlara karşı böyle bir yaklaşımın olması bizi üzmüştür. Bunu temaslarla nasıl çözeriz, bunun gayretindeyiz. Bunu istihbaratla yapıyoruz. İstihbarat örgütümüz bunu sürdürüyor. Temennim sağ salim bu işi başarırız. Dert, gayret bu.'Tampon bölgeErdoğan, Irak ve Suriye'de tampon bölge iddiaları için de 'Bu işin teknik boyutu silahlı kuvvetlerde. Onlarla görüşme sürüyor. Buna gerek var mı, yok mu; varsa, nerelerde; derinlik belirleyip önümüze getirecekler ve biz de 'uygundur ya da değildir' diyeceğiz' ifadelerini kullandı.Kürtçe eğitimDiyarbakır, Şırnak ve Hakkari'de Kürtçe eğitim verme amacıyla açılan okullar da gazetecilerin Erdoğan'a sorduğu sorular arasındaydı. Erdoğan, 'Devletin resmi dili Türkçe'dir. Biz Kürtçe olsun, diğer diller olsun; düşüncelerimizi söyledik. Seçmeli olarak, seçmeli derste Kürtçe öğrenebilir. Üniversitelerde ön açıldı. 'Yeterli değil' diyorlarsa, kurslar da açabilirler. Bunlar artık çok ciddi alınmış bir mesafe. Bunun dışında kalkıp da resmi dil olarak konuşmaya kalkarlarsa olmaz. Türkiye'nin resmi dili Türkçedir' dedi.Çözüm süreci'Sağlıklı netice aldık diyemeyiz ama umut var. Bölge halkı çok mutlu. Beş maddelik bir yasal zeminimiz var. En önemli olanı silahların verilmesi, tekrar evlerine dönüş. Bunların farklı şekilde rehabilitasyon çalışması, iş sahibi yapılması gibi konular. Çözüm sürecinde devletin birimlerinde görev alan insanların, onlara yönelik adli, cezai uygulamaların olmaması konusu. Burada yol alan insanlar 'Adli, cezai noktada yarın bir takibata uğrayacaksam ben bu işin içine giremem' der. Yasal düzenlemenin içine koyduk.'Erdoğan, 'Çözüm sürecinde en büyük risk nedir?' sorusuna da şu yanıtı verdi:'Tahriklere kapılmamak ve soğukkanlılığı elden bırakmamak lazım. Bayrak indirme bir tahriktir. Araç yakma, yatırımlar vb. Bunlarla ilgili olarak girişim var. Güneydoğu'da bakıyorsun bir sürü adım atıyoruz, araçlar yakıldığında bunca insan çalışıyor, birçoğu bırakıp gidiyor, yeni müteahhit arıyorsun. Yollarda da aksamalar oluyor. Bir taraftan Kürt sorunu meselesi diyorlar, varsa bir sorun, yakma yıkma işlemlerine karşı benim vatandaşlarım direnç koymalı. Beni ekmeğimden ediyorsun. Diyarbakır'daki annelerin direnişi önemliydi, şahsiyetli duruştu. Bazılarının çocukları gönderildi, geldi. Bu konuda özellikle parlamentoda 'biz Kürt vatandaşlarımızın temsilciyiz' diyen partinin de samimiyetle kaçırılan insanların verilmesi noktasında, çocuklarla ilgili hükümetle el ele vermek suretiyle bu işi çözmeleri lazım. Biz ne yaptık? MİT Müsteşarı ile parlamentoda olan bu partiyi adaya belli aralıklarla gönderdik. Bir çözüm için gönderdik. Bundan dolayı biliyorsunuz parlamentoda grubu olan başka parti ya da partiler hakaret etti. Bizim derdimiz bağcı ile değil, üzümü yemektir. Siyaset risktir. Bu riski göze alamazsanız olmaz.'O soruya yanıt vermediErdoğan, dün bir gazetede yer alan ve Ahmet Davutoğlu'nun Başbakan olmasının ardından AK Parti'nin oyunun yükseldiğini gösteren anket hatırlatılarak sorulan bir soruya ise yanıt vermekten kaçındı. Cumhurbaşkanı 'Siz genel seçimlerde yüzde 34, 47 ve 49 almıştınız, sizce Davutoğlu için 2015 Haziran seçimlerinde başarılı sonuç nedir' sorusuna 'Böyle bir değerlendirmeyi yapmam bulunduğum makama ters olur, bana ters köşe yapmaya çalışıyorsun, fırsat vermem' dedi.Kaynak: Al Jazeera
Avrupa Tarihine Yön Veren 18 Hanedan
5. ve 8. yüzyıllar arasında bugünkü Fransa ve Almanya arasında bulunan bölgede hüküm sürmüş Frank hanedanı.Hanedanlığın Magdalalı Meryem'in soyundan geldiğine inanılır. Magdalalı Meryem'in İsa'nın çocuğuyla Kudüs'ten kaçıp Fransa'ya gittiği ve Fransa'da Merovingian Hanedanı'nı kurdukları sanılmaktadır.Rivayete göre omuz arasında veya kalbinin üzerinde ilahi kutsal kan taşıdıklarına işaret eden bir benek vardı ki, bu daha sonra Tapınak Şövalyelerinin arması olarak ortaya çıkacaktır.496 yılında Hükümdar Clovis’in Hristiyanlığı kabul etmesiyle Avrupa’daki Hristiyan krallıkların ilki unvanını almıştır. Paris şehri de bu hanedan mensupları tarafından kurulmuştur. 8. yy’da bir başka Frank hanedanı olan Karolenj tarafından sona erdirilmiştir.
Reklam
Tıp Dünyası Bu Kızı Konuşuyor
İzmir’de, yüzde 94 ağır zihinsel engelli teşhisi konulan 11 yaşındaki Filiznur, tıp dünyasını şaşırtarak engelini yendi. Spor ve anne sevgisiyle sadece engelini yenmekle kalmayan Filiznur, artık milli sporcu oldu.İzmir’de, yüzde 94 ağır zihinsel engelli teşhisi konulan 11 yaşındaki Filiznur, tıp dünyasını şaşırtarak engelini yendi. Spor ve anne sevgisiyle sadece engelini yenmekle kalmayan Filiznur, artık milli sporcu oldu.İzmir’de yaşayan Süreyya -Mehmet İmer çiftinin tek çocukları olan Filiznur İmer, henüz 11 yaşında olmasına rağmen tıp dünyasını şaşırtan başarılara imza attı. 19 aylıkken doktorların ’ağır zihinsel engelli ve otistik’ teşhisi koyduğu kızın en büyük destekçisi annesi oldu. Annesinin azmi ve sporla hayata tutunan Filiznur, jimnastikte de Türkiye şampiyonu oldu.“KONUŞMUYORDU, KAFASINI DUVARLARA VURUYORDU”Filiznur’un iyileşme sürecinin hem kendisi hem kızı için büyük bir travma olduğunu söyleyen anne Süreyya İmer yaşadıkları süreci şu sözlerle aktardı: “Filiznur ağır derecede zihinsel engelliydi ve ciddi şekilde kriz geçiyordu. Yaklaşık günün 20 saati kriz geçiriyordu. Kafasını sürekli yerlere, duvara vuruyordu. Kollarını ısırıyordu, parmaklarını ısırıyordu. Filiznur’un 2,5 yıl ellerinde tırnakları bile yoktu. Isırmaktan tırnakları dökülüyordu. Dişleri kırılıyordu, düşüyordu. Kendine zarar veriyordu. Konuşmuyordu, yürümüyordu. 6 yaşına kadar bu zorlu süreç devam etti. Ancak hiç pes etmedik. Onu hiç yalnız bırakmadım. Kriz anında zarar vermesine rağmen dışlamadım, ittirmedim. Bu tür çocuklar çok hassas bir fanus içindeler. Onlarla aramızda görünmeyen tel örgü gibi bir şey var. Ve biz onu aştık. Filiznur’un yanına 6 yıl sonra girebildim ve o fanusun içinde beraber yaşayabildik. Çok ağladığımız, üzüldüğümüz günler oldu. Ama ben onun yanına girdikten sonra her şey daha farklı olmaya başladı. Tam da ‘Bu durumu hiç yenemeyeceğiz’ dediğimiz anda hayatımızda birdenbire değişiklik oldu. Krizleri 20 saat değil, 10 saat, 8 saat, 2 saat, 1 saate düştü. Onu kriz anında hiç yalnız bırakmadım.”“DOKTORLAR ‘UMUTSUZ VAKA’ DEMİŞLERDİ”Kızından sevgisini hiç esirgemediğini ve herşeyin ilacının sevgi olduğunu belirten anne İmer, şunları söyledi: “Filiznur sevgi ile iyileşti. Artık raporunda ’zihinsel engellidir’ ibaresi kaldırıldı. Yeni raporunda sadece otizm yazıyor. Filiznur’a doktorlar hep ‘umutsuz vaka’ demişlerdi. Doktorlar sürekli ‘Filiznur’un bir şeyleri başarması çok zor, hep böyle kalacak. Konuşamaz, gülemez, yiyemez, içemez’ dedi. O kadar korkutmuşlardı ki beni. Hatta en son bana 7 yıl önce doktorumuz ‘Çok zor durumdasınız, Filiznur’u özel bir kliniğe yatıralım’ demişti. Biz bu durumlardan bu duruma geldik. Geçirdiği krizler çok ağır ve baş edilmesi zor krizlerdi. Onun için de benim için de büyük travmaydı. Ama ben ne olursa olsun Filiznur’a ‘Ağır derecede zihinsel engelli, bundan hiçbirşey olmaz’ dedikleri anda bile sahip çıktım”“DÜNYADA ÖRNEĞİ YOK”Filiznur’un tıp dünyasında görülmeyen bir şekilde yüzde yüz zihinsel engeli yenmiş bir çocuk olduğunu ve dünyada örneğinin olmadığını söyleyen Süreyya İmer, sözlerine şöyle devam etti: “Dünyada bu ana kadar ağır düzeyde zihinsel engelini yenmiş hiç kimse yok. Filiznur’un adını altın harflerle yazdırdık diye düşünüyorum bir anne olarak. Çünkü o zor süreçleri ben tek başıma yaşadım, sadece ben biliyorum, ikimiz biliyoruz. Son çıkarttığımız raporumuzda da zihinsel engeli vardır’ ibaresi kalktı. Yeni raporunda sadece otizm yazıyor. Ama biz neredeyse otizmi yenmek üzereyiz. Bunu da başaracağız. Ben eminim. Birkaç yıl sonra iyi düzeye gelecek. Şimdi sadece konuşma probleminde gecikmemiz var. O da çok normal. Hayata Filiznur 7-8 yıl geç başladı. O süre zarfında konuşmayı öğrenemedi. Bu kadar süre zarfında biz bu kadar şeyi başardıysak emin olsunlar bütün engelli çocuk annelerine sesleniyorum. Onların da çocukları çok şeyi başarabilir. Yeter ki çocuklarına inansınlar. Ne olursa olsun iki kolu, iki bacağı olmasın yine sahiplensinler.”“YAŞININ İKİ KATI MADALYASI VAR”Filiznur’un ilk zamanlarda spor yapmaya zorla gittiğini anlatan anne İmer, sözlerini şöyle sürdürdü: “İlk dönemlerde spora gittiğimizde ağlıyordu, hırçınlaşıyordu. Biz yılmadık. ‘Her ne olursa olsun spora gidilecek’ dedik. Sporda 45 saniye de kaldığı zamanlar oldu, 1,5 dakika kaldığı zamanlar da. O 1,5 dakika bizim için 1,5 saat gibiydi ve çok iyi değerlendirmeye çalıştık. Her antrenman saatinde giyinip gittik. Kapıdan döndük çoğu zaman ama yine de yılmadık. ‘Gidilecek, yapılacak, sen başaracaksın, onlar yapıyorsa sende yapabilirsin’ diye motive ettim. Ve o da başardı. 6-7 ay sonra derslerde yarım saat kalmaya başladı. Sonra bir bakmışız ki bir buçuk saat kalıyor. Filiznur artık takla atıyor, komutlara uyuyor. Diğer çocuklar ne yapıyorsa o da aynısını yapmayı başarıyor. Ve bir buçuk yıl sonra ilk madalyamızı aldık. Normal çocuklarla katıldığı bir yarışmada grubunun birincisi oldu. Şu an 21 madalyası var. Yaşının iki katı madalyası var. Hepsi benim için çok özel onların manevi değeri çok fazla. Her birini alnının teriyle emeğiyle kazandı.”“BAŞBAKANIMIZA VE CUMHURBAŞKANIMIZA SESLENİYORUM”Filiznur’un bakanlık düzeyinde desteklenirse daha iyi yerlere gelerek Türkiye’yi daha iyi temsil edeceğine dikkat çeken Süreyya İmer yetkililere şöyle seslendi: “Spor bakanlığımız, başbakanımız ve cumhurbaşkanımıza sesleniyorum. Bu tür çocukların yurt dışına açılması gerekiyor. Çünkü dünyada örneği yok ve bu bizim çocuğumuz. Hepimizin çocuğu olduğunu düşünüyorum. Biz bu kadar başarıyı başarmışken, onlara da umut olur. Onların da Filiznur’u tanıyarak yurt dışına gidip Türkiye’yi temsil edebileceğini düşünüyorum. Desteklenirse yurt dışı kapısı açılırsa çok iyi yerlere gelebileceğine inanıyorum. Ayrıca Filiznur şu anda 95 ile 105 kelime arasında konuşabiliyor. Konuşma bozuklukları eğitmeninden ders alması gerekiyor. Ama maddi imkansızlıklardan dolayı kısıtlı götürebiliyoruz. Bu konuda bakanlıktan destek gelirse Filiznur bu sorununu da aşacak. Filiznur’un ilerlemesinde onların da desteği olacağını düşünüyorum. Konuşamadığı için ara ara krizleri oluyor. Bence Filiznur tarihe geçebilecek bir çocuk. Biz bunu başardık. Bu çocuk bizim çocuğumuz, hepimizin çocuğu.”İHA | Milliyet
Kırmızı Halıya En Yakışan Yıldız: Nicole Kidman
Onu yıllar yıllar önce kıvırcık kızıl saçları ile Tom Cruise'ın eşi olarak tanıdık. Evet yetenekliydi, ama sonuçta dünyanın en ünlü erkeklerinden birinin eşiydi. Bir gün boşandı ve kendi yeteneği ile yıldızı yeniden parladı. Yeteneğini çeşitli ödüllerle taçlandıran Nicole Kidman Oscar kırmızı halı törenlerinin de en şık  isimlerinden biri.
Reklam
'Muhatabınız Benim'
Başbakan Ahmet Davutoğlu, Dolmabahçe’deki ofisinde gazetelerin genel yayın yönetmenleriyle bir araya geldi. Davutoğlu; Başbakan yardımcısı Yalçın Akdoğan, Milli Eğitim Bakanı Nabi Avcı ve Genel Başkan Yardımcısı Beşir Atalay’ın da hazır bulunduğu toplantıda gündemdeki konulara ilişkin soruları yanıtladıAhmet Davutoğlu, CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu ve MHP lideri Devlet Bahçeli’ye seslenerek “Muhatabınız artık benim, Cumhurbaşkanı değil. O siyaset ve partiler üstü bir konumda” dedi.Başbakan Davutoğlu, siyasette ve toplumdaki kutuplaşmayı değerlendirirken, “Ben yumaşamadan yanayım” derken Kılıçdaroğlu ve Bahçeli’nin söylem ve tutumlarını eleştirdi. “Ben Kılıçdaroğlu’nu tebrik ettim ama o beni tebrik etmedi. Meclis Genel Kurulu’nda Bahçeli’nin elini sıktım ama o benim gerçek Başbakan olmadığımı söyledi” dedi ve “Bahçeli’nin şahsi nezaketini siyasi nezakete yansıtmasını bekliyorum” diye ekledi.Davutoğlu, Türkiye’nin en büyük sorunlarından birinin çözüm süreci olduğunu da vurguladı. Bu sürecin provokasyonlara kurban edilmemesi gerektiğini söyledi.Başbakan Davutoğlu’nun gündemdeki konulara ilişkin görüşleri şöyle:“Muhatabınız artık benim”“CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu ve MHP genel başkanı Bahçeli’nin muhattabı artık benim, Cumhurbaşkanı değil. Cumhurbaşkanı artık siyaset üstüdür. Partiler üstüdür. Muhalefetin siyasi muhatabı Başbakan’dır.”“Yumuşamadan yanayım”“Son bir aydır; Cumhurbaşkanlığı seçiminden sonra kutuplaştıran tavırlar kimlerden geldi? Sayın Tayyip Erdoğan’ın Cumhurbaşkanı seçildikten sonraki söylemine baktığınızda kutuplaştıran türden bir tartışmanın parçası olacak bir söylemi olmadığını görürsünüz. Cumhurbaşkanı törenine kim gelmedi? Sayın Kılıçdaroğlu gelmedi. Meclis Genel Kurulu’ndaki tören öncesinde elindeki tüzüğü kim Meclis Başkanı’na fırlattı? O an ben çok üzüldüm. Hatta bir ara gidip yerdeki tüzüğü almayı, Meclis Başkanı’na götürmeyi bile düşündüm. Cumhurbaşkanı sayın Erdoğan, “Herkesle konuşmaya hazırım” dedi. Yaklaşımı bu oldu. Cumhurbaşkanı Kıbrıs’a gitti. Her partiden milletvekili çağırdı ama CHP’liler gelmedi. Cumhurbaşkanı ve makamının tartışma konusu yapılmaması lazım. Ben yumuşamadan yanayım. Bizden kitap fırlatan çıkmaz. ““Savaş mı lazım?”“Cumhurbaşkanı herkesle konuşmaya hazırım dedi ama ana muhalefet lideri Kılıçdaroğlu savaş dışında konuşmam dedi. Ana muhalefet liderinin Cumhurbaşkanı ile konuşması için savaş mı lazım?”“Bahçeli’nin şahsi nezaketi”“Ben genel kurulda sayın Devlet Bahçeli’nin yanına gittim ve törene katıldığı için elini sıktım ama o sonra benim gerçek başbakan olmadığımı ima eden konuşmalar yaptı. Ben sayın Bahçeli’nin şahsi nezaketini biliyorum. Gerginliği okuduğu metinlerden çıkıyor. O metinleri yazanlar nasıl yazmışlarsa öyle okuyor. Bahçeli’nin şahsi nezaketi siyasi nezakete de yansımalı. Bizlere saygı göstermeyenler bizden saygı bekleyemezler.”“Beni tebrik etmedi”“Ak Parti’ye genel başkan seçildim, Kılıçdaroğlu beni aramadı. Başbakan oldum yine aramadı, tebrik etmedi. O CHP’ye yeniden genel başkan seçildi, ben aradım, tebrik ettim.”‘Seçim hükümeti değiliz’“Önümüzdeki güçlü engelin ikisini aştık. Şimdi önümüzde 2015 seçimleri var. Genel Başkan adayı olarak adımın anılmasıyla birlikte arkadaşlarımla çalışmaya başladık. 10 gün içinde bitirdik. 1 Eylül’de programımızı sunduk. Çalışmalar sırasında iki eğilim vardı:Birincisi 61. hükümetin devamıyız, sekiz aylık bir program yapalım. İkincisi ise daha uzun vadeli, 2014-2015’i içeren bir program yapalım. Benim düşüncem 2023’ü hedefleyen bir hükümet programıydı. Hükümet 2023’e kadar devam edecekmiş gibi program yapmaktı. Tabii icra çalışmaları sekiz aylık gibi olabilirdi. Kimse sekiz ay sonra bir türbülans beklemesin. İlk hedefimiz 2015’e kadar yürüyen projeleri devam ettirmek. Sekiz aylık bir seçim hükümeti değiliz. Yeni Türkiye tabirinin içini dolduracak çalışmalar yapacağız.IŞİD’in kaçırdığı gazeteciler“IŞİD’in kaçırdığı ABD’li gazeteciler kaç aydır oradaydı ama ABD basınına yansımadı, aileleri konuşmadı. Onlardan konuşmamaları istendi, en küçük bir açıklama hayatlarına mal olabilirdi. Kerry bana ABD’li gazetecilerin kaçırıldığını söyleyeli bir yıldan fazla oluyor. Ama ABD basınında çıt çıkmadı. Bizdeyse neredeyse rehinelerin nerede olduğunu gösteren haberler yapılıyor. Bu etik açıdan doğru değil.”Evrensel demokrasiyle anılmak“Küçümsemek için söylemedim, sakın yanlış anlaşılmasın. Adnan Menderes’in yolla anılması kötü bir şey değil, devrim mahiyetindeydi. Ya da Demirel’in barajlarla anılması veya Özal’ın liberal ekonomiyle. Cumhurbaşkanımız (Erdoğan) milli iradenin egemen kılınmasıyla anılacak. Bizim eğer 2023 vizyonu da içinde olarak anılmamız soruluyorsa; evrensel ölçekte demokrasi ve dış politika anlamında da Türkiye’yi küresel bir güç haline dönüştürmek. Hedefimiz bu.”Büyük yatırımlar“Türkiye 14-15 yıl önceki dönemde değil. 3. köprü inşaatını gezdim, gurur duydum. Oradaki yetkililer bana, üçüncü köprü için ‘Bu 21. yüzyılın eseri. Bundaki özellikler 2. ve 1. köprüde yok’ dediler. Büyük yatırımları söz verildiği tarihte, hatta daha öncesinde bitirmeyi hedefliyorlar. Türkiye dünyanın su altından geçen en derin tünelini yapıyor. En geniş köprüsünü, en büyük havalimanını yapıyor. Bu yatırımlar 14-15 yıl önce yapılacak denseydi, bu adam hayal görüyor derlerdi. Şimdi gerçekleştiğini görüyoruz ve heyecanını duyuyoruz.”‘Ak Parti kurumlaştı’“Türkiye, Ak Parti iktidarında çok büyük sıçrama gerçekleştirdi. AK Parti iktidarının ilk 5-6 yılı reformcuydu, sonra durdu eleştirisi yapıldı. Ama bu doğru değil. Bunun söyleyenlere ‘Gelin bir karne çıkaralım’ diyorum. Örneğin gerçek demokratikleşme son 3-4 yılda yapıldı. Asker sivil ilişkilerine bakalım. 2007’de e-muhtura vardı. Son Cumhurbaşkanlığı seçimiyse demokratik bir ortamda gerçekleşti. Gayrimüslimlere mülkiyet hakları daha geçen sene verildi. Başörtüsü yasağı daha yeni kalktı. Türkiye’de reformlar durmadı, durmayacak. Hala kat edilecek mesafe var. İkinci atılım dönemine giriyoruz. 90’lı yıllarda dünyada ekonomi ve demokrasi genişliyordu, bizdeyse daralıyor. 2000’li yıllarda ise özellikle 11 Eylül olayından sonra dünyada ekonomi ve demokrasi daraldı. Bizdeyse genişledi. Bu genişleme devam ederken Gezi Olayları sürecinde Türkiye’nin dış algısı negatif yansıtılmaya çalışıldı. Türkiye’yi IŞİD ile özdeşleştiren izlenim yaratılması için çaba gösterildi. Arkasından 17-25 Aralık operasyonları geldi. Gezi’de oluşturulan algı, pekiştirilmeye çalışıldı. Öyle bir atmosfer oluştu ki, her an Türkiye’de bir kaos olacakmış, bir hükümet sorunu yaşanacakmış gibi hava verildi. ‘Dönemin Başbakanı’ gibi ifadeler kullanıldı. Önümüzde 3 kritik seçim vardı. Bunu engelli bir yarışa çevirdiler. 30 Mart seçimlerinde Ak Parti, yüzde 30’da kalacak dediler. Öyle olsaydı nasıl bir Türkiye olurdu? Erken seçime gidilirdi, ne çıkardı? Türkiye kazanımlarını nasıl korurdu? Dinlemelerle yaratılan ortamı, dış işlerinin dinlenmesi olayını, MİT olaylarını hatırlayın.”“Sonra Cumhurbaşkanı seçimleri geldi. Çatı aday çıkardılar. Çatı aday, ne yapabiliriz de Erdoğan’ı durdurabiliriz diye çıkarıldı. Türkiye’yi bir geçiş dönemine, bir türbülansa sokmak istediler.Cumhurbaşkanlığı seçimini kazandıktan sonra bu sefer Ak Parti içinde ne olacak, sorusunu ortaya attılar. Cumhurbaşkanı Gül ne yapacak, sorusunu gündeme getirdiler. Ama onların beklediği hiçbir şey olmadı. Benim ismim üzerinde uzlaşıldı. Türkiye Cumhurbaşkanı ve Başbakan değişimini yaptı. AK Parti Genel Başkanı’nı seçti, MYK’sında değişiklikler yaptı. Oysa ANAP iktidarı döneminde genel başkan değişiminde Türkiye’nin kazanımları geri gitmişti. Ardından gelen Demirel dönemi Türkiye’yi 28 Şubat’a kadar götürdü. Bizim ise AK Parti olarak kriz yönetimi kapasitemiz var. Bu sayede hükümet ve parti değişikliği sorunsuz gerçekleşti.” “İster Bizans’tan itibaren, ister Türk tarihinden itibaren deyin Türkiye Cumhurbaşkanı değişimini suhuletle yaptı. İki arkadaş arasında devir teslim gerçekleşti. Bu konu kriz olmaktan çıktı. Şenliğe dönüştü. Sonra da hükümet görevi bana verildi. Hiçbir sıkıntı yaşanmadı. Bu AK Parti’nin kurumlaştığını gösteriyor.”“İki mekanizma”Ben görevi aldıktan sonra saat 3-4’e kadar Başbakanlık’ta, sonra partide çalıştım. İki yeni mekanizma kurduk:1- Çözüm süreci2- Ulusal güvenlik15 günde bir takip edilen süreçlere döndük.“Suriye’de uçak düşürülmesi olayında olduğu gibi hemen karar verilecek konuların iyi izlenmesi için böyle bir mekanizma oluşturduk. Daha düzenli toplantılar haline getirdik. Toplantı günü olarak çarşamba gününü belirledik. Bizde perşembe devlet günüdür. Cumhurbaşkanı ile paylaşımlar yapılır, arzlar yapılır. Ortak aklın konsovide yapılması sağlanır.”ÇÖZÜM SÜRECİ: SİLAHSIZLANDIRMA VE ENTEGRASYONDavutoğlu Türkiye’nin son 50 yılda yaşadığı en önemli sorunlardan birinin Kürt sorunu olduğunu belirterek çözüm süreciyle ilgili şu değerlendirmeyi yaptı:“Son 30 yıldır yoğunlaşan ama demokrasiye geçtiğimizden bu yana hatta kökenlerine gidersek 100 yıldır devam eden en önemli sorunlardan biri budur. Vatandaşlık ile tarihdaşlık bağını kurup aidiyeti güçlendirmek gerekir. Biz küçülmüş bir imparatorluğun üzerine kurulduk. Bir harman oluştu. İstanbul’un 100 seneki önceki toplumsal yapısı çok farklıydı. Bugün çok farklı. Süreç içinde aidiyet duygusu zayıflayan gayrimüslümler koptu. Eşitlikçi vatandaşlığı yerleştirirek tarihten gelen dokuyu güçlendirmek lazım.”“Provokasyonlar oldu”“Tarihten Müslüman bir toplum geliyor ama siz başörtüsünü yasaklarsanız; Diyarbakır Cezaevi’nde insanlara sırf etnik kimlikleri nedeniyle dışkı yedirirseniz kopuş başlar aidiyet zayıflar, terör çıkar. Kopuşlara tarihi parantez diye bakacağız ve aidiyeti tekrar tahkim edeceğiz. Önemli olan insanların bu devletin parçası olmaktan mutluluk, bu toplumun parçası olmaktan gurur duyuyorum diyebilmeleridir. Biz şunu söyledik; sizi düşman görmüyoruz, iç tehdit üzerine bir politika kurmuyoruz. Ben 2007’de akademik hayatıma dönecektim. Dağlıca baskını olunca siyasette kaldım. Çünkü Türk - Kürt savaşı çıkacak endişesi vardı. Kuzey Irak’la gerginlik vardı. Parti kapatma davasına gidecek bir tirbülans vardı. 2008 şubatında sınır ötesi harekat yapıldığında ben Bağdat’taydım ve Barzani ile görüşüyordum. Sonra nereye gelindi? Oslo süreci başladı. Hakan Fidan vardı. Ama o süreç sabote edildi. Sonra Beşir Atalay çabaları vardı. Habur olayları oldu, provokasyon oldu.”“7 Şubat’ta MİT müsteşarımızla ilgili olayın arkasında da yine çözüm süreci var. Bu süreci istemeyenler var. Buna rağmen aldığımız mesafe olağanüstü. Bugün Irak ve Suriye’de etnik çatışmalar yaşanıyor. Şu anda Orta Doğu ülkelerinde tek bir başarı hikayesi vardır. O da Türkiye’nin yürüttüğü çözüm sürecidir. Düşünün ki Türkiye’de Kürt hareketinin önemli ismi (Selahattin Demirtaş) Cumhurbaşkanı adayı oldu. Seçilirse bütün Türkiye’nin Cumhurbaşkanı olmaya adaydı. Ve Selahattin Demirtaş, Türkiye’nin her yerinden oy aldı. Oysa Celal Talabani, Irak’ta Basra’dan Musul’dan hiç oy almadı. Diyarbakır’da bir konuşma yapmıştım. Çok hızlı akan bir derede karşıya doğru yüzmeye çalışıyorsunuz, sizi sürüklüyor. Yarıya geldiğinizi düşündüğünüzde karşıya geçmek için kulaç atarsınız. Çözüm sürecinde yüzmeye başladık. Derenin debisi giderek arttı. Ama yarıyı geçtik, geriye dönüş yok.”“Adım atma vaktidir”“Şimdi adım atma vakti. Bu adımların biri silahsızlandırma, diğeri toplumsal entegrasyon sağlama, diğeri şiddeti engelleyecek önlemler alma.Kamu düzeniyle çözüm süreci alternatif değildir. Çözüm süreci var diye kamu düzeni bozulamaz. Çözüm süreci olacak ama sen çocukları bilinmez bir geleceğe doğru kaçıracaksın, bu olmaz.”“Bu süreçle ilgili olarak” Asker sivil arasında bir bilgi farkı yoktur. Genel Kurmay Başkanı’yla üç kez görüştüm. Akışla ilgili bilgi konusu olsun, diğer konular olsun, kamuoyuna aynı mesaj verilmeli. 2007’den bu yana büyük zorluklarla yürüttüğümüz çözüm sürecini herhangi bir provokasyona kurban vermemeliyiz.(Öcalan’ın durumu ve özerklik çerçevesine ilişkin soruya yanıt olarak) Detaylara girmeyelim. Ama dikkat edilirse söylem bile değişti. Rahmetli Özal, konuşulabilir dediğinde neler söylendi ama ülke bölünmedi. Atılacak adımlar konusu çok komplike değil.”Başbakan: ‘Biz bu prangayı kırdık’Başbakan Davutoğlu, Türkiye’nin atması gereken en önemli adımların başında yeni bir anayasa geldiğini, iktidarları döneminde askeri vesayetin belirlediği alanda siyaset yapma alışkanlığını değiştirdiklerini ve bu bağlamda “prangayı kırdıklarını” vurgulayarak şu değerlendirmeyi yaptı:“Türkiye iyi bir anayasayı 2011’den sonra yapabilmiş olsaydı, bir çok sorunu yaşamazdık. Anayasa toplumsal bir mütabakattır. 2015’ten önce yapabilsek tabii çok iyi olur. Bu olmazsa sonra da yapılabilir. Şu anda anayasa komisyonunun üzerinde anlaştığı 60’tan fazla madde var. Muhalefet gelsin, bunları çıkaralım. Biz buna hazırız. 1 Ekim’de meclis açılacak. Kurban Bayramı’ndan sonra geçirelim derlerse bunları meclisten geçiririz. Herkes elini taşın altına koysun. Anayasa değişikliği takip edilmiş olur. Şu andaki anayasanın en büyük eksikliği halkına güvenmemesidir. Anayasayı yapanlar halkına güvenmediği için her şeyi yazılı hale getirmişler. Oysa toplumun geldiği aşama anayasayı aştı. Dar geliyor. 12 Eylül’ün yaptığı hatayı biz yapmamalıyız. Hiçkimseye yenilmişlik duygusu hissettirmeyecek bir anayasa yapmamız lazım. Bunun iki temel özelliği siyasal özgürlük ve temel insan hakları olmalıdır. Anayasa devlet nasıl korunur diye başlamamalı. Devlet milletini nasıl korumalı diye başlamalı. Daha önce de söylediğim gibi ‘Amir olan millettir, memur olan devlettir’. Fikret Bila | Milliyet Gazetesi 
TAV, Sabiha Gökçen Havalimanı'na Ortak Oldu
LİMAK hisselerini satın alan TAV Havalimanları Holding, Sabiha Gökçen Havalimanı'na ortak oldu.Kokpit.aero internet sitesinin haberine göre Limak'ın elindeki yüzde 40'lık hisseyi alan TAV, geçen yılı 18,5 milyon yolcu ile kapatan Sabiha Gökçen'i Malezyalı ortağı Malaysia Airport Holdings (MAH) ile birlikte yönetecek.LİMAK ise yapım çalışmaları devam eden Üçüncü Havalimanı Projesi'ne ağırlık verecek.Geçen yıl sonunda, Hintli ortak GMR'nin yüzde 40'lık hissesi ile TAV Grubu da ilgilenmişti. Ekonomik darboğaz yaşayan GMR, satışta tercihini diğer ortak Malezyalı MAH yönünde kullanmıştı.GMR, geçtiğimiz mayıs ayında elindeki hisselerin satışının 296 milyon dolara tamamlandığını açıklamıştı. GMR, MAH'a bir miktar borcunun da bu satışa mahsuben kapatıldığını belirtmişti. Yüzde 40 hissenin alımıyla birlikte halen MAH, Sabiha Gökçen'in yüzde 60 hissesini elinde bulunduruyor.Sabiha Gökçen Havalimanı'nın kurulmasına 1987'de karar verildi. Kurtköy'de hayata geçirilecek İleri Teknoloji Parkı'nın (İTEP) hem dünya ile bağlantısının kurulması hem de Anadolu yakasının kargo ihtiyacı için projenin temeli 1998'de atıldı. Savunma Sanayi Müsteşarlığı (SSM) tarafından yapılan havalimanı 550 milyon dolara mal oldu.İlk yıl sadece 47 bin yolcu kullandıAçıldığı 2001'de sadece 47 bin yolcuya hizmet veren havalimanı uzun süre atıl kaldı. 2005'ten itibaren Pegasus Havayolları'yla birlikte Sabiha Gökçen'de trafik artmaya başladı. İstanbul'a olan talibin yükselmesiyle birlikte özellikle düşük maliyetli havayolu şirketleri Sabiha Gökçen'i tercih etmesiyle yolcu sayısı hızla arttı.Açıldığında atıl durumdaki 3,5 milyon yolcu/yıl kapasiteli terminal yetersiz duruma gelince, SSM 2007'de yap-işlet-devret metodu ile ihaleye çıktı. Büyük çekişmenin yaşandığı ihalede açık artırmayı Limak-GMR-Malezya ortaklığı kazandı.Toplam 1,9 milyar Euro+ KDV teklifi 20 yıl işletme için veren konsorsiyum, yıllık 25 milyon yolcu kapasiteli inşaat için çalışmaları Mayıs 2008'de başladı.25 milyon yolcu kapasiteli terminalTemel atmanın ardından 18 ay içinde havalimanı inşaatını tamlayan konsorsiyum, 250 milyon Euro'luk yatırımla 25 milyon yolcu/yıl kapasiteli terminali tamamladı. Toplam 320 bin metre kare kapalı alana sahip terminal ile 5 bin 350 araçlık otopark, 60 odalı otel de hizmete girdi. Halen havalimanında 120 adet check-in noktası ile 42 adet pasaport bankosu bulunuyor. Toplam 7 adetlik bagaj alım bandının saatlik kapasitesi ise 7 bin 5000 bavul.Hem iç hem de dış hat operasyonunun tek binada toplandığı yeni terminal ile birlikte Sabiha Gökçen Havalimanı hızlı bir çıkış yakaladı. Pegasus'un ardından SunExpress, THY'nin alt markası AnadoluJet operasyonu ile büyüyen havalimanı, geçen yıl sonunda 18,5 milyon yolcuyu yakaladı. Geçtiğimiz Ramazan Bayramı'nda ise havalimanı günlük 90 bin yolcuyu aştı.Halen Sabiha Gökçen'e haftalık olarak 1376 tarifeli uçuş gerçekleştiriliyor. Gelen havayollarının yüzde 69'u Avrupalı, yüzde 25'i Ortadoğulu ve yüzde 6'lık bölümü de Afrikalı şirketler oluşturuyor.Yeni pist ve terminal yapılacakKategorisinde Avrupa'nın en hızlı büyüyen havalimanları arasında olan Sabiha Gökçen için projenin ikinci büyüme aşamasının başlaması planlanıyor. Paralel pist ile uçak trafiğinin en az iki kat artırılması hedefler arasında.Plana göre toplam uzunluğu 3 bin 500 metre olacak piste Airbus A380 gibi büyük yolcu uçakları maksimum kalkış ağırlıkları ile havalanabilecek. Bölgede 25 milyon metre küplük dolga gerçekleştirilecek.Aynı anda uçakların inip kalkabileceği paralel iki pistin arasına terminal inşa edilecek. Uydu terminal sayesinde operasyonunu daha da artacağı Sabiha Gökçen'in kapasitesi yıllık 50 milyon yolcuya ulaşacak. Uçuş operasyonunun daha emniyetli yönetilmesi için ayrıca 115 metre yüksekliğinde hava trafik kontrol kulesi de yapılacak.Bakım merkezi olduYolcu ve kargo operasyonunun yanı sıra Sabiha Gökçen Havalimanı aynı zamanda önemli bir bakım merkezi. THY'nin müşteri uçaklarına hizmet verecek HABOM (Havacılık Bakım Onarım Merkezi) önümüzdeki yıllarda bölgenin en önemli MRO olarak adlandırılan uçak bakım tesislerinden biri oldu. THY'nin ayrıca motor imalatçısı Pratt&Whitney ile birlikte açtığı TEC (Turkish Engine Center - Türk Motor Merkezi) de yolcu uçaklarının motor bakım işlemlerini gerçekleştiriyor. Özel yatırım olan MyTechnic ise 60 bin metre kare kapalı alana sahip hangarı ile 2008'den bu yana uçak bakım hizmeti veriyor.Kurulmasına 1987'de karar verildi1987: İstanbul'un Anadolu yakasında İleri Teknoloji Parkı (İTEP) kurulması için düğmeye basıldı. İTEP'in önemli bir parçası da havalimanı olacaktı. Meydanın inşası için yapılan araştırmalarda Kurtköy bölgesinin uygun olduğuna karar verildi.1992: Bölgede kamulaştırma başladı.1998: Sabiha Gökçen Havalimanı'nın temeli atıldı.2000: Sabiha Gökçen'i işletmek üzere Savunma Sanayi Müsteşarlığı'nın yüzde 96.4 oranında hissesine sahip, Havaalanı İşletme ve Havacılık Endüstrileri A.Ş. (HEAŞ) kuruldu.2001: Havalimanı 550 milyon dolara mal oldu. İlk uçuş gerçekleştirildi.2002: Havalimanı ilk yılını 47 bin yolcu ile tamamladı.2005: İç hat pazarına giren Pegasus Havayolları, Sabiha Gökçen'den uçuşlarına başladı.2007: Havalimanına yapılan ihale ise 20 yıllık işletim ve yeni terminal inşa projesini 1,93 milyar Euro + KDV bedelle Limak-Malezya-GMR ortaklığı kazandı.2008: Havalimanı işletmesi 1 Mayıs'tan itibaren konsorsiyumun kurduğu İSG şirketine devredildi. 3 Mayıs'ta yolcu kapasitesi 25 milyon/yıl olan terminalin temeli atıldı.2009: Terminal hizmete 29 Ekim'de açıldı.2010: Havalimanı yılı 2009'a göre yolcu sayısını yüzde 72 artırarak 11 milyon 129 bin yolcuya ulaştı.2013: Bir önceki yıla göre yüzde 26 artış yakalayan Sabiha Gökçen'in yıl sonundaki yolcu sayısı toplamda 18 milyon 521 bin oldu. Sabiha Gökçen'de ortaklık yapısı değişti. Yüzde 20'lik hisseye sahip Hintli GMR Grubu, bu hisseleri yüzde 40'lı kontrol eden Malezyalı Malaysia Airport Holdings'e sattı. Böylelikle Malezyalıların hisse oranı yüzde 60'a çıktı. Limak Grubu yüzde 40'ta kaldı.2014: Paralel pist, uydu terminal konusunda ihaleye çıkılmasına karar verildi. İhalenin hazırlığı DHMİ tarafından yapıldı.Avrupa'nın en hızlı büyüyen havalimanı olduSabiha Gökçen Havalimanı, açıldığı 2001 yılında 47 bin yolcu tarafından kullanıldı. Özellikle yolcu sayılarında 2006'dan itibaren ciddi bir artış yaşandı. Bunda Pegasus Havayolları'nın tarifeli olarak iç hat ve sonrasında dış hat seferlerine başlamasının yanı sıra havalimanının özellikle düşük maliyetli havayolları tarafından kullanılması da etkiliydi.DHA
Reklam
'Kilosu 10 Milyon Dolar'
Dünyanın en pahalı yüksek teknoloji ürünü kuantum Türkiye'de üretilecek.Cep telefonundan kanser tanı sistemlerine kadar çok geniş bir alanda kullanımı bulunan ' kuantum noktaların' kilogram ölçeğinde üretimi için İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü'nde (İYTE) çalışma başlatıldı. Bir günde gram ölçeğinde üretimi başaran laboratuvar, yıl sonunda bir günde kilogram ölçeğindekuantum nokta üretmeyi planlıyor. Çalışmanın ana amacı, özel sektörün dikkatini çekmek.LED televizyonlar ve cep telefonlardaki canlı renkleri, saç kılının 20 binde biri boyutundaki yarı iletken nano kristallere borçluyuz. 'Kuantum nokta' adı verilen ve farklı işlevler yüklenebilen parçalar, sıvı ya da toz halde üretilebiliyor. Halen tamamı ithal edilen kuantum noktaların yerli imkanlarla üretimi için Kalkınma Bakanlığı desteğiyle kurulan İYTE Fen Fakültesi laboratuvarlarında bir TÜBİTAK projesi başlatıldı.Dekan Prof. Dr. Serdar Özçelik'in liderliğindeki araştırma ekibinin yürüttüğü çalışma kapsamında sıvı ve toz formlarda kuantum noktalar elde edilerek farklı uygulamalarda denenmeye başlandı. Dünyada çok ender olarak üretilen 4 farklı atom bileşeninden oluşan kuantum noktalarını üretmeyi başaran ekip, bu malzemeyi yeni nesil ekran teknolojileri ve kanser tanı kitlerinin geliştirilmesi için kullanmaya başladı. Ekip ayrıca özel bir firma ile ortaklaşa kuantum noktaların endüstriyel kullanımına imkan verecek bir projeye de adım attı.Prof. Dr. Özçelik, yaptığı açıklamada kuantum nokta üretiminin dünyada henüz bir iki firma tarafından yapılabildiğini, bu yüksek teknoloji ürününün endüstriyel olarak kullanılabilmesi için bir günde kilogram ölçeğinde üretiminin mümkün olması gerektiğini ifade etti.'KİLOSU 10 MİLYON dolar'Halen sadece ABD'deki iki yüksek teknoloji şirketinin bir günde kilogram ölçeğinde kuantum nokta üretebildiğini anlatan Özçelik, uluslararası piyasada bu ürünün miligram fiyatının 10 dolar ile 150 dolar arasında değiştiğine dikkati çekti.Özçelik, şöyle konuştu: 'Kilogramı en az 10 milyon dolar olan bir maddeden bahsediyoruz. Bu ürünler gündelik yaşamın merkezinde yer alıyor ve dünyanın önde gelen üniversitelerinde geliştirme ve endüstriyel üretim konusunda projeler yürütülüyor. Biz de özel sektör işbirliğiyle büyük ölçekte kuantum nokta üretimi için çalışmaya başladık. Şu anda bir günde gram ölçeğinde üretim yapar duruma geldik. Hedefimiz yeni aldığımız reaktörlerle yıl sonunda günde 1 kilogram kuantum noktası üretebilecek seviyeye gelmektir' dedi.Kuantum noktaların ticarileşmesi için büyük ölçekte üretim yapabilmenin en kritik aşama olduğunu vurgulayan Özçelik, dünyada özellikle yeni nesil ekranlarda kuantum noktaların kullanıldığına işaret etti.Üretilen 100 ekranlık bir televizyonda yaklaşık 10 miligram kuantum nokta kullanıldığını, bunun 100 dolara tekabül ettiğini ifade eden Özçelik, bu televizyonun fiyatının zaten 100 dolar olduğunu, dolayısıyla fiyatların düşebilmesi için yüksek ölçekte üretimin zorunlu olduğunu kaydetti.'ŞİRKETLER YATIRIM YAPARSA 2-3 KAT DEĞİL10-20 KAT PARA KAZANACAK'Yüksek teknoloji ve katma değere sahip üretim yapısına geçmeye çalışan Türkiye için kuantum nokta üretiminin önemli bir fırsat olduğunu savunan Özçelik, sözlerini şöyle sürdürdü: 'Çok değerli bir ürün olan kuantum nokta üretimi, oldukça karlı bir alan. Çünkü miligramı 10 dolar dediğimiz malın maliyeti aslında bunun binde biri kadar. Bu ürün sadece bilgi ile üretiliyor. Yüksek teknolojiye dayanan tüm ürünler böyle. 100 dolara mal olan bir cep telefonuna bin dolar veriyoruz. Aradaki fark şirketin geliştirdiği bilgi. Nanoteknolojiyle ilgili pek çok pazar araştırması ve öngörü var. Bilimsel analizlere göre şirketler bu alana yatırım yaptıkları zaman 2-3 kat değil 10 - 20 kat para kazanacaklar. Bu konuda bazı firmalarla ortak çalışmalar yürütüyoruz. Nihai hedefimiz İzmir Teknoloji Geliştirme Bölgesi içinde kuantum nokta üretiminin yapıldığı bir endüstri tesisi yaratmak. Öncelikle bu işin fizibilitesini yaparak yatırımcıları cesaretlendirmek istiyoruz.Kuantum nokta üretimi konusunda özel sektörün ilgisini çekmeyi ve onların girişimiyle Türkiye'yi bu teknolojide öncü bir konuma getirmek istiyoruz.' Türk sanayisinde genel eğilimin know-how yani teknoloji ithalatı yapmak yönünde olduğunu, teknoloji satan kuruluşların bir ürünün nasıl yapıldığı bilgisini verdiğini ancak 'neden öyle yapıldığı' bilgisini sakladığına dikkati çeken Özçelik, Türkiye'nin nano teknolojiler konusunda teknoloji ithalatçısı olmak yerine teknoloji tasarımcısı olması için çaba gösterdiklerini sözlerine ekledi.Milliyet
Türkiye'nin Kariyer Alanında En İyi 10 Öğrenci Topluluğu
Her yıl binlerce öğrenci üniversite hayatına adımını atıyor. Ve bir o kadarı da üniversite hayatını sonlandırıyor. Ancak bazen iş hayatına atılmaya başlayan mezunlar arkaya dönüp baktıklarında keşke boşa geçirilen zamanı değerlendirseydim diye pişman olabiliyorlar. Bu derdin dermanı tabi ki öğrenci toplulukları. Bünyelerinde ülkenin dört bir köşesinden gelen dimağlara sahip pırıl pırıl idealist ve hayalleri olan insanlara bir çok imkan sunuyor. Tamamen gönüllülük esasına dayanan öğrenci toplulukları, düzenledikleri  konferanslar, seminerler, söyleşiler, zirveler, ödül geceleri, geziler ve daha nice organizasyonlar ile tüm öğrencilere kendi alanlarındaki kariyer imkanlarından haberdar olmaları, güncel kalmaları,  çalışmak istedikleri sektörlerin en yetkin kişileriyle tanışma olanakları, staj imkanları, kişisel gelişimin yanında öğrenirken eğlenme fırsatları da sunuyor. Özellikle bu yıl yeni üniversite hayatına atılacakların kulağına küpe olması gereken bu köklü geçmişlere sahip öğrenci toplulukların en aktif ve en büyük olanları sizlerle paylaşma gereği duyuyoruz. 
En Zengin 10 Mühendis
“Mühendis olup ne yapacaksın? Doktor ol. Dişçi ol”… “Mühendislikte para mı var?”… eminim gün geçmiyor ki hepimiz böyle bir muhabbete şahit olmayalım. Oysaki durum pekte görüldüğü gibi değil. Yeteneğini kullanan pek çok mühendis dünyanın sayılı zenginleri arasında gösteriliyor. İşte bizde sizler için dünyadaki en zengin 10 mühendisi belirledik.
"Şaka Yapmıyorum, Milliyetçi Hareket Henüz Son Sözünü Söylemedi"
MHP lideri çözüm süreci konusunda, 'İhanet süreci amacına ulaşırsa Türkiye çözülür' dediMHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli , çözüm sürecine ilişkin, “Allah muhafaza, ihanet süreci amacına ulaşırsa Türkiye çözülür. Yeni Anayasa ısrarındaki maksatlardan birisi Erdoğan'ın Başkanlık hedefi ise diğeri özerkliğin inşasıdır. Davutoğlu, buna memur edilmiştir. Ancak Milliyetçi Hareket bu oldu-bittilere müsaade etmez. Bizim bölünecek vatanımız, peşkeş çekilecek toprağımız, kaybedecek insanımız, heba ve israf edecek kardeşliğimiz yoktur. Bunu herkes bilsin. Milliyetçi Hareket henüz son sözünü söylemedi derken, şaka yapmadım” dedi.Ortadoğu gazetesinden Orhan Karataş ’ın sorularını yanıtlayan Bahçeli çözüm süreci ve IŞİD hakkındaki görüşlerini aktardı. Ortadoğu’da Karataş’ın “Sözde hedef IŞİD, gizli hedef Türkiye'dir” başlığıyla yayımlanan (14 Eylül 2014) röportaj şöyle:Geçen yıl, 'PKK sınır dışına çıkacak' diyenler, Türk askerinin teröristleri görmeyeceğini, sırtını döneceklerini söylemiyorlar mıydı? TSK'nın, PKK'ya refakat etmesi için birileri el altından tezgah kurmuyor muydu? TSK, Peygamber ocağıdır, ihanete prim vermesin. Omuzları yıldızdan görülmeyen zevat şehitlerin kemiklerini sızlatmasın. Özel görevliler Anayasa gereği Başkomutanlık yapana sevimlilik yarışına girmesin, fazla da güvenmesin.Allah muhafaza, ihanet süreci amacına ulaşırsa Türkiye çözülür. Yeni Anayasa ısrarındaki maksatlardan birisi Erdoğan'ın Başkanlık hedefi ise diğeri özerkliğin inşasıdır. Davutoğlu, buna memur edilmiştir. Ancak Milliyetçi Hareket bu oldu-bittilere müsaade etmez. Bizim bölünecek vatanımız, peşkeş çekilecek toprağımız, kaybedecek insanımız, heba ve israf edecek kardeşliğimiz yoktur. Bunu herkes bilsin. Milliyetçi Hareket henüz son sözünü söylemedi derken, şaka yapmadım.Erdoğan'ın Türkiye'ye 10 günde 1,5 milyar liralık bir ek külfet getirdiğini söyleyebiliriz. Biz 'Erdoğan'dan Cumhurbaşkanı olmaz' derken ne kadar haklı olduğumuz, zannediyorum şu kısa zaman zarfında daha iyi anlaşılmıştır. Şikâyeti biriken, üst üste yığılan toplumsal dip dalgası haksızlıklar, adaletsizlikler ve ahlaksızlar karşısında sesini mutlaka duyuracaktır. Erdoğan hiç düşündü mü acaba; insan sefalet içinde bahtiyar, refah içinde bedbaht olur mu? Anadolu'da derler ya; 'yakasız gömleğe sarılırsın bir gün, iğneden ipliğe sorulursun bir gün.'NATO, IŞİD'e karşı bu kadar hassas da, niçin PKK'ya karşı pasiftir? IŞİD için toplanan NATO, bir kere olsun PKK karşısında Türkiye'nin arkasında yer aldı mı? Bu nasıl bir müttefikliktir? IŞİD, Barzani'ye gerekli olan sözde kurtuluş ve bağımsızlık mücadelesi için bir bahane mi? Küresel komplo, NATO üzerinden bunu mu sağlamaya çalışıyor? Bugün peşmergeye verilen silahların yarın PKK'ya gitmeyeceğini kimse söyleyemez. Çevremizde olanlar aynı zamanda PKK'ya silah verme kurnazlığını da içeriğinde barındırıyor.Oyun büyüktür. Tuzak vahşidir. Aktörler çok fazladır. Uyarıyorum, IŞİD'le meşrulaşma koridoruna giren peşmerge ve PKK'ya altın tepsi içinde devlet olma imkanı sunmak için el altından yoğun mesai harcanmaktadır. Bu işin içinde İsrail vardır, ABD vardır, AB ülkeleri vardır. İran ve diğer bölgesel ülkelerin konumu ise şartlara göre olgunlaşacaktır. Ama bize göre açık ve sözde hedef IŞİD; gizli ve örtülü hedef Türkiye'dir.Pışpışlanan, sırtı sıvazlanan Erdoğan, NATO'nun telkinlerine karşı cemaati koz ve pazarlık konusu olarak kullanmıştır. Bu çok yanlış ve sakat bir tutumdur. Deyim yerindeyse, Erdoğan; 'ABD'ye verin Gülen'i, kullanın Türkiye'yi' demiştir. Obama'yla soğuk ilişkileri düzelten veya düzelttiğini sanan Erdoğan; ABD'nin çıkarları gereğince sıcak yaklaşımını abartmış ve bir kez daha çuvallamıştır.Genelkurmay Başkanı süreçten haberim yok diyor. 'Kırmızı çizgilerimiz aşılırsa gereğini yaparız' mesajı veriyor. Samimi mi sizce?Eğer Genelkurmay Başkanı bilmiyorsa felakettir, biliyor da zamana oynuyor, alt kadrolarının gazını alıyorsa daha büyük bir sorundur.Arınç diyor ki, 'MGK'da her şey konuşuldu, Özel Paşa'nın bilmemesi imkansız.' Atalay diyor ki, 'Henüz yol haritası hazırlanmadı, tamamlanınca herkes bilgilendirilecek.' Erdoğan diyor ki, 'Keşke bize söyleseydi.' Tam bir keşmekeşlik hakim. Geçen yıl, 'PKK sınır dışına çıkacak' diyenler, Türk askerinin teröristleri görmeyeceğini, sırtını döneceklerini söylemiyorlar mıydı? TSK'nın, PKK'ya refakat etmesi için birileri el altından tezgah kurmuyor muydu?TSK, Peygamber ocağıdır, ihanete prim vermesin. Omuzları yıldızdan görülmeyen zevat şehitlerin kemiklerini sızlatmasın. Özel görevliler Anayasa gereği Başkomutanlık yapana sevimlilik yarışına girmesin, fazla da güvenmesin.Süreç nereye gider? Türkiye'nin geleceğini nasıl görüyorsunuz?Allah muhafaza, ihanet süreci amacına ulaşırsa Türkiye çözülür.Eve, siyasete ve hayata dönüş parolasıyla PKK'ya af gelir, İmralı canisi dışarı çıkar.Türkiye'yi mevcut haliyle bir bütün içinde tutmak imkansızlaşır. Etnik dağılma devasa sorunlara, kayıp ve parçalanmaya ortam açar.Üniter yapı gevşer ve hatta ortadan kalkar. Yeni Anayasa ısrarındaki maksatlardan birisi Erdoğan'ın Başkanlık hedefi ise diğeri özerkliğin inşasıdır. Davutoğlu buna memur edilmiştir.Ancak Milliyetçi Hareket bu oldu-bittilere müsaade etmez. Dev gibi, dağ gibi bölünmenin karşısında Ötüken ruhuyla, Söğüt azmiyle, başkent Ankara şuuruyla dikilir.Bizim bölünecek vatanımız, peşkeş çekilecek toprağımız, kaybedecek insanımız, heba ve israf edecek kardeşliğimiz yoktur. Bunu herkes bilsin.Gün gelecek, bu devrin karanlık niyetlileri inanın bana köşe-bucak kaçacak ve yaptıklarının bedelini çok ağır ödemek durumuna kalacaklardır.Mustafa Kemal, 'Ben Erzurum'dan İzmir'e sağ elimde tabanca, sol elimde sehpa öyle geldim' diyerek bir mücadele kararlılığı sergilemişti.'Milliyetçi Hareket henüz son sözünü söylemedi' derken, şaka yapmadım.Recep Tayyip Erdoğan Çankaya'ya çıktı. Ne diyorsunuz?Yanlışınız var, Çankaya'ya çıkmadı, yeni yapılan Ak Saray'a çıktı. Erdoğan eski alışkanlıklarından kurtulamıyor. Kurtulmaya da niyetli görülmüyor.Şu işe bakınız ki, AOÇ'de kaçak ve hukuksuz sözde saraylar yaptırıyor. Çankaya'yı küçümsüyor. Buna da 'teamül değişikliği' diyor. Bunun adına teamül değil korsanlık denir.Cumhurbaşkanı Erdoğan'a özel olarak yapılan ve 150 dönüme kurulu bulunan ve adına da 'Ak Saray' denilen yeni hanedan binası için bugüne kadar 900 milyon lira harcama yapıldığı söyleniyor. Bu rakamın son zamanlarda 1,1 milyar liraya çıktığı konuşuluyor.Şimdi de Erdoğan ve ailesi için 3 katlı rezidans yapılıyormuş. Keyfe bakar mısınız?Bu yeni binanın duvar ve tavanlarının Osmanlı ve Selçuklu motifleriyle süslendiği ifade ediliyor. Yani binaya tarihi bir kılıf giydiriliyor. Yazıktır bu millete, yazıktır betonlara gömülen yetim hakkına?Erdoğan, daha önceden siparişini verdiği geniş gövdeli, uzun menzilli uçağıyla uçmaya başladı. Bu uçağın 120 milyon dolara alındığı da medyaya yansımış durumda.Cumhurbaşkanlığı için yapılan diğer masraf kalemlerini de kabaca hesaba kattığımızda Erdoğan'ın Türkiye'ye 10 günde 1,5 milyar liralık bir ek külfet getirdiğini söyleyebiliriz. Bu rakamın fazlası vardır, eksiği yoktur.Bu nasıl bir iştir? Şimdi bunu görmezden mi gelelim? Erdoğan milletin kesesinden geçiniyor. Hazine'yi emiyor, yutuyor. Bu kadar işsizimiz, yoksulumuz, dar gelirlimiz varken, bu kadar garibanımız, evsizimiz ortadayken bu olanlar hak mıdır, helal midir?Allah için milletim bunları fark etsin.Cumhurbaşkanı Türkiye'yi tapulu malı gibi görüyor. Her şeyi kendisine reva kabul ediyor.Yarı aç, yarı tok gezen emeklilerimiz; siftah yapamayan esnafımız, ümitleri tarlasında kalan çiftçilerimiz, sofrası kuruyan asgari ücretlilerimiz, ayın başını getiremeyen memurlarımız, ölüm pahasına çalışan işçilerimiz herhalde Erdoğan'ın lüks düşkünlüğüne itiraz edeceklerdir.Cumhurbaşkanı yanlış yoldadır. Biz Erdoğan'dan Cumhurbaşkanı olmaz derken ne kadar haklı olduğumuz, zannediyorum şu kısa zaman zarfında daha iyi anlaşılmıştır.Şikâyeti biriken, üst üste yığılan toplumsal dip dalgası haksızlıklar, adaletsizlikler ve ahlaksızlar karşısında sesini mutlaka duyuracaktır.Erdoğan hiç düşündü mü acaba; insan sefalet içinde bahtiyar, refah içinde bedbaht olur mu?Anadolu'da derler ya; 'Yakasız gömleğe sarılırsın bir gün, iğneden ipliğe sorulursun bir gün.'Galler'deki NATO Zirvesi'nin kamuoyuna yansıyan sonuçları hakkında yorumunuzu alabilir miyim?NATO Zirvesi'ne Ukrayna ve IŞİD'le ilgili gelişmelerin damga vurduğu anlaşılıyor. NATO, özellikle IŞİD'e karşı 10 ülkenin katılımıyla çekirdek koalisyon kurmanın peşinde. Tabii bu gönüllü bir oluşum. Çünkü NATO'nun kararları oy birliği ile alınır. Böyle bir mutabakatın olduğu da tam belli değil. Türkiye'nin ne yapacağı, hangi sözlerin verilip karşılığında nelerin alındığı henüz açıklığa kavuşmadı. Ya da biz bilmiyoruz.ABD, Ortadoğu'da AKP'den marjinal doyum noktasına kadar istifade etmek istiyor, çekim alanında tutmayı amaçlıyor. Kaldı ki bunu da düne kadar iyi yaptı. AKP, BOP kanalı, medeniyetler ittifakı ve dinler arası diyalog derken Batı'nın girdabında eridi gitti.NATO, IŞİD'e karşı bu kadar hassas da, niçin PKK'ya karşı pasiftir? Doğrudur, IŞİD bölgedeki devletleri, insanları ve inanç gruplarını tehdit etmektedir. Süratle önlem almak zorunludur. Ama aynı şey PKK için de geçerlidir. IŞİD için toplanan NATO, bir kere olsun PKK karşısında Türkiye'nin arkasında yer aldı mı? Bu nasıl bir müttefikliktir?Türkiye'nin etrafındaki gelişmeleri edilgen ve pasif şekilde izleme şansı kalmadı. NATO şemsiyesi altında bölgede operasyon yapmak veya çekirdek koalisyona katılmak sonuçları itibariyle iyi hesaplanmalı. Ortadoğu'daki her olayın, her anlaşmazlığın, her husumetin ülkemize jeopolitik yansımaları oluyor. Mezhep ve etnik çekişmeler az ya da çok bize sıçrıyor.IŞİD, aslında Türkiye'ye çevrilmiş bir namludur. Vatandaşlarımızdan bu örgüte katılımlar olduğunu değişik kaynaklardan okuyoruz. Irak'ta kurulan yeni hükümetin IŞİD'e karşı daha etkili mücadele vermesi gerektiğini düşünüyorum. Bununla birlikte uluslararası toplumun eğilim ve tercihi de bu yöndedir.Özellikle Sincar ve çevresinden binlerce Ezidi, kafileler halinde Türkiye'ye sığındı. Ağustos itibariyle ülkemize giriş yapan Suriyeli sığınmacı sayısı 1 milyon 370 bini buldu. Türkiye, bölgesel yangından anında etkileniyor. Coğrafyamızın avantajları olduğu gibi, dezavantajları da fazla. İbn-i Haldun asırlar önce boşuna söylemiş, coğrafya kaderdir.Mazlumlara sahip çıkmak, kucak açmak insanlık vazifesidir. Ne var ki gelenler Türkiye'nin sosyal, kültürel ve ekonomik dokusuna zarar veriyorsa buna da izin vermemek asıldır. Ezidiler insandır, Hıristiyan inancına sahip olanlar insandır. Zorda kalanlara sırt dönmek bizim kültürümüzde yoktur.Şunu da önemle ifade edeyim, gözyaşı döken, canı alınan, yerinden-yurdundan edilen Türkmen kardeşlerimize gösterilmeyen yakınlığın, değişik inanç gruplarına aşırı şekilde lütfedilmesi hayret edilecek bir çifte standarttır.Bildiğiniz gibi Ortadoğu'da kan gövdeyi götürmektedir. AB, bölgeyi IŞİD'e karşı silahlandırmak için Fransa'yı görevlendirdi. Almanya ve diğer bazı ülkeler de ABD'yle danışıklı dövüş halinde peşmergeyi silahlandırıyor. IŞİD, bölgesel dinamikleri alt-üst etti. Düşününüz ki, bir terör örgütü NATO gibi bir teşkilatın gündeminde ilk sıralara çıkabiliyor.Fakat IŞİD militan takviyesini çoğunlukla Batı ülkelerinden sağlıyor.Türkiye de teröristlerin bir geçiş güzergahına döndü.AKP düne kadar radikal grupların hareketliliğine göz yumuyordu. Ancak zor oyunu bozdu. NATO, artık IŞİD'i hedef yapmış durumda.IŞİD'i besleyip büyüten küresel güç merkezleridir. Önce bunu görmemiz gerekiyor. Bu terör örgütü bir kurgudur, bir maşadır. Kimlerin kullanım ve emrine kiralandığı da açıktır.IŞİD terörü, kafa kesiyor, çarmığa geriyor, kitlesel infazlarla korku salıyor. Suriye'den Irak'a kadar terörle, klasik savaş taktikleriyle, devletleşme ve halifelik kurma hevesiyle bölgeyi karanlığa mahkûm ediyor.Türkiye'nin IŞİD'e karşı oluşturulacak koalisyona gönülsüz yaklaştığı basına sızan haberlerden görülüyor.Üç aya yaklaşan bir süredir 49 vatandaşımız IŞİD'in elindedir. Bu, hükümet için yüz karası bir ayıptır. AKP, IŞİD'e yakayı kaptırmış, eski ilişkilerinin diyetini ödemektedir.Anlayamadığım bir şey var: Bilhassa Irak, Suriye, ABD ve peşmerge IŞİD'i bombalıyor ve bu terör örgütüne karşı mücadele veriyorlar. Bu örgüt nasıl bir güce sahiptir ki, kimse başa çıkamıyor?NATO'nun devreye girmesi, Türkiye'yi de planlanan güce dahil etme niyeti ister istemez aklımıza başka ihtimalleri getiriyor.Acaba diyorum, Kürdistan'ın pilot uygulaması olan peşmerge yönetimi tam olarak mücadeleyle, rüştünü ispatlayarak Irak'tan koparılmak mı isteniyor?IŞİD, Barzani'ye gerekli olan sözde kurtuluş ve bağımsızlık mücadelesi için bir bahane mi? Küresel komplo, NATO üzerinden bunu mu sağlamaya çalışıyor?Bugün peşmergeye verilen silahların yarın PKK'ya gitmeyeceğini kimse söyleyemez. Çevremizde olanlar aynı zamanda PKK'ya silah verme kurnazlığını da içeriğinde barındırıyor.Bana göre IŞİD'in sahipleri, terör baronları dört parçalı Kürdistan haritası için yol ve alan açıyor. Bu, sürekli konuşulan ve gündemde tutulan yüz yıllık haritaların yeni baştan tanzim teşebbüsüdür.Gelişmeler, mücadelenin sadece IŞİD terörüyle değil, Ortadoğu'nun tümüyle yapıldığı ve yapılacağı izlenimi veriyor.AKP, PKK'nın silahlara veda edeceğini söylerken, teröristlere dört bir yandan silah yağmasının da önünü açıyor. Baksanıza, HDP Eşbaşkanı yüzsüzce Türkiye'nin PKK'ya silah yardımı yapmasını öneriyor. Garip ve kuşku verici birçok gelişme hem içimizde hem de dışımızda cereyan ediyor.Biz bunları dikkatle izliyoruz.PKK'nın Ezidiler'in ve Hıristiyan unsurların yanında yer aldığı iddiaları da siyasi bir tasarım ve Batı kamuoyunun gözünü boyamak için projelendirilmiş bir kurgudur.Oyun büyüktür. Tuzak vahşidir. Aktörler çok fazladır.Uyarıyorum, IŞİD'le meşrulaşma koridoruna giren peşmerge ve PKK'ya altın tepsi içinde devlet olma imkanı sunmak için el altından yoğun mesai harcanmaktadır.Bu işin içinde İsrail vardır, ABD vardır, AB ülkeleri vardır.İran ve diğer bölgesel ülkelerin konumu ise şartlara göre olgunlaşacaktır.Ama bize göre açık ve sözde hedef IŞİD; gizli ve örtülü hedef Türkiye'dir.NATO Zirvesi'nde Erdoğan'la Obama'nın görüştükleri biliniyor. Bu görüşmede Pensilvanya'da ikamet eden Fethullah Gülen'in iadesi birinci gündem maddesini oluşturmuş. Sizin düşüncelerinizi alabilir miyim?Cumhurbaşkanı ve yandaş medya Obama'yla yapılan görüşmeyi çok parlattı. Görüşme süresi bile bizzat Erdoğan tarafından gururla açıklandı. Pışpışlanan, sırtı sıvazlanan Erdoğan, NATO'nun telkinlerine karşı cemaati koz ve pazarlık konusu olarak kullanmıştır. Bu çok yanlış ve sakat bir tutumdur.Deyim yerindeyse, Erdoğan; ABD'ye 'Verin Gülen'i, kullanın Türkiye'yi' demiştir.Obama'yla soğuk ilişkileri düzelten veya düzelttiğini sanan Erdoğan; ABD'nin çıkarları gereğince sıcak yaklaşımını abartmış ve bir kez daha çuvallamıştır.Erdoğan, Obama'yla son bir yılı aşan sıkıntılı ilişkilerin seyrini yakın diyaloğa bırakmasını 'dün dünle gitti cancazım, şimdi yeni bir şey söylemek lazım' sözüyle müjdelemiş ve Hz. Mevlana'nın ruhunu sızlatmıştır.31 Mart 2011 tarihinde yazılı bir basın açıklaması yapmış ve bazı dava süreçlerinde Sayın Gülen cemaati etrafında süren tartışmalara değinmiştim.O tarihlerde bazı uygulamaların kasıtlı ve bilinçli şekilde bir merkezden yönetildiği, Fethullah Gülen Hoca ve cemaatinin bunların arkasında olduğu düşüncesinin yaygınlaştığını vurgulamıştım.Ve devamla bu gelişmelerin Fethullah Gülen Hocaefendi'yi ve Cemaati'ni zan ve töhmet altında bıraktığını ifade etmiştim.Süregelen olaylarda Fethullah Gülen cemaatinin rolü olduğu kanaatinin giderek kök salması karşısında bazı değerlendirmelerde bulunmuştum.Ve demiştim ki, 'Eğer bu iddialarda bir hakikat payı varsa, bu durumda şu iki husus akla gelmektedir:Fethullah Gülen Hocaefendi yurtdışındadır. Türkiye'deki cemaatin bu konuda bir dahli varsa, Hocaefendi'nin cemaat üzerinde tam olarak etki ve kontrol icra edemediği, bilgisi ve iradesi dışında bazı unsurların bu işlere karışmış olacağı bir ihtimal olarak karşımızdadır.Diğer akla gelen husus ise Türkiye'deki cemaatin başka odaklar tarafından yönlendiriliyor olabileceğidir.Her iki ihtimal de çok vahimdir.Bu durum karşısında Türkiye'nin geleceği bakımından ve Fethullah Gülen Hocaefendi ve cemaatinin zan altında kalmaması ve yıpranmaması düşüncesiyle Hocaefendi'nin bu konuda sessiz kalmayarak insiyatif almasının ve net ve kararlı bir tavır koymasının gerekli olacağı düşünülmektedir.Hocaefendi ve cemaatinin kendilerini ilgilendiren ve hedef alan konularda nasıl hareket edecekleri, neyi yapmayı uygun görecekleri tabiatıyla kendilerinin takdir edecekleri bir husustur.Bu konuda dışarıdan fikir ve telkine ihtiyaçları bulunmadığı gibi, bizim de resen kendilerine yol gösterme görevi üstlenme durumunda olmadığımız açıktır.Ancak, bu yöndeki kuşku, tereddüt ve endişelerin derinleşerek sürmesi, hem Türkiye'ye zarar verecek hem de Hocaefendi'yi ve Gülen cemaatini bir tartışma zeminine çekecektir.Bu durum karşısında, bu tespitlere ve görüşlere katılıyorlarsa, durum bütün unsurlarıyla aydınlanana kadar Hocaefendi'nin, Gülen cemaati mensuplarının bu konularla hiçbir şekilde ilgisi olmadığını göstermek bakımından cemaatin faaliyetlerini durdurduğunu veya askıya aldığını açıklamasının yerinde ve yararlı olabileceği akla gelmektedir.'Bu görüşlerimizden sonra çok ciddi eleştiriler yapıldı. Fakat bugün ne kadar haklı olduğumuz ve isabetli yorumlarda bulunduğumuz belli olmuştur.Bugün Sayın Gülen büyük bir suçlamayla karşı karşıyadır. Kendisi itibar suikastıyla yüz yüzedir. Biz 2011'de çok samimi bir teklifte bulunmuştuk. Ama sözlerimiz başka yerlere çekildi. Şayet düşüncelerimizin altında bit yeniği aranmamış olsaydı, belki de bugünkü olumsuzlukların hiçbirisi yaşanmayacaktı.Sayın Gülen'in sınır dışı, yani deport edilme ihtimali çok gerçekçi görünmüyor. Yine de Sayın Gülen'in Türkiye'ye gelip Erdoğan'la yüzleşmesi faydalı olacaktır. O zaman Erdoğan'ın tüm maskesi düşecek, foyası ortaya çıkacaktır.T24
Reklam