Grafikli - Trump İle Biden'ın Türkiye Perspektifleri Birbirinden Önemli Ölçüde Ayrışıyor
WASHINGTON (AA) - HAKAN ÇOPUR - ABD'de 3 Kasım seçimlerinde başkanlık koltuğuna oturmak için yarışan Cumhuriyetçi Donald Trump ile Demokrat Joe Biden'ın Türkiye'ye ilişkin yaklaşımlarında kayda değer farklılıklar öne çıkıyor.ABD'de 3 Kasım Salı günü yapılacak başkanlık seçimleri, sadece Amerikan iç ve dış politikası açısından değil, aynı zamanda Türk-Amerikan ilişkileri açısından da büyük önem arz ediyor.2016 yılından bu yana başkanlık koltuğunda oturan Trump'ın Türkiye'ye bakışına ilişkin pek çok veri, halihazırda Türk kamuoyunun önünde bulunuyor.Türk-Amerikan ilişkilerinin oldukça dalgalı seyrettiği bir dönemde Trump, gerek kriz anlarındaki olumlu-olumsuz açıklamaları gerek ikili ilişkilerin seyrine etki eden kararlarıyla Ankara'nın tanıdığı bir başkan konumunda. Bu bakımdan ikili ilişkilerin Trump'la 4 yıl daha nasıl seyredebileceğini öngörmek daha mümkün gözüküyor.Öte yandan, 2008-2016 yıllarında Barack Obama'nın başkan yardımcılığını yapan Biden'ın Türkiye'yi ve Türk-Amerikan ilişkilerini yakından bilen bir isim olduğu da bir gerçek.Buna karşılık Biden'ın, başkan seçilmesi halinde Türk-Amerikan ilişkilerine negatif yansıyacak bazı güncel açıklamaları Ankara'da soru işaretleri ve hatta tepkiyle karşılandı.Yine de Biden'ın seçimleri kazanması halinde oluşturacağı kabine ve özellikle belirleyeceği ulusal güvenlik danışmanı ile dışişleri ve savunma bakanları, onun nasıl bir Türkiye politikası izlemek istediğine ilişkin en önemli ipuçları olacak.Trump'ın Türkiye karnesinden notlarBaşkanlık koltuğuna 20 Ocak 2017'de oturan Trump'ın Türkiye'ye ilişkin yaklaşımlarında son 4 yıldır sarf ettiği sözler ve kritik anlardaki açıklamaları, onun Türkiye'ye bakış açısını anlamada önemli ipuçları veriyor.Suriye'den asker çekme ve 'Rahip Brunson olayı' dışında genel olarak Türkiye ve özellikle Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile iyi ilişkileri olduğunu vurgulayan Trump, Kongre'deki Türkiye karşıtı havaya rağmen büyük oranda bu çizgisini korudu.Başkanlık dönemi S-400 ve YPG/PKK sorunlarının gölgesinde geçen Trump, her iki konuda da Erdoğan ile yakın temas halinde oldu ve zaman zaman Türkiye'ye hak veren önemli açıklamalarıyla Washington'daki Türkiye karşıtı korodan ayrıldı.Geçen yıl kasım ayında Beyaz Saray'da Cumhurbaşkanı Erdoğan ile görüşen Trump, buradaki açıklamalarıyla Ankara'nın haklılığını teyit etti.Suriye konusu en önemli çıpa olduBaşkan olduğunda dış politika açısından Suriye'deki DEAŞ konusunu kucağında bulan Trump, Obama döneminden 'YPG/PKK ittifakını' da bir miras olarak aldı.Seçim vaatlerinden biri 'DEAŞ'ı en kısa sürede bitirmek' olan Trump, Pentagon ve ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığının (CENTCOM) Suriye'de terör örgütü YPG/PKK ile kurmuş olduğu yakın iş birliğini sürdürme kararı aldı.2017 yılının mayıs ayında Pentagon'a 'YPG'ye doğrudan silah yardımı yapılması' konusunda resmen izin veren Trump, Suriye'nin kuzeyinden Amerikan askerlerini çekene kadar örgüte yaptığı yardımları sürdürdü.Ankara, Obama yönetimine olduğu gibi Trump yönetimine de YPG/PKK iş birliği dolayısıyla büyük tepki gösterirken, Washington'ın terör örgütüne yapmış olduğu tırlar dolusu silah yardımı ikili ilişkilerdeki en büyük krizlerden biri oldu.Cumhurbaşkanı Erdoğan ile 6 Ekim 2019'da bir telefon görüşmesi yapan Trump, bu görüşmenin ardından Türkiye'nin operasyon alanında bulunan Suriye'nin kuzeyindeki Amerikan askerlerini çekeceğini açıkladı.Washington'daki kurumsal yapı içerisinde ve Kongre'de memnuniyetsizlikle karşılanan bu karar, çok sayıda uzman tarafından 'Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın zaferi' olarak yorumlandı.Bu açıklaması Washington'da şok etkisi yaratan Trump, sonraki gün 'Türkiye'nin sınırlara uymaması durumunda' ekonomisini hedef alacağını ifade eden sert bir açıklama yaptı.Birkaç gün sonra da Cumhurbaşkanı Erdoğan'a bir Suriye mektubu gönderen Trump'ın buradaki sözleri, muhtemelen 4 yıllık başkanlık döneminde Türkiye aleyhindeki en ağır ifadeleri olarak kaydedildi. Cumhurbaşkanı Erdoğan ise söz konusu mektubu iade etti.Trump'ın hemen ardından 'PKK DEAŞ'tan daha kötü' ve 'YPG'liler melek değil' şeklindeki açıklamaları ise önemli itiraflar olarak kayıtlara geçti.Sonraki günlerde ABD askerlerinin sadece 30 günlüğüne Suriye'ye gidip sonra uzun yıllar orada kaldıklarına vurgu yapan Trump, Suriye, Irak ve Afganistan gibi ülkelerdeki Amerikan askerlerinin en kısa zamanda ülkelerine döneceklerini belirtti.Trump'ın S-400'ler ve CAATSA yaptırımlarına yaklaşımıKuşkusuz Trump dönemindeki bir diğer kriz alanı da Türkiye'nin Rusya'dan satın aldığı S-400 hava savunma sistemleri oldu.ABD Kongresi, 2 Ağustos 2017'de Trump'ın imzasıyla yürürlüğe giren CAATSA'nın (Amerika’nın Hasımlarına Yaptırımlar Yoluyla Karşı Koyma Yasası) Türkiye'ye karşı uygulanmasını talep etti.Ancak hem CAATSA Yasası'nın uygulanmasını hem de Türkiye'ye karşı ayrıca yaptırımlar getirilmesini isteyen ve buna yönelik çok sayıda tasarıyı kabul eden Kongre'nin adımlarına Trump destek vermedi.2019 yılının haziran ayında Japonya'daki G-20 Zirvesi'nde Cumhurbaşkanı Erdoğan ile bir araya gelen Trump, S-400'ler konusunda Türkiye'ye hak veren ve Patriot'ların Ankara'ya satılmaması konusunda Obama'yı suçlayan açıklamalarıyla gündemi belirledi.Halen Türkiye'ye yönelik CAATSA yaptırımlarını askıda tutan Trump'ın Kongre'den geçen Türkiye aleyhindeki tasarıları da gündemine almadığı görülüyor.Seçim sürecinde Trump'ın Türkiye açıklamalarıABD'nin seçim sathı mahalline girdiği son bir yıldır Türkiye ile ilgili pek çok açıklama yapan Trump, genellikle Cumhurbaşkanı Erdoğan ile çok iyi ilişkilere sahip olduğunu vurguladı.Rakibi Biden'ın dünya liderleriyle baş edemeyecek bir isim olduğunu savunan Trump, en çok Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ve Cumhurbaşkanı Erdoğan'ı örnek gösterdi.Ankara ile en gergin günlerini Rahip Andrew Brunson konusunda yaşayan Trump, son dönemdeki açıklamalarında 'Brunson'ın serbest bırakılmasının kendisi için çok önemli olduğunu' ifade etti.Yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgını ve buna bağlı olarak ekonomik sıkıntılarla uğraşan Trump'ın yeniden seçilmesi halinde en önemli önceliğinin salgınla mücadele ve ekonomi olması bekleniyor.Dış politikada salgının kaynağı olarak gösterdiği Çin'le 'hesaplaşmayı' ve rekabeti öncelemesi beklenen Trump'ın, Türk-Amerikan ilişkileri bakımından son 1-2 yıldır sürdürdüğü çizgiyi devam ettireceği tahmin ediliyor.Trump ile Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın kurmuş olduğu diyaloğun, ikili ilişkilerdeki kriz anlarında çözümün anahtarı olmaya devam edeceği değerlendiriliyor.Biden'lı yıllar ve bugüne yansımalarıObama'nın özellikle 2. başkanlık döneminde Suriye özelinde bozulmaya başlayan Türk-Amerikan ilişkileri, 2014 yılından itibaren Washington'ın YPG/PKK ile iş birliği yapmaya başlamasıyla giderek ivme kaybetti.Bu süreçte başkan yardımcısı olarak Ankara ile birçok temasta bulunan ve Cumhurbaşkanı Erdoğan'la görüşen Biden, büyük oranda Obama'nın gölgesindeki isim olarak hatırlandı.15 Temmuz 2016 Fetullahçı Terör Örgütü'nün (FETÖ) darbe girişiminin ardından ağustos ayında Ankara'ya gelen Biden, Cumhurbaşkanı Erdoğan ile yaptığı görüşmede, 'Darbe girişimine ilişkin ABD'nin önceden haberinin olduğu yönündeki iddiaları reddediyoruz' açıklamasını yaptı ancak bu açıklama Türkiye'de kimseyi tatmin etmedi.Biden'ın NYT açıklamasıBiden'ın 8 yıllık başkan yardımcılığının ardından Türkiye'ye ilişkin en çok konuşulan açıklamaları, ocak ayında New York Times (NYT) gazetesinin yayın kuruluyla yaptığı bir röportajda ortaya çıktı.Bu röportajında, 'Cumhurbaşkanı Erdoğan karşısında seçim yoluyla muhalefeti iktidara taşıma' niyetinden söz eden Biden, Ankara'nın büyük tepkisini çekti.Ayrıca 'S-400'ler konusunda Türkiye'ye bedel ödetmekten' bahseden Biden'ın bu açıklaması da başkan seçilmesi halinde bu konuda daha sıcak bir krizin habercisi olabilir.Diğer yandan, Biden, başkan yardımcısı adayı Kamala Harris ile yaptıkları ortak açıklamalarda, Dağlık Karabağ konusunda Türkiye'yi 'Azerbaycan'a silah göndererek çatışmaları körüklemekle' suçladı.Benzer şekilde, Doğu Akdeniz'deki Türkiye-Yunanistan gerginliğine ilişkin yine Türkiye'yi suçlayan Biden'ın 'Ayasofya yeniden müzeye çevrilmeli' şeklindeki açıklaması da öne çıktı.Tüm bu söylemlere rağmen, Biden'ın seçim öncesindeki Türkiye'ye yönelik negatif açıklamalarının başkan seçilmesi durumunda politikaya ne şekilde dönüşeceğini görmek için beklemek gerekiyor.
Analiz - Nijerya'nın Çözülemeyen Sorunları Ve Sokaklara Taşan Öfke
İSTANBUL (AA) -GÖKHAN KAVAK- Afrika’nın ekonomik olarak en büyük ülkelerinden Nijerya’da polis şiddetine karşı düzenlenen gösteriler ülkenin birçok eyaletine yayıldı. Başkent Abuja’da ve ülkenin ticaret merkezi Lagos’daki gösterilerde ise kan döküldü. Olaylarda en az 70 kişi hayatını kaybetti ve yüzlerce kişi yaralandı. Ülkenin güney eyaletlerinden Lagos, Rivers ve Delta’da ise sokağa çıkma yasağı ilan edildi. Barışçıl gösterilerin yağma ve çatışmalara dönüşmesiyle can kayıplarının yaşanmasının ardından, Afrika Birliği ve Birleşmiş Milletler’in (BM) açıklamalarıyla konu uluslararası gündeme taşındı.Polis bünyesinde oluşturulan Özel Hırsızlıkla Mücadele Ekibi (SARS) tarafından Nijerya’nın Delta eyaletinde üç hafta önce bir gencin öldürülmesinin ardından başlayan gösterilerde, Nijeryalılar “insan haklarını ihlal ettiği” gerekçesiyle SARS’ın kaldırılmasını istiyor.Başta Hristiyan ağırlıklı güney eyaletlerde 8 Ekim’de başlayan gösteriler, Kuzey Grupları Koalisyonu’nun 19 eyalette yaptığı gösteri çağrısıyla, Müslüman çoğunluklu kuzey eyaletlere de sıçradı. Abuja ve Lagos başta olmak üzere birçok eyalette düzenlenen gösteriler yüzünden hayat durma noktasına geldi. Nijerya’da ay başından beri devam eden gösteriler sadece bu ülkenin değil, Afrika kıtasının da en büyük ve ses getiren gösterileri arasına şimdiden girdi. Ancak göstericilere yönelik saldırılar ve yaşanan yağmalar nedeniyle, barışçıl gösteriler amacından saptı ve gösterilere katılım nispeten azaldı.Nijerya güvenlik alanında birçok sorunla baş etmeye çalışıyor. Kuzeyde Boko Haram örgütü ve silahlı çetelerle mücadele eden hükümet, güneyde ise Biafra Yerli Halkları (IPOB), korsanlar, militanlar ve çetelerle uğraşıyor. Ülkenin en kalabalık eyaleti ve ilk başkenti olan Lagos’ta artan hırsızlık vakalarıyla mücadele için 1992’de kurulan SARS, üniversitelerde cinayetlerin artması üzerine, 2009’dan itibaren ülkenin farklı eyaletlerinde de yapılanmaya başladı.Kuruluş amacı güvenliği sağlamak olan SARS, son yıllarda masum vatandaşlara yönelik insan hakkı ihlalleriyle gündeme geliyor. Birçok Nijeryalı tarafından “silahlı çete” olarak tanımlanan SARS’ın üyelerinin, hırsızlıkla mücadele etme bahanesiyle masum insanları taciz ettiği ya da öldürdüğü dillendiriliyor. Aslında Nijerya polis müdürlüğünün geçen sene bu ekibin faaliyetlerini yasakladığını duyurmasına rağmen değişen bir şey olmadı ve SARS üyeleri görevlerine devam etti. Gösteriler sonrası Devlet Başkanı Muhammed Buhari, SARS’ın dağıtılacağı ve suçluların da cezalandırılacağı sözünü vererek göstericilere “eve dönün” çağrısı yaptı.Gösterilerin yayılmasında tek neden polis şiddeti değilNijerya’da polis şiddetinin yıllardır yaşanmakta olduğu bir gerçek. Uluslararası örgütler tarafından 2017-2020 yılları arasında Nijerya’da 82 polis şiddeti vakası belgelendi. SARS karşıtı gösterilerde de en az 70 kişinin hayatını kaybettiği iddia ediliyor. Yolsuzluk ve rüşvete en fazla bulaşan meslek grubu olan polislerin halk nezdinde de bir saygınlığı bulunmuyor. Nijerya İstatistik Bürosu 2017 verilerine göre polislerin yüzde 46,4’ü rüşvet alıyor. Polislerin rüşvete bulaşmasında düşük maaşın da önemli bir etkisi var. Aslında rüşvet ve yolsuzluk Nijerya’nın hemen her tarafını sarmış durumda. Nitekim polisin uyarılarını dikkate almayan vatandaşların asker karşısında çok daha dikkatli olduğu görülüyor.Gösterilerin özellikle gençler arasında yayılmasının en önemli nedenlerinden biri de ekonomideki sıkıntılar. Nüfusu 200 milyonu aşan ülkede 15-34 yaş arası nüfusun yüzde 70’i işsiz. Yeni tip koronavirüs (Kovid-19) kısıtlamaları da ülkedeki ekonomik krizi bariz bir şekilde derinleştirdi. Afrika’nın en önemli petrol ve doğalgaz merkezi olan Nijerya’da yeraltı kaynaklarının ülkenin kalkınması için ve halkın menfaati doğrultusunda kullanılamaması işsizliği artıran unsurlardan. Diğer taraftan, topraklarının önemli bir kısmı elverişli olmasına rağmen tarımın yıllardır geri plana itilmesi, işsizliği ve fakirliği artıran sebepler arasında. Bu durum gelir adaletsizliğine de neden oluyor. Nitekim mülteci çadırlarının hemen yanında lüks villaların yükseldiği bir ülke olan Nijerya’da nüfusun yüzde 40’ından fazlası fakirlik sınırının altında yaşıyor.Nijerya polisinin ortaya çıkan olağanüstü durumların çoğunda sivillere yönelik şiddet kullandığı ve olayları ilgili kişileri sindirmek yoluyla bastırdığı görülüyor. Kısa vadede belki çözüm olsa da, kişilerin haklarını ihlal eden ve gururunu kıran eden bu durum toplum tabanında bir tepkinin doğmasına neden oluyor. O tepki de bugün olduğu gibi sokaklara yansıyor.Geçmişteki misyonerlik faaliyetleri ve köle ticareti nedeniyle, Batılı eğitim tarzı güneyde daha yaygın ve diasporadaki Nijeryalıların çoğunluğu güneyli. Bu durum sendika faaliyetlerinin, fikrî hareketliliklerin ve medyanın güney eyaletlerde daha yaygın olmasını sağlıyor. Bu nedenle Nijerya’da gösteriler ilk olarak güney eyaletlerde başladı ve daha sonra sınırlı olarak kuzeye yayıldı.Son yılların en büyüğü olan bu gösteriler, aslında devlet başkanı adayı da olan güneyli gazeteci ve siyasetçi Omoyele Sowore liderliğinde geçen sene başlatılan gösterilerin devamı ve daha geniş kapsamlısı olarak da değerlendirilebilir. Nitekim Sowore, 2019 başkanlık seçimlerinin güvenilir olmadığı gerekçesiyle “devrim çağrısı” yapmış ve destekçileriyle gösterilere başlamıştı.Gösterilerin dünya kamuoyunda yer bulmasında, yukarıda bahsettiğimiz Nijerya diasporasının önemli bir etkisi bulunuyor. #EndSARS başlığıyla Kanada, İngiltere, Almanya ve ABD’deki Nijeryalılar gösterileri dünya gündemine taşıdılar. 1967-70 arasındaki Biafra İç Savaşı’nda da Nijerya diasporasının etkin bir rol oynadığı görülmüştü.Yolsuzlukla mücadele etmiş asker ve devlet başkanı: Muhammed BuhariBaşkan Buhari gösteriler başladıktan yaklaşık iki hafta sonra, perşembe akşamı yaptığı açıklamada, halkın sesini açık ve net bir şekilde duyduklarını, taleplerin yerine getirildiğini söyledi ve gösterilere son verilmesini istedi.1983’teki darbeyle devlet başkanı olan asker kökenli siyasetçi Buhari 2015 ve 2019 seçimlerini de kazandı ve iki dönemdir görev yapıyor. Kendisi Nijerya’nın kuzeyinden ve Fulani kabilesinden bir Müslüman. Gösteriler ise daha çok güney eyaletlerde devam ediyor. Buhari 1983-85 yılları arasındaki askeri rejim döneminde olduğu gibi bugün de yolsuzluklarla mücadele eden bir lider. Birçok insan Buhari’nin askeri rejimini ülke tarihindeki en iyi askeri rejim olarak görüyor. Tuğgeneral olarak ordudan emekli olan Buhari ülke yönetimine sivil olarak da talip oldu ve 2015 ve 2019 seçimlerini kazandı. Buhari Boko Haram sorununun çözülmesi, yolsuzluklarla mücadele ve ekonominin iyileştirilmesi gibi vaatlerde bulunsa da bu sorunlar çözülebilmiş değil. Diğer taraftan ekonomi alanındaki kontrolcü yaklaşımıyla dikkati çeken Buhari, yerli pirinç üretimine destek vermek için ithalatı yasaklayarak ve yolsuzluklarla mücadele ederek sosyoekonomik alanda adımlar atmaya çalışıyor.Gösteriler ülkeyi saran bir krize dönüşme tehlikesiyle karşı karşıyaBarışçıl bir şekilde başlayan gösteriler iki hafta sonra çatışmaya dönüştü. Kimliği belirsiz kişilerce SARS karşıtlarına zaman zaman taş, sopa ve palalarla saldırılar düzenlenmesi, güvenlik güçlerinin göstericilere sert müdahalesi, marketlerin yağmalanması ve cezaevlerinden yaşanan firarlar, barışçıl gösterilerin ülkede büyük bir krize dönüşmesine neden oldu ve konuyu uluslararası gündeme taşıdı.Sonuç olarak, göstericilerin talepleri yerine getirilip SARS lağvedilse bile siyaset, ekonomi ve güvenlik alanlarında ciddi zorluklar yaşayan ülkede uzun vadeli bir çözümün sağlanması zor görünüyor. Son devlet başkanlığı seçimlerine 70 adayın başvurduğunu düşündüğümüzde ise ülkede kırılgan bir muhalefet olduğu tespitini rahatlıkla yapabiliriz. Ana muhalefet lideri Atiku Abubakar da göstericilere destek verdi ve bu haliyle gösteriler, iktidar-muhalefet cepheleşmesine dönüşme tehlikesiyle karşı karşıya. Profesyonelce ve organize bir şekilde başlayan gösterilerin toplumsal tabanda bir karşılığının olduğu açık ve gün geçtikçe de bu destek artıyor; fakat olaylarda yaşanan can kayıpları ve yaralanmalar, makul taleplerin lekelenmesine ve meşruiyetini kaybetmesine neden olabilir.
Yapı Kredi'ye İkinci Yarının En Yüksek Katılımlı Sendikasyon Kredisi
İSTANBUL (AA) - Yapı Kredi, yılın ikinci yarısında 20 ülkeden 38 bankanın katılımı ile 805 milyon dolar sendikasyon kredisi sağladı. Yapı Kredi'den yapılan açıklamaya göre, bankanın iki ayrı döviz cinsinden sağladığı 805 milyon dolarlık sendikasyon kredisi, dış ticaretin finansmanı için kullanılacak. Yapı Kredi'nin 284 milyon dolar ve 440,5 milyon avro olmak üzere iki ayrı döviz cinsinden sağladığı sendikasyon kredisinin vadesi 367 gün, maliyeti ise sırasıyla libor artı yüzde 2,50 ve euribor artı yüzde 2,25 oldu. Kredinin tutarı, sözleşmeye eklenen akordeon özelliği sayesinde gelebilecek yeni katılımlarla artırılabilecek.'Önceliğimiz, ülkemiz ekonomisine ve reel sektöre destek sağlamak'Açıklamada görüşlerine yer verilen Yapı Kredi Üst Yöneticisi (CEO) Gökhan Erün, yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgını nedeniyle tüm dünyanın içinden geçtiği söz konusu belirsiz sürece rağmen yılın şu ana kadarki en yüksek katılımlı sendikasyon kredisine imza attıklarını belirtti.Erün, Yapı Kredi'nin insanı merkeze alan anlayışına dikkati çekerek, şunları kaydetti: 'Yapı Kredi olarak güçlü sermaye yapımız, insanı merkeze alan, yenilikçi, sınır tanımayan hizmet anlayışımız ve nitelikli insan kaynağımız ile hedeflediğimiz alanlarda sektör ortalamasının üzerinde sürdürülebilir bir şekilde büyümeye devam ediyoruz. Küresel olarak içinde bulunduğumuz bu zor döneme rağmen saygın finans kuruluşlarının en yüksek talebi gösterdiği bu sendikasyon kredisi, ülkemiz ekonomisine ve Yapı Kredi’ye duyulan güvenin en önemli göstergesi.' Sendikasyon kredisi sözleşmesine eklenen akordeon özelliği sayesinde gelebilecek yeni katılımcılarla sağlanan tutarın yükselebileceğini bildiren Erün, 'Yapı Kredi olarak içinden geçtiğimiz bu zorlu günlerde de ülkemize ve topluma karşı olan sorumluluklarımızı yerine getirebilmek adına var gücümüzle çalışmaya devam ediyoruz. Bu kapsamda, uygun faiz oranları ile kullandırılan bu sendikasyon kredisi, dış ticaretin finansmanına yönlendirilecek. Önümüzdeki dönemde de müşteri odaklı bankacılık anlayışımız doğrultusunda ihracatı ve reel sektörü, dolayısıyla ülke ekonomisini desteklemeye devam edeceğiz.' ifadelerini kullandı.Yapı Kredi’nin sağladığı 805 milyon dolarlık sendikasyon kredisinin düzenleyiciliğini Bank of America, koordinatörlüğünü Bank of America ve Commercial Bank of Qatar, aracılığını ise Mizuho Bank üstlendi.
İlke Vakfı'ndan "Geleceğin Türkiye'sinde Sosyal Politikalar Raporu"
İSTANBUL (AA) - İLKE İlim Kültür Eğitim Vakfı tarafından 'Geleceğin Türkiye'sinde Sosyal Politikalar Raporu' hazırlandı. Vakıftan yapılan açıklamaya göre, Marmara Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Mehmet Fatih Aysan tarafından kaleme alınan rapor, İLKE Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı ve Geleceğin Türkiye'si Proje Koordinatörü Doç. Dr. Lütfi Sunar'ın yöneticiliğinde, vakfın YouTube hesabında yayınlanan programda kamuoyu ile paylaşıldı.Marmara Üniversitesi Öğretim Üyesi Mehmet Aysan, sunumunda sosyal politikalar bağlamında Türkiye'yi bekleyen 6 temel meydan okuma ile karşı karşıya olunduğunu ve bunların fırsata çevrilebileceğini ifade etti.Aysan, raporla ilgili konuşmasında toplumsal değişim, demografik dönüşümler, ekonomik riskler, uluslararası göç, çevre ve salgın hastalıklar, popülizm ve kayırmacılık başlıkları üzerinde durdu.Kadının istihdama katılımı, kırdan kente göç, boşanmaların artması evliliğin ötelenmesi gibi durumların Türkiye'de toplumsal değişimi ve refah dağıtımında farklılaşmaya gidildiğini gösterdiğini belirten Aysan, 'Bu durumlardan biri üzerinden gidilecek olursa kadının değişen ve artan ekonomik rolü baz alınarak istihdam politikalarını yenilemek, bir meydan okumayı fırsata çevirmek için önemli bir adım olacaktır.' ifadelerini kullandı.Raporda ayrıca eğitim, sosyal sigortalar, sağlık, sosyal hizmetler, sosyal yardımlar ve konut gibi 6 temel sosyal politika uygulama alanı incelendi.Aysan, sosyal politikaların sadece ihtiyaç sahibi insanlara ya da dezavantajları gruplara değil toplumun tamamına hitap etmesi gerektiğini vurgulayarak, şunları aktardı:'1990'larda sağlık harcamaları yüzde 3 civarındayken, 2019 yılında bu oran yüzde 12,5'a kadar çıkıyor. OECD ülkeleri arasında sosyal harcamaları en fazla arttıran ülke Türkiye. 2006 yılında gerçekleştirilen sosyal güvenlik ve sağlık reformu, bu hizmetlerin 2011 yılında Aile ve Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı altında birleştirilmesi ve senkronize edilmesi, sosyal yardım harcamalarının son dönemde ciddi bir şekilde artışı ile bu hizmetlerden faydalanıldı, yoksulluk oranları düştü. Sosyal politikaların amacı aslında bir bakıma devletin vatandaşlarına kaliteli ve huzurlu bir hayat sunması anlamına gelmektedir. Bu nihai amacın sosyal adaleti sağlamak, beşeri sermaye ve insani gelişmeyi yükseltmek, yaşam memnuniyetini artırmak gibi izdüşümlerinin olması gerekir.'İLKE Vakfı tarafından 2018 yılında başlatılan Geleceğin Türkiye'si Projesi, eğitim, yükseköğretim, ekonomi, yönetim ve dış politika raporlarının ardından sosyal politikalar raporu ile odak noktasında yer alan geliştirilmeye müsait alanları derinlemesine inceleyerek mevcut sorunlara çözüm önerileri getiriyor.Raporun tamamına İLKE Vakfı'nın internet sitesi ve YouTube hesabından ulaşılabilir.
Sabancı Holding'ten Cumhuriyet Bayramı'na Özel Reklam Filmi
İSTANBUL (AA) - Sabancı Holding, Cumhuriyet’in 97’nci kuruluş yıl dönümüne özel anlamlı bir reklam filmi hazırladı.Sabancı Holding açıklamasına göre, oyuncu Timuçin Esen’in rol alıp seslendirdiği reklam filmi, 'Biz Bu Cumhuriyete Aşığız' etiketiyle, Sabancı Holding sosyal medya hesaplarından paylaşıldı.'Cumhuriyet kaç kere ilan edildi, bilir misiniz?' sorusuyla başlayan reklam filminde, Türkiye Cumhuriyeti’nin 97 yıllık başarıları ve Türkiye’nin bu dönemdeki kazanımları öne çıkarken, Cumhuriyetin ekonomi, turizm, sağlık gibi alanlardaki başarılarına vurgu yapıldı. Açıklamaya göre, söz konusu film sosyal medyada Cumhuriyet Bayramı için yapılan filmler arasında en çok paylaşılanlardan biri oldu.
Burs Ve Öğrenim Kredisi Başvuruları Başladı
ANKARA (AA) - Gençlik ve Spor Bakanı Mehmet Muharrem Kasapoğlu, 2020-2021 eğitim öğretim yılı için burs ve kredi başvurularının başladığını duyurdu.Bakanlıktan yapılan açıklamaya göre, 2020-2021 eğitim öğretim yılında Öğrenci Seçme ve Yerleştirme Sınavı'na girerek ilk defa bir yükseköğretim programına girmeye hak kazanan öğrenciler ile halen bir yükseköğretim programına devam eden ara sınıf öğrencileri ve yurt dışında öğrenim gören Türk vatandaşlarının burs-kredi başvuruları başladı. Burs-kredi hakkından yararlanmak isteyen öğrencilerin 28 Ekim-3 Kasım tarihleri arasında e-Devlet üzerinden başvurması gerekiyor. Son gün 3 Kasım3 Kasım Salı günü saat 23.59’a kadar devam edecek olan başvurular, e-Devlet üzerinden alınacak. Bütün öğrencilerin e-Devlet'teki başvuru indeks sayfasını okuyup onaylaması gerekiyor. Başvuruda değişiklik yapmak isteyen öğrenciler, son güne kadar bilgilerini güncelleyebilecek.Başvuru sırasında öğrencilerin beyan ettiği ekonomik, sosyal ve başarı durumuna ilişkin bilgiler, Gençlik ve Spor Bakanlığı tarafından kamu kurumları aracılığıyla teyit edilecek. Yapılan değerlendirme sonucunda mevzuata uygun olan öğrencilere burs ya da öğrenim kredisi tahsis edilecek. Öğrenim bilgileri doğru olmalı Burs/kredi başvuruları e-Devlet'te yer alan Yükseköğretim Bilgi Sistemi'ne (YÖKSİS) kayıtlı öğrenim bilgilerine göre alınacağı için öğrencilerin YÖKSİS’teki öğrenim bilgilerinin doğru ve eksiksiz olması gerekiyor.Öğrencileri başvuru sırasında herhangi bir sorun yaşamaması için öncelikle e-Devlet'e girerek okul/bölüm, hazırlık ve kayıt dondurma bilgilerini kontrol etmeleri, bilgilerinde hata olan öğrencilerin üniversitenin öğrenci işleriyle görüşerek durumlarını YÖKSİS üzerinden güncelletmeleri gerekiyor. Hatalı ya da eksik öğrenim bilgisiyle burs-kredi başvurusu yapan öğrencilerin başvuruları beyan etmiş olduğu bilgiler üzerinden değerlendirilecektir.Özel durum beyanları elektronik ortamda kontrol edilecek Başvuruda özel durum beyan eden öğrencilerin belge göndermesi gerekmiyor. Başvuru ekranında özel durum (şehit/gazi çocukları, şehit bekar ise bekar kardeşi/gazi bekar ise kendisi, anne ve babası (her ikisi de) vefat edenler, tam teşekküllü devlet hastanesinden alınan sağlık kurulu raporu ile yüzde 40 ve üzerinde engelli olanlar, lise ve dengi öğrenimlerini Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı'na bağlı sevgi evlerinde tamamlayanlar, Darüşşafaka Lisesi'nden mezun olanlar ve milli sporcular vs.) beyan eden öğrencilerin bilgileri Gençlik ve Spor Bakanlığı tarafından ilgili kamu kurum ve kuruluşu nezdinde web servisler aracılığıyla elektronik ortamda kontrol edilecek.Başvuru işlemleri hakkında Gençlik ve Spor Bakanlığı Kurumsal İletişim Merkezi (444 0 472 nolu hat) ile resmi Twitter destek hesabı üzerinden 7 gün 24 saat bilgi alınabilir.
Reklam
Ağrı'nın Mollakara Köyünde 'Altın' Sevinci
Ağrı'nın Diyadin ilçesine bağlı Mollakara köyünde altın sevinci yaşanıyor. Mollakara köyü Muhtarı Bünyamin Çiftçi, 'Köyümüzün taşı toprağı altın' derken Ağrı Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Saim Alpaslan, 'Bu müjdeli haberden sonra Ağrı'nın havası ve iş dünyasına bir umut geleceğini düşünüyoruz' dedi.
Reklam
Suudi Arabistan "Kefillik Sistemi"Ni Kaldırmaya Hazırlanıyor
İSTANBUL (AA) - Suudi Arabistan'ın ülkedeki ekonomik faaliyetleri güçlendirmek amacıyla yabancılara uygulanan 'kefillik sistemi'ni kaldırmaya hazırlandığı belirtildi.Suudi Arabistan merkezli ekonomi gazetesi Maaal'in haberine göre, Suudi Arabistan İnsan Kaynakları ve Sosyal Kalkınma Bakanlığı ülkedeki yabancı işçiler ile işveren arasındaki şartların iyileştirilmesine dair bir girişim başlatmaya hazırlanıyor.Haberde, önümüzdeki yılın ilk yarısından itibaren başlatılacağı ve 10 milyondan fazla yabancı işçiyi etkileyeceği tahmin edilen girişimin, ülkedeki kefillik sisteminin resmen kaldırılması anlamına geldiği ifade edildi.İçeriğinin gelecek hafta duyurulması beklenen girişimin yabancı işçilere sağlayacağı kolaylıklar bağlamında, Suudi Arabistan'da yabancı işgücü piyasasını güçlendirmek ve ülkenin yabancılar nezdindeki çekim gücünü arttırmayı amaçladığı kaydedildi.Suudi Arabistan makamlarından henüz konuya ilişkin resmi bir açıklama yapılmadı.Ülkede uygulanan kefillik sisteminde, yabancı bir işçinin çalışabilmesi için belli bir ücret karşılığında kendisine kefalet verecek Suudi Arabistan vatandaşı birini bulması esasına dayanıyor. Kefili olmayan biri çalışma ruhsatı alamıyor.
Reklam
Kütahya'da Sit Alanında Kepçeyle Kaçak Kazı Yapan 4 Şüpheli Yakalandı
KÜTAHYA (AA) - Kütahya'nın Domaniç ilçesinde, birinci derece sit alanında kepçeyle kaçak kazı yapan 4 şüpheli, suçüstü yakalandı.İl Jandarma Komutanlığı Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şubesi ve Domaniç İlçe Jandarma Komutanlığı ekipleri, Çarşamba köyü yakınlarındaki birinci derece sit alanında şüpheli kişilerin kaçak kazı yaptığı bilgisi üzerine harekete geçti. Operasyon düzenleyen ekipler, olay yerinde A.F.H. (38), S.D. (38), H.B. (36) ve B.Ö'yü suçüstü yakaladı.İlçe Jandarma Komutanlığına götürülen zanlıların, ifadelerinde, bölgede yüklü miktarda altın gömülü olduğu söylentileri üzerine kazı yaptıklarını söyledikleri öğrenildi.
Âşık Veysel'den Murat Çobanoğlu’na Anadolunun Kalbi Âşıklarımız
etiket
Âşık, Anadolu, Güney Kafkasya ve İran'da sürdürülen, genellikle bağlama veya başka bir telli müzik aleti eşliğinde söylenen sözlü halk müziği geleneğini icra eden kişidir. Anadolu, Ortadoğu ve Orta Asya'ya özgü bir halk şairliği türüdür. Türkçe 'Ozan' kavramı ile de ifade edilir.
Milletvekili Ganire Paşayeva'dan Fransız Mallarını Boykota Destek:
KAYSERİ (AA) - Azerbaycan Cumhuriyeti Milli Meclisi Milletvekili Ganire Paşayeva, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın yanında olduklarını ve Fransız mallarını boykot ettiklerini bildirdi. Kayseri Ticaret Odasının ekim ayı meclis toplantısı, yeni tip koronavirüs (Kovid-19) tedbirleri kapsamında, video konferans yöntemiyle yapıldı. Toplantıya katılan Paşayeva, burada yaptığı konuşmada, Azerbaycan ile Türkiye'nin bir millet iki devlet olduğunu söyledi.Bugün Azerbaycan topraklarının işgalden kurtulması için dua ettiklerini belirten Paşayeva, işgalci Ermenistan'ın adaletsizlikle topraklarının yüzde 20'sini aldığını ve bir milyon kişiyi evinden ettiğini dile getirdi.Ermenistan'ın, arkasındaki güçlerle geçmişte Azerbaycan'ın topraklarını işgal ettiğini vurgulayan Paşayeva, kardeş Türkiye ve Pakistan dışında kendilerine destek çıkan olmadığını söyledi.Paşayeva, zaman içerisinde güçlendiklerini, önemli çalışmalar yapıldığını ve geçen zaman için kaybedilen toprakları kazanmak için hazırlandıklarını kaydetti.Azerbaycan'a ciddi bir baskı yapıldığını vurgulayan Paşayeva, şunları kaydetti:'Söz konusu vatansa gerisi teferruattır. Baskılar olursa olsun, biz boyun eğmeyeceğiz. Bu yüzden Türkiye'ye ve Erdoğan'a duruşundan dolayı teşekkür ediyoruz. Türkiye'nin duruşu çok etkili oldu. Türk milleti her zaman adaletten yana oldu. ABD, Rusya, Fransa gibi işgalciden ve soykırımcıdan yana olmadı. Bugün dünyada adalet anlayışı bitmiştir. Uluslararası hukuk bitmiştir. Birçok uluslararası kurumda çalıştım. Bugün dünyanın tek kuralı var, güç. Güçlü olamazsanız haklarınızı koruyamazsınız. Azerbaycan ve Türkiye birlikte haklarını koruyor. Makron 'Türk mallarını almayın.' diyor. Erdoğan'ın çağrısına destek veriyoruz. Biz de Fransız mallarını boykot ediyoruz. Eğer Makron Türk ekonomisine karşı çirkin bir adım atıyorsa biz Fransızlardan az değiliz, onlardan daha çoğuz. Fransız mallarının boykotuna başlıyoruz. Dünyanın her yerinde yaşayan insanlarımızı da birçok platformda aktif olmaya çağırıyoruz. Azerbaycan'ın en büyük yatırımı Türkiye'de, bizim bu birliğimizin, gücümüzün artmasını istemeyenler beraberler. Türkiye ile bizim işbirliğimiz devam edecek.'Paşayeva ayrıca, 'Biz Çanakkale Zaferini yaşadık, her şey bitti dediklerinde biz Türk milleti bitti demeden bitmez diyerek yola çıktık. Bugün yeni Çanakkale Karabağ'dır.' diye konuştu.Milli Meclis’in Ekonomi Ticaret Komisyonu Üyesi Memmedov Meşhur ise bütün Azerbaycanlılara Türk mallarını alma konusunda çağrı yaptıklarını dile getirdi.Ekonomi Ticaret Komisyonu Üyesi Elnur Abdullayev de bütün dünyanın Azerbaycan topraklarının kahramanca savaşarak işgal altındaki topraklarını geri aldığını izlediklerini ifade etti.'İki ülke arasındaki ticaret hacmi 4 milyar dolar civarında'KTO Başkanı Ömer Gülsoy da dost ve kardeş Azerbaycan'ın Karabağ'ın Ermenistan'ın işgalinden ve zulmünden kurtarılmasına yönelik son bir aydır kahramanca verdiği mücadeleyi takdir ve dua ile takip ettiklerini belirtti.'Bugün Karabağ'da tam bir soykırım, vahşet, zulüm ve trajedi uygulanmaktadır.' diyen Gülsoy, Türkiye ile Azerbaycan arasındaki yakınlığın, ticari ilişki ile ölçülemeyeceğini vurguladı.Geçen şubatta iki ülkenin Cumhurbaşkanları ile yapılan Yüksek Düzeyli Stratejik İşbirliği Konseyi Toplantısı'nda Türkiye ve Azerbaycan’ın ticaret hacminin yıllık 15 milyar dolara çıkartılmasının öngörüldüğünü hatırlatan Gülsoy, şöyle devam etti:'İki ülke arasındaki ticaret hacmi 4 milyar dolar civarındadır. 2019'a kıyasla bu yılın ilk 9 ayında Türkiye'nin Azerbaycan'a yaptığı ihracat yüzde 17 civarında artarak 1,5 milyar doların üzerine çıkmıştır. Azerbaycan ile Türkiye, Asya ve Avrupa arasında bir enerji ve iletişim köprüsü kurmuştur. Bu köprünün Bakü-Tiflis-Ceyhan Boru hattı, TANAP doğalgaz projesi ve yine Bakü-Tiflis-Kars demiryolu projesi ile daha da güçleneceğini ifade etmek isterim.'
Reklam
AB Ülkelerinden Yemen'deki Safir Petrol Tankeri Konusunda "Felaket Yaşanabileceği" Uyarısı
İSTANBUL (AA) - Yemen'deki Avrupa Birliği (AB) ülkeleri büyükelçileri, Hudeyde kentindeki Ras İsa Limanı'nda demirli bulunan ve tehlike arz eden Safir petrol tankeri nedeniyle 'insani felaket yaşanabileceği' uyarısında bulundu.Yemen'deki AB misyonu ve AB ülkeleri Büyükelçilerinden yapılan ortak yazılı açıklamada, tehlike arz eden Safir petrol tankeri nedeniyle büyük endişe duyulduğu ifade edildi.'Petrol tankerine son 5 yıl bakım yapılmadı. Tanker, halihazırda Yemen'de ve ötesinde milyonlarca insanı etkileyecek; sağlık, çevre ve ekonomi açısından büyük bir felaketle sonuçlanacak bir tehlike altında.' denilen açıklamada, büyük bir petrol sızıntısı olması durumunda Hudeyde Limanı'nın hizmet dışı kalacağı, bunun da milyonlarca Yemenlinin gıda güvenliğinin etkilenmesi anlamına geleceği kaydedildi. Herhangi bir sızıntının, Kızıldeniz'deki balık zenginliğini, deniz ekosistemini ve deniz ticaretini önemli ölçüde etkileyeceği aktarılan açıklamada, Hudeyde kenti ve limanının kontrolünü elinde bulunduran Husilere, 'uzman ekibin herhangi bir kısıtlama, ön koşul veya gecikme olmaksızın gemiye erişimine izin vererek Birleşmiş Milletler ile tam bir işbirliği' çağrısında bulunuldu.Safir petrol tankerinde 'sızıntı' tehlikesiRas İsa Limanı'nda 2015 yılından bu yana demirli bulunan ve içerdiği 1 milyon varili aşkın petrolle sızıntı tehlikesi taşıdığı belirtilen Safir tankeri, Yemen'de çatışan taraflar arasında sorun teşkil ediyor.Yemen hükümeti 'Husilerin 5 yıldır tankerin bakımının yapılmasına izin vermediğini' savunurken Husiler bunu yalanlıyor.Husiler 'petrolün satışını ve gelirin hükümet ile aralarında bölüşülmesini' şart koşarken, Yemen hükümeti ise buna şiddetle karşı çıkıyor.
AB Ülkelerinden Yemen'deki Safir Petrol Tankeri Konusunda "Felaket Yaşanabileceği" Uyarısı
İSTANBUL (AA) - Yemen'deki Avrupa Birliği (AB) ülkeleri büyükelçileri, Hudeyde kentindeki Ras İsa Limanı'nda demirli bulunan ve tehlike arz eden Safir petrol tankeri nedeniyle 'insani felaket yaşanabileceği' uyarısında bulundu.Yemen'deki AB misyonu ve AB ülkeleri Büyükelçilerinden yapılan ortak yazılı açıklamada, tehlike arz eden Safir petrol tankeri nedeniyle büyük endişe duyulduğu ifade edildi.'Petrol tankerine son 5 yıl bakım yapılmadı. Tanker, halihazırda Yemen'de ve ötesinde milyonlarca insanı etkileyecek; sağlık, çevre ve ekonomi açısından büyük bir felaketle sonuçlanacak bir tehlike altında.' denilen açıklamada, büyük bir petrol sızıntısı olması durumunda Hudeyde Limanı'nın hizmet dışı kalacağı, bunun da milyonlarca Yemenlinin gıda güvenliğinin etkilenmesi anlamına geleceği kaydedildi. Herhangi bir sızıntının, Kızıldeniz'deki balık zenginliğini, deniz ekosistemini ve deniz ticaretini önemli ölçüde etkileyeceği aktarılan açıklamada, Hudeyde kenti ve limanının kontrolünü elinde bulunduran Husilere, 'uzman ekibin herhangi bir kısıtlama, ön koşul veya gecikme olmaksızın gemiye erişimine izin vererek Birleşmiş Milletler ile tam bir işbirliği' çağrısında bulunuldu.Safir petrol tankerinde 'sızıntı' tehlikesiRas İsa Limanı'nda 2015 yılından bu yana demirli bulunan ve içerdiği 1 milyon varili aşkın petrolle sızıntı tehlikesi taşıdığı belirtilen Safir tankeri, Yemen'de çatışan taraflar arasında sorun teşkil ediyor.Yemen hükümeti 'Husilerin 5 yıldır tankerin bakımının yapılmasına izin vermediğini' savunurken Husiler bunu yalanlıyor.Husiler 'petrolün satışını ve gelirin hükümet ile aralarında bölüşülmesini' şart koşarken, Yemen hükümeti ise buna şiddetle karşı çıkıyor.
Reklam
Bakan Pekcan, Türkiye-Danimarka 2. Dönem Jetco Toplantısı İmza Töreni'nde Konuştu:
ANKARA (AA) - Ticaret Bakanı Ruhsar Pekcan, Danimarka ile 'Araştırma-İnovasyon' ve 'KOBİ'ler' ile ilgili çalışma grubu kurulmasına, ayrıca sağlık alanında da bir mutabakat zaptı (MOU) imzalanmasına ilişkin ortak bir görüş ve kararlılık ortaya koyduklarını bildirdi. Bakan Pekcan, Türkiye-Danimarka 2'nci Dönem Ortak Ekonomi ve Ticaret Komisyonu (JETCO) Toplantısı İmza Töreni'ne video konferans yöntemiyle katılarak, etkinliğin eş başkanlığını yürüten Danimarka Dışişleri Bakanı Sebastian Kofod ile toplantı protokolünü imzaladı. Pekcan, Kofod ile birlikte her iki ülkeden iş insanlarının katılımlarıyla sanal ortamda gerçekleşecek Türkiye-Danimarka İş Forumu'na katılacaklarını belirtti. Ortak Komisyon Toplantısı'nda, sanayi, hizmetler ve tarım sektörlerindeki ikili ticari ve ekonomik iş birliğinin artırılmasını görüştüklerini ifade eden Pekcan, bilim ve teknoloji, değer zincirleri, yenilenebilir çevre uygulamaları ve girişimcilik başta olmak üzere pek çok konuda iki ülke kurumları arasında görüşmeleri ve iş birliği olanaklarını değerlendirdiklerini söyledi. Özellikle sürdürülebilir çevre ve şehircilik konularında pek çok yenilikçi iş birliği alanı olduğunu değerlendirdiklerini vurgulayan Pekcan, şöyle konuştu:'Bu yönde atılacak her türlü ekonomik inisiyatifin arkasında olacağız. Öte yandan, ikili ticaretimizde ulusal para birimlerinin kullanılmasının önemine de Toplantı Protokolü'nde yer verdik. İki ülke arasında, 'Araştırma-İnovasyon' ve 'KOBİ'ler' ile ilgili çalışma grubu kurulmasına, ayrıca sağlık alanında da bir MOU imzalanmasına yönelik bir görüş ve kararlılık ortaya koyduk.' 'Amacımız ilk etapta ticaret hacmini 5 milyar dolara çıkarmak'Pekcan, toplantı çerçevesinde ayrıca Türkiye ile Avrupa Birliği (AB) arasındaki Gümrük Birliği Anlaşması'nın güncellenmesi sürecine de değindiklerine dikkati çekerek, 'Her iki taraf da Gümrük Birliği güncellemesinin ekonomik açıdan faydalı bir adım olacağı konusunda hemfikir şekilde görüşlerini paylaştı.' ifadelerini kullandı. Türkiye ile Danimarka arasında 2 milyar dolarlık dengeli bir ticaret hacmi bulunduğu bilgisini veren Pekcan, şu değerlendirmede bulundu:'Amacımız ilk etapta bu ticaret hacmini dengeli bir şekilde 5 milyar dolar seviyesine çıkarmak. Ülkemiz ekonomisinin dinamizmi, her geçen gün gelişen teknolojik altyapısını göz önüne aldığımız zaman Danimarkalı firmalarla firmalarımız arasında yeni ve yenilikçi iş birliği imkanlarının olduğunu ve yeni ortaklıklar kurulabileceğini öngörüyoruz. Savunma sanayisinden yenilenebilir enerjiye, ilaç ve kimya sanayisinden otomotive kadar özellikle orta ve yüksek teknoloji içeren sektörlerle ilgili iş birliği noktasında önemli potansiyeller görüyoruz. İleri tarım teknolojileri ile birlikte, çevre ve atık yönetimi konusunda da ciddi iş birliği alanları mevcut. Keza hizmetler sektöründe de lojistik, müteahhitlik, müşavirlik, sağlık turizmi ve turizm konusunda iş birliği anlamında önemli alanlar olarak ön plana çıkıyor. Sektörel konuları iş insanlarımızla da görüşüyor olacağız.''Danimarka'dan ülkemize stratejik sektörlerde daha fazla yatırım öngörüyoruz'Bakan Pekcan, her ne kadar küresel ekonomi şu anda yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgını etkisi altında olsa da bu salgın sonrasında küresel değer zincirlerinde yeniden yapılanmaların söz konusu olabileceğine dikkati çekerek, firmaların kendilerine daha güvenli ve lojistik açıdan daha avantajlı yeni yatırım merkezleri arayışı içinde olabileceklerini söyledi. Türkiye olarak tüm beşeri kaynaklar, sanayi altyapısı ve lojistik avantajlar ile bu sürece hazır olduklarını belirten Pekcan, şunları kaydetti:'Pandemi sonrasında toparlanma sürecinde yeni yatırımlara ev sahipliği yapabilecek, yatırım ve üretim üssü olma özelliğimizi güçlendirebilecek bir altyapıya sahip konumdayız. Bugünkü toplantımız vesilesiyle Danimarkalı dostlarımıza bu hususları aktardık. Türkiye'nin pandemi koşullarında en fazla direnç gösteren ve pandemi sonrasında da en hızlı çıkışı yakalayacak ülkelerden birisi olduğunu kendileriyle paylaştık. Gelecek dönemde de Danimarka'dan ülkemize stratejik sektörlerde daha fazla yatırım gelebileceğini öngörüyoruz. Tüm ticari ortaklarımızla olduğu gibi Danimarkalı dostlarımızla da ikili ticari ve ekonomik ilişkilerimizi geliştirmek adına çalışmalarımızı aralıksız sürdüreceğiz.'
Başkentte "Türkmenistan-Tarafsızlık Ülkesi" Fotoğraf Sergisi
ANKARA (AA) - Türkmenistan'ın Ankara Büyükelçiliği, Türkmenistan'ın 'daimi tarafsız ülke' statüsünü kazanmasının 25. yılı nedeniyle fotoğraf sergisi düzenledi.Uluslararası Türk Kültür Teşkilatı (TÜRKSOY) Genel Sekreteri Prof. Dr. Düsen Kaseinov'un ev sahipliğindeki etkinlik, TÜRKSOY Genel Sekreterlik binasında gerçekleşti. Etkinliğe, Kaseinov, Türkmenistan Ankara Büyükelçisi Ishankuli Amanlyev, Türkiye Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Yalçın Topçu, İYİ Parti Samsun Milletvekili Bedri Yaşar, AK Parti Erzurum Milletvekili İbrahim Aydemir ve birçok davetli katıldı.Kaseinov, açılış konuşmasında, Türkmenistan'ın milli değerlerine sıkı sıkıya bağlı bir devlet olduğunu ve ilk günlerinden itibaren tüm dünya ülkeleriyle barışçıl ve dostane ilişkiler kurma noktasında çaba sarf ettiğini söyledi. '12 aralık 1995'de Birleşmiş Milletler Genel Kurulunda 185 ülkenin oy birliği ile 'Türkmenistan’ın daimi tarafsızlığı' kararnamesi kabul edilmiş ve geride kalan süre zarfında Türkmenistan bu statüsünü taviz vermeden sürdürerek tüm dünya devletlerinden büyük takdir görmüştür.' ifadelerini kullanan Kaseinov, ülkesinin daimi tarafsızlığının 25'inci yıl dönümü dolayısıyla Türk dünyasından 300 sanatçıyı bir araya getiren TÜRKSOY Ressamlar Buluşması'nın 1500 eserlik koleksiyonundan derlenen bir sergi hazırladıklarını kaydetti.Büyükelçi Amanlyev, 2020'nin, ülkesinde 'Türkmenistan'ın daimi tarafsız ülke yılı' olarak ilan edildiğini ve çok sayıda ulusal ve uluslararası etkinlik düzenlendiğini söyledi.'Kültür ve sanat alanı halk diplomasisinin önemli bir biçimi olmakla, Türkmenistan'ın uluslararası arenada küresel ilerici dönüşümleri başlatıcı ülke olarak tanınması bağlamında özel bir önem kazanmaktadır.' değerlendirmesinde bulunan Amanlyev, söz konusu alanların, Türkmen devletinin evrensel barış, refah ve sürdürülebilir kalkınma sağlanmasına yönelik uluslararası iş birliğinin geliştirilmesini amaçlayan dış politikasının uygulanmasında önemli bir faktör olduğunu belirtti. Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Topçu da 'altı devlet tek millet' olduklarını kaydederek, Azerbaycan'ın kahraman evlatlarının işgal edilmiş vatan topraklarını kurtarmak için mücadele ettiklerini belirterek, Azerbaycan'da cephede şehit olanlara Allah'tan rahmet diledi. Ermenistan kuvvetlerinin sivil yerleşim yerlerine yönelik saldırılarına karşı, 'Savaşın da bir ahlakı vardır, hukuku vardır.' ifadesini kullanan Topçu, Azerbaycan'ın muzaffer olmasını diledi.Topçu, Türkmenistan'a verilen daimi tarafsızlık statüsünün BM Genel Kurulunda 185 üyenin oy birliğiyle onaylandığını hatırlatarak, şunları kaydetti:'Siyaset, ticaret, ekonomi, kültür ve eğitim başta olmak üzere her alanda devam eden iyi ilişkiler sayesinde 'iki kardeş millet-iki devlet' olarak atiyi de beraber kucaklayacağız inşallah. Dünya dursun, sen dur ata yurdum Türkmenistan duasıyla sözlerime son veriyor, sizleri tekrar saygıyla selamlıyorum.'Sergide, yerli ve yabancı fotoğrafçıların Türkmenistan'ın kültür ve doğal güzelliklerini anlatan fotoğrafları yer aldı.
Yunanistan, Kıbrıs Rum Kesimi Ve İsrail'in Dışişleri Bakanları Bir Araya Geldi
ATİNA (AA) - Yunanistan, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY) ve İsrail dışişleri bakanları, Atina'da görüştü.Ekonomi ve enerji iş birliğinin yanı sıra Doğu Akdeniz ve Orta Doğu'daki gelişmelerin ele alındığı toplantının ardından, Yunanistan Dışişleri Bakanı Nikos Dendias, Rum Dışişleri Bakanı Nikos Hristodulidis ve İsrail Dışişleri Bakanı Gabi Ashkenazi, ortak basın açıklaması yaptı.Yunanistan, İsrail ve GKRY arasındaki sıkı iş birliğinin 'bölgedeki güvenliğin garantisi' olduğunu ileri süren Dendias, üçlü iş birliklerinin Avrupa Birliği (AB) ve ABD tarafından da 'güçlü şekilde desteklendiğini' savundu.Ashkenazi ve Hristodulidis ise üçlü iş birliklerini uluslararası hukuk ve Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesine saygı temelinde yürüttükleri iddiasını dile getirerek, bölgedeki diğer ülkelerle de çok taraflı iş birliklerine hazır olduklarını öne sürdü.
Bağcılar'da Suriyeli Anne Ve Oğlunu Gasbeden Şüpheliler Yakalandı
İSTANBUL (AA) - Bağcılar'da ikamet eden Suriyeli anne ve oğlunun ellerini ve ayaklarını bağlayarak, yaklaşık 500 bin lira değerindeki ziynet eşyalarını gasbettikleri öne sürülen 5 şüpheli yakalandı.Asayiş Şube Müdürlüğü Gasp Büro Amirliği ekipleri, 16 Ekim'de saat 16.00 sıralarında Bağcılar'da ikamet eden Suriye uyruklu anne Azize Ö. (65) ile 16 yaşındaki oğlu Y.E'nin evine zorla girip evdeki 700 gram altın ve 8 bin dolar ile 20 bin liranın gasbedilmesi olayına ilişkin çalışma başlattı.Mağdurlar polise verdikleri ifadelerinde, evde oturdukları sırada yüzü maskeli biri kadın, biri erkek 2 şüphelinin tornavidayla kapıyı açıp içeri girdiklerini, kendilerini tehdit ederek ellerini ve ayaklarını bağladıklarını anlattı.Mağdurlar, bir süre önce Suriye'de sattıkları bir arsanın parasıyla satın aldıkları ve evde sakladıkları 700 gram altın ve bir miktar döviz ile Türk lirasını şüphelilerin gasbedip ayrıldıklarını söyledi.Şüpheliler evden ayrıldıktan sonra kendi imkanlarıyla kurtulan anne ve oğlu durumu polise bildirdi.Olaya ilişkin çalışma başlatan polis, olay yeri çevresindeki güvenlik kamera görüntülerini incelemeye aldı. Polis yaklaşık 8,5 kilometre süren görüntü takibinin ardından şüphelilerin kimlikleri tespit etti.Ekipler, 24 Ekim'de olayı gerçekleştiren Muhammet A. (38) ile eşi Hanaa A'yı (29) ve şüphelilerle bağlantılı oldukları belirlenen Safa F., Cuma F. ile Ahmet A'yı yakaladı.Gözaltına alınan şüphelilerden Muhammet A. ve eşi Hanaa A'nın mağdurların akrabaları oldukları, ailenin Suriye'de sattıkları arsadan haberdar oldukları belirlendi.Güvenlik kamera görüntülerinde şüpheli Hanaa A'nın olay yerinden kaçarken bir adreste kıyafetlerini değiştirdiği görülüyor.Şüpheliler, emniyetteki işlemlerinin ardından adliyeye sevk edildi.
Reklam